SAYIN BÜYÜKBAŞ, STRATEJİK DÜŞÜNCELER ÜRETMEK İSTİYORSA HER DUYDUĞU HAYALİ SENARYOYA ALDANMAMALI, DELİLLİ ve İSPATLI KONUŞMALIDIR

SD Analiz isimli internet sitesinde yazıları yayınlanan Halil İbrahim Büyükbaş isimli bir kişinin geçtiğimiz günlerdeki bir yazısında, müvekkil Adnan Oktar hakkında delilsiz, dayanaksız, dedikodu mahiyetindeki hayali senaryolara, gerçek dışı bir takım itham ve iftiralara yer verilmiştir. Bu, Sayın Büyükbaş’ın müvekkil hakkında kaleme aldığı ilk yazısı değildir. Bundan birkaç ay önce de aynı internet sitesinde, aynı itham ve iftiraları içeren oldukça benzer bir yazısı daha vardır.
Bir önceki yazısında geçen gerçek dışı itham ve iftiralara ilişkin müvekkilin açıklamalarını ve gerçekleri tüm belgeleriyle birlikte kendisine iletmiş olmamıza rağmen, Sayın Büyükbaş’ın gerçekleri görmezden gelip takıntılı bir şekilde ısrarla müvekkil Adnan Oktar’ı hedef alması dikkat çekici bir hal almıştır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüşleri şöyledir:
– BİRİNCİSİ –
ŞANTAJ İFTİRASI UYDURMA BİR ŞEHİR EFSANESİDİR
Yıllardır adeta bir şehir efsanesi gibi tekrar tekrar gündeme getirilen sözde “şantaj ve kaset” hikayeleri, hiçbir delile dayanmayan gerçek dışı iddialardan ibarettir. Şantaj kasetleri yalanı, BUGÜNE KADAR MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN YARGILANDIĞI İFTİRA DOLU DAVA DOSYALARINDA DAHİ İSNAT OLARAK YER ALMAMIŞ tamamen desteksiz bir iftiradır.
Ancak uzun yıllardan bu yana müvekkil ve arkadaş camiasını karalayıp aleyhlerinde olumsuz kamuoyu algısı ve infial oluşturmak, devlet ve emniyet görevlilerini yanlış yönlendirmek, hükümet yetkilileri ve siyasiler ile aralarını açıp bozmak gibi kirli ve art niyetli girişimlere malzeme yapılmak amacıyla çeşitli dönemlerde bazı kimseler tarafından ısrarla gündeme getirilmektedir.
Oysa 1999 ve 2018 yıllarında eş zamanlı ani baskınlarla düzenlenen polis operasyonlarında, Adnan Oktar ve arkadaşlarına ait 200’ün üzerinde ev ve iş yeri kapsamlı şekilde aranmış, tüm kişisel ve iş yeri bilgisayarlarına, cep telefonlarına el konulmuş, her biri Siber Şube tarafından incelenmiş, ailelerinin hatta akrabalarının evleri dahi aranmıştır.
Ancak bu operasyonlarda NE TEK BİR GİZLİ KAMERA DÜZENEĞİNE, NE TEK BİR ŞANTAJ KASEDİNE, NE DE ŞANTAJI İMA EDECEK TEK BİR KARİNEYE DAHİ RASTLANMAMIŞTIR.
Hatta bazı EVLERİN BAHÇELERİ İŞ MAKİNALARIYLA KAZILMIŞ, DELİK DEŞİK EDİLMİŞ, DUVARLAR YIKILMIŞ, YİNE DE HERHANGİ BİR KASET YA DA ŞANTAJ MALZEMESİ BULUNMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ YOKTUR.
Bunun yanı sıra 2018 Temmuz ayında düzenlenen polis operasyonu öncesinde, 2 yıl boyunca fiziki ve teknik takip yapılmış, Adnan Oktar ve arkadaşları adım adım izlenmiş, evleri, iş yerleri, ailelerinin, akrabalarının ve arkadaş çevrelerinin evleri, bulundukları her yer gözlem altına alınmış, kimlerle bağlantı içinde oldukları tespit edilmiş, tüm telefonları dinlenmiş ancak sonuç yine değişmemiş, ŞANTAJ İDDİALARINA DAİR ORTAYA TEK BİR TANE BİLE SOMUT BULGU, BELGE VS KONULAMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR BELGE VE BULGU YOKTUR.
Hem 1999 hem de 2018 yıllarındaki operasyonlardaki şantaj kasetleri efsanesinin yanı sıra, bazı siyasiler hakkında notların ya da telefon dinleme kayıt veya dökümlerinin varlığı iddiası da efsaneden öteye gidememiştir. OPERASYON KAPSAMINDA HERHANGİ BİR SİYASİ ALEYHİNDE TEK BİR ÇALIŞMA, TUTULMUŞ BİR NOT YA DA SES KAYDINA DA RASTLANMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ BUNLAR HİÇBİR ZAMAN VAR OLMAMIŞTIR.
Bunca yıldır tek bir tane dahi şantaj kaseti bulunmadığı için de, 11 Temmuz 2018 operasyonu sonrasında Adnan Oktar’ın kaleme aldığı eserlerinden hazırlanan belgesellerin kasetleri ve A9 Televizyonu’nun RTÜK mevzuatı gereğince kanunen arşivlemek zorunda olduğu canlı yayın kayıtlarının bulunduğu kasetler yanyana dizilerek SANKİ SUÇÜSTÜ ELE GEÇİRİLMİŞ ŞANTAJ KASETLERİYMİŞ GİBİ kamuoyuna sergilenmiştir.
Ayrıca müvekkil ya da arkadaşları tarafından herhangi bir video ile KENDİSİNE ŞANTAJ YAPILDIĞINI İDDİA EDEN BİR KİMSE DE YOKTUR. Hatta müvekkil ve arkadaşlarına yönelik her türlü iftiranın bulunduğu DAVA İDDİANAMESİNDE BİLE BÖYLE BİR KASET YA DA ŞANTAJ İDDİASI YER ALMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR OLAY HİÇ YAŞANMAMIŞTIR.
EĞER İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ORTADA HERHANGİ BİR ŞANTAJ KASETİ YA DA TEK KARE BİR GÖRÜNTÜ BİLE OLSAYDI, ŞÜPHESİZ BUNLAR YILLAR BOYU TÜM HABER KANALLARINDA SAATLERCE, GÜNLERCE TEKRAR TEKRAR YAYINLANIR, EKRAN GÖRÜNTÜLERİ ÜZERİNDEN SOPALARLA GÖSTERİLİP YORUMLAR YAPILIRDI.
Dolayısıyla Sayın Büyükbaş da, ortada asla böyle bir kaset ya da görüntü olmadığını bilmesine rağmen sırf müvekkil ve arkadaşlarını karalamak amacıyla bu gerçek dışı iftirayı ısrarla tekrarlayan diğer kimseler gibi ALENEN İFTİRA SUÇU İŞLEMEKTEDİR.
– İKİNCİSİ –
EPSTEİN DAVASINI ADNAN OKTAR’LA ÖZDEŞLEŞTİRMEK İSTEYENLER KENDİ KARANLIK HAYATLARINI ÖRTBAS ETMEYE ÇALIŞIYOR
Epstein dosyası kullanılarak YAPILAN BENZETMELERİN ve İSNAT EDİLEN SUÇLAMALARIN HİÇBİRİSİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA YOKTUR.
Bir kısım medya tarafından müvekkil Adnan Oktar ile Epstein davasını özdeşleştirmeye çalışan çok sayıda haber ve yorum yayınlandığı kamuoyunun malumudur. Sayın Büyükbaş’ın da doğru OLMADIĞINI bilmesine rağmen bu gerçek dışı iddiaları ve çirkin benzetmeleri kendi yazısına da taşıması yakışık almamıştır.
2018’deki operasyondan bu yana 8 yıldır dört bir koldan devam eden karalamaların ortaya çıkardığı kesin gerçek şudur ki: Bu süreç müvekkil ve arkadaşlarının tertemiz, masum insanlar olduğunun ispatı olmuştur.
Devlet eliyle Adnan Oktar ve arkadaşlarının 200’e yakın ev ve işyeri aranmış, bilgisayarları, telefonları ve tüm dijitalleri incelenmiş, ticari faaliyetleri ve gelirleri araştırılmış, özel hayatları didik didik edilmiş ve neticesinde müvekkil ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇ VE SUÇ EMARESİ OLMADIĞI, HEPSİNİN AHLAKLI, İFFETLİ, DÜRÜST VE ONURLU İNSANLAR OLDUKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR. Devletimiz yüksek bir akıl ve hikmetle müvekkil ve arkadaşları hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. Hepsinin imanlı, sabırlı, dirayetli, tevekküllü, cesur, sadık, vefalı ve çok yüksek ahlaklı seçkin insanlar olduklarını tüm Türkiye’ye göstermiştir.
Kaldı ki Epstein dosyasının yayınlanmasıyla ortaya çıkan belgeler, üst perdeden sürekli insanlara ahlak dersi veren bazı ikiyüzlülerin asıl kendilerinin doğrudan Epstein ile bağlantılı oldukları gerçeğini ibretlik şekilde ortaya koymaktadır.
Sayın Büyükbaş müvekkil ve arkadaşlarını karalamak amacıyla yersiz ve yakışıksız olmadık benzetmeler türetmeye çalışmak yerine, Epstein Belgeleri’nde doğrudan ismi geçen kimseler hakkında yazılar kaleme alsa, işte o zaman doğru bir iş yapmış, stratejik bir düşünce üretmenin adımlarını atmış olacaktır.
Örneğin TGRT Televizyonu ve Türkiye Gazetesi gibi çeşitli medya kurumlarını da bünyesinde barındıran İhlas Holding’in CEO’su iş insanı Ahmet Mücahid Ören’in ismi Epstein Belgeleri’nde detaylı şekilde yer almaktadır. Müvekkil Adnan Oktar, tüm bu isnatlara rağmen Sayın Ören’e hüsnüzanla bakmakta, suçlayıcı bir anlayışla yaklaşmamaktadır. Sadece basına da yansımış olan bu bilgilerin kamuoyunda oluşturduğu şüpheyi bir örnek olarak dile getirmektedir.

ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein Belgeleri veritabanında yer alan belgelere göre; Mücahid Ören, Epstein’in 20 yıl hapis cezası alan hükümlü suç ortağı Ghislaine Maxwell ile yapmış olduğu bir yazışmada: “Çok teşekkür ederim. Ayrıca DAHA YARAMAZ (NAUGHTY) olmak için sizden daha çok şey öğrenmeliyim” dediği görülmektedir.
Mücahid Ören’in mailinin sonunda kullandığı “NAUGHTY” kelimesinin, yetişkinler için kullanıldığında “CİNSEL İÇERİKLİ BİR YARAMAZLIK OLDUĞU” bilinen bir gerçektir.
İngilizce’de bu kelimenin anlamını bilenler tarafından bu konuşma; “Mücahid Ören’in CİNSEL YARAMAZLIK KONUSUNDA KENDİSİNİ YETERSİZ GÖRDÜĞÜ İÇİN, küçük kız çocuklarını ve kadınları cinsel istismar ve şantaj aracı olarak kullanarak dünya çapında bir fuhuş ve pedofili ağı kurdukları ortaya çıkan Jeffry Epstien ve suç ortaklarından DAHA FAZLA CİNSEL YARAMAZLIK ÖĞRENMEYE İHTİYACI OLDUĞUNU SÖYLEMESİ” olarak yorumlanmıştır.
Her ne kadar Mücahid Ören açıklamalarında kelimeyi bu anlamda kullanmadığını ifade etse de, halkımız nezdinde bu belgeler sebebiyle ciddi bir şüphe oluşmuştur.
– ÜÇÜNCÜSÜ –
CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN’DA AYNI MUSEVİ HAHAMLAR VE YAHUDİ MİLLETVEKİLLERİYLE GÖRÜŞMÜŞTÜR
Sayın Büyükbaş aklınca müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını Musevi hahamlar ve İsrailli eski siyasetçilerle görüşmekle itham etmekte, buradan hareketle aklınca sözde bir Mossad bağlantısı imasında bulunmaktadır.
Herşeyden önce Musevi hahamlarla ya da İsrailli eski siyasetçilerle görüşmek kanunlarımıza göre bir suç teşkil etmediği gibi, BAŞTA CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN OLMAK ÜZERE BİRÇOK BAKAN, DEVLET ve HÜKÜMET YETKİSİ DE AYNI HAHAMLARLA ve İSRAİL’Lİ MİLLETVEKİLLERİYLE, HATTA NETENYAHU İLE BİLE DEFALARCA GÖRÜŞMÜŞLERDİR.
Sayın Büyükbaş’ın da yaptığı gibi, Musevi hahamlarla, İsrailli milletvekilleriyle ya da Netanyahu ile görüşülmesini bir casusluk faaliyeti veya suç gibi göstermeye çalışanların bakış açıları son derece sığı ve gerçeklerden kopuktur.
Kaldı ki herkes gibi İsrailli yetkilileri de yanlışlarından döndürmek, doğru kararlar almaları için ikna etmek ancak görüşerek mümkündür. “Kahrolsun, mahvolsun, yıkılsın, yok olsun” tarzı sloganlar atarak hiçbir sonuç alınamadığı, hatta İsrail’i daha da olumsuz yönde tahrik ederek salgınlaştırdığı ortadadır.
Ayrıca, İsrailli gazeteciler, siyasetçiler ya da din adamlarıyla bir araya gelmek, devletimizin menfaatleriyle ülkelerimiz arasındaki dostluk ve barışın tesisi gibi nedenlerle görüşüp konuşmak, ASLA BİR SUÇ veya ŞAİBELİ BİR DURUM DA DEĞİLDİR.
Kaldı ki böyle bir faaliyet suç olsa en başta, NE CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN NE DE ÇOK SAYIDA BAKAN, DEVLET ve HÜKÜMET YETKİLİLERİMİZ İsrail’li hahamlar ve siyasetçilerle asla bir araya gelmez, onlarla konuşmaz, görüşmez ve çeşitli toplantılarda bulunmazlardı.
Nitekim, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, bu konuda da bizlere örnek bir lider olarak, devletimizin ve milletimizin hayrına vesile olacak her türlü konuda görüşmeler yapmak amacıyla İsrail’li devlet yetkililerini ve Musevi din adamlarını kimi zaman Beştepe’de ağırlarken kimi zaman da, katılmış olduğu yurt dışı gezilerinde onları kabul etmektedirler.
- Hatta bu görüşmelerden birinde Benjamin Netanyahu ile Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan karşılıklı şakalaşmışlardır.

- 25 Aralık 2021 tarihinde bir toplantı için İstanbul’da bulunan “Türk Yahudi Toplumu Hahamlar İttifakı Üyeleri” Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın davetlisi olarak Cumhurbaşkanımızın gönderdiği özel uçakla Ankara’ya gitmiş ve Beştepe’de Sayın Erdoğan tarafından kabul edilmişlerdir.

- Bir diğer görüşme 23 Eylül 2019 tarihinde, Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurul görüşmeleri için ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada Hilton Midtown Otel’de gerçekleşmiştir.

- Musevi hahamlarla yapılan son görüşme ise Eylül 2022’de, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’in 77. Genel Kurulu’na katılmak amacıyla ABD’nin New York kentinde bulunduğu esnada BM binasının hemen karşısında yer alan “Türk Evi”nde gerçekleşmiştir. Bu ziyarette Sn. Cumhurbaşkanımız ile birlikte Dışişleri Bakanımız Sn. Mevlüt Çavuşoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sn. Mustafa Varank, Milli Savunma Bakanımız Sn. Hulusi Akar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sn. Ömer Çelik, Washington Büyükelçimiz Sayın Murat Mercan ile çok sayıda bürokrat ve hükümet yetkilisi de yer almışlardır.

İsrail’li devlet yetkilileri ve hahamlar ile Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlar ve hükümet yetkililerimiz seviyesinde gerçekleştirilen bu görüşmeler açık şekilde ortaya koymaktadır ki bir kısım basın ve Sayın Büyükbaş gibi husumetli kimseler tarafından öne sürülen “müvekkil ve arkadaşlarını güya İsrail’e hizmet ettikleri” şeklindeki anlamsız itham ve imalar SON DERECE ÇARPIK BİR BAKIŞ AÇISININ ÜRÜNÜDÜR.
Zira, bu çarpık bakış açısıyla bakıldığında, Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte çok sayıda bakan, bürokrat ve hükümet yetkilisini İsrail’li hahamlarla bir araya getiren bu organizasyonları planlayan, Dışişleri Bakanlığımızın ve ilgili büyükelçiliklerimizin tüm çalışanları da bu durumda, AYNI ŞEKİLDE “İSRAİL’E HİZMET EDEN AJANLAR” OLMALIDIRLAR. Bunun ne derece akla ziyan bir iddia olacağı ise açıktır.
– DÖRDÜNCÜSÜ –
SAYIN BÜYÜKBAŞ’A BİR HATIRLATMA, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA DAHA NELER YOKTUR
1. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA GEÇEN “YAŞI KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI” DEV BİR YALANDIR.
Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve baskı ve tehditle korkutularak yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur.
Ancak her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz KALMADIĞI yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 1 Ceza Dairesi’nin BOZMA KARARIYLA da bu gerçek HUKUKEN TESCİLLENMİŞTİR. Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Ancak kumpası organize edenler büyük bir panikle BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olmuşlardır. Sırf bu hakimlerin uğradıkları haksızlık ve hukuksuzluklar dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS DAVASI OLDUĞUNUN AÇIK BİR İSPATIDIR.
2. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA TEK BİR TANE DOĞAL MÜŞTEKİ YA DA GERÇEK MAĞDUR YOKTUR. CİNSEL İSTİSMAR VE TACİZ HİKAYELERİ BAŞTAN SONA YALANDIR.
Adnan Oktar Davası dosyasında adı geçen genç kadınların hepsi HAPSE ATILMAK TEHDİDİ İLE ZORLA ŞİKAYETÇİ YAPILMIŞTIR.
Bu kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “HAKKINDA BEYANLAR VAR, SANIK OLUP HAPSE GİREBİLİRSİN. AMA ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI HAKKINDA SUÇLAYICI İFADE VERİRSEN, O ZAMAN SENİ MAĞDUR YAZARIZ” denmiştir. Gerçekte hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. İfadeleri verirken kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun GERÇEK TECAVÜZ VAKALARINDA YAŞANMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı, sözde mağdur kadınların kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiğini iddia ettikleri kişilerin yanlarına yıllar boyunca sevinçle gelmeye devam ettiklerini ortaya koymuştur. Yine böyle bir durumun GERÇEK TECAVÜZ VAKALARINDA YAŞANMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Örneğin S.M.C. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür.
Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA EMNİYET GÖREVLİLERİ TARAFINDAN OPERASYON ÖNCESİNDE 2 YILI AŞKIN SÜREYLE TEKNİK VE FİZİKİ TAKİP DE YAPILMIŞTIR. GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK VE FİZİKİ TAKİPLERDE DE, İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK BİLGİ VEYA BELGE BULUNMAMIŞ, SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR EYLEM HİÇBİR ZAMAN YAŞANMAMIŞTIR.
Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da kumpasçıların “sistemli cinsel istismar, kandırılmış kadınlar” yalanını tamamen yıkmıştır.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARI İSPATLANMIŞTIR.
3. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATINDA UYUŞTURUCU, ALKOL VB. OLMADIĞI İSPATLANMIŞTIR.
11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EVE EŞ ZAMANLI ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.
Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Alınan laboratuvar örneklerinde;
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,
• 168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporu neticesinde KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL, HATTA HERHANGİ BİR PSİKİYATRİK İLAÇ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Yapılan testler sonucunda ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞI’NIN 18/07/2018 tarihli raporunda İSTİSNASIZ HERKES İÇİN;
“ALKOL (ETANOL METANOL), UYUSTURUCU VEYA UYARICI MADDELER BULUNMADIĞI”
belirtilmiştir.
Aşağıda Adli Tıp Raporu’nun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste test yapılan 168 kişide aynı şekilde devam etmektedir:

1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

1999 operasyonunda el konulan eşyalar üzerinde yapılan incelemeye dair ekspertiz raporu uyuşturucu ve izi bulunmadığını ortaya koymuştur
4. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA BİR TANE BİLE ZORLA ALIKONULAN KİŞİ YOKTUR.
Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskınlar düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, iradesi elinden alınmış bir kadına rastlanmamıştır. Bu gerçek dışı iddia defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmaya çalışılmış ancak her defasında uydurma bir iftira olduğu ortaya çıkmıştır. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.
Öyle ki bu kumpasa sözde dayanak oluşturmak için geçmiş yıllarda da güya “esir tutulduğunu” anlatan isimsiz bir kadının el yazılı ihbar mektubu ortaya atılmış, ancak yapılan teknik incelemede sahte ihbar mektubunu yazanın bir erkek olduğu açığa çıkmıştır.
dosyada müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde;
- Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
- Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
- Avukat, öğretmen, sosyal medya fenomeni, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
- Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, dışa dönük sosyal bireyler oldukları
- Kendilerini nasıl koruyacaklarını ve kanuni haklarını bildikleri
- Aileleriyle ya da okul arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, her gün kendi istekleriyle müvekkilin arkadaşlarıyla görüşmeye geldikleri
- Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla görüştükleri dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.
Tüm bunlar ve dahası dava dosyasında ileri sürülen SÖZDE “zorla alıkonulmuş, iradesini yitirmiş, mağdur kadınlar” hikayesini YERLE BİR ETMİŞTİR.
Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla görüştükleri dönemde hayatlarının en güzel, en mutlu, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı ünlü olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak amacıyla müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve yıldırma ortamında canlarını kurtarabilmek adına “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.
5. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA ŞİDDET, BASKI, TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN YOKTUR.
Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayeneye götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Her iki dava dosyasında da tek bir tane dahi darp raporu yoktur.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da paylaşımla onbinlerce kişiye ulaşarak ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek (sözde) maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.
800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.
6. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA GAYRİ AHLAKİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR.
Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın adrese operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılacağı, hatta gayrı ahlaki ve gayrı kanuni birçok duruma rastlanabileceği aşikardır. Dolayısıyla, müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftiralar ve karalamalarda az bir gerçeklik payı dahi olsaydı, operasyon sabahı çok farklı manzaralarla karşılaşılması beklenirdi. Oysa, polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamış, bu operasyon müvekkil ve arkadaşlarının iffetinin, namusunun, dürüstlüğünün, masumluğunun ve temizliğinin ispatı, Devlet eliyle tescillenmesi olmuştur.
Yayınladıkları tek görüntü masum tertemiz kadınların, genç kızların yüzüstü elleri sırtlarından kelepçeli yerde tutuldukları, alınlarına uzun namlulu silah dayanmış görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır ihlal eden bir uygulama, söz konusu müvekkil ve arkadaşları olduğunda bir kısım basın tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.
8. CASUSLUK İDDİASININ YALAN VE BOŞ OLDUĞU İSPATLANMIŞTIR.
Davanın soruşturma aşamasında Adnan Oktar’ın güya siyasi veya askeri casusluğa teşebbüs ettiği isnat edilmiş, bu konuda bir etkin pişman sanığın kendini hapisten kurtarmaya yönelik uydurma, yalan beyanları kullanılmıştır. İddia makamı, soruşturma gereği olarak bu beyanları hem Milli İstihbarat Teşkilatı’na hem de Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi’ne yazılı olarak ileterek rapor talep etmiştir.
MİT VE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN RESMİ CEVABİ YAZILAR, ORTADA HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI AÇIK ŞEKİLDE ORTAYA KOYMUŞTUR.




Buna rağmen iddia makamı, isnatları yalanlayan bu resmi devlet raporlarından birisini iddianameye HİÇ ALMAMIŞ, ALENEN ÖRTBAS ETMİŞ, diğer raporu da inanılmaz bir hukuk dışı yorumla “evet böyle bir rapor var ama, bizce gene de burada casusluk suçu işlenmiş” diyerek Adnan Oktar’ın delilsiz, dayanaksız ve keyfi bir şekilde bu hayali suçlamadan cezalandırılmasını talep etmiştir.
İddia makamının Adnan Oktar’ı ısrarla casuslukla itham etmesinin hiçbir somut ve hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Ancak bu sayede basında yıllarca büyük bir kara propaganda yürütülmüş ve ısrarın sebebi kovuşturma aşamasında netleşmiş, aynen hukukun ayaklar altına alındığı Latin Amerika örneklerinde olduğu gibi, tarafsızlığı şüpheli ilk derece mahkeme heyeti tarafından Adnan Oktar’a casusluk suçundan gerekçesiz şekilde hapis cezasına hükmedilmiştir.
Bu karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından ağır şekilde eleştirilerek BOZULMUŞ ve BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ BELİRTİLMİŞTİR.
Nitekim, yeniden görülen dava sürecinde de (artık bu kadar galiz bir hukuksuzlukta daha fazla ısrar etmenin kumpasın geri kalanını ifşa edeceğinden duyulan endişe ile olsa gerek) müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkındaki bu mesnetsiz casusluk suçlamasından vazgeçilerek BERAAT KARARI VERİLMİŞTİR.

Görüldüğü üzere, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları MİT ve Dışişleri Bakanlığı’nın “Devlet sırrını ifşa eden mahiyette, açıklanması ve öğrenilmesi halinde devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek, anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikte bir bilgi OLMADIĞI”nı RESMEN AÇIKÇA rapor etmelerine rağmen yerel mahkeme o gün cezaya hükmetmiştir.
Bugün Ekrem İmamoğlu ve İBB Davası dosyasında “MİT’e sorulmadan dava açılmış olmasına” şaşıran bazı gazeteciler ve siyasilerin, asıl Adnan Oktar Davası’nda “MİT’e sorulduğu” ve “askeri ve siyasi casusluk suçu işlenmediğine dair rapor verildiği” halde cezaya hükmedilmesine muhtemelen şaşırmaları gerekirdi.
İşte o zaman böylesine aleni bir mantıksızlık ve hukuk dışılığa tepki gösterilmemiş olması, bugün bu tür hukuksuzlukların kapısını maalesef sonuna kadar açmıştır. Dolayısıyla, bugün Sayın Büyükbaş’ın da aynı hataya düşmemesi ve benzer hukuksuzluklar yarın bir gün kendisini kuşattığında bu hatasından pişmanlık duymaması için MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAKLARINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;
• FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)
• SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)
• RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)
• RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)
• EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)
• NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)
• SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)
BERAAT ETTİKLERİNİ VE ASIL BU GERÇEKLERİ KALEME ALMANIN VE DUYURMANIN, DÜRÜSTLÜK, AHLAK VE SAMİMİYETE UYGUN OLACAĞINI KENDİSİNE BİR KEZ DAHA HATIRLATMAK İSTERİZ.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 13.08.2026