Türkiye’de Hukuka Güvenin Yitirilmesi ve Bunu Fırsat Bilen Bir Kısım Gazeteciler

By gundem
7 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR

Adalet sisteminin hakkaniyetle uygulanamaması, hukukun devreden çıkması ve menfaate yönelik olarak kullanılması, bir ülkenin güven ve refah sistemine vurulabilecek en büyük darbedir. İnsanlar, kendilerini güvensiz hissettiklerinde, hukuka güvenemediklerinde huzursuz ve mutsuz olurlar. Ümitlerini yitirir, karamsarlaşırlar. Halkı karamsarlaşan ülkeler ise, hemen her bakımdan CİDDİ ÇÖKÜŞLERLE yüz yüze gelmeye eğilimli hale gelirler. Dolayısıyla, HUKUKUN DEVREDEN ÇIKMASI, DEVLETLERİ İÇTEN İÇE BİTİREN EN ÜRKÜTÜCÜ AŞAMADIR.

Bu durumdan faydalanma azminde olan birtakım kişiler de vardır. Bir kısım gazeteciler, mevcut durumun gerginliğinden, insanların tedirginliğinden faydalanmak; menfaat sağlayacakları odaklara yakın durabilmek adına, olayları sürekli olarak köpürtme görevini üstlenirler. Zaten bu kişiler de aslında sistemin bir parçası olarak devrededirler. Ülkedeki karışık ortamı daha da zorlayıcı hale getirmek, insanların birbirlerine ve kendilerini yönetenlere olan güvensizliğini pekiştirmek için özel olarak bu misyonu edinmişlerdir.

Halkı Galeyana Getirip Kötülük Yaymak
Gazetecilik Değildir

Türkiye’de hukuka güven, uzun bir zamandır geniş çaplı olarak yitirilmiş durumdadır. Bu, zaten açık görülen bir gerçek olmasının yanı sıra, istatistiklerle de doğrulanmış bir durumdur. Türkiye, 2025 yılında, hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke arasında 118. Sırada yer almıştır. 10 yılda sürekli olarak gerileme gösteren bu oran, muhtemelen 2026 endeksinde daha da düşük seviyelere gelecektir.

Kaynak: https://bianet.org/haber/hukuk-ustunlugu-endeksi-turkiye-10-yilda-38-sira-geriledi-313055

Bu durumun vahim bir sonucu olarak Türk halkı, ciddi bir mutsuzlukla, sevgisizlikle, tedirginlikle, güvensizlikle yüz yüze kalmıştır.

BM ve Gallup işbirliği ile her sene hazırlanan Dünya Mutluluk Raporu’nda, 2017 yılından sonra Türkiye’nin her yıl düzenli olarak dünyanın en mutsuz ülkeleri arasında sayıldığı gözlemlenmektedir. Türkiye, sürekli olarak LİSTENİN EN SONLARINDA yer almaktadır.

BM ve Gallup tarafından her sene hazırlanan dünya mutluluk raporunda, özellikle son 8-9 yılda Türkiye hep alt sıralardadır. Türkiye, 2022 yılında 112. Sırada yer almıştır.
(Kaynak: https://sonhaber.ch/dunya-mutluluk-raporunda-turkiye-112-inci/ )

Bu durumun çeşitli mimarları vardır.

Hukuk değerlerini kaybetmiş, huzursuz, mutsuz ve güvensiz ülkelerde, hemen her zaman devreye giren bir kısım BASIN YÜZLERİ bulunur. Bu kişilerin amacı, kendi istemedikleri kişileri hedef almak, zaten pek çok hususta tepkili olan halkı bu kişilere karşı tetiklemek, karışık olan ortamı daha fazla kargaşaya boğmak ve içten içe ülkeyi bataklığa doğru sürükleyen odaklara destek vermektir.

Ülkemizde de bu görevi üstlenmiş bir kısım gazeteciler vardır. BU KİŞİLERİN ASIL GÖREVLERİNİN GAZETECİLİK YAPMAK DEĞİL, BELİRLEDİKLERİ KİŞİLERİ HEDEF ALIP ONLARI YOK ETMEYE ÇALIŞMAK olduğu açıkça görülür. Ağızlarından güzel, sevgi dolu veya insanları yatıştırıp uzlaştırıcı bir söz çıktığını görmek neredeyse imkansızdır. Bu kişiler, sürekli olarak çirkin üslup kullanıp, belli kişiler aleyhinde asılsız gündemler oluşturup, sadece ve sadece kötülük düşünüp, korku salıp, insanlar içindeki galeyanı tetikleyici bir üslup içindedirler. Amaçları sadece kötülük yaymak gibidir.

Bir kısım halk, artık bu sevgisizlik ve linç ortamına alıştırıldığından, bu kişilerin yorumlarını merak eder hale gelir. Kim kime kötülük yapacak, kimin başı derde girecek, kimin aleyhinde konuşulacak merakı, bir kısım insanları bu kişileri takip etmeye zorlar. Bu ürkütücü gazeteci ahlakı, sadece topluma zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda insanların içindeki korkunun, tedirginliğin, mutsuzluğun artmasının da sebebidir.

Aslında söz konusu gazetecilerin besledikleri bu sistem ASIL KENDİLERİNE BÜYÜK ZARARLAR VERMEKTEDİR. Sevgisizlik ortamını güçlendirdikçe, KENDİLERİNE DÖNEN bir linç ortamının da zeminini oluştururlar. Bunun bir sonucu olarak da SÜREKLİ OLARAK KORKU İÇİNDEDİRLER. Bir gün KENDİLERİNİN DE BAŞINA BİR ŞEY GELECEĞİNİ, sistemin bir aşamada TERSİNE DÖNEBİLECEĞİNİ, kendilerini besleyen odakların GÜÇLERİNİ KAYBEDECEĞİNİ ve DESTEKLEDİKLERİ BU SİSTEMİN HEDEFİNDE ARTIK KENDİLERİNİN OLACAĞINI düşünüp dururlar. Bu korkularında da haksız değildirler; çünkü GENELLİKLE BU TİP KİŞİLER, ENİNDE SONUNDA, OLUŞTURDUKLARI ÖFKE ORTAMININ ODAĞINDA KALIRLAR.

Müvekkilin her zaman belirttiği gibi;

Bu Allah’ın adaletidir; kötülükler, mutlaka yapana geri döner.

Allah ayetlerinde şöyle bildirir:

Böylece İŞLEDİKLERİ KÖTÜLÜKLERİ KENDİLERİNE İSABET ETTİ ve ALAYA ALDIKLARI ŞEY, KENDİLERİNİ SARIP-KUŞATTI. (Nahl Suresi, 34)

Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Onlar, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmak istiyorlar; oysa onlardan önce nice örnekler gelip-geçmiştir. Ve şüphesiz, senin Rabbin, zulümlerine karşılık insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz senin Rabbin, cezası çok şiddetli olandır. (Rad Suresi, 6)

Sinsi Oyunların Farkında Olmak,
İnsanları Bu Oyunlara Gelmekten Alıkoyar

Aslında insanlar;

Kötülüklerin yayılmasında bir STRATEJİ izlendiğini,

Bu tip gazeteci figürlerinin özel olarak ön plana çıkarıldığını,

Sevgisizlik ortamının oluşması için sinsi bir plan uygulandığını,

Bütün bu kişilerin ve söylemlerin de bu planın parçası olduğunu

Anlasalar,

Oynanan bu oyunun ağına kolay kolay düşmeyeceklerdir.

Kendi üzerlerinden bir mühendislik çalışması yapıldığını görebilseler, bu planların öznesi olmayacaklardır. Bu tip kişilere karşı tetikte olacak, bu gazetecilerin, ara bozmak ve ortamı gerginliğe sürüklemek isteyenlerin amacına hizmet etmek için çaba gösterdiklerini görecek, bu konuda uyanık davranacak ve onların anlatımlarına kesin olarak prim vermeyeceklerdir.

Dolayısıyla müvekkile göre, bu tuzaklara karşı koyabilmek için yapılması gereken, bu projeyi iyi tarif edebilmek ve kötülük yaymaya çalışanlara inat, sevgi ve fedakarlığı güçlendirebilmektir.

Yaşanan bu sevgisizlik ortamının aksine, SEVGİ, DAHA YAŞANABİLİR VE UYGULANABİLİR BİR DUYGUDUR. İnsan, fıtratı gereği, zaten sevgiye eğilimli bir varlıktır. Dolayısıyla, insanlar arasında sevginin ayakta kalması için gösterilen çaba, hızla sonuç verecektir. Şayet insanlar, karşılarındaki varlıkların Allah tarafından yaratıldığını ve O’nun tecellisi olarak var edildiklerini kavrarlarsa, bu durumda sevginin önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Bu durumda sevgi, kişiye değil, temelinde Allah’a gösterildiği için, çok güçlü, sarsılmaz ve kalıcı olacaktır.

Müvekkile göre, toplum içinde bunları sağlamak, kötülüğü yaygınlaştırmaya çalışanlara da önemli bir darbe olacaktır.

Bu vesile ile söz konusu gazetecilere de, hakkaniyetle haber yapmalarını, insanların arasında sevgiyi yaygınlaştırmak için çaba harcamalarını tavsiye eder ve bunun, asıl kendi hayatlarına huzur getireceğini hatırlatırız. Özellikle;

Barış Pehlivan,

Barış Terkoğlu,

İpek Özbey,

Özlem Gürses,

Nedim Şener,

Tamar Tanrıyar gibi gazetecilerin, şefkatli, merhametli, sevgi dolu, Hakkı arayan gazeteciler olmalarını, daima dürüst gazetecilik yapmalarını temenni ederiz.

Müvekkilin konuyla ilgili açıklamalarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 16.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir