Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca’nın kanalı olarak bilinen Lalegül TV isimli televizyon kanalının, 20 Haziran 2026 tarihinde YouTube hesabından yayınlanan “Psikolojik Bakış” isimli bir sohbet programında, hem Müslümana yakışmayan hakaretamiz bir dil ve üslup kullanılmış hem de müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında çok sayıda gerçek dışı itham ve iftirada bulunulmuştur.
Sunuculuğunu Ercan Gör’ün yaptığı ve psikolog Serhat Öncüler’in konuşmacı olarak katıldığı programdaki KURAN AHLAKINA UYGUN OLMAYAN DİL ve ÜSLUBA, GERÇEK DIŞI İTHAM ve İFTİRALARA ilişkin müvekkilin görüşleri ve düşünceleri şöyledir:
BİRİNCİSİ
MÜSLÜMANLAR HER ZAMAN GÜZEL SÖZ VE ÜSLUP KULLANMALI, BİRBİRLERİNE KURAN İLE ÖGÜT VERİP HATIRLATMADA BULUNMALIDIRLAR
Müvekkil Adnan Oktar, Allah’ın Kuran’da bildirdiği affediciliği, kötülüğe iyilikle cevap vermeyi, sözün en güzelini söylemeyi kendisine düstur edinmiş ve Peygamberimiz (sav)’in yüksek ahlakını kendine örnek almış bir insandır.
Kuran ayetlerini kendisine rehber edinen ve Resulullah (sav)’ı örnek alan her Müslüman’ın yapması gereken de, yanlış olduğunu düşündüğü bir şey olduğunda güzel bir dil ve üslup kullanarak KURAN AYETLERİYLE KONUŞMAK, KURAN’DAN ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALARLA ÖĞÜT ve HATIRLATMALARDA BULUNMAK olmalıdır. Bunun aksi, yani bir Müslüman’ın kendi yorumuna göre delilsiz, mesnetsiz konuşmalar, açıklamalar ya da uyarılar yapması Kuran’a uygun bir tavır olmaz.
Allah Kuran’da, müminlerin güzel söz söylemelerini ve birbirlerine Kuran ayetleri ile öğüt vermelerini şöyle emretmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
“Kullarıma söyle, SÖZÜN EN GÜZELİNİ söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra Suresi, 53)
“… şu hâlde benim tehdidimden korkan kimselere KUR’AN İLE ÖĞÜT VER.” (Kaf Suresi, 45)
“Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt MÜMİNLERE FAYDA VERİR.” (Zariyat Suresi, 55)
Dolayısıyla, Lalegül TV çalışanlarının, tamamı yalan, iftira ve karalamadan ibaret olan bu ifadeleri, son derece nezaketsiz, sevgiden ve saygıdan uzak bir üslupla ısrarla yayınlıyor olmaları KURAN AHLAKINA UYGUN BİR DAVRANIŞ DEĞİLDİR. Dahası, bu şekilde sevgisiz, ön yargılı ve katı bir üslup Müslümanlara ve İslam’a büyük zarar vermektedir. İnsanların dinden uzaklaşmalarına, Müslümanlara öfke duymalarına sebep olabilecek her türlü üsluptan kaçınmak gerekirken, Lalegül TV’nin -şaşırtıcı ve sebepsiz bir inatla- Kuran’a uygun olmayan bu üslubu ısrarla devam ettiriyor olmasının Allah Katında vebali olacağını da unutmaması gerekir.
Müvekkil Adnan Oktar tüm Müslüman camiaları ve cemaatleri olduğu gibi Lalegül TV çalışanlarını da kardeşi olarak görmekte, onlara sevgi ve şefkatle yaklaşmaktadır. Müslümanların kardeşliğinin bir gereği de “iyiliği emredip, kötülükten men etmek” olduğundan, iftira ve karalamanın Allah’ın beğenmediği ve yasakladığı tutumlardan olduğunu hatırlatma sorumluluğu duymaktadır.
Kanaatimizce, kullandıkları bu sevgisiz ve katı üslubun Kuran ahlakına uygun olmadığını aslında kendileri de gayet iyi bilmektedirler. Peygamberimiz (sav)’in, her kim olursa olsun insanlara her zaman güzel sözle, nezaketle, sevecenlikle yaklaşan ahlakıyla, KENDİ YAYINLARINDA KULLANDIKLARI ÜSLUBUN BİRBİRLERİNE TAMAMEN ZIT OLDUĞUNUN da farkındadırlar. Bir başkası aynı üslubu kullansa, uzun uzun hadislerle ve ayetlerle bunun yanlışlığını anlatacaklardır. Mümine yakışan, başkalarına tavsiye ettiği güzel ahlakı kendisi yaşayarak örnek olmaktır. Allah Kuran’da bu güzel ahlakı müminlere şöyle emretmiştir:
Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz Kitab’ı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)
Müslümanın diğer güzel vasıflarından biri de hatasını gördüğü anda yanlıştan vazgeçmektir. Dolayısıyla, Lalegül TV çalışanı tüm Müslümanlara yakışan da İslam’a ve Müslümanlara zarar veren, ahlaken kötü örnek oluşturan bu tür sevgisiz üsluplardan bir an önce vazgeçmeleri olacaktır.
İKİNCİSİ
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN HANIM ARKADAŞLARI İFFETLERİYLE TANINAN TERTEMİZ DİNDAR HANIMLARDIR
Müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik bir kısım medya ve basın mensupları ile bazı sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen iftiralar çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, güzel ahlakları, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Devletimizin en üst düzeyinden mahalledeki market çalışanlarına kadar müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, üstün ahlak ve kişilikleriyle dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan yoksunluğudur.
Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz, cevap verme imkanları kısıtlı olarak gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla bu masum, tertemiz hanımlar hakkında pervasızca yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
“Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.” (Nur Suresi, 23)
ÜÇÜNCÜSÜ
İFTİRA KURAN’A GÖRE HARAM KANUNLARIMIZA GÖRE SUÇTUR. ESAS PSİKOPAT, BAŞKALARINA İFTİRA ATANDIR
Psikolog Serhat Öncüler ile sunucu Ercan Gör’ün, müvekkilin hanım arkadaşları hakkında hiçbir delil, kanıt ya da şahit göstermeden yayında sarfettikleri ima yollu sözler, açık birer iftiradır.
Oysa Yüce Allah Kuran’da, bir Müslümana “ZİNA İFTİRASINDA” bulunulduğunda diğer Müslümanların “Bu, açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” diyerek tepki göstermelerini emretmiş; bir kimseye karşı zina isnadında bulunanların ise “DÖRT ŞAHİTLE GELMELERİ” gerektiğini şöyle bildirmiştir:
“Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR” demeleri gerekmez miydi?”
“Ona karşı DÖRT ŞAHİTLE gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir.”
“Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu.”
“O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ VE HAKKINDA BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ AĞIZLARINIZLA SÖYLEDİNİZ VE BUNU KOLAY SANDINIZ; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür.”
“Onu işittiğiniz zaman: “Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah’ım) Sen Yücesin; bu, BÜYÜK BİR İFTİRADIR” demeniz gerekmez miydi?” (Nur Suresi, 12-16)
Görüldüğü gibi, zina ithamına ilişkin Kuran ayetleri son derece açıktır. Bir Müslümana, DELİLSİZ YANİ DÖRT (4) ŞAHİT GÖSTERMEDEN ZİNA İSNADINDA BULUNMAK HARAMDIR.
Allah, mümin kadınlara yönelik zina isnadında bulunan ama 4 şahit getirmeyen kimselerin durumunu ise, Nisa Suresi 4. ayetinde şöyle belirtmiştir:
“Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve ONLARIN ŞAHİTLİKLERİNİ EBEDİ OLARAK KABUL ETMEYİN. Onlar fasık olanlardır.” (Nisa Suresi, 4)
Ayetin hükmü gereği, Müslümanlara zina iftirası atıp ve dört şahit getirmeyenler “ALLAH KATINDA YALANCILARIN TA KENDİLERİ”dir. Yani artık, “KENDİLERİNE GÜVEN OLMAYAN” insan oldukları, dolayısıyla herhangi bir konudaki şahitliklerinin de bundan sonra geçersiz olduğu bildirilmektedir. Bu kişilerin sözlerine Kuran’a göre hiçbir zaman itibar edilmez, sözlerinin Müslümanlar nezdinde bir değeri olmaz.
Kaldı ki geçmişte CÜBBELİ AHMET HOCA HAKKINDA DA ZİNA İSNADINDA BULUNULMUŞ ancak müvekkil ve arkadaşları -ortaya konulan bazı delillere rağmen- CÜBBELİ AHMET ALEYHİNDEKİ İDDİALARA İTİBAR ETMEMİŞLERDİR. Allah’ın ayetinde bildirdiği üzere “fasıktan gelen habere itibar etmemişler”, hüsnü zanla olayı değerlendirmişlerdir. Çünkü Kuran’a göre Müslümanların göstermesi gereken doğru tavır budur.
Dolayısıyla psikolog Serhat Öncüler’in de müvekkil ve arkadaşları gibi Kuran’a uygun olarak davranması en doğru ve güzel tavır olacaktır. Eğer bir yorumda bulunmak istiyorsa da o zaman öncelikle kendi şeyhi Cübbeli Ahmet Hoca’nın tüm kamuoyu tarafından bilinen, tutuklu yargılanmasına sebep olmuş isnatlar hakkında samimi değerlendirmeler yaparak işe başlaması daha isabetli olacaktır.
DÖRDÜNCÜSÜ
MÜVEKKİLİN HANIM ARKADAŞLARININ GÜYA “ESTETİK OPERASYONLARLA BİRBİRİLERİNE BENZEDİKLERİ” İDDİASI DOĞRU DEĞİLDİR
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının birbirine benzediği iddiası hiçbir gerçekliği olmayan içi boş bir söylemden ibarettir. Televizyon yayınlarında birkaç hanımın saç renginin aynı olması üzerinden üretilen bu saçma iddia bir kez bile üzerinde düşünülmeden, araştırılmadan magazinsel bir yorum olarak her fırsatta tekrar edilmektedir. Ana dava dosyasında müvekkilin 91 hanım arkadaşı yargılanmış, tamamı duruşmalara katılmış ve tek tip kadın iddiasının doğru olmadığı herkes tarafından görülmüştür.
Bu iddianın ısrarla gündemde tutulması, dev bir sözde silahlı suç örgütü isnadıyla yargılanan müvekkil ve arkadaşları hakkında bir tane bile gerçek suç ve suç unsuruna dair bir şey bulunamadığından, magazinle dikkat çekmek, halkı yönlendirmeye çalışmak çabasıdır.
Kaldı ki müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının isimleri ve kimlik bilgileri ortadadır. Bu isimlerin herhangi bir hastanede herhangi bir estetik operasyon geçirip geçirmediklerinin tespiti için savcılık talimatına, vs. gerek yoktur. Sıradan bir gazetecilik araştırmasıyla doğru olup olmadığı kolaylıkla tespit edilebilecek bir iddiadır. Ancak, bugüne kadar bu yönde bir tane bile kayıt ortaya konulamamıştır.
Söz konusu hanımların sosyal medyalarında yer alan çocukluk ve gençlik fotoğrafları da herhangi bir estetik operasyon geçirmediklerinin bir diğer delilidir. Güzelliklerinin doğal olduğu bu fotoğraflardan da açıkça görülmektedir. Nitekim, bu hanımlardan bazıları güzellikleriyle ün kazanmış, Türkiye çapındaki yarışmalarda birincilikler almışlardır. Hiçbir estetik operasyona ihtiyaçları olmadığı tescillidir.
Özetle,
- Bu hanımların estetik operasyonlarla birbirine benzetilmesi gibi olağanüstü saçma ve uydurma bir iddianın ne derece mantıksız olduğunu,
- Hepsinin birbirinden farklı kişiler olduğunu ve hiçbir estetik operasyon geçirmediklerini,
- Karalama amacıyla üretilmiş bu safsatanın, kumpas işbirlikçileri ve onların bir kısım medyadaki kiralık elemanları tarafından üretilmiş bir yalan olduğunu,
gerek program sunucusu Ercan Gör gerekse konuşmacı psikolog Serhat Öncüler GAYET İYİ BİLMEKTEDİRLER.
BEŞİNCİSİ
GERÇEK ANTİSOSYAL, KADINLARI İKİNCİ SINIF GÖREN ve KADIN DÜŞMANLIĞI YAPAN ZİHNİYETTİR
Psikolog Serhat Öncüler yayında, müvekkilin hanım arkadaşlarının güya antisosyal olduklarını da iddia etmiştir. Ancak GERÇEKTE ANTİSOSYAL OLAN, müvekkilin hanım arkadaşları değil,
– KADINLARI İKİNCİ SINIF VARLIKLAR OLARAK GÖREN,
– EVDEN ÇIKMALARINA, OKUMALARINA VEYA ÇALIŞMALARINA BİLE İZİN VERMEYEN,
– HEMEN HER KONUŞMALARINDA KADINLARI KENDİNCE AŞAĞILAYAN,
– KADINI BASKI ALTINA ALMAYI MARİFET SANAN,
– KURAN’IN KADININ ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ANLATAN AYETLERİNİ VE PEYGAMBERİMİZ (sav)’İN KADINLARA DEĞER VEREN AHLAKINI YOK SAYAN,
– KENDİ BATIL İNANIŞ VE TABULARINI DİN GİBİ SUNAN
KURAN DIŞI BAĞNAZ ZİHNİYETE MENSUP KİMSELERDİR.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının tamamı ise kolej ve üniversite mezunu, en az 2-3 yabancı dili akıcı şekilde konuşabilen, tahsil ve kariyer sahibi, genel kültür ve bilgi birikimleriyle dikkat çeken, Türkiye’nin en nezih ve önde gelen ailelerinin aydın çocuklarıdır. Hepsi çok kaliteli, sosyal hayatın içinde, dışa dönük hanımlardır.
Öte yandan söz konusu bağnaz zihniyetin, kadınları hayattan koparan yaşam modelinin ne kadar sağlıksız ve tehlikeli bir antisosyalliğin gelişmesine sebep olduğu da açıktır. Kadınları baskı altına alarak erkekleri de sağlıklı ve hayat dolu bir yaşamdan uzak, içe kapalı bir hayata mecbur bırakmaktadırlar. Allah’ın kadınlara tanıdığı özgürlükleri kaldırmak toplumun tüm dengesini bozmak anlamına gelmektedir. Allah kadın erkek tüm kullarının bakımlı, temiz, güzel, kendine ve çevresine değer veren, neşeli, hayat dolu, şükür ve sevinç içinde bir hayat yaşamasını dilemektedir. Allah’ın kullarına lütfettiği nimetleri kendi batıl yorumlarına göre haram kılıp insanların mutluluğunu ellerinden alanlar ise insanları dinden uzaklaştırmakta ve -bilerek veya bilmeyerek- şeytanın istediği modele destek vermektedirler.
ALTINCISI
NEMALANMAYA KARŞI OLANLARIN İLK KONUSU DİNİ KULLANARAK MADDİ MENFAAT ELDE ETMEYE, NEMALANMAYA ÇALIŞANLAR OLMALIDIR
Müvekkili tanıyan herkes Adnan Oktar’ın ömrünü sadece Allah’ın rızasını kazanmaya adamış bir insan olduğunu ve hayatı boyunca hiçbir konuda kimseden ne bir ücret ne de bir karşılık beklemediğini yakinen bilir.
Müvekkil, dini anlatma karşılığında herhangi bir şekilde gelir elde etmenin haram olduğuna inanmaktadır. Allah Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir. (Yasin Suresi, 21)
Adnan Oktar da bu ayetin emri gereği, yazdığı eşsiz kitaplarını ve diğer eserlerini hayatı boyunca ücretsiz dağıtmış, telif hakkı dahi talep etmemiş, kar payı, vb. de hiçbir şekilde almamıştır. Üzerine kayıtlı tek bir mal varlığı bile yoktur, birikmiş parası da bulunmamaktadır. Dolayısıyla, müvekkilin hayatı boyunca dünya malında gözü olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Buna karşın ne ilginçtir ki, müvekkil hakkında seviyesiz ithamlarda bulunan psikolog Serhat Öncüler’in yayına çıktığı Lalegül TV’de zaman zaman İNSANLARIN DİNİ DUYGULARINI KULLANARAK BİR TAKIM GELİRLER SAĞLAMAYA YÖNELİK faaliyetler olduğu görülmektedir. Lalegül TV’de ya da ilişkili bazı diğer mecralarda sözde “yanmaz kefen” ya da “Peygamberimiz (sav)’in güya rüyada görülmesine vesile terlik” gibi birtakım akıl ve mantık dışı icatları kendilerine ticari kazanç vasıtası yapan kimselerin olduğu bilinmektedir.
Cübbeli Ahmet Hoca’nın Peygamberimizi güya rüyaya getirdiğini ve daha pek çok fazileti olduğunu iddia ettiği TERLİK, kendi sitesinden internet satışına sunulmuştur.
Kaynak: https://www.facebook.com/watch/?v=10159678012025106
Cübbeli Ahmet Hoca, YANMAZ KEFEN üretildiğini iddia etmiş ve bu kefeni alanların AHİRETE GİTTİKLERİNDE YANMAYACAKLARINI söyleyerek, bu kefeni de kendi internet sitesinden satışa sunmuştur. Daha sonra böyle bir istismarda bulunmadığını söyleyerek lanetleşse de, kısa süre içinde Cübbeli Ahmet Hoca’nın yanmaz kefen sattığı video ortaya çıkmıştır.
Kaynak: https://habervitrini.com/cubbeli-ahmet-hocadan-yanmaz-kefen-aciklamasi/975790
Dolayısıyla, Serhat Öncüler samimi olarak “dinden nemalananlarla” mücadele etmek istiyorsa bu hayırlı faaliyete nereden başlaması gerektiği açıktır. Böyle bir iftirayla muhatap olabilecek en son kişi ise yaptığı hiçbir ilmi çalışmadan gelir elde etmeyen ve hiçbir dünya malı olmayan müvekkil Adnan Oktar’dır.
YEDİNCİSİ
AHİR ZAMANDA CÜBBE VE SARIK GİYEN VE BAŞLARI TIRAŞLI OLAN, BİDATLARA UYAN KİŞİLERİN DECCALİYETLE BİRLİKTE MEHDİYETE KARŞI MÜCADELE EDECEKLERİ HADİSLERDE BİLDİRİLMİŞTİR
Peygamberimiz (sav) hadislerinde “Başları tıraşlı ve sarıklı 70 bin alimin Ahir Zaman’da Deccal’e tabi olacakları” konusunda tüm Müslümanları önemle uyarmıştır. Ayrıca bu konu bizzat Cübbeli Ahmet Hoca’nın da ahir zamanı anlatan vaazlarında önemle üzerinde durduğu ve cemaatini uyardığı konulardan biridir.
Peygamberimiz (sav), ahir zamanda alim geçinen, saçları tıraş edilmiş, başları sarıklı bazı sapkın din adamlarının ortaya çıkacağını haber vermiştir. Hadislere göre, bu kişiler yaptıkları izahlar ve açıklamalarıyla dini savunuyor görünseler de konuşmaları, yaptıkları açıklamalar, dine ekledikleri bidatler ve Kuran’a tümüyle aykırı çarpık din anlayışları ile adeta okun yaydan çıkması gibi, İslam dininden uzak olacaklardır. Bu sapkın anlayışlarıyla, Kuran’a ve samimi Müslümanlara karşı mücadele içinde olacaklardır.
- “DOĞUDAN BAŞLARI TIRAŞLI KAVİMLER ÇIKACAK; DİLLERİ İLE KUR’ÂN OKUYACAKLAR (FAKAT) BOĞAZLARINDAN AŞAĞI GEÇMEYECEK. ONLAR DİNDEN, YAYDAN OKUN ÇIKTIĞI GİBİ ÇIKACAKLAR.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294)
Bu kişiler Mehdi’ye karşı deccaliyetin safında yer alacaklar, Mehdi’ye karşı mücadele edeceklerdir:
- “ÜMMETİMDEN BAŞLARI SARIKLI 70 BİN KİŞİ DECCAL’A TABİ OLACAKTIR.” (Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, Abdürrazzak es San’ani, El Musannef, XI, sf. 393)
- “ÜMMETİMDEN BAŞI SARIKLI YETMİŞ BİN ALİM KİŞİ, DECCAL’A TABİ OLACAKLAR.”(İmam Ahmed Bin Hanbel, Müsned, sf. 796)
Bir diğer hadiste ise, bu kişilerin menfaat peşinde oldukları, samimi olmadıkları şöyle haber verilmektedir:
- “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kur’ân okuyacak, ibadete kendini verecek (fakat) bid’at ehlinin işleri ile meşgul olacaklar; hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. SÖZ VE İLİMLERİ VASITASIYLA RIZIK ELDE EDECEKLER, DİNİ ALET EDEREK DÜNYALIK EDİNECEKLER. İŞTE BİR GÖZÜ KÖR DECCALİN UYDULARI BUNLARDIR.”(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6255)
- Süveyd bin Gafele (r.a)’dan: AHİR ZAMANDA TÜREMELER ÇIKACAK: BEYİNLERİ ÇALIŞMAYACAK. KONUŞURKEN ÇOK GÜZEL KONUŞACAKLAR. KURAN OKUYACAKLAR, FAKAT İMANLARI GIRTLAKLARINDAN AŞAĞIYA GEÇMEYECEK…” (Buhari, Sahih 3611, 5057, 6930, Müslim, 1066, EBU Davud 4767, Ahmed bin Hanbel, Müsned 1, 81, 113, 131, 289; Tayalisi, el-Müsned, nr. 1984.)
Ahir zamanın bir diğer özelliği de, bazı insanların BU KİŞİLERİ KENDİLERİNE ÖNDER EDİNMESİDİR. Bu kişilerin samimiyetsiz açıklamalarda bulunduklarını bildikleri halde yine de bunlara uyanlar olacaktır:
- “İLİM, ALİMLERİN KALDIRILMASI İLE ORTADAN KALKAR. ORTALIKTA HİÇBİR ALİM KALMAZ. NİHAYET İNSANLAR CAHİLLERİ REHBER VE ÖNDER EDİNİRLER; MESELELERİNİ ONLARA SORARLAR. ONLAR İLME DAYANMADAN HALKA FETVA VERİR; HEM KENDİSİ SAPAR VE HEM DE HALKI SAPTIRIR.” (Buhari, nr. 100, 7307; Müslim, İlim 13 (nr. 2673))
İmam Rabbani Hazretleri ise ahir zamanda, bidatla hareket etmeyi alışkanlık haline getiren bazı kişilerin Mehdi’ye düşmanca tavır göstereceklerini şöyle anlatmıştır:
- Geleceği vaad edilen Mehdi, dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; BİD’AT EHLİ İLE AMELİ ADET EDİNEN, HASENE ZANNI İLE DİNİ KARIŞTIRAN (DİNİN ASLINDA, ÖZÜNDE OLMAYAN ŞEYLERİ, DİNİN EMRİ OLDUĞUNU ZANNEDEN BAZI İNSANLAR) hayretle şöyle diyecektir: BU KİMSE (YANİ MEHDİ) DİNİMİZİ KALDIRMAK VE ŞERİATIMIZI İZALE ETMEK (YOK ETMEK) İSTİYOR.” (Mektubat-i Rabbani, 1/535)
Özetle Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde aktarılan detaylı izahlardan,
- “Ahir zamanda Kuran’ı ezberden okuyan, saçları tıraş edilmiş, başları sarıklı bazı kimselerin çıkacağı,”
- “İzah ve açıklamalarıyla dini savunuyormuş gibi görünseler de –aslında dine ekledikleri bidatlar ve Kuran dışı çarpık din anlayışı sebebiyle– hem kendilerini hem de kendilerine uyanları adeta okun yaydan çıkması gibi, İslam dininden çıkartacakları,”
- “Bu kimselerin Mehdi’ye karşı olup düşmanca bir tavır sergileyecekleri ve Kuran’a ve samimi Müslümanlara karşı mücadele edecekleri,” anlaşılmaktadır.
CÜBBELİ AHMET HOCA MEHDİ ZUHUR ETTİĞİNDE MEDİNEDE (BÜYÜK ŞEHİRDE) YANİ İSTANBUL’DA ÜNLÜ BİR ALİMİN ONA KARŞI ÇIKACAĞINI ANLATMIŞTIR
İmam-ı Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi zuhur ettiği dönemde, onun yaşadığı büyük şehirdeki (İstanbul’daki) alim tanınan bir kişinin Mehdi’ye düşmanca karşı çıkacağını şöyle anlatmaktadır:
“İşittiğimize göre, Hz. Mehdi, hükümet sürdüğü zaman, dini yayarken ve sünneti diriltirken, BİDAT İŞLEMEĞE ALIŞMIŞ OLAN MEDİNEDEKİ (BÜYÜK ŞEHİRDEKİ) ALİM, bidatı güzel saydığı ve ibadet olarak yaptığı için, Hz.Mehdi’nin emirlerine şaşarak ‘BU ADAM, BİZİM DİNİMİZİ YOK ETTİ’ diyecektir.” (Mektubat-ı Rabbani, 1.cilt, 255.Mektup)
Cübbeli Ahmet Hoca’nın Mehdiyet karşıtı safa geçmeden önce verdiği vaazlardan birinde de Mehdi ile ilgili çok önemli bilgiler yer almaktadır. Cübbeli Ahmet Hoca bu vaazında, hadislere ve diğer bazı alimlerin açıklamalarına dayanarak, Mehdi’ye karşı olmayı vazife haline getiren, İstanbul’da yaşayan bir alimden bahsetmektedir:
CÜBBELİ AHMET HOCA: “Hz. Mehdi medinede (büyük şehirde) ortaya çıktığı zaman, dünyaya hâkim olduğu zaman, MEDİNEDE (İSTANBUL’DA) BULUNAN BİR ALİM, O ADAM, EN BÜYÜK ALİM, DİYECEKTİR Kİ HZ. MEHDİ’NİN ALEYHİNDE “BU ADAM BİZİM DİNİMİZİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR VE İSLAM’I ORTADAN KALDIRMAK İSTİYOR”. ONUN İÇİN HZ. MEHDİ’YE HARP AÇACAK.
… Hz. Mehdi’nin geldiği dönemde medinede bulunan en büyük alim bile Hz. Mehdi’nin İslam’ı kaldırmak için çıktığını ve sünneti ortadan kaldıracağını sanmıştır. Niye öyle sanmıştır? Çünkü o zamana kadar bunlar tamamen bid’atları sünnet yerine koyacak, uydurmaları sünnet yerine koyacak ve Resulullah (sav)’in hakiki sünnetlerini terk edeceklerdir. TABİİ Kİ HZ. MEHDİ GELDİĞİNDE ONLAR BUNA TAHAMMÜL EDEMEYECEK VE EN BÜYÜK ALİMLERİ O ZAMAN MEDİNEDE (İSTANBUL’DA) “YA BU NE BİÇİM ADAM? KİMDİR, BUNA UYMAYIN, BU DİNİ, İSLAM’I ORTADAN KALDIRACAK” DİYE HEZEYANLAR SAVURACAKTIR.”
(Cübbeli Ahmet Hocaefendi ile Kıyamet Alametleri, 37. Ders, Hazreti Mehdî, 2. Bölüm, 23 Mayıs 2006, Link: https://www.youtube.com/watch?v=5F5iqlbN5xA&t=137s, 30:00 – 32:23 DAKİKALAR)
Medine kelimesi Arapça’da büyük şehir anlamına gelir. Resulullah (sav), Hz. Mehdi’nin faaliyet göstereceği medinenin yani büyük şehrin ise İstanbul olduğunu şöyle bildirmiştir:
Ey Ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı da medinenin fethi.
Denildi ki: HANGİ MEDİNE?
Buyurdu ki: KONSTANTİNİYYE. (İSTANBUL)
(Bu İstanbul’un Hz. Mehdi tarafından yapılacak manevi fethidir.)
(Kıyamet “Alametleri, s. 204; Ramuz EI Ehadis 1/296)
Tüm bu bilgilerden CÜBBELİ AHMET HOCA’NIN, HZ. MEHDİ’YE “BU SAPIKTIR DİNİMİZİ KALDIRMAK İSTİYOR” DİYEREK KARŞI ÇIKACAĞINI ANLATTIĞI SÖZDE ALİMİN İSTANBUL’DA YAŞADIĞI AÇIKÇA anlaşılmaktadır. Cübbeli Ahmet Hoca’nın anlatımlarına göre, İstanbul’dan şöhretli (herkes tarafından tanınıp bilinen) bir sözde alim Mehdi’nin karşısında yer alacaktır.
Bu alim Mehdi’nin aklını ve ferasetini takdir edemeyecek, bu sebeple de ona karşı çıkacaktır. Kendisi bidatlara uyduğundan, Mehdi’nin hikmetli uygulamalarına akıl erdiremeyecek, haşa Mehdi’nin İslam’a uymadığını, dinden çıktığını iddia edecektir. Bu sözde alimin ortaya çıkarak Mehdi’ye karşı mücadele yürütmesi de Mehdi’nin çıkış alametlerinden biri olacaktır.
Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu konuda yaptığı bir diğer önemli uyarı da “MADDESİNE DOKUNDUĞU, MENFAATİNE DOKUNDUĞU” İÇİN MEHDİYETE KARŞI OLANLAR HAKKINDADIR:
Efendi kardeşlerim (Mehdi’yi) bekleyip de, geldiğinde inanmamak da var ha.. Onun için şimdi Mehdi (as) bekliyoruz diyenlerden, Mehdi (as) geldiğinde ‘Hadi git işine bu değil’ diyen de çıkabilir ha…
Olacak bu, bu olacak. Aynı Resulullah bekleyenler gibi bu da başımıza gelecek. Bak “Mehdi (as)’ı bekliyoruz, bekliyoruz” diyenler, bir de Mehdi (as) çıkacak, bakacak herifin işine gelmeyecek. Maddesine dokunacak, menfaatine dokunacak. İşte o zaman çokları, ‘Bu sapıktır dinimizi kaldırmak istiyor” medinenin (İstanbul’un) aliminin dediği gibi diyecekler. Ama hepsi helak olup gidecekler. Allah bize beklediğimiz Mehdi’yi gönderdiğinde, inanmayı nasip eylesin. Âmin.”
(Cübbeli Ahmet Hocaefendi ile Kıyamet Alametleri 37. Ders, Hazreti Mehdî 2. Bölüm, 23 Mayıs 2006, https://www.youtube.com/watch?v=5F5iqlbN5xA&t=137s)
Görüldüğü gibi Cübbeli Ahmet Hoca hadislere dayanarak; medine yani İstanbul’dan çıkacak, samimiyetsizliği ile tanınacak ünlü bir sözde alimin Mehdi’ye karşı tavır alacağını, düşmanlık besleyeceğini anlatmaktadır. İstanbul’un bu ünlü aliminin Mehdi ve talebelerine karşı bir fitne hareketi içinde yer alacağını, büyük bir haset ve kıskançlık içinde, kendi deyimiyle “maddesine dokunduğu, menfaatine dokunduğu” için Hz. Mehdi’ye karşı mücadele edeceğini açıklamıştır. Hz. Mehdi’ye sırf kendi menfaatine aykırı gördüğü için “bu sapkındır” diye iftira atan bu sözde alim ve benzer ahlakta olanlara karşı tüm Müslümanların dikkatli olması gerektiği açıktır.
SONUÇ OLARAK;
Anlaşılan o ki Serhat Öncüler müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarının dindar, sevgi dolu, kaliteli, aydın ve güzel ahlaklı yapılarını -muhtemelen çevresinde samimi sevgiyi bilen ve yaşayan insanlar görmediğinden- kavramakta zorlanmaktadır. Allah’ın yarattığı her güzelliği, Allah’a olan derin sevgi ve aşkla sevmek Kuran’a tam uyan müminlere Allah’ın özel olarak lütfettiği bir nimettir. Bu nimeti yaşamamış olanlar müminlerin sevgisini anlayamazlar. Yalnız Allah’ın rızasına göre yaşamayı ve sevmeyi bilmediklerinden müminlerin sevgisini ve adanmışlığını kendi sevgisiz dünyalarının kriterleriyle değerlendirirler. Bu da doğal olarak son derece yanlış, tutarsız ve mantık dışı yorumlarda bulunmalarına sebep olur.
Serhat Öncüler de sevgiden uzak bir ruh haliyle değerlendirmeler yaptığından, müvekkilin hanım arkadaşlarının müvekkil Adnan Oktar’a duydukları sevgiyi bir türlü anlayamamaktadır. Bu sevgi müvekkilin Allah’a kendini adamış, dürüst, samimi, candan, derin ve güçlü imanına karşılık Allah’ın özel bir ikramıdır. Adnan Oktar onları değil, onlar Adnan Oktar’ı bulmuş, yüksek ahlakına ve nuruna bizzat şahit olarak tutkuyla ve aşkla ona bağlanmışlardır.
Sırf “Adnan Oktar’ı sevdikleri” ve “sevmekten vazgeçmedikleri” için tutuklanmalarına, Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerine gönderilmelerine, mal varlıklarının tamamına el konulmasına, akıl almaz eziyetlere maruz bırakılmalarına rağmen müvekkil Adnan Oktar’a sevgilerinde sebat göstermiş, her geçen gün daha güçlü bir coşkuyla müvekkil Adnan Oktar’ı sevmişlerdir. Ağır tutukluluk süreçleri, kamuoyunda yürütülen karalama kampanyaları, maruz bırakıldıkları tehditler ve zorluklar, hanım arkadaşlarının müvekkil Adnan Oktar’a duydukları sevgi, muhabbet ve bağlılığı bir parça bile eksiltmemiş, aksine daha da artırmıştır. Müvekkilin sevenlerinin sayısı da her geçen gün daha da artmaktadır.
Her şeyin tek sahibinin Allah olduğu, ALLAH’IN ALNINDAN TUTUP DENETLEMEDİĞİ HİÇBİR CANLININ BULUNMADIĞI (Hud Suresi, 56. Ayet) ve ALLAH’IN BİLGİSİ OLMAKSIZIN TEK BİR YAPRAĞIN DAHİ DÜŞMEDİĞİ (Enam Suresi, 59. Ayet) BİR DÜNYADA, İNSANIN İSTEDİĞİ ZAMAN veya KENDİ İMKAN, GAYRET VE MEZİYETLERİYLE GÜÇ ELDE ETMESİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Müvekkil Adnan Oktar yegane güç ve kudret sahibi olanın Allah olduğuna, Allah’a sımsıkı bağlanan salih kullarını da Allah’ın güçlü kıldığına iman eden bir insandır. Dolayısıyla, herhangi bir çaba sebebiyle değil, sadece Allah istediği ve müvekkile güç verdiği için, müvekkil de güçlüdür.
Psikolog Serhat Öncüler şunu da unutmamalıdır ki biat sadece Allah’a ve Peygambere edilir. Bir mümin başka bir mümine biat etmez. Müminler yalnızca birbirlerinin velileridirler.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 03.07.2026