CHP’nin Adalet İlkesi Kişilere ve Kesimlere Göre Değişmemelidir

By gundem
12 Min Read

CHP’nin Dindar Kesimle Daha Güçlü Bir Bağ Kurabilmesi Gerekmektedir

CHP‘nin son yıllarda farklı toplumsal kesimlere ulaşma konusunda önemli adımlar attığı açık bir gerçektir. Ancak dindar vatandaşların bir kısmı hala partinin kendilerine bakışından tam olarak emin değildir. Bu güvensizlik duygusu, seçim tercihlerini etkileyen önemli faktörlerden biri olmaya devam etmektedir. Dindar vatandaşlar, kendi yaşam tarzlarına ve inançlarına saygı gösterileceğinden emin olmak istemektedir.

Türkiye’de siyaset yalnızca ekonomik veya ideolojik söylemlerle şekillenmemekte, aynı zamanda toplumun manevi hassasiyetleri de seçmen davranışlarında etkili olmaktadır. Bu nedenle CHP’nin, dindar vatandaşların değerlerine karşı daha açık ve kapsayıcı bir dil kullanması, toplumun farklı kesimleriyle arasındaki mesafeyi azaltması son derece elzemdir. İnsanlar, ancak kendilerine saygı duyulduğunu ve ötekileştirilmediklerini hissettiklerinde siyasi tercihlerini yeniden değerlendirebilmektedir.

Özellikle tartışmalı ve hassas konularda kullanılan dil büyük önem taşımaktadır. Hukukun üstünlüğünü savunurken aynı zamanda peşin hükümlü görünmekten kaçınmak, toplumda adalet duygusunu güçlendirecektir. İnsanlar, suçlamaların, hukuki süreçler tamamlanmadan kesin hüküm gibi sunulmamasını beklemektedir. Bu nedenle daha adaletli, daha dengeli ve daha özenli ve dikkatli bir yaklaşım, geniş kitlelerde olumlu karşılık bulabilir.

Türkiye’nin geleceğinde toplumsal uzlaşının güçlenmesi için siyasi partilerin farklı inanç ve yaşam tarzlarına sahip vatandaşlarla daha güçlü bağlar kurması gerekmektedir. CHP’nin dindar vatandaşların hassasiyetlerini daha iyi anlaması ve bu konuda güven verici adımlar atması, hem toplumsal birlik açısından hem de siyasi açıdan önemli sonuçlar doğurabilir. Farklılıkları bir zenginlik olarak gören, herkesi kapsayan bir yaklaşım toplumun geniş kesimlerinden destek görebilir.

CHP’nin Adalet İlkesi Kişilere ve Kesimlere Göre Değişmemelidir

  • Dindar Kesimin Adalet Beklentilerine Daha Güçlü Cevap Verilmeli,
  • Hukuk ve Adalet Konusundaki Endişeleri Giderilmeli,
  • Hukukun Üstünlüğü Her Dosyada Aynı Kararlılıkla Savunulmalıdır

CHP’nin dindar kesimlerle daha güçlü bir bağ kurabilmesi için yalnızca genel söylemler YETERLİ OLMAMAKTADIR.

Toplumun dikkatle takip ettiği somut örnekler üzerinden de GÜVEN VERİCİ BİR DURUŞ SERGİLENMESİ gerekmektedir.

CHP’nin, Adnan Oktar Davasında da Hukuksuzluklara Seyirci Kalmaması ve Adalet İlkesiyle Güven Vermesi Gerekmektedir

Bu noktada ADNAN OKTAR DAVASI önemli bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eğer müvekkil Adnan Oktar, CHP’nin dindar kesimlere ve onların maruz kaldığını düşündüğü hukuksuzluklara bakış açısının gerçekten değiştiğini görse ve bundan emin olsa, bu kanaatini toplumla da paylaşacak, kamuoyunda bu yönde etkili olacaktır.

Bu durum CHP’nin geniş kitlelere ulaşmasına ve iktidar yolunda önemli bir destek kazanmasına katkı sağlayabilir.

Ancak bugün itibarıyla CHP’nin bu konudaki tavrı yeterince net, inandırıcı ve güven verici görünmemektedir. CHP, farklı dosyalarda hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını savunurken, Adnan Oktar dosyasında aynı hassasiyeti göstermemiştir. Özellikle Kavala ve Demirtaş gibi dosyalarda dile getirilen adalet ve hukuk vurgusunun, Adnan Oktar dosyasında da AYNI KARARLILIKLA SAVUNULMAMASI toplumun bir kesiminde çifte standart algısına neden olmaktadır. Dindar vatandaşların önemli bir bölümü, CHP’nin hukuku kişiler arasında ayrım yapmadan savunması gerektiğini düşünmektedir.

Tartışmalı ve Hassas Dosyalarda veya Cinsel Suç İddiaları Konusunda da Aynı Adalet Anlayışı Korunmalıdır

CHP, hukukun üstünlüğünü, adil yargılanma hakkını ve insan haklarını savunan bir siyasi çizgi ortaya koymaktadır. Ancak bu ilkelerin gerçek anlamda güven vermesi, yalnızca toplumun geniş kesimlerinden destek gören veya siyasi olarak daha kolay savunulabilen dosyalarda değil, en tartışmalı ve hassas konularda da aynı kararlılıkla savunulmasına bağlıdır.

CHP çevrelerinden zaman zaman cinsel suç iddiaları içeren dosyalarla ilgili olarak bu konuların hassasiyeti nedeniyle mesafeli davranıldığı ve bu nedenle bu tür dosyalara sahip çıkmanın zor olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları cinsel saldırı suçlarının tamamından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin 2021/696 E, 2022/258 K. sayılı kararı ile aklanmıştır. İstinaf Mahkemesi yaklaşık 1,5 yıl dosyayı inceledikten sonra, 400 sayfalık kararında cinsel saldırı suçları hakkında “Beraat etmeleri gerekirken” diyerek sanıklar hakkında tahliye kararı vermiş, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararı bozmuştur.

Ne var ki, son dönemlerde CHP davalarında sıkça örneğine rastlanıldığı üzere, İstinaf Hakimleri hakkında, kanunları esas alıp hukuka göre karar verdikleri için, önce basında ve sosyal medyada linç kampanyası başlatılmıştır. Bu linç kampanyasının öncülüğünü, dosyanın husumetli müştekileri ile Nedim Şener, Hilal Kaplan, Mücahit Birinci, Selman Öğüt gibi kişiler üstlenmişlerdir. Neticesinde de önce 25 yıllık tecrübesi olan kıdemli hakimler görevlerinden uzaklaştırılmış ve haklarında jet hızıyla soruşturma başlatılmıştır. Hukuka uygun yargılama yapan hakimlerin görevden alınıp sürgün edildiği bir ortamda yargılamanın sonraki aşamalarında ne yerel mahkeme ne istinaf ne da Yargıtay hukuka uygun bir değerlendirme yapmaya cesaret edememiş, ceza kararları dosyanın kapağı dahi açılmadan onanmıştır.

Netice olarak Adnan Oktar Davası dosyası hakkında yorum yapmak için müvekkil ve arkadaşlarının cinsel saldırı suçlarından beraat etmeleri bekleniyorsa, bu beraat aslında çoktan gerçekleşmiştir.

  • Dosyada bir tane dahi doğal müşteki olmadığı, genç kadınların korku ve dayatmayla müvekkil ve arkadaşlarına iftira atmaya mecbur bırakıldıkları,
  • İstismara maruz kalmış, şiddet görmüş, cinsel saldırıya maruz kalmış tek bir kadın bile olmadığı,
  • Sözde mağdur kadınların hepsinin yaşadıklarını iddia ettikleri her şeyi (ki müvekkil ve sanıklar gayri ahlaki ve haram olan hiçbir ilişki isnadının varlığını kabul etmemektedir) kendi istekleri ve rızalarıyla yaşadıkları,
  • Sanıklarla arkadaşlık ilişkileri bulunduğu, bu ilişkilerini 5-10-20 yıl gibi uzun yıllar boyunca devam ettirdikleri ve bu süre boyunca hiçbir şikayetlerinin olmadığı

Telefon tapeleri, HTS kayıtları, mesajlaşmalar, sosyal medya paylaşımları, fotoğraflar gibi yüzlerce delil ile ispatlanmıştır. Nitekim Adli Tıp ve Adli Bilişim Uzmanları, Yargıtay Onursal Daire Başkanları, Türk Ceza Kanununu ve cinsel suçlar kanunlarını yazan ceza hukuku profesörleri dosyaya sundukları bilimsel görüşlerinde de Adnan Oktar Davası dosyasında kanunlara göre cinsel saldırı suçu olmadığını bildirmişlerdir.

CHP’li yetkililerin, dosya hakkında basından edindikleri bilgilere göre değil, somut verilere dayalı delillere göre değerlendirme yapmaları, bu somut veriler de kanunlara göre SUÇ OLMADIĞINI ortaya koyduğundan, BU HUKUKİ GERÇEĞİ SAVUNMAKTAN ve SUÇ OLMADIĞINI DİLE GETİRMEKTEN imtina etmemelidirler.

Aksi takdirde toplumun bir kesiminde, CHP’nin dindar kesim söz konusu olduğunda ilgili dosyalardaki hukuksuzluk iddialarını görmezden geldiği, yapılan tüm suçlamaları doğru kabul ettiği ve ortaya konulan adaletsizlikleri zımnen desteklediği yönünde bir algı oluşmaktadır.

Oysa hukuk devleti anlayışı, SUÇLAMALARIN DEĞIL DELİLLERİN VE ADİL YARGILAMA SÜREÇLERİNiN ESAS ALINMASINI GEREKTİRİR. Bu nedenle CHP’nin, bu tür hassas dosyalarda da daha adil, daha ihtiyatlı ve hukuk devleti ilkeleriyle daha uyumlu bir dil benimsemesi gerektiği değerlendirilmektedir.

CHP’nin, hukuksuzluk iddialarını değerlendirirken DOSYANIN TARAFLARINA, KİŞİLERİN KİMLİKLERİNE, DÜNYA GÖRÜŞLERİNE VEYA TOPLUMDAKİ ALGILARINA GÖRE FARKLI ÖLÇÜLER KULLANMAMASI gerekmektedir. Dindar kesimlerin yakından takip ettiği bazı dosyalarda sessiz kalınması, buna karşılık başka dosyalarda çok daha güçlü bir hukuk ve adalet söylemi geliştirilmesi, toplumun bir bölümünde tutarlılık konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır.

Eğer CHP gerçekten kapsayıcı bir siyaset anlayışı geliştirmek ve toplumun tüm kesimlerinin güvenini kazanmak istiyorsa, adalet ilkesini istisnasız biçimde savunmalıdır. Hukuksuzluk iddiası varsa, bu iddia dosyanın niteliğine bakılmaksızın araştırılmalı; kişi veya grupların toplumdaki konumuna göre farklı tavırlar sergilenmemelidir.

Dindar vatandaşların önemli bir kısmı da tam olarak bunu beklemektedir: Hukukun ve adaletin herkes için eşit şekilde savunulduğu, hiçbir kesimin dışlanmadığı ve hiçbir dosyanın peşin hükümlerle değerlendirilmediği bir yaklaşım. CHP’nin bu konuda daha net, daha tutarlı ve daha güven verici bir tavır ortaya koyması, toplumun farklı kesimleriyle kuracağı ilişkinin güçlenmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Aksi takdirde kamuoyunda, CHP’nin ortaya atılan tüm suçlamaları sorgusuz kabul ettiği ve yaşandığı iddia edilen hukuksuzlukları da dolaylı olarak desteklediği yönünde bir algı oluşmaktadır. Hukukun temel ilkesi, herkes için masumiyet karinesinin korunmasıdır. Bu nedenle siyasi aktörlerin de suçlamalar ile hukuki gerçekler arasındaki ayrımı gözeten bir dil kullanmaları daha doğru olacaktır.

Toplumsal Kapsayıcılığın Temeli ve Tek Yolu ‘Gerçek Sevgi Anlayışının Benimsenmesi’dir

CHP’nin toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir siyaset anlayışı geliştirebilmesi için, sevgi ve kardeşlik kavramlarını daha derinlikli bir şekilde ele alması gerekmektedir. Çünkü gerçek anlamda kapsayıcılık yalnızca siyasi söylemlerle veya eşitlik vurgusuyla sağlanamaz. İnsanlar arasında kimlik, inanç, yaşam tarzı veya dünya görüşü ayrımı yapmadan adaletli davranabilmenin, haksızlığa uğrayan herkesin hakkını savunabilmenin temelinde gerçek sevgi anlayışı bulunmaktadır. Eğer toplumda böyle bir sevgi anlayışı hakim olursa, kişiler veya kesimler arasında ayrım yapılmaksızın herkes için aynı adalet ve aynı vicdan ölçüsü uygulanabilir. Bunun başka bir yolu yoktur.

Ancak burada kastedilen SEVGİ, yalnızca siyasi söylemlerde kullanılan göstermelik bir kavram değildir. Sevgi, ancak Kuran’da tarif edilen ahlak özellikleriyle birlikte anlam kazanır. Kuran’a göre sevgi; AFFEDICİLİK, ŞEFKAT, MERHAMET, SABIR, SADAKAT, VEFA, FEDAKARLIK, ANLAYIŞ, TEVAZU, DÜRÜSTLÜK VE ADALET gibi birçok ahlaki özelliğin bir arada yaşanmasıyla ortaya çıkar. Bunlar sevginin ayrılmaz parçalarıdır. Bu özelliklerden biri eksik olduğunda sevgi de eksik kalır; menfaatlerin çatıştığı noktada terk edilen bir yaklaşım gerçek sevgi olarak adlandırılamaz.

Bu nedenle yalnızca sevgi söylemini benimsemek yeterli değildir; sevginin gerektirdiği ahlaki ilkelerin de samimiyetle yaşanması gerekir. Bu da ancak Allah korkusu ve sevgisi ile mümkündür. Zira imani temel olmadığında insanlar şartları, koşulları ve olayları bahane ederek sevgiyi geri plana itebilmektedirler. İmani bir bakış açısında ise ölçü; şartlar ve olaylar değil, Allah’ın istediği güzel ahlaktır.

Aksi halde toplum nezdinde güven oluşturmak, kapsayıcı bir anlayışın yerleştiğine insanları ikna etmek ve geniş kesimlerin desteğini kazanmak MÜMKÜN OLMAZ.

Bu nedenle CHP’nin, toplumsal uzlaşı ve kapsayıcılık hedefi doğrultusunda sevgi kavramını daha derinlikli ele almasını ve bu anlayışı güçlendirecek adımlar atmasını beklediğimizi yapıcı bir beklenti olarak ifade etmek isteriz.

SONUÇ :

Sonuç olarak, CHP’nin toplumun tüm kesimlerinin güvenini kazanabilmesi için yalnızca söylem düzeyinde değil, uygulamada da kapsayıcı bir yaklaşım ortaya koyması gerekmektedir. Dindar vatandaşlar, kendilerine ve hassasiyet duydukları konulara karşı önyargısız, adil ve samimi bir yaklaşım görmek istemektedir. Bunun yolu ise İNSANLARI KİMLİKLERİNE, İNANÇLARINA, YAŞAM TARZLARINA VEYA HAKLARINDAKI İDDİALARA GÖRE AYIRMADAN, HERKES İÇİN AYNI HUKUK VE ADALET ANLAYIŞINI SAVUNMAKTAN geçmektedir.

Müvekkil Adnan Oktar, CHP’nin bu konuda daha güçlü adımlar atmasının hem toplumsal uzlaşıya hem de partinin toplumun daha geniş kesimleriyle sağlıklı bir bağ kurmasına önemli katkı sağlayacağına inanmaktadır. Bu nedenle bu konuların yeniden değerlendirilmesi, dindar kesimlerin beklenti ve hassasiyetlerinin daha yakından anlaşılması ve güven verici bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği kanaatini taşımakta; CHP tarafından da böyle bir yaklaşımın benimsenmesini ve bu yönde güçlü adımlar atılmasını temenni etmektedir. 11.06.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir