Müvekkil Adnan Oktar’dan Sn. Mehmet Okuyan’a Tekziptir

By gundem
49 Min Read

SN. OKUYAN, PEYGAMBERİMİZİN MÜJDESİ OLAN HZ. MEHDİ’NİN ZUHURUNDAN NEDEN BU KADAR RAHATSIZ?

Sn. Mehmet Okuyan 14 Haziran 2026 tarihinde, kendi Youtube kanalında, kıyamet alametleri ve Mehdiyet konusunda gerçeklerle bağdaşmayan, Kur’an’da, Semavi dinlerde ve birçok İslam aliminin eserlerinde anlatılanlara uymayan bazı açıklamalarda bulunmuştur.

Aşağıda müvekkil Adnan Oktar’ın, Sn. Mehmet Okuyan’ın açıklamalarına verdiği yanıtları aşağıda iletiyoruz.

Sn. Mehmet Okuyan’ın, “Gün geçmiyor ki yeni bir Mehdimiz olmasın” ifadesiyle asıl kastının tek bir kişi olduğu anlaşılmaktadır

Sn. Mehmet Okuyan konuşmasında, “Gün geçmiyor ki yeni bir Mehdimiz olmasın. Google’a yazıyorsunuz, önünüze mehdiler filan, liste çıkıyor resmen… Şu anda yaşamakta olanlara, kendisinin Mehdi olduğunu söyleyenlere de rastlıyoruz. Mehdi olduğunu bana iletenler de oluyor.” Demiştir.

Sn. Okuyan yayını boyunca Mehdi’nin gelmeyeceğini uzun uzun anlatmaya, insanları ikna etmeye çalışmıştır.

Kendisinin Mehdi veya Hz. İsa olduğunu iddia eden çok insan olduğu bilinmektedir. Ancak bu kişilerin büyük çoğunluğunun meczup, akıl sağlığı yerinde olmayan kişiler olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle bu kişileri kimse ciddiye almaz, bu kişileri Mehdi olmadıklarına ikna etmeye çalışmaz. Akıl hastanelerinde kendilerini Mehdi, Hz. İsa, Napolyon, Atatürk zanneden yüzlerce kişi vardır. Hiç kimse bu kişilere neden Atatürk veya neden Napolyon olmadıklarını anlatma zahmetine girmez.

Sn. Okuyan, kendisine de “Ben Mehdiyim” diye yazanlar olduğunu ve okuduğunda gülme krizine girdiğini söylemektedir. Böyle bir iddia karşısında gülme krizine girilmeyeceği açıktır; müvekkil Adnan Oktar, Sn. Okuyan’a bu ifadeyi yakıştıramamıştır. Sn. Okuyan eğer bir fikre katılmıyorsa neden katılmadığını delilleriyle anlatarak cevap vermelidir. Örneğin müvekkil Adnan Oktar, Sn. Okuyan’ın birçok fikrine katılmadığı için, neden katılmadığını delilleriyle kendisine açıklamaktadır.

Bununla birlikte, “Ben Mehdiyim” diye iddia eden kişiler dikkate alınacak, üzerinde konuşulacak kişiler değillerdir; bu kişiler acınması gereken, akıl sağlığı yerinde olmayan kişilerdir. “Mehdiyim” diye iddiada bulunmaları da bunu göstermektedir.

Sn. Mehmet Okuyan’ın, hemen her programında “Mehdi gelmeyecek” diye saatlerce konuşmalar yapmasının sebebi “Ben Mehdiyim” ya da “Şu kişi Mehdi” diyen meczupların olmadığı açıktır.

Mehmet Okuyan, özellikle bir kişinin Mehdi olması ihtimalinden dolayı her gün Mehdi yok diye veryansın etmektedir.

Sn. Okuyan eğer gerçekten Mehdi’nin gelmeyeceğinden, içinde yaşadığımız dönemin Mehdi’nin çıkış dönemi olmadığından yüzde yüz emin olsaydı, bu konuyu her gün gündem yapmaz, her gün “Mehdi gelmeyecek” diye saatlerini harcamazdı. Ancak Sn. Mehmet Okuyan, Hz. Mehdi’nin zuhur edeceği, Hz. İsa’nın tekrar dünyaya geleceği ahir zamanda olduğumuzu çok iyi bildiği için, ve aklında da “ ya oysa” diye belli bir isim olduğu için, her gün “Mehdi gelmeyecek” diye telaşlı yayınlar yapmaktadır.

Sn. Okuyan’ın aklındaki kişinin müvekkil Adnan Oktar olduğu açıktır; ancak Sn. Okuyan’ın endişe etmesine hiç gerek bulunmamaktadır, çünkü müvekkil defalarca Mehdi olmadığına dair yemin etmiştir:

Müvekkil Adnan Oktar, diğer tüm müslümanlar gibi Hz. Mehdi (as)’ın gelmesini büyük bir coşkuyla bekleyen dindar bir Müslümandır. Bu nedenle de, büyük bir şevk ve heyecanla Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerini, özelliklerini, Hz. Mehdi döneminde yaşanacakları detaylı olarak ve delilleriyle anlatmaktadır.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, Mehdiyet konusunu müvekkil Adnan Oktar kadar detaylı, akılcı, tutarlı, ikna edici ve delilli olarak anlatan ikinci bir kişi bulunmamaktadır. Bazı çevreler, müvekkilin Mehdiyet konusuna verdiği önemden dolayı kendisinin Mehdilik iddia edeceği yanılgısına kapılmaktadırlar. Muhtemelen Sn. Okuyan da aynı düşüncedeki kişilerden biridir ve bu sebeple hemen her gün YouTube kanalında “Mehdi gelmeyecek” diye ısrarlı anlatımlarda bulunmaktadır.

Ancak, müvekkil hiçbir zaman ve hiç bir yerde kendisinin Mehdi olduğunu iddia etmemiştir, ima da etmemiştir; ve hatta tam aksine, KENDİSİNİN MEHDİ OLMADIĞINA, HAYATI BOYUNCA DA ASLA MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNMAYACAĞINA DAİR DEFALARCA YEMİN ETMİŞTİR.

Bu konuyla ilgili de TV programlarında, basında ve sosyal medyada sayısız açıklamaları yer almıştır.

Bunlardan bazı örnekler şöyledir:

“BEN MEHDİ DEĞİLİM!”1

“MEHDİLİK İDDİAM YOK !” 2

“BENİM MEHDİLİK İDDİAM YOK. HİÇBİR ZAMAN DA OLMAZ. DEFALARCA DA YEMİN ETTİM, YAŞAMIM BOYUNCA ASLA BÖYLE BİR İDDİADA BULUNMAYACAĞIM DİYE.”3

Dini bir çok konuda yüzlerce eser kaleme almış bir araştırmacı-yazar olarak müvekkil Adnan Oktar’ın elbette Mehdiyet konusu hakkında da çok sayıda çalışması, araştırması ve eseri vardır. Bu son derece doğaldır. Ancak, bir insanın Mehdiyet konusunda araştırma ve çalışmalar yapması, kitaplar yazması onun Mehdilik iddiasında olduğunun bir delili ya da göstergesi olamaz.

Kıyamet alametleri çıktıysa, Hz. Mehdi de çıkmıştır

Mehdiyet konusu, ehl-i sünnet inancında “inkarı mümkün olmayan” konular arasındadır. Hadis imamları, Hz. Mehdi hakkındaki hadislerin “MÜTEVATİR” olduğunu bildirmişlerdir. “Tevatür”, kelime anlamı olarak “kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber” demektir. 4

Dolayısıyla, Mehdiyet konusunun inkar edilmesi ehli sünnet inancından bir sapma ölçüsü olarak kabul edilmektedir.

Ehli sünnet alimlerinden, Hz. İsa (as)’ın yeryüzüne 2. kere gelişini ve Hz. Mehdi (as)’in çıkışını reddeden kimse olmadığı gibi, “tam bir ittifak içinde” Müslümanları bu konularda müjdelemiştir. Hz. İsa (as)’ın yeniden dünyaya döneceğini, Hz. Mehdi’nin zuhur edeceğini bildirmişlerdir.

Ehlisünnet inancına mensup 4 mezhepte de (Hanefi, Hanbelî, Şafi ve Maliki mezheplerinde) Hz. Mehdi’nin ahir zamanda geleceği, Hz. İsa (as)’ın gökten ineceği ve namazda Hz. Mehdi’yi imamlığa geçireceği konusu tartışmasız bir gerçek olarak kabul edilir.

Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’nin gelişi konularının “inkârı mümkün olmayan konular”dan olduğunu şöyle bildirmektedir:

‘’Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, Güneşin batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer kıyamet alametleri haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. ÖRNEĞİN MEHDİ (AS)’IN GELMESİ GİBİ. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi HAKTIRLAR VE GERÇEKLEŞECEKLERDİR.’’ (Fıkhı Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaçeli, s. 99)

Mehdiyet konusu ehli sünnet’in en güvenilir kaynaklarından olan Kütüb-ü Sitte’de de yer almaktadır. Bilindiği gibi Kütüb-i Sitte (Altı Kitap), altı meşhur hadis kitabından oluşan hadis külliyatının tümüne verilen addır. Bu dev külliyat Sahih- Buhari, Sahih-i Müslim, Sünen-i ibni Mace, Sünen-i Ebu Davut, Sünen-i Tirmizi ve Sünen-i Nesei isimli altı hadis kitabından oluşur. Bu altı kitapta, Peygamber Efendimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerin doğruluklarının tartışmasız olduğu bütün Ehl-i Sünnet alimleri tarafından tasdik edilmiştir.

Bu nedenledir ki Kütüb-i Sitte, Ehl-i Sünnet itikadına göre Kur’an-ı Kerim’den sonra gelen en önemli ikinci İslami kaynak sayılmaktadır. Kütüb-i Sitte’de Mehdiyet hakkında pek çok hadis rivayet edilmiştir. Yalnızca Kütüb-i Sitte’de yer alması dahi Mehdiyet konusunun doğruluğu şüphe götürmeyen bir gerçek olduğunu ortaya koymaya yeterlidir.

Kütüb-i Sitte’de yer alan Mehdiyet konusundaki hadislerden bazı örnekler şöyledir:

… Nihayet Meryem oğlu İsa iner ve MÜSLÜMANLARIN EMİRİ (HZ. MEHDİ) ONA: GEL, BİZE NAMAZ KILDIR, der. Bunun üzerine İsa: ‘Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz‘ der. (Sahih-i Müslim, c. 1, s. 209)

Ebu Hüreyre (ra) şöyle demiştir: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: İMAMINIZ (HZ. MEHDİ) KENDİNİZDEN OLDUĞU HALDE Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman acaba sizler nasıl olursunuz. (Sahih-i Buhari ve tercemesi, Meryemoğlu İsa (as)’nın İnmesi Babı, 119)

… Ümmü Seleme (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (s.a.)’i şöyle buyururken işittim: “MEHDİ BENİM AİLEMDEN, FATIMA’NIN OĞULLARINDANDIR. (Sünen-i Ebu Davud, Cilt No. 14, Sayfa No. 402, 4284)

… Ali (b. Ebi Talib) (r.a.)’dan; Rasulullah (s.a.) in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. Dünyanın emrinden sadece bir gün kalsa bile, Allah (c.c.) benim EHL-İ BEYTİMDEN BİR ADAM (HZ. MEHDİ’Yİ) gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi adaletle dolduracaktır. (SÜNEN-İ EBU DAVUD, Cilt No. 14, Sayfa No. 402, 4283)

Mehdiyetin gerçek olduğunun en büyük delillerinden biri, Peygamber Efendimiz (sav)’in, Hz. Mehdi’nin çıkışı ve ahir zaman için haber verdiği tüm alametlerin sırasıyla, ardı ardına gerçekleşiyor olmasıdır:

Dünyada hemen her gün yaşanan gelişmeler, içerisinde bulunduğumuz dönemin ‘Ahir Zaman’ olduğunun ve “Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın görev başında olduklarının ve onların vesilesiyle yaşanacak altın çağın yaklaştığının” habercisi niteliğindedir. Ahir zaman alametleri hadislerde “bir tesbihin taneleri gibi birbiri ardınca” sözleriyle ifade edildiği gibi arka arkaya gerçekleşmiş durumdadır ve hala da gerçekleşmektedir. Ahir zamanla ilgili hadislerin mütevatir olduğunun en önemli delillerinden biri de yüzlerce alametin birbiri ardına, son 30 yıl içinde tahakkuk etmiş olmasıdır.

Mübarek Peygamberimiz (sav)’in bundan 1400 yıl önce haber verdiği olayların, üstelik de tam tarif ettiği şekilde günümüzde gerçekleşiyor olması, Allah’ın Peygamberimiz (sav)’e lütfettiği bir mucizedir.

Tam Resulullah (sav)’in söylediği şekilde Hicri 1400’ün başlamasıyla birlikte

  • Fırat’ın suyu kesilmiş;
  • İran-Irak Savaşı yaşanmış;
  • Kabe’de kanlı baskın olmuş;
  • Ramazan Ayı’nda 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olmuş;
  • Afganistan işgal edilmiş;
  • Irak işgal edilmiş;
  • Bağdat alevlerle kuşatılmış;
  • Halley Kuyruklu Yıldızı çıkmış;
  • Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında petrol kuyularının ateşe verilmesiyle Doğu’dan bir ateş görülmüş;
  • 11 Eylül’de Amerika’daki ikiz kulelerin saldırıya uğramasıyla tozlu, dumanlı, karanlık bir fitne zuhur etmiş;
  • Şam ve Mısır melikleri öldürülmüş;
  • Azerbaycan işgal edilmiş;
  • iki kuyruklu, diğer yıldızların ters yönünde hareket eden, çok parlak olan Lulin kuyruklu yıldızı görülmüş ve daha bu şekilde yüzlerce alamet tahakkuk etmiştir.

Hadislerde de bildirildiği gibi kıyamet alametleri birbiri ardınca Gerçekleşir

Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. BİR DİZİDEKİ BONCUKLARIN ART ARDA KOPMASI GİBİ. (Ramuz-El Ehadis, 2776; Camiü’s-Sagir, s.3167)

ALAMETLER, AĞI KOPARILIP KAÇAN BALIKLARIN BİRBİRİNİ KOVALADIĞI GİBİ KOVALAR. (Ölüm, Kıyamet ve Diriliş, İmam Şarani, s. 478)

Aşağıda, Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden olup gerçekleşen bazı olaylara örnekler verilmektedir:

  • Hz. Mehdi’nin gelişinden önce doğu tarafından bir ateşin görülmesi:

Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

15 Kasım 1979 yılında Romanya’nın Köstence Limanı’na 96 bin ton ham petrol taşıyan Independenta tankeri, İstanbul Boğazı’ndan geçişi sırasında, Haydarpaşa açıklarında Yunan gemisi Evriali ile çarpıştı. Günlerce patlamalar ve İstanbul’un birçok semtinden görülebilen alevler ve kızıllık İstanbul’a hakim oldu.

  • Ramazan Ayında Güneş ve Ay Tutulması:

… Güneş’in oruç ayının ortasında, Ay’ın ise sonunda tutulması… (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 38)

  • Afganistan’ın İşgali

TALİKAN’A (AFGANİSTAN’A) YAZIK OLDU. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır… (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Hadiste Afganistan’ın Hz. Mehdi (as) zamanında işgal edileceğine işaret edilmektedir. Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir. Bilindiği gibi hadislerde Hz. Mehdi (as)’ın yüzyıl başlarında çıkacağı haber verilmiştir. Hz. Mehdi (as)’yle ilgili diğer pek çok alametin de Hicri 1400 ve Hicri 14. yy başlarına denk gelmesi bu tarihlerin Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı hakkında önemli bir işaret taşıdığını göstermektedir.

“Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır…”

Rivayetin bu bölümünde Afganistan’ın maddi zenginlik kaynaklarına dikkat çekiliyor olabilir. Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

  • İran-Irak Savaşı

Faris yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutıka çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya inecekler… Müşrikler öbür yandaki (Rakabe) denilen bir simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… ARALARINDA SAVAŞ OLACAK: Her iki ordudan, Allah, zaferi kaldıracak... (Kıyamet Alametleri, El Berzenci, s. 179)

  • – Faris yönünden gelecek olan : İran tarafından gelecek olan
  • – Faris : İran – İranlı (Büyük Lugat)
  • – Yazıya inecekler: Ovalık-Irak Ovası
  • – Mutık : Yöredeki bir dağın adı.
  • – Rakabe : Petrol kuyularının çok olduğu bölge.

“Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır…”

Hadisin bu bölümünde iki taraf arasında, aşırı milliyetçilikten kaynaklanan bir anlaşmazlığın olacağına dikkat çekiliyor. Bu anlaşmazlık sebebiyle, “Yazı”ya inilecek ve savaş başlayacak. (Yazı: Irak Ovası)

“Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…”

Bu hadisin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.

“Şevval ayında ayaklanma Zilkade’de harb konuşmaları, Zilhicce’de ise harb vaki olacak.” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

Hadiste belirtilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları İran-Irak Savaşının gelişim aşamalarıyla aynı tarihlere denk gelmektedir:

Şevval ayında ayaklanma…

İran Şahı’na karşı olan ilk ayaklanma bilindiği gibi hadiste belirtilen 5 Şevval 1398 (8 Eylül 1976)’de olmuştur.

Zilkade’de harp konuşmaları ve Zilhicce’de ise harp vaki olacak…

Hicri 1400 Zilhicce (1980 Ekim) ayında İran-Irak arasındaki savaş tam anlamıyla başlamıştı.

  • Rusya-Ukrayna Savaşı ve Yeşil Kuyruklu Yıldız Hz. Mehdi’nin Zuhur Alametlerindendir

Rüşdin bize İbni Lahi’a’dan, o da Abdülaziz bin Salih’ten, o da Ali bin Rabah’tan o da İbni Mesud’dan rivayet etmiştir:

“SARIŞIN KAVİMDE (RUSYA’DA) BİR ALAMET VARDIR. VE BİR KUYRUKLU YILDIZ ORTAYA ÇIKAR.” (Kitab’ul Fiten, Nuaym bin Hammad sayfa 130 /Mecma’ul E-Hadis’ul İmam Mehdi, Şeyh Ali El Kurani cilt 1 sayfa 439)

Bir başka hadiste de Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:

Sonra, BENİ ESFER’DE (RUSYA’DA) BİR ALAMET OLUR. Ve BİR KUYRUKLU YILDIZ GELİR, üzerlerinden geçer ve GERİ DÖNMEZ. (Kitab-ul Fiten, Nuaym bin Hammad, Sayfa 120-121)

Hadislerde, birbirine çok yakın tarihlerde gerçekleşecek 2 alamete dikkat çekilmiştir:

  • 12 Aralık 2021’de, çok parlak yeşil ışık saçarak dünyaya en yakın mesafeden geçen ve astronomlar tarafından –aynı hadiste özel olarak dikkat çekildiği gibi– bir daha dünyaya hiç GERİ DÖNMEYECEĞİ belirtilen Leonard kuyruklu yıldızı geçmiştir.
  • 24 Şubat 2022’de, bu ilginç gök olaylarının hemen akabinde Rusya-Ukrayna savaşı (sarışın kavimde) başlamıştır.

 

  • Yeşil Kuyruklu Yıldız Ahir Zaman Alametlerindendir

“Yıldız doğduğunda Araplar korkuya kapılır. O yıldızın bir kuyruğu vardır. O ZAMAN ORADA, HER TARAFTA YAĞMURLAR KESİLİR, NEHİRLER KURUR, DEVİRLER DEĞİŞİR, FİYATLAR ARTAR.” (Biharu’l Envar, c. 51, s.162)

50.000 yıldan beri dünyamızı ilk defa ziyaret eden C/2022 E3 (ZTF) kuyruklu yıldızı, yemyeşil parıltısı nedeniyle gökbilimciler tarafından YEŞİL KUYRUKLUYILDIZ (Green Comet) olarak adlandırıldı.

Yeşil Kuyrukluyıldız, 2 ŞUBAT 2023’te dünyaya en yakın mesafeden geçti.

Hadiste, bu kuyruklu yıldızın geçeceği dönemde, GENİŞ ÇAPLI BİR KURAKLIĞIN MEYDANA GELECEĞİNE, FİYATLARIN ARTACAĞINA, HAYAT PAHALILIĞINA, ESKİSİNDEN ÇOK FARKLI ALIŞILMADIK OLAYLARIN, ZAMANLARIN YAŞANACAĞINA dikkat çekilmektedir. Yeşil Kuyrukluyıldız’ın tam da tarif edilen böyle bir dönemde dünyayı ziyaret etmesi hadisle büyük bir uyum göstermektedir.

Hadisteki, ‘Arapların korkuya kapılması’ ifadesiyle, kuyruklu yıldızın geçeceği aynı dönemde ORTADOĞU’DA, ARAP COĞRAFYASINI DA İÇİNE ALAN DEHŞET VERİCİ BÜYÜK BİR DEPREM FELAKETİ OLACAĞINA ve bunun bölgede doğurduğu korku ve paniğe işaret edilmektedir.

Hadislerde Yeşil Kuyruklu Yıldızla ilgili olarak başka önemli bilgiler de verilmektedir:

Velid ve Ka’b şöyle dedi: “O doğudan doğan yıldızdır ve YERYÜZÜ HALKINI AYIN DOLUNAYDAKİ AYDINLATMASI GİBİ AYDINLATIR.”

Velid ve Hamra dedi ki: “Bizim gördüğümüz yıldızlar o alametler değildir. Asıl alamet, Safer veya Rebiayn (Rebiülevvel ve Rebiülahir) veya RECEP ayında ufuklarda dönüp duran bir yıldızdır. BU OLDUĞUNDA HAKAN, TÜRKLERLE BİRLİKTE İLERLER, ONU DESTEKLEYEN RUMLAR DA BAYRAKLAR VE HAÇLARLA ONU İZLERLER.” (Kitabu’l Fiten, Nuaym bin Hammad, 620. Hadis)

Hadislerde, Müslüman topraklarında “TÜRKLERİ RUMLAR DA BAYRAKLAR VE HAÇLARLA İZLER” ifadesi, Yeşil Kuyruklu Yıldız’ın hemen ardından yaşanan büyük deprem felaketi sırasında gerçekleşmiştir. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki deprem felaketinin ardından, 80 YABANCI ÜLKENİN BÖLGEYE ÜZERLERİNDE “KENDİ BAYRAKLARI VE HAÇLAR BULUNAN” YARDIM EKİPLERİ GÖNDERMESİ hadisin işaret ettiği bilgiyi göstermektedir.

Hadiste bildirildiği şekilde, kuyrukluyıldızın ufuklarda göründüğü Şubat 2023’ün ilk birkaç haftası hicri tarihle RECEP ayıdır. Kuyrukluyıldızın, dünyaya en yakın mesafeden geçtiği 2 Şubat 2023, Hicri 11 RECEP gününe denk gelmektedir.

  • Boynuzu Andıran İki Uçlu Lulin Yıldızının Çıkışı

Vaad edilen Hz. Mehdi (as)’ın zuhur mukaddimeleri olan Abbasi Melik Horasan’a vardığı zaman, ŞARK TARAFINDA İKİ DİŞLİ MÜNEVVER BİR BOYNUZ ÇIKAR.

(İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, 381. Mektup, s. 1184)

24 Şubat 2009 yılında Lulin kuyruklu yıldızı dünyanın yakınından geçmiştir. Bilim adamlarının bu kuyruklu yıldızın bundan sonra ancak 1000 yıl sonra dünyanın yakınınından geçeceğini söylemektedirler.

Lulin kuyruklu yıldızı hakikaten iki kuyruklu, yani hadiste de bildirildiği gibi çift boynuzludur.

  • Uzayda insan eline benzer görüntü oluşması:

… İşte o zaman (Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru zamanında) SEMADAN KENDİNİ BELLİ EDEN BİR EL GÖRÜNÜR... (Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, s. 51)

  • Mekke’nin tünellerle delinmesi ve saat kulesi:

MEKKE DAĞLARINI DELİNMİŞ, (tüneller inşa edilmiş), BİNALARI DAĞLARA ERİŞMİŞ, SAATİN GÖLGESİNİ İNANANLARIN ÜZERİNE DÜŞMÜŞ GÖRDÜĞÜNDE VAKİT (Mehdi’nin çıkış vakti) gelmiştir. (Suyuti) (İbn Abi Şeyfah – El- Muşannef – Hadis 124) (El Ezraki – Kitab-ı Akbar Mekka – Hadis 1724)

  • Korona salgını:

İmam Ali (ra) şöyle buyurdu: Ey insanlar dikkat edin! DOĞUDAN AYAĞINI KALDIRAN BİR FİTNEDEN ÖNCE, ÖNCE BANA SORACAKLARINIZI SORUN. O FİTNE, AĞZI VE BURNU SARMASIYLA EZER. BİRÇOK ÖLÜMDEN SONRA HAYATTA KALANLAR OLUR. BU FİTNENİN YOĞUN ATEŞİ BATIYI TEHDİT EDER… (Bihar’ül Envar 53/82)

Sn. Okuyan’ın iddia ettiğinin aksine kıyametin tüm alametleri henüz gerçekleşmemiştir; örneğin İslam henüz dünyaya hakim olmamıştır:

Sn. Mehmet Okuyan, “Kur’an-ı Kerim’de Muhammed Suresi 18. ayete göre kıyamet dediğimiz bu son saatin bütün alametleri gelip geçmiştir. Bir; yeni bir alamet yok.” Diyerek Kur’an’a uygun olmayan bir itirazda bulunmaktadır.

Kıyametin, yani dünyanın sonunun alametlerinin tamamı henüz gerçekleşmemiştir. Bu alametlerden biri İslam’ın dünya hakimiyetidir. İslam’ın dünya hakimiyeti ise Mehdiyettir.

Allah Nur Suresinin 55. Ayetinde şöyle bildirmektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, ONLARI DA YERYÜZÜNDE ‘GÜÇ VE İKTİDAR SAHİBİ’ KILACAK, KENDİLERİ İÇİN SEÇİP BEĞENDİĞİ DİNLERİNİ KENDİLERİNE YERLEŞİK KILIP SAĞLAMLAŞTIRACAK VE ONLARI KORKULARINDAN SONRA GÜVENLİĞE ÇEVİRECEKTİR. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Allah ayette, Müslümanları yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını bildirmektedir. Bilindiği gibi geçmişte, “yeryüzünde iktidar sahibi olmuş” 4 kişi bulunmaktadır. Bunlardan ikisi Allah’ı inkar eden Nemrut ve Buhtunnasr’dır.; diğer ikisi de mümin olan Hz. Süleyman, Hz. Zülkarneyn’dir. Allah, daha önce Hz. Süleyman ve Zülkarneyn’i yeryüzünde hakim kıldığı gibi Kur’an’a uyan müminleri yeryüzüne hakim kılacağını vaad etmiştir. Allah’ın bu vaadi henüz gerçekleşmemiştir. Yani dünyanın sonu gelmeden, kıyamet kopmadan önce gerçekleşmesi gereken bir alamet henüz oluşmamıştır.

Rivayetlerde de, bu ayetin Hz. Mehdi döneminde gerçekleşeceği geçmektedir:

Ali bin Hasan kanalıyla Ayyaşi tarafından rivayet edildi: Onun yanında bu ayet-i kerime (Nur Suresi, 55. ayet) okundu: Onlar Allah’a yemin olsun ki bizim ehli beytin sevenlerindendir. ALLAH BİZDEN BİR ŞAHSIN (HZ. MEHDİ (as)’IN) ELİYLE ONLARA (BUNU) YAPTIRIR. O ŞAHIS İSE BU ÜMMETİN MEHDİSİDİR.

(Mecmau’l beyan fi tefsiri’l-Kuran Ebu Ali Eminuddin Fazl, Hasan b. Fazl Tabersi 1986, c:4, sf. 832)

Ayaşi tefsirinde:

Zeynel-Abidin Hz.leri: … (Nur Suresi, 55) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “VAllah! onlar, biz ehl-i beyti sevenlerdir. Allah onlar için bunu muhakkak yapacaktır, BİZDEN BİRİNİN ELİYLE… Kİ O BU ÜMMETİN MEHDİSİ’DİR.”

Allah, Enbiya Suresi’nin 105. Ayetinde de aynı vaadi vermektedir:

“Andolsun Biz Zikir’den (Tevrat) sonra Zebur’da da ‘HİÇ ŞÜPHESİZ, SALİH KULLARIM YERYÜZÜNE MİRASÇI OLACAKLARDIR’ diye yazdık.” (Enbiya Suresi, 105)

Enbiya Suresinin 105. ayeti için de şöyle rivayet edilmiştir:

İmam Muhammed Bâkır bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Bunlar, ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi (as)’ın ashabıdır.” (Mecma-ul Beyan Tefsiri)

Buradaki (ayette bildirilen) “salih kullar”, Hz. Mehdi (as) ve arkadaşlarıdır. (Hüseyin es-Şirazi, sf. 113)

Müslümanların dünya çapında güç ve iktidar sahibi olacakları, yani Mehdiyetin gerçekleşeceğini müjdeleyen diğer bazı ayetler ise şöyledir:

Müşrikler istemese de o dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 33)

Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter. (Fetih Suresi, 28)

Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe suresi, 32)

Allah, yazmıştır: “Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

Allah’ın ayetlerde müjdelediği olaylar henüz gerçekleşmemiştir; İslam diğer dinlere göre üstün durumda değildir; Müslümanlar çok zor durumdadırlar; dünyanın pek çok bölgesinde Müslümanlar öldürülmekte, eziyet görmekte, açlıkla, yoksullukla mücadele etmekte, tutuklanmakta, esir alınmaktadırlar, güvende değildirler.

Allah, müminlerin güçlü durumda olacağını, güvenliğe kavuşacaklarını, iktidar sahibi olacaklarını müjdelemektedir. Allah’ın vaadi gerçektir. Demek ki kıyametten önce bu hakimiyet gerçekleşecektir, Allah’ın izniyle.

Hz. İsa’nın yeniden gelişi kıyametin alametlerindendir; o da henüz gerçekleşmemiştir

Sn. Okuyan, kıyametin alametleri gerçekleşmiştir demektedir; ancak Hz. İsa’nın yeryüzüne yeniden gelişi henüz gerçekleşmemiştir. Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez geleceği ve bu gelişinde kendisine iman etmeyen tek bir kişinin dahi kalmayacağı Kur’an’da bildirilmektedir.

And olsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır. (Nisa Suresi, 159)

Hz. İsa yeryüzüne ilk geldiğinde, ilk tebliğ yaptığında, ona sadece 12 havarisi inanmıştı. Demek ki Hz. İsa gerçekten vefat etmeden önce kendisine herkes iman edecektir.

Hz. İsa henüz vefat etmemiştir. Kur’an’da, Hz. İsa ile ilgili ayetler dikkatle incelendiğinde, Hz. İsa’nın vefat etmediği ve Allah’ın Katına yükseltildiği açıkça görülmektedir.

Hz. İsa’nın vefat etmediğini ve kıyametin alametlerinden biri olarak yeryüzüne tekrar geleceğini bildiren ayetler şöyledir:

Hani Allah, İsa’ya demişti: ‘Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.’ (Al-i İmran Suresi, 55)

Ve: ‘Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük’ demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (bir) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi 157)

Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa Suresi 158:

And olsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır. Nisa Suresi 159:

Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. Zuhruf Suresi 61:

AYETLERDE YER ALAN KELİMELERIN ANLAMLARI DETAYLI ARAŞTIRILDIĞINDA HZ. İSA’NIN ÖLMEDİĞİ, GÖĞE YÜKSELTİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR

İlgili ayetlerde geçen ve Türkçe meallerde öldürme ya da vefat ettirme olarak çevrilen kelime Arapça’da “vefea” kökünden türemiş olan “teveffa” fiilidir ve bu fiil ölüm manasına değil, “canın alınması” manasına gelmektedir. Nitekim Arapça tefsirlerde de ölüm manasında kullanılmaz. İslam alimi Kurtubi’nin tefsiri bunun örneklerinden biridir. Kurtubi tefsirinde söz konusu kelime için “nefislerin ele alınması” tabiri kullanılmıştır.

Nitekim insanın canının alınmasının her zaman ölüm anlamına gelmediği yine Kuran’da bize bildirilmektedir. Örneğin “teveffa” kelimesinin geçtiği bir ayette insanın ölümünden değil, uykuda canının alınmasından bahsedilmektedir:

Sizi geceleyin vefat ettiren (yeteveffakum) ve gündüzün “güç yetirip etkilemekte olduklarınızı” bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O’dur(Enam Suresi, 60)

Bu ayette “vefat ettirme” olarak tercüme edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi’nin 55. ayetinde kullanılan kelime aynıdır, yani her iki ayette de “teveffa” kelimesi geçmektedir. İnsanın, gece içinde bulunduğu durum ölüm olmadığına göre yukarıdaki ayette kullanılan “yeteveffakum” kelimesinin ölümü kastetmediği, doğru tercümenin “geceleyin canlarınızı alan” şeklinde olması gerektiği açıktır. Aşağıdaki ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (yeteveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir… (Zümer Suresi, 42)

Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Allah uyuyan insanın canını almaktadır, ama hakkında ölüm kararı verilmemiş olanı eceli gelinceye kadar tekrar salıvermektedir. Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş olur. Uyanacağı zaman ise tekrar ruhu bedenine iade edilir.

Uykunun bir tür vefat olarak değerlendirildiğini, ancak bununla biyolojik ölümün kast edilmediğini gösteren örneklerden biri de Peygamber Efendimiz (sav)’in uykusundan kalktığı zaman “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun” (Buhari, Kitabu’d Deavat 6312) dediğini bildiren hadis-i şeriftir. Hiç şüphesiz, Hz. Muhammed (sav) bu hikmetli sözüyle, uyunduğu zaman biyolojik manada ölüm gerçekleştiğine değil, uyuyan insanın bizim anladığımızdan farklı bir anlamda “canının alındığına” dikkat çekmiştir.

Ünlü İslam alimi ve müfessir İbn Kesir de Al-i İmran Suresi’nin tefsirini yaparken, diğer pek çok delil ile birlikte söz konusu hadis-i şerifi kullanmıştır. İbn Kesir’in tefsirinde, “teveffa” kelimesinin uykuya işaret ettiği, aynı kelimenin diğer ayetlerde ne şekilde yer aldığı gösterilerek açıklanır. Bu açıklamaların ardından, İbn Kesir, İbn Ebu Hatim’den rivayet edilen bir hadisi de kullanarak kanaatini şöyle ifade eder:

İbn Ebu Hatim diyor ki; “Bize babam… Hasan’dan rivayet etti ki, o, ‘Seni vefat ettireceğim…” ayeti hakkında şu açıklamada bulunmuştur: Burası, ‘Seni uyku ölümü ile öldüreceğim, yani uyutacağım’ anlamındadır ki, Allah Teala Hz. İsa (a.s.)’ı uykuda iken göğe kaldırmıştır… Cenab-ı Hak, Hz. İsa (a.s.)’ı şüphe götürmeyen bir gerçek olarak, uyku ile vefat ettirdikten sonra göğe çekmiş ve o dönemde kendisine eziyet eden Yahudilerin eziyetlerinden kurtarmıştır.(İbn Kesir, Tefsiru’l Kur’ani’l Azim, Cilt I, s. 573-576)

İslam alimlerinden Muhammed Zahid el-Kevseri ise, “teveffa” fiilinin anlamını incelerken, ayette bu fiilin ölüm manası taşımadığını ifade etmiş ve Zümer Suresi’nin 42. ayetinde geçen “mevt” kelimesine dikkat çekmiştir:

Eğer Hz. İsa (a.s.) ölmüş olsaydı (ki bu doğru değildir), “Allah ölüm vakti gelen nefisleri vefat ettirir.”(Zümer Suresi, 42) mealindeki ayette yer alan ve ölüm anlamına gelen “mevt” kelimesi bildirilmezdi… Şayet iddia edildiği gibi Allah-u Teala adi ölümü (biyolojik anlamda ölümü) bildirmiş olsaydı, bu açıkça haber verilirdi. Madem ki Allah, Yahudilerin Hz. İsa (a.s.)’ı öldürmediğinden, vefattan ve göğe yükselmekten bahsetmektedir, o halde burada normal ölümün dışında bir mana düşünülmelidir. (Zahid Kevseri, Nazratün Abire fi Mezaimi men Yünkiru Nüzule İsa kable’l-Ahire, Mısır, 1980, s. 34-37)

İslam tarihinin ilk müfessirlerinden biri olarak kabul edilen Maturidi de ayette Hz. İsa (a.s.)’ın bilinen biyolojik anlamda ölümünden bahsedilmediğini ifade etmiştir:

Ayette kast edilen şey, ölüm anlamındaki vefat değil, bedenin dünyadan alınması anlamındaki vefattır. (Maturidi, Tev’vilatü’l Kurani’l Metaun, Beyrut, s. 67)

İSLAM ALİMLERİ, TEVEFFA FİİLİNİ YORUMLARKEN HZ. İSA (A.S.)’IN ÖLMEDİĞİ, ALLAH KATINA YÜKSELTİLDİĞİ VE KIYAMETTEN ÖNCE YERYÜZÜNE TEKRAR DÖNECEĞİ KONUSUNDA İTTİFAK SAĞLAMIŞLARDIR. Örneğin, ünlü tefsir alimi Taberi, bu fiilin “yerden almak” manasında kullanıldığını ifade eder ve ayeti şu şekilde açıklar:

Bize göre en sıhhatli görüş bu kelimeyi “kabzetmek”, “yerden çekmek” manasında almaktır. Buna göre ayetin anlamı; “seni yerden alıp, göklere çekerim” şeklinde olur. Ayetin devamı da ahir zamanda inkarcılara karşı olan galibiyete dikkat çekmekle bu fikri teyid eder mahiyettedir. (Taberi Tefsiri, Cilt III, 290-1)

Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde bu ayetten anlaşılan anlamın, Hz. İsa (a.s.)’ın ölmediği, Allah Katında diri olduğu şeklinde bildirir:

… Bizce bu tefsir ve inancın özeti şu demek olur: Allah’tan bir kelime olan ve Ruhu’l-Kudüs ile teyid edilmiş bulunan Mesih İsa’nın ruhu henüz kabzedilmemiştir. Ruhunun eceli gelmemiştir. Kelime daha Allah’a dönmemiştir. Onun daha dünyada göreceği işler vardır. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Din Kuran Dili, Cilt II, s. 1112-1113)

Sonuç olarak, Kuran ve Ehli Sünnet alimlerinin anlatımlarına bakıldığında, Hz. İsa (a.s.)’ın uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına yükseltildiği, olayın bildiğimiz ölüm olmadığı, sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğu anlaşılmaktadır.

KURAN’DA ÖLÜM ANLATILIRKEN KULLANILAN KELİMELER

-Katele: Öldürmek

Kuran’da ölüm konusu anlatılırken genelde kullanılan kelime Arapça’da “öldürmek” anlamına gelen “katele” kelimesidir. Mümin Suresi’nde “katele” kelimesi şu şekilde kullanılmaktadır:

Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim (aktul) de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın…(Mümin Suresi, 26)

Ayette geçen “Musa’yı öldüreyim” ifadesinin Arapçası “aktul Musa” şeklindedir. Bu kelime katele fiilinden türemiştir. Bir diğer ayette ise aynı kelime şu şekilde kullanılmaktadır:

… Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi (yaktulune)…(Bakara Suresi, 61)

Ayette geçen “öldürmelerindendi” kelimesinin Arapçası “yaktulune” şeklindedir ve yine aynı şekilde katele kelimesinden türemiştir. Ve çeviride de açıkça ifade edildiği gibi “öldürmek” anlamına gelmektedir. Aşağıda peygamberlerin ölümünü açıklayan bazı ayetlerde “katele” fiilinin ne şekilde kullanıldığı belirtilmektedir. Parantez içinde anlamları bildirilen tüm kelimelerin fiil kökleri KATELE’dir:

… Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini (katlehum) yazacağız… (Al-i İmran Suresi, 181)

… Büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (taktulune) (Bakara Suresi, 87)

… De ki: “Eğer inanıyor idiyseniz, daha önce ne diye Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz? (taktulune)” (Bakara Suresi, 91)

Allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler (yaktulune) ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler (yaktulune);… (Al-i İmran Suresi, 21)

… Eğer, siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz (kateltumuhum)? (Al-i İmran Suresi, 183)

… Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim”… (Le aktulenneke) (Maide Suresi, 27)

Eğer beni öldürmek (taktuleni) için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek (aktuleke) için elimi sana uzatacak değilim… (Maide Suresi, 28)

Öldürün (uktulu) Yusuf’u veya onu bir yere atıp-bırakın… (Yusuf Suresi, 9)

Firavun’un karısı dedi ki: “Benim için de senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin… (la taktulu)” (Kasas Suresi, 9)

“Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek (li yaktulu) konusunda aralarında görüşmektedirler…” (Kasas Suresi, 20)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün (uktuluhu) ya da yakın” demek oldu… (Ankebut Suresi, 24)

-Haleke: Ölmek

Kuran’da öldürme fiili için kullanılan bir diğer kelime ise “haleke” fiilidir. Haleke kelimesi ayetlerde “helak olmak, ölmek” anlamlarında kullanılmaktadır. Örneğin Mümin Suresi’nin 34. ayetinde şu şekilde geçmektedir:

… Sonunda o, vefat edince, (haleke) demiştiniz ki; “Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez… (Mümin Suresi, 34)

Ayette, Türkçeye “vefat edince” olarak çevrilen ifadenin Arapçası “iza heleke” şeklindedir ve bu kelimenin anlamı da ölmektir.

-Mate: Ölüm

Kuran’da peygamberlerin ölümüyle ilgili olarak kullanılan bir diğer kelime ise “mate” kelimesidir. Mate kelimesi ayetlerde “ölmek” anlamında kullanılmaktadır. Sebe Suresi’nde Hz. Süleyman ile ilgili olarak şöyle bildirilmektedir:

Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi…(Sebe Suresi, 14)

Aynı kökenden gelen bir diğer kullanım ise Hz. Yahya’ya yönelik olarak kullanılmaktadır:

… Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

Bu ayette “öleceği” şeklinde çevrilen kelimenin Arapçası “Yemutu” kelimesidir. Aynı kelime Hz. Yakub’un ölümü ile ilgili ayetlerde de geçmektedir:

Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?..(Bakara Suresi, 133)

Bu ayette geçen “el mevte” kelimesi de yine aynı kökten gelmekte ve ölüm anlamı taşımaktadır.

Hz. Muhammed (sav) ile ilgili bir ayette ise “katele” ve “mate” fiilleri aynı anda kullanılmaktadır:

Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse (mate) ya da öldürülürse (kutile), siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?… (Al-i İmran Suresi, 144)

Mate (ölmek) kökünden gelen mevt kelimesi, yine peygamber ölümlerinin anlatıldığı başka ayetlerde de geçmektedir:

… Dedi ki: “Keşke bundan önce ölseydim de (mittu), hafızalardan silinip unutuluverseydim.”(Meryem Suresi, 23)

Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlü€ü (el hulde) vermedik; şimdi sen ölürsen (mitte) onlar ölümsüz mü kalacaklar? (Enbiya Suresi, 34)

“Beni öldürecek (yumituni), sonra diriltecek olan da O’dur.”(Şuara Suresi, 81)

-Halid: Ölümsüz

Ayetlerde yer alıp, doğrudan ölmek ya da öldürmek fiilini değil, ancak ölümsüzlüğü ifade eden bir başka kelime ise “halid” kelimesidir. Halid kelimesinin anlamı kalıcı olmak, bekası devam etmek şeklindedir. Enbiya Suresi’nde “halid” kelimesi şu şekilde kullanılmıştır:

Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz (halidiyne) değillerdi. (Enbiya Suresi, 8)

-Salebe: Asmak

Kuran’da peygamberlerin ölümleri anlatılırken kullanılan kelimelerden biri de salebe (asmak) fiilidir. Salebe fiili “asmak, çarmıha germek ve idam etmek” gibi anlamlara gelmektedir. Bu fiil ayetlerde şu şekilde kullanılmaktadır:

… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar (ma salebu) … (Nisa Suresi, 157)

… Biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak (yuslebi)… (Yusuf Suresi, 41)

… Ancak öldürülmeleri, asılmaları (yusallebu)… (Maide Suresi, 33)

Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edece€im (usallibennekum) (Araf Suresi, 124)

… Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma ağaçlarına asaca€ım (usallibennekum)… (Taha Suresi, 71)

… Ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asaca€ım (usallibennekum). (Şuara Suresi, 49)

Ayetlerde de görüldüğü gibi diğer peygamberlerin ölümlerinin aktarıldığı ayetlerde çok farklı kelimeler kullanılmaktadır. Allah Kuran ayetlerinde Hz. İsa (a.s.)’ın öldürülmediğini, insanlara onun bir benzerinin gösterildiğini, onu Kendi Katına yükselttiğini bildirmiştir. Hz. İsa (a.s.) için “canını almak” anlamına gelen “teveffa” fiili kullanılırken, diğer peygamberler için normal ölümü ifade eden katele ya da mevt gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu bilgiler Hz. İsa (a.s.)’ın durumunun farklı ve olağanüstü olduğunu göstermektedir.

BİRÇOK İSLAM ALİMİ DE HZ. İSA’NIN ÖLMEDİĞİNİ, ALLAH KATINA YÜKSELTİLDİĞİNİ SÖYLEMEKTEDİR:

İslam alimlerinden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi de şu yorumda bulunmaktadır:

Nisa Suresi 158. ayette geçen ve bilakis (aksine) şeklinde tercüme ettiğimiz, ‘bel’ edatı olumsuzluk ifade eden bir cümleden sonra gelirse, Arapça dilbilgisi kaidesine göre kendinden sonraki cümle, kendinden önceki cümlenin tamamen zıddı olması gerekir. Ölümün karşıtı canlılıktır. Dilbilgisi kuralları bunu gerektirmektedir. Şayet biz “burada manevi ref söz konusudur” ve “Hz. İsa (a.s.) normal olarak vefat etmiştir” desek bu kaideye ters düşmüş oluruz. Zira bu takdirde bel edatından sonra gelen ref, edattan önce gelen aynı zamanda olumsuz bir cümle olan öldürme ve asma fiillerine ters olmaz. Çünkü bir şahıs hem öldürülmüş hem de ruhu göğe yükselmiş olabilir. Aksi halde bu tabir anlamsız olur ki, Kuran-ı Kerim böyle manasız ifadelerden münezzehtir… Ref’in yalnız ruhen olduğunu savunanların tevillerine göre ayetin meali şöyledir: “Onu öldürmediler ve asmadılar… bilakis Allah onun derecesini yükseltti.” Burada icaz (özlü söz) şöyle dursun, orta dereceli bir belagat (güzel söz söyleme sanatı) dahi yoktur… “Apartmanın asansörü beni her gün oturduğum dördüncü kata çıkarır” denildiğinde hiçbir akıllı insan bu sözden beni sadece ruhen dördüncü kata çıkarır şeklinde bir manayı anlamaz. O halde Hz. İsa (a.s.) da sadece ruhen yükseltilmemiştir. (Mustafa Sabri, Mevkıfu’l Akl, s.233)

Said Ramazan el-Buti’nin İslam Akaidi adlı eserinde ise aynı konu şu şekilde açıklanmıştır:

Ayetin önceki bölümü ile sonraki bölümleri arasındaki karşılıklı uygunluk, zorunlu olarak bir hakikati ortaya koymaktadır. Mesela, Arap bir adamın “Ben aç değilim, aksine yan yatıyorum.” demesi doğru bir cümle değildir. Aynı şekilde, “Halid ölmedi, aksine o iyi bir adamdır” cümlesi de öğeleri bakımından kopuktur. Düzgün olanı ise, “Halid ölmedi, aksine yaşıyor” biçiminde gelir. “Başkan öldürülmedi, o Allah Katında derecesi üstün olan bir adamdır” demek, cümlede anlam kopukluğu meydana getirir. Çünkü onun Allah Katında yüksek derece sahibi olması, öldürülmesine engel değildir. ‘Bel’ edatı, önceki söz ile sonraki söz arasında bir aykırılık ifade eder. Yani ‘bel’ kendisinden önce geçmiş bir hükmü iptal eder. (M. Said Ramazan el-Buti, Yaratıcının Varlığı ve Yaratılanın Görevi İslam Akaidi, Mavde Yayınları, İstanbul, 1996, s. 338)

İbnü Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan nakledilen; Taberî ve Kurtubî (Rahimehümellâh) tarafından da tercih edilen sahîh görüş; Îsâ (Aleyhisselâm)ın uyutulmaksızın canlı ve uyanık hâliyle göğe kaldırıldığıdır. (et-Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, 5/448-453; es-Sa‘lebî, el-Keşf, 11/569-570; el-Beğavî, Me‘âlimü’t-Tenzîl, 1/447; İbnü ‘Atıyye, el-Muharrarü’l-vecîz, 2/263; el-Beyzâvî, en-Nesefî, el-Hâzin, -Mecmû‘atü’t-tefâsîr-, 1/506; el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 4/233-235, 7/503)

159- Andolsun ki; Ehl-i Kitap (olan Yahûdî ve Hristiyanlar)dan hiçbiri hâriç olmamak üzere (hepsi de Îsâ (Aleyhisselâm)ın) ölümünden önce (kıyâmete yakın yeryüzüne indiğinde) mutlaka o(nun, Allâh’ın oğlu değil de, kulu ve Rasûlü olduğu)na îmân ede(rek İslâm’a gire)cektir. Kıyâmet gününde ise o (Îsâ (Aleyhisselâm) kendisini inkâr etmiş Yahûdîlerin ve ona ilâhlık pâyesi vermiş olan Hristiyanların kâfir olduklarına dâir) onlar aleyhine bir şâhit olacaktır. Bu âyet-i kerîme: “Îsâ (Aleyhisselâm)ın vefâtından önce Ehl-i Kitap’ın tamâmının ona Allâh’ın kulu ve Rasûlü olarak doğru bir inançla îmân edeceğini” bildirmesi hasebiyle “Îsâ (Aleyhisselâm)ın âhir zamanda Deccâl’i öldürmek ve Hazret-i Mehdî’ye yardım ederek İslâm’ı dünyâya hâkim kılmak için gökten ineceği” îtikādının doğruluğuna delâlet etmektedir. Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)ın bu âyeti bu mânâ üzere tefsîr ettiği Buhârî ve Müslim’de zikredilmiştir. (el-Buhârî, rakam:3448, 4/168; Müslim, rakam:155, 1/135)

Birçok sahih hadîs-i şerîfte de: “Îsâ (Aleyhisselâm)ın şu ana kadar ölümü tatmadığı, cism-i şerîfiyle ikinci kat semâda diri olduğu ve kıyâmete yakın Hazret-i Mehdî’ye yardım etmek üzere Deccâl’ı ortadan kaldırmak ve İslam’ı dünyâya hâkim kılmak için Şâm’a ineceği ve kırk sene kadar İslâmiyet’i dünyâda hâkim kıldıktan sonra vefât edeceği” bildirilmiştir. (el-Buhârî, es-Sahîh, el-Enbiyâ:50, rakam:3265; Müslim, es-Sahîh, el-Îmân:71, rakam:155; et-Taberî, Câmi‘u’l-beyân, rakam:30949-30950, 11/204-205)

Çağdaş İslam alimlerinden Seyyid Kutub da tefsirinde, Hz. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne yeniden gelecek olmasının önemli delillerinden birinin bu ayet olduğuna dikkat çekmektedir. Kutub’un tefsirinde konu şöyle açıklanmaktadır:

Hz. İsa’nın kıyametin kopmasından önce yeryüzüne ineceğine ilişkin birçok hadis var dilimizde. Nitekim bu ayet de ona işaret etmektedir: “O, kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir.” Yani Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu bilinir. İkinci bir okuyuş tarzında ayet şöyle okunur: “Ve innehu le alemun lissati”. Yani onun inişi kıyametin belirtisidir, alametidir. Her iki okuyuş tarzı da aynı anlamı ifade etmektedirler. Hz. İsa’nın gökten inişi, doğru sözlü ve güvenilir Peygamberin -salat ve selam üzerine olsun- sözünü ettiği ve yüce Kuran’ın işaret ettiği bir gaybtır. Kıyamet gününe kadar değişmeden kalacak bu iki kaynaktan gelen bilgilerden başka, bu meseleye ilişkin olarak herhangi bir insanın söyleyebileceği bir söz olamaz. (Seyyid Kutub, Fizilali’l Kuran,)

Kevseri, en eski akaid kitaplarında dahi bu ayetin Hz. İsa (a.s.)’ın ikinci kez yeryüzüne gelişine delil olarak kullanıldığını söylerken, Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinde ise bu ayet şu şekilde açıklanmaktadır:

Ve kıyametin yaklaşmış olması için İsa Aleyhisselam’ın bir alamet olduğunu ve kıyametin vuku bulacağına şüphe edilmeyeceğini haber veriyor… İsa Aleyhisselam’ın yeryüzüne nüzul edeceği de kıyamet şeriatinden sayılmaktadır… (Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran-ı Kerim’in Türkçe Meal-i Alisi ve Tefsiri, Cilt VII, 3292)

Sn. Mehmet Okuyan “bu ne kadar Kur’an’sızlık” derken, aslında kendisi Kur’an’a uymayan sözler sarf etmektedir

Sn. Okuyan, Mehdi’nin geleceğine inananları haşa “Kur’an’sızlık ile itham ederken, aslında kendisi Kur’an’a aykırı konuşmalar yapmaktadır.

Sn. Okuyan’ın “Mehdi gelecek ve bütün dünyayı ıslah edecek.” Bu nasıl bir şey ya? Hz. Muhammed’in yapamadığını Mehdi nasıl yapıyor yani? Kimmiş Mehdi yani?” sözleri Allah’ın ayetlerine uygun sözler değildir.

Allah dünya hakimiyetini sona, yani ahir zamana saklamıştır; bunu da Kur’an’da bildirmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, kıyametten önce Allah salih kullarını dünyaya hakim edeceğini bildirmiştir.

İslam’ı hakim edecek olan Hz. Mehdi veya Hz. İsa değildir, Allah’tır. Allah, yarattığı kader planında, bu hakimiyeti sona saklamış, bunun için de Hz. İsa ve Hz. Mehdi’yi vesile olarak seçmiştir.

Allah, Hz. Muhammed’in dünyaya hakim olmasını dileseydi, o dönemde tüm dünyaya hakim ettirirdi. Ancak Allah, ahir zamanda olmasını istemiştir; Nur Suresinin 55. Ayetinde de açık olarak bu hakimiyeti müjdelemiştir.

Hz. Mehdi’yi beklemek tembellik değildir, bilakis şevk ve gayret vesilesidir

Sn. Okuyan, “Yeni bir Mehdi beklemek ne kadar büyük bir aldanıştır yani. Aliya İzzetbegović’in dediği gibi: “Yaptık yattık, tembelliğimizin adına mehdilik dedik, oturduk aşağıya bekliyoruz; biri gelecek, öbürü gelecek.” diyerek, yine Kuran’a ve ehli sünnet inancına uygun olmayan bir konuşma yapmıştır. Bu tür iddialar çoğu zaman Mehdiyet inancını perdelemek, gündemden düşürmek veya itibarsızlaştırmak amacıyla ortaya atılan birer tevilden ibarettir.

Mehdiyet inancı, İslam ümmetinin birlik ve dirilişine vesile olacak büyük bir ruh ve çok önemli bir şevk kaynağıdır. Hz. Mehdi’nin gelişi; zulüm sistemlerinin yıkılması, adaletin tesis edilmesi, Müslümanların birlik olması ve İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması anlamına gelir. İşte bu sebeple bazı çevreler, bu kutlu müjdeyi etkisizleştirmek amacıyla Mehdi inancını ya inkar etmekte ya da ‘atalet sebebi’ gibi göstererek Müslümanların şevkini kırmaya çalışmaktadır.

“Mehdi gelsin de bizi kurtarsın anlayışı, sorumluluktan kaçmaktır.”, “Yüzyıllardır her şey Mehdi’ye bırakıldı, Müslümanlar tembelleşti.”, “Mehdi beklemeye gerek yok; biz işimize bakalım, Mehdi gelirse gelir.” gibi sözlerin gerçek amacı, genellikle Mehdiyet inancını etkisizleştirmeye veya gündemden düşürmeye yöneliktir.

Oysa ki Hz. Mehdi’yi beklemek, Müslümanları tembelliğe sürükleyecek bir konu asla değildir. Çünkü bu bekleyiş, hiçbir gayret göstermeden atalet içinde yaşamak değildir. Tam tersine imanla, gayretle, umutla, kararlılıkla hazırlanmak anlamına gelir. Hz. Mehdi’yi aşkla bekleyen bir mümin, bu kutlu gelişe layık olabilmek için daha fazla gayret gösterir. Bu nedenle Mehdiyet inancı, Müslümanların şevkini artırır; onları sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve mücadele etmeye sevk eder.

Mehdiyet inancı ve Hz. Mehdi’yi beklemek her asırda müminlerin manevi kuvvetlerinin güçlenmesine vesile olmuştur. Dolayısıyla bu inanç, Müslümanları gayret etmekten, sorumluluk almaktan alıkoymaz; aksine onları daha fazla tebliğ yapmaya, daha fazla görev üstlenmeye, dayanışmaya ve birlik olmaya teşvik eder.

Özellikle de hadislerde bildirilen alametlerin büyük bölümünün açıkça zuhur ettiği ve İslam kaynaklarında ‘ahir zaman’ olarak tarif edilen günümüzde, Mehdiyet konusu daha büyük önem taşımaktadır. Zira bu dönem, 1400 yıldır İslam dünyasının dua ettiği, özlemle beklediği bu müjdenin en fazla hatırlatılması, konuşulması ve gündemde tutulması gereken bir zamandır.

Sn. Okuyan her gün “Mehdi gelmeyecek” programı yapsa da Hz. Mehdi gelecek; Allah’ın ezelde seçtiği kişi de Mehdi olacaktır

Hz. Mehdi inancı Kur’an’ın İslam’ın, Kur’an ahlakının hakim olacağını müjdelediği ayetlerle mutabık olan, müminlere ümit, şevk ve güç veren, Peygamber Efendimiz (sav)’in binlerce hadisle müjdelediği, İslam alimlerinin büyük kısmının iman ettiği, sahabe döneminden itibaren her dönem Müslümanların beklediği, hayırlı bir müjdedir.

Sn. Okuyan’ın bu müjdeden neden bu kadar sıkıldığını, Hz. Mehdi’nin gelişinden neden bu kadar rahatsız olduğunu anlamak mümkün değildir.

Sn. Okuyan gelmeyeceğinden eminse, zaten bu kadar endişe etmesine gerek yoktur. Eğer Hz. Mehdi’nin geleceğini kabul ederse, aklındaki kişinin Mehdi olması onu rahatsız ediyorsa da, Allah’ın kaderde seçtiği kişi Mehdi olur. Allah’ın seçtiği ise müminler için en hayırlısı, en doğrusudur. Dolayısıyla Sn. Okuyan’ın endişe etmesi yersizdir.

Müvekkilin konu hakkındaki görüşlerini bilvekale kamuoyunun bilgilerine sunarız. 02.07.2026


  1. https://www.haber3.com/magazin/adnan-oktar-benmehdi-degilim-haberi-458299
  2. https://www.dailymotion.com/video/x1y1742
  3. https://www.timeturk.com/tr/2013/03/09/adnan-oktar-dan-mehdilik-aciklamasimehdilik-alametleri-bana-uyuyor.html
  4. Büyük Lugat-Tür-Dav, 3003
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir