Müvekkil Adnan Oktar’dan Aydın Haber24 Sitesine Tekziptir

By gundem
12 Min Read

‘FAZLADAN BİRKAÇ KİŞİ DAHA YAZILARINI OKUSUN’ DİYE GERÇEK DIŞI İTHAM VE YAKIŞIKSIZ BENZETMELERDE BULUNMAK YAKIŞIK ALMAMAKTADIR

Son dönemde sırf tanınmak, adını duyurmak, daha çok kişi tarafından okunup izlenmek ya da takip edilmek amacıyla -konuyla hiçbir alakası olmasa da- haber ve paylaşımlarında müvekkil Adnan Oktar’ın ismini kullanan kimselere sıklıkla rastlamaktayız. Geçtiğimiz günlerde Aydın Haber24 isimli yerel bir internet haber sitesinde Servet Töz imzasıyla yayınlanan bir haber de konunun tipik bir örneği olması bakımından dikkat çekicidir.

Haberin konusu normalde CHP’den AK Partiye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Özlem Çerçioğlu ile dönemin AK Parti Kadın Kolları Başkanı -şu an Aydın Milletvekili- Sn. Seda Sarıbaş arasında geçmişte yaşanmış siyasi bir tartışmayla ilgilidir. Ancak yazıyı kaleme alan Servet Töz, normalde en fazla 15-20 kişi tarafından okunan yazılarının daha fazla okunmasını sağlamak ümidiyle olsa gerek, zorlama bir bağlantıyla müvekkilin ismini de yazısında kullanmıştır. Bunu yaparken de gerçekle hiç ilgisi olmayan yorumlarla kamuoyunu yanıltmıştır.

Servet Töz’ün iddiasına göre: geçmişte A9 TV’de yayınlanan bir programda müvekkil, Türkiye güzeli Seda Sarıbaş’ın Ak Partiye katılması ile ilgili bir haber okunması üzerine “Çok güzel olmuş. Parlamentoda güzel ve bakımlı hanımlar olmalı” şeklinde bir açıklama yapmış; Sn. Seda Sarıbaş da güya müvekkilin bu sözlerle verdiği desteğin ardından AK Parti Milletvekili seçilebilmiştir.

Aydın Ak Parti Milletvekili Sayın Seda Sarıbaş, Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte

Müvekkil Adnan Oktar’ı uzaktan veya yakından tanıyan, eserlerini okuyan, röportajlarını izleyen hemen herkes, müvekkilin kadınlara ne kadar çok değer verdiğini; sadece siyasette değil sanatta, sporda, bilimde, edebiyatta, iş dünyasında kısacası hayatın her alanında kadınların daha fazla yer almasını, daha aktif olmasını isteyen ve destekleyen bir insan olduğunu zaten bilmektedirAynı şekilde müvekkilin her zaman kadınların güzel, alımlı ve bakımlı olmalarını desteklediği de bilinen bir gerçektir.

Dolayısıyla müvekkil Adnan Oktar’ın kadınların başarısını veya iyiliğini konu alan güzel bir haber olduğunda bunu övüp, tebrik etmesi, güzel temennilerde bulunması ilk kez duyulan, şaşılacak, hayret edilecek ya da garipsenecek bir durum değildir. Gazeteci Servet Töz’ün bu durumu zorlama bir bağlantı kurma çabasıyla yazısında sanki olağandışı bir durummuş gibi göstermeye çalışması ise, kanaatimizce yazdığı haber sırf ilgi çeksin, birkaç kişi tarafından daha okunsun amacıyladır.

Bununla birlikte Servet Töz’ün müvekkil ve arkadaşları hakkında yazısında kullandığı gerçek dışı ithamlar ile yersiz ve yakışıksız benzetmelere ilişkin cevaplarımız ise şöyledir:

1. SUÇ ÖRGÜTÜ DEĞİL, SEVGİ BİRLİĞİ VARDIR

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının uzun yıllardır bir arada olmalarında şaşılacak veya akla yatmayacak bir durum yoktur. Müvekkilin “Harun Yahya” mahlası ile kaleme aldığı eserlerinde de anlattığı gibi, Allah sevgisinden kaynaklanan sevgi anlayışını bilen ve kavrayan her insan HAYATINI ÇOK SEVDİĞİ, GÜVENDİĞİ ve KENDİSİNE AHLAKEN VE FİKREN YAKIN HİSSETTİĞİ KİŞİLERLE BİRLİKTE GEÇİRMEK İSTER. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yaşam tarzlarının ve bir arada bulunmalarının temelinde, Allah sevgisi ve bu sevgiden kaynaklanan birbirlerine karşı duydukları saygı dolu bir sevgi ve bağlılık yatmaktadır.

Hayatlarını İslam dininin, Kur’an ahlakının düsturlarına göre yaşamaya niyetli tüm samimi Müslümanlar gibi müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları da DİNDAR BİR ARKADAŞ GRUBU OLARAK BİRARADA OLMAKTAN MEMNUNİYET DUYAN İNSANLARDIR. BU İSTEKLERİ VE YAŞAMLARININ KANUNLARA AYKIRI HİÇBİR YÖNÜ BULUNMAMAKTADIR. TAM TERSİNE HER İNSANIN İNANCINA GÖRE YAŞAMASI EVRENSEL VE ANAYASAL TEMEL BİR HAKTIR.

Kaldı ki bu durum sadece müvekkil ve arkadaşlarına has bir talep veya uygulama da değildir. Türkiye’deki ve hatta dünyadaki bütün dindar arkadaş grupları, cemiyetler, cemaatler benzer şekilde birlikte ibadet eder, dayanışma içinde olur, birlikte çaba gösterir, birlikte faaliyet yaparlar VE BU DURUM ONLARI HİÇBİR ŞEKİLDE SUÇ ÖRGÜTÜ YAPMAZ.

Eğer ki müvekkil ve arkadaşlarına yapıldığı gibi bir arada olmaktan memnuniyet duyan, severek ve isteyerek aynı amaç birliği içinde hareket eden insanlara yersiz ve yakışıksız şekilde suç örgütü ithamı yapılırsa bu durumda ülkemizde hiçbir STK, Vakıf, Dernek, Siyasi Parti hatta ticari örgütlenmelerin dahi faaliyet göstermesi mümkün olmayacaktır.

2. CASUSLUK SUÇLAMASI BAŞTAN BERİ ÇİRKİN BİR İFTİRADIR VE YARGILAMA BERAATLE SONUÇLANMIŞTIR

“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, sadece kamuoyunda infial oluşturabilmek için dosyaya eklenmiş, psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK TARAFINDAN ‘HİÇBİR DELİL VE DAYANAK OLMADAN’ SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇILMIŞTIR.

MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.” denilmiştir. (Aşağıda)

Ayrıca DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 01.06.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISINDA DA:

“… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla “ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”

“Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.” denilmektedir. (Aşağıda)

YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ ve BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:

3. CİNSEL İSTİSMARA YA DA SALDIRIYA UĞRAYAN TEK BİR TANE KADIN VEYA KIZ ÇOCUĞU YOKTUR.

Adnan Oktar davası dosyasında tek bir tane bile doğal müşteki genç kız veya kadın yoktur.  Aksine hapse atılmakla tehdit edilip korkutularak zorla şikayetçi yapılmış genç kız ve kadınlar vardır. Zorla şikayetçi oluşturmak için özel yöntemler uygulanmıştır, örneğin;

  • Bazı genç kızlar hakkında -yasaya aykırı şekilde- önce yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak ifadeye çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadın ve kızların önüne yurt dışı çıkış yasaklarına dair kararlar konulmuş, sonrasında da -duruşma tutanaklarında örneği görüleceği gibi- “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
  • 100’den fazla müştekinin hiçbirisinin ifadesine avukat alınmamış, hiçbirisinin ifadesinde kamera kaydı açılmamıştır. Alınan ifadelerde müştekilerin söylemediği şeylerin sanki söylemişler gibi ifadelere ilave edildiği, bizzat bu müştekiler tarafından tespit edilmiştir. Hatta bazı sözde mağdur ifadelerinin altındaki imzanın kendilerine ait olmadığı dahi ortaya çıkmıştır.
  • Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. Kadınların ezberletilmiş hayali olaylarla “renklendirilmiş” ifadeleri, hem kendilerinin farklı tarihlerdeki ifadeleriyle hem de diğer müştekilerin ifadeleriyle çelişmektedir.
  • İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
  • Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU YOKTUR. Soruşturmanın başlangıcında -her cinsel saldırı davasında zaruri olduğu üzere- birkaç tane genç kız Adli Tıp Kurumu’na muayeneye gönderilmiş, ancak raporlarda herhangi bir cinsel saldırı, tecavüz veya taciz tespit edilmediği görülünce lehe delil oluşturmamak için birdenbire sözde mağdur kızların Adli Tıp Kurumu’na sevkleri aniden durdurulmuştur.
  • Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur.
  • Örneğin SMC isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, davanın dayanağı yapılan güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
  • Sözde tecavüz mağduru kadınlardan bir diğeri ise, sözde tecavüzcüsü tutuklandıktan sonra cezaevinde onu ziyarete gitmiş, sarılarak fotoğraflar çektirmiş, sözde tecavüzcüsüne defalarca aşk ve özlem dolu mektuplar yazmıştır. Hiçbir kadının kendini sözde sistemli tecavüz düzeninin parçası haline getiren birine böyle bir aşk beslemeyeceği açıktır.
  • Müşteki kadınlarla suç isnat ettikleri sanıkların bazılarının yan yana dahi gelmedikleri görülmektedir. Dosyaya giren HTS kayıtları ve baz çakışması tabloları, müştekilerin senaryolarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Müşteki kadınların güya tecavüze uğradıklarını iddia ettiği sanıkların o tarihlerde yurt dışında olduklarını pasaport kayıtlarıyla ispatlamalarına rağmen yine de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmışlardır.
  • Benzer şekilde, iddia edilen tarihte çok ağır ameliyat geçirmiş, kanser tedavisi kapsamında hastanede kemoterapi gören bir sanık bile zorla cinsel saldırı suçu işlediği iddiasıyla hapsedilmiştir.
  • Dava dosyasındaki iddialara konu sözde tecavüz eylemleri sırasında ise hiçbir sözde mağdur saldırıyı çevreye duyurmak için bağırmamış, sözde olaylar sırasında birçok ailenin yaşadığı apartmanlarda, güvenlikli sitelerde olmalarına rağmen yardım istememişkaçma girişiminde bulunmamıştır. Hayali cinsel saldırılardan veya tacizlerden sonra geceyi sözde saldırganlarla birlikte geçirdiğini beyan eden, hatta sözde tecavüze uğradığı aynı evlere defalarca gitmeye devam ettiğini söyleyen birçok şikayetçi vardır.
  • Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı yoktur. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
  • Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar” kurgusunu da “kandırılmış kadınlar” kurgusunu da tamamen yıkmıştır.

Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI İSPATLANMIŞTIR.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 15.03.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir