Müvekkil Adnan Oktar’dan Mustafa İslamoğlu’na Tekziptir

By gundem
41 Min Read

“ALLAH YOK” DİYEN EVRİMİ İSLAM İLE BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK KURAN İLE ÇELİŞEN ÇİRKİN BİR ÇABADIR

Mustafa İslamoğlu geçtiğimiz günlerde kendisine ait YouTube hesabından yayınladığı bir programda, “Evrim Teorisi’nin güya bir bilim olduğu” iddiasında bulunmuş ve “Geçmişte de Evrim Teorisi’ni savunan Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Yazır, İbn-i Arabi, İbn-i Miskeveyh, İbn-i Haldun, Mevlana Rumi gibi Müslüman bilim insanları olduğu”ndan bahsetmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın Konuyla İlgili Düşünceleri ve Yorumları Şöyledir:

Mustafa İslamoğlu, müvekkil Adnan Oktar tutuklu olduğu için alanın boş olduğunu sanarak müvekkilin yıllardır anlatıp geçersizliğini ispatladığı yalanları yeni ve büyük bir keşifmiş gibi dile getirmiştir. Oysa halkımız artık bu yalanların cevaplarını ezbere bilmekte, kendisinin söylediklerine itibar etmemektedir. Ancak Mustafa İslamoğlu, “Allah yok” diyen bir teori ile İslam’ı bağdaştırmaya çalışarak hem kendi ahireti hem de bu yalanın etkisi altına girebilecek bilgisiz insanların sorumluluğu nedeniyle büyük bir vebal üstlenmektedir.

1. DARWINİZM BİLİM DEĞİL, BATIL BİR DİNDİR

Bazı insanlar Evrim Teorisi’nin ispatlanmış bilimsel bir gerçek olduğunu zanneder, dünya üzerindeki etkisinin altında da bu sözde “bilimselliğin” yattığına inanır. Oysa ki evrim teorisi; kurucusuyla, sözde kutsal kitabıyla, takipçileriyle, canlılığın oluşumuna getirdiği hayali izahlarla, akıldışı iddialarıyla, farklı açıklamalara, eleştirilere ve bilimsel gelişmelere kapalı dogmatik yapısıyla Allah’ın varlığını inkar eden pagan (putperest) bir dindir.

Darwin’in 19. yüzyılın ilkel bilimsel koşulları altında ortaya attığı teori; mikrobiyoloji, genetik, moleküler biyoloji, epigenetik, biyokimya, hücre biyolojisi (sitoloji), ekoloji, zooloji, nörobiyoloji, immünoloji, kuantum fiziği, nükleer fizik, astrofizik, kozmoloji, optik, termodinamik, organik ve inorganik kimya, biyofizik, nanoteknoloji, istatistik, sinirbilim, psikobiyoloji, arkeoloji, paleontoloji ve jeoloji gibi onlarca bilim dalının ortaya koyduğu binlerce araştırma ve delil ile YIKILMIŞTIR. DARWIN’İN ARDINDAN GEÇEN 200 YILDA BİLİM HER GÜN YENİ BİR BULUŞLA “EVRİM YOK” DEMİŞTİR.

Ne yazık ki Mustafa İslamoğlu gibi bilimsel literatürden uzak bazı kişiler büyük bir cehaletle, bilimle uzlaşmayı evrimle uzlaşmak sanmaktadırlar.

Körü körüne bir inanç üzerine kurulu olan Darwinizm dini, İLK CANLININ NASIL OLUŞTUĞU, CANLI VARLIKLARDAKİ KOMPLEKS YAPILAR, TÜRLERDEKİ ÇEŞİTLİLİK VE DAHA PEK ÇOK SORU KARŞISINDA TEK BİR TANE DAHİ AKILCI, BİLİMSEL VE DOĞRU BİR CEVABA SAHİP DEĞİLDİR. Gelişen bilim ve teknoloji tarafından ortaya konulan bilimsel bulgular evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğini çok açık ve kesin olarak göstermektedir.

Ne var ki, bazı bilim adamları hala “gerici“, “bağnaz” ve “tutucu” diyebileceğimiz bir zihniyetle 19. yüzyılın (2 yüzyıl öncesinin) ilkel bilim anlayışı ile üretilmiş, bugün çocukları bile güldürecek basitlikte ve yüzeysellikte teorilere sahip çıkmaya çalışmaktadırlar. Bunun nedeni ise bu sözde bilim insanlarının evrimi, geçerliliği bilimsel verilerle incelenecek bir teori olarak değil, ne olursa olsun doğrulanması gereken bir inanç olarak görmeleridir. Bu sebeple evrim aleyhinde gösterilen deliller ne kadar güçlü olursa olsun, evrimciler bunları görmezlikten gelmekte, inançlarını çaresiz bir çırpınış içinde savunmaya devam etmektedirler.

2. İSLAM’LA EVRİMİ BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK PASİF, ACİZ, TESLİMİYETÇİ BEYHUDE BİR GİRİŞİMDİR

Darwinizm, Allah’ın varlığı ve birliğini, insanların Rabbimiz’e karşı sorumlu olduklarını inkar eder. Materyalizmin ve din ahlakına uygun olmayan akımların dayanak noktasıdır. Bu nedenle bilimsel olarak çürütülmüş olmasına rağmen, ideolojik kaygılarla sürekli ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Evrenin ve insanın, kör tesadüflerin eseri olduğu yanılgısını savunan Darwinist-materyalist akımlar, sözde bir tür hayvan olan insanların arasındaki ilişkilerin de hayvani olması gerektiğini iddia ederler. Bu sapkın görüş, bencilliği, acımasızlığı, kavgayı, çatışmayı, adam öldürmeyi kendince makul görür. Merhamet, sevgi, şefkat, saygı gibi duyguları ise sözde evrim sürecini gerileten birer engel olarak kabul eder. Darwinist telkinlerle insan sevgisinden uzak, zalim, saldırgan, çıkarcı insanlar yetişir.

Bu durum karşısında, insanlığın Darwinizm’in tehlikelerine ve aldatmacalarına karşı uyarılması ve böylesine tehlikeli bir zihniyetin fikren etkisiz hale getirilmesi hayati öneme sahiptir. Ne var ki Darwinizm’i ve sebep olduğu tehlikeleri kavrayamayan insanlar, Darwinizm’e karşı yürütülen ilmi mücadelenin de önemini anlayamamaktadır. Bu kişiler Darwinizm’le ilmen mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi göz ardı edebilmek ve bu mücadeleden kaçınabilmek için farklı yollara başvururlar.

Bazıları, “Darwinizm aslında bu kadar önemli bir konu değil” diyerek kendilerince bu fikri mücadeleyi önemsiz görmeye ve göstermeye çalışır. Bazıları da, İslam ile Evrim Teorisi arasında sözde “orta bir yol” oluşturmayı hedefler. Bunun için de kendilerince Darwinizm’le İslam’ı bağdaştırmaya uğraşırlar. “Darwinizm’i Müslümanlaştırma çabası” olarak adlandırabileceğimiz bu tutum, çok ciddi hatalar ve yanılgılar içermektedir. Darwinizm’le İslamiyet arasında kendince fikri bir “uzlaşma” aramak, Müslüman için asla söz konusu olmamalıdır. Ortaya atılma sebebi, Allah’ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile “uzlaşmak” samimi olarak iman edenler için mümkün değildir. Kuran ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de evrime işaret eden tek bir açıklama dahi bulunmamaktadır.

Tek bir proteinin kendi kendine nasıl oluştuğunu açıklayamayan evrim teorisinin kuşları, çiçekleri, kedileri, tavşanları, çilekleri, portakalları, incirleri, balıkları, milyarlarca farklı türdeki canlıyı açıklaması mümkün değildir. Kuşları, çiçekleri, kedileri, çilekleri, insanları her şeyi tesadüfle açıklayan evrim hurafesi karşısında diz çökmek hiçbir Müslümanın kabullenmemesi gereken utanılacak bir durumdur.

3. EVRİMİ BİLİMSEL BİR TEORİ ZANNEDEREK KENDİLERİNCE MÜSLÜMANLAŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR YANILMAKTADIR

Darwinizm’le ilmi mücadele etmekten kaçınanlardaki ortak psikoloji Darwinizm’e karşı hissedilen bir tür eziklik duygusudur. EVRİM TEORİSİNİN BİLİMSEL BULGULARA DAYANDIĞINI SANANLAR, BİLİMSELLİK KARŞISINDA ÇARESİZ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜRLER. EVRİMCİLERİN ÖNE SÜRDÜKLERİ HAYALİ İDDİALARIN, DOĞRULUĞU İSPATLANMIŞ VERİLERLE DESTEKLENDİĞİNİ, DOLAYISIYLA KENDİLERİNİN BUNLARA CEVAP VERMELERİNİN NEREDEYSE İMKANSIZ OLDUĞUNU ZANNEDERLER. CEVAP VERMELERİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINI SANDIKLARI İÇİN DE DAHA EN BAŞTAN “TESLİM OLMAYI” KABUL EDERLER.

Oysa Evrim Teorisi’nin bilimsel bir teori olduğu yanılgısı, bu konuda yapılan yoğun propagandanın bir ürünüdür. Televizyon haberlerinde, gazete ve dergi yazılarında sürekli, evrimin güya ispatlanmış, reddedilmesi mümkün olmayan bir teori olduğu imajı verilir. Evrim teorisini savunmanın bilimi savunmak olduğu, evrimi reddetmenin ise bilime karşı gelmek olduğu izlenimi oluşturulur. Ancak bilimsel bulgular bu propagandanın tam tersini göstermektedir. Bilim, evrimi desteklememekte tam tersine çürütmektedir. Tarafsız olarak bilimi savunan bir insanın evrimi savunması da aslında mümkün değildir. Evrim Teorisi’nin bu derece gündemde tutulması, bilimsel bir teori olması nedeniyle değil, materyalizmin ve dinsizliğin dayanak noktası olması nedeniyledir. Diğer bir deyişle, evrim propagandası bilimsel nedenlerle değil, ideolojik kaygılarla yapılmaktadır.

Bazı Müslümanların bilinçaltlarında “Darwinizm’le mücadele etmenin imkansız olduğunu” düşünmelerinin temelinde de bu yoğun propagandanın etkisi vardır. Bu propagandalar sonucu, hiçbir doğruluk payı olmadığı halde, evrime karşı çıkmanın bilime karşı çıkmak olduğu algısı oluşur. Bilime karşı çıkmamak için de bilimsel olduğu sanılan Evrim Teorisi’yle İslamiyet arasında “orta bir yol” oluşturulmaya çalışılır. Ama aslında bu, Darwinizm’le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir yol oluşturmaktır. Halbuki Darwinizm’le fikren, açık ve net bir şekilde mücadele etmekten çekinilmesi gereken hiçbir husus yoktur. Bilimin evrimi ispatladığını sandıkları için, bu konuyla yakından ilgilendiklerinde kendilerinin de bu telkinlerin etkisinde kalıp inançlarının sarsılacağından, dünya görüşlerinin değişeceğinden korkanların endişeleri yersizdir. Bilim Darwinizm’i değil, Yaratılış’ı göstermektedir. Darwinizm’in öne sürdüğü iddiaların her biri, yüzlerce bilimsel delille çürütülmüştür. Müslümanların yapması gereken, bu delilleri de kullanarak, Darwinizm’i fikren tam anlamıyla etkisiz hale getirmektir.

Bazı Müslümanlar, tamamen spekülatif yöntemlerle ve ideolojik sebeplerle yapılan evrim propagandalarını gözlerinde büyütüp, bununla baş edemeyeceklerini zannederek, şevkle ve heyecanla Darwinizm’le ilmen mücadele edeceklerine, pasif, acz içinde evrimcilere teslim olmuş bir yol benimsemektedir. Bu tutumun en çirkin örneklerinden biri, daha önce de belirttiğimiz gibi, Darwinizm’i sözde Müslümanlaştırmaya çalışmaktır. Bu tutumlarını destekleyebilmek için de Sümer dönemi toplumlarından kalan putperest inançları kullanarak, güya alim olarak addettikleri kişilerin sözlerini aktarır ve “Din bunu anlatıyor” mesajı vermeye çalışırlar. Oysa bu açıkça, Darwinizm’le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir bahane yöntemidir. Pasif, dinsizliğe teslimiyetçi mücadelenin çok çirkin bir yönüdür.

Bu kimseler, korkup fikren yenemeyeceklerini düşündükleri Darwinizm’e karşı bu yöntemi kullanarak, gizli mağlubane bir mücadele şeklini uygulamış olurlar. Oysa Allah’a kalpten inanan, O’nun üstün gücünü takdir eden bir Müslüman için bu mücadele şekli son derece küçük düşürücüdür. Salih bir Müslümanın mücadelesinin, pasif ve mağlubane olması mümkün değildir. “BİZ DE AYNI ŞEYİ SAVUNUYORUZ” MANTIĞI İLE DARWINİZM’E KARŞI KOYMAK SÖZ KONUSU OLAMAZ.

Müslümanın iman ettiği gerçek, her şeyi Allah’ın yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla bir Müslümanın Darwinistler ile aynı şeyi savunuyor olması mümkün değildir. Müslüman, Darwinizm’e karşı açık, galibane bir fikri mücadele içinde olmalıdır. Allah’tan gereği gibi korkan bir Müslümanın, Darwinizm ile aynı fikri ve ideolojiyi savunması mümkün değildir. Darwinizm tehlikesinin farkına varamamış, bu ideolojinin Allah inancına karşı mücadelesini anlayamamış olan bu insanların, yanlış yöntemler uygulamak yerine bu konuda hiç yorum yapmamaları çok daha iyi olacaktır. Fikri mücadeleden korku duyup, güç yetiremedikleri konularda mantık dışı metodlara başvurmaları yanlış bir tutumdur.

4. İSLAM’DA EVRİM OLDUĞUNU İDDİA EDENLER FOSİLLERİN EVRİMİ YIKTIĞINI BİLMİYORLAR

Darwinistler için Evrim Teorisi herhangi bir bilimsel savdan çok daha ötedir. Evrim Teorisi söz konusu olduğunda evrimci bilim insanları için tarafsızlık, bilimsellik, objektiflik gibi kavramlar bir anda ortadan kalkar. Teorilerine o kadar katı bir şekilde bağlıdırlar ki, Evrim Teorisi’nin doğru olmaması gibi bir ihtimali akıllarına dahi getirmek istemezler. Evrimci Nature dergisinin 26 Şubat 1981 tarihli sayısında yayınlanan bir makalede evrimcilerin teoriye olan körü körüne bağlılıkları, “Bu saygın bilim adamları, ‘eğer evrim teorisi doğruysa’ diye başlayan bir cümle yazmaktansa sağ ellerini kesmeyi tercih ederler.”1 sözleriyle tarif edilmiştir.

Günümüz evrimcileri, bizzat teoriyi ortaya atan Darwin’den bile çok daha katı, bağnaz bir tutum sergilemektedirler. Oysa Darwin teorisini ortaya atarken, aslında somut hiçbir bilimsel delille destekleyemediğini bildiği için, Türlerin Kökeni adlı kitabında sık sık “eğer teorim doğruysa…” diye başlayan yorumlar yapmıştır. Bu yorumlarında Darwin’in en büyük endişesinin fosil kayıtları olduğu görülür:

“Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine bağlayan sayısız ara-geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır… Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları arasında bulunabilir.”2

Darwin kitabının “Teorinin Zorlukları” (Difficulties on Theory) adlı bölümünde ise şöyle yazmıştı:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, NEDEN SAYISIZ ARA GEÇİŞ FORMUNA RASTLAMIYORUZ? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? SAYISIZ ARA GEÇİŞ FORMU OLMALI, FAKAT NİÇİN YERYÜZÜNÜN SAYILAMAYACAK KADAR ÇOK KATMANINDA GÖMÜLÜ OLARAK BULAMIYORUZ… Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve BELKİ DE BU BENİM TEORİME KARŞI İLERİ SÜRÜLECEK EN BÜYÜK İTİRAZ OLACAKTIR. (Charles Darwin, The Origin of Species, 1. baskı, s.172)

DARWIN’İN KORKTUĞU BAŞINA GELMİŞ VE SÖZÜNÜ ETTİĞİ “SAYISIZ ARA-GEÇİŞ TÜRLERİ” 250 YILDAN BU YANA HİÇBİR ZAMAN BULUNMAMIŞTIR. TAM TERSİNE BULUNAN 450 MİLYONDAN FAZLA FOSİL “BİZ DEĞİŞMEDİK, EVRİM GEÇİRMEDİK” DEMİŞTİR.

Evrimcilerin iddiasına göre, tüm canlılar (nasıl oluştuğunu asla açıklayamadıkları) tek bir canlı hücresinden zaman içinde değişim geçire geçire, birbirlerinden türeyerek oluşmuştur. Bu iddianın doğru olup olmadığını gösterecek tek veri fosil kayıtlarıdır. Eğer evrimcilerin iddiaları doğru olsaydı fosil kayıtlarında canlıların birinden diğerine dönüştüğünü gösteren birçok ara form fosili olması gerekirdi. Bu ara form fosillerinin de canlının bugünkü halinden tamamen farklı olması gerekirdi. Yani fosil kayıtlarının “gözü sırtında, kulağı karnında, yarısı kanat yarısı yüzgeç garip organlara sahip, son derece patolojik varlıkların” fosilleriyle dolu olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar elde edilmiş 450 milyondan fazla fosilin tamamı kusursuz, tam, organlarının tamamı düzgün çalışan canlıların varlığını göstermektedir. Bundan yüz milyonlarca yıl önceki örümcek, deniz yıldızı, deniz anası, arı, sinek, kuş ne ise bugünkü de tıpatıp aynıdır. 125 milyon yıllık örümcek, 100 milyon yıllık timsah, 95 milyon yıllık ıstakoz, 45 milyon yıllık karınca, 300 milyon yıllık eğrelti otu, 50 milyon yıllık kavak ağacı yaprağı, 80 milyon yıllık sırtlan kafatası gibi yüz milyonlarca fosil, “Biz evrim geçirmedik, yaratıldık” demektedir. Bu fosiller, herhangi bir yoruma gerek bıraktırmadan, Evrim Teorisi’nin bir masaldan ibaret olduğunu göstermektedir. Canlılar zaman içinde değişim geçirerek yani evrimleşerek bugünkü halini aldı iddiası fosiller tarafından yalanlanmıştır. Günümüzdeki pek çok evrimci paleontolog da bunu kabul etmektedir.

5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN “ARA FOSİL GETİRENE 10 MİLYON TL” TEKLİFİ HALEN GEÇERLİDİR

Müvekkil Adnan Oktar, MİLYONLARCA YILDIR DEĞİŞMEMİŞ OLAN CANLILARA AİT FOSİLLERİ, ciltler dolusu kitaplarında yayınlamış; -tıpkı Darwin’in dediği gibi- “Eğer Evrim Teorisi gerçekse ortada milyonlarca hatta milyarlarca ara fosil olması gerektiğini” belirterek “EVRİMCİLERDEN TEK BİR ARA FOSİL ÖRNEĞİ GETİRMELERİNİ” istemiştir.

15- 20 yıl öncesine kadar neredeyse her hafta, “İşte kayıp halka”, “Yıllardır aradığımız ara geçiş formunu bulduk”, “İşte İnsanın Atası” benzeri açıklamalarla güya ara fosil bulduklarını iddia eden, sözde bilimsel makaleler kaleme alan evrimciler, müvekkilin “Ara fosil getirene para ödülü” vereceğini açıklamasının ardından derin bir sessizliğe gömülmüşlerdir

Dünyaca tanınan evrimcilerin tümü, müvekkilin, “Sadece tek bir tane ara fosil getirin, 10 milyon TL vereceğim” çağrısına karşı, CEVAPSIZ kalmış ve şu ana kadar ara fosili getiren veya gösterebilen de OLMAMIŞTIR.

Ara fosil bulamayınca kendileri ara fosil yapmaya kalkışan dahi olmuş ancak onlar da ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır. Bir canlının organını başka bir canlı ile birleştirmişler ve “Fosilleri gösterin” denildiğinde siyah beyaz bir fotokopi kağıdını ekranlara bir anlık gösterip çekmişlerdir. Yaptıklarının sahtekarlık olduğu anlaşılınca da komik duruma düştükleri için konuyu bir daha açılmamak üzere kapatmışlardır.

  • 200 yıldır dünyanın dört bir yanı delik deşik edilip bir tane bile ara form fosili BULUNAMAMIŞSA,
  • Müvekkilin evrimcilere yaptığı, “Bir tane ara form fosili getirin 10 milyon TL vereceğim” çağrısına yıllardır bir kişi bile CEVAP VEREMEMİŞSE,
  • Darwin bile ara fosil bulunmazsa TEORİSİNİN YIKILACAĞINI SÖYLEMİŞSE, yani ORTADA BİR TANE BİLE SOMUT BULGU YOKSA, MASALLAR ANLATMANIN, “ATALARIMIZ MİKROPMUŞ”, “KUŞLARIN ATASI BULUNDU”, “ATALARIMIZ HURMAYMIŞ” BAŞLIKLARI ATMANIN, İSLAM İLE EVRİMİ BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMANIN BİR ANLAMI YOKTUR.

6. EVRİMCİLERİN FOSİLLERİ ÖRTBAS ETMEK İÇİN BAŞVURDUKLARI SAHTEKARLIKLAR

Müvekkil Adnan Oktar’ın eserlerinde ve kendisinin eserlerinden faydalanılarak düzenlenen fosil sergilerinde gerçek fosiller kullanılmıştır. Halkımız bizzat kendi gözleriyle canlılık tarihinin “Evrim yok” demesine şahit olmuştur. Darwinistlerin ise 200 yıldır “Ara form fosili” diye ortaya koydukları tüm sözde delillerin kendileri tarafından yapılan, gerçek olmayan, sahtekarlık ürünü sözde fosiller olduğu ortaya çıkmıştır.

  • Ota Benga 1904 yılında Kongo’da yaşamış, evli, iki çocuk babası bir İNSANDIR. Ancak kısa boylu ve koyu renk tenli oluşu nedeniyle bir hayvan gibi zincirlenip, kafese koyulmuş, Amerika’da evrimci bilim adamları tarafından St. Louis Dünya Fuarı’nda çeşitli maymun türleriyle birlikte İnsana en yakın ara geçiş formuolarak teşhir edilmiştir. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide (!) “ara geçiş formu”na sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmıştır. Bu aşağılanmaya dayanamayan Ota Benga, bir süre sonra intihar etmiştir.
  • Piltdown adamı olarak adlandırılan sahte ara form fosili, İNSAN KAFATASINA ORANGUTAN ÇENESİ MONTE EDİLEREK oluşturulmuş bir sahtekârlıktır. Bu sahte fosil 40 yıl boyunca British Museum’da sergilenmiş; fosil üzerinde yapılan sahtekarlık, yıllar sonra (1953 senesinde) Flor metoduna dayanılarak yapılan kronolojik araştırmalar sayesinde kesin olarak ortaya çıkartılabilmiştir. Araştırmalar, kafatasının 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiğinin de yeni ölmüş bir orangutana ait olduğunu göstermiştir. Çene kemiğindeki dişlerin suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise, çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit oldukları anlaşılmıştır. Hatta dişlerin, insana ait olduğu izlenimini verebilmek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerlerinin ise törpülenmiş olduğu; sonra da bütün parçaların, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirildiği anlaşılmıştır.
  • Tiktaalik roseae 2004 yılında Kanada’nın kutup bölgesinde bulunmuş, 375 milyon yıl önce yaşamış bir timsah fosilidir. GÜNÜMÜZDEKİ TİMSAH TÜRLERİ İLE TAMAMEN AYNIDIR. Ancak Chicago Üniversitesinden Tyler Keillor, fosilin hayali rekonstrüksiyonunu hazırlarken, canlının görünümünün denizden karaya geçiş masalına uygun olması için hem amfibiye hem de balıklara benzeyen ama gerçekte var olmayan bir canlıyı, tamamen hayal gücüyle yeni baştan oluşturduğunu açıkça ifade etmiştir.

    (
    Rekonstrüksiyon “yeniden inşa” demektir ve sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının resminin ya da maketinin, sanatçının hayal gücüne göre oluşturulmasıdır.)

  • Ida, 47 milyon yıllık, soyu tükenmiş bir lemur fosilidir. Fosilin %95’i tam olarak vardır ve tüm özellikleriyle tam bir lemurdur. 1983 yılında bulunan bu fosil nedense 2009 yılında, aniden insanın atası şeklinde ortaya atılmıştır. Nature dergisinin baş editörü Henry Gee, “kayıp halka” teriminin bu canlı için kullanılmasının yanıltıcı olduğunu söylemiştir. Johns Hopkins Üniversitesi Carnegie Doğa Tarihi Müzesi paleontologlarından Chris Beard, “Bu fosilin, BİZE İNANDIRMAK İSTEDİKLERİNİN AKSİNE, ne maymunlarla ne de insan ile bir bağlantısı yoktur” diye belirtmiştir.
  • Nebraska adamı, TEK BİR DOMUZ DİŞİNDEN yola çıkılarak güya “mağara adamı ve ailesini” oluşturacak şekilde çizilmiş sayısız HAYALİ RESİM VE REKONSTRÜKSİYONDAN ibarettir.

7. EVRİM TEORİSİ’Nİ DÜNYA ÇAPINDA YENİLGİYE UĞRATAN YEGANE KİŞİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR

40 yılı aşkın süredir Darwinizm ve materyalizme karşı yürüttüğü ilmi mücadelesi, kaleme aldığı 300’ü aşkın eseri ve pek çok alanda yaptığı etkin çalışmalarıyla müvekkil Adnan Oktar’ın, bugün Evrim Teorisi’ni dünya çapında yenilgiye uğratan yegâne insan olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Bilindiği gibi müvekkil, uzun yıllar boyunca Evrim Teorisi’nin geçersizliğine dair çok önemli çalışmalar yapmış, bilimsel delillere dayanan vurucu eserler hazırlamıştır. Bu eserler ve belgeseller vesilesi ile Evrim Teorisi, başta ülkemiz olmak üzere Avrupa, Amerika ve tüm dünyada ciddi şekilde kan kaybetmiş ve müvekkilin tanımlamasıyla adeta ‘Darwinist bir Diktatörlük’ tarafından yüz yıl boyunca dayatılıp, zorla ayakta tutulan bu sahte teori, herkes tarafından sorgulanır olmuş, Darwinizm’e inananların sayısı hızla dibe vurmuştur.

ADNAN OKTAR’IN DARWINİZM’İ YIKTIĞINI BİZZAT SÖYLEYEN DARWINİSTLER

Evrim Teorisi’nin Türkiye’deki en önde gelen savunucularından Biyoloji Profesörü Ali Demirsoy bu fikri yenilgi karşısındaki çaresizliğini katıldığı seminer ve TV programlarında şöyle anlatmaktadır:

Prof. Ali Demirsoy: … (ADNAN OKTAR) BUGÜNE KADAR HİÇ KİMSENİN BAŞARAMADIĞI TEKNİK VE MÜKEMMELLİYETTE KİTAP, KASET, VİDEO, VD. ARAÇLARINI KULLANARAK geniş bir kitlenin, özellikle eğitim yaşındaki insanların, çıkmaza sokulmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.

BU DA BAŞARIYA ULAŞTI MI? BANA GÖRE ULAŞTI !

Yapılan birkaç anketten biliyorum. Lise çağındaki öğrencilerin %70’i evrime inanmıyor; %50’si tehlikeli bir akım olarak görüyor, galiba yalnız %5’i evrim olabilir diyor.

ÜMİDİN VAR MI DİYE SORARSANIZ? AÇIKÇA KUŞKULUYUM.

(Prof. Ali Demirsoy, Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyum’ndaki sunumundan, Türkiye’nin Evrimi Algılaması 3-4 Mayıs 2007)

Ali Demirsoy’un da itiraf ettiği üzere bugün Türkiye’de evrim derslerini anlatan profesörler bile kendi anlattıklarına inanmamaktadır:

Prof. Ali Demirsoy: EVRİM KİTABI YAZMIŞ, YILLARCA TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK ÜNİVERSİTESİNDE BU KONUDA DERS VERMİŞ SAYGIDEĞER RAHMETLİ BİR HOCAMIZ, bir gün beni kimsenin olmadığı bir odaya çekerek, “Sana bir şey sormak istiyorum Aliciğim” dedi, “Buyur hocam” dedim; “SEN GERÇEKTEN EVRİMLEŞME OLDUĞUNA İNANIYOR MUSUN?” dedi. “Sizin kuşkunuz var mı hocam” dedim. “YILLARCA BU DERSİ VERMİŞ VE KİTABINI YAZMIŞ OLMAMA RAĞMEN, BEN PEK İNANMIYORUM” dedi… O AN, İŞİMİZİN ÇOK ZOR OLDUĞUNU FARK ETTİM…. Bırakın öğrencileri, Evrim Teorisi dersi veren hocalarımızın dahi düşüncelerini değiştiremedim. Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin yüzde 70′i evrime inanmıyor, yüzde 20’si yetersiz buluyor; ancak yüzde 5’i inanıyor.

(Ali Demirsoy’un Geo Dergisinde 2009 Yılında Yayınlanan Bir Röportajından)

Genetik bilimi uzmanlarından Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk “Evrim Kuramı’nın Günümüzdeki Konumu” başlıklı konuşmasında 1980’lerden itibaren yani müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi mücadelesine başladığı 1979’dan sonra Evrim Teorisi’nin Türkiye’de hızlı bir düşüşe geçtiğini itiraf etmiştir:

Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk: “Yıllarca üniversitelerde genetik bilimi hakkında dersler verdim. Şunu gördüm ki… Darwin, bir bilim adamı olarak görülmüyor. Öğrenciler, Darwin’in şarlatan ve din düşmanı olduğunu düşünüyor

Öğrenciler, (evrim) kuramla ilgili sorduğum sorulara çok güzel, yerinde cevaplar vermiş olsa da yazdıkları cevaplara inanmazlardı. Evrim kuramı ile ilgili her şeyin saçma olduğunu düşünürlerdi. 80’DEN SONRA BÖYLE DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİN SAYISI ARTTI… GEÇMİŞTE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE DARWIN’E KARŞI BU KADAR TEPKİ YOKTUR. TEPKİNİN YOĞUNLUĞU 1985 YILINDAN İTİBAREN ARTMIŞTIR… Biyologdan tutun, kadın doğumculara kadar üniversitelerde evrim kuramını anlatan kişiler var. Bu kişiler evrim kuramını yeteri kadar bilmedikleri gibi, kabul de etmiyorlar.”

Evrimsel biyolog ve genetikçi Prof. Dr. Deniz Ergi Özsoy da Türkiye’de evrim karşıtlığının öncüsünün müvekkil Adnan Oktar’ın fahri başkanlığını yaptığı BAV (Bilim Araştırma Vakfı) olduğunu anlatırken Darwinistlerin en ağırlarına giden hususu dile getirmekten kendini alıkoyamamış ve terörün ideolojisinin Darwinizm olduğu gerçeği ile yüzleşmiştir:

Deniz Ergi Özsoy: 1990’ların ortalarından sonlarına doğru olan süreçte şöyle kritik bir durum var Türkiye’de. EVRİM KARŞITLIĞI TÜRKİYE’DE ÇOK YÜKSELMEKTEYDİ. O ZAMAN BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI VARDI ŞİMDİ YARATILIŞ ATLASI GÖNDEREN KURULUŞ VAR YA. 1’er sayfalık broşürler bunların Türkiye’deki her yere fakslandığını düşünün. Bir tanesinde şöyle hiç unutmuyorum Doğu Anadolu’daki terörün ideolojisi Darwinizm’dir diye.

Müvekkilin ortaya koyduğu bilimsel deliller öylesine güçlüdür ki, ulaştığı her insana olumlu etki yapmış ve hayatını Darwinist ideolojiyi savunmaya adamış pek çok bilim adamı doğruyu görerek Evrim Teorisi’ni terk etmiştir. Yıllar boyunca dünya genelinde Hristiyan bilim adamlarının gerçekleştiremediği etkiyi, müvekkil, çok değerli kitapları ve çalışmaları ile gerçekleştirmiş, hatta bu durum, Avrupa Konseyi’nde ‘Evrim adına vahim bir tablo’ olarak gündeme getirilmiştir.

Lüksemburglu politikacı Anne Brasseur, Avrupa Konseyi’nde basın toplantısı sırasında, müvekkilin kaleme aldığı olduğu Yaratılış Atlası isimli kitabını kaldırıp gazetecilere göstermiş ve kitabın, Evrim Teorisi için ciddi bir tehdit olduğunu anlatarak endişelerini dile getirmiştir.

Lüksemburglu politikacı Anne Brasseur’ün konuya ilişkin açıklamalarını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://www.dailymotion.com/video/x183dio

Müvekkil Adnan Oktar’ın evrim karşıtı bilimsel çalışmaları karşısında yenilgiye uğramış olduklarını itiraf eden bir diğer bilim insanı ise -kendisini Darwinistlerin uluslararası lideri olarak gören- Richard Dawkins’tir:

Richard Dawkins: Modern Türkiye’nin büyük bir sorunu var. BU DİKKAT ÇEKİCİ BİR ŞEKİLDE BAŞARILI BİR YAZARDAN (MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I KASTEDİYOR) KAYNAKLANIYOR.
İsmini söylemeyeceğim. Reklam yapmak istemiyorum. Ama o bir kitap yazdı, yaratılışçı kitaplar (MÜVEKKİLİN YARATILIŞ ATLASI İSİMLİ KİTAP SERİSİNİ KASTEDİYOR). Kim bilir kaç dile çevirmişler ve bunlar ücretsiz bir şekilde bütün dünyadaki biyoloji öğretmenlerine her dilde ücretsiz dağıtıldı. Bir biyoloji departmanına giriyorsunuz, bir biyoloji öğretmeninin ofisine giriyorsunuz ve böyle kocaman kitaplar görüyorsunuz, Türkiye’den gönderilmişler. Kitaptaki resimler güzel bir şekilde resmedilmişler. Sol tarafta bir fosil var ve sağ tarafta da modern bir hayvan var. Her durumda şunu söylüyor, “Bu fosile bakın ve modern hayvana bakın. Gördüğünüz gibi bunlar aynı, bu yüzden evrim yaşanmamıştır.

Evrim savunucusu önde gelen bilim insanlarının bizzat kendi ağızlarından yaptıkları itiraflar da göstermektedir ki: Müvekkil Adnan Oktar, Evrim Teorisi’nin 1800’lü yıllardan bu yana devam eden diktasını, TAM ANLAMIYLA ORTADAN KALDIRMIŞTIR. O vakte kadar, din adamları dahi, Allah’ın varlığına karşı geliştirilmiş olan bu teoriye bir cevap veremezken, müvekkil, bu konuda en kesin, en net ve en doğru bilimsel cevabı vermiştir.

“Hz. İbrahim’in putları paramparça etmesi gibi müvekkil Adnan Oktar da bu yüzyılın en büyük putu olan Evrim Teorisi’ni dünya çapında paramparça etmiştir. Hz. Mehdi’nin talebesi olmaya azmetmiş ve ona zemin hazırlamak için ömrünü adamış salih bir mümin olarak Darwinizm’i ve materyalizmi tam anlamıyla susturmak müvekkil Adnan Oktar’a nasip olmuştur.

8. KURAN’DA EVRİM YOKTUR. ALLAH’IN “OL” EMRİ VARDIR

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, eğer Evrim Teorisi gerçekten bilimsel bir teori olsaydı, Kuran’da evrimle yaratılış gibi bir konu anlatılmış olsaydı müvekkil, “Allah canlıları yaratırken evrimi vesile kılmış” der, bunu kabul ederdi. Ancak bilim “Evrim yok” derken, Kuran’da bir tane bile evrimle yaratılışı işaret dahi eden ayet yokken, sırf 19. yüzyılda materyalizm ve ateizmin gelişmesiyle ortaya atılıp ideolojik kaygılarla da ayakta tutulan bir teoriyi kabul etmek dürüst bir tutum değildir.

Kuran’da evrim ya da aşama aşama yaratma gibi bir mantık veya anlatım kesinlikle yoktur. Yalnızca ALLAH’IN “OL” DEMESİ İLE TÜM CANLILARIN YOKTAN VAR EDİLDİKLERİ BİLDİRİLMEKTEDİR.

8.1. Darwinizm’i Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar, Meleklerin ve Cinlerin Yaratılışını Açıklayamazlar

Üstün güç sahibi olan Rabbimiz, dilediğini dilediği şekilde ve zamanda, örnek edinmeksizin yoktan var edendir. Allah bir şeyin olmasını dilediğinde, ona sadece “Olmasını” emreder:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

“Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ONA YALNIZCA “OL” DEMEKTEN İBARETTİR; O DA HEMEN OLUVERİR.” (Nahl Suresi, 40)

Allah her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Dolayısıyla Allah’ın yaratması için hiçbir sebebe, araca, aşamaya ihtiyaç yoktur. Dünyada her şeyin belli sebeplere, doğa kanunlarına bağlı olması kimseyi yanıltmamalıdır. Allah, tüm bu sebeplerin Yaratıcısı olarak bunlardan tamamen münezzehtir.

Ancak bu gerçekleri gereği gibi düşünmeyenler, çeşitli yanılgılara kapılabilirler. Kendilerince Darwinizm’le İslam arasında bir uzlaşma oluşturmaya çalışanlar da bu düşünme eksikliği nedeniyle yanılmaktadırlar. Allah’ın üstün yaratma gücünü, yaratma sanatındaki mükemmelliği takdir edemedikleri için sözde “İslami evrim” gibi olmadık yorumlarda bulunmaktadırlar. İnsanın evrimle gelişim gösterdiğini iddia eden bu kişilere, meleklerin ve cinlerin nasıl yaratıldığı sorulduğunda ise cevapları “Allah yoktan yarattı” olacaktır. Cinleri ve melekleri Allah’ın yarattığını bilip kabul eden bu kişilerin, Allah’ın, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu düşünememeleri, bunu akledememeleri oldukça vahimdir. Meleği “Ol” emri ile bir kerede yaratan Yüce Rabbimiz’in, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu görememeleri çok şaşırtıcı bir durumdur.

Allah Kuran’da cinlerin, insanlardan farklı olarak, ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir:

“İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cann’ı (cinni) da ‘yalın-dumansız bir ateşten’ yarattı.” (Rahman Suresi, 14-15)

Kuran’da haber verildiği gibi, meleklerin yaratılışı da insanın yaratılışından çok farklıdır. Ayette meleklerin yaratılışı şöyle bildirilmektedir:

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah’ındır; O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.” (Fatır Suresi, 1)

Ayette yer alan ifadeden açıkça anlaşıldığı üzere melekler görünüm olarak da insanlardan çok farklıdırlar. Ayrıca Kuran’da hem meleklerin hem de cinlerin insanlardan önce yaratıldığı haber verilmektedir. Allah ilk insan olan Hz. Adem’i yaratacağı zaman, önceden yaratmış olduğu meleklere ve bir cin olan İblis’e Hz. Adem’e secde etmelerini emretmiştir. Ayette şöyle bildirilmektedir:

“Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.” (Kehf Suresi, 50)

Allah için yaratmak çok kolaydır. Rabbimiz hiçbir sebep olmadan yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl farklı yapılarda, şekillerde ve boyutlarda yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan, ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir. Aynı durum hayvanlar ve bitkiler gibi diğer canlılar için de geçerlidir. Kuran’da bildirilen açık gerçek şudur: Allah bu canlıların hiçbirini evrimleştirmeden, yani türleri başka türlere dönüştürmeden bir anda yoktan var etmiştir.

8.2. Evrimi Savunan Müslümanlar, Hz. Musa’nın Asasının Yılana Dönüşmesini, Hz. İsa’nın Üflediği Çamurun Kuş Olup Uçmasını Açıklayamazlar

Kuran’da Hz. Musa’nın elindeki asayı yere attığında, Allah’ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında cansız bir ağaç dalı canlı bir yılana dönüşmekte, eline aldığında yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmektedir, sonra tekrar yere attığında yine can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra ölmekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylece Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış’ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

“Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ). Dedi ki: “Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” (Taha Suresi, 20-21)

“Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.” (Taha Suresi, 69)

“Asanı bırak;” (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.” (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah’ın yaratmasıyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, diğer şahısların ortaya koyduklarını yutan, yani sindirim sistemi de olan tamamen canlı bir varlığa dönüşmektedir. Böylece Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, sadece Allah’ın dilemesiyle, yani “Ol” emriyle can bulmaktadır. Allah’ın Hz. Musa’ya lütfettiği bu mucize, eski Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa’nın karşısında olan insanlar dahi hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah’a iman etmişlerdir.

Hz. İsa da putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş, doğruyu ve hakkı anlatmış, ama o da asıl olarak ilk önce Yaratılış’ı ispat etmiştir. Kuran’da Hz. İsa’nın da çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptığı, sonra buna üflediğinde, Allah’ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı haber verilmiştir:

“Allah şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İZNİMLE ÇAMURDAN KUŞ BİÇİMİNDE (BİR ŞEYİ) OLUŞTURUYORDUN DA (YİNE) İZNİMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BİR KUŞ OLUVERİYORDU…” (Maide Suresi, 110)

Bu kuş hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah’ın dilemesi ve mucizesiyle can bulmaktadır. Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah’ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, Allah’ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermektedir.

Kendilerince İslam’la evrimi bağdaştırmaya çalışanların ise Rabbimiz’in bu mucizelerini açıklayabilmeleri mümkün değildir.

8.3. Cennet ve cehennemde de evrimle yaratılış yoktur

Allah, insanlar ve diğer canlılar gibi, cennet ve cehennemdeki tüm varlıkları da yoktan yaratmıştır, evrimle yaratmamıştır. Ayetlerde bildirilen cehennem bekçileri, zebaniler ve cennetteki huriler Allah’ın hiçbir sebep olmaksızın yoktan var ettiği varlıklardır. Allah cennetteki tüm detayları; yüksek köşkleri, güzel ağaçları, yiyecekleri, meyveleri, hayvanları ve sonsuz nimetleri herhangi bir evrim süreci olmadan, bir anda, yoktan yaratmıştır. Allah dilediğini, dilediği şekilde ve zamanda, örneksiz olarak yaratan, yoktan var edendir.

9. MUSTAFA İSLAMOĞLU’NUN MUTEBER GÖSTERMEYE ÇALIŞTIĞI İBNİ MİSKEVEYH, TÜRKLERİ “HAYVAN” OLARAK GÖREN BİR SÖZDE ALİMDİR

Mustafa İslamoğlu yapmış olduğu YouTube yayınında güya geçmişte yaşamış bazı Müslüman alimlerin de evrimi savunduklarından bahsetmiş ve bu kimseler arasında İbn-i Miskeveyh’in ismini de saymıştır.

İbni Miskeveyh’in evrimi savunan sözleri daha önce de bazı çevreler tarafından gündem yapılmış, “ATAMIZ HURMA” manşetleri atılarak Müslümanların Evrim Teorisi’ne boyun eğmesi için girişimlerde bulunulmuştur. Müvekkil Adnan Oktar o zaman bu beyhude çabaya hızla gereken ilmi cevabı vermiş ve konu kapanmıştır. Ancak görünen o ki, şimdi müvekkil Adnan Oktar’ın cezaevinde olmasını yanlış yorumlayarak ortalığı boş sananlar yeniden bir deneme yapmaktadır.

Mustafa İslamoğlu’nun çok muteber bir isimmiş gibi Evrim Teorisi’nin savunucusu bir İslam alimi olarak sunduğu İbni Miskeveyh samimi bir İslam alimi değil, Sümerler ve Firavun döneminden bu yana putperest bir din olan evrimi savunan bir pagandır. İbni Miskeveyh’in Allah’ın “Ol” emriyle tüm canlıları yarattığını inkar ederek, insanların hurmadan türeyerek var olduğunu öne sürmesi de bu pagan inancının neticesidir.

Öncelikle, tüm diğer canlılar gibi bitkiler de milyonlarca yıl boyunca değişmemiş, aynı kalmışlardır. İlk bitki fosilleri Karbonifer dönemine yani günümüzden yaklaşık 350 milyon yıl öncesine aittir. Ve bu döneme ait bitkiler günümüzdekilerle AYNIDIR. İbn Miskeveyh’in insanlığın atası olduğunu iddia ettiği HURMA YAPRAĞININ İSE, KRATESE DÖNEMİNE (146-65 MİLYON YIL ÖNCE) AİT FOSİLİ BULUNMAKTADIR.

Bitki, yaklaşık 140 milyon yıl boyunca HİÇBİR DEĞİŞİME UĞRAMAMIŞTIR. Zamanla kolları bacakları gelişmemiş, insana dönüşmemiştir.

Tek bir tane bile ARA FOSİL OLMAMASINA ve canlıların DEĞİŞMEMİŞ oldukları tam 450 MİLYON FOSİL İLE KANITLANMIŞ olmasına rağmen böyle iddiaların çeşitli şekillerde gündeme getirilmesi Darwinistlerin 150 yıldır sürdürdükleri oyunun bir parçasıdır. Ama artık insanlarımız BU OYUNA GELMEMEKTEDİRLER.

İbn Miskeveyh’in İslam’la hiçbir şekilde bağdaşmayan bir inanca sahip olduğunu gösteren fikirlerinden biri de Türkleri ve zencileri aşağı birer maymun ırkı olarak görmesi ve necip Türk Milleti’nin asil üstünlüğünü ayaklar altına almaya yeltenerek TÜRKLERİ KENDİ CAHİL AKLINCA “HAYVANLIĞIN SON MERTEBESİ” OLARAK nitelemesidir:

“…Nihayet nefsin onun üzerindeki etkisi güçlenince anlama ve ayırt etme güçleri sayesinde verilen eğitimi de alır. İnsanlık mertebesine oldukça yakın olan bu mertebe behimiyet (hayvan olma durumu) mertebesidir. Kuzey ve güneyde yeryüzünün en en uzak meskun bölgesinde ve onun civarında bulunan TÜRK ve ZENCİLER böyledir. ONLAR İLE ANLATTIĞIMIZ HAYVANLIĞIN SON MERTEBESİ ARASINDA BÜYÜK BİR FARK YOKTUR. Onlar yararlarına olan pek çok şeyi ANLAYACAK DURUMDA DEĞİLLERDİR. Kendileri hikmet ortaya koyamadıkları gibi komşu milletlerdekini de kabul etmezler. Bu yüzden DURUMLARI ÇOK KÖTÜ VE YAŞAMA DÜZEYLERİ DÜŞÜKTÜR. Gıpta edilecek bir şeyleri olmadığı gibi HAYVANLARIN KULLANILDIĞI İŞ ALANLARINDA KÖLE GİBİ KULLANILMAKTAN BAŞKA BİR İŞE DE YARAMAZLAR…”

Bu sözler, hamiyetperver ve asil Türk Milleti’ne yöneltilmiş son derece çirkin sözlerdir. Mustafa İslamoğlu gibi bazı şahısların övüp, fikirlerine değer verdiğini söyledikleri bu şahıs, necip Türk Milleti’ni -büyük bir cehaletle- hayvanlardan farksız görmektedir. 600 yıl boyunca 3 kıtaya hakim olmuş kadirşinas Türk Milleti’ni, “hayvanların kullanıldığı iş alanlarında kullanılacak birer köle” olarak nitelendirecek kadar ileri gitmektedir (Milletimizi tenzih ederiz.). Türk Milleti’nin asaleti ve üstünlüğü ortadadır. Milletimize aşağılık ırk, köle diyen, zencileri insandan görmeyen bu zihniyet Firavun devrinin pagan inancından kalmadır. İngiliz derin devletinin etkisiyle gelişen bu çarpık mantık, Darwinizm fikrinin temelini oluşturmuştur. Nitekim aynı mantıktaki Darwin de, Türk Milleti’ne “aşağı ırk” yakıştırması yapmaktan çekinmemiştir:

“Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİĞİNDE, Avrupa milletleri nasıl risk altında kalmıştı, bugün Avrupa’nın TÜRKLER TARAFINDAN İŞGALİ bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdaki AŞAĞI IRKLARIN medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum.” (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286)

Bazı kimselerin “alim” diyerek saygı duydukları, fikirlerine değer verdikleri kişiler, işte bu kişilerdir. Hal böyleyken bütün bunları görmezden gelmek ve hiç araştırmadan körü körüne fikirlerine değer vermek son derece tehlikelidir. Her “alim” diye nitelendirilmiş kişinin her fikrine değer verilecek, doğru kabul edilecek diye bir kaide yoktur. Elbette gerçek alimler, mürşidler ve salihler bundan müstesnadır.

Şeytanın etkisindeki pek çok kişi, ortaya attıkları fikirlerle tarihe adlarını yazdırmış ama insanlığa hep zulüm getirmişlerdir. Marks, Lenin, Stalin bunların hepsi sözde alimdir. Terörist liderlerin de bir kısmı alim derecesinde bilgiye sahiptirler. Eğer her kendine alim denilenin tüm fikirlerine değer verilecek diye bir kural varsa, bu durumda bu kişilerin de zulmü, şiddeti, bencilliği, acımasızlığı, anarşi ve katliamı savunan fikirlerinin değer görmesi gerekir ki böyle bir şey akıl dışıdır. Bir insan, ancak VİCDANLI, MERHAMETLİ, DÜRÜST VE ADİL DAVRANIYORSA, MÜSLÜMANCA YAŞIYOR VE MÜSLÜMANCA KONUŞUYORSA ALİMDİR. İnsanlara karşı nefret doluysa, İNSANLARIN BİR KISMINI MAYMUN OLARAK GÖRECEK KADAR FAŞİST VE IRKÇI GÖRÜŞTEYSE, böyle bir insana alim denilemeyeceği aşikardır.

SONUÇ OLARAK;

Bilim evrimin geçersizliğini ortaya koymuştur. Müvekkil Adnan Oktar’ın bu gerçeği gösteren eserleri ve bu eserlerden hazırlanan belgeseller, konferanslar, sergilerle halkımız tam anlamıyla bilinçlenmiş, gerçeği görmüştür. Güneş bir kere doğmuştur, bazı kimseler kendilerince propagandalarla ve masallarla Güneş’in doğduğunu saklamak isteseler de, bu doğuşu örtmeleri mümkün değildir. Halkımız düzenlenen sergilerin yanı sıra restoranlarda, eczanelerde, alışveriş merkezlerinde dahi fosilleri kendi gözleriyle görüp incelemiş, evrimin yaşanmadığına bizzat tanıklık etmiştir.

Bundan sonra Darwinistler istedikleri hikayeleri anlatsınlar, istedikleri kadar yalana, hurafelere dayalı propaganda yapsınlar, istedikleri kadar baskı oluşturmaya çalışsınlar, evrimi ayakta tutmaları mümkün değildir. EVRİM ÇÖKMÜŞTÜR, DARWINİZM ÖLMÜŞTÜR. Son bir gayretle Darwinizm’i diriltmeye çalışanların yapması gereken, boşa çırpınışları, beyhude çabaları bir yana bırakıp, akılcı ve mantıklı davranıp, bilimsel verileri gözardı etmeyip, Darwinizm’in yok olduğunu kabul etmeleridir.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 29.03.2026


1 Nature, “Darwin’s Death in South Kensington”, Şubat 26, 1981, cilt 289, s. 735. Darwin on Trial, Phillip E. Johnson, InterVarsity Press, 1991, s. 138

2 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir