MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BURAK BEKİROĞLU’NA ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA VE TEKZİPTİR
MİLLETİMİZ NEZAKETTEN UZAK, SALDIRGAN, ETRAFINA RAHATSIZLIKTAN BAŞKA BİRŞEY VERMEYEN KİMSELERE HİÇBİR ZAMAN İTİBAR ETMEZ

Burak Bekiroğlu’nun geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından paylaştığı gerçek dışı itham ve iftiralara karşı müvekkil Adnan Oktar’ın avukatları tarafından “Burak Bekiroğlu Yine Yanılıyor, 2018’den Sonra Türkiye En Güvensiz Dönemini Yaşamaktadır” başlıklı tekzip metni yayınlanmıştır. Bu tekzip metnin yer alan bilimsel verilere ve istatistiklere dayalı açıklamalara verebilecek bir cevabı olmayan Burak Bekiroğlu bu kez de, kendisiyle adeta özdeşleşmiş olan nezaketsiz, nobran ve kaba bir üslupla iftiralara, içi boş, mantık dışı, delilsiz hikayelere başvurmuştur. Haksız olduğunu kabullenemeyen insanların sıklıkla başvurduğu gibi HAKARET DOLU ve SALDIRGAN BİR ÜSLUP KULLANMIŞTIR. Kötü söz her zaman sahibine aittir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüşleri şöyledir:
Haksız olduğunu bilen ama kabullenemeyen kimi insanların saldırganlık ve hakaret yolu ile bu duygularını bastırmaya çalıştıkları, yalanlar ve karalamalarla içine düştükleri durumu örtbas etmeye uğraştıkları, yalanları açığa çıktıkça daha da hırçınlaştıkları psikolojik bir gerçektir. Böyle kişilerin, hakaretlerine, yalanlarına, akıl dışı söylemlerine karşı tarafın cevap verme imkanı olmadığında -tıpkı müvekkil ve arkadaşlarının tutuklu olmaları sebebiyle cevap haklarını kullanma imkanlarının kısıtlanması gibi- bu kontrolsüz üsluplarının tırmanışa geçtiği yine bilinmektedir.1 Toplum içinde bu durum çoğu zaman “cahil şımarıklığı” ya da “görgüsüzlüğün hırçınlığı” olarak nitelenir.
Burak Bekiroğlu’nun da bu tip bir tavırdan hoşnut olmayacağı, buna benzer herhangi bir üsluba yanaşmak istemeyeceği açıktır. Ne var ki özellikle son yıllarda toplum geneline yayılmış olan kutuplaşma ve gerginlik kimi zaman yazarların, gazetecilerin, yorumcuların ve sosyal medya kullanıcılarının istemeden de olsa saldırgan, kavgacı ve kışkırtıcı üslupta adeta yarışır hale gelmelerine sebep olmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar her düşünceden ve inançtan tüm insanlara olduğu gibi Burak Bekiroğlu’na da şefkat gözüyle bakmakta, kendisini bu sevgiden uzak, yalnız, sürekli gerilim içinde bir yaşama mahkum etmemesi için Müslüman bir kardeşi olarak bazı hatırlatmalarda bulunmaktadır.
Milletimiz irfanı, olgunluğu ve vicdanıyla örnek bir halktır. Her zaman açıkça dile getirmese bile “neyin ne olduğunu” hemen anlar, iyi ve kötüyü keskin bir anlayışla ayırt eder, her zaman masum, mazlum, dürüst olandan yana olur. Çirkin söz söyleyen, kaba, nezaketsiz, saldırgan, kavgacı, sürekli gerilim halinde, yalanı alışkanlık haline getirmiş, çevresine rahatsızlıktan başka bir şey vermeyen kişilerden zerre kadar hoşlanmaz, bu kişilerin sözlerini ve hikayelerini de asla önemsemez ve kaale almaz.
Ancak vakitlerinin çoğunu ekran başında sosyal medyanın sanal ortamı içinde geçiren bazı kimseler halktan kopar, zamanla gerçeklerden uzaklaşırlar. Halkın gerçek düşüncelerini ve değerlendirmelerini değil, sosyal medyada sahte hesaplar ve ücret karşılığı edindikleri suni takipçi listeleriyle oluşturdukları sanal ve yalan bir dünyayı esas alırlar. Gerçekte hiçbir karşılığı olmayan bir algı üzerinden kendilerini “insanlar üzerinde etkisi olan ve olaylara yön veren önemli biri “sanmaya başlarlar. Bu kişiler sahte hesapların sahte algılarının etkisiyle kendilerini kandırırken, gerçekte ise halk içten içe bir nefret ve öfkeyle bu kişileri izlemektedir. Bu kişilere yönelik ilgi sadece “Acaba şimdi kime kötülük yapacak, nasıl bir yalan söyleyecek, kimi hedef alıp saldıracak, kime iftira atacak ve tüm bunların karşılığında nasıl aşağılanıp küçük düşecek” diye klinik bir vakayı ibretle takip etme dürtüsünden kaynaklanan bir durumdur.
Eğer Burak Bekiroğlu elindeki imkanları kullanarak basit bir kamuoyu araştırması yapsa, saldırgan, kavgacı, öfkeli, kendini çok önemli sanma cehaletine kapılmış kimselerin, vatandaşlarımız tarafından aşırı derece itici ve rahatsız edici bulunduğunu, kötü karşılandığını, sevilmediğini ve desteklenmediğini kolayca görecektir. Kendisinin de böyle bir durumda olmak istemeyeceği açıktır.
CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN’IN ADINI KULLANARAK MENAFAAT ELDE ETMEYE ÇALIŞANLARI BEKLEYEN KAÇINILMAZ SON
Sosyal medyada ve basında kavgacı ve gerilimli üslubu alışkanlık haline getiren, kutuplaşmalar üzerinden kendince konum ve menfaat sağlayan kişilerin ortak özelliklerinden biri de kendilerini Sayın Cumhurbaşkanına ve ailesine yakın, hükümetle işbirliği içinde hareket eden biri gibi gösteriyor olmalarıdır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın adını kullanarak kendilerini hükümet destekçisiymiş gibi gösteren, vatandaşlarımızı aldatarak çıkar elde etme çabasında olanların maskeleri ise günbegün düşmektedir.
Kanaatimizce Burak Bekiroğlu da gerçeğin farkındadır. Hükümete ve Cumhurbaşkanımıza kendilerince yaranmak için sanki onları savunuyormuş gibi bir üslup kullanarak aslında onlara karşı en büyük zararı veren bu kavgacı, sevgisiz ve menfaatperest insanların en büyük aldanışlarından biri ise, Sayın Cumhurbaşkanı’nın onların gerçek yüzünü bilmediğini sanmalarıdır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın bu tip insanlardan büyük rahatsızlık duyduğu anlaşılmaktadır. Yapmış olduğu çeşitli açıklamalarında: “kendisinin adını kullanan, kendisiyle görüşmüş gibi açıklamalar yapan ve bu yolla menfaat elde etme çabasında olan kimselerden” sıklıkla bahsetmektedir. Bu tip kimseleri açık açık uyaran Cumhurbaşkanımız böyle bir yola tevessül edenlerin kanun ve hukuk önünde mutlaka hesap vereceklerini de önemle hatırlatmaktadır
Yersiz bir özgüvenle saldırgan, kavgacı ve kontrolsüz bir üslup geliştirildiğine ne gibi sonuçlar oluşacağını Burak Bekiroğlu, Adalet eski Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’un kardeşi hakkındaki gerçek dışı paylaşımları neticesinde tutuklandığında tecrübe etmiştir. Kendisinin benzer tecrübeleri tekrar tekrar yaşayarak yanlışlarını görmek yerine, güzel sözle ve şefkatle yapılan uyarılardan öğüt alması her şeyden önce kendi iyiliği için faydalı olacaktır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın, Burak Bekiroğlu’nun paylaşımlarında geçen gerçek dışı itham ve iftiralarına ilişkin detaylı cevapları ise şöyledir:
– BİRİNCİSİ –
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, ASKERİ ve SİYASİ CASUSLUK SUÇLAMALARININ TAMAMINDAN BERAAT EDİP AKLANMIŞTIR
Burak Bekiroğlu, müvekkil Adnan Oktar’ın açıklamalarına verecek doğru düzgün bir cevabı olmadığı için ısrarla bir kısım medyanın klasik itham ve iftiralarından medet uman paylaşımlar yapmaktadır. Bunlar arasında öne çıkanlardan birisi de, “güya müvekkilin yabancı devletler adına ajanlık yaptığı” şeklindeki akıl ve mantık dışı iftiradır.
Burak Bekiroğlu bu aleni iftirayı garip bir şevk ve ısrarla sık sık gündeme getirmektedir. Ancak MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ “CASUSLUK” SUÇLAMASINDAN BERAAT ETTİKLERİ GERÇEĞİNİ DEĞİŞTİRMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Burak Bekiroğlu müvekkilin bu suçlamadan beraat ettiğini adı gibi bilmesine rağmen sırf müvekkile olan husumetinden dolayı iftirayı devam ettirmekten medet ummaktadır. Bunu yaparken de TCK 267 kapsamında iftira suçu ve TCK 217/A Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma suçu olmak üzere bir dizi kanun maddesini ihlal ederek suç işlemektedir.
“Askeri ve Siyasi Casusluk” iddiası Adnan Oktar Davası dosyasına -tıpkı cinsel saldırı suçu iftiraları gibi- sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş, psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden biridir.
11 Temmuz 2018 günü polis operasyonuyla birlikte basına dağıtılan Emniyet Müdürlüğü bildirisinde, içlerinde “casusluk” isnadının da yer aldığı Türk Ceza Kanunu’nda bulunan 33 ayrı suç sıralanmış ve ortada sanki dev bir suç örgütü yapılanması varmış imajı oluşturulmaya çalışılmıştır. Her ne kadar milletimizin büyük çoğunluğu bu propagandaya itibar etmemiş olsa da bazı kesimleri etki altına alabilmek için yaygara malzemesi olarak “casusluk” yalanı da aylarca gündemde tutulmuştur.
Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış ve HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR, “ORTADA HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI” ORTAYA KOYMUŞTUR.
Nitekim Dışişleri Bakanlığı da MİT Başkanlığı da bu sebeple hiçbir zaman Adnan Oktar Davası’nda dosyaya müdahil olmamışlardır.

MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.
Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”
Yukarıdaki belgelerde açıkça görüldüğü üzere müvekkil ve arkadaşları hakkında güya “casusluk faaliyeti” olarak aktarılan ve kullanılan şey, Soçi toplantılarına katılan bir tercümanın ZATEN KAMUYA AÇIK BİLGİ OLAN, TOPLANTININ SONUÇ BİLDİRGESİNİ BİR YAZIŞMASINDA PAYLAŞTIĞI İDDİASINDAN İBARETTİR.
O gün tüm dünya basınında yer alan halka açık bir bilginin paylaşılmasının casusluk faaliyeti gibi lanse edilmesi, daha da vahimi bir kısım basının bu iddiayı hiç araştırmadan kabullenmesi aslında bir yandan derin devletin oyunlarının ne kadar akılsızca olduğunu da göstermektedir. Öte yandan böylesine zayıf ve mantıksız bir iddiayı bile kolaylıkla kabullenip yaymak bazı basınımız açısından oldukça mahcup edicidir.
Buna rağmen iddia makamı, isnatları yalanlayan söz konusu raporlardan birisini iddianameye HİÇ ALMAMIŞ, ALENEN GİZLEMİŞ, diğer raporu da kullandığı kısımda inanılmaz bir hukuk dışı yorumla “evet böyle bir rapor var ama, bizce gene de burada casusluk suçu işlenmiş” diyerek Adnan Oktar’ın hukuksuz ve dayanaksız şekilde cezalandırılmasını talep etmiştir.
İddia makamının Adnan Oktar’ı ısrarla casuslukla itham etmesinin hiçbir somut ve hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Ancak bu sahte suçlama üzerinden basında yıllarca büyük bir kara propaganda yürütülmüş ve ısrarın sebebi kovuşturma aşamasında netleşmiş, aynen Latin Amerika örneklerinde olduğu gibi, tarafsızlığı şüpheli mahkeme heyeti tarafından Adnan Oktar’a casusluk suçundan gerekçesiz şekilde hapis cezasına hükmedilmiştir.
Bu karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından ağır şekilde eleştirilerek BOZULMUŞ ve BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ BELİRTİLMİŞTİR.
Nitekim, devam eden süreçte de (artık daha fazla ısrar etmenin kumpası açığa çıkaracağından da duyulan endişe ile olsa gerek) müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları haklarındaki bu mesnetsiz casusluk suçlamasından BERAAT EDEREK AKLANMIŞLARDIR.

– İKİNCİSİ –
MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARI SADECE HAHAMLAR ve İSRAİLLİ YETKİLİLERLE DEĞİL BİRÇOK ÜLKENİN SİYASİLERİ ve ÖNDE GELENLERİYLE GÖRÜŞMÜŞTÜR
Burak Bekiroğlu kendince -tıpkı bir kısım medyanın yaptığı gibi- vatandaşlarımızın dini hassasiyetlerini istismar ederek onları müvekkil ve arkadaşları aleyhinde kışkırtmak istemektedir. Bu amaçla müvekkilin, güya sadece hahamlar ve İsrailli yetkililerle görüştüğü imasında bulunmakta, müvekkil ve arkadaşlarını güya İsrail’e hizmet etmekle itham etmektedir.
Ancak Burak Bekiroğlu’nun algı amaçlı imalarının aksine, Adnan Oktar ve arkadaşları sadece hahamlarla ve İsrailli siyasetcilerle değil, İran’dan Amerika’ya, İngiltere’den Endonezya’ya, Filistin’den Mısır’a kadar birçok ülkenin önde gelenleri, siyasetçileri ve fikir önderleriyle de görüşmeler yapmışlardır.
AYRICA BU GÖRÜŞMELERİN HİÇBİRİ KAPALI KAPILAR ARDINDA, GİZLİ SAKLI YAPILMAMIŞ, TAMAMI YA CANLI YAYINDA, HALKIMIZIN GÖZÜ ÖNÜNDE GERÇEKLEŞMİŞTİR. Ya da yapıldıktan sonra A9 TV ekranlarında veya müvekkilin çalışmalarıyla ilgili web sitelerinde yayınlanmış, halkımız tüm detaylar hakkında bilgilendirilmiştir. Hatta tüm bu siyasilerle ve yetkililerle yapılan yazışmalar dahi imzalı olarak yayınlanmıştır.
Kaldı ki İsrail’den gelen tüm siyasetçiler ve din adamları, Türkiye-İsrail arasındaki anlaşma gereği HÜKÜMETİMİZİN BİLGİSİ DAHİLİNDE ÜLKEMİZE ADIM ATMAKTA, bulundukları süre boyunca güvenlikleri açısından GİDECEKLERİ YERLER BİLİNMEKTE, dönüş vakitlerine kadar her detay bu anlaşma gereğince HÜKÜMET YETKİLİLERİ ve DEVLETİMİZ GÜVENCESİ ALTINDA BU GÖRÜŞMELER YAPILMAKTADIR.
Müvekkil Adnan Oktar ile görüşen İsrailli konukların gelişleri, A9 TV yayınlarına katılımları, Türkiye’deki görüşmeleri ve dönüşleri ile ilgili olarak bilgi sahibi olan yetkililerden bazıları şunlardır:
Sn. İBRAHİM KALIN (dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı)
Sn. HASAN DOĞAN (dönemin Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü)
Sn. SÜLEYMAN SOYLU (dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı)
Sn. YALÇIN AKDOĞAN (dönemin Başbakan Danışmanı)
Sn. MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (dönemin Dışişleri Bakanı)
Sn. FERİDUN SİNİRLİOĞLU (dönemin Dışişleri Bakanlık Müsteşarı)
Sn. EKREM KELEŞ (dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı)
Sn. MAHİR ÜNAL (dönemin AK Parti Grup Başkan Vekili)
Bu yetkililerin bazıları, söz konusu İsrailli konuklarımızın bazılarıyla BİZZAT GÖRÜŞMELER DE YAPMIŞLARDIR.
Dolayısıyla bu görüşmeler, TAMAMEN DEVLETİMİZİN BİLGİSİ DAHİLİNDEDİR.
Müvekkilin yaptığı görüşmelerin hepsinin Devletimiz ve milletimiz yararına, barışın sağlanması, Müslümanların korunması, dünyanın iyiliğe kavuşması için yapıldığı başta MİT olmak üzere Devletimizin tüm kurumları tarafından yakından bilinmektedir. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrail’den gelen üst düzey hahamlar ve siyasetçilerle yaptığı görüşmeler neticesinde;
- Mavi Marmara faciasının ardından, İsrail’in Türkiye’den özür dileyip tazminat ödemesi sağlanmıştır
- İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılmasına vesile olunmuştur.
- İsrail’deki bir caminin avlusunda içki festivali yapılması planı üzerine müvekkil İsrailli yetkililer ve kanaat önderleriyle görüşerek, bunun yapılmasının önüne geçmiştir.
- İran ile İsrail arasında çıkan gerginlikte İsrail, İran’daki nükleer tesislerin hepsini hava harekatıyla vuracakken müvekkil irtibatta olduğu dindar Musevilere böyle bir harekatın haram olacağını Tevrat’tan delilleriyle anlatmış ve bu harekattan vazgeçilmesine vesile olmuştur. Müvekkilin tutuklanmasından sonra ise İsrail-İran savaşını durdurabilecek kimse olmadığından bölge kan gölüne dönmüştür.
- Gazze’ye uygulanan ambargo, müvekkilin telkinleri sonucunda temel ihtiyaçlar için kaldırılmıştır.
- Gazze’ye Türkiye’nin inşaat malzemesi, ilaç vb. malzeme sokmasına izin verilmiyordu. Müvekkilin, Türkiye’ye güvenebileceklerini anlatması neticesinde, bu yasak kalktı ve orada yıkılan birçok yeri Türkiye inşa etti.
- İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki harekatlarına karşıyken bu operasyonların neden gerekli olduğu, orada dinsiz komünist PKK olduğu, PKK’ya karşı dindarların ittifak etmesi gerektiği anlatıldıktan sonra tutumları değişmiştir.
- İsrail’in Türkiye’yi Kıbrıs işgalcisi gibi gösterme çabaları da müvekkilin anlatımlarıyla engellenmiştir. Müvekkilin “Türkiye ile müttefik olun”, “Türkler ve Rumlar barış içinde yaşamalı” diye anlatıp bu konuda İsrail basınında yazıları yayınlandıktan sonra tutumları değişmiştir.
- Filistinlilere yönelik ırkçı söylemlerde bulunan İsrailli siyasetçilere, “bu üsluplarınızı değiştirin, Tevrat’a da uygun değil. Tevrat’ta komşuna iyi davranacaksın” anlatımları üzerine, o dönem üsluplarını düzeltmişlerdir.
- Amerikan Senatosu’nda sözde Ermeni Yasa Tasarısı’nın reddedilmesi, Musevi lobisinden kişilerle yapılan görüşmelerin etkisiyle mümkün olmuştur
Müvekkilin İsrail dışındaki ülkelerin önde gelenleriyle yapmış olduğu çok sayıdaki görüşmelerden bazı örnekleri ise tekzibin sonunda yer alan ekler bölümünde detaylı şekilde bulabilirsiniz.
– ÜÇÜNCÜSÜ –
NETENYAHU ve MUSEVİ HAHAMLARLA CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN DA GÖRÜŞMÜŞTÜR
Bir kısım medyanın ve Burak Bekiroğlu gibi kimselerin müvekkil aleyhinde kamuoyu oluşturmak amacıyla kullandıkları fotoğraflar arasında, müvekkilin arkadaşlarının yurt dışında katıldıkları çeşitli toplantılarda İsrailli hahamlarla ve Benjamin Netenyahu ile çektirdikleri bazı fotoğraflar öne çıkmaktadır.
Ancak bu fotoğraflar üzerinden algı operasyonu yapmaya çalışanların görmedikleri gerçek ise, AYNI HAHAMLAR ve BENJAMİN NETENYAHU İLE BAŞTA CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN OLMAK ÜZERE BİRÇOK BAKAN ve DEVLET BÜYÜĞÜMÜZÜN DE GÖRÜŞTÜĞÜ ve BİRLİKTE ÇOK SAYIDA FOTOĞRAF ÇEKTİRMİŞ OLDUKLARIDIR.
Netanyahu veya diğer İsrailli yetkililerle görüşülmesini bir casusluk faaliyeti veya suç gibi göstermeye çalışanların bakış açıları son derece sığ ve gerçeklerden kopuktur. Herkes gibi İsrailli yetkilileri de yanlışlarından döndürmek, doğru kararlar almaları için ikna etmek ancak görüşerek mümkündür. “Kahrolsun, mahvolsun, yıkılsın, yok olsun” tarzı sloganlar atarak hiçbir sonuç alınamadığı, hatta İsrail’i daha da olumsuz yönde tahrik ederek salgınlaştırdığı ortadadır.
Ayrıca, İsrailli gazeteciler, siyasetçiler ya da din adamlarıyla bir araya gelmek, devletimizin menfaatleriyle ülkelerimiz arasındaki dostluk ve barışın tesisi gibi nedenlerle görüşüp konuşmak, ASLA BİR SUÇ veya ŞAİBELİ BİR DURUM DEĞİLDİR.
Kaldı ki böyle bir faaliyet suç olsa, en başta ne Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ne de çok sayıda bakanımız İsrailli hamamlar ve siyasetçilerle asla bir araya gelmez, onlarla konuşmaz, görüşmez ve çeşitli toplantılarda bulunmazlardı.
Nitekim, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bu konuda da bizlere örnek bir lider olarak, devletimizin ve milletimizin hayrına vesile olacak her türlü konuda görüşmeler yapmak amacıyla İsrailli devlet yetkililerini ve Musevi din adamlarını kimi zaman zaman Beştepe’de ağırlarken kimi zaman da, katılmış olduğu yurt dışı gezilerinde onları kabul etmektedirler. Bu tutumları Kuran’a ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uygun olandır.
- Hatta bu görüşmelerden birinde Benjamin Netanyahu ile Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan karşılıklı şakalaşmışlardır.

- 25 Aralık 2021 tarihinde bir toplantı için İstanbul’da bulunan “Türk Yahudi Toplumu Hahamlar İttifakı Üyeleri” Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın davetlisi olarak Cumhurbaşkanımızın gönderdiği özel uçakla Ankara’ya gitmiş ve Beştepe’de Sayın Erdoğan tarafından kabul edilmişlerdir.

- Bir diğer görüşme 23 Eylül 2019 tarihinde, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurul görüşmeleri için ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada Hilton Midtown Otel’de gerçekleşmiştir.

- Musevi hahamlarla yapılan son görüşme ise Eylül 2022’de, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’in 77. Genel Kurulu’na katılmak amacıyla ABD’nin New York kentinde bulunduğu esnada BM binasının hemen karşısında yer alan “Türk Evi”nde gerçekleşmiştir. Bu ziyarette Sn. Cumhurbaşkanımız ile birlikte Dışişleri Bakanımız Sn. Mevlüt Çavuşoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sn. Mustafa Varank, Milli Savunma Bakanımız Sn. Hulusi Akar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sn. Ömer Çelik, Washington Büyükelçimiz Sayın Murat Mercan ile çok sayıda bürokrat ve hükümet yetkilisi de yer almışlardır.

İsrail’li devlet yetkilileri ve Hahamlar ile Sayın Cumhurbaşkanımız, Bakanlar ve Hükümet yetkililerimiz seviyesinde gerçekleştirilen bu görüşmeler açık şekilde ortaya koymaktadır ki, bir kısım basın ve Burak Bekiroğlu gibi husumetli kimseler tarafından öne sürülen “müvekkil ve arkadaşlarını güya İsrail’e hizmet ettikleri şeklindeki” anlamsız itham ve imalar SON DERECE ÇARPIK BİR BAKIŞ AÇISININ ÜRÜNÜDÜR.
Zira, bu çarpık bakış açısıyla bakıldığında, Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte çok sayıda bakan, bürokrat ve hükümet yetkilisini İsrail’li hahamlarla bir araya getiren bu organizasyonları planlayan, Dışişleri Bakanlığımızın ve ilgili Büyükelçiliklerimizin tüm çalışanları da bu durumda, AYNI ŞEKİLDE “İSRAİL’E HİZMET EDEN AJANLAR” OLMALIDIRLAR. Bunun ne derece akla ziyan bir iddia olacağı ise açıktır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 10.08.2026
EKLER
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yürüttükleri sivil toplum diplomasisi gereğince, İsrail’li hahamlar ve devlet yetkilileri dışında İran’dan Amerika’ya, İngiltere’den Endonezya’ya, Filistin’den Mısır’a kadar çeşitli ülkelerin devlet yetkilileri ve din adamlarıyla yapmış oldukları görüşmelerden bazıları şöyledir:
Dönemin İran Meclis Başkanı, günümüzde İran Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Sayın Ali Larijani ‘ye müvekkil Adnan Oktar’ın Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Bu Yüzyılda Gelecek isimli kitabı hediye edilirken

İran İslam Cumhuriyeti eski Genelkurmay Başkanı merhum Tümgeneral Seyyid Hasan Firuzabadi hayranlığının bir ifadesi olarak müvekkil Adnan Oktar’ın “Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) Bu Yüzyılda Gelecek” adlı kitabını öperken görülüyor. Yanındaki kişi ise müvekkilin arkadaşlarından Turgut Aksu.

Bu resimde de İran Devlet Başkanı Sayın Mahmud Ahmedinejad’ın kabinesine aldığı ilk isimlerden biri olan, eski İslami Rehberlik ve Kültür Bakanı Mohammad Hossain Saffar Harandi’ye Harun Yahya”nın “Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek” başlıklı kitabı hediye edilirken görülüyor.

İran sinemasının en tanınmış film yapımcısı Dr. Nader Talebzadeh “Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek” başlıklı kitabı incelerken.

İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad’a yakınlığı ile bilinen ve Sn. Ahmedinejad’ın kıdemli danışmanlığını yapan, George Washington Üniversitesi profesörü Hamid Molana’ya “Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek” kitabı hediye edilirken.

Çok sayıda dini, politik ve askeri liderin katılımıyla gerçekleşen 7. Uluslarası Mehdiyet konferansında, müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşları kendisini temsilen katılmış ve birçok görüşme yapmışlardır.

Konferansı düzenleyen Mehdi Enstitüsünün başkanı Seyed Masood Pour Sayed Aghayi”ye, Adnan Oktar’ın “Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Bu Yüzyılda Gelecek” başlıklı kitabı hediye edilirken görülüyor.

Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşları organizasyon boyunca çeşitli din ve mezheplerin alimleriyle görüşmeler gerçekleştirmişlerdir.

İran Kültür Bakanı Dr. Hosseini, Adnan Oktar’ın “Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Bu Yüzyılda Gelecek” kitabını incelerken

Müvekkil Adnan Oktar’ın İran Mehdi Enstitüsü’nden temsilcilerle görüşmesi (12 Aralık 2009)

Müvekkil Adnan Oktar, Bright Future Enstitüsü Uluslararası Başkan Yardımcısı Sayad Asadollah Avaie, Mehdi Konferansı Bilimsel Komitesi’nden Dr. Mohammad Saber Jafari, 5. Mehdi Konferansı Uluslararası İlişkiler Direktörü Ali Ashgar Haddad ile birlikte.

İran Devlet Televizyonu IRIB’in Sn. Adnan Oktar’la Röportajı

İran Tehran Times Yazarı Kourosh Ziabari

Filistin Adalet eski Bakanı Ali Khashan

9 Mayıs 2013 – Türk ve İsrailli politikacı ve din adamlarının yer aldığı, BM temsilcisinin de gözlemci bulunduğu barış ve kardeşlik toplantısı

(Soldan Sağa Oturanlar)
1. Milletvekili Haham Yitzhak Cohen, Eski Bakan Yardımcısı, Knesset Etik Komitesi Başkanı, İsrail
2. Haham İzhak Dayan, Cenevre Baş Hahamı, Avrupa Hahamlar Konferansı BM Temcilcisi, İsviçre
3. Haham Ben Abrahamson, Sadıklar Derneği Kurucu ve Yöneticisi, Sanhedrin Hahamlar Konseyinin İslam konusunda danışmanı, İsrail
4. Milletvekili Haham Nissim Zeev, Şas Partisi kurucusu, Küresel Etik için Parlamentolar Arası Koalisyon Eş Başkanı, İsrail
5. Dr. Şeyh Remzi, İngiltere Müslüman Konseyi (MCB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Komitesi Başkanı, Iqra İslam Enstütüsü Yöneticisi, Oxford İslami Bilgi Merkezi Kurucusu, İngiltere
6. Müvekkil Adnan Oktar
7. Şeyh Hassan Dyck, Şeyh Nazım El-Kıbrisi Hazretlerinin Kıdemli Vekili , Almanya
(Soldan Sağa Ayaktakiler)
8. Ahmet Çakar, Eski MHP milletvekili
9. Dr. Cihat Gündoğdu
10. Büyük Hristiyan Cemaati Redeemed Christian Church of God (RCCG) lideri Pastör Enoch Adeboye’nin temsilcisi
11. Yaşar Yakış, Eski Dışişleri Bakanı
12. Pastör Dele Olowu, Redeemed Christian Church of God (RCCG) Avrupa Kıtası Başkanı 13. Mehmet Duman, Başbakan Danışmanı
14. Prof. Dr. Ulrich Bruckner, Kültürel Diplomasi Enstitüsü, ICD Program Başkanı: Avrupa-İsrail-Filistin, Avrupa İncelemeleri Jean Monet Profesörü, Almanya
15. Mehmet Ali Bulut, eski AK Parti milletvekili, Ak Parti Kurucular Kurulu Üyesi
16. Prof. Eyüp Sanay, eski AK Parti milletvekili
17. Emre Kocaoğlu, Eski ANAP milletvekili, Eski Türk Demokrasi Vakfı Başkanı, Eski Avrupa Konvansiyonu Parlamenter Üyesi
18. Büyükelçi Prof. Alan Baker, İsrail’in Eski Kanada Büyükelçisi, Kudüs Kamu İşleri Merkezinde Çağdaş İlişkiler Enstütüsü Direktörü, İsrail
19. Dr Oktar Babuna
Mısır Özgürlük ve Adalet Partisi Milletvekili Dr. Abdulmawgoud R. Dardery

Mısır Özgürlük ve Adalet Partisi Milletvekilleriyle Görüşmeleri

İngiliz Arap Ağının Başkanı, Mısırlı Politikacı Dr. Wafik Moustafa ve Rahip Todd William Kissam ile görüşme

Sayın Adnan Oktar’ın İngiliz Arap Ağı’nın başkanı Dr. Wafik Moustafa ile A9 TV’deki canlı yayın sohbeti (14 Ocak 2016)

Prof. Dr. Din Syamsuddin, Endonezya Muhammediye Hareketi lideri & Cakarta Devlet İslam Üni.’de İslami Siyasi Düşünce Profesörü

Mohd Apandi Mohamad – Malezya İslam Partisi

Ahmed İbni Avan, Müslüman Alim, Malezya

Dr. Said Adman, Malezya İslam Partisi

Nimetullah Hoca Efendi

İngiliz Müslümanlarının önde gelenlerinden Sir Iqbal Sacranie

Brezilya Müslüman Alimler Birliği Lideri Khaled Rezk El Sayed Takiyuddin

Sürgündeki Doğu Türkistan Parlamentosu Başkanı Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı


Avrupa Hahamlar Konseyi BM Temsilcisi Başhaham İzhak Dayan ve Fransa Müslüman-Musevi Dostluğu Org. Eşbşk. Mohammed Azimi

Bangladeş Cemaati İslami Partisi Avrupa Sözcüsü Muhammed Ebubekir Sıddık Molla

İtalya Eski Dışişleri Bakanı Sayın Franco Frattini

Şeyh Muhammed Diyauddin El-Kadiri El-Kali, Kudüs Seyyidler birliği Turkiye Suriye Temsilcisi Kadiri ve Rufai Tarikati Lideri

Şeyh Muhammed Diyauddin Al-Qadiri Al-Khali, Kudüs Seyidler Birliği Temsilcisi, Kadiri ve Rifai Tarikatlarının Lideri Prof.Dr. Abdulkadir Abu Enes, Dubai’den
