Nevzat Çiçek’in Cemaat ve Tarikatlara Yönelik Üslubuna Cevap

By gundem
30 Min Read

İÇLERİNDE BÜYÜDÜĞÜ CEMAATLER VE TARİKATLARI HEDEF ALARAK YÜKSELMEYE ÇALIŞMAK NEVZAT ÇİÇEK’E YAKIŞMAYACAK BİR VEFASIZLIK OLUR

Sayın Nevzat Çiçek geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından, 2018’de müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonun ardından cemaatler ve tarikatlara karşı yaptığı açıklamaları yeniden paylaştı. Doğu Perinçek ve Aydınlık grubu üslubuyla tarikatlar ve cemaatler hakkında yaptığı değerlendirmelerin yanlışlığı bir yana, gençliğinden itibaren cemaatler ve tarikatlarla içiçe olmuş bir insana birçok masum ve mazlumun mağdur edilmesine sebep olabilecek faaliyetleri desteklemek hiç yakışmamıştır.

Müvekkil Adnan Oktar, iyi niyetli ve dindar bir insan olduğuna inandığı Nevzat Çiçek’in vicdanına güvenmektedir. Bir Müslüman kardeşi olarak, cemaatler ve tarikatlar konusunda kullandığı üslubun sebep olabileceği tahribatı görmesi ve anlamasının önemli olduğunu düşünmektedir. Müslümanın sözünün yapıcı, çözüm üreten ve fitneden kaçınan bir üslup olması gerekir. Türkiye’de son 10 yıldır yaşanan hukuksuzlukları, hak ihlallerini, mağduriyetleri görmezden gelerek bazı kesimlerin karanlık planlarına destek olacak cümleler kurmak yerine, neticesi ne olursa olsun adaleti savunmak doğru olandır.

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu dost) gönder, bize Katından bir yardımcı gönder’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan müstaz’aflar (zayıf bırakılmışlar) uğrunda gayret etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Nevzat Çiçek’e düşen; bu ayetin emri gereği var gücüyle, tüm imkanlarını seferber ederek Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan, 50 yıldır bir kere bile tatil yapmadan ilmi mücadelesini devam ettiren, nesiller boyunca binlerce insanın imanına vesile olmuş, yaptığı ilmi ve kültürel mücadelenin etkisi karşıtları tarafından dahi kabul edilmiş müvekkil Adnan Oktar’a eğer bir eleştirisi olacaksa bunu Kuran ayetleriyle, Peygamberimiz (sav)’in hadisleriyle yapmasıdır.

Nevzat Çiçek;

  • Allah, Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam’ın ahir zamandaki hakimiyetini açıkça bildirdiği ve Peygamberimiz (sav)’in yüzlerce hadisinde haber verdiği Mehdiyet’in alametleri son birkaç on yıl içinde ardarda gerçekleştiği halde neden Adnan Oktar’ın İslam ahlakının dünya hakimiyetinden ve Mehdiyetten bahsetmemesi gerektiğini,
  • Allah Kuran’da dindar Musevilere ve Hristiyanlara “Bir olan Allah’a imanda birleşelim.” çağrısı yapmayı emrettiği, Musevi ve Hristiyan kadınlarla evlenip aile kurmayı helal kıldığı, Peygamberimiz (sav) Mescid-i Nebevi’de Musevileri ve Hristiyanları ağırladığı ve onlarla iyi ilişkiler kurduğu halde, müvekkil Adnan Oktar’ın neden Museviler ve Hristiyanlarla görüşmemesi gerektiğini,
  • Kuran’ın hiçbir ayetinde müzik, dans, eğlence, sanat, güzellik haram kılınmadığı, Peygamberimiz (sav) hanımlarıyla sokakta koşu yarışı yapan, düğüne gidecekleri zaman yanında saz ekibi gönderen, o devrin en şık kıyafetlerini Bizans’tan getirip giyinen bir insan olduğu, Allah’ın “Biz seni zengin etmedik mi?” ayetiyle varlıklı, kaliteli ve güzellik dolu bir hayat yaşadığı halde, müvekkil Adnan Oktar’ın bunlara uygun olarak anlattığı İslam ahlakını neye göre eleştirdiğini,

TEK TEK KURAN AYETİYLE AÇIKLAMASI GEREKİR. Eğer açıklayamıyorsa da, ki hiçbir şekilde açıklaması mümkün değildir, o zaman müvekkil Adnan Oktar’ın ismini geçirerek bazı derin odakların öne sürdüğü geçersiz mantıklara halkı ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmelidir.

Dindar bir insan, hayatının her alanında en doğru ölçü olan Allah’ın emirlerini esas almalıdır. Soğuk, Kuran’ın sıcaklığından uzak, solcu gazeteci ve yorumcuların diliyle, günü birlik siyasi dengeleri, derin talimatları gözeten, ahireti unutmuş bir görünümde yapılan konuşmalar, Allah korusun, ahirette insanın çok mahcup olmasına sebep olabilir. Sayın Nevzat Çiçek bu bakış açısıyla yorumlarını bir kez daha değerlendirdiğinde yanlışlarını kolaylıkla görebilecektir.

Nevzat Çiçek’in FETÖ örneğini öne sürerek bu üslubu kullanması da samimiyetten uzak görünmektedir. Çünkü samimi olan tavır, müvekkil Adnan Oktar’ın yaptığı gibi herkes FETÖ’yü övüp desteklerken bu örgütün CIA’nin taşeronu olduğunu gürül gürül televizyonlardan anlatabilmek, hiçbir etkinliklerine, faaliyetlerine hiçbir zaman katılmamaktır. FETÖ’nün düzenlediği Abant Toplantıları’na katılıp toplantıda dile getirilen “Kuzey Irak’a Kürdistan demeliyiz” yorumlarını gururla blog sayfasına taşıyan Nevzat Çiçek’in şimdi FETÖ konusunda üst perdeden topluma akıl vermesi, hiçbir bağı ve ilgisi olmayan insanları FETÖ benzetmeleriyle eleştirmeye çalışması garip bir tezat teşkil etmektedir.

1. “DİNİ KULLANARAK DIŞARININ MAŞALIĞINI YAPIYORLAR” SÖYLEMİ DİNSİZLİK PROPAGANDASININ SLOGANIDIR

Samimi dindarları, “Dini kullanmak” kalıbıyla yaftalamak genellikle dine karşı olan bazı art niyetli çevrelerin, dindar insanlara karşı kamuoyu algısı oluşturmak için kullandıkları çirkin bir yöntemdir. Kuşkusuz, din, vatan, millet gibi kutsal değerlerin arkasına saklanarak menfaat elde etmeye çalışan her kesim ve düşünceden art niyetli, çıkarcı, ahlaksız insanlar hep olmuştur. Fakat bunların ahlaksızlıklarını, sahtekarlıklarını o kesim, düşünce ya da inanıştan insanların tümüne mal etmek son derece yanlış ve ön yargılı bir tutum olur.

Sol görüşlü vakıf, dernek, medya grubu ya da siyasi partiler içinde de sırf politik çıkar için “eşitlik, özgürlük, adalet” kavramlarını kullanarak insanları manipüle eden kişiler olduğu bilinen bir gerçektir. Ama dikkat edilirse, basında ve sosyal medyada hiçbir zaman “komünizmi kullanarak, Marks’ı öne sürerek, Leninizmi anlatarak” diye başlayan cümleler kurulmaz. Oysa, şiddeti ve çatışmayı savunan bu ideolojiler sayısız gencin eline silah almasına, kan dökmesine, Devleti yıkmaya teşebbüs etmesine ve kitlesel acılara sebep olmuştur ve olmaktadır.

Örneğin PKK 40 yıldır Marksist, Leninist, komünist ideolojisiyle gençlerin beynini yıkayarak on binlerce insanın kanını dökmüş olmasına rağmen Nevzat Çiçek de dahil birçok gazeteci bir kez bile örgütün ideolojisinden bahsetmez. Ama Anadolu’nun bir köyünde herhangi bir camide ya da sokak arasındaki bir yardım kuruluşunda, bir yurtta veya bir dernekte yaşanan en küçük bir olayda “dini kullanıyorlar” diye başlayan cümlelerle bazı çevreler hemen bir kara propagandaya başlar. Burada ana amaç dinin yaşanmasını ve anlatılmasını engellemek, dini dehşet verici bir yapı olarak göstererek insanları dinden uzaklaştırmaktır. Bu, dini insanların kullanılmasına, kötülüğe yönlendirmesine yol açan bir sistem gibi göstermeye kalkışan ilkel, modası geçmiş, akılsız bir Marksist propaganda metodudur. 1800’lü yılların ilkel sosyo-ekonomik koşullarında taraftar bulmuş olan Marksizmin “Din halkın afyonudur” aldatmacasının günümüz koşullarına uyarlanmış halidir.

Sayın Nevzat Çiçek, kurduğu bu tür cümlelerle doğrudan dini ve dindarları hedef alan bir propagandanın parçası olmayı asla kendine yakıştırmamalıdır. Kuran’a ve vicdana uygun olan, yanlış uygulamayı, eylemi, faaliyeti tespit edip akılla, fikirle, eğitimle bunun düzeltilmesi için çözüm üretmektir. Din ve dindarlık değil, Peygamberimiz (sav) adına yalanlar uydurarak türetilmiş olan bağnazlık kullanılarak insanlar yanlışa yönlendirilmektedir. Nevzat Çiçek de samimi bir değerlendirme yapmak amacındaysa, “Kuran’ın yeterli olduğunu inkar eden, hurafeler üzerine kurulu bağnazlığı kullanarak insanları cehalete, sevgisizliğe ve kötülüğe yöneltenleri” eleştirmeli, çözüm olarak da bu insanların ezilmesini, yok edilmesini, dağıtılmasını değil doğruları öğreterek eğitilip aydınlatılmasını savunmalıdır.

Nevzat Çiçek’in paylaşımında kullandığı “dışarının maşalığı” kavramı da din karşıtı derin devlet yapılanmasının klasik telkin ve propaganda cümlelerinden biridir. Nevzat Çiçek’in rahat anlayabilmesi açısından onun tabiriyle ifade etmek gerekirse, müvekkil Adnan Oktar asıl “dışarıyı İslam’ın, Müslümanların ve Türkiye’nin hayrına ve iyiliğine maşa yapmıştır.” Ayrıca, şu çok iyi bilinmelidir ki müvekkil hiçbir insana asla “maşa olarak kullanmak” gözüyle bakmaz, insanları kazanmak, güzelliğe ve iyiliğe sevk etmek için çaba gösterir.

1. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrail ve diğer ülkelerden gelen misafirleriyle yaptığı tüm görüşmeler Devletimizin bilgisi dahilinde yapılmıştır. İsrailli konukların gelişleri, A9 TV yayınlarına katılımları, Türkiye’deki görüşmeleri ve dönüşleri ile ilgili olarak bilgi sahibi olan yetkililerden bazıları şunlardır:

Sn. İBRAHİM KALIN (dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı)

Sn. HASAN DOĞAN (dönemin Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü)

Sn. SÜLEYMAN SOYLU (dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı)

Sn. YALÇIN AKDOĞAN (dönemin Başbakan Danışmanı)

Sn. MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (dönemin Dışişleri Bakanı)

Sn. FERİDUN SİNİRLİOĞLU (dönemin Dışişleri Bakanlık Müsteşarı)

Sn. EKREM KELEŞ (dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı)

Sn. MAHİR ÜNAL (dönemin AK Parti Grup Başkan Vekili)

Bu yetkililerin bazıları, söz konusu İsrailli konukların bazılarıyla BİZZAT GÖRÜŞMELER DE YAPMIŞLARDIR.

2. Müvekkil sadece İsrail’den değil İran, Filistin, Mısır, Cezayir, Doğu Türkistan, Suriye, Irak başta olmak üzere tüm İslam aleminin önde gelenleriyle de görüşmeler yapmıştır.

3. İsrail’den gelen üst düzey hahamlar ve siyasetçilerle yaptığı görüşmeler neticesinde

  • Mavi Marmara krizi çözüme kavuşmuş, İsrail özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi kabul etmiş,
  • İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli masumlar serbest bırakılmış,
  • Gazze’ye Türk yardım kuruluşlarının girmesine izin verilmiş,
  • Müslümanların kutsal değerlerine saygı gösterilmesi sağlanmış, örneğin bir cami avlusunda düzenlenmek istenen şarap festivali iptal edilmiş,
  • İsrail’in Suriye’de PKK’yı destekleyen politikası durdurulmuş,
  • İran-İsrail arasında körüklenen savaş ateşi söndürülmüştür.

Müvekkilin 2018’de tutuklanmasının ardından ise tüm Türkiye ve dünyanın gözleri önünde müvekkilin vesile olduğu bu hayırların neredeyse hepsi ortadan kalkmış, bölge bir ateş çukuru haline dönüşmüştür.

4. Kitap ehli olan Musevilerle görüşmek ve iyi ilişkiler içinde olmak Kuran’a uygun olduğundan bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da her zaman Müslümanlara öncü ve örnek olmuştur. İsrailli devlet yetkililerini ve Musevi din adamlarını kimi zaman Beştepe’de ağırlarken kimi zaman da katılmış olduğu yurt dışı gezilerinde onları kabul etmiştir.

Hatta bu görüşmelerden birinde Benjamin Netanyahu ile Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan karşılıklı şakalaşmışlardır.

25 Aralık 2021 tarihinde bir toplantı için İstanbul’da bulunan “Türk Yahudi Toplumu Hahamlar İttifakı Üyeleri” Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın davetlisi olarak Cumhurbaşkanımızın gönderdiği özel uçakla Ankara’ya gitmiş ve Beştepe’de Sayın Erdoğan tarafından kabul edilmişlerdir.

Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Ancak tüm bu gerçeklerin ötesinde NEVZAT ÇİÇEK’İN “DIŞARININ MAŞASI” İTHAMININ BİR İFTİRA OLDUĞU MAHKEME KARARIYLA DA KESİNLEŞMİŞTİR. MİT ve Dışişleri Bakanlığı’nın mahkemenin talebiyle konuyla ilgili hazırladığı raporlar, bu içi boş ithamların hiçbir delil ve dayanağının bulunmadığını belgelemiştir. Müvekkil Adnan Oktar, mahkeme neticesinde de askeri ve siyasi casusluk suçlamalarının tamamından BERAAT EDİP AKLANMIŞTIR.

2. MİLLİ GÜVENLİĞE TEHDİT OLDUĞUNU ÖNE SÜRDÜĞÜ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, MİLLİ GÜVENLİĞİ ÇELİK GİBİ YAPAN SET OLMUŞTUR

FETÖ’nün düzenlediği ABANT TOPLANTILARINA KATILAN, bu toplantılarda Kuzey Irak’a KÜRDİSTAN denilmesini sevinçle destekleyen Nevzat Çiçek’in neyin ve kimin milli güvenliğe tehdit olduğu konusunda sağlıklı bir algısı olmadığı anlaşılmaktadır.

https://www.yenicaggazetesi.com/abant-platformlarinda-tezgahlanan-proje-389915h.htm

https://www.milliyet.com.tr/gundem/sorunlarin-cozumu-katilimci-vatandaslik-1666536

Anlaşılan o ki Nevzat Çiçek, FETÖ yapılanmasının faaliyetlerine katılıp, görüşlerini ve düşüncelerini yakından bildiği halde bunların milli güvenlik için nasıl bir tehdit oluşturduklarını anlayamamıştır. Tam tersine onlarla birlikte Türkiye’yi bölünmeye götürebilecek görüşlerin bilerek veya bilmeyerek savunuculuğunu yapmıştır.

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin bin yıllık devlet aklını ve ferasetini kavrayamamış,
  • Ortadoğu’nun sürüklenmek istendiği çatışmaları ön görememiş,
  • İttihadı İslam’ın farz olduğunu anlayamamış,
  • PKK’nın ideolojisine, Darwinizme ve materyalizme karşı bir kelime bile akılcı ve bilimsel bir cevap verememiş,
  • Hayatı boyunca tek bir kişinin dahi hidayetine vesile olmamış

kişilerin müvekkil Adnan Oktar’ın milli güvenliğin muhafazası ve Devletin bekası için yaptığı hizmetleri anlayabilmesi mümkün değildir. Bu tip kişilerin bilerek veya bilmeyerek Devlet ve ümmet için çok büyük hayırlara vesile olan hizmetleri karalamaya yeltenen ve engellemek isteyenlerin üslubuyla konuştuğu da dikkat çekmektedir.

Ancak, hiçbirinin bu şer amaçlarına ulaşması asla mümkün değildir. Allah Kuran’da inkar edenlere müminler aleyhine yol vermeyeceğini ve müşrikler istemese de, ağızlarıyla yani karalamalarıyla, iftiralarıyla, yaygaralarıyla engellemeye çalışsalar da nurunu tamamlayacağını vaad etmiştir. Allah’ın vaadine sadık olduğuna bu kişiler de dahil tüm dünya şahit olacaktır.

…Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle bir yol vermeyecektir. (Nisa Suresi, 141)

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, müşrikler hoşlanmasa bile, nurunu tamamlayacaktır. (Saff Suresi, 8)

3. “DİNİN SAHİH KAYNAKLARI”NI EN GÜÇLÜ VE EN DOĞRU ANLATAN İNSAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR

Nevzat Çiçek’in paylaşımındaki isnatlardan biri de “dinin sahih kaynaklarının yerle bir edilerek kişisel görüşlerin yerine konduğu” iddiasıdır. Somut hiçbir şey ortaya koymadan öne sürülen bu itham, bilgisiz kesimleri manipüle etmek için söylenmektedir. Bu içi boş iddiayı öne sürenlere, “Hangi sahih kaynağın ne şekilde yerle bir edildiği” sorulsa verecekleri tek bir mantıklı ve doğru cevap yoktur.

Nitekim, müvekkil Adnan Oktar’ın 50 yıllık ilmi çalışmalarına bakıldığında iddianın tam aksine, sahih olan bilgileri yani Kuran’ı ve Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan gerçek İslam’ı esas aldığı açık ve net bir şekilde görülür. Nevzat Çiçek’in asıl olarak anlaması gereken konu “neyin sahih yani doğru ve güvenilir neyin ise batıl ve hurafe olduğunun” nasıl tespit edilmesi gerektiğidir. Esas alınması gereken ölçü şudur: Peygamberimiz (sav) -haşa- Kuran’a uygun olmayan bir söz söylemeyeceğine ve bir uygulama yapmayacağına göre demek ki Kuran’da olmayan, Kuran’la çelişen hiçbir rivayet sahih değildir, sonradan onun adına uydurulmuştur. Nevzat Çiçek ancak, bu açık ve net ölçüyü kavrayabildiği takdirde neyin uydurma neyin hurafe olduğunu, Kuran’a tümüyle aykırı uydurma hüküm ve kaynaklarla dinin 1400 senedir nasıl tahrif edilmeye çalışıldığını görüp anlayabilir.

Mehdiyetle ilgili hadisler söz konusu olduğunda ise o hadisin doğru olup olmadığı hadiste bildirilen olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ile anlaşılır. Ve ahir zaman hadislerinin tamamı tahakkuk edip gerçekleştiği için sahih oldukları görülmüştür.

Hicri 1400’ün (Miladi 1979) başından itibaren son 40-50 yıldır, ardı ardına, hadislerde anlatılan olayların hepsi yaşanmıştır. Bunların her biri için Peygamberimiz (sav) “olacak” demiş ve tam dediği şekilde de olmuştur.

Fırat’ın suyunun kesileceği

Afganistan’ın işgal edileceği

Irak’ın üçe bölüneceği

Suriye’de savaş ve çatışmalar olacağı

İran-Irak savaşının yaşanacağı

Ramazan Ayında iki defa Ay ve Güneş tutulmaları olacağı

Boynuzu Andıran İki Uçlu Kuyruklu Yıldız Çıkacağı

Güneş’te alametler belireceği

Azerbaycan’da bir savaş olacağı

Kabe’de Kan Akıtılacağı

Depremlerin artacağı

Büyük Bir Ekonomik Kriz Yaşanacağı

Fakirlik ve Açlığın Artacağı

Doğal afetlerle büyük şehirlerin yok olacağı

Yer çökmelerinin olacağı

Adaletsizliğin yayılacağı

Toplumlarda ahlaki çökme ve bozulmalar olacağı

gibi yüzlerce alamet detaylı olarak Peygamber (sav)’in hadislerinde anlatılmış ve tam da anlattığı şekilde, işaret ettiği dönemde bunlar gerçekleşmiştir. BÖYLECE AHİR ZAMAN HADİSLERİNİN SAHİH OLDUĞU KESİN OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR. Müvekkil Adnan Oktar da Peygamberimiz (sav)’in kendisinden 1400 sene sonrasına dair, adeta görmüş gibi bütün detaylarıyla haber verdiği olayların tek tek çıkması karşısında duyduğu hayret ve hayranlıkla Peygamber (sav)’in bu mucizesini insanlara anlatmaktadır.

Bugün dünyanın birçok yerinde İslam diye ortaya konulan katı, sevgisiz, kadınları ezen, sanata, kaliteye ve güzelliğe karşı, özgürlükleri sınırlandıran, baskı ve dayatmayla -hatta kimi zaman şiddetle- insanları kendi inandıkları modeli yaşamaya mecbur eden yaşam tarzı gerçekte Kuran’da anlatılan İslam değildir. Peygamberimiz (sav) de hiçbir zaman böyle bir İslam’ı anlatmamış ve yaşamamıştır. Ancak güvenilir (sahih) olarak kabul edilen Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i Ebu Davud, Sünen-i Tırmizi, Sünen-i Nesei başta olmak üzere temel eserlere, fıkıh kitaplarına ve büyük alimlerin ilmihallerine bakıldığında Kuran’da hiç olmayan bambaşka bir din ortaya çıkar. Örneğin;

  • Allah Kuran’da abdesti 1 ayet ile anlatmıştır ve abdest alınması için yapılması gerekenler yüzün ve dirseklere kadar kolların yıkanması, başın ve ayakların mesh edilmesinden ibarettir:
    Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da… (Maide Suresi, 6)
    İlmihal kitaplarına bakıldığında ise abdestin alınmasına dair yüzlerce sayfa Kuran’da olmayan detay verilir. Abdest nasıl alınır konulu 500-600 sayfalık risaleler vardır. Öyle ki bu kitaplardaki sonradan uydurulmuş kuralları uygulamaya çalıştıklarında insanların abdest alması neredeyse imkansız hale gelir.
  • Kuran’da namazın nasıl kılınacağı çok sade ve açık olarak anlatılmıştır. Namazda kıyam, ruku ve secde yapılması ve Allah’ın tesbih edilmesi gerektiği kolaylıkla anlaşılır ve uygulanır. Namazların vakitleri Kuran’da açıkça ve detaylı olarak tarif edilmiştir. Oysa, ilmihal kitaplarına bakıldığında sırf kametin nasıl getirileceğini açıklayan yüzlerce sayfa detay bulunur. Allah’ın emretmediği ve bildirmediği bu detaylar o kadar çok ve karmaşıktır ki insanların bir çoğunun namazdan uzak durmasına sebep olmaktadır.
  • Kuran’da Allah’ın bildirdiği haramlar çok az sayıda ve helaller çok genişken, ilmihallere ve diğer fıkhi eserlere bakıldığında Kuran’da olmayan yüzlerce haramla karşılaşılır. Müzik, resim, dans, eğlence, güzellik, kalite ve sanat Kuran’ın hiçbir ayetinde haram kılınmamıştır. İlmihallere ve fıkıh kitaplarına bakıldığında ise hayata dair güzel olan ne varsa neredeyse hepsi haram ilan edilmiştir: Müzik haramdır. Dans haramdır. Resim haramdır. Heykel haramdır. Şiir haramdır. Deniz ürünlerinin çok büyük bölümü, Kuran’da yasaklanmamış sayısız yiyecek ve içecek haramdır. Kadınların sokağa çıkması, güzel giyinmesi, bakım yapması, konuşması, gülmesi, eşinin yanında yürümesi, pencereden bakması neredeyse var olması dahi haramdır. Erkeğin sakalını kesmesi haramdır. Kravat takması haramdır. Üstelik bu sözde haramlara uymayanlara da ölüme kadar varan çok ağır cezalar verilmesine hükmedilmiştir.

Özetle, Allah’ın emretmediği ve bildirmediği haramları insanlara dayatıp, yapmayanların da katlini vacip gören bir anlayış İslam değildir. Kuran’da böyle bir din yoktur. Böyle batıl bir anlayışı savunan anlatımları sahih kaynaklar olarak öne sürmek Allah Katında sorumluluğu olan bir durumdur.

İslam’ın tek sahih kaynağı Kuran ve Kuran’a uygun olan hadislerdir. Müvekkil Adnan Oktar bu gerçeği anlatarak 1400 yıldır gözardı edilmeye çalışılan “dinin sahih kaynaklarını” kimsenin itiraz edemeyeceği netlikte ortaya koymuştur. Sapasağlam olan Allah’ın dinini bütün temizliği, sıcaklığı, güzelliği, nuruyla eserlerinde ve sohbetlerinde insanlara yıllar boyunca anlatıp sevdirmiştir.

4. İSLAM BİR ÜLKEYE, KAVME, BÖLGEYE AİT DEĞİLDİR, YERLİ VE MİLLİ OLARAK NİTELENEMEZ

Nevzat Çiçek’in İslam’ı “yerli ve milli” olarak nitelemesi de Kuran’a uygun bir üslup değildir. İslam belirli bir döneme, coğrafyaya ya da kavme ait olmayan, tüm insanlığı kuşatan evrensel bir çağrı ve hidayet rehberidir. Herhangi bir ülkeye, millete, ırka veya kavme ait olarak nitelenemez. Bu sebeple kimse için İSLAM’IN YERLİ ve MİLLİ OLARAK NİTELENMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Allah Kuran’ı tüm insanlığa ve nesillere gönderdiğini ayetlerinde şöyle açıklamaktadır:

  • Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan’ı indiren (Allah) ne Yücedir. (Furkan Suresi, 1)
  • Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
  • De ki: Ey insanlar, ben Allah’ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur… (Araf Suresi, 158)

Dolayısıyla “YERLİ ve MİLLİ DİN” diye bir şey yoktur. Farklı farklı ülkelerin ya da milletlerin farklı farklı İslam’ı olamaz. TEK BİR İSLAM DİNİ VARDIR ve tüm dünya bu dine uymakla yükümlüdür. İSLAM BÜTÜN DÜNYANIN, HERKESİN DİNİDİR.

TÜRKLERİN İSLAM’A GEÇİŞİ YÜZYILLARA YAYILMIŞ BİR SÜREÇTİR

Yaklaşık 10. yüzyıla kadar “Tengricilik” dini Türkler arasında en yaygın din olmuştur. Türklerin İslam’a geçişi, İslam dininden önce mensup oldukları Tengricilik inancından vazgeçip dinlerini değiştirmeleriyle gerçekleşmiştir.

Türkler İslamiyet’i tek bir günde değil, 8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren uzun bir süreçte kabul etmiştir. 751 yılında Araplar ile Çinliler arasında yaşanan Talas Muharebesi’nde Karluk Türkleri Abbasilerin yanında yer alarak Abbasilerin zaferini sağlamışlardır. Bu savaşla, Karluk Türkleri İslamiyet’i daha yakından tanıma fırsatı bulmuş, az da olsa bir kısmı İslamiyet’i kabul etmiştir. Türklerin ilk kez topluluklar halinde İslam’a geçişleri ise Araplarla karşılaştıktan yaklaşık 300 yıl sonrasına denk gelmektedir. 922 yılında ilk olarak İdil Bulgarları daha sonra da Karahanlılar İslamiyeti resmi din olarak kabul etmişlerdir. Tüm Türklerin değil, farklı boyların farklı zamanlarda yüzyıllara yayılmış bir süreçte İslam’ı kabul ettiği görülür.1

Yani Türkler İslam’ı sonradan kabul etmiş, İslam ile hidayet bulmuşlardır. İslam tüm kavimlere ve nesillere Allah’ın indirdiği bir hak dindir. İslam’ın sonradan uzun yıllar içerisinde Müslümanlığı kabul eden Türklerin “yerli ve milli dini” olduğunu iddia etmek, bilimsellikten ve gerçeklerden uzak, son derece zorlama bir izahtır.

İslam’ın Türklerin yerli ve milli dini olduğunu iddia edenlerin, bugün yeryüzünde yaşayan ve İSLAM’I KABUL ETMEYEN HRİSTİYAN, MUSEVİ, BUDİST, ŞAMANİST inanca sahip TÜRKLER BAKIMINDAN YERLİ ve MİLLİ DİNİN HANGİSİ olduğunu da açıklamaları gerekir.

Günümüzde hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan, din olarak Hristiyanlığı, Museviliği ya da başka dinleri kabul etmiş Türkler vardır.

Hristiyanlığı Kabul Eden Türkler:

– Gagavuzlar: En bilinen Hristiyan Türk topluluğudur. Oğuz soyundan gelirler ve Ortodoks Hristiyan’dırlar.

– Çuvaşlar: Rusya Federasyonu içindeki Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşarlar. Türk dillerinin en eski kollarından birini konuşurlar ve çoğunluğu Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlıdır.

– Yakutlar: Dünyanın en soğuk bölgelerinden biri olan Sibirya‘da (Rusya’ya bağlı Yakutistan/Saha Cumhuriyeti) yaşarlar. 18. ve 19. yüzyıllarda Rus etkisiyle kitleler halinde Ortodoks Hristiyanlığa geçmişlerdir ancak eski şamanist geleneklerini de hâlâ sürdürürler.

– Karamanlılar: Anadolu’da (Karaman, Konya, Kapadokya bölgesi) yüzyıllarca yaşamış, Türkçe konuşan ve ibadetlerini Türkçe yapan Ortodoks Hristiyan Türklerdir. 1923 yılındaki Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesiyle Yunanistan‘a göç etmek zorunda kalmışlardır.

Museviliği Kabul Eden Türkler:

– Karaylar (Karay Türkleri / Karaimler): Tarihsel kökenleri Hazar Türklerine dayanır. Günümüzde başta Litvanya (Trakai bölgesi), Ukrayna (Kırım), Polonya, Rusya ve İsrail olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde dağınık olarak yaşarlar. Musevi olmalarına rağmen kendi Türk dillerini (Karayca) ve kültürlerini korumuşlardır.

– Kırımçaklar: Kırım yarımadasında yaşayan ve Rabbani Museviliğe (geleneksel Yahudilik) inanan bir diğer Türk topluluğudur. Kırım Tatar Türkçesine çok yakın bir dil konuşurlar. Bir kısmı İsrail ile ABD’ye göç etmiştir.

Semavi Olmayan Dinlere Mensup Türkler:

– Sibirya’daki bazı Türk halkları (Altaylar, Hakaslar, Şorlar): Bunlar arasında Budizm, Şamanik geleneksel inançlar gibi farklı dini kimlikler bulunur.

– Tıvalar: Özellikle Budizm (Tibet Bdizmi) ve geleneksel Tıva inançları güçlüdür.

Dolayısıyla Nezat Çiçek’in bahsettiği şekilde yerli ve milli bir dinden bahsedilmesi halinde, o zaman “hangi Türk topluluğu için hangi dinin yerli ve milli olduğu” sorusu gündeme gelecektir ki iddianın akıl, mantık ve bilim dışı olduğu açıktır.

Kaldı ki dünya çapında böyle farklı din ve inanışlara sahip birçok Türk topluluğu var olmasının yanı sıra, bugün ülkemizde dahi Müslüman olmadığı halde kendini son derece yerli ve milli sayan, her fırsatta milliyetçiliğini, vatanperverliğini öne çıkaran Darwinist, materyalist, ateist felsefeyi benimsemiş çok sayıda Marksist, Leninist, Maocu vatandaşımız yaşamaktadır. Paylaşımındaki üslup ve mantıklardan bu kişilere özenip örnek aldığı imajı veren Sayın Nevzat Çiçek’e göre Türklüklerine tek kelime ettirmeyecek bu insanların saydığımız ateist, materyalist inanç ve ideolojileri de mi yerli ve milli olmaktadır?

5. ALLAH MÜSLÜMANLARA TÜM PEYGAMBERLERE İTAAT ETMELERİNİ EMRETMİŞTİR. HER MÜSLÜMAN AYNI ZAMANDA HEM İSEVİ HEM MUSEVİ HEM İBRAHİMİ HEM DE NUHİ’DİR

Nevzat Çiçek, “Adnan Oktar Nuhiliğin Türkiye’deki temsilcisi” diyerek kendince çok sansasyonel kimsenin bilmediği bir açıklamada bulunduğu kanaatindedir. Oysa, İslam’ı yakından bilen biri olarak tüm Müslümanların zaten hem Nuhi hem İsevi hem İbrahimi hem Musevi olduğu gerçeğini gözardı etmektedir.

Dahası, müvekkil Adnan Oktar bu gerçeği canlı yayınlarında milyonların önünde, onlarca kez bizzat dile getirmiş ve ayetlerle açıklamıştır.

Allah’ın Kuran’da bildirdiğine göre Allah Katında din İslam’dır (Al-i İmran Suresi, 19). Hz. Adem’den bu yana Hz. Nuh, Hz. İrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa da dahil olmak üzere tüm peygamberler insanları özünde aynı dine (tevhid inancına, yani İslam’a) davet etmişlerdir. Dolayısıyla, Müslümanlar bu peygamberlerin getirdiği hakiki ve bozulmamış inanç esaslarını ve temel ahlak ölçülerini bütünüyle kabul ederler.

Bu sebeple Müslümanlığın şartlarından birisi, tüm Peygamberlere ve onlara indirilenlere iman etmek ve hiçbirini diğerinden ayırmamaktır. Allah bu gerçeği Kuran Ayetlerinde şöyle bildirmiştir:

  • Deyin ki: Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız. (Bakara Suresi, 136)
  • Ve de ki: Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. (Şura Suresi, 15)
  • Allah’a ve Resûlü’ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir… (Nisa Suresi, 152)
  • Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inandı. ‘O’nun elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz…’ dediler. (Bakara Suresi, 285)

Kuran’ın bu açık hükümlerine göre tüm Müslümanlar Muhammedi oldukları gibi aynı zamanda hem Nuhi hem İbrahimi hem Yakubi hem İsevi hem Musevidirler.

Dolayısıyla, Nevzat Çiçek’in gizli bir şeyi keşfetmiş gibi müvekkil Adnan Oktar’ın Nuhi olduğunu söylemesi, müvekkilin zaten defalarca açıkladığı bu Kurani gerçeği güya örgütsel bir kimlikmiş gibi göstermeye çalışması, Kuran’da anlatılan İslam konusundaki bilgisizliğini ortaya sermiştir. Sadece müvekkil Adnan Oktar değil Nevzat Çiçek de dahil olmak üzere Kuran’a göre Müslümanlar hem Muhammedi hem Nuhidirler. Temel iman, itikat, ibadet ve ahlak esasları bakımından gönderilen tüm mübarek hak peygamberlere tabidirler.

SONUÇ OLARAK;

Bugün tv kanallarında ve gazete köşelerinde kendilerine bir şekilde yer edinmiş bazı sağ görüşlü kişiler yakın geçmişlerini unutmuş görünmektedirler. Müvekkil Adnan Oktar, dinsizliğin temel dayanak noktası olan Darwinizme ve materyalizme karşı yaptığı ilmi mücadelesi, Kuran’a dayalı gerçek Müslümanlığın aydınlık, modern, kaliteli ve güzel yüzünü tüm insanlara tanıtması ve bunları temel alan ilmi ve kültürel faaliyetleriyle Müslümanlar üzerindeki baskının kalkmasına en büyük vesile olmuştur. 90’lı yılların siyasi, askeri ve sosyolojik atmosferinde ancak toplumdan soyutlanmış ve dışlanmış bir şekilde kendi içlerinde yaşamalarına izin verilen Müslümanlar bu sayede dışarı açılmaya cesaret bulmuş, hızla sosyal hayatın her alanında yer almaya başlamışlardır. Söz konusu kişiler de bugün sahip oldukları konum ve imkanları müvekkil vesilesiyle Müslümanların üzerindeki ezici baskıların kalkması sonucunda elde ettiklerini ne yazık ki düşünmemektedirler.

Müvekkil Adnan Oktar’ın çalışmaları, anlatımları, savunduğu model ve ileri görüşlülüğü olmasa bugün Ak Parti’nin 25 yıldır iktidarda olması da bazılarının Habertürk, CnnTürk gibi kanallarda çıkıp konuşmaları da fikirlerini beyan edecek imkan bulmaları da mümkün olmayacaktı.

Müvekkil Adnan Oktar, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin 12 mutlak vekilinden biri olan merhum Sungur Ağabey’in ifade ettiği gibi, “Seddi Zülkarneyn olup Müslümanlara gelecek fitnelere engel olmasa”, bahse konu bazı kişiler bugün hala Fatih’in arka mahallelerindeki kahvehanelerin ahşap sandalyeleri üzerinde kendi aralarında kimsenin ciddiye almadığı, haberi dahi olmadığı siyasi kritikler yapmaya devam ediyor olacaklardı.

Hal böyleyken, bugün Adnan Oktar’ın 50 yıllık devasa ilmi, kültürel ve imani çalışmalarının neticesinde kendilerine açılan alandan faydalanarak müvekkil ve arkadaşları başta olmak üzere tüm Müslüman grupları hedef alan açıklamalar yapıyor olmaları Müslüman terbiyesine, ahlakına ve vicdanına yakışmamaktadır.

Müvekkil, Nevzat Çiçek’in dürüst tavır göstererek bu hatasını telafi edecek vicdanda bir insan olduğunu düşünmektedir. Nevzat Çiçek gibi din ahlakını tanıyan bilen, Müslüman cemaatler ve tarikatlarla hep içiçe olmuş bir insanın “cemaat ve tarikatlardan tasfiye edilmesi gereken varsa tasfiye edilecek” üslubunu bir an önce değiştirmesi, tevazulu, sevecen, koruyucu, dostane bir üslupla “bir hata varsa iyilikle ve sevgiyle düzeltilmesi” yöntemini savunması gerekir.

Bazı derin devlet yapılanmalarının kendilerince cemaatleri ve tarikatları tasfiye etme düşüncesi olabilir. Bu düşünce birçok gazeteci ve yorumcuya olduğu gibi Nevzat Çiçek’e de telkin edilmiş ya da dayatılmış olabilir. Bu durumda kendisi gibi dindar bir insanın yapması gereken bu yanlış düşünceyi süsleyip kamuoyunu buna ikna etmeye çalışmak değil, bunun ne kadar yanlış ve Türkiye’ye zarar verecek bir anlayış olduğunu ortaya koymak olmalıdır.

Saygılarımıza kamuoyunun bilgilerine sunarız. 24.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir