Kur’an’ı Tek Rehber Kabul Etmeyi “Sapkınlık” Olarak Nitelendiren Eray Hacıosmanoğlu’na Cevaplar

By gundem
15 Min Read

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN TEKZİPTİR

Sosyal Medyada kendisini aile danışmanı olarak tanıtan Eray Hacıosmanoğlu müvekkil Adnan Oktar’a atıflarda bulunarak, Kur’an’ın hükümleriyle bağdaşmayan bir takım açıklamalarda bulunmuştur.

Müvekkil Adnan Oktar, Eray Hacıosmanloğlu’nun Kur’an’la çelişen bu iddialarına aşağıda cevap vermektedir:

Eray Hacıosmanoğlu’nun “Kur’an yeter akımına sızmış ifadesi Kur’an’a saygıya uygun değildir; Kur’an’ın yeterli olduğunu bildiren Allah’tır.

Eray Hacıosmanoğlu’nun “Kur’an yeter akımına sızmış” ifadesi son derece uygunsuzdur. Kur’an’ın yeterli olduğunu, her şeyin açıklamasının Kur’an’da indirildiğini Allah bizlere bildirmektedir. Tüm samimi Müslümanlar, Peygamber Efendimizden itibaren, Kur’an’ın yeterli olduğunu kabul etmektedirler.

Allah Nahl Suresinde şöyle bildirmiştir:

Kovulmuş şeytanın Allah’a sığınırız:

“…Biz kitabı sana her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde verici olarak indirdik…” (Nahl Suresi, 89-90)

Allah Kur’an’da insanın yaşamında ihtiyaç duyacağı her türlü bilgiyi vermiştir. Allah Kur’an’da, ibadet şekillerini, haramları, helalleri, insan karakterlerini, ekonomik, siyasi, sosyal ve hukuki yaşamın ne şekilde olması gerektiğini, güzel ahlakı, ölüm anı ve ahiretle ilgili tüm bilgilerin hepsini detaylı şekilde açıklamıştır.

Bağnazlıkta ise, Kur’an haşa yeterli görülmez; Kur’an’ın haşa yeterince zor olmadığını, yeterince kurallar, yasaklar olmadığını düşünen bağnaz zihniyettekiler, yüzyıllardır yasaklar, haramlar, kurallar uydurmuşlardır. Bu uydurma yasaklarını kabul ettirebilmek için de, “Kur’an’ı ancak hadisler yoluyla anlayabiliriz” diyerek, Peygamber Efendimiz adına hadisler uydurmaya başlamışlardır.

Kur’an’ı da ele alınması dahi neredeyse günah olarak gösterip evlerin duvarlarına astırıp, insanlara unutturmaya çalışmışlardır. Uydurma hadisler Kur’an ayetleriyle çeliştiğinde ise, bu hadis Kur’an hükmünü nesh etti yani yürürlükten kaldırdı demeye dahi cüret etmişlerdir. Böylelikle de yüzlerce uydurma hadisten kaynaklanan farklı dinler gelişmiştir.

Allah Kuran’da bu insanlar için şöyle bildirir:

“Ne zaman onlara, Allah’ın indirdiklerine uyun denilse, onlar, hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye, geleneğe uyarız derler. Peki, ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (Bakara Suresi, 170)

İşte böyle, senden önce de herhangi bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun refah içinde şımarıp azan önde gelenleri şöyle demişlerdir: “Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet, din üzerinde bulduk. Ve doğrusu biz, onların izlerine, eserlerine uymuş kimseleriz.”

O peygamberlerden her biri de şöyle demiştir: “
Ben size, atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?”

Onlar da demişlerdi ki: “
Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kâfir olanlarız.” (Zuhruf Suresi, 23-24)

Peygamberimiz (sav)’in döneminden sonra, ayetin tasviriyle Allah’a karşı yalan uydurmuş olan topluluklar türedi. Birtakım kimseler, dinde olmayan batıl hükümler, helal ve haramlar çıkardı. Allah’ın Kur’an’da helal kıldıklarına haram, haram kıldıklarına helal dedi. Bunu yaparak dini özünden ve aslından saptırmış oldu. Allah Kur’an’da şöyle bildirir:

“Ey iman edenler! Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 87)

“Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Siz onu, bu okur göründüklerini kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. Bu Allah katındandır derler. Oysa o Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı böyle yalan söylerler.” (Al-i İmran Suresi, 78)

Allah bu kişileri Kur’an’da şöyle uyarmaktadır:
“Dillerinizin yalan yerini nitelendirmesinden dolayı şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz” (Nahl Suresi, 116)

Kur’an’ın apaçık ve net olduğu, Allah’ın Kur’an’da hiçbir şeyi eksik bırakmadığı, haşa hiçbir sözle veya gelenekle tamamlanmaya ihtiyacı olmadığını Allah birçok ayetinde bildirmiştir:

“Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık..” (En’am Suresi, 38)

“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.” (En’am Suresi, 114-115)

İslam aleminin düştüğü bu durum Kur’an’da şöyle bildirilmiştir:

“Ve elçi dedi ki: ”Rabbim, gerçekten benim kavmim bu Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar.” (Furkan Suresi, 30)

Gerçekten de İslam aleminin büyük bir kısmının sorunu bugün Kuran’ı terk edilmiş bir kitap olarak bırakmış olmasıdır.

Allah bu kişileri Kur’an’da şiddetle şöyle uyarmaktadır:

“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki Allah’ın izin vermediği şeyleri dinden kendilerine teşri ettiler, bir şeriat kıldılar. Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı elbette aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.” (Şura Suresi, 21)

“Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt, zikir vardır.” (Ankebut Suresi, 51)

Eray Hacıosmanoğlu Kur’an’ın yeterli olduğuna inanmadığını açıkça belirtmiştir; Allah’ın bu ayetlerini dikkatle okuması ve bu Kur’an’a, İslam’a uymayan batıl inancından vazgeçmelidir.

“Kur’an’da laiklik vardır” demek psikolojik savaş taktiği değildir, Kur’an’da bildirilen bir gerçektir; gerçek laiklik dinsizlik demek değildir

Eray Hacıosmanoğlu, Kur’an’da laikliğin olduğunu ifade etmenin “psikolojik harp örüntüsü” olduğunu iddia etmektedir. Oysa laiklik Kur’an’ın temelidir.

Laikliğin temelini oluşturan vicdan özgürlüğü, inancın zorla benimsetilemeyeceği, insanların dini tercihlerinden dolayı baskı altında tutulamayacağı, farklı inançlara ait ibadethanelerin korunması ve devlet yönetiminde adaletin esas alınması gibi ilkeler Kur’an’da açıkça yer almaktadır. Bu bakımdan laiklik, din karşıtlığı olarak değil; herkesin inancını özgürce yaşayabildiği, hiç kimsenin belirli bir inanca zorlanmadığı ve devletin bütün vatandaşlarına eşit davrandığı bir düzen olarak ele alındığında Kur’an’ın ortaya koyduğu esaslarla bağdaşmaktadır.

Kur’an’a göre iman, insanın kalben ve özgür iradesiyle vereceği bir karardır. Baskıyla, tehditle veya devlet zoruyla meydana getirilen kabul, gerçek anlamda iman değildir. Dinde zorlama yoktur (Bakara Suresi, 256) hükmü, bu konudaki en açık ayetlerdendir. Peygamberimizin görevi de insanları zorla iman ettirmek değil, gerçeği anlatmak ve öğüt vermektir.

Kur’an’da,

  • farklı inançlardan insanların bir arada yaşaması bildirilir,
  • dini tercihler sebebiyle haksızlık yapılması yasaklanır,
  • Müslümanların, kendileriyle savaşmayan ve onları yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik ve adaletle davranmaları emredilir.
  • Bir topluma duyulan öfkenin adaletsizliğe yol açmaması gerektiği bildirilir
  • Böylece adaletin, insanların dini veya dünya görüşü ne olursa olsun herkes için geçerli, değişmez bir ilke olduğu bildirilir,
  • yalnızca camilerin değil; manastırların, kiliselerin ve havraların da korunması gereken ibadethaneler olduğunu bildirilir.

“Sizin dininiz size, benim dinim bana” ayeti de tarafların birbirlerinin inançlarına zor kullanarak müdahale etmemesi gerektiğini ifade eden bir ayettir.

Dolayısıyla Kur’an’ın yaşandığı toplumsal bir düzende bir insan, yalnızca Müslüman olmadığı için baskıya uğratılamaz; ibadet etmeye veya dini hükümleri benimsemeye zorlanamaz. Devlet yönetiminin görevi insanların kalplerini ve vicdanlarını denetlemek değil; adaleti, güvenliği, hak ve özgürlükleri korumaktır. Din samimiyet ve gönüllülük üzerine kuruludur. Devlet baskısıyla oluşturulan bir din anlayışı ise Kur’an’ın imtihan ve ihlas esaslarıyla bağdaşmaz.

Kur’an’da birçok ayette kimsenin inancına karışılamayacağı bildirilmektedir:

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mümin oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” (Yunus Suresi, 99)

“De ki: Hak Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…” (Kehf Suresi, 29)

“Şüphesiz Biz ona yolu gösterdik; artık ister şükredici olur, ister nankör.” (İnsan Suresi, 3)

“Eğer Allah dileseydi, onları tek bir ümmet kılardı…” (Şûrâ Suresi, 8)

Peygamberlerin dahi insanları zorlamakla görevli olmadıkları da birçok ayette bildirilmiştir:

“Artık öğüt ver; sen yalnızca bir öğüt vericisin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.” (Gaşiye Suresi, 21–22)

“Biz onların söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Şu hâlde Benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf Suresi, 45)

“Eğer Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerinde bir gözetleyici kılmadık. Sen onların üzerinde bir vekil de değilsin.” (En‘am Suresi, 107)

“Eğer yüz çevirirlerse, Biz seni onların üzerine bir gözetleyici olarak göndermedik. Sana düşen yalnızca tebliğdir…” (Şura Suresi, 48)

“Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (Nahl Suresi, 82)

Kur’an’ın ortaya koyduğu modelde insanları inandırmak devletin veya başka insanların görevi değildir. Yöneticilerin görevi dini ve dünya görüşü ne olursa olsun insanlar arasında adaletle hükmetmek, ibadethaneleri korumak ve barış içinde yaşayan kişilerin haklarını güvence altına almaktır.

Bu nedenle laiklik; dinsizlik veya dinin toplumdan dışlanması şeklinde değil, devletin herhangi bir inancı zorla dayatmaması, bütün inançlara eşit mesafede durması ve herkesin vicdan özgürlüğünü koruması şeklinde tanımlandığında Kur’an’ın temel hükümleriyle uyumludur.

Laiklik uzun yıllardır Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biri olup ülkede gerilimlere ve çatışmalara dahi yol açmıştır.

Sağ görüşe sahip bir kısım çevreler, laikliği dinsizlikle eşdeğer görüp, tümden kaldırılması gerektiğini savunmaktadır.

Sol kesimin bir kısmı ise laiklik ilkesine dayanarak dine karşı tavizsiz bir tutum izlenmesi gerektiğini iddia etmektedir.

Hatta güya laikliği koruma adına yürütülen bazı uygulamalar sebebiyle geçmişte büyük mağduriyetler yaşanmıştır. Laikliğin dindarları ezmek için kullanılmaması gerektiği gibi, laikliğin kaldırılarak bağnazlığın büyük bir baskı kurmasına da engel olunmalıdır.

Sonuç olarak laiklik Kur’an’ın temel ilkelerinden biridir, dinsizlik değildir, fikir ve vicdan hürriyetinin temelidir.

Eray Hacıosmanloğlu’nun iddia ettiğinin aksine Kur’an’da başörtüsü yoktur

Eray Hacıosmanoğlu, X hesabından yaptığı paylaşımda, Sn. Aslı Cankat’ın kıyafetinin Kur’an’a uygun olmadığını belirterek, Nur Suresi 31. Ayet ve Ahzab Suresi 59 ayetine atıfta bulunmuştur.

Oysa bu ayetlerde başörtüsü emredilmemektedir; örtünme ise Eray Hacıosmanloğlu’nun iddia ettiği gibi değildir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, hiçbir kadının, Eray Hacıosmanloğlu’nun kendisine nasıl giyinmesi gerektiğini söylemesine ihtiyacı yoktur. KADINLAR İSTEDİKLERİ GİBİ GİYİNEBİLİRLER.

Nur Suresi’nin 31. Ayetinde ise BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, GÖĞÜS ÜZERİNİ ÖRTEN ÖRTÜ tarif edilir. Arapça bilen herkes ayetten bu gerçeği açıkça anlayabilir.

Nur Suresinin 31. ayeti, çeşitli tefsircilerin zorlama izahları ve bir kısım mevzu hadislerin de etkisiyle, başörtüsü konusu için delil olarak kullanılmaktadır. Oysa AYETİN İÇİNDE “BAŞÖRTÜSÜ” KELİMESİ GEÇMEMEKTEDİR, hatta “BAŞ” İLE İLGİLİ HİÇBİR BİLGİ VERİLMEMEKTEDİR. Ayet, çok açık bir şekilde GÖĞÜS BÖLGESİNİN KAPATILMASINI tarif etmektedir.

Ancak başörtüsünün bu ayette farz kılındığı iddiası, bir kısım mevzu (sahte) hadislerin İslam literatürüne dahil edilmesiyle yaygınlaştırılmış ve bugüne kadar gelmiştir. Benzer izahlara sahip 3 mevzu hadisten bir tanesi şöyledir:

Hz. Aişe: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce Allah: “Mü‘min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” âyetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler.” der.1

Söz konusu mevzu hadisin başına Hz. Aişe’nin ismi özel olarak konmuştur. Çünkü başına Hz. Aişe’nin isminin konulmasıyla, insanların sahte bir hadisin doğru olduğuna inanacakları düşünülmüş ve burada da yanıltmaya gidilmiştir.

Başörtüsü konusunda uydurulan hadislerin tümünde, Nur Suresi 31. ayetin inmesi üzerine Müslüman kadınların hemen kendi eteklerinden bir parça kesip başlarına sardıkları iddiası vardır. Bu iddiada ÇOK BARİZ BİR MANTIKSIZLIK bulunmaktadır.

Nur Suresi 31. ayette “…örtülerini, yakalarının üstüne koysunlar…” ifadesi ile kadınların GÖĞÜSLERİNİ KAPATMALARI ifade edilmektedir. Fakat söz konusu hadislerde, bu ayetin indirilmesinin üzerine Müslüman kadınların hemen elbiselerinden bir parça keserek göğüslerini değil de başlarını örttükleri belirtilir.

Oysa AYETTE BAŞLARIN ÖRTÜLMESİNE YÖNELİK HİÇBİR İFADE GEÇMEMEKTEDİR. Ayete göre kadınların, göğüs bölgelerini örtmeleri istenmektedir. Ancak mevzu hadisteki izaha göre göğüs değil, baş örtülmektedir. Söz konusu hadise göre KADIN GÖĞSÜ AÇIK HALDEDİR, FAKAT BAŞINI 2 DEFA ÖRTMÜŞTÜR. Başını örtmek için eteklerini kesmiş, BACAKLARI DA AÇIKTA KALMIŞTIR.

Sırf başörtüsü izahını getirmek için ayeti, bir kısım tefsirciler “başörtülerini salsınlar” şeklinde yorumlamışlar ve kendi iddialarını haklı çıkarmak için “başta zaten var olan bir başörtüsü” izahıyla hareket etmişlerdir. Oysa söz konusu mevzu hadislerde, bu ayet indiğinde kadınların kendi eteklerini keserek başörtüsü yaptıkları iddiası vardır. Yani başörtüsünün üzerine tekrar yeni bir başörtüsü serilmiştir. Ayetin yanlış yorumu ile mevzu hadislerin yalanı dahi çelişmektedir.

Ahzab suresinin 59. Ayetinde ise, kadının tehlike hissettiği bir ortamda ÇARŞAF (cilbab) giymesi tavsiyesi vardır; bunun da KARARI KADINA BIRAKILMIŞTIR.

Cilbab dış kıyafet demektir. Cilbab giyip giymemeyi kadın, Ahzab Suresi’ndeki hükme göre, girdiği ortamda kendisini güvende hissedip hissetmemesine bağlı olarak KENDİSİ BELİRLER. Kuran’da kadının baştan sona örtünmesini tavsiye eden başka bir ayet yoktur.

Nur Suresi 31. Ayette, kadının kendisini güvende gördüğü bir ortamda giyeceği kıyafet tarif edilir; bu kıyafet, kadının ve erkeğin cinsel bölgelerinin örtülmesini şart koşan bir kıyafet şeklidir.

Aslında bu konu, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yasağı çiğnediklerinde verdikleri tepki ile de anlaşılmaktadır. Yasağı çiğnemeleriyle çıplaklıkları kendilerine belirgin hale gelen HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’NIN KAPATTIKLARI TEK YER CİNSEL BÖLGELERDİR. Bu ayet ile de örtünmenin nasıl olması gerektiğinin tarifi verilmiştir:

ONLARI ALDATARAK (YASAĞI İŞLEMEYE) SEVK ETMİŞTİ. (YASAK) AĞACI TATTIKLARINDA EDEP YERLERİ KENDİLERİNE GÖRÜNMÜŞTÜ. (ARDINDAN) BAHÇENİN YAPRAKLARINDAN ÜZERLERİNE ÖRTMEYE BAŞLAMIŞLARDI… (Araf Suresi, 22)

Ayetten anlaşılabileceği gibi, Hz. Adem ve Hz. Havva, cennet yapraklarını alarak yalnızca cinsel bölgelerini örtmeye başlamaktadırlar. Şayet vücudun başka herhangi bir yerinin veya başın açık olması haram olsa, kendisi bir Peygamber olan Hz. Adem’in bu bölgelerin açık kalmasına izin vermeyeceği açıktır.

Sonuç olarak baş örtüsü Kur’an’da farz kılınmamıştır. Kadın için göğüslerin ve cinsel organın kapatılması farzdır. Bunun dışında, nerede nasıl giyineceğine kadın kendi kanaatine göre karar verir; hiçbir kadının Eray Hacıosmanoğlu’nun kanaatine ihtiyacı yoktur.

Eray Hacıosmanloğlu, Kur’an’da olmayan, dine sonradan eklenen, İslam’ı zorlaştırarak insanları dinden uzaklaştıran bidatları ve ruhbanlığı savunmaktan kaçınmalıdır.

Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah’ın rızasını aramak için (türettiler). Ama buna da gerektiği gibi uymadılar. (Hadid Suresi, 27. Ayet)

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 28.07.2026


  1. Buhâri, Tefsir, Tefsir-u Süreti‘n-Nûr, 13 (V, 13) Ebû Dâvûd, Libâs, 33(IV, 3577; Beyhaki, VII, 88
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir