İBB Davası’nda son birkaç aylık dönemde yaşanan bazı gelişmeler, bir kısım basın yayın organları, gazeteciler ve yorumcular tarafından çok yakından takip edilmektedir. Bunlardan en dikkat çekenlerin başında, iddianamenin dayandırıldığı etkin pişman ifadelerinin bizzat ifade sahibi sanıklar tarafından reddedilmesi gelmektedir.
Etkin pişman sanıkların mahkemede ortaya koydukları red gerekçeleri ise, son derece düşündürücüdür. Çünkü bu kişiler, gözaltına alındıkları andan itibaren baskıya maruz kaldıklarını, kendi gelecekleriyle, aileleriyle, mal varlıklarıyla tehdit edildiklerini ve kendilerine hukuk dışı bir takım teklifler geldiğini açıklamaktadırlar.
MURAT KAPKİ, cezaevinde tutulduğu sırada kendisi talep etmediği halde Av. Mücahit Birinci’nin kendisiyle görüşmeye geldiğini anlatmıştır.
Kapki’nin beyanlarına göre Mücahit Birinci, 2 milyon dolar ödemesi ve İBB Davası sanıklarına suç isnat etmesi karşılığında tahliye edilmesini sağlayacağını vaat etmiştir. Mahkemeye çıktığında ‘’Ben savcılıkta tamamen serbest kalacağım, bu işten kurtulacağım diye düşünerek ‘tamam kardeşim ne istiyorsanız imzalayayım’ dedim ama şimdi söylüyorum ki o ifadelerim doğru değil… Bir insan eşini, çoluğunu, çocuğunu, yuvasını kurtarmak için o gün bana ‘Roma’yı sen mi yaktın?’ deseydiniz, ‘Evet, ben yaktım’ derdim.” demiştir.
Av. Mücahit Birinci hakkındaki iddialar Savcılık tarafından önemli görüldüğünden iddianameye dönüştürülmüş, iddianame Mahkeme tarafından kabul edilmiş, yargılama başlamıştır. https://bianet.org/haber/mucahit-birinci-ye-murat-kapki-davasi-2-yila-kadar-hapis-ve-avukatlik-ruhsatinin-iptali-isteniyor-318571
https://www.instagram.com/p/DV_L4OYjDT-/
TUNCAY KAYA, “Tutukluyken bana eşimin, çocuklarımın zor durumda olduğunu söylediler. Ben de o yüzden ifademi değiştirerek para aldığımı söyledim. Fakat böyle bir şey olmamıştır. Diğer müteahitler de işte, onların da para verdiğini para aldığını söyledim. Böyle bir şey olmamıştır. Haklarını helal etsinler” şeklinde ifade vermiştir.
VEDAT ŞAHİN Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatının yönlendirmesiyle ifade verdiğini dile getirmiş ve avukatı şu açıklamaları yapmıştır: “Müvekkilim baskı altında savcılığa gitti. Müvekkilimin iradesi fesada uğratılmıştır. Cezaevindeyken onu ziyaret eden eden avukatlar oldu. ‘Şöyle ifade verirsen çıkarsın, hakkında şöyle suçlamalar var, buradan çıkamazsın.’ gibi söylemlerde bulunmuşlar. Biz artık itirafçı değiliz.
FATİH KELEŞ, bir gece cezaevinde hiç tanımadığı bir avukatın kendisini ziyarete geldiğini, kendisi hakkında güya bir başka sanığı öldürmeyi planladığına dair dosya hazırlandığını, eğer etkin pişman ifadesi verip diğer sanıklara suç atarsa tahliye olacağını ve bahsettiği adam öldürmeye teşebbüs dosyasından adının çıkarılacağını söylemiştir.
SERKAN ÖZTÜRK, ‘’Savcılıkta konuştuğumuz çoğu konu yazılmamış, konuşmadıklarımız yazılmış. Yoruma dayalı şeyler yazılmış, ben çoğu ifadeyi okumadan altını imzaladım çünkü o odadan o baskıdan kurtulmak bir an önce çıkmak istedim ama sonrasında gördüm ki söylemediğim şeyler söylemişim gibi yazılmış” demiştir.
Mahkeme huzurunda sanıklar etkin pişman olup iftira atmak için maruz kaldıkları baskıları anlattıkça, doğal olarak avukatlar, akademisyenler, gazeteciler ve yorumcular sık sık İBB Davası’nın çöktüğünü, artık bu aşamadan sonra etkin pişman sanıkların hiçbir ifadesine güvenilmesinin mümkün olamayacağını dile getirmektedirler. Yaşanan hukuk ihlalleri, sanıkları etkin pişman yani ‘’iftiracı’’ konumuna getirebilmek için neler yapıldığı, insanların nasıl tehdit edildikleri ve ‘’ruhen çökertildikten sonra’’ beklenen beyanların alındığı tüm Türkiye’nin gözlerinin önüne serilmiştir.
Dikkat çeken bir diğer örnek de Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in durumu olmuştur. Muhittin Böcek 2025 yılı Temmuz ayında tutuklanmış, hakkında etkin pişman olacağına dair dedikodular yayıldığında 2 kere kendi el yazısıyla kaleme aldığı mektuplarında, “kesinlikle böyle bir durum olmadığını, adaylığı için de tek kuruş verdiyse şerefsiz olduğunu” dile getirmiştir.
Tutukluluk hali devam ettiği sürede oğlu ve gelini hakkında suç iddiaları dolaşmaya başlamış, oğlu, gelini, şöförü hatta kuaförü tutuklanmış, aile içi mahrem görüntüleri basına servis edilmiş, taşınır – taşınmaz mal varlığına, banka hesaplarına ve tüm finansal varlıklarına el konulmuştur. Tüm bu gelişmelerden sonra Muhittin Böcek etkin pişman olmayı kabul ederek, daha önceki beyanlarının tam zıt yönünde açıklama yapmış ve adaylığı için 1 milyon euro para verdiğini öne sürmüştür.
Bu gelişmeler yaşandıkça, tutuklu sanıklara yaşatılanların büyük bir hukuksuzluk olduğu basında gündem olmuş, hatta bu duruma ‘’işkence’’ tanımlaması yapılmış, sanıkların zihinsel ve ruhsal dirençleri kırılarak aslında gerçek olmayan beyanlar vermeye mecbur bırakıldıkları dile getirilmiştir.
Başta BARIŞ TERKOĞLU, MURAT AĞIREL, TİMUR SOYKAN, ŞULE AYDIN, İPEK ÖZBEY, ÖZLEM GÜRSES, LEVENT GÜLTEKİN, ŞABAN SEVİNÇ, İSMAİL SAYMAZ, FURKAN KARABAY, FIRAT FISTIK, DENİZ ZEYREK, ALTAN SANCAR, ZAFER ARAPKİRLİ, HİLAL KÖYLÜ olmak üzere çok sayıda gazeteci ve yorumcu katıldıkları hemen hemen tüm yayınlarda İBB Davası’nda elde edilen ifadelerin kesin olarak güvenilmez olduğu yönünde kanaat taşıdıklarını açıklamaktadırlar. Dava dosyasında soyut ifadeler dışında başkaca delil de bulunmadığı için davanın düşmesi gerektiğini dile getirmektedirler.
Peki, bu durumun Adnan Oktar Davası’ndan ne farkı vardır?
HİÇBİR FARKI YOKTUR!
Bugün etkin pişmanlık sisteminin nasıl bir hukuksuzluk sarmalı olduğunu sabah akşam anlatanlar, Adnan Oktar Davası sürecinde sanıkların ve avukatlarının aynı hususları dile getirmelerini ve yaşanan hukuksuzlukları görmezden gelmiştir. Etkin pişmanlığın, suça dair hiçbir somut delil olmayan durumlarda suç üretmek için kullanıldığını, insanları canlarıyla ve gelecekleriyle korkutarak iftira atmaya mecbur bırakan bir hukuksuzluk olduğunu çok iyi bildikleri halde söz konusu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda bu hukuksuzlukları desteklemişlerdir.
İBB Davası’nda yaşananları konu edinerek etkin pişmanlık sistemini eleştirenlerin, Adnan Oktar Davası’nda görmezden geldikleri dev bir hukuk ihlali daha vardır. İBB Davası’nda etkin pişman sanıklar, diğer sanıkların ve müdafilerinin huzurunda ifade verebilmektedir. Başta Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere davanın sanıkları ve müdafileri, etkin pişman sanıklarla yüzleşebilmekte, gerçeğin açığa çıkması için sorular yöneltebilmekte ve etkin pişman sanıkların beyanlarını ciddi şekilde sorgulamaktadırlar. Böylece lehlerine olan delillerin ortaya çıkması imkanına sahiptirler.
Oysa Adnan Oktar Davası’nda hiçbir etkin pişman sanık ve hiçbir müşteki, ifadeleri sırasında sanıklarla yüzleştirilmemiş, sanıklara bu beyanları sorgulama, gerçek dışı olan anlatımları hemen o an su yüzüne çıkarma fırsatı verilmemiştir. Tüm etkin pişman ve müşteki beyanları sanıkların yokluğunda alınmış, sanıklar kendi haklarında ne gibi iftiralarda bulunulduğunu öğrenme, sorgulamayı dinleme imkanı elde edememişlerdir. Etkin pişman ve müşteki beyanlarının olduğu duruşma tutanakları kendilerine tebliğ edilmeden son savunmalarını yapmak zorunda bırakılmışlardır. Kuşkusuz bu çok ağır ve ciddi bir hak ihlalidir.
Böyle bir uygulamanın hak ihlali olduğunun tüm gazeteci, yazar, yorumcu ve siyasiler de kuşkusuz farkındadır. Örneğin gazeteci İsmail Saymaz, 27 Mart 2026 tarihli Halk TV’de yayınlanan ‘Ebru Baki ile Para Siyaset’ programında, etkin pişman Ümit Polat’ın durumunu örnek göstererek bu kişinin “mahkeme huzurunda diğer sanıkların kendisine yönelttiği sorulardan bunaldığını söyleyerek bir daha huzura çıkmak istememesi”ni hukuka ve vicdana aykırı bulduğu için oldukça sert bir dille eleştirmiştir:
İsmail Saymaz: Ümit Polat en son sorulara cevap veremeyince ‘’ben bunalıma girdim’’ deyip davalara gelmek istemediğini söyledi. “Beni kapalı dinleyin”. ÖYLE ŞEY VAR MI? NASIL KAPALI DİNLEYİN YANİ SEN, ÖYLE SAVCI ODASINDA ATMAK KESMEK KOLAY. GEL BİR DE İTHAM ETTİĞİN KİŞİNİN YÜZÜNE SÖYLE. GEL ONUN SORULARINA CEVAP VER. Sen adama rüşvetçi diyeceksin, İhaleye fesat karıştırdı diyeceksin, cebine parayı cukaladı diyeceksin… Bunlar sorulmayacak mı zannediyorsun, sorulacak tabii. Kolay mı öyle?
Ne var ki aynı İsmail Saymaz, Adnan Oktar Davası söz konusu olduğunda, etkin pişman sanıkların iftiralarını esas alan çok sayıda yazı yazmış, bunları yazarken bir kere bile bu etkin pişmanlara hangi koşullar altında bu beyanların verdirildiğini dahi sorgulamamıştır? Müvekkil ve arkadaşlarının lehlerine olan yüzlerce delilin tamamını yok saymış, haklarının göz göre göre çiğnenmesini ise “olağan” bir durum olarak görmüştür.
Zira dikkat edilirse İSMAİL SAYMAZ’IN ve bugünün “HUKUK SAVUNUCUSU” bazı yazar ve gazetecilerin, ADNAN OKTAR DAVASI HAKKINDA YORUM YAPARKEN KURDUKLARI TÜM CÜMLELER “ETKİN PİŞMAN İFADESİNE GÖRE”, sözde “MÜŞTEKİ BEYANINA GÖRE” ŞEKLİNDEDİR. BİR TANE BİLE “ŞU DELİLİN GÖSTERDİĞİ SOMUT DURUMA GÖRE” CÜMLESİ KURAMAMIŞLARDIR. ORTADA SUÇ VE SUÇA DAİR DELİL OLMADAN, SIRF ETKİN PİŞMAN İFTİRALARIYLA İNSANLARIN KARALANIP HUKUKSUZCA CEZALANDIRILDIKLARINI GÖRDÜKLERİ HALDE, BU HUKUKSUZLUK HAKKINDA İMAYLA DAHİ TEK BİR DEĞERLENDİRME YAPMAMIŞLARDIR. Şimdi ise teşvik edip destekledikleri bu sistemin değer verdikleri insanları nasul mağdur ettiğini yaşayarak görmektedirler.
Adnan Oktar Davası’ndaki etkin pişman sanıkların durumu,
- Tüm baskı ve zorlamalara,
- Bazı basının hiçbir şekilde hakkın ve adaletin tecelli etmesinin yanında durmamasına,
- Yaşatılan bütün hukuksuzlukların görmezden gelinmesine rağmen
şu an İBB Davası’ndaki etkin pişman sanıkların durumlarıyla birebir aynıdır.
Kısaca birkaç örnekle durumu izah etmek gerekirse:
ÖRNEK 1
ETKİN PİŞMANLIĞA ZORLANDIĞINI İTİRAF EDEN SANIK MUSTAFA KUŞÇU
Adnan Oktar Davası etkin pişman sanıklarından Mustafa Kuşçu, 18.12.2019 tarihinde verdiği ifadede ‘’Tutuklandıktan yaklaşık 10 gün kadar sonra, içinde bulunduğum durumun psikolojik etkisiyle cezaevinden çıkabilmek için medya haberlerinden duyduğum şeyleri kendimce derledim. Polisler üzerimde baskı kurdukları için bu nedenle örgüt iddiasını kabul etmiyorum. Turnike konusundaki ifademi de kabul etmiyorum. Polislerin telkiniyle çıkmak için söyledim.’’ demiştir.
Mustafa Kuşçu 06.01.2020 tarihinde de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı el yazılı dilekçesinde, yaşadığı baskı ve tehditleri, etkin pişman olarak Adnan Oktar aleyhine ifade vermesi için yapılanları tek tek deşifre etmiştir. Kuşçu’nun dilekçesi şu şekilde başlamaktadır:
Toplamda 10 sayfadan ibaret dilekçeden önemli kısımları özetlemek gerekirse;
- ⇒ 25.11.2019 tarihinde Dubai’den İstanbul’a geldiğimde gözaltına alındım.
- ⇒ Vatan Emniyet’e götürülürken yolda polisler “10-20 yıl çıkamazsın. İtirafçı olursan çıkarsın, yatmazsın’’ dediler.
- ⇒ Bir komiserin odasına götürdüler. Komiser bana “Mustafa, seninle abi kardeş gibi konuşalım diye seni çağırttım. Artık bir karar vermen gerekiyor. Bak pırıl pırıl bir gençsin. Sözümüzü dinleyenler dediğimiz gibi ifade verdiler, çıktılar. Biz bunların defterini dürdük, sen de itirafçı olur, dediklerimizi söylersen içeri girmezsin’’ dedi. Buna rağmen ben ifademde istedikleri detaylara girmedim.
- ⇒ 2 gün sonra beni savcılığa götüren polisler yolda bana “Bu ifadeyle çıkmazsın. Ötekiler gibi, konuş, talimatları Adnan Oktar’dan aldığını söyle, yoksa çıkamayacaksın’’ dediler.
- ⇒ Savcının karşısında 10-15 dakika ayakta bekledikten sonra bana baktı ve dedi ki “Bana biraz turnikeden bahset, seni bırakayım. Yarın Cuma, gidersin Cuma Namazı’nı memleketinde kılarsın. Seni salarım gidersin.’’
- ⇒ Ben de yaşadığım şokun etkisinde olduğum için basında duyduğum şeyleri anlattım. Hapse girmemek için. Ailemi 2 yıldır görmemiştim. Aileme sevdiklerime kavuşayım diye. Türk yemeklerini özledim. İstanbul’u özledim diye söyledikleri şekilde konuşmaya başladım.
- ⇒ Ben bu ifadeyi verirken avukat daha gelmemişti. İfade başladıktan 1 saat sonra geldi.
- ⇒ İfadem bittiğinde Savcı sözünü tutmadı ve beni tutuklamaya sevk etti. Kapının önünde polis arkadaşlara “Ne oldu ki, hani bırakacaktı?’’ dedim. Polis bana “Nasıl bıraksın, bir kere örgüt kelimesi kullanmadın. Talimatları Adnan Oktar’dan aldığını söylemedin’’ dedi. Aynı polis “Hala geç değil, istersen gel söyleyeyim, girelim Savcıya tekrar. Söyle bunları serbest kalırsın’’ dedi.
- ⇒ İstediklerini söylemedim. Tutuklandım. Beni Metris’e bıraktılar.
- ⇒ Tekli hücrede 5 gün kaldım soğukta. Televizyon falan hiçbir şey yoktu. 2. Gün stresten ve panikten olacak, çarpıntım arttı. Zaten daha önce Acıbadem Hastanesi’nde 2 kere kalp ameliyatı geçirmiştim. 112 ambulansı ile acilen hastaneye yetiştirdiler. Ani ölüm tehlikem olduğunu, 2 ameliyat geçirdiğimi söyledim ama dinletemedim. Gerekli tedaviyi görmeden hücreye geri götürdüler.
- ⇒ Şoktaydım. Yalnız başıma psikolojim tamamen bozulmuştu. Değişik duygular içindeydim.
- ⇒ Metris’ten Silivri’ye sevk ettiler ama orada da tek başıma bir hücreye kapatıldım. Psikolojim kötü. Ailem, işim gücüm her şey öylece kalmış.
- ⇒ Bana tarif ettikleri şekilde, basında söylenenleri de kafamda kurgulayarak, daha da kendimden uydurup kurgulayıp detaylandırıp istedikleri şekilde, ölüm korkusundan dolayı 24 sayfa ek ifade yazdım.
- ⇒ Savcılığa ifademi gönderdikten sonra vicdan azabı duymaya başladım. Ben nasıl böyle bir şey yaptım diye. Bu sefer de bu stresten dolayı kalbim bir öncekinden daha kötü şekilde rahatsızlandı. Acil butonuna dahi basamadım. Sayım için gelen memurlar durumu görüp beni hemen hastaneye acile sevk ettiler.
- ⇒ Hastaneden hücreme dönünce ilk iş olarak yaptığım hatayı düzeltmek için Savcılığa yazı yolladım. Beni çağırmadılar. Ben de Adalet Bakanlığı’na bilgilendirme yaptım.
Şimdi, Adnan Oktar Davası’nda baskıyla etkin pişmanlıkçı yapılan sanık Mustafa Kuşçu’nun bizzat kendi beyanlarını ortaya koyduktan sonra, başta BARIŞ TERKOĞLU, TİMUR SOYKAN, İPEK ÖZBEY, BARIŞ PEHLİVAN, İSMAİL SAYMAZ gibi gazeteciler olmak üzere sormak istiyoruz:
“İBB DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” DEDİĞİNİZ GİBİ, “ADNAN OKTAR DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” NİÇİN DİYEMİYORSUNUZ?
ÖRNEK 2
ETKİN PİŞMANLIĞA ZORLANDIĞINI İTİRAF EDEN SANIK MERVE BOZYİĞİT
Adnan Oktar Davası etkin pişman sanıklarından Merve Bozyiğit, 22 Ekim 2018 tarihinde yani polis operasyonundan 3 ay sonra, ailesiyle birlikte yaşadığı evinden şafak baskını ile gözaltına alınmıştır. Evde arama yapan polisler Merve’nin odasında buldukları Kuran-ı Kerim’i ve dini kitapları annesine göstererek “Bak kızın terörist olmuş, haberin yok’’ şeklinde ifadeler kullanmıştır.
Götürüldüğü Mali Şube’de, ifadesi sırasında yanında müdafi bulunması zorunlu olduğu için İstanbul Barosu’ndan bir CMK avukatı atanması istenmiştir. Ancak çok ilginç bir şekilde, tüm operasyonu yöneten ve sayısız hukuksuzluğa sebebiyet vermiş olan Mali Şube’nin görevli komiserlerinden birinin eşi avukat olarak odaya girmiştir. Sonrasında yaşananları Merve Bozyiğit 05.03.2020 tarihli 9 sayfalık el yazılı dilekçesinde tüm samimiyetiyle ortaya koymuştur:
Merve Bozyiğit, maruz bırakıldığı baskıları, avukatı diye yanına getirilen Mali Şube komiserinin eşinin kendisini etkin pişmanlığa nasıl yöneltmeye uğraştığını 09.03.2020 tarihinde mahkeme huzurundaki ifadesinde de şöyle anlatmıştır:
“‘Burada konuşuruz hemen zaten kısa bir konuşma geçecek aramızda’ dedi ve ben kendimi anlatmaya, ben ismim bu, işte şu yüzden yargılanıyorum demeye başladığımda, konuşmama izin vermeden, bana’ bir saniye sen dur’ dedi, ‘ben konuyu zaten biliyorum. Bu davayı da biliyorum. Sen kendini bana hiç anlatmana gerek yok. Bu davalarda genelde ancak aleyhte bir şeyler anlatabilirsen kendini aklayabilirsin, yoksa senin bu konuşmanla falan hiçbir şey olmaz’ dedi. Ben de ‘aleyhte bir şey söyleyemem. Çünkü aleyhte bir şeyim, bir şey söyleyecek bir şey yok’ dedim. ‘İftira atamam’ dedim. Kendisi de bana, ‘o zaman sen bunu dedi otur içeride bir düşün’ dedi. ‘Benim de yapabileceğim bir şey yok’ dedi. Beni diğer müştekilerin birkaç müştekinin ismini söyleyerek bana, ‘kendileri nasıl buluyor bu söyleyecek bir şeyler aleyhte, sen de bulursun istersen’ dedi ve beni bir odaya yani normal ifademi alınacak bir odaya beni bıraktı ve gitti. Uzun bir süre de gelmedi.”
Merve Bozyiğit, Mali Şube’de alınan ifadesi sırasında memurların kendileri söyleyip kendilerileri yazdıklarını, kendi beyanı olmayan şeylerin ifadesine geçirildiğini ortaya koymuştur:
“‘Kimleri tanıyorsun, tanıdığın kişi var mı, merhabalaştığın, selam verdiğin kimse var mı?’ diye bana sorduğunda, ben isimlerini söyledim. Serkan beyle duygusal yakınlığımın olduğunu söyledim sadece ve diğer arkadaşları da sadece selam olarak yani selamlaşarak tanıdığım birkaç ev sohbetinde gördüğümü ve birkaç konferansta gördüğümü söylediğimde, kendileri bana ‘sen bize gerekli açıklamayı yapmazsan, bak ailen dışarıda, biz senin neler yaşadığını biliyoruz. Kaç kişinin sana tecavüz ettiğini de biliyoruz. Biz bunların hepsini biliyoruz. İstersen bunu ailen huzurunda da bunu seni ifadeni alabiliriz. Yine de kendin bilirsin, istersen konuş, istersen konuşma’ diye beni zorladılar.
Orada bana gerçekten duymaya asla tahammül edemeyeceğim şekilde, bana ‘senin kaç kişinin…’ çok afedersiniz, çok özür diliyorum ama ben bunları yaşadığım için anlatmak zorundayım.
‘Sen kaç kişiyle yattın’, ya şu mesafeden bana, ‘sen kaç kişiyle yattın’ deyip gözlerini böyle üzerime dikip böyle ve gerçek anlamda çok yakın mesafede, hayatımda hiç kimseyle olmadığım kadar çok yakın mesafede, bana bu şekilde muamele gösterdiler. Ve ‘ben kimseyle yatmadım’ da diyemiyordum artık o kadar gerilmiştim ki çünkü yani…”
Zorlamalarla etkin pişmanlıkçı yapılan, ancak vicdan azabı duyarak gerçek dışı beyanlarından geri dönen Merve Bozyiğit 15.11.2022 tarihli dilekçesinde de, yaşadığı insanlık dışı süreci detaylarıyla anlatmıştır:
Tüm bu gelişmeler sonrasında yaşanan ise yargı tarihine ibretlik bir vaka olarak geçmiştir. EMNİYETTE MARUZ KALDIĞI BASKIYI DETAYLARIYLA ANLATMA CESARETİ GÖSTEREN, MAHKEME HUZURUNDA KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDEREK GERÇEKLERİ DİLE GETİREN VE ZORLA KENDİSİNE SÖYLETİLEN “İFTİRALARIN” DOĞRU OLMADIĞINI BEYAN EDEN MERVE BOZYİĞİT HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILMIŞTIR. Adeta diğer etkin pişman ve zorla müşteki yapılan insanlara “iftiranızı geri çekerseniz ne olacağını görün” denilmiştir.
Şimdi, Adnan Oktar Davası’nda baskıyla etkin pişmanlıkçı yapılan sanık Mustafa Kuşçu’nun bizzat kendi beyanlarını ortaya koyduktan sonra, başta BARIŞ TERKOĞLU, TİMUR SOYKAN, İPEK ÖZBEY, BARIŞ PEHLİVAN, İSMAİL SAYMAZ gibi gazeteciler olmak üzere sormak istiyoruz:
“İBB DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” DEDİĞİNİZ GİBİ, “ADNAN OKTAR DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” NİÇİN DİYEMİYORSUNUZ?
İBB Davası’nda tutuklanan Fatoş Pınar Türker’in mahkeme ifadesinde çıplak aramaya maruz bırakıldığını anlattığı ifadesini çok haklı bir şekilde gündeme taşıdınız. Bu durumu en şiddetli şekilde eleştirdiniz. Sesinizi Fatoş Hanım için var gücünüzle haklı olarak yükselttiniz. Doğru olanı yaptınız.
Peki, ifadesinde bazı polis memurlarının kendisine “Kaç kişiyle yattığını biliyoruz, ‘kalçam güzel, göğüslerim güzel’ diye anlatan kızlar oldu, senin neren güzel anlat bakalım” dediğini, “Bak kaç kişinin sana tecavüz ettiğini biliyoruz, ailen dışarıda bekliyor, istersek bu ifadeyi onların yanında da alabiliriz, istediklerimizi anlatıp anlatmamak sana kalmış” dediklerini açıkça anlatan Merve Bozyiğit’in hakkını neden savunmadınız? Neden sesinizi onun için de yükseltmediniz?
ÖRNEK 3
ETKİN PİŞMANLIĞA ZORLANAN SANIK MERT SUCU
Adnan Oktar Davası’nın en kritik kumpaslarından birisi, sanık Mert Sucu üzerinden güya görevi başındaki 2 özel harekat polisine ateş açıldığı hikayesi ile yapılmıştır.
İddiaya göre Mert Sucu olay günü güya şarjörü bitene kadar polislere hedef gözeterek ateş etmiştir ve sözde özel harekat polislerinden birinin çelik yeleği ve şarjörü isabet almıştır. OLAY YERİ BULGULARI BU İDDİANIN DOĞRU OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR:
– Özel harekât polisine ATEŞ ETTİĞİ İDDİA EDİLEN ve SAĞ ELİNİ KULLANAN MERT SUCU’NUN SAĞ EL İÇ VE SAĞ EL DIŞ İNCELEMESİNDE BARUT İZİ YOKTUR.
– SİLAHINI KULLANMADIĞINI SÖYLEYEN 256728 sicil sayılı POLİS MEMURUNUN SOL EL İÇ, SOL EL DIŞ, SAĞ EL İÇ, SAĞ EL DIŞ İNCELEMESİNDE BARUT İZİ VARDIR.
– Mert Sucu’nun kullandığı söylenen SİLAH ÜZERİNDE İLGİNÇ BİR ŞEKİLDE HİÇBİR DNA VE PARMAK İZİNE RASTLANMAMIŞTIR. Mert Sucu’nun kendi silahında KENDİSİNE AİT HİÇBİR DNA İZİ ÇIKMAMASI, OLAY ESNASINDA SİLAHI ASIL KULLANAN BİR BAŞKA KİŞİYE AİT DNA İZİNİN YOK EDİLMESİ İÇİN SİLAHIN ADLİ TIP İNCELEMESİNE GÖNDERİLMEDEN ÖNCE TEMİZLENDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.
– Olayda Mert Sucu tarafından kullanıldığı iddia edilen silahın “OLAY YERİ GİRİŞ SAHANLIĞINDA, ODANIN DIŞINDAKİ AYAKKABI DOLABI ÖNÜNDE YERDE, AYAKKABI İÇERİSİNDE” BULUNDUĞU kaydedilmiştir. GÜYA ÖZEL HAREKAT POLİSLERİNE ODASININ İÇİNDEN BİR ŞARJÖR KURŞUN BOŞALTAN, HEMEN AKABİNDE DE ETKİSİZ HALE GETİRİLİP YAKALANAN, ÇEVRESİ ONLARCA POLİSLE SARILMIŞ BİR KİŞİNİN, EYLEMDE KULLANDIĞI SİLAHI BÖYLE İNTİZAMLI BİR ŞEKİLDE, ÜSTELİK DE SİLAHIN ÜZERİNDEKİ PARMAK İZLERİNİ DE SİLEREK, DIŞARIDA DURAN AYAKKABISININ İÇİNE BIRAKAMAYA FIRSAT BULAMAYACAĞI AÇIKTIR.
- – Olay anında orada bulunan 3 POLİSİN MAHKEMEDEKİ İFADELERİ HEM BİRBİRLERİYLE HEM DE KENDİ İÇLERİNDE ÇELİŞKİLİDİR. Örneğin, biri odaya hiç girmediklerini söylerken, biri koç başıyla kapıyı kırıp girdiklerini, diğeri ise aynı kapıyı kendisinin ters tekme ile kırdığını söylemektedir. Söz konusu polislerin ifadelerinde bunun gibi onlarca çelişki ve tutarsızlık bulunmaktadır.
Sanık Mert Sucu, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.09.2022 tarihli oturumunda kendisini etkin pişman yapmak için oynanan oyunu Mahkeme Başkanı’na şöyle ifade etmiştir:
2019 yılında ben cezaevindeyim, sabah hatta arkadaşlarımla beraber kalıyorum, onlar da şahitler, sabah 9’da geldiler dediler ki “Mert mahkemen var.” Mahkemenin de ara olduğu bir dönemdeyiz, yine buradaydık ama bu mahkeme için Silivri’deyiz. “Ne mahkemesi?” dedim ben, “Mahkeme” dedi memur, “Tamam” dedim ben de giyindim. Herhalde dedim şirketle ilgili benim birkaç daha önce davalarım vardı, benim alacaklı olduğum, onlardan biridir herhalde dedim.
Gittim, söylemiyorlar, yolda da söylemediler. Arabaya, ringe bindim gidiyorum yolda, bir yere doğru gidiyorum bilmiyorum ben. Bir baktım Çağlayan Adliyesine geldim. Ondan sonra jandarma kayıtlarında da bu zaten vardır. Jandarma dedi ki “Savcı ile görüşecekmişsin sen’’ dedi. “Ne savcısı” dedim ben, “haberim yok.”
Neyse beni Serdar Akan’ın yanına çıkardılar. Serdar Akan, Caner Babaloğlu ikisi orada. Özete giriyorum sadece, şeye girmiyorum. Bana işte benim olayımı sordular, diğer olayı sordular, ben anlattım dedim. “Senin olayın farklı bir şekilde olmuş olabilir mi’’ dedi. Caner özellikle 3-4 kere sordu böyle. “Sayın Savcım” dedim, “Ben harfiyen ne anlattıysam o.” “Yani farklı şekilde olabilir mi bak, yanlış hatırlıyor olabilir misin?” Bana etkin pişman olmam yönünde telkinde bulundular… Zaten polislere yönelik böyle bir şey yapmadığım çok açık efendim. Ona rağmen diyorlar ki sen “böyle bir şeyi Adnan Oktar yaptırttı de”, bana diyor ki “yapan kişi çıkıyor, Adnan Oktar kalıyor.” Yani onların amacı Adnan Oktar zaten efendim.
Ben böyle bir şeyi yapacak ne haysiyetsizim. Bu şerefsizliktir, haysiyetsizliktir. Gerekirse dedim ben, kalayım dedim. Bana buradan da söylendi zaten eski heyet tarafından, müebbet alacaksın sen. Dedim alayım yani müebbet alacaksam da alayım ben çıkmayacağım dedim yani.
Etkin pişmanlığa telkinler yapıldı… Yani müebbetse müebbet, ben Adnan Oktar şey yaptı diyeceğim, onu kim olsa yapmam ki, illaki Adnan Oktar değil, herhangi vatandaş buradaki bir arkadaş da olsa ben onun üzerine böyle bir suçlamayı niye atayım Sayın Başkanım? Kendimi kurtaracağım, ben nasıl dışarıda yaşayayım ondan sonra? Tek amaç Adnan Oktar burada efendim onu söylemeye çalışıyorum.
Sanık Mert Sucu, bu ifadesinden 1 ay kadar sonra, 21.10.2022 tarihli mahkemede de aynı olayı tekrar anlatmış ve kendisini etkin pişman olması baskısı yapanlar çalışanlar arasında bir önceki heyetin Başkanının bulunduğunu beyan etmiştir :
Sadece şu hususu belirtmek istiyorum efendim. Şimdi daha önce size söylemiştim, araştırıldı mı belki de araştırmışsınızdır bilmiyorum Sayın Başkanım siz uygun takdir ederseniz. Ben cezaevinden beni aldılar götürdüler, savcıyla görüştüm dedim. O hususu anlattım, ona girmiyorum. Şimdi efendim, devamında söyle bir şey de oldu. Burada eski Heyet Başkanı, Caner Savcı, eski Heyetin Başkanı da burada arka tarafta benle şey yaptılar. Bana dedi ki Sayın Heyet Başkanı “Bak” dedi, “Sen onları bir daha görmeyeceksin” dedi. “Sen” dedi, “Anlat” dedi “Bildiklerini, bir daha ben onları sana göstermeyeceğim, ömür boyu çıkamayacaklar” dedi. Ben de açıkçası düşündüm. Hani o anda da şey de oldum böyle, bir Heyet Başkanı bunu nasıl söyleyebiliyor Sayın Başkan. Yani ben bundan çok şeyim yani açıkçası. Çıkamayacaksam da çıkamayacağım. Allah izniyle, Allah büyük, Allah çıkartır. Allah’ın dediği olur, kimsenin de dediği olmaz. Ben açıkçası size sonsuz güveniyorum. Ben sizle de burada konuşurken defalarca beyanda bulundum. Biz zaten efendim Allah’tan razıyız. Ben suç islemediğimi biliyorum. Burada kimse de suç islemediğini biliniyor. Allah hakkımızda ne takdir ederse o olacak.
İBB Davası kapsamında tutuklanmış olan Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in el yazılı mektuplarında beyan ettiği ‘’tek kuruş verdiysem şerefsizim’’ söyleminden sonra başına gelenleri yukarıdaki sayfalarda özetlemiştik. O süreçten sonra etkin pişman olan ve kendi beyanına taban tabana zıtlık oluşturacak şekilde 1 milyon Euro verdiğini iddia eden Muhittin Böcek’in durumu karşısında onlarca gazeteci ve yorumcu isyan etmiş, Muhittin Böcek’in ruhen ve bedenen çökertilerek bu duruma sokulduğunu söylemiş, son beyanlarına asla itibar etmemişti.
Adnan Oktar Davası sanıklarından Mert Sucu’ya yaşatılanların, Muhittin Böcek’ten ne farkı vardır?
15.09.2022 tarihli ifadesinde; kendisini etkin pişmanlığa zorlamak için Çağlayan Adliyesi’ne getirildiğini, burada müvekkil Adnan Oktar’ı suçlayıcı etkin pişman ifadesi vermesi için telkinlere maruz kaldığını söyleyen, buna karşılık “Ben böyle bir şeyi yapacak ne haysiyetsizim. Bu şerefsizliktir, haysiyetsizliktir.” diyen sanık Mert Sucu,18.12.2023 tarihinde etkin pişman olmayı kabul ettiğini beyan eden bir dilekçe kaleme almıştır.
Şimdi, Adnan Oktar Davası’nda baskıyla etkin pişmanlıkçı yapılan sanık Mustafa Kuşçu’nun bizzat kendi beyanlarını ortaya koyduktan sonra, başta BARIŞ TERKOĞLU, TİMUR SOYKAN, İPEK ÖZBEY, BARIŞ PEHLİVAN, İSMAİL SAYMAZ gibi gazeteciler olmak üzere sormak istiyoruz:
“İBB DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” DEDİĞİNİZ GİBİ, “ADNAN OKTAR DAVASI ÇÖKMÜŞTÜR” NİÇİN DİYEMİYORSUNUZ?
ÖRNEK 4
ETKİN PİŞMANLIĞA ZORLANAN SANIK MEHMET MURAT DEVELİOĞLU
11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonu ile gözaltına alınan, akabinde de tutuklanarak Bandırma’daki kapalı ceza infaz kurumuna sevk edilen Mehmet Murat Develioğlu, 16.07.2018 tarihli emniyet ifadesinde de, sonrasında çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği ifadesinde de tüm suçlamaları reddetmiştir.
08.10.2018’de kendi el yazısıyla kaleme aldığı dilekçesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş, bizzat kendi öz abisi Fırat Develioğlu’nun asılsız iftiraları nedeniyle kendisinin ve müvekkil Adnan Oktar ile arkadaşlarının haksız yere tutuklandığını açıklamıştır. 15.08.2018’de abisi Fırat Develioğlu’nun kapalı görüş için cezaevine geldiğini, bu görüşmede itirafçı olması için kendisine baskı yaptığını, itirafçı olursa onu serbest bıraktıracağını vaad ettiğini açıklamıştır.
Mehmet Murat Develioğlu, savcılık makamına yazdığı dilekçeyle; “bu kapalı görüş sırasında abisi ile yaptığı görüşmenin kayıt altında olduğunu, bu kaydın dava dosyasına alınmasını talep ettiğini, abisi Fırat Develioğlu’nun da bir daha ziyaretine gelmemesi için önlem alınmasını istediğini” bildirmiştir.
Tahmin edileceği gibi, Mehmet Murat Develioğlu’nu etkin pişmanlığa zorlayan abisinin kapalı görüş kayıtları hiçbir zaman dava dosyasına alınmamıştır.
Bu şekilde samimi fikirlerini beyan eden Mehmet Murat Develioğlu, uzun süren tutukluluk hali, birkaç kuşaktır devam ettirdikleri aile şirketine el konulması ve kayyuma teslim edilerek iflasa sürüklenecek olması, yaşlı annesinin sağlığı için duyduğu endişeler gibi sebeplerle, yapılan baskıya dayanamamış ve etkin pişman olmuş, kendisi ve yakın arkadaşları hakkındaki tüm mesnetsiz iddiaları, somut delillere dayandırılmamış hikayeleri kabullenerek iftiraların altını imzalamıştır.
Adnan Oktar Davası’nda bunun gibi daha pek çok etkin pişman vakası vardır. Bu dosya baştan sona korkutularak etkin pişman ve/veya müşteki yapılan insanların, hiçbir somut delille desteklenmeyen tam tersine yalan olduğu yüzlerce delille ispatlanan uydurma beyanlarıyla kurulmuş bir kumpastır.
Adnan Oktar Davası sanıklarından etkin pişman yapılma baskılarına boyun eğmeyen, bu yüzden de tam 8 yıldır aralıksız şekilde cezaevinde tutulan başta müvekkil Adnan Oktar olmak üzere pek çok kişi, geçmiş yıllarda, henüz İBB Davası ile ilgili hiçbir şey henüz ortada yokken, İBB Davası’nda şimdi yaşanan ve “BÜYÜK HUKUK İHALLERİ” olarak dile getirilen olayların aynılarının yaşandığı konusunda dilekçeler kaleme almışlardır.
Bunlardan da sadece birkaç örnek vermek gerekirse;
17.06.2019 tarihli müvekkil Adnan Oktar’ın tüm devlet erkanına gönderilen mektubunda
1. sayfada özet kısmında:
4. sayfada:
7. sayfada iftiracı üretmeye programlı avukatlar konusu:
23.09.2019 tarihli müvekkil Adnan Oktar’ın dilekçesinde
1. sayfada:
16.04.2020 tarihli müvekkil Adnan Oktar’ın dilekçesinde
23.04.2020 tarihli Bora Yıldız’ın dilekçesinde
17.07.2020 tarihli Ferhunde Eda Babuna’nın dilekçesinde
24.09.2020 tarihli Aylin Kocaman’ın dilekçesinde
24.12.2020 tarihli Kartal İş dilekçesinde
23.08.2021 tarihli Ali Emre Bukağılı dilekçesinde
24.01.2022 tarihli Yeliz Aksoy dilekçesinde
10.08.2023 müvekkil Adnan Oktar dilekçesinde
SONUÇ OLARAK;
Şu anda ülkemizde özellikle bir kısım basında samimiyetten son derece uzak bir tutum sergilenmektedir. Basın Konseyi tarafından çerçevesi çizilen Basın Meslek İlkeleri bir çırpıda göz ardı edilerek, konu İBB Davası olduğunda yaşandığı iddia edilen hak ve hukuk ihlallerine karşı büyük bir tepki gösterilmekte, hukuk dışı baskı ve zorlama yöntemleriyle elde edildiği öne sürülen iddialara itibar edilmemesi için büyük bir propaganda faaliyeti yürütülmektedir.
Elbette ki bu tutum doğrudur.
ANCAK,
Bir tarafta İBB Davası’nda sanıkların maruz bırakıldıkları öne sürülen hukuksuzluklara büyük bir tepki gösterilirken, bunların karbon kopyası olarak adlandırılabilecek derecede aynısı olan, hatta daha ağırlarının mevcut olduğu Adnan Oktar Dosyası’ndaki hukuksuzluklara ve hak ihlallerine sırtını dönmek, görmezden gelmek büyük bir samimiyetsizliktir.
Demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet gibi kavramları sadece kendi yandaşları, fikirdaşları, dost – arkadaş – akrabaları için talep eden, aynı düşüncede olmayan başkaları için evrensel doğruları savunmayan kişiler, er ya da geç aynı hukuksuzlukların kendi başlarına veya yakınlarına isabet etmesini acı bir tecrübe ile tecrübe etmektedir. Çünkü bir kere o hukuksuzluk ortamına zemin kazandırıldığında, uygun ortam sağlandığında, artık ayarı tamamen bozulmuş, kontrolden çıkmış bir süreç işlemeye başlar. Bu süreçte kimin ne zaman ne şekilde hedef olacağını kestirmek ise mümkün olmaz.
Müvekkil Adnan Oktar hiç kimsenin hukuksuzluğa maruz kalmasını asla istememektedir. Kendisi veya arkadaşlarına yapılanların bir benzerini başkalarının da yaşamasından rahatsızlık duymaktadır. Düşüncesi, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun hukuk önünde herkesin eşit olduğunu ve adaletin tam tecelli ettiği bir Türkiye temenni etmektedir.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 28.06.2026