Doğu Perinçek’e Tekzip: Türkiye’nin Yarınlarında Komünizm Değil İslam Var

By gundem
20 Min Read

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN SN. DOĞU PERİNÇEK’E TEKZİPTİR

SN. DOĞU PERİNÇEK DE ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR Kİ, TÜRKİYE’NİN YARINLARINDA ASLA OLMAYACAK OLAN KOMÜNİZM VE MAOCULUKTUR.

İSLAM İSE SONSUZA KADAR VAR OLACAKTIR.

Son günlerde bazı Müslüman cemaat ve tarikatlara yönelik gerçekleştirilen polis operasyonlarının ardından, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile bazı komünist çevrelerin, Türkiye’de sanki din ve dindarlık tasfiye ediliyormuşçasına sevinç gösterilerinde bulunmaları dikkat çekmektedir.

Sn. Doğu Perinçek, 18 Ağustos 2026 tarihinde Ulusal Kanal’da şöyle demiştir:

“Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti aslında bizim büyük Atatürk’ümüzün, devrimci önderimizin Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar yani tabi mensuplar cemaat mensupları, ülkesi olamaz diyor ya o bir demokrasi programı. Yani demokrasi özgür insanla olur.”

19 Ağustos 2026 tarihinde Ulusal Kanal haber kuşağında ise, Doğu Perinçek’in 21 Mart 2022 tarihli konuşmasından bir kesit paylaşılmıştır. Doğu Perinçek bu konuşmasında “Adnan Oktar’larmış falan, bunlar Türkiye’nin yarınlarında olmayacak.” demektedir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın Sn. Doğu Perinçek’in bu sözleri hakkındaki açıklamaları aşağıda bilgilerinize sunulmaktadır:

Atatürk, Türk Milletinin “kalp ve vicdanından dini hiç kimsenin söküp alamayacağını”; komünistliğin ise Türk Milletinin “en büyük düşmanı” olduğunu belirtmiştir

Sn. Doğu Perinçek, bazı dindar gruplara yapılan polis operasyonlarını, kendi ideolojisinin ve gayretlerinin bir çabası olarak görmekte; Atatürk’ü de kendisiyle aynı görüşteymiş gibi göstermeye çalışmaktadır.

Ancak, Atatürk’ün din ve komünizm hakkındaki gerçek görüşlerini müvekkilin de çalışmaları vesilesiyle artık tüm Türkiye bilmektedir.

  • Atatürk, bağnazlığa ve gericiliğe karşıydı; samimi bir dindardı; hurafeleri kaldırmaya ve Kur’an Müslümanlığını güçlendirmeye büyük bir özen gösterdi
  • Atatürk, komünizme şiddetle karşıydı; komünistliğin her görüldüğü yerde ezilmesi talimatı vermişti

Doğu Perinçek’in “dinsiz bir Türkiye ideolojisini” Atatürk’e dayandırmaya çalışması boşa bir gayrettir. Atatürk, Allah’ın varlığına iman eden, Hz. Muhammed (sav)’i Peygamber olarak kabul eden, Kur’an’a inanan samimi ve vicdanlı bir mümindi. Türk milletinin dindarlığını da milletimizin asla kaybetmemesi gereken bir erdem olarak görüyordu. Aşağıdaki sözleri bu görüşünün bir özetidir:

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1154745

Atatürk’ün karşı olduğu, gericilik ve bağnazlıktı. Atatürk, Hz. Muhammed (sav)’e indirilen Kur’an’a tam olarak uyulmadığı, hurafelerle İslam dininin özü bozulduğu için Osmanlı İmparatorluğunun bozularak çöktüğünü belirtmektedir. Cumhuriyetin kuruluş aşamalarında tekke ve zaviyelerin kapatılmasının sebebi, yeni kurulan bir Cumhuriyeti gericilik tehlikesinden korumaktır.

“Türkler, İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyeti karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet’ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam’ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor.”

Dolayısıyla, Doğu Perinçek’in Türkiye’den İslamiyeti silme istek ve gayretini Atatürk’e dayandırması son derece boş ve temelsizdir; Türk milletini buna ikna etmesi mümkün değildir.

Ancak Atatürk’ün çok net ve kesin bir dille ifade ettiği ve Türk milletinin asla geçit vermeyeceğini söylediği ideoloji komünizmdir.

Şurası unutulmamalı ki, bu tarz-ı idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü, biz ne bolşeviğiz ne de komünist; ne biri ne de diğeri olabiliriz. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekl-i hükümetimiz tam bir demokrat hükümetidir ve lisanımızda bu hükümet halk hükümeti diye yad edilir.1

Atatürk komünizmin görüldüğü her yerde ezilmesi gerektiğini de kendi el yazısıyla bir ders kitabının sonuna ekletmiştir:

“Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en Büyük düşmanı Komünistliktir!. Her görüldüğü yerde ezilmelidir!..” 2

Müvekkil Adnan Oktar Cezaevinde Olsa da, Görüşleri Dışarıda Hakimdir; Görüşleri ve İnancı Atatürk’ten Günümüze Devletin Resmi İdeolojisidir

Sn. Doğu Perinçek’in hiçbir öngörüsünün ve söylediğinin tutmadığı, kimseyi ikna edemediği, Türkiye’nin %99,999’undan fazlasının kendisine katılmadığını herkes bilmektedir. Sn. Perinçek, “Türkiye’nin yarınlarında Adnan Oktar olmayacak” diyerek, hiçbir zaman tutmayan bu öngörülerine bir yenisini daha eklemiştir.

Müvekkil Adnan Oktar, Türkiye’nin refahını, mutluluğunu, milli ve manevi gücünü kuvvetlendirmek gayretinde bir dava insanı olduğu için bulunduğu yerin hiçbir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan fikirlerinin uygulanıyor olmasıdır.

Müvekkil, 40 yıl boyunca yaptığı çok etkili çalışmalarla, komünist felsefenin ve temeli olan Darwinist ve materyalist düşüncenin bilimsel temelini yerle bir etmiştir. Türkiye’de komünist, materyalist ve Darwinist düşünce için hiçbir alan bırakmamıştır; zira Türkiye’de hem akademik çevreler hem de gençler, komünizmi bilimsel bir temele dayandırarak savunamayacaklarını görmüşlerdir.

Müvekkilin bu kuvvetli fikri çalışmaları sayesinde Türkiye’de sağ bir hükümet 20 yılı aşkın süredir iktidardır. Sn. Perinçek de bunun son derece farkındadır, bunu itiraf da etmiştir:

“Adnan Hoca’nın talebeleri bütün Anadolu’yu karış karış gezdiler, Darwinizm’in ve materyalizmin aleyhinde çalışmalar yaptılar ve AK Parti iktidar oldu. AK Parti’nin felsefi zeminini Adnan Oktar sağladı”

PKK Terör Örgütü Elebaşı Abdullah Öcalan da, 2001 yılında yazdığı “Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği” isimli kitabında, müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi çalışmalarının etkisini itiraf etmiştir:

Tepede de MİT’in Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarında da tarih boyunca yol gösterenler din adamları değil miydi? Şimdi de rejime yol gösterecek din adamları vardır. MESELA O ADNAN HOCALAR NASIL ORTAYA ÇIKARILDI?”

Kur’an talebesi olan müvekkil Adnan Oktar, hem İslam dininin gereği hem de Atatürk’ün talimatına uygun olarak komünizmi gördüğü her yerde, bilimle ve fikirle ezmiştir.

Müvekkilin inancını ve dünya görüşünü içeren Kur’an Müslümanlığı, Türk-İslam Birliği ülküsü ve Mehdiyet inancı da müvekkil Adnan Oktar’ın ve devletimizin ideolojisidir.

Sn. Perinçek de Müvekkil Adnan Oktar’ın Çalışmalarından Etkilenerek Dine Yönelmiştir:

Müvekkil Adnan Oktar’ın Allah’ın varlığını, Darwinist ve materyalist felsefenin bilimsel olarak geçersizliğini, Kur’an mucizelerini anlattığı eserleri, 7’den 70’e herkesin anlayacağı, her kesimden ve eğitim seviyesinden kişiyi ikna edebilecek netlikte ve kesinlikte, şüpheye yer bırakmayan eserlerdir. Bu eserler vesilesiyle Türkiye’de dindarlık oranı çok yükselmiş, ateist gençler başta olmak üzere, aydın ve modern kesim de Kur’an’a ve dine yönelmiştir.

Türkiye’deki bu olumlu değişim Sn. Doğu Perinçek’in de üzerinde etkisini göstermiştir.

Örneğin 2 Nisan 2023 tarihinde katıldığı canlı yayında Sn. Perinçek hem kelime-i tevhid getirmiştir hem de oruç tuttuğunu, bayram namazlarına gittiğini belirtmiştir:

“Talat Atilla “isterseniz bu soruya cevap vermeyebilirsiniz” derken “Sayın Perinçek hayatında hiç oruç tuttu mu, namaz kıldı mı?” diye sordu

Perinçek bu soruya Kelime-i Tevhid getirerek başlarken “Türk ve Müslümanım. Allah’tan başka bir ilah yoktur, Hz. Muhammed onun kuludur ve resulüdür. Bu inançta hepimiz birleşiyoruz. Oruç çok tuttum. Bayram namazlarına gençliğimde gittim.”3

Sn. Perinçek’in 21 Ocak 2023 tarihindeki bir konuşmasından:

https://aktifhaber.com/gundem/perincek-namaz-icin-yer-gosterdi-esad-ve-iran-yoneticileriyle-sultanahmette-namaz-kilacagiz.html

Sn. Perinçek bir açılışta dua ederken

Türkiye’nin yarınlarında Maoculuk veya Komünizm yoktur, Türk-İslam Birliği vardır

Sn. Perinçek’in iddiasının aksine, Türkiye’nin yarınlarında müvekkil Adnan Oktar’ın 50 yıldır devam eden fikri mücadelesinin temelini oluşturan Kur’an ahlakının yayılması, Türk-İslam Birliğinin kurulması ve Mehdiyet vardır.

Sn. Perinçek de gayet iyi bilmektedir ki, Mehdiyeti savunan sadece müvekkil Adnan Oktar değildir; DEVLETİN KENDİSİ, MEHDİ’NİN GELİŞİNE ZEMİN HAZIRLAMAK İÇİN ÖZEL BİRİMLER OLUŞTURMAKTADIR.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eski askeri danışmanı olan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi Paşa, görevine devam ettiği 2020 yılında, Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) Başkanı olarak İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası İslam Birliği Kongresinde bir konuşma yapmış ve İslam Birliği’nin oluşacağını, bunun da Mehdi’nin gelişi ile mümkün olacağını açıkça anlatmıştır. Sayın Tanrıverdi Paşa’nın sözleri şöyledir:

İslam Birliği olacak mı olacak. Nasıl olacak? MEHDİ HAZRETLERİ GELDİĞİ ZAMAN. Peki Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir. Peki bizim bir işimiz yok mu, ORTAMI HAZIRLAMAMIZ GEREKMEZ Mİ? İŞTE ASSAM BUNU YAPIYOR”

(https://x.com/veryansintvcom/status/1211396934201696256)

Başka bir açıklamasında, Sayın Adnan Tanrıverdi Paşa, konuyla ilgili şu açıklamaları yapmıştır:

“Günümüzde ilim adamlarının ve düşünürlerin İslam birliğinin nasıl olacağına dair bir cevabı yok. Çünkü buna dair bir model yok. ASSAM’ın gayesi İslam birliği için model çıkarmak. Tabi ki bizim inancımız İslami inançtır. MEHDİ HAZRETLERİNİN GELECEĞİNE DAİR KUR’AN’I KERİMDE PEK ÇOK AYET VE PEYGAMBERİMİZDEN İNTİKAL EDEN HADİSLER VARDIR. Bu her samimi Müslümanın inancıdır. BİZ DE BUNA İNANIYORUZ. ASSAM’ı bu istikametteki çalışmalar yapmak için kurduk. Tabii ki İslâm birliğinin nasıl olabileceğine dair bir model ortaya koymak gerekiyor. ASSAM çalışmaları ile çözüm ortaya koyuyor. Önce ümmetin İslâm Birliğinin nasıl olacağı hakkında bir şuura ulaşması gerekiyor. Bunun için stratejilerin kongrelerle ortaya koymaya çalışıyoruz.”

Bilindiği kadarıyla Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM), o dönemde Devlet tarafından EN FAZLA BÜTÇE AYIRILAN birimlerden biririn. Hatta bu bütçenin, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NA AYRILAN BÜTÇEDEN DAHİ DAHA FAZLA OLDUĞU bilinmektedir.

Böyle de olması gerekir; çünkü müvekkile göre, derneğin misyonu büyüktür. Cumhurbaşkanımız, bu büyük misyonun farkındadır. Bunu, mevcut her şeyden önemli görmektedir.

Tüm bunlardan anlaşılabileceği gibi, müvekkilin yıllardır anlattığı MEHDİYET İNANCI, DEVLETİMİZ TARAFINDAN DA KABUL GÖRMEKTEDİR; DEVLETİMİZ DE MEHDİ’NİN GELİŞİNİ YAKIN GÖRDÜĞÜ İÇİN HAZIRLIK YAPMAKTA; Peygamberimizin, “Mehdiyle müjdelenin” hadisini yerine getirmektedir.

Türkiye’nin geleceği, Sn. Doğu Perinçek’in umduğu gibi karanlık, karamsar, içine kapalı Maocu bir gelecek değildir; tam aksine sevginin, barışın, huzurun, refahın, zenginliğin, adaletin, manevi gücün, birlik ve beraberliğin hakim olduğu, Türkiye’nin tüm medeniyetlere örnek olacağı nurlu bir gelecektir.

Sayın Adnan Tanrıverdi Paşa’nın Müvekkil Adnan Oktar ve Arkadaşları Hakkında Kaleme Aldığı Yazısı

Müvekkil Adnan Oktar’ın görüşlerinin devletimizin görüşleriyle aynı olması, müvekkilin çalışmalarının tamamının devletimizin bilgisi ve onayında olduğu, müvekkilin dünya görüşü ve inancının, Türkiye’nin geleceğini de aydınlatacak gerçekler olduğu, Sayın Tanrıverdi Paşa’nın müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında kaleme aldığı yazısında da görülmektedir.

HARUN YAHYA VE HİZMETLERİ

Harun Yahya serisi yayınlarla ilk olarak, “Yeni Dünya Düzeni” ya da “Yeni Masonik Düzen” isimli 950 sayfalık, Kur’an hakîkatleri ışığında hazırlanmış, son beşyüz yıllık İnsanlık tarihine değişik bir açıdan bakan, altını çizerek okuduğum ve istifade ettiğim kitapla, 1997 yılında tanışmıştım.

Bu yıl emekliliğimin ilk yılı idi. Ülkemiz de post-modern bir darbe sürecini yaşıyordu. Bu eser vasıtasıyla, darbecilere daha net bakma imkânı bulmuştum. Bu nedenle, Harun Yahya ismi arkasındaki ekibi, daha doğrusu, “Bilim Araştırma Vakfı” (BAV) ekibini daha yakından tanıma imkânlarını aradım.

Arayınca buluyorsunuz. Karşıma pırıl, pırıl, şık ve kültürlü-donanımlı gençler çıktılar. Sonra da onları ve Adnan Hoca Efendi ile eserlerini zaman içinde tanıma ve değerlendirme şansına sahip oldum.

Faaliyetleri ile İslâmî kesim tarafından boş bırakılmış önemli bazı alanları etkili bir şekilde doldurduklarını düşünüyorum. İnceleme-araştırma ve fikirlerini parlak-kuşe kağıtlarda yayınlıyorlar. Osmanlı’nın ihtişamını hatırlatıyor. Ve o zamanları özletiyor.

Bir ara, Darvin’in Evrim teorisine savaş açtılar. Uluslar arası arenada, bir seri konferanslarla, Yaratılış gerçeğini, seçkin Bilim Adamlarının ağzından dinlememizi sağladılar. Bir tanesine katılma imkânı bulmuştum. ABD Üniversitelerinde, Darvin teorisinin yanı sıra, insanın yaratılış gerçeğinin de ders olarak okutulacağına dair basında haberler yer almıştı. Batı insanı için güzel bir gelişme, darısı bizim Üniversitelerimizin başına diyelim.

Bir seri konferansla, Kıbrıs sorununun çözümü için yoğunlaştılar. Milli davamızı sahiplendiler. Lefkoşe’deki konferansa katılma imkânı bulmuştum. Geniş yelpazeden bilim, fikir ve siyaset adamları katılmıştı. Milli meseleleri toplumun değişik kesimlerinden insanımızın sahiplenmesine imkân veren bir gayret olarak değerlendiriyorum.

Dış Türklerin sorunları ile ilgili çalışma ve gayretleri de aynı derecede samimi ve önemli buluyorum. Çünkü onlar, Ülkemizin çevresinde, Komşularımızla barışa uzanan birer köprüdürler. İlimde, kültürde, ticarette, siyasette ve devlet idaresinde varlık gösterebilmeleri için Ana Vatan tarafından yakından desteklenmesi gereken barış elçilerimizdir.

Son olarak da bir yıla yakın bir süredir, gayretlerinin ve yayınlarının hedefini, “Türk-İslâm Birliği” fikri oluşturuyor. Dördüncü sayısının basım hazırlıklarının yapıldığını öğrendiğim, “Türk-İslâm Birliği” Dergisinin birinci sayısında, acizane bir makale ile katılmıştım. İlk derginin tanıtım toplantısına da katılma mutluluğunu tatmıştım. Bu konuda çalışma ve faaliyetlere, aktif oluşumlara, Türk-İslâm Âleminin olduğu kadar, küresel barışın tesisi bakımından, bütün Dünya Milletlerinin de ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Türk-İslâm Âlemi’nin sahip olduğu coğrafya; Dünya hakimiyeti için mücadele veren Süper güçlerin, isteseler de istemeseler de, mücadelelerini sürdürmek zorunda kalacakları bir coğrafyadır. Bu coğrafyanın konumu, büyüklüğü ve kaynakları, dünyaya hakim olmaya yetecek değerdedir. İslâm Medeniyetinin alt Kültürlerini oluşturan, Türk-İslâm Milletleri, bu coğrafyanın gerçek sahipleridir. Ya işlevlerini, birliği sağlayarak yerine getirecekler. Ya da, devlerin mücadelesinde ayak altında kalıp tarih sahnesinden silinecekler.

Bu gerçeğin bilincinde olan ABD, Müslüman Milletlerin birlik tesis etmesini önlemek ve gelişmekte olan Hindistan, Çin, Rusya ve AB’nin, kendisi ile rekabet edecek seviyeye gelmelerinden önce, Afganistan ve Irak’a askerî harekât icra ederek bölgeye yerleşme gayreti içine girmiştir.

21nci asırda; ABD, AB, Rusya, Çin ve Hindistan?ın çatışma alanı; bu gün Türk ve Müslüman Milletlerin kontrolünde bulunan alan olacaktır. Bu nedenle, Türk-İslâm Milletlerinin, ilk hedefi ABD?yi bu coğrafyadan kovmak, müteakip hedefi de organik birliği oluşturmak olmalıdır. Bu amacın temini için yapılacak her türlü girişimin desteklenmesi de şuurlu her Müslüman’ın görevi olmalıdır. 24 Kasım 2005

Haklarında verilen beraat kararları ile; bir zamanlar haksız yargı takibine ve bir kısım maksatlı basının linç harekâtına haksız olarak maruz bırakıldıkları anlaşılan, Muhterem Adnan Oktar Hoca Efendiye ve değerli genç dava arkadaşlarına çalışmalarında başarılar diler, bu vesile ile kalbi bağlılığımı sunarım. 20 Aralık 2005

Adnan Tanrıverdi
(E) Tuğgeneral
ASDER Gnl.Bşk.

Doğu Perinçek, Maocu ideolojisinin Türk Halkında Neden Karşılık Bulmadığını Düşünmelidir:

Sn. Doğu Perinçek, cemaatler, tarikatlar kapandığında halkın kendilerine yönelerek iktidar olacaklarını, Türkiye’nin yarınlarında kendilerinin olacağını düşünüyor, bunun hayallerini kuruyor olabilir. Ancak Maocu ideoloji üzerine kurulmuş bir partinin Türkiye’de bir karşılığı yoktur.

Mao Zedung ve yandaşları komünizm uğruna Çin’de uzun yıllar boyunca kitle katliamlarına, cinayetlere, işkencelere, kıtlıklara yol açmışlardır. En eski medeniyetlerden biri olan Çin’i dışa kapalı, sadece üreten makinelere dönüşmüş insanlardan oluşan bir ülke haline getirmişlerdir.

Vatan Partisi’nin oy oranları %1’e dahi ulaşmamakta, Mecliste bir tane dahi milletvekili bulunmamaktadır. Genel seçim sonuçları tablosu gerçeği ortaya koymaktadır:

Sn. Doğu Perinçek bir siyasetçi olarak bu gerçeği görmezden gelmeyi tercih edebilir ancak sosyal bilimler alanında uzmanlaşmış bir hukukçu olarak, Türk Milletinin asla aileyi, ahlakı, dini, maneviyatı reddeden komünist ideolojiyi savunan bir partiyi Meclise de iktidara da taşımayacağını görmüyor olamaz. İdeolojisini anlatarak ve telkinle ikna edemediği halkı, inançlarından ve değerlerinden uzaklaştırmak için hukuk dışı yöntemlerle, kumpaslarla, yalanlarla dindar insanlara operasyonlar düzenlenmesini, dini anlatanların faaliyetlerinin durdurulmasını destekliyor olmasının temelinde de bu gerçeğin farkında olması olabilir. İlimle ve bilimle başaramadığını gayri hukuki yöntemlerle insanları tutuklatarak başarmaya çalışmaktadır. Ancak daha önceki konuşmalarında kendisinin “Adnan Oktar ve ekibi Anadolu’yu karış karış gezdiler. Her yerde Darwinizm’in geçersizliğini anlattılar, Materyalist felsefeyi ezdiler. Komünizme hayat hakkı bırakmadılar” tespitiyle ifade ettiği üzere İMAN ANADOLU’NUN BAĞRINA KAZINMIŞTIR, tüm cemaatler ve tarikatlar cezaevlerine doldurulsa bile yine de Türk Milleti komünist ideolojiye yönelmeyecektir. Böyle bir yönelişin kapısı sonsuza kadar kapalıdır. Çünkü;

1. KOMÜNİZM KADININ ORTAK MAL OLARAK KULLANILMASINI AÇIKCA SAVUNAN GAYRİ AHLAKİ BİR İDEOLOJİDİR

Karl Marks ünlü kitabi Komünist Manifesto’da açıkça şöyle demektedir:

“Komünistlerin kadınların ortaklaşa kullanımını getirmelerine gerek yok ki; EN ESKİ ÇAĞLARDAN BU YANA VAR OLAN BİR ŞEY BU…Aslında, burjuva evliliği, evli kadınların ortaklaşa kullanıldığı bir sistemdir; o yüzden, Komünistler olsa olsa, kadınların ortaklaşa kullanımını ikiyüzlülükle gizlenen bir şey olmaktan çıkarıp AÇIKÇA MEŞRULAŞTIRMAK İSTEMEKLE suçlanabilirler.4

2. KOMÜNİZM AÇIKCA DİNE SAVAŞ İLAN ETMİŞ BİR İDEOLOJİDİR

Lenin bu düşüncelerini şöyle anlatmaktadır:

“Birincisi, dinle savaşmak görevi, tarihsel açıdan devrimci burjuvazinin görevidir ve Batıda burjuva demokrasisi, feodalizme ve orta çağ düzenine karşı giriştiği kendi devrimleri döneminde bu görevi büyük ölçüde yerine getirmiştir… Gerek Fransa’da, gerek Almanya’da burjuvazinin dinle savaşma geleneği vardır ve bu sosyalizmden (Ansiklopedistlerden ve Feuerbach’tan) çok önce başlamıştır. Rusya’da ise, burjuva demokratik devrimimizin kendine özgü koşulları nedeniyle, bu görev de hemen hemen tümüyle işçi sınıfının omuzlarına yüklenmiştir.”5

3. KOMÜNİZM AİLEYİ ORTADAN KALDIRMAK İSTEYEN BİR İDEOJOJİDİR

Öcalan komünist ideolojinin bu hedefini şöyle anlatmaktadır:

“Aynı biçimde tüm Batı Avrupa da bu alanda derin bir bunalımın içinde bulunmaktadır. Aile kurumu adeta başlarına bela olmuş gibidir… Engels’in ailenin kökeni ve yapısı ile ilgili eleştirisi ve değerlendirmesi ünlüdür. Bu, bizim için de özenle ele alınması gereken bir tanım ve teorik çerçevedir. Bizde sorunun ağırlaştığı köklü hastalıkların kaynağı olduğu bir gerçektir… (Aile) Müthiş köleleştirici, insanı kendi başına yok oluşa götürecek bir ilişkidir.

Aile bizi en çok zorlayan bir kurumdur. Aileyi dokunulmaz, hep saygı gösterilmesi gereken bir kurum olarak görmek yerine sömürgecilikle yakın bağlar içinde ve onun ideolojik politikasının ülke içindeki sağlam dayanağı ve yine insanımızı çaresiz kılan, geleceğinden yoksun bırakan, sorumsuzluğu en çok yaşayan ve mutlaka devrimci bir eleştiriyle birlikte, devrimci sürece tabii tutulması gereken bir kurumdur. Ulusal kurtuluş sürecimizde aile engelini her yönüyle görmek gerekir…” 6

Burada sadece verdiğimiz bir iki örnek dahi komünist ideolojinin hiçbir zaman Türk Milleti tarafından kabul görmeyeceğini anlamak için yeterlidir.

Sonuç olarak:

Sn. Doğu Perinçek’in, Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, adaleti, hukuku, hakkaniyeti savunmak için, sırf ideolojik husumetle, Maocu geçmişinin de etkisiyle, insanların tutuklanmasını teşvik etmekten sakınması gerektiğini düşünmekteyiz. Vatanperver bir parti lideri ve bir hukukçu olarak, hakkaniyetli davranmaktan, adaletten ve demokrasiden ödün vermemelidir.

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 25.08.2026


  1. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. III, 2. Baskı, s. 20
  2. Eskişehir Sakarya Gazetesi, 7,8,1923 tarihinde yayınlanmıştır
  3. https://www.milligazete.com.tr/dogu-perinceke-canli-yayinda-soruldu-hic-namaz-kildiniz-mi
  4. Karl Marks ve Friedrich Engels, “Komünist Manifesto”, Can Yayınları, s. 72
  5. Proletarya, 13 (28) Mayıs 1909, 45. Sayı
  6. Kürdistan’da Kadın ve Aile kitabı
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir