Mustafa Atmaca Sakaryevi adlı kişinin Rabbani TV adlı Youtube’da yayın yapan kanalda müvekkil Adnan Oktar hakkında yaptığı gerçek dışı açıklamalara 08.08.2024 tarihli basın tekzibimizde cevap vermiştik. Ancak söz konusu kişi 04.07.2025 tarihinde müvekkil Adnan Oktar hakkında yeniden iftira içerikli bir yayın gerçekleştirmiştir. Bu yayınında yaptığı konuşmalarla bir kez daha kendisine şeyh olarak kabul ettiğini iddia ettiği Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni hiç tanımadığını ve yüksek ahlakını, aklını, vicdanını takdir edemediğini ortaya koymuştur. Dahası Peygamberimiz (sav) ve sahabenin hayatına dair kendince yaptığı yorumlar da Kuran’ı ve Peygamberimiz (sav)’i de anlamadığını göstermiştir.
Müvekkil Adnan Oktar kendisine Müslüman bir kardeşi olarak anlayış ve şefkat duymaktadır. Allah Kuran’da müminlere birbirilerine hakkı ve iyiliği tavsiye etmelerini, kötülükten ise sakındırmalarını emretmiştir. Müvekkil Adnan Oktar da bu Kuran hükmünün gereği olarak; Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin gerçek dışı, bilgisizliğe dayanan, sevgiden ve nezaketten uzak üslubu Müslüman ahlakına yakışmadığı için kendisine bazı hatırlatmalarda bulunmaktadır.
Mustafa Atmaca Sakaryevi, önceki yayınında Şeyh Nazım Hazretleri’nin müvekkil Adnan Oktar’a olan sevgisi ve desteğinin güya maddi sebeplere dayandığı gibi kendi şeyhine karşı son derece çirkin bir söylemde bulunmuştur. Bir an için kendisinin iddia ettiği gibi haşa Şeyh Nazım Hazretleri’nin çekindiği, korktuğu ya da maddi menfaat umduğu için müvekkili eleştirmediği düşünülse bile, Şeyh Nazım Hazretleri’nin müvekkil Adnan Oktar’a “büyük oğlum” diye hitap etmesi bu gerekçelerle açıklanamaz. Bir insan, çekinmesi durumunda bir kişinin yanlışlarından bahsetmeyebilir ama sırf çekindiği için o kişiyi manevi evladı ilan edip, coşkuyla sevgi göstermez. Tek başına bu durum dahi Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin Şeyh Nazım Hazretleri’nin müvekkil Adnan Oktar’a olan sevgisini mantık dışı ve zorlama izahlarla ortadan kaldırmaya uğraştığını göstermektedir. Kuşkusuz bu hiçbir zaman amacına ulaşmayacak boşuna bir uğraştır.
Mustafa Atmaca Sakaryevi, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin müvekkil Adnan Oktar’a samimi dindarlığı, güzel ahlakı ve İslam’a yaptığı müthiş etkili hizmetleri sebebiyle son derece candan bir coşkuyla duyduğu sevgiye yersiz ve anlamsız bir hasetle tepki göstermektedir. Kendince bu sevgiyi yok sayabilmek için de bir dizi gerçek dışı açıklamalar yapmıştır.
08.08.2024 tarihli basın tekzibimizde;
- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin müvekkil Adnan Oktar’a içten sevgisine,
- Müvekkil Adnan Oktar’ı öz evladı gibi görerek ona “büyük oğlum” diyerek hitap ediyor olmasına,
- 1980’lerden bu yana tüm iftira, karalama ve komplolara rağmen 40 yıl boyunca Adnan Oktar’a kesintisiz desteğine,
- Müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi mücadelesinin önemini ve kıymetini coşkuyla takdir etmesine dair ortaya koyduğumuz inkar edilemeyecek netlikteki somut deliller ve bilgiler karşısında çaresiz kaldığı son yaptığı konuşmada açıkça görülmektedir.
Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin içine düştüğü çaresizlik ve açmaz, Kuran’ın genel ruhuna uymayan ve Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarını çok yanlış bir şekilde yorumlayan mantık dışı açıklamalar şeklinde dışa vurmuştur.
Mustafa Atmaca Sakaryaevi’nin açıklamalarında en dikkat çeken husus ise bu konuda Şeyh Nazım Hazretleri hayatta iken tek kelime dahi etmemiş olmasıdır. Şeyh Nazım Hazretleri’nin müvekkil ile tanışıp ona sevgisini ifade ettiği 80’lerden Hakkın rahmetine kavuştuğu 2014 yılına kadar 35 yıl boyunca hiçbir şey söylemeyip, vefatından sonra konuşmaya başlaması samimi bir tutum içinde olmadığının en açık ispatıdır. Çünkü Şeyh Nazım Hazretleri hayatta iken bu konuda itirazını dile getirse kendisinden alacağı cevabı çok iyi bilmektedir. Şeyh Nazım Hazretleri’nin yüzüne söylemediklerini vefatından sonra söylemek, üstelik de “maddi menfaat” iddiası gibi çirkin iftira ve ithamlarda bulunmak kendisi açısından utanç vericidir. Kendi şeyhi hakkında dahi böylesine çirkin bir üslup kullanabilen birinin vicdanına güven duymanın mümkün olmayacağı ise açıktır.
Şeyh Nazım Hazretleri cesareti, mertliği, dürüstlüğü, açık sözlü olmasıyla tanınan çok mübarek bir insandı. Peygamberimiz (sav)’in mübarek soyundan olan, seyyid bir insandı. Ahlakı da Peygamberimiz (sav)’e benzerdi, O’nun gibi güzel ahlaklıydı. Yalnız Allah’tan korkar, doğru bildiğini söylemekten asla çekinmezdi. Taktik yapmazdı. Suni ve samimiyetten uzak şeylerden hiç hoşlanmazdı. Karşısındaki kim olursa olsun düşüncesini açıkça ifade ederdi. Devlet Başkanlarıyla, liderlerle, Prenslerle görüşür, hepsine de ne düşünüyorsa açıkça ifade ederdi. Çok zeki ve hazırcevaptı. Hem ilim hem bilim ehliydi, kimya mühendisiydi. Görgüsü, kalitesi, insaniyeti çok yüksekti. Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin üslubu ise tüm bu meziyetleri, güzellikleri ve kaliteyi takdir edemediğini göstermektedir.
1. PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MÜNAFIKLARA KARŞI TAVRI HER ZAMAN ALLAH’IN KURAN’DA BİLDİRDİĞİ ŞEKİLDE OLMUŞTUR
Mustafa Atmaca Sakaryevi ısrarla Şeyh Nazım Hazretleri’ni doğruyu söylemekten çekinen, samimi düşüncesini açıklamayan, maddi menfaat nedeniyle güya sevmediği, desteklemediği birini destekliyormuş gibi gösteren çirkin ve saygıya uygun olmayan bakış açısını devam ettirmektedir. Bu yaklaşım çok ciddi bir mantık bozukluğu içerdiği gibi, “kişiyi nasıl bilirsin kendin gibi” sözü doğrultusunda Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin dünya görüşü hakkında da önemli bir delil sunmaktadır.
Son konuşmasında ise daha da ileri giderek Peygamberimiz (sav)’e de benzer bir iftirada bulunmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in münafıklara karşı Allah’ın Kuran’da bildirdiğinden farklı bir uygulama yaptığını öne sürmektedir. Üstelik sanki o anda Peygamberimiz (sav)’in yanındaymış gibi de kendinden emin bir üslup kullanmıştır. Bu üslup bilgisi yetersiz ya da kendisine anlatılanları düşünmeden kabullenen insanlar üzerinde az da olsa etki ediyor olabilir ama akıllı, vicdanlı, bilgili salih müminler bu anlatımlardaki samimiyetsizliği anında görmektedir.
Peygamberimiz (sav) tüm ömrünü Allah’ın hükmüne göre yaşamıştır. Hiçbir olayda hiç kimseye karşı Allah’ın bildirdiğine uygun olmayan bir tavır göstermemiştir. Kendi dönemindeki münafıklara da tam olarak ayette bildirildiği şekilde davranmış, asla Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin iddia ettiği gibi samimiyetten uzak, siyasi bir tutum izlememiştir. Peygamberimiz (sav) böyle bir samimiyetsizlikten tamamen münezzehtir. Peygamberimiz (sav), Allah’ın hükmünü uygulamaktaki azmi, kararılılığı, cesareti, aklı, yiğitliğiyle tüm alemlere örnektir. Peygamberimiz (sav)’in haşa çekinerek Kuran’da bildirilenden farklı bir tutum sergilediğini öne süren Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin ahirette Peygamberimiz (sav) ile karşılaştığında bu üslubunu nasıl açıklayacağını düşünmesi gerekir.
2. İNSANLARI MÜNAFIK İLAN ETMEK MÜNAFIKLARIN VE KALPLERİNDE HASTALIK BULUNANLARIN ÖZELLİĞİDİR
Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin Peygamberimiz (sav)’in bazı münafıklara karşı güya dürüst davranmayıp göz göre göre onlara karşı geri adım attığı gibi çirkin bir anlatımda bulunurken aslında ne yapmak istediği görülmektedir. Ancak kendisinin göremediği çok önemli hakikatler vardır.
Samimi bir müminin herhangi bir insan hakkında münafık ithamında bulunması haramdır. İnsanları münafıklıkla itham etmek münafıklara ve kalplerinde hastalık olanlara has bir ahlak bozukluğudur. Münafık kendi ahlaksızlığını ve karaktersizliğini örtbas edebilmek, dikkati kendinden dağıtmak için diğer insanlara kendi kötülüğünü yansıtır. İkincisi de münafık karakterli insan, yüzündeki ve bakışlarındaki zillet, Kuran’la çelişen sevgisiz üslubu ve salih müminlere duyduğu hasedi ile hemen fark edilir. Allah, Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Eğer dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (Muhammed Suresi, 30)
Görüldüğü üzere Allah ayette münafıkların
– Simalarına yani yüzlerindeki karanlık ve nursuz ifadeye;
– Sözlerine yani üsluplarındaki münasebetsizlik, sevgisizlik ve Kuran’la çelişen mantık bozukluklarına dikkat çekmiştir.
Ayetlerde ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde münafıkların görünüm ve karakterleriyle ilgili başka önemli alametler de bildirilmiştir:
Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Onlar düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun Suresi, 4)
Allah’ın ayette bildirdiği üzere münafıkların en belirgin özelliklerinden biri, dini konuşma yapıyor gibi görünüp ilk bakışta insanlara kendilerini dinletiler. Ancak aklın zayıf ve ruhen dengesiz olduklarından ferasetle bakan müminler bu kişilerin samimiyetsizliklerini hemen görürler. Allah onları içi boş kütüğe benzetmiştir.
Nitekim Peygamberimiz (sav) de münafıkların bu yönüne özel olarak dikkat çekmiştir:
Ümmetim hakkında en çok korktuğum, güzel konuşmasını bilen ve kalbi cahil olan her münafıktır. (Ramuz el-Ehadis, no: 1535)
Bir başka hadiste ise Peygamberimiz (sav) “dilbaz münafıkların” fitne ve fesadına karşı Müslümanları şöyle uyarmıştır:
Ali b. Ebi Talib’in (Kerramallahu vecheh) bildirdiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
“Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum. Çünkü mümini (kötülükten) imanı engeller. Müşriki de küfrü defeder. Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim. Çünkü o, sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler, ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar.”
(Hadis-i Taberani, el-Mu’cemu’l-evsat ve el-Mu’cemu’s-sağir, İlim Kitabı, Münafığın polemiği, sf. 512)
Münafıkların bir diğer özellikleri de kibirli olmalarıdır. Kibirleri nedeniyle sevmeyi ve sevilmeyi bilmez, kendi akılları çok zayıf olduğu halde insanlara akıl vermeye yeltenir, son derece samimiyetsiz yorumlarla ve yalanlarla insanları yönlendirmeye çalışırlar:
Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır: Selamları lanettir, yemekleri gasp ve yağmadır, ganimetleri hile ile kazançtır, mescitlere aralıklı yaklaşırlar. Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler. Kibirlidirler. Ne sevilirler ne de severler. Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler. (İmam Ahmed ve Bezzar/Cem’ul Fevaid, H No: 8110)
Ayet ve hadislerde bildirilen münafık alametlerini özetlediğimizde;
- Nursuz ve itici oldukları
- Yüzlerinde zillet olduğu
- Enaniyetli kibirli oldukları
- İnsanların hidayetine vesile olmadıkları tam tersine insanları fitne ve kötülüğe sürükledikleri
- Allah’ın onlardan hidayet sunma bereketini aldığı
- Sinsi ve yalancı oldukları, kolaylıkla iftira atıp tertemiz Müslümanlara karalama yapabildikleri
- Samimiyeti ve dürüstlüğü bilmedikleri
- Akıllarının zayıf olduğu, yalanlarının ve samimiyetsizliklerinin görüldüğünü dahi anlayamadıkları
- Müslümanların birbirlerine olan sevgisini kıskandıkları
- Samimi müminlere karşı hastalıklı bir öfke duydukları
- Bu öfkelerinin ruhlarını ve bedenlerini hızla çökerttiği
- Cahil ve yoz olmalarına rağmen insanlara yön verebileceklerini zannettikleri en bilinen özellikleri arasında yer almaktadır.
Her Müslüman bu ayet ve hadisler doğrultusunda kendisini gözden geçirmeli ve benzer tavırlardan şiddetle sakınmalıdır. Kendi şeyhi aleyhinde dahi son derece çirkin bir üslupla açıklamalarda bulunma gafletine düşen Mustafa Atmaca Sakaryevi de kendi ahireti için ayet ve hadisleri tek tek düşünüp nefsini benzer kötülüklerden sakındırmalıdır.
3. ŞEYH NAZIM HAZRETLERİ, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR HAKKINDA KENDİSİNE İLETİLEN ELEŞTİRİLERİN HEPSİNE, HER DEFASINDA TAM SUSTURACAK ŞEKİLDE EN DOĞRU CEVABI VERMİŞTİR
Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin müvekkil Adnan Oktar hakkında dile getirdiği kendince eleştirileri ve daha fazlasını geçmişte bazı kimseler birçok defa Şeyh Nazım Hazretleri’ne de söylemişler, her defasında da eleştirilerinin haksız, yersiz ve isabetsiz olduğunu bizzat Şeyh Nazım Hazretleri’nden duymuşlardır. Kendilerince Şeyh Nazım Hazretleri’ni müvekkil aleyhine kışkırtmaya çalışan herkes en etkili cevabı almıştır.
Örneğin daha 1980’lerde basında ve halk arasında müvekkil Adnan Oktar hakkında bugünküne benzer iftira ve karalamalar yayılmaktaydı. Şeyh Nazım Hazretleri’nin sohbetinde bulunanlardan biri bu iddiaları dile getirerek, “Adnan Hoca ve talebeleri kadınları nikahlıyor, ilişkiye giriyor deniliyor, bu konuda ne diyorsunuz” dediğinde Şeyh Nazım Hazretleri kendisine has esprili hazır cevaplılığıyla “Ne yapsın nikahsız mı birlikte olsun?” diyerek yapılmak istenen karalamanın mantıksızlığını ortaya koymuştur.
Şeyh Nazım Hazretleri sadece bu örnekle değil, çok farklı defalar da müvekkili karalamaya çalışanlara karşı set olmuş, söylenen hiçbir iftiraya itibar etmemiş, samimiyetine ve dindarlığına bizzat şahit olduğu müvekkili her zaman savunmuştur. 2018’deki operasyondan bir süre önce Şeyh Nazım Hazretlerini ziyaret eden bir şahıs ise müvekkil Adnan Oktar aleyhinde bir sayfa yazıyı kendisine sunmuştur. Şeyh Nazım söz konusu şahsın yazdıklarını okuduktan sonra müvekkil Adnan Oktar için, “O büyük müçtehididir, yaptıkları doğrudur” demiş ve o şahıs bir daha Şeyh Nazım Hazretleri’nin huzuruna kabul edilmemiştir.
Yine benzer şekilde bir başka kişi ise ziyaretinde A9 TV programlarındaki eğlence ve müzik yayınlarına yönelik bazı eleştiriler karşısında Şeyh Nazım Hazretleri’nin ‘esmer de koy’ diyerek latif bir üslupla bu eleştirilerin yersizliğini vurgulamıştır. Şeyh Nazım Hazretleri tasvip etmediği tepkiler veya sözler söz konusu olduğunda, mantıksızlığı latif bir üslupla yeren ve yersizliğini gösteren bir tarza sahiptir. Şakacı ve latif üslubuyla yapılan yorumun mantıksızlığını gösterme sanatında üstat biri olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu örnekte de, müvekkilin yanında dekolte hanımlar bulunmasını eleştirenlerin mantıksızlığını, ‘Hep sarışınlar olmasın esmerler de olsun’ diyerek ortaya koymuş, dekolte hanımların varlığından rahatsızlık duyulmasının yersizliğini göstermiştir.
4. ŞEYH NAZIM HAZRETLERİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I 40 YIL BOYUNCA SEVMİŞ, DESTEKLEMİŞ VE ÖVMÜŞTÜR
Her ne kadar Mustafa Atmaca Sakaryevi bu gerçekleri duymaktan rahatsız oluyorsa da, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, müvekkil Adnan Oktar’a ‘büyük oğlum’ diye hitap eden, onu öz evladı gibi gören, son hastalık döneminde sağlığıyla ilgili her konuyu yalnızca müvekkil Adnan Oktar’a emanet edecek kadar müvekkile güvenen bir insandı.
Müvekkil Adnan Oktar’ın Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ile tanışması 1980’li yıllara dayanmaktadır. Şeyh Nazım Hazretleri daha o yıllarda Müvekkil Adnan Oktar’ın ahlakına ve samimiyetine kanaat getirmiş, özellikle İslami tebliğ faaliyetlerinden vazgeçirebilmek amacıyla kanun ve hukuk dışı bir şekilde Bakırköy Akıl Hastanesi’nde tutulmasından sonra ise müvekkile olan sevgisi kat kat artmıştır. Mustafa Atmaca Sakaryevi’nin iddia ettiği gibi müvekkilin hastane döneminde değişmesi gibi bir şey söz konusu olmadığı gibi, Şeyh Nazım Hazretleri özellikle hastane dönemi sonrasında kendi deyimiyle müvekkilin ‘bambaşka biri’ olduğunu derin maneviyatı ve irfanıyla teşhis etmiş, o günden son nefesine kadar da müvekkili ‘büyük oğlum’ diyerek ailesinden biri olarak sevgiyle sahiplenmiştir.
Müvekkil Adnan Oktar, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ile defalarca hem kendi arkadaşlarının evinde kendisini misafir ederek hem de Mehmet Şevket Eygi, Sefa Saygılı gibi muhafazakar camianın değer verdiği kişilerin evlerinde misafirlikte bulunarak görüşmüştür. Müvekkil ile Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri arasındaki sevgi her zaman çok güçlü ve yakın olmuş, Şeyh Nazım Kıbrısi müvekkili manevi evlatlığa kabul etmiş, her zaman her koşulda da ona olan sevgisini ve verdiği değeri açıkça ifade etmiştir.
Videoyu, şu linkten izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Mr8ixhuLz5A
Hatta müvekkil Adnan Oktar’ın bu sohbetlere katılması basına da yansımış, 21 Ocak 1989 tarihli Güneş Gazetesinde, “ŞEYH ADNAN HOCA’YI ÖVDÜ” başlığıyla haber olmuştur.
Haberde şöyle denilmektedir:
İstanbul’a gelişi olay olan Şeyh Nazım Kıbrısi sosyete gençliği arasında çok tutulan Adnan Hoca’ya destek verdi. Kıbrıslı hoca Adnan Hoca hakkında “Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm” dedi… “Kanuna göre inancını söyleyebiliyorsa, hiç kimse inancından mahkum edilemez. Kimseye de Adnan Hoca’ya gitme denilemez. Çünkü reşittir. Bu, Adnan Hoca’ya devam eden, onun sohbetlerinden hoşlanan kimseler yüksek tahsil gençleridir. Yani çocuk değillerdir.”
Adnan Hoca ile uğraşılmamasını isteyen Şeyh Kıbrısi, “…bu kimselere dokunulmasın. Dokunulursa bir kimsenin Allah ile aralarında ne gibi bir rabıta olduğu belli olmaz. Belki bir icabet saatinde dua eden olur, başlarına bir felaket gelir. Onun için Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm. Çünkü ben de bazı şeyler bilirim. Maneviyat yolundan bazı haberlerim olur. Haber verilir. Onun için onunla çok uğraşılmasın. Onu bıraksınlar. Bırakmadıkları müddetçe, onunla uğraşanları, kendileri ile uğraştıracaktır Allah” dedi.
Bilindiği üzere Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri olayları sadece göründüğü haliyle değil birçok yönüyle değerlendiren, derinliğini çok iyi kavrayan, ileri görüşlü, son derece dürüst ve samimi bir insandır. Sıradan insanların kavrayamadığı ve kavraması mümkün olmayan bir hikmeti ilk bakışta gören, doğru gördüğü bir şeyi de kim ne derse desin asla çekinmeden anlatan bir insan olduğu bilinmektedir.
Mustafa Atmaca Sakaryaevi isimli şahsın Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni hiç tanımadığı ve anlamadığı ise, Şeyh Nazım Hazretleri’nin güya ‘idare etmek’ için müvekkil hakkında güzel sözler söylediği yorumundan anlaşılmaktadır. Şeyh Nazım Hazretleri tavrını beğenmediği, rahatsız olduğu ya da dürüst bulmadığı kişilere karşı her zaman açık sözlü olan, düşüncesini hemen dile getiren, hatta kimi zaman böyle samimiyetsiz bulduğu kişileri hemen evinden göndererek tepkisini açıkça gösteren bir kişidir. Birçok video kaydında bu gerçek açıkça görünmektedir.
Eğer bu şahıs Şeyh Nazım Hazretleri’ni gerçekten tanıyor olsaydı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları ve Başbakanları, Bakanları, Milletvekilleri, İngiltere Prensi, Brunei Sultanı gibi yabancı devlet adamları, Papa gibi dini liderler gibi dünya çapında etkisi ve gücü olan insanlarla görüştüğünde doğrudan yüzlerine her düşüncesini açıkça söylemekten bir kere bile çekinmediğini bilirdi. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları ile de defalarca makamlarında ve kendi evinde görüşen, her görüştüğünde de gördüğü her yanlışı açıkça eleştiren, bu eleştirilerini kameralar önünde yapan bir insanın güya müvekkil Adnan Oktar’ı eleştirmekten imtina ettiğini söylemek Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni hiç tanımamak, karakterini, ahlakını ve iman gücünü takdir edememek demektir.
Daha da vahimi, söz konusu şahıs ‘Bu adamın (Adnan Oktar’ın) zenginliği var, bir itibarı var’ sözleriyle Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin, güya maddi imkan ve itibarından çekindiği ve kendisinden menfaat umduğu için müvekkil Adnan Oktar’ın yanlışlarını gördüğü halde söylemediğini ve ona övgülerde bulunduğunu iddia etmektedir. Bu isnadın çirkinliği açıkça ortadadır. ‘Şeyhim’ diyerek tabi olduğunu, saygı ve hürmet duyduğunu iddia ettiği bir insan hakkında ‘maddi menfaat beklentisiyle ve karşısındakinin itibarından korku duyduğu için hakkı söylemedi’ iddiasında bulunabilen bir insanın hayata bakış açısına, olayları yorumlama ve değerlendirmesine güvenilmeyeceği açıktır. Bu iddianın çirkinliğinden Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri şüphesiz ki münezzehdir.
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Müvekkil Adnan Oktar Hakkındaki Sözlerinden Bir Kısmı Dahi Müvekkilin Dürüstlüğünü, Samimiyetini, Derinliğini Çok İyi Teşhis Ettiğini, Müvekkilin Üstlendiği Sorumluluğun Büyüklüğünü Takdir Ettiğini Ortaya Koymaktadır:
Şeyh Nazım Hazretleri’nin, müvekkil Adnan Oktar 1988 yılında hakkındaki asılsız ithamlardan aklanarak akıl hastanesi ve cezaevinden serbest bırakılmasından sonra kendisiyle yaptığı görüşmede söyledikleri:
ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ: Hem o rütbeyi hem salahiyeti versin diye ben dua ediyorum, Adnan bey kardeşimize de Cenab-ı Allah, namaz için Yusuf peygamberin tecellisini ona giydirmek üzere ona halvet emreylemiş ve onu ikmal ettiği kimi kafidir, şık giyerekten ona icazet vermiş, ümit ederiz ki ileriye doğru Adnan bey’in yapacağı mükemmel hizmetler vardır. Velayet sırrı ile, zahiri de başka da, Velayet sırrı ile yapacağı ve yapmakta olduğu hizmet de vardır. Tebrik ederiz. Kendisi sabırlılardan yazılmıştır. Sabırlıların bir ötesi, efendim, razılardan da yazılmış razılık da verildi ona, kendisine, efendim, ben kendime göre bir düşünüyorum, bakıyorum benim tahammül edebileceğim gibi değildi o, o maşaAllah gençti zamanında, o hizmeti tekmil etmiş, arada askerlik hizmeti gibi, velayet erbabına böyle iftiralar geliyor, size zarar vermemiştir o….
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun hocam, duanızla, himmetinizle inşaAllah
ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ: Estağfurullah, O da geçmiştir, şimdi sizin peygamber huzurunda, size bir rütbe giydirilmiştir, bu muharrem-ül şerifte hafzeten, zahir ve batında sizi tevhid edecek, hem manevi bir ruh, hem bir maneviyat giydirilmiş ve bir anlayış da, bir ilham da size açılmıştır, ki o ilham üzerine siz, kendinizi etraf ile meşgul etmeyin. Siz Kur’an-ı Kerim’i okuduğunuz vakıtta, teemmül ile okuyunuz. Üzerinde düşüneceğiniz her ayeti kerime,her okumanızda gusül abdesti ile okuyun. Bu size olan hitaptır. Bir defa okuyun, lakin gusül abdesti ile okuyun. Ve tenha bir makamda okuyun ve ayak üzeri okuyun, Kur’an-ı Kerim’i yüksekte tutun. Böyle ayakta durduğunuzda okuyabilecek yükseklikte tutacaksınız. Ve O’nun huzurunda Sultan huzurunda durur gibi duracaksınız. Gusülle geleceksiniz oraya, iki rekat namazı kıldıktan sonra ayakta, üç kelime-i şahadet, yüz estağfirullahtan sonra destur alıp, Kur’an-ı Kerim’i siz tilavet edeceksiniz. İsterseniz, efendim, bir çeyrek tilavet edin, isterseniz yarım saat, isterseniz sizin kalbinizdeki ilhama göre okuyacaksınız… ve ondan sonra kalbinize verilecek ilhamı göreceksiniz.. Çünkü size bu yapmış olduğunuz halvetin neticesinde size bir ikram olarak bir şerik bağlanmıştır kalbe, ilhamla bağlanmıştır. Ve siz beni buraya kapattılar, kapatanlara. Beni muhakeme eylediler, muhakeme edenlere…beni suçladılar, suçlayanlara diyerekten kötü bir temenni olmayacak.
Ve siz bu minval üzerine, size mükellefiyet vardır şimdi, yanınıza kimse almadan, o hücrenizde yüksek sehpa gibi yerde Kur’an-ı Kerim’i, böyle sultan huzurunda duruyor gibi okuyacaksınız, isterseniz bir hizip, isterseniz iki, isterseniz üç, isterseniz tekmil bir cüz okuyun. Ondan sonra size bir varidat vardır, manevi varidat verilecektir size mükafat olarak. Ki o ilhamdır, o ilham geldiği vakıtta o ilhamı kaybetmeyeceksiniz, o kıratı bitirdikten sonra diz üstüne oturunuz mecliste, elinizde kalem kağıt, efendim, kalbinize doğacak olanı zapt edin, o inkişaf edecektir ve genişleyecektir, darlanmayacak, artacaktır, eksilmeyecektir, o surette siz Kur’an-ı Kerim hakkında yeni bir görüş, yeni bir anlayışla bilhassa o gençlere çok bir hizmet yapacaksınız. Velayet sırrı olduğu için size ben bunu söylemeye memurum bugünkü günde, efenim, sizin vilayetiniz vardı, yani evliyaullah’tan olduğunuz için, lakin şimdi o böyle tomurcuk gül olur, daha ne rengi belli, ne şekli belli, ne kokusu bellidir, o açıldığı vakıtında belli olur. Şimdi Adnan Bey’in halide o kapalıdır. 24 saat zarfında bir defa bir veliullah, bir defa bir veliullah, bir defa bir veliullah, üç evliyadan rızaat çıktı, onun kalbine nazar ettiler, O gerek mahpusta, gerek bu hastanede bulunduğu vakıtta. Öyle nazar etmese o bu halde çıkamazdı. O, efendim, zindanın sıkıntısı onu bozardı, bozmadı, bozulmaya bırakmadılar ve şimdiki imanı ve mertebesi bu halvethaneye girmezden önceki halinden çok fazla farklıdır.
Görüldüğü gibi Şeyh Nazım Hazretleri ta 1988’de müvekkilin geleceğe yönelik çok büyük hizmetleri olacağını söylerken, müvekkilin Akıl Hastanesinde ve cezaevinde çok büyük zorluklara sabırla ve rızayla göğüs gerdiğini, bunu herkesin yapamayacağını, bunu Allah’ın ona bir lütfu olduğunu ve Allah’ın koruması altında bulunduğunu, Kuran talebesi olacağını yani ileride Kuran’ın yeterliliğine göre hareket edeceğini, herkesin de bu hizmeti anlayamayacağını belirtmiştir.
Nitekim Şeyh Nazım Hazretleri 2011’de yaptığı bir konuşmasında da müvekkile yönelik sevgi ve muhabbetini ortaya koymuş, müvekkilin tebliğ yöntem ve metotlarını kavrayamayan ve takdir edemeyenlere de bir nevi ihtarda bulunmuştur.
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin 2011 Yılındaki Konuşması:
ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ: (Adnan Oktar’ın) Acayip, acayip bir tecelli var üzerinde. Kuvvetli tecelli var. Bu kafasızlara anlatmak için, ki onun söylediğine ve yazdığına cevap verecek adam yoktur. Kim isterse olsun. Allah, Allah. Göresim geldi kendisini. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Ruhaniyetiyle görüşürüz. Hiç şey yok. Cismani görüşmeyi maniler var şimdi. Hiç gereği yok. Ama bizim ruhaniyetimiz onu bırakmaz. Allah’ım. Ben de severim. Severim, acayip bir tecelli sahibidir o. Türkiye’de bir tane o, ikincisi yok. İkincisi olabilir başka menbadan. Adnan Bey oğlumuzun girdiği mecraya başkaları giremez. Süveyş’ten bir gemi geçer. İkisi geçemez. Bir tanesi geçer, bir tanesi geçmez. O da cinsten olan kimsedir. Bir yoldan gider. Onun girdiği yere başkası giremez. Herkesin efendim tecellisi başkadır. Herkesin efendim Cenab-ı Hakk’ın huzurunda yaratılış hikmeti yine başkadır.
Ömrünün son dönemlerinde hastalandığında da hastalığının ilk gününden son nefesine kadar yanında müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşları bulunmuş, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri sağlığı konusunda SADECE MÜVEKKİLİN SÖZ SAHİBİ OLMASINI istemiştir. Özetle, Şeyh Nazım Hazretleri için müvekkilin, müvekkil için de Şeyh Nazım Hazretleri’nin değerini ve kıymetini birkaç defa Şeyh Nazım Hazretleri’nin dergahında bulunduğu için kendini Şeyh Nazım Hazretleri’nin ‘müridi’ olarak niteleyen kişilerin bilmesi de anlaması da mümkün değildir.
SONUÇ OLARAK;
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin kim olduğunu dahi bilmediği, tanımadığı bir kişi olan Mustafa Atmaca Sakaryevi, Şeyh Nazım Hazretleri’nin cemaati içinde hiçbir etkisi ve önemi de olmayan biridir. Müvekkil Adnan Oktar’ın kendisine şefkatle ve merhametle yanlışlarını göstermesinin sebebi ise, Müslüman bir kardeşinin yanlış içinde kalmasından vicdanen rahatsız olması ve Kuran’ın hükmünü yerine getirmesidir.
Kendisine bir kez daha hatırlatmak gerekir ki;
Müvekkil Adnan Oktar ömrünü İslam’a hizmete adamış, akılcı, makul, samimi, ferasetli, cesur bir tavır gösterdiği için de çalışmalarının dünya çapında çok olumlu büyük neticeleri olmuştur. Müvekkil Adnan Oktar’ın İslam’ı tebliğ ettiği alanlara girmeyi birçok Müslüman hayal dahi edememiştir. Dinsizliğin ve insanlara acı veren sistemlerin en temel noktalarını tespit etmiş o alanlarda çalışma yapmıştır. Nitekim Sakayaevi’nin kendisi de müvekkilin Darwinizm’i ilmen yerle bir ettiği hakikatini kabul etmeye mecbur kalmıştır. Nesiller boyunca dinsizliğin temel taşı olan evrim teorisini demagoji ile değil bilimle ve akılla yıkan, Müslümanların üzerinden büyük bir felaketin kalkmasına vesile olan müvekkil olmuştur.
Bu faaliyetin önemi ve büyüklüğüne Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde dahi dikkat çekilmiştir. Bediüzzaman Said Nursi,
Ve onun (Mehdi’nin) üç büyük vazifesi olacak:
Birincisi : Fen ve felsefenin tasallutuyla (etkisiyle) ve MADDİYUN VE TABİİYYUN TAUNU (MATERYALİM, ATEİZM DARWİNİZM HASTALIĞI), beşer içine intişar etmesiyle (gelişip güçlenmesiyle), her şeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYUN FİKRİNİ (MATERYALİZM, ATEİZM VE DARWİNİZM GİBİ ALLAH’I İNKAR EDEN FİKİR AKIMLARINI) TAM SUSTURACAK BİR TARZDA İMANI KURTARMAKTIR. (Emirdağ Lahikası)
sözleriyle Hz. Mehdi’nin birinci ve en önemli vazifesinin Darwinizmi ve materyalizmi yıkmak olduğunu söylemiştir. Müvekkil Adnan Oktar da kendisini Hz. Mehdi’nin talebesi olarak gören, Hz. Mehdi’ye zemin hazırlamaya ömrünü adamış bir insan olarak bu vazifeyi tam olarak yerine getirmiştir.
Mustafa Atmaca Sakaryaevi’nin sohbetleriyle İslam’a ve Müslümanlara birtakım katkıları olabilir ve müvekkil bunlara saygı duymaktadır, ancak bir yana müvekkilin İslam yolunda yaptıkları diğer yana Sakaryaevi’nin yaptıkları konulduğunda Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin kimi ‘idare etmek’ durumunda kalacağını açıklamaya dahi gerek yoktur. Üstelik Mustafa Atmaca Sakaryaevi’nin söz konusu programda kendi şeyhine dahi çirkin imalarda bulunabilen bir üslup kullandığı göz önünde bulundurulduğunda, kendi Şeyhi’nin ahlakını ve karakterini dahi kavrayamadığı, derinlik ilim ve hikmet bilmediği izlenimi veren biri olarak idare edilmeye kendisinin muhtaç olabileceği de teyit edilmektedir.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 10.07.2026