Süleymanlılar Operasyonu Bazı Sol Basının Hukuk Anlayışındaki Çelişkiyi Ortaya Çıkardı

By gundem
21 Min Read

BAZI SOL BASININ SÜLEYMANLI CEMAATİNE OPERASYON YAPILMASINDAN DUYDUĞU SEVİNÇ VE HEYECAN HUKUK ANLAYIŞLARINI ORTAYA SERMİŞTİR

Süleymanlı cemaatine yönelik operasyonun ardından basında ve kamuoyunda birçok yorum ve değerlendirme gündeme gelmiştir. İsnatların doğru olup olmadığı hukukun esas alındığı bir yargılama yapıldığında ortaya çıkacaktır. Müvekkil Adnan Oktar, Türk yargısına güvenmektedir. Ancak, düşüncesi ve inancı ne olursa olsun hiç kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini, kanunlar ve en temel ahlaki değerler hiçe sayılarak karalanmasını, psikolojik savaş yöntemleri kullanılarak insanların mağdur edilmesini asla kabul etmemektedir. Henüz iddianamesi bile hazırlanmamış bir dosya hakkında kesin hüküm verilmiş gibi davranmanın, belki de yargılama sonucunda aklanacak kişiler hakkında üstelik onlara savunma hakkı da vermeden saatler boyunca yorum yapmanın ilkeli ve ahlaki bir tutum olmadığı açıktır.

Daha düne kadar Halk TV ve Sözcü TV gibi sol görüşlü televizyon kanallarındaki haber ve tartışma programlarında, YouTube yayınlarında ya da kendilerine ait sosyal medya hesaplarında Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıkların maruz kaldıkları hukuk ihlallerinihaklı ve doğru bir tutum olarak var güçleriyle eleştirenler ise Süleymanlı cemaatine yapılan operasyonla birlikte eleştirdikleri tüm hukuksuzlukların ateşli birer savunucusu olmuşlardır.

Adeta yaşlı gözlerle İBB Davası ve diğer bazı siyasi dosyalarda “hukuk nerede” diye veryansın eden Timur Soykan, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Özlem Gürses, İpek Özbey, İsmail Saymaz ve diğer bazı sol görüşlü gazeteci ve yorumcuların “adalet ve hukuk savunuculuğu” konusundaki samimiyetsizlikleri Süleymanlı cemaatine yönelik düzenlenen polis operasyonuyla birlikte yeniden ifşa olmuştur.

İBB dosyasındaki hukuksuzlukları, bazı sağ basının nasıl algı operasyonu yaptığını, manipülatif yorumlarla nasıl gerçeklerin saptırıldığını ve ana amacın kamuoyu algısı oluşturmak olduğunu tek tek anlatırlarken herkes için hak, hukuk, adalet” çağrısı yaptıkları halde, konu dindar kesimler olduğunda bir kez daha gerçek yüzlerini göstermişlerdir.

Süleymanlı cemaati operasyonunda GÖZALTINA ALINANLAR ADLİYEYE BİLE SEVK EDİLMEMİŞ, HATTA DAHA EMNİYET SORGULARI DAHİ BAŞLAMAMIŞKEN adeta ağızları kulaklarına varmış bir şekilde;

“Elbette operasyon yapılmalı, hepsine yapılsın”

Tabi ki kayyum atanacak”

“Bakın neler neler yapmışlar” diyerek kendilerini savcı ve hakim yerine koyup,

  • İsnat edilen suçlamaların bir delili ya da belgesi olup olmadığını soruşturma,
  • Konusu geçen para ve mal varlığının yasa dışı olup olmadığını inceleme,
  • Şikayetçi olanların bir menfaat beklentisi olup olmadığını ya da yönlendirme, korkutma ve dayatmayla bu beyanları verip vermediklerini araştırma

gereği bile duymadan koro halinde “daha yok mu” temposu tutmuşlar, aylardır savundukları evrensel hukuk kriterlerinin hepsini bir kalemde yok sayıp kendilerince gülerek ve eğlenerek bir linç arenası oluşturmuşlardır.

Bahse konu gazetecilerin bu samimiyetsiz ve vicdandan uzak tutumları ilk değildir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonda da tıpkı bugün yaptıkları gibi tüm hukuksuzlukları alkışlamışlar, karalama içerikli algı operasyonlarının öncüsü olmuşlardır. Doğru olmadığını çok iyi bildikleri kurguları manşetlere taşımışlar, korkutularak müşteki ve etkin pişman yapılıp gerçek dışı beyan verenlerin hikayelerini günlerce ve aylarca doğruymuş gibi kamuoyuna anlatmışlardır. Tertemiz masum genç kadınlara ters kelepçe yapılıp saatlerce yüzüstü yere yatırıldıklarında, hiçbir somut delil olmadığı halde dayatmayla verilmiş beyanlarla 365 kere müebbet anlamına gelen cezalar verildiğinde, Van’dan Erzincan’a Antalya’dan Samsun’a Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerine dağıtıldıklarında, nesiller boyu gelen aile şirketlerine tertemiz helal mallarına el konulup satışa çıkarıldığında sevinç dolu yayınlar yapmışlardır.

Tüm Türkiye’nin gözü önünde destekledikleri hukuksuzluklar dönüp kendilerini ve kendileriyle aynı düşünceden olanları hedef aldığında ise feryat etmişlerdir. Bu kişiler müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yaşadıkları hukuk ihlallerinin binde birini bile yaşamamışlardır. Değil binlerce yıl haksız ve hukuksuz ceza almak, daha polis çalıştıkları kanala geldiğinde eli ayağı birbirine dolaşan, sokaklarda koştura koştura panik içinde yürüyen görüntüleri ekranlara yansımıştır. Bazıları ise adliye koridorlarında beklerken elindeki plastik su şişesini, içine girmesi mümkün olmayan pantolonunun cebine sokmaya uğraşacak derecede dumura uğramıştır. Tutuklanmanın ihtimali dahi oluştuğunda bu hale düşenlerin, dindarlar ve sağ kesimden insanlar söz konusu olduğunda Roma devri arenalarındaki seyirciler gibi acımasızlığı, hukuksuzluğu, haksızlığı coşkuyla alkışlamaları ibret verici bir vicdan ve akıl kapanmasıdır.

KENDİ KAZDIKLARI HUKUKSUZLUK KUYUSUNA DÜŞÜNCE FERYAT EDENLER ARTIK YENİ BİR YOL SEÇMELİDİR

Dindarlar ve sağ kesim söz konusu olduğunda hukuksuzluğu savunanların en büyük açmazlarından biri destekledikleri sistemin nasıl bir felakete dönüşebileceğini öngörememeleridir. 2018’den bu yana müvekkil Adnan Oktar’ın dikkat çektiği ve uyardığı üzere, hukuksuzluğu savunan herkes aslında kendi bindiği dalı kesmektedir. Ne var ki bazı sol görüşlü gazeteciler felaket kendi kapılarına dayanana kadar bu gerçeği anlamazdan gelmişlerdir.

Her türlü hukuksuzluğun pervasızlıkla uygulandığı sistemi bu kişilerin hukuksuzlukları meşrulaştırma çabaları inşa etmiştir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan her hukuksuzlukta canla başla “olması gereken bu”, “hukuk işliyor”, “gereken yapılıyor” üslubuyla yapılanların kanuna ve ahlaka aykırı olduğunu bildikleri halde savunanlar ardı ardına benzer hukuksuzlukların mağduru olmaktadırlar. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları elbette hiç kimsenin hiçbir zaman mağduriyet yaşamasını istememektedir, ancak bu kişilerin ısrarla durumu anlamazdan gelmeleri bu sonucu doğurmaktadır. Bazıları da muhtemeldir ki bunla görevlendirildikleri için her şeye rağmen hukuksuzluğu desteklemekte, bir şekilde bilerek veya bilmeyerek derin devlet yapılanmasına hizmet etmektedir.

Samimi olarak demokrasi, laiklik ve modernlik gibi temel değerleri korumak için tarikatlar ve cemaatlerin kontrol altına alınması gerektiğini düşünenler, her şeyden önce bu tip yöntemlere başvurarak yanlış bir yol izlemektedir. Öncelikle, demokrasi, özgürlük, laiklik, kadın hakları gibi Kuran’a göre de kutsal olan değerleri savunanların yapması gereken dini ve dindarları baskı altına almak değildir.

Bugün bazı dindar kesimler arasında yayılmış olan sevgisiz, katı, sanattan bilimden ve kaliteden uzak modelin temeli dine sonradan dahil edilmiş olan batıl inanışlar ve hurafelerdir. Kadınları ikinci sınıf insan gören, demokrasiye karşı olan, laikliği kabul etmeyen hiç kimse bu yanılgılarına asla Kuran’dan delil gösteremez. Gerçek demokrasi, gerçek laiklik ve gerçek özgürlük Kuran’ın özüdür. Bu kişilerin savundukları batıl inanç sistemi Kuran ayetlerine ve Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan İslam’a değil, Peygamberimiz (sav) adına uydurulmuş, ona iftira eden sözde hadisler üzerine kuruludur. Bu nedenle demokrasi, laiklik, özgürlük, sanat, bilim, kadın hakları vb. gibi hayata dair güzellikleri savunanlar ve bağnazlığın bunları engelleyeceğinden endişe edenlerin yapması gereken tek şey Kuran Müslümanlığının öğrenilmesi ve öğretilmesini desteklemek olmalıdır.

Bağnazlığı din zanneden bazı Müslümanlar bilgisizlik nedeniyle bu yanılgıya düşmektedir. Bu insanların inanç ve ifade özgürlüklerini, var olma haklarını ellerinden almak yerine inançlarının yanlışlarını ayetlerle ortaya koyarak gerçek İslam’ı anlatmak çözüm olacaktır. Bu, Atatürk’ün de milletimize göstermiş olduğu yoldur. Atatürk daha Cumhuriyetin ilk yıllarında Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye tercüme ettirmiş ve tüm Anadolu’ya ücretsiz olarak dağıtılmasını sağlamıştır.

Bugün de eğer Özlem Gürses, İpek Özbey, Timur Soykan, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, İsmail Saymaz gibi bazı gazetecilerin endişeleri demokrasi, laiklik, özgürlük, bilim, sanat, kalite ve yaşama dair diğer güzelliklerin zarar görmesiyse toptancı bir yaklaşımla, dine ve dindarlara karşı saldırgan üsluplarla netice alamayacaklarını görmeleri gerekir. Anlayışlı, şefkatli, sabırlı, sevecen, hak ve hukuku koruyan, insanların mağdur olmasından zevk alan değil mağduriyetlere karşı olan, insanları dışlayan değil kazanmaya çalışan bir üslupla hareket ettiklerinde hem kendilerinin ve sevdiklerinin hem de tüm insanların huzur içinde yaşamalarına katkıda bulunabilirler.

“Bizden olmayan özgür olmasın, zengin olmasın, hayatın içinde olmasın, ticaret yapmasın, fikrini anlatmasın, sosyalleşmesin” anlayışıyla dindarlara içine kapalı, camiden dışarı çıkmayan, sosyal hayatın içinde yer almayan, yoksul ve kenar mahallelerde yaşamaya mahkum; güzelliği, zenginliği, kaliteyi, neşeyi, eğlenmeyi ise sadece kendisine hak gören bir modeli savunduklarında kutuplaşma dışında hiçbir kazançları olmayacaktır.

Kendilerine hak gördükleri her şeye kendileri gibi düşünmeyen, onlar gibi yaşamayan ve onlar gibi inanmayanların da hakkı olduğunu kabul etmedikleri müddetçe demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü, hak, hukuk, adalet konularındaki hiçbir konuşmaları da samimi bulunmayacaktır.

Nitekim bu çevrelerin Süleymanlı cemaatine yönelik operasyonda kullandıkları üslup da Türkiye’nin %90’ını rahatsız etmiştir. Çünkü;

  • Sayın İmamoğlu ve arkadaşlarının evlerine sabaha karşı baskın yapıldığında,
  • Sanıkların ev ve işyerlerindeki kasalardan çıkan paralar aslı bilinmeden manşetlere taşındığında,
  • Doğruluğu tartışmalı MASAK raporlarıyla göz altına alınanların iş yerlerine kayyum atanıp, mal varlıklarına bloke konulduğunda,
  • Bazı şüphelilerin evlerinden çıkan ruhsatlı silahlar yasa dışı suçlarda kullanılmış gibi haberler yayınlandığında,
  • Onlarca yıllık şirketler ve iş yerleri bir anda yasa dışı faaliyet yapmakla suçlandığında,
  • Bir gün önce belediye başkanı, genel müdür, memur olan kişiler ertesi sabah suç örgütü kurucusu, yöneticisi ve üyesi ilan edildiğinde,
  • Özetle henüz yargılaması yapılmamış siyasetçiler ve bürokratlar dayanaksız yorum ve nitelemelerle yargısız infaza maruz kaldıklarında

günler ve aylar boyunca, her gün saatlerce tüm bunların nasıl büyük bir hukuksuzluk, adaletsizlik, insafsızlık, vicdansızlık ve hatta izansızlık olduğunu anlatanlar, Süleymanlı cemaatine yapılan operasyonla birlikte eleştirdikleri her şeyi çok daha fazlasıyla yapmışlardır.

Bu da doğal olarak halkın bu kişilere ve kendilerini yanında gösterdikleri ana muhalefet partisi Yeni Parti’ye soğukluk duymasına sebep olmuştur.

BARIŞ TERKOĞLU HER PUSLU HAVADA OLDUĞU GİBİ SÜLEYMANLILAR OPERASYONUNDA DA YENİ PARTİ KARŞITI OLMUŞTUR

Süleymanlılar cemaatine yapılan operasyonla birlikte çok dikkat çeken bir gelişme daha yaşanmıştır. Her hassas ve karışık dönemde, bir anda ana muhalefet partisi aleyhine kullanılacak beyanlar vermesiyle bilinen Barış Terkoğlu’nun garip bir icraatı daha ortaya çıkmıştır. Barış Terkoğlu’nun Sayın İmamoğlu’nu “Süleymancı abilerin büyüttüğü” iddiası bir anda sosyal medyanın gündemi olmuştur:

https://x.com/bilgiselanaliz/status/2087918655744991563

Barış Terkoğlu bu iddiasını Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda dile getirmiş, 9 Mayıs 2022 tarihli köşesinde Sayın İmamoğlu’na yönelik ağır eleştiriler kaleme almıştır:

“Türkiye için çıktığı yolculuğun sonunda “acaba İstanbul fazla mı geldi” dedirtti ya… “Herkes konuşsun” diye başladığı hikayeyi, parmak sallayarak “akıllı olun” diye bitirdi ya… Hesabını, oy torbalarının üstünde uyuyanlara, “kaç kişisiniz” diyecek noktaya vardırdı ya… “16 milyonun başkanıyım” derken, Fenerbahçe’yle bile karşı karşıya gelecek kadar toplumsal iletişimden koptu ya… Düzeni değiştirmek istediği için asılan gençlerin (Deniz, Hüseyin, Yusuf) anmasında, kürsüye çıkıp büyüklüğünü anlatacak kadar kendine sevdalandı ya… Tek adamdan, despotluktan, “devlet benim”den sıkılanlara; “güç zehirlenmesi”nin ve kibrin kaynağının, büyük koltuk değil insanın küçülmesi olduğunu gösterdi ya… Kendiyle başbaşa kalıp sorgulama mı yapar, uzman terapisiyle mi huzuru bulur, yoksa kendisini büyüten Süleymancı abilerine mi danışır, bilmem…” (https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/baskanin-camiayi-karistiran-fotografi-1934035#google_vignette)

Bu yazısı ise İnternethaber sitesinde “Cumhuriyetteki olay İmamoğlu yazısı. Cumhuriyet’teki olay Ekrem İmamoğlu yazısı! Barış Terkoğlu yerin dibine soktu başlığıyla yer almıştır:

https://www.internethaber.com/cumhuriyetteki-olay-ekrem-imamoglu-yazisi-baris-terkoglu-yerin-dibine-soktu-2250242h.htm

Bilindiği üzere Barış Terkoğlu’nun kamuoyu tarafından tanınması 2011 yılında Barış Pehlivan ve Nedim Şener ile birlikte “OdaTV Dosyası” olarak bilinen davada tutuklanmasıyla olmuştur. Tutuklanmalarının ardından iki Barış (Terkoğlu ve Pehlivan) sol basın içine, Nedim Şener de sağ basın içine yerleşmiştir, daha doğru tabirle yerleştirilmişlerdir. İlk bakışta birbirlerine muhalif gibi görünseler de, yaptıklarının neticelerine bakıldığında çoğu zaman aynı amaca hizmet eden bir çizgi içinde oldukları anlaşılmaktadır. Siyasi tartışmaların yoğunlaştığı, ana muhalefetin üzerinde baskının arttığı, birçok hassas dengenin içiçe geçtiği zamanlarda Barış Terkoğlu’nun ana muhalefeti zor durumda bırakan açıklamalar yapması “öylesine denk gelmiştir” denilemeyecek kadar çoktur.

Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarının CHP’den ayrılması ve ana muhalefetin bir nevi parçalanması sürecinin başlangıcı olan “CHP Kurultay Davası” olarak bilinen konu hakkında en hararetli tartışmalar yapılırken, Barış Terkoğlu birdenbire “CHP KURULTAYINDAKİ ŞAİBEYİ 1500 KİŞİDEN DUYDUM” diyerek ortaya çıkmıştır.

https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/chpli-gazeteciler-itiraf-etti-kurultayin-saibeli-oldugunu-bin-kisi-soyluyordu-4676077

Halk TV’de yayınlanan programda konuşan Terkoğlu’nun, “KURULTAYDA BİR SÜRÜ ŞAİBE OLDU LAFINI BİN 500 CHP’LİDEN DUYMUŞUMDUR” demesiyle birlikte, bu sözleri ana muhalefet karşıtları tarafından “İTİRAF” OLARAK MANŞETLERE TAŞINMIŞ VE CHP ALEYHİNE CHP İÇİNDE BİR “İTİRAF” OLARAK KULLANILMIŞTIR. Hiçbir CHP karşıtının oluşturamayacağı bir tahribat Barış Terkoğlu’nun tek bir açıklamasıyla oluşturulmuştur.

https://x.com/Haber7/status/1889231985333391469

Barış Terkoğlu hatırlanacağı üzere, Sözcü TV’de 10.02.2026 tarihli Sözcü Masası programında Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarına yönelik ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu konuşmasında Sayın Özgür Özel’in belediye başkan adaylarını seçerken yolsuzluk yapıp yapmamalarını dahi önemli görmediğini iddia etmekte (yani kendince Özgür Özel’e karşı olanların eline malzeme vermekte) ve Sayın Özel’i -kendisini tenzih ederiz- idrak seviyesi zayıf” ve “kurmay akıldan yoksun” şeklinde nitelemektedir.

Bu konuşmada baştan sona en dikkat çeken yön ise -konuşma aralarında yaptığı vurgu ve açıklamalarla- adeta “hiç birinizin aklı yok, bir tek benim aklım var, siz de ona uyun” diyor olmasıdır.

Barış Terkoğlu güya kendisinin Özgür Özel ve arkadaşlarının göremediklerini gören, düşünemediklerini düşünen” bir insan olduğu edasıyla;

  • Önce, “insanları duygusallıktan kurtarıp akla davet etme” misyonu üstlendiğini ifade etmekte, yani hem Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarının hem de seçmen kitlesinin kendisinin vereceği akla adeta muhtaç olduklarını vurgulamaktadır:

BARIŞ TERKOĞLU: Biz bu filmi görmüştük diyorsunuz. Hep aynı film bakın hep ben burada seçmen kitlesini duygusallıktan kurtulup akla davet etmek istiyorum…

https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE

  • Konuşmasının devamında ise Sayın Özgür Özel’in üslubunu, “idrak seviyesini” ve yönetim biçimini üst perdeden ve “her şeyi bilen” insan olarak değerlendirme yetkisini kendisinde görmekte ve SAYIN ÖZEL’İN İDRAK BOYUTUNUN ÇOK ZAYIF OLDUĞUNU öne sürmektedir:

BARIŞ TERKOĞLU: …. ÖZGÜR ÖZEL DE DUYGUSAL DAVRANMIŞ… ÖZEL HAYATINDA HERHALDE SÜREKLİ BÖYLE KONUŞAN BİRİ DEĞİLDİR TOPLUMUN ÖNÜNDE… MAALESEF MESELEYİ İDRAK BOYUTUNDA ÇOK ZAYIF KALDIĞINI GÖRÜYORSUNUZ…. https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE

  • Üst perdeden kendince akıl vermeye devam etmekte Sayın Özgür Özel için, “BÖYLE Mİ YÖNETECEK ÜLKEYİ?.. ÇEMİŞGEZEKLİLER DERNEĞİ’Nİ YÖNETSE DAHA FAZLASINA İHTİYAÇ DUYAR” diyerek Sayın Özel’in bir ilçe derneğini dahi yönetemeyecek bir insan olduğu ithamında bulunmaktadır.

BARIŞ TERKOĞLU:BÖYLE Mİ YÖNETECEK ARKADAŞLAR? YA ŞİRKET CEO’SU OLSANIZ, BIRAKTIM PARTİYİ YA. ŞİRKET CEO’SU OLSANIZ YANİ ÇEMİŞGEZEKLİLER DERNEĞİ’Nİ İLÇE DERNEĞİNİ, AKLIMA GELDİĞİ İÇİN SÖYLÜYORUM, YÖNETSENİZ DAHA FAZLASINA İHTİYAÇ DUYARSINIZ…

https://www.youtube.com/watch?v=kRXrKrf3EpE

  • Sonuç olarak da Sayın Özgür Özel’in “Kurmay Akla” sahip olmadığını iddia etmekte, bunu yaparken Sayın Özgür Özel’in kararlarını ve yaptıklarını çocuk yaştaki oğlu ile kıyaslamaktadır:

BARIŞ TERKOĞLU: ŞİMDİ EVET BEN KURMAY AKIL YOK DERKEN BUNU SÖYLÜYORUM…. Benim oğlum muhtemelen 5-6 sene sonra kendi kız arkadaşıyla filan tartışacağı zaman böyle şeyler yaşayabilir. Yaşasa ona öğütlerim. Bir genel başkanın doğal olarak bu şeyi yapması bir yönetici aklın, kurumsallığın, süreci yönetmenin, organizasyonun, örgütün vesaire bir sürü şeyin eleştirileceği bir şey.

https://www.youtube.com/watch?v=y5RE0fceg8w

Elbette her insan tüm siyasetçileri eleştirmekte özgürdür. Ancak Barış Terkoğlu’nun yaptığı varsa bir yanlışın düzeltilmesi için samimiyetle hatırlatmada bulunmak değil, Sayın Özgür Özel ve arkadaşları hakkında kamuoyunda algı oluşması ve onlara yönelen desteğin kesilmesi için algı oluşturmak olduğu görülmektedir.

Sayın Özgür Özel’in samimi, çalışkan ve vefalı bir insan olduğu görülmektedir. Halk da kendisini bu candanlığını gördüğü için sevmektedir. Samimiyetsizlik, hile, arkadan dolanma, toplum mühendisliği yapma ve ayak oyunlarıyla güç kazanmayı kurmay akıl olarak görenlerin ise bu candanlığı anlayamaması ve takdir edememesi normaldir.

Barış Terkoğlu’nun ana muhalefet partisine yaklaşımının ve bakış açısının anlaşılması açısından 2023 yılında yazmış olduğu bir yazısını yeniden hatırlatmak da yerinde olacaktır.

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/baris-terkoglu/ozgur-ozel-ocalanin-bile-gerisinde-2152734

Barış Terkoğlu, CUMHURİYET GAZETESİNDE YAYINLANAN “ÖZGÜR ÖZEL, ÖCALAN’IN BİLE GERİSİNDE” BAŞLIĞI İLE KALEME ALDIĞI yazısında Sayın Özgür Özel’in Atatürkçülüğünü ve Cumhuriyet ideolojisine verdiği önemi Öcalan ile kıyaslamış ve Sayın Özel’in Atatürkçülükte ve Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkma konusunda Öcalan’dan geriye düştüğünü öne sürebilmiştir. Her ne kadar Sayın Özel bu izansız eleştiriye gerekli cevabı vermiş olsa da bu örnek Barış Terkoğlu’nun ajitasyon ve manipülasyonu esas edinmiş olan üslubuna çarpıcı bir örnektir

Özetle, Yeni Parti’yi, Sayın Özel’i, Sayın İmamoğlu’nu savunuyor gibi görünerek saatlerce her gece TV ekranlarında konuşan bazı kişileri aslında sadece maaşlarının ödenip ödenmediği, akşam ne yiyecekleri, tatile nereye gidecekleri vs ilgilendirmektedir. Benzer zihniyete sahip gazetecilere sağ kesimde de rastlanmaktadır. Bunlar da Ak Parti’nin iktidarda kalıp kalmamasıyla aslında hiç ilgilenmemekte, günlük kazançlarını düşünmektedirler. Bir tarafı savunuyormuş gibi görünüp içten yıpratmaya çalışanlara karşı hem muhalefetin hem de Ak Parti’nin dikkat etmesi önemlidir. Zira bu zihniyete sahip insanlar bencil olduklarından ve menfaatlerine önem verdiklerinden her söyledikleri ve yaptıklarına karşı dikkatli olunması, toplumun da bu kişilere karşı bilinçlendirilmesi gerekir.

BİR KISIM SOL BASIN NEYİN SUÇ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEME KONUMUNDA DEĞİLDİR

Bahse konu bazı gazeteci ve yorumcuların konuşmalarında dikkat çeken bir diğer temel özellikle de neyin suç olup neyin olmadığına kendilerinin karar veriyor edasında olmalarıdır. Bu kişiler kendileriyle aynı ideolojiden olanlar için hak ve doğru gördükleri birçok şeyi, dindarlar ve sağ kesim için yasak hatta suç olarak görmektedirler.

Örneğin bu kişilere göre,

  • Sol ideolojiden olan her grubun tv kanalının olması, gazete ve dergi yayınlaması ve bunlarda materyalizmi, Darwinizmi, ateizmi anlatması haktır. İdeolojik propaganda özgürce yapılmalıdır.
  • Bu grupların çatışmayı savunması, Devlete karşı olması “fikir özgürlüğü” olarak görülür ve şiddeti savunsa dahi “ifade özgürlüğü” olarak lanse edilir.
  • Sol düşünceye sahip tüm grupların dernekleri, vakıfları, sendikaları örgütlenmekte sonuna kadar özgürdür. Buralarda her türlü toplantı ve etkinlik düzenlenebilir.
  • Sol grupların yurt dışında dernekler kurması ve toplantılar yapması da meşrudur.
  • Aileye, dine, manevi değerlere karşı saygıya uygun olmayan görüşler, konuşmalar, yazılar, açıklamalar da tamamen özgür olmalıdır.

ANCAK KONU DİNDARLARA GELDİĞİNDE AYNI KİŞİLER,

  • Dindarların inançlarını, düşüncelerini, fikirlerini anlatmalarını ve yaymalarını,
  • Bir araya gelmelerini ve birlikte hareket etmelerini, hatta birbirleriyle ticaret dahi yapmalarını,
  • Dernekler, vakıflar kurarak sosyal faaliyetlerde bulunmalarını,
  • Yurt dışında kültürel çalışmalar gerçekleştirmelerini

SUÇ OLARAK GÖRÜRLER, HEMEN YASAKLANMALARINI VE CEZALANDIRILMALARINI İSTERLER.

Bu kişileri en temelden sarsan ve rahatsız eden ise ideolojilerine yönelik akılcı, bilimsel ve somut delillerle karşı kültürel ve ideolojik çalışma yapılmasıdır. Bu kişileri hurafeler, akılcılıktan uzak izahlar o kadar ilgilendirmez. Çünkü bunları kendi inanç yapılarına karşı bir tehlike olarak görmezler. Tam tersine çoğu zaman gülerek ve alay konusu yaparak bunları dinler, hatta kendi programlarına, kanallarına çıkararak hurafe propagandasına katkıda dahi bulunurlar.

Müvekkil Adnan Oktar’a karşı husumetlerinin dinmek bilmemesinin temelinde de bu gerçek vardır. Adnan Oktar’ın Darwinizm’i bilimle, akılla, somut delille bir daha toparlanması mümkün olmayacak şekilde yerle bir etmesi söz konusu çevreler için en büyük hezimet olmuştur. Bu nedenle 2018’den bu yana neredeyse 9 yıldır hemen her gün hala Adnan Oktar tüm kanallarda konuşulmakta, olur olmaz her konu Adnan Oktar’a bağlanmaktadır. Bu durum, müvekkilin Darwinizmi ve materyalizmi fikren ezmesinin oluşturduğu derin etkinin yansımasıdır. Normal koşullarda böylesine büyük bir operasyona maruz kalmış, üstelik hakkında binlerce yıllık cezaya hükmedilmiş hatta cezası da onanmış birinin hiç gündem olmaması, çoktan unutulması beklenirken, müvekkil Adnan Oktar bu kesimlerin aklından hiç çıkmaması Allah’ın özel bir hikmetidir.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 19.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir