ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR
Özlem Gürses’in Bir Türlü Dinmeyen
Oktar Babuna Kan Kampanyası Takıntısı ve
Bir Türlü Kabullenemediği Gerçekler
Gazeteci Özlem Gürses, 16.07.2026 tarihinde Tavır Gazetesi’ndeki köşesinde 1999 yılında gerçekleşen Oktar Babuna kan kampanyasından bahsetmiş ve söz konusu yardım kampanyasını kendince “skandal” olarak nitelendirilmiştir. 27 yıldır konu hakkında yapılan açıklamaların ardından, tüm lehe yargı kararlarına ve bu vesile ile kurulmuş ÇAPA Kan Bankası’na rağmen, hala şaşırtıcı bir şekilde bu konuyu “skandal” olarak nitelendirmektedir. Gürses, adeta yeniden bir tuşa basmış gibi, Oktar Babuna’nın gerçekten “hasta olmadığını” ve kampanyanın genetik bilgi toplamak amacıyla gerçekleştiğini iddia edecek kadar da ileri gitmiştir.
Zannediyoruz Sayın Özlem Gürses, yoğun iş temposu nedeniyle BAHSETTİĞİ OLAYLARI ARAŞTIRACAK VEYA DÜŞÜNECEK BİR VAKTE SAHİP OLAMAMAKTADIR. Akşam YouTube yayının ardından eve gidip -kendisinin yaşı da ileri olduğu için- ancak uyumaya zaman ayırabilmekte, sonrasında yeniden yayına çıkmak için ancak kendisine çeki düzen verebilmektedir. Aynı döngüyü sürekli devam ettirmeye çalıştığı için YAZI VE KONUŞMALARINDA DERİN ANALİZLERDEN UZAK BİR GÖRÜNÜM SERGİLEMEKTEDİR. Muhtemelen haber müdürü kendisine hazır bazı başlıklar hazırlamakta, ancak YouTube yayını ve uyku arasındaki yoğun döngü nedeniyle KONULAR HAKKINDA HİÇBİR ARAŞTIRMA YAPMAKSIZIN, sadece HAZIR BİLGİLER üzerinden yorum yapmaktadır.
Gerek yayınlarında gerekse yazılarında, anlattığı konularla ilgili derin bilgiye sahip olMAdığı, derin araştırmalar yapMAdığı belli olan Gürses, günümüz kolaycı gazeteci anlayışına ayak uydurmuş gibi görünmektedir.
Özlem Gürses
BU, GAZETECİLİK DEĞİLDİR. Şayet Özlem Gürses, GERÇEK BİR GAZETECİ OLSAYDI, kendisine konuyla ilgili şimdiye dek gönderilmiş BELGELERİ MUTLAKA OKUR; YORUMLARINI BUNLARA GÖRE YAPARDI.
Kendisi, gündeme aldığı konuların araştırmasını YAPMADIĞI için, Oktar Babuna kampanyası konusunu da, KENDİ ÇEVRESİNDEN olup yıllardır AYNI CÜMLELERİ KURAN, YENİ ARAŞTIRMALAR YAPMAYA GEREK DUYMAYAN, sadece HUSUMETİ İSTİKAMETİNDE YOL ALAN bir kısım KLAVYE GAZETECİLERİNDEN öğrenmiş gibi görünmektedir. Bu kişilerin de bilgileri hiç değişmeyen dedikodulara dayandığı için, sanıyoruz Özlem Gürses de, aklında kalan flu bilgiler üzerinden hareket etmektedir. Sayın Özlem Gürses, ARAŞTIRMAK VEYA YENİ BİR FİKİR ÜRETMEK YERİNE, bu eskimiş dedikoduları nakletmekle yetinmektedir.
Bunun bu şekilde olduğu, Sayın Özlem Gürses’in, kendisine DEFALARCA ANLATILMASINA RAĞMEN, Oktar Babuna kan kampanyası konusunda HALA AYNI İDDİAYI, AYNI DEĞİŞMEYEN CÜMLELERLE, AYNI SIRALAMA İLE gündeme getirmesinden anlaşılmaktadır. Bu kampanyanın, DEVLETİN BİZZAT BİLGİSİNDE OLAN, HATTA DEVLETİN DESTEKLEDİĞİ bir kampanya olduğu DELİLLERİYLE anlatılmasına rağmen, her aşamasının LEGAL olduğu BELGELERLE ispat edilmesine rağmen, Oktar Babuna’nın, ÖLÜM DÖŞEĞİNDEYKEN, yapılan iki ayrı İLİK NAKLİ ameliyatı sonrasında hayatta kalabildiği Amerika’nın Seattle Cancer Care Alliance Hastanesi kayıtlarında yer almasına rağmen, hala akıl almaz bir bilgisizlikle, “sahte kampanya” iddialarını devam ettirmektedir.
Sayın Özlem Gürses’in, sıklıkla yenilemek zorunda kaldığımız hafızasını tekrar tazelemek adına, söz konusu delilleri tekrar kamuoyunun dikkatine sunuyoruz:
Bizzat Devletin Yönettiği ve Desteklediği
Oktar Babuna Kan Kampanyası
Dr. Oktar Babuna’nın adıyla anılan, 1999 tarihinde gerçekleştirilen kan kampanyası TAMAMEN RESMİ MAKAMLARIN KONTROL VE DENETİMİNDE, en küçük bir şaibeye dahi yer bırakmayacak bir titizlik içinde gerçekleştirilmiştir.
Kampanya, Mart 1999’da Dr. Oktar Babuna’nın Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) hastalığı vesilesiyle, Türkiye’de eksikliği gündeme gelen “KEMİK İLİĞİ BANKASI” oluşturulması için, bir tür sosyal sorumluluk projesi mahiyetinde düzenlenmiştir. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ TARAFINDAN BAŞLATILAN KAMPANYA, gerek halkın gerek en üst düzey devlet yöneticilerinin gerekse siyasi, akademisyen ve bilim adamlarının yoğun ilgisine mazhar olmuştur.
Bu itibarla, söz konusu organizasyon kapsamında bizzat devlet tarafından görevlendirilen kurumlar tarafından toplanan kanların, ülkemizde yeterli teknik imkan BULUNMADIĞI için YİNE BU KURUMLARIN YÖNLENDİRMESİYLE, analiz için yurt dışına gönderilmelerine karar verilmiştir. Bu karar, SÖZ KONUSU KURUMLARIN KARARIDIR ve alınan bu kararda HİÇBİR ART NİYET, TEHLİKE VEYA RİSK SÖZ KONUSU OLMAMIŞTIR.
Bu aşamada bazı önemli detayları hatırlatalım:
Kan Kampanyası Başlama Süreci
Dr. Oktar Babuna, 1999 yılında Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) teşhisiyle tedavi görmeye başlamış, hastalık Richter’s Syndrome denilen ÖLDÜRÜCÜ bir şekle dönüşmüş ve bir süre sonra, tüm tedavi yöntemleri tüketildiğinden, KEMİK İLİĞİ NAKLİ OLMASI GEREKTİĞİ ortaya çıkmıştır. Bu ilik nakli gerçekleşmediği takdirde EN FAZLA 3 AY GİBİ BİR SÜRE YAŞAYABİLECEĞİNİN belirtilmesi üzerine uygun kemik iliği donörü bulunabilmesi için bir arayış başlamıştır.
Dr. Oktar Babuna’nın, 1999 yılında, hastalığının son evresindeyken çekilmiş olan fotoğrafları
Dr. Oktar Babuna, 1999 yılında kan kampanyasına öncülük ettiğinde, Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) hastalığının Richter’s Syndrome denilen ÖLDÜRÜCÜ evresindeydi. Doktorların öngördüğü yaşam süresi, EN FAZLA 3 AYDI. Zaten bu durum görünümünden de anlaşılmaktaydı; tüm LENFLERİ OLDUKÇA ŞİŞMİŞ durumdaydı ve kemoterapi tedavisinin tüm etkileri görülebiliyordu. Dr. Oktar Babuna, bu sürecin ardından İKİ KERE İLİK NAKLİ AMELİYATI geçirmiştir. Özlem Gürses ise, Tüm Türkiye’nin yakından takip ettiği, hastane kayıtlarına geçmiş bu açık gerçekten dahi habersiz bir şekilde, Dr. Oktar Babuna’nın hasta olduğuna dahi İNANAMAYACAK kadar BİLGİSİZ davranmaktadır. Gürses’in, GERÇEK BİR GAZETECİ OLMADIĞI, sadece bu örnekten dahi anlaşılabilmektedir.
Beyin Cerrahı olan Dr. Oktar Babuna vesilesiyle gündeme gelen, ülkede kemik iliği bankasının bulunmaMAsı gerçeği, kamuoyu tarafından dikkate alınmıştır. Bunun üzerine İSTANBUL VALİLİĞİ’NDEN ALINAN İZİNLE, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ DEKANLIĞI TARAFINDAN ülke çapında “Ulusal Kemik İliği Bankası Kurulması Kampanyası” başlatılmış ve KAMPANYANIN TAMAMI DEVLET MAKAMLARINCA YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.
Söz konusu kampanyada Oktar Babuna için uygun donör çıkmamıştır. Oktar Babuna daha sonra, yurt dışındaki farklı donörler vesilesiyle, ilki Amerika’nın Teksas eyaletindeki MD Anderson Cancer Center’da, ikincisi yine Amerika’nın Washington Eyaleti’ndeki Seattle Cancer Care Alliance’da olmak üzere İKİ AYRI KEZ KEMİK İLİĞİ NAKLİ GEÇİRMİŞTİR. Yıllar süren yoğun tedavilerinin ardından Richter‘s Syndrome adı verilen ölümcül hastalıktan iyileşerek HAYATTA KALAN İLK VE TEK HASTA olarak tıp literatürüne geçmiştir. Bu durum hastane kayıtlarında mevcuttur; rahatlıkla incelenebilir.
Amerika’da lösemi ile mücadele adına açılan websiteleri, hastalığın en ağır versiyonundan kurtulan kişileri sayfalarında örnek vermektedirler. Oktar Babuna, birkaç örnekten bir tanesidir. Kaynak: https://groupagainstleukemia.weebly.com/statistics-stages-prognosis-success-stories.html
“Kronik Lenfositik Lösemiden Kurtulan Oktar Babuna
Lösemi teşhisi konuldu.
Başarısız bir mini kemik iliği nakli yapıldı.
Tam kemik iliği nakli olmak üzere Türkiye’den SCCA’ya geldi.
Oktar Babuna, lösemisi tedavisi için 2001 yılında kemik iliği nakli nedeniyle —aslında ikinci nakil için— Seattle Cancer Care Alliance’a gelen Türkiyeli bir beyin cerrahıdır.”
Oktar Babuna’nın kemik iliği nakli olduğu Seattle Cancer Care Alliance için köşe yazıları yazan yazar Jeanne Sather, kanser ile mücadelesini konu ettiği Seattle Weekly gazetesindeki “Korkuyla Koşmak” başlıklı yazısında, bir başarı hikayesi olarak Oktar Babuna’yı örnek vermektedir.
Kaynak: https://www.seattleweekly.com/2006/10/09/running-with-fear/
“Son iki yıldır Seattle Cancer Care Alliance’ın internet sitesi için yazılar yazıyorum. Hastaların yaşam öykülerini kaleme aldım. Bunlar arasında, henüz sekiz yaşındayken lösemiyi yenen Sarah Larson; yine lösemi nedeniyle ikinci naklini olmak üzere SCCA’ya gelen Türkiyeli beyin cerrahı Oktar Babuna ve yumurtalık kanserinden sağ kurtulmak için son derece ağır şartların üstesinden gelen, düşüncelerini açıkça ifade eden Suzanne Larsen de bulunuyor.”
Önemle belirtmeliyiz ki, Dr. Oktar Babuna’nın rahatsızlığıyla gündeme gelen, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi tarafından yürütülen Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturma kampanyasında, iddiaların aksine KÖK HÜCRE TOPLANMAMIŞTIR.
Çünkü KÖK HÜCRE TOPLANABİLMESİ İÇİN ÇOK DAHA İLERİ DÜZEYDE BİR ÇALIŞMA GEREKMEKTEDİR. Kampanyayla toplanan 5-6 cc’lik bir tüp kan ile kök hücre toplanmasının MÜMKÜN OLMADIĞINI bilmek için basit bir tıp bilgisi yeterlidir.
Tamamen Devletin Bilgisi ve Kontrolünde Gelişen
Kan Kampanyası
Kampanya tamamen legal yollarla, DEVLETİN BİLGİSİ ve KONTROLÜNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.
Kampanyanın sahibi, para toplama ve harcama yetkilisi olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı tespit edilmiştir. Vakfın o dönemki Başkanı ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan Dr. Faruk Erzengin tüm çalışmaların başında yer almıştır. Dr. Oktar Babuna ise yalnızca, hastalığı nedeniyle bu kampanyanın başlamasına ve kamuoyunun dikkatinin bu yöne çekilmesine vesile olmuş bir kişidir.
Kampanyadan HİÇBİR GELİR ELDE EDİLMEMİŞTİR. Hatta tam tersine, giderler dahi Oktar Babuna ve arkadaşları tarafından karşılanmıştır.
Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturma kampanyası kısa zamanda yardımsever Türk halkının büyük desteğiyle olağanüstü bir sivil hareket haline dönüşmüştür. Kampanya, dönemin hükümetinden gazetecilerine, bakanlarından il sağlık müdürlerine kadar neredeyse Türk halkının tamamının yoğun desteğiyle yürütülmüştür. 3 ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 150.000 kişi kan taramasından geçirilmiştir.
Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel,
Kampanyanın En Önemli Destekçisi
Kampanyanın en önemli destekçisi bizzat dönemin CUMHURBAŞKANI SAYIN SÜLEYMAN DEMİREL olmuştur. Merhum Demirel 28 Mart 1999 tarihli demecinde şu sözleri sarf etmiştir: “İlik Bankası’nın kurulmuş olması fevkalade iyi olur. Ben hem her türlü himayeyi, hem her türlü desteği veririm, yapılacak her kampanyaya katılırım. Nihayet bu bir milli dayanışmadır, bir sosyal olaydır. Temsil ettiğim devletin başı olarak her türlü desteği vermeye hazırım. Benden ne zaman ne isterseniz yanınızda bulacaksınız. Bu hareketi başarıya ulaştıralım.”
Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’in bu açıklamaları dönemin neredeyse tüm gazetelerinde yayınlanmıştır. 28 Mart 1999 Tarihli Türkiye Gazetesinde Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’in bu açıklamalarının yer aldığı habere ilişkin kupürü aşağıda görebilirsiniz.
Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Dr. Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr. Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna ile birlikte kan kampanyasına destek verirken.
Kaynak: 28 Mart 1999 Tarihli Türkiye Gazetesi
Sayın Demirel’in desteği sadece beyanat vermekle de sınırlı kalmamış, toplanan kanların tahlil için yurtdışına gönderilmesi ile ilgili gümrük işlemlerinin kaldırılması ve kanların Türk Hava Yolları uçakları ile ücretsiz taşınması gibi pek çok konuda Cumhurbaşkanı Sn. Demirel bilfiil müdahale ederek yardımcı olmuştur.
Sayın Demirel, 27 Mart 1999 tarihinde, Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna’yı Cumhurbaşkanlığı makamında kabul etmiş ve ilerlemelerle ilgili bilgi almıştır.
Mesut Yılmaz, Berna Yılmaz, Tansu Çiller ve
Meral Akşener’in Destekleri
İstanbul’da düzenlenen ilk büyük kan alma organizasyonu Abdi İpekçi Spor Salonu’nda gerçekleşmiştir. Başbakan Mesut Yılmaz, eşi Berna Yılmaz ve o dönem iktidar partisi olan ANAP‘ın yöneticileri bu organizasyonu sahiplenmiştir. Mesut Yılmaz’ın özel kalemi Sema Erdem ve ANAP Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanı Hale Dicleli, KAN ALMA ORGANİZASYONUNDA HER ŞEYİN BİZZAT KENDİLERİ TARAFINDAN PLANLANDIĞINI VE ORGANİZE EDİLDİĞİNİ çeşitli defalar kamuoyuna açıklamışlardır. Bu organizasyon için gereken TÜM VALİLİK İZİNLERİ de YİNE İKTİDAR PARTİSİ OLAN ANAP YETKİLİLERİ TARAFINDAN ALINMIŞTIR.
Başbakan Sayın Mesut Yılmaz’ın eşi Sayın Berna Yılmaz Hanım’ın Abdi İpekçi Spor Salonunda düzenlenen KAN ALIM ORGANİZASYONUNU ORGANİZE ETTİĞİNE ve BİZZAT KENDİSİNİN SALONA GELEREK BAŞINDA DURDUĞUNA ilişkin 24.03.1999 Tarihli Star TV Ana Haber Bülteninde yayınlanan görüntüler (Aşağıda)
Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır, Bursa Valisi Orhan Taşanlar gibi devletin en üst kademelerinden isimler bizzat kampanyaya katılıp kan vermişlerdir.
Eski Başbakan ve dönemin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, TGRT Televizyonu’na 15 Nisan 1999 tarihinde verdiği röportajda kan kampanyası için parti olarak nasıl seferber olduklarını anlatmıştır.
Eski Başbakan Tansu Çiller: “Seferber oluyoruz parti olarak gençlerimizle herkes hastanelere koştu ve devam edecek bu. özellikle hayat kurtarmak için kendilerinden bir imkanı verebilmek için, ilik verebilmek için herkeste bir seferberlik. Doğru Yol Partisi’nin bütün gençlik teşkilatları, bütün Türkiye’de şu anda seferber olmuş durumdadır. Bunu her türlü desteklemeye hazır ve İinşaAllah bunun çözümünü de bulacağız. Dayanışma budur. Bu bayram günleri özellikle böyle dayanışmalar için en güzel ortamı ifade eder. Hep birlikte milletçe bir kez daha ayağa kalkalım, seferber olalım. Ben bunun özellikle benim partim çerçevesinde, bütün milletçe yapılmasını bir kez daha sağlayacağım. Bu vesileyle milletimize hayırlı bayramlar diliyorum.”
Dönemin İçişleri eski Bakanı Meral Akşener de, 26 Nisan 1999’da İzmit’te düzenlenen organizasyonda kan verirken, “biz Oktar Babuna’ya bu manada çok şey borçluyuz, o bir rahatsızlığı gündeme getirdi” şeklinde konuşmuştur.
Genelkurmay Başkanlığı’nın Talimatı ile
Silahlı Kuvvetlerin Seferber Oluşu
İstanbul’un dışında 12 ayrı ilde de İL SAĞLIK MÜDÜRLERİNİN İZİNLERİ ve KATKILARI ile kan alım organizasyonları düzenlenmiştir.
Genelkurmay Başkanlığı, tüm Silahlı Kuvvetler genelinde gönüllü olan kişilerin kan vermelerini sağlamak için talimat yayınlamıştır. Hatta Karadeniz Ereğlisi’nde düzenlenen organizasyon için askeri spor salonu tahsis edilmiştir. Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Özbek Görgün Paşa da kampanyaya katılarak kan vermiştir.
Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı, İzmit Jandarma Komutanlığı, İzmit 15. Kolordu Komutanlığı ve Gölcük Donanma Komutanlığı da kampanyaya katılarak binlerce gönüllü askerimizin kan vermesine vesile olmuştur.
Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, başta Almanya olmak üzere Türk vatandaşlarının yaşadığı ülkelerdeki büyükelçiliklerimize ve konsolosluklarımıza talimat göndererek kampanyaya destek vermelerini talep etmiştir.
TOPLANAN KANLAR, EMNİYET MÜDÜRLERİ TALİMATIYLA POLİS ESKORTLARI EŞLİĞİNDE HAVAALANINA GÖTÜRÜLMÜŞ, İKTİDAR PARTİSİ OLAN ANAP’IN YÖNETİCİLERİNİN TAHSİS ETTİĞİ ÖZEL UÇAKLARLA Almanya ve ABD’deki dünyanın en iyi ve ünlü laboratuvarlarına gönderilmiştir.
ÇÜNKÜ O DÖNEMDE, TÜRKİYE’DE BU KANLARIN ANALİZİNİ YAPACAK LABORATUVARLAR ÇOK KISITLIYDI.
Örneğin Çapa Tıp Fakültesi’nin laboratuvarı GÜNDE SADECE 4 KAN ÖRNEĞİNİ analiz edebiliyordu. Ankara’daki laboratuvar da benzeri kapasitedeydi. Bu da toplanan yüzbinlerce örneğin analizinin on yıllara yayılması demekti. OYSAKİ KAN ÖRNEKLERİNİN ÖMRÜ SADECE 24 SAATTİR, öyle günlerce, senelerce bekletmek bunları ziyan etmek anlamına gelecektir.
Bu nedenle, kampanyanın karar mercii olan İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI KARARIYLA ANALİZLERİN YURT DIŞINDA YAPILMASI PLANLANDI.
YANİ, “KANLARIN ABD’YE GÖNDERİLEREK ANALİZ ETTİRİLMESİ” KONUSUNA KARAR VEREN, OKTAR BABUNA YA DA BİR BAŞKASI DEĞİL, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI’DIR.
Bütün bu delillerden ve resmi kayıtlardan anlaşılabileceği gibi, KAMPANYANIN HER AŞAMASI, EN ÜST DÜZEY DEVLET MAKAMLARININ İDARESİNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.
Kampanyanın Yarıda Bırakılması ve
Meclis Araştırma Önergesi
Kampanyanın yarıda bırakılmasından sonra dönemin Fazilet Partisi’ne mensup 20 milletvekili, bir Meclis Araştırması Önergesi’nde bulunmuşlardır. 22.07.1999 tarihli bu önerge metninden kısa bir alıntı şöyledir:
“Ulusal kemik iliği bankası kampanyası, devlet tarafından desteklenmiş olup, sivil insanlar tarafından da çok büyük bir ilgiyle karşılanmış bir kampanyadır. Bu kampanya ile ilk aşamada lösemi hastası Dr. Oktar Babuna’ya uygun bir kemik iliği vericisinin bulunması, daha sonraki aşamada ise, Türkiye’de ulusal kemik iliği bankasının kurulması hedeflenmekteydi. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Üniversitesi gibi, devleti temsil eden kişi ve kurumlar tarafından DESTEKLENEREK, 160000 doku tahliline ulaşan ve KEMİK İLİĞİ BANKASININ FİİLEN KURULMASINI TEMİN EDEREK, sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının ilik bulma ve yaşama şansını yüzde 70’lere çıkaran böyle bir kampanyanın, Sağlık Bakanlığı tarafından durdurulması, halkımız arasında HAYRET VE ŞAŞKINLIK ile karşılanmıştır.”
Ülkemizde, lösemi hastalarına yardım etmek için yıllardır faaliyet gösteren Lösemili Çocuklar Vakfı’nın yakalayamadığı başarıyı, birkaç ay içinde yakalayarak, onu çok gerilerde bırakan böyle bir kampanyanın Türkiye’ye sağlayacağı imkânlar, kampanyanın durdurulmasıyla heba edilmiş ve sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının HAYAL KIRIKLIĞINA SEBEP OLMUŞTUR, belki de onları ÖLÜME MAHKÛM ETMİŞTİR.
Ülkemiz insanları için HAYIRLI VE ONURLU BİR HİZMETİ hedef alan bu kampanyaya engel olmak için eldeki delillerin daha tatminkâr ve açık olması gerekmez miydi?”[1]
Elbette gerekirdi. Ancak o dönemde, ÇOK DAHA BÜYÜK HEDEFLERE HİZMET EDEBİLECEK şekilde büyüyen bu kampanya, TATMİNKAR BİR AÇIKLAMAYA GEREK BİLE DUYULMADAN, ÜSTÜNKÖRÜ SÖYLEMLERLE, ANİDEN DURDURULMUŞTUR.
Kan kampanyasına gerekçe olarak uydurulan iddia, teknik olarak imkansızlıklar barındırmasının da ötesinde, ASIL OLARAK MANTIKEN TUTARSIZDIR.
Şayet diğer ülkelerin, Türk vatandaşlarının kanlarıyla ilgili herhangi bir planı olsa idi, bunun için Türkiye’den tıbbi amaçlı gönderilen kanlara ihtiyaçları elbette olmayacaktı. AVRUPA’DA VE AMERİKA’DA MİLYONLARCA TÜRK VATANDAŞI YAŞAMAKTADIR; bu kişiler HASTANELERDE DEFALARCA KAN VERMİŞLERDİR ve VERMEYE DE DEVAM ETMEKTEDİRLER. KENDİ VATANDAŞLARIMIZ, ZATEN KENDİ ELLERİYLE KENDİ KANLARINI BU ÜLKELERE TESLİM ETMEKTEDİRLER.
Oktar Babuna kampanyasını engelleyen kişiler, eğer kampanyayı durdurma iddialarında samimilerse, önce YURT DIŞINDAKİ TÜRKLERİN, BULUNDUKLARI YABANCI ÜLKE HASTANELERİNE TESLİM ETTİKLERİ KANLARDAN KONUYA BAŞLAMALIYDILAR.
Ancak belli ki böyle bir çekince bulunmaMAktadır. Çünkü Avrupa ve Amerika’daki Türk nüfusu, eskisinden çok daha fazladır ve hali hazırda bu insanlar, kanlarını o ülkelerin hastanelerine teslim etmektedirler. Türk yetkilileri ise, bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamamaktadırlar.
Türkiye’nin İlk Ulusal Kemik İliği Bankası,
Oktar Babuna Kampanyası Sayesinde Kuruldu ve
Hala Hayat Kurtarıyor
Bütün bu engellemelere rağmen, Oktar Babuna kampanyası sayesinde TÜRKİYE’NİN İLK ULUSAL KEMİK İLİĞİ BANKASI’nın temelleri atılmıştır. Lösemi ve benzeri çok sayıda zorlu hastalıkla mücadele eden birçok vatandaşımızın Ulusal Kemik İliği Bankası’ndan sağlanan uygun kemik iliği/kök hücre ve türevleri sayesinde SAĞLIKLARINA KAVUŞTUKLARINI önemle hatırlatmak isteriz.
İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankasının web sayfasında yayınlanan verilere göre, HER YIL ONLARCA HASTA BU BANKADAN FAYDALANARAK SAĞLIĞINA KAVUŞMUŞTUR:
Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1E1NyJWf_6dT-RPPZoeCm5U7461w3lYMN/view
Allah korusun, bir gün bu gerçek dışı provokatif haberleri yapanların kendileri, yakınları ya da sevdikleri benzer bir hastalığa yakalansa, kendilerine uygun kemik iliği/kök hücre bulmak için BAŞVURABİLECEKLERİ YEGANE MERKEZ, YİNE OKTAR BABUNA KAMPANYASI VESİLESİYLE KURULAN “ULUSAL KEMİK İLİĞİ BANKASI” OLACAKTIR.
İftirayı Rahat Dile Getirenlerin,
Mevcut Hukuk Sisteminden Şikayetçi Olmaları
Samimi Değildir
Sayın Özlem Gürses, doğruları bilmesine rağmen, rahatça bir iftirayı doğruymuş gibi dile getirmekte; açıkça iftira atmaktadır.
OYSA KENDİSİNE DOĞRULAR DEFALARCA ANLATILMIŞTIR. Dahası, bu deliller 1999 yılından beri DEFALARCA kamuoyunun dikkatine sunulmuştur. Kanaatimizce, bir gazeteci olarak, bu gerçekleri bilmemesi MÜMKÜN DEĞİLDİR.
İşte bu iftiracı sistem, bugün yerle bir olan hukuk sisteminin ana sebebidir. Sayın Özlem Gürses, bunu da çok iyi bilmektedir; zira bu durumdan gece gündüz yakınmaktadır. Yakınmasına rağmen bizzat kendisi, bu iftira sisteminin bir parçası olarak hareket etmektedir.
Sayın Özlem Gürses, şimdiye dek sol kesimin tarafgirliğini yaptığı için çeşitli radikal sol yayınların bir parçası olabilmiştir. Ama aslında kendisinden beklenen, bir gazeteci olarak, araştıran, bilgi edinen, kendi edindiği bilgileri özgür iradesiyle yorumlayabilen bir kişi olmasıdır. Bir kısım muhaliflerin, ezbere tekrarladıkları hikayeleri habermiş gibi tekrarlaması, kendisine yakışmamaktadır.
Ayrıca Sayın Özlem Gürses, kendisine veya yakın çevresine yöneltilen iftiralardan -haklı olarak- sürekli olarak rahatsız olmaktadır. Kendisine veya yakınlarına yapıldığında ağır gelen bu tavrı, başkasına da göstermemesi gerekir. Sırf fikren muhalif olduğu için insanlara rahatça iftira yöneltmek, kendisinin inandığını iddia ettiği hiçbir değerle örtüşmediği gibi, görülebileceği gibi mutlaka kişinin kendisini de vurmaktadır.
Bütün bu hususları takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 27.07.2026
Dipnotlar
- https://cdn.tbmm.gov.tr/TbmmWeb/Tutanak20230120/21/1/37/767149cc-867a-4fc6-9da3-32589de00787.html