ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR
13 Ağustos 2026 tarihinde CNN Türk Masası programında Hacı Yakışıklı, müvekkil Adnan Oktar ile ilgili mesnetsiz bazı yorumlarda bulunmuştur.

Hacı Yakışıklı
Hacı Yakışıklı, söz konusu konuşmasında, programda konu başlığı hiçbir yönüyle müvekkil ile ilgili olmaMAsına rağmen, müvekkilin gücünün ve başarılarının etkisinde kalan tüm diğer muhalif gazetecilerin yaptığı gibi MÜVEKKİLİ AKLINDAN ÇIKARAMAMIŞ ve yine ilgisiz bir konuda alelacele MÜVEKKİLİN ADINI GEÇİRME ihtiyacı duymuştur. Anlattığı konunun başıyla ve sonuyla tümüyle ilgisiz olan bu açıklamaların neden yapıldığı, programın diğer konukları tarafından da anlaşılamamıştır.
Hacı Yakışıklı’nın müvekkilin ismini geçirirken getirdiği iddialar da, yine aynı mantıksızlıktadır. Kur’an-ı Kerim karşısında dans edildiğinden bahseden Hacı Yakışıklı, yine herhangi bir suçtan veya suç örgütü iddiasını haklı çıkaracak bir eylemden BAHSEDEMEMEKTE, yine -tüm diğer muhalif gazeteciler gibi- sadece danslardan bahsetmektedir.
Oysa HACI YAKIŞIKLI’NIN KATILDIĞI HER KANALDA SABAH-AKŞAM DANS EDEN İNSANLAR yer almaktadır. Hacı Yakışıklı, her nedense, kendince ününü artırdığı bu kanallarda yer alan danslardan, dans eden insanlardan hiç bahsetmeMEkte, konuyu müvekkile getirebilmek için A9 TV’de yer alan dansları gündeme getirmektedir.
Müvekkile göre buradaki asıl samimiyetsizlik, elbette “Kur’an’ın okunduğu yerde dans edilmez” iddiasıdır. Şu durumda, Hacı Yakışıklı zihniyetindeki kişilere göre Kur’an, hayatın çok büyük bir alanında olmaMAlıdır. Oysa KUR’AN BİR REHBERDİR. BİR MÜSLÜMANIN HAYATININ HER ANINDA OLMALIDIR. O yüzden KUR’AN, MÜSLÜMANIN HER ZAMAN YANI BAŞINDADIR, YASTIĞININ ÜZERİNDEDİR, BAŞUCU SEHPASINDADIR, TELEVİZYON İZLEDİĞİ, MÜZİK DİNLEDİĞİ ODASINDADIR. “Kur’an’ın bulunduğu ortamda o yapılmaz, bu yapılmaz” zihniyetiyle Kur’an’ı hayatlarından çıkaranlar, ASLINDA KUR’AN’IN VARLIĞINDAN RAHATSIZ OLANLARDIR.
Müvekkile göre Hacı Yakışıklı, bu tip kişilerin zihniyetine uyarak, hayatın en doğal anlarından Kur’an’ı uzaklaştırmaya çalışmakta, mutluyken, bir şeylerden zevk alırken, dans ederken, müzik dinlerken, gülerken, eğlenirken adeta Kur’an’ın hayatında olmasını istemeMEktedir.
Oysa müvekkilin her zaman ifade ettiği gibi, Kur’an ayetleri, insanın her an yaptığı her işte aklındadır, zihnindedir, zikrindedir; öyle olmalıdır. Kur’an’ı hayattan çıkarıp rahat etme mantığı, KUR’AN’A GÖRE BİR HAYAT YAŞAMAK İSTEMEYENLERİN BAHANESİDİR. Allah, insanı her an görür ve insanın, yaptığı her işte Kendisini anarak, Kendisiyle birlikte olmasını ister.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
SENİN İÇİNDE OLDUĞUN HERHANGİ BİR DURUM, ONUN HAKKINDA KUR’AN’DAN OKUDUĞUN HERHANGİ BİR ŞEY VE SİZİN İŞLEDİĞİNİZ HERHANGİ BİR İŞ YOKTUR Kİ, ONA (İYİCE) DALDIĞINIZDA, BİZ SİZİN ÜZERİNİZDE ŞAHİDLER DURMUŞ OLMAYALIM. YERDE VE GÖKTE ZERRE AĞIRLIĞINCA HİÇBİR ŞEY RABBİNDEN UZAKTA (SAKLI) KALMAZ. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. YERE GİRENİ, ONDAN ÇIKANI, GÖKTEN İNENİ VE ONA ÇIKANI BİLİR. HER NEREDE İSENİZ, O SİZİNLE BERABERDİR, ALLAH, YAPTIKLARINIZI GÖRENDİR. (Hadid Suresi, 4)
Allah’ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, KENDİLERİYLE BERABERDİR. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)
Ayetlerde de açıkça bildirildiği gibi, Allah, her an her durumunda insan ile beraberdir. Her an her şeyin bilgisi Allah’ın Katında mevcuttur. Allah her yerdedir, her şeye hakimdir. Her an her şeye şahittir. Dolayısıyla Hacı Yakışıklı’nın iddia ettiği gibi Allah’ın sözü bazı yerlerde anılır, bazı yerlerde anılmaz gibi bir zihniyet, SAMİMİYETTEN DE KUR’AN’IN RUHUNDAN DA TÜMÜYLE UZAKTIR.
Allah, insanın Kur’an’a, her an, her durumunda başvurması gerektiğini, Allah’ın her an her durumda zikredilmesi gerektiğini ayetinde belirtmiştir:
Onlar, AYAKTA İKEN, OTURURKEN, YAN YATARKEN ALLAH’I ZİKREDERLER ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 191)
Binlerce İnsanın İmanına Vesile Olmuş Olan Müvekkili,
Dans Bahaneleriyle Hedef Alma Çabası
Hacı Yakışıklı’nın özellikle Kur’an ayetleri ve dans konusunu birlikte geçirip bunu kendince eleştiri konusu yapmasının tek amacı, kendisini dine titiz bir insanmış gibi gösterebilmektir. Oysa bir insanın dindarlığı, getirdiği fayda ile ölçülür. Acaba Hacı Yakışıklı, şimdiye kadar kaç kişinin imanına vesile olmuştur? Acaba dünyayı tümüyle dinsizliğe sürükleyen Darwinizm, materyalizm, komünizm gibi akımlara karşı nasıl bir ilmi mücadele yürütmüştür?
Hacı Yakışıklı’nın;
İmanına vesile olduğu TEK BİR KİŞİ BİLE BULUNMAZKEN,
Darwinizm gibi din karşıtı ideolojilere karşı HİÇBİR BAŞARI ELDE ETMEMİŞKEN,
Hiçbir konuda İLMİ BİR MÜCADELE İÇİNE GİRMEMİŞKEN,
Binlerce kişinin imanına vesile olmuş ve tüm dünyada Darwinizmi yıkıma uğratmış müvekkili -dans bahanesiyle- hedef almak, sadece bir HASET göstergesidir.
Şu anda Hacı Yakışıklı’nın televizyonlardaki programlara çıkabilmesi, sol görüşlü kişilerle karşılıklı tartışma ortamlarında bulunabilmesi, müvekkilin oluşturduğu altyapı sayesindedir. Müvekkil, Müslümanlara saygınlık konusunda kalitece üstün bir vitrin oluşturmasaydı, bir kısım sol düşüncenin en önemli kalesi olan Darwinizmi tamamen yerle bir etmeseydi, Hacı Yakışıklı’nın şu an bulunduğu yerde fikirlerini anlatabilmesinin, imkanı hiçbir zaman oluşmazdı.
Geçmişte, sol kesimin bazı taraftarlarının sağ kesimden kimseyi kale almadıkları, Müslümanlara yönelik müthiş bir önyargı ve ezme mantığının hakim olduğu, Müslümanların da büyük ölçüde bu eziklik içinde davrandıkları, karşılarına çıkan neredeyse hiçbir argümana cevap veremedikleri herkesin ittifakla bildiği bir gerçektir. Hacı Yakışıklı’nın şu an bu platformda konuşacak bir ortam ve imkan bulabilmesi bile, müvekkilin Müslümanlar ile ilgili oluşturduğu bu güçlü görünüm ve Darwinizme karşı aldığı bilimsel galibiyet vesilesiyledir. Darwinizm taraftarı bir kısım sol kesimin bilimsel mağlubiyeti, Müslümanların önünü açmış ve buna MÜVEKKİL VESİLE OLMUŞTUR. Şayet müvekkil olmasa, Müslüman camianın bugün daha güçsüz olacağı, Hacı Yakışıklı’nın bu açıklamaları yapacak bir ortam dahi bulamayacağı açıktır.
Herhangi Bir Suçtan Bahsedemeyen Hacı Yakışıklı,
27 Yıl Önceki Kan Kampanyasından Bahsetme Çaresizliği İçinde
Müvekkili bir türlü akıllarından çıkaramayan, bu nedenle de sürekli kendisini gündem yapma ihtiyacı duyan bir kısım muhalifler, genellikle sadece iki konuyu gündeme getirirler. Bunlardan ilki, biraz önce değindiğimiz dans konusu, diğeri de 1999 yılında gerçekleşmiş ve ülkemize bir kan bankası kazandırmış olan Oktar Babuna kan kampanyasıdır. Müvekkile yönelik suçlayıcı konu bulamaMAnın acizliğiyle, genellikle bu iki konu, bir kısım kişiler arasında tekrar edilir durur. Hacı Yakışıklı da, genellikle duyduklarını tekrar etmekle görevli olduğundan, bu ekibe dahil olmuştur.
Hacı Yakışıklı’nın, Oktar Babuna kan kampanyası konusunda yaptığı içler acısı yorumlar arasında “milletin iliğini topladılar” ifadesi SARSICI olanıdır. Hacı Yakışıklı’yı, bilgisinin hiç olmadığı anlaşılan bu konu hakkında kısaca aydınlatalım:
İNSANLAR BU KAMPANYADA İLİK BAĞIŞI DEĞİL, KAN BAĞIŞI YAPMIŞLARDIR. Hacı Yakışıklı, DAHA İÇERİĞİNİ DAHİ BİLMEDİĞİ bir kampanya konusunda, sadece müvekkilin adını zikredebilmek adına, kendisini küçük düşürecek izahlar yapmaktan dahi çekinmemektedir.
Kısaca hatırlatmak gerekirse, Oktar Babuna kan kampanyası, TAMAMEN DEVLETİN KONTROLÜNDE GERÇEKLEŞMİŞ ve İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLMİŞ bir kampanyadır. Bu kampanya sonucunda, o sırada kan kanserinin en saldırgan ve ileri formu olan Richter’s Sendromu hastalığıyla boğuşmakta olan Dr. Oktar Babuna’ya uygun donör bulunaMAmış, uygun donör, yurt dışındaki aramalarda bulunmuştur. Ancak SÖZ KONUSU KAMPANYA, TÜRKİYE’YE KAPSAMLI BİR KAN BANKASI KAZANDIRMIŞTIR. Konuyla ilgili detaylı açıklamalar buradan okunabilir.
İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankasının web sayfasında yayınlanan verilere göre, HER YIL ONLARCA HASTA BU BANKADAN FAYDALANARAK SAĞLIĞINA KAVUŞMUŞTUR:

Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1E1NyJWf_6dT-RPPZoeCm5U7461w3lYMN/view
Muhtemelen Hacı Yakışıklı, burada anlatılan teknik detayların birini dahi bilmemektedir. Amacı, aklından hiç çıkaramadığı müvekkil hakkında konuşmak olduğundan, kısa yoldan, muhaliflerin çoğunun ezbere zikrettikleri bu konuyu tekrar etmiştir. Zaten bu konunun da, oturumun genel konusuyla da, kendisinin anlattıklarıyla da yakından uzaktan ilgisi bulunmamaktadır.
Hacı Yakışıklı ve Ali Erbaş’a Duyduğu Güçlü Muhabbet
Hacı Yakışıklı’nın, kendi ifadeleriyle, Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş’a “güçlü bir muhabbet” içinde olması da dikkat çekicidir. İnsan insanı elbette sevebilir; ancak bu özel muhabbetin neye dayandığı tarafımızca anlaşılamamıştır. Çünkü Diyanet İşleri Eski Başkanı’nın, başkanlık görevini üstlendiği yıllarda, dindarlığı artırma yönünde bir başarısı olMAmıştır. Tam tersine Ali Erbaş, tüm diğer Diyanet İşleri Başkanları gibi, genç nesle ulaşma konusunda başarısız olmuş ve bunu kendisi itiraf etmiştir.

Kaynak: https://10haber.net/gundem/diyanet-topluyoruz-carpiyoruz-genclere-ulasamiyoruz-122417/

Buna benzer bir itiraf, önceki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez tarafından da yapılmıştır:


Kaynak: https://ilkha.com/kultur/basiret-ve-hikmet-dilini-dijital-dunyaya-tasiyamadik-106787
Görmez, 2023 yılındaki bir başka röportajda ise, din söylemlerinin gençlerden uzaklaştığının itirafını yapmıştır.[1]

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=LEk2g00By5k
Yine Ali Erbaş döneminde dinsizlik oranı ciddi şekilde artış göstermiş, insanlar ateist ve deist inançlara eğilim göstermişlerdir.
Dolayısıyla Hacı Yakışıklı’nın, Ali Erbaş’a yönelik sevgi ve hürmetlerini dile getirirken, önce bu hususları değerlendirmesi gerekir. Şayet Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş’ı başarılarından dolayı seviyorsa, kendisinin döneminde başarılı olduğu tek konu -bildiğimiz kadarıyla- Diyanet İşleri Müdürlüğü’nde çok kaliteli yemek çıkmasını sağlamasıydı. Elbette Müslümanlara yemek sunması güzel bir şeydir. Ancak bunun yanı sıra kendisinin, insanları imana getirme, kitleleri İslam’a yakınlaştırma, camilerin gençlerle dolmasını sağlama gibi başarıları da olsa çok daha iyi olurdu. Şayet Ali Erbaş, kendi başkanlığı döneminde müvekkil Adnan Oktar’ın kitaplarını tavsiye etseydi tarihe geçer; İslam’a çok faydalı olurdu. Çünkü bu kitapların dünya çapındaki başarısı, gençlere olan etkisi ortadadır. Eğer böyle yapsaydı, işte o zaman camiler gençlerde dolardı. Ancak tam tersine Türkiye, potansiyel dindar olabilecek bir nesli, onun döneminde yitirmiştir.
Bu durum, kendi camiası içinde de bu şekilde değerlendirilmektedir. Ekim 2025’te Diyanet İşleri Başkanlığı görevini Ali Erbaş’tan devralan Prof. Dr. Safi Arpaguş’un, yakın çevresinde ve bazı kulislerde “Ali Erbaş’ın yaptıklarını yapmasam bana yeter” şeklinde bir ifade kullandığı basına yansımıştır.[1]

Diyanet İşleri Yeni Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş ile birlikte
Hacı Yakışıklı’nın, müvekkil gibi, insanların büyük çoğunluğunun imanına vesile olmuş bir kişiyi kendince karalamak adına, Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş’ı örnek göstermeye çalışması oldukça gariptir.
Oysa müvekkil olmasa, bugün böylesine saygın bir Diyanet olmazdı. Müslümanlar, başları öne eğik gezmeye devam ederlerdi. AK Parti, müvekkil Adnan Oktar’ın MODERN MÜSLÜMANLIĞI Türkiye’de yaygınlaştırması, Müslümanları SEÇKİN VE ÖNEMLİ hale getirmesi ve onun oluşturduğu VİTRİN DEĞİŞİKLİĞİ nedeniyle iktidar oldu. Bu durum yıllar önce, kendisi bir sosyolog olan Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek tarafından da açıkça ifade edilmiştir. Perinçek, bir konuşması sırasında, “Adnan Hoca’nın talebeleri bütün Anadolu’yu karış karış gezdiler, Darwinizm’in ve materyalizmin aleyhinde çalışmalar yaptılar ve AK Parti iktidar oldu. AK Parti’nin felsefi zeminini Adnan Oktar sağladı” ifadelerini kullanmıştır.
Değerlendirme kıstası “İslam’a fayda” ise, Hacı Yakışıklı’nın, asıl bu başarıları nedeniyle müvekkil Adnan Oktar’dan bahsetmesi gerekirdi. Darwinizmi nasıl yerle bir ettiğini, insanların imanına nasıl vesile olduğunu, sağ kesimin ciddi bir eziklik içinde bırakıldığı dönemde sadece müvekkil vesilesi ile bu ortamın tam tersine döndüğünü, müvekkilin Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a desteğini anlatması gerekirdi. İşte o zaman Hacı Yakışıklı’nın dürüstlüğünden söz edilebilirdi.
Camilerin Varlığı Güzel
Ama Asıl Önemli Olan Camileri Doldurabilmek
Hacı Yakışıklı, “Türkiye’de şu anda 90 bin caminin bulunduğunu, bu camilerin daha aktif olarak kullanılması gerektiğini” söylemiştir. Türkiye’de 90 bin cami bulunması ve her mahallede, her köyde camilerin var olması elbette çok güzel bir şeydir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda çok önemli başarılara imza atmış, Türkiye’nin her yanını camilerle donatmıştır.
Camilerin olması elbette güzeldir; fakat asıl olması gereken bu camilerin içlerini doldurabilmektir. Camiler, içinde bulunduğumuz şu günlerde, sadece cami cemaatlerinin ziyaret ettiği, yeni neslin veya kıyı kesimlerdeki insanların neredeyse HİÇ UĞRAMADIKLARI yerler konumundadır.
Türkiye’de istendiği kadar fazla sayıda cami olsun, bu camilerin içleri doldurulamadıkça, dindar bir nesil yetiştirilmesi mümkün değildir. Bunun için de;
Önce bu gençleri dindar hale getirebilmek,
Kur’an’daki İslam dinini onlara sevdirebilmek,
Allah’ı tanımaları için kendilerine yollar göstermek,
Sonra onları bu güzel camilere davet etmek gerekir.
İbadethanelerin yapılması çok güzeldir; ancak asıl şart, ibadeti yerine getirecek dindar insan kitlesini oluşturmaktır.
Hacı Yakışıklı, camilerde verilecek eğitimin etkisinden bahsederken zannederiz bu camilere uğrayan, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen cami cemaatlerini kastetmektedir. Yoksa zaten, şu anda dinden gitgide uzaklaşmakta olan gençliğin, camilere girip bu eğitimleri alma gibi bir eğilimi veya isteği yoktur.
Bu gençleri eğitebilecek, geçmişte de eğitmiş olan TEK KİŞİ müvekkil Adnan Oktar’dır. Müvekkil, bu gençlerin tümüne ulaşabilmiş, onlara Allah’ı tanıtmış, onlara Kutsal Kitapları olan Kur’an’ı tanıtmış ve dindar bir hayat sürebileceklerini, Allah’ı çok severek yaşamlarına devam edebileceklerini kendilerine göstermiştir. Bu nedenle de müvekkilin konuk olduğu canlı yayınların devam ettiği yıllarda, gençler arasındaki dindarlaşma oranı %98’lere ulaşmıştır.
Hacı Yakışıklı, bu gerçeği elbette çok iyi bilmektedir. Anladığımız kadarıyla müvekkile karşı körü körüne karşıtlığının temelinde de müvekkilin bu başarıları vardır. Oysa eğer kıstası insanların dindarlaşması ise, bir Müslüman olarak, bütün bunlara vesile olan kişiye yani müvekkile karşı övgülerini sunması çok daha doğru olurdu. Ancak bunu yapmamakta, onun yerine, kendi döneminde bu başarısızlığını kendisi itiraf eden Ali Erbaş’ı yüceltmektedir.
Müvekkile Yapılan Operasyon,
Fikre Karşı Bir Operasyondu
Aslında Hacı Yakışıklı, burada yapmış olduğu konuşma ile, müvekkile yönelik yapılan operasyonun, FİKRE KARŞI yapılmış olduğunu çok net olarak ortaya koymuştur. Müvekkile duyduğu karşıtlığa rağmen, hiçbir somut suçtan bahsedemeMEkte, silahlı örgüt suçlamalarının hiçbir gerçekliği olmadığını çok iyi bilmekte, bu nedenle sadece ve sadece dans eden insanlardan ve Oktar Babuna kan kampanyasından bahsedebilmektedir.
Müvekkil söz konusu olduğunda, bir kısım muhaliflerin sadece bu iki konudan bahsetmeleri, suça dair tek kelime edemeMEleri, yapılan operasyonun da, bu kişilerin karşıtlığının da sebebini ortaya koymaktadır. Bu insanlar, MÜVEKKİLİN HER DAİM GÜÇLÜ OLAN FİKİRLERİNE TAHAMMÜL EDEMEMEKTE, MÜVEKKİLİN GÜCÜNÜ VE ETKİSİNİ HAZMEDEMEMEKTE, müvekkili susturmak ve durdurmak için TÜM GÜÇLERİNİ SEFERBER ETMEKTEDİRLER. Ancak geçen 9 senenin de gösterdiği gibi, müvekkili susturmak, yıldırmak ve durdurmak için bütün çabalar BOŞUNADIR. Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, kaderde olanın engellenebilmesi imkansızdır. Kur’an Müslümanlığının hakimiyeti, sevginin mutlaka galip gelecek olması ve dünyanın Mehdiyet sevinciyle coşacak olması, gerçekleşecek olan bir kaderdir. İşte bu nedenle, bunları durdurmak için gösterilen çabaların tümü başarısızlığa uğrayacaktır.
Hacı Yakışıklı’ya, bu gerçeği düşünmesini ve özümsemesini tavsiye ediyor ve eğer İslam’ın yükseliş göstermesini gerçekten istiyorsa, bu konuda etkili faaliyet yapmış müvekkil gibi kişilerin başarısını daha iyi takdir etmesini kendisinden bekliyoruz.
Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.22.08.2026
[1] https://www.youtube.com/watch?v=LEk2g00By5k
[1] https://www.sozcu.com.tr/erbas-in-yaptiklarini-yapmasam-yeter-p247337