Müslüman Haksızlık Karşısında Sessiz Kalamaz

By gundem
27 Min Read

KONU : Müvekkil Adnan Oktar’ın; Müslümanların, yapılan zulüm ve haksızlıklar karşısında birbirlerine destek olmalarının ve adalet için çaba göstermelerinin Kuran’da emredildiğinin, bu konuda duyarsız kalmanın ise Allah Katında sorumluluk doğuracak bir vebal olabileceğinin; ayrıca Peygamberimiz (sav) döneminde benzer bir haksızlık yaşanmış olsaydı, O’nun iman edenlere nasıl sahip çıkacağı gerçeği üzerinden, birlik olmanın ve hakkı savunmanın gerekliliğinin Kuran ayetleri ve hadisler doğrultusunda ortaya konulmasıdır.

AÇIKLAMALAR :

Müvekkil Müslümanların haksızlıklar karşısında birlik içinde hareket etmeleri, birbirlerine destek olmaları ve Allah’ın emrettiği üzere adaletin sağlanması için çaba harcamaları gerektiğine ilişkin olarak aşağıdaki önemli hususları Sayın Mahkemenin dikkatine sunmaktadır:

DUYARSIZLIK VE VİCDANİ SORUMLULUĞUN İHMALİ

Günümüzde dünya çapında pek çok yerde savaşlar, çatışmalar, insan hakları ihlalleri ve toplumsal krizler yaşanırken; bazı Müslümanlar, diğer Müslümanlara yönelik zulüm, haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında KAYITSIZ KALMAKTADIR.

Bu tür durumları sıradanlaştırmakta, HERHANGİ BİR SORUMLULUK HİSSİ TAŞIMADAN HAYATLARINA DEVAM EDEBİLMEKTEDİRLER. Örneğin bir yerde Müslümanlara yönelik bir haksızlık haberi gördüklerinde bazen sadece kısa süreli bir üzüntü hissedip – bazen de üzerinde hiç düşünmeye bile gerek duymaksızın– hemen günlük hayatlarına dönmekte, sosyal medyada birkaç dakika vakit geçirip KONUYU UNUTABİLMEKTE, kendi hayat konforlarını bozmamak adına konuyla İLGİLENMEKTEN ve derinlemesine DÜŞÜNMEKTEN KAÇINABİLMEKTEDİRLER.

Herhangi bir vicdan rahatsızlığı duymadan yaşamlarına devam edebilmekte; alışverişlerine, gezmelerine, eğlencelerine gidip kendi yerleşik düzenlerini aynı şekilde sürdürürken, yaşanan acıları kendi hayatlarından tamamen ayrı; ONLARI HİÇ İLGİLENDİRMEYEN BİR KONU GİBİ GÖREREK “Zaten benim yapabileceğim bir şey yok” düşüncesiyle kendilerini rahatlatabilmektedirler.

Zaman zaman yapılan sembolik etkinliklere katılmayı ya da konuyla ilgili yüzeysel bir yorum yapıp geçmeyi yeterli görmekte; bu katılımı vicdan rahatlatmanın bir yolu olarak görüp sonrasında herhangi bir sorgulama yapmadan “alıştıkları ve düzenlerinin bozulmasını istemedikleri hayatlarına” geri dönmektedirler. Örneğin bir yürüyüşe katılıp birkaç slogan attıktan sonra görevlerini yerine getirmiş gibi hissedebilmekte, sonrasında günlük rutinlerine dönerek yaşanan HAKSIZLIKLARI TAMAMEN UNUTMAKTA ve bir daha da konuyla İLGİLENME GEREĞİ DUYMAMAKTADIRLAR.

Hatta bu tür etkinlikleri çoğu zaman BİR SOSYAL AKTİVİTEYE DÖNÜŞTÜRMEKTE; birlikte gidip yemek yemek, sohbet etmek, kısa süreli bir katılım göstermek ve yorulunca ayrılmak gibi davranışlarla, konunun önemini ve sorumluluğunu hissetmeden İLGİSİZ BİR TAVIRLA bu etkinliği tamamlamaktadırlar.

Bu durum ise, yaşanan zulüm ve haksızlıkların gerçek boyutunu kalpte hissetmemeye, VİCDANIN KÖRELMESİNE ve kişinin Allah Katında kendisine yüklenmiş olan sorumluluğunu fark edememesine neden olmaktadır.

Örneğin; Allah “müminler birbirlerinin velileridir” (Tevbe Suresi, 71) buyurmasına rağmen, bu temel hüküm çoğu zaman dikkate alınmamakta;

Müslümanların birbirine sahip çıkması gibi ASIL FARZ OLAN SORUMLULUKLAR İHMAL EDİLMEKTE VE ÖNEMLİ GÖRÜLMEMEKTEDİR.

Buna karşılık evlenmek, sakal bırakmak gibi Peygamberimiz (sav)’in sünnetinin uygulanması konularında ise abartılı hassasiyet gösterilmektedir.

BİR DİĞER YANLIŞ TUTUM: HAKSIZLIĞA SEVİNME VE MEŞRULAŞTIRMA

Bununla birlikte, bazı Müslümanların da yalnızca KAYITSIZ KALMAKLA YETİNMEYİP, yapılan HAKSIZLIK VE ZULÜMLERİ MEŞRULAŞTIRDIĞI hatta BUNDAN MEMNUNİYET DUYDUĞU da görülmektedir.

Bu kişiler, maruz kalınan haksızlıkları “iyi oldu”, “hak etmişlerdir”, “eğer suçsuz olsalardı başlarına gelmezdi”, “demek ki bir sebebi var” gibi yüzeysel ve vicdani temelden uzak ifadelerle açıklamakta; HİÇBİR ARAŞTIRMA YAPMADAN, DELİL ARAMADAN, yalnızca kendi ÖNYARGILARINA veya KULAKTAN DOLMA BİLGİLERE DAYANARAK hüküm verebilmektedirler. Hatta yalnızca yaşam tarzları veya dış görünümleri sebebiyle bazı kişilere yapılan haksızlıkların meşru görülebildiği de dikkat çekmektedir.

Bu yaklaşım, zulmü ortadan kaldırmak bir yana, ZULMÜ DESTEKLEYEN ve GÜÇLENDİREN BİR ZİHNİYETE dönüşmektedir. Çünkü bir HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAK bir eksiklik iken, O HAKSIZLIĞI HAKLI GÖSTERMEK DOĞRUDAN O ZULMÜN PARÇASI HALİNE GELMEK anlamına gelmektedir.

Oysa Allah bir Kuran ayetinde bu tavrın yanlışlığını şöyle bildirmiştir:

“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur…” (Hûd Suresi, 113)

Ayrıca Kuran’da, zanla hareket etmenin ve araştırmadan hüküm vermenin yanlışlığı da açıkça belirtilmiştir:

“Ey iman edenler! ZANNIN ÇOĞUNDAN KAÇININ. Çünkü zannın bir kısmı günahtır…” (Hucurat Suresi, 12)

Dolayısıyla bir Müslümanın, HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞI BİR KONUDA BAŞKALARINI SUÇLAMASI, onları haklı görmeyip aksine başlarına gelen zulmü meşru kabul etmesi; HEM ADALET ANLAYIŞIYLA HEM DE İSLAM AHLAKIYLA BAĞDAŞMAMAKTADIR.

Bu tür bir yaklaşım, vicdanın zayıflamasına, merhametin azalmasına, dayanışmanın ve iman edenlerin kardeşlik ve birlik ahlakının tamamen ortadan kalkmasına neden olmaktadır. Oysa MÜSLÜMAN, ZULÜM KARŞISINDA TARAFSIZ DEĞİL; ADALETİN VE MAZLUMUN YANINDA OLMAKLA YÜKÜMLÜDÜR.

İFFETLİ MÜSLÜMAN KADINLARA YÖNELİK İFTİRALAR VE SESSİZLİK

Özellikle iffetli Müslüman kadınlara yönelik ağır itham ve isnatların gündeme geldiği durumlarda, Allah Kuran’da bu konuda çok açık ve bağlayıcı bir hüküm getirmiştir:

“İffetli kadınlara zina isnadında bulunup da sonra dört şahit getiremeyenlere…” (Nur Suresi, 4)

Kuran’ın bu açık hükmüne rağmen, iffetli, dindar ve tertemiz Müslüman kadınlara yönelik ağır ithamlar ortaya atıldığı halde, bu iddiaları ispatlayacak HİÇBİR DELİL VE ŞAHİT ORTAYA KONULMAMIŞ; buna rağmen bazı Müslümanlar bu iftiralar karşısında Allah’ın emrini dikkate alarak bu kadınları SAVUNMAMIŞ; bunun yerine SESSİZ KALMIŞ, hatta kimi zaman BU İFTİRALARA KATILAN veya DESTEKLEYEN ifadeler kullananlar olmuştur.

Kuran’da bu konuda bir diğer açık hüküm ise şu şekildedir:

“Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: ‘BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ BİR İFTİRADIR’ DEMELERİ GEREKMEZ MİYDİ?” (Nur Suresi, 12)

Bu ayet açıkça göstermektedir ki; BİR İFTİRA DUYULDUĞUNDA MÜSLÜMANIN YAPMASI GEREKEN;

BUNA İNANMAK VEYA SESSİZ KALMAK DEĞİL,

AÇIKÇA BUNUN BİR İFTİRA OLDUĞUNU İFADE ETMEK ve İFTİRAYA UĞRAYAN MÜMİNLERİ SAVUNMAKTIR. Buna rağmen kimi insanların bu açık Kuran hükmüne uygun davranmadığı görülmektedir.

DAHA DA DİKKAT ÇEKİCİ OLAN İSE,

BU AÇIK FARZ HÜKÜM BİLE BİLE GÖZARDI EDİLİRKEN, bazı kişilerin yalnızca PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’E SALAVAT GETİRMEYİ YETERLİ GÖRMELERİ ve bu şekilde vicdani sorumluluklarını yerine getirdiklerini düşünmeleridir.

Oysa Peygamberimize (sav) salavat getirmek elbette çok değerli bir ibadet olmakla birlikte;

ALLAH’IN AÇIK BİR FARZ HÜKMÜNÜ YERİNE GETİRMEDEN BUNUNLA YETİNMEK, İSLAM AHLAKI İLE ASLA BAĞDAŞMAMAKTADIR.

DOLAYISIYLA İFTİRAYA UĞRAYAN MÜSLÜMANLARI SAVUNMAK, DELİL ARAMAK VE HAKİKATIN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN ÇABA GÖSTERMEK; BİR TERCİH DEĞİL, DOĞRUDAN KURAN’DA EMREDİLEN BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR.

HİÇBİR SUÇLARI OLMADIĞI HALDE 8 YILDAN BU YANA HALEN CEZAEVİNDE TUTULAN GENÇ KADINLAR

Hiçbir suçu olmadığı halde, bu dosya kapsamında yargılanıp MASUM OLDUKLARI HALDE 8 yıldır cezaevinde bulunan genç kadınlar, bu İFTİRA VE ZAN ortamının en somut mağdurlarıdır.

Bu kişilerin her birine ayrı ayrı verilen cezaların toplamı 8658 YIL olup, VİCDANLARI DERİNDEN YARALAYAN, İZAHI MÜMKÜN OLMAYAN VE KABUL EDİLEBİLİR SINIRLARIN ÇOK ÖTESİNDE, AKILALMAZ BİR AĞIRLIKTADIR. Bu rakam yaklaşık olarak 365 KEZ MÜEBBET HAPİS CEZASINA DENK GELMEKTEDİR. Bu denli ağır cezaların, birçok ağır suçtan hatta seri katillere verilen cezalardan dahi daha yüksek olması, durumun vahametini açıkça ortaya koymaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
MERVE BÜYÜKBAYRAK

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaşlarından olan Merve Büyükbayrak, dünyaca tanınmış bir markanın çok uzun yıllar boyunca Türkiye temsilciliğini üstlenen; aynı zamanda ülkemizin en büyük tül ve tekstil üretim fabrikalarından birinin sahibi olan ve yıllarca vergi rekortmenleri listesinde üst sıralarda yer alan köklü ve tanınmış bir aileye mensuptur. Bir dedesi ise uzun yıllar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapmış, ardından Baro Başkanlığı görevini yürütmüştür.

Özel Sankt Georg Avusturya Lisesi’nden dereceyle mezun olmuş; ardından Marmara Üniversitesi İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde eğitim almıştır. Çok iyi derecede Almanca ve İngilizce bilmektedir ve 8 yıllık cezaevi sürecinde de Arapça öğrenmiştir.

Eğitim ve iş hayatının yanı sıra sosyal ve kültürel alanlarda da son derece aktif olmuş; Türkiye’nin birçok ilinde bilimsel, kültürel ve imani konularda 200’ün üzerinde konferans vermiştir. Bu çalışmalarını televizyon programlarıyla da sürdürmüş, farklı platformlarda bilimsel ve kültürel içeriklere katkı sağlamıştır.

Tarih ve arkeoloji alanında “Kayıp Medeniyetler ve Geçmişin Sırları” isimli bir eseri bulunan Büyükbayrak, ayrıca kitap çevirileri de yapmıştır.

Böylesine yüksek bir eğitim düzeyine, kültürel birikime ve çok yönlü donanıma sahip olan Merve Büyükbayrak, hayatının ve üretkenliğinin en verimli yıllarında topluma önemli katkılar sağlayabilecekken, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR (yaklaşık 3000 gündür) özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
SİNEM HACER TEZYAPAR

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde bulunan Sinem Hacer Tezyapar; Kadıköy Anadolu Lisesi’ni takdir belgesi ile bitirdikten sonra, derece ile kazandığı Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde eğitim görmüş; ayrıca İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Medya ve İletişim bölümlerinden mezun olmuştur.

Çok iyi derecede İngilizce ve Almanca bilmektedir. Yurt dışında Al-Quds Al-Arabi ve Arabs Today’de düzenli olarak Arapça makaleleri yayımlanan bir köşe yazarıdır. Özellikle İslam’ın modern ve aydın bir yüzle, sevgi ve akılcılık çerçevesinde yaşanması; Ortadoğu’daki sorunlar, Türkiye ve İslam hakkında yanlış bilinen konular başta olmak üzere, Jerusalem Post, Daily News Egypt, Times of Oman, Kristeligt Dagblad, Makor Rishon, Jewish Journal, Arutz Sheva, Yedioth Ahronoth, Jewish Press ve Your Middle East gibi çok sayıda uluslararası basın kuruluşunda; İngilizce, Arapça, İbranice, Fransızca, İtalyanca, Rusça ve Danimarkaca dillerinde makaleleri yayımlanmıştır. Ayrıca özellikle ülkemizin milli menfaatlerini savunan, Türk-İslam Birliği’ni çözüm olarak sunan, İslam’ın sevgi ve barış temelinde doğru anlaşılmasını ele alan konularda, yabancı basında yorumcu olarak çeşitli röportajları da yayımlanmıştır.

Akademik açıdan çok iyi bir eğitim almış, milli şuur sahibi ve donanımlı bir isim olan Sinem Hacer Tezyapar, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
ULVİYE DİDEM ÜRER

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde bulunan Ulviye Didem Ürer; ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamlamış, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim görmüştür. Çok iyi düzeyde İngilizce ve Almanca, iyi derecede Arapça bilmektedir.

Uzun yıllar Türkiye’nin önde gelen isimleri arasında yer alarak modellik yapmış; çok sayıda defile ve moda gösterisine katılmıştır. Bu süreçte 100’e yakın reklam filminde ve çeşitli projelerde yer almış, Türkiye’nin en popüler moda, sanat ve magazin dergilerinin kapaklarında bulunmuştur. Bu çalışmalarıyla kültürel ve sanatsal alanda ülkemizi başarıyla temsil etmiştir. İlerleyen yıllarda ise mesleki hayatına farklı yönlerde devam etmiş ve modellik kariyerine son vermiştir.

Haftalık olarak gerçekleştirdiği “Artı Eksi Dünya” programında Kuran’ın gösterdiği çözümler doğrultusunda Türkiye ve dünya gündemini değerlendirmiş; ayrıca “Merak Ettikleriniz” programında izleyici sorularını ayetler, hadisler ve bilimsel veriler ışığında yanıtlamıştır. Çeşitli ulusal televizyon kanallarında yayınlara katılarak Türkiye’de ve dünyada barış ortamının tesis edilmesine yönelik görüşlerini dile getirmiş; milli ve manevi değerlerin önemine vurgu yapmıştır. Ayrıca uzun yıllar boyunca internet ortamında dini, sosyal, milli ve ahlaki değerleri ön plana çıkaran makaleler kaleme almış; birlik ve beraberliğin güçlenmesine yönelik çalışmalar yürütmüştür.

Akademik birikimi yüksek, toplumda tanınan, sevilen ve saygı gören bir isim olan Ulviye Didem Ürer, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, yaklaşık 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
YELİZ AKSOY

Yaklaşık 30 yıldır Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde bulunan Yeliz Aksoy; İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, İstanbul Üniversitesi Adalet ve Anadolu Üniversitesi İlahiyat bölümlerinden mezun, ekonomi, hukuk ve ilahiyat alanlarında eğitim görmüş, çok yönlü ve donanımlı bir isimdir.

Tüm öğrenim hayatını başarılarla sürdürmüş; ortaöğretim ve lise yıllarında her yıl okul birinciliği elde etmiş, İzmit 19 Mayıs Süper Lisesi’nden dereceyle mezun olmuştur. Akademik hayatının ardından Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi İnsan Kaynakları Ana Bilim Dalı Yönetim ve Organizasyon bölümünde yüksek lisans yapmıştır.

Disiplinli karakteri sayesinde iş hayatında kısa sürede önemli başarılar elde etmiş; Türkiye’nin alanında öncü iletişim ve teknoloji şirketlerinden birinde Yeni Ürün Geliştirme Proje Yöneticiliği ve Proje Koordinasyon Takım Yöneticiliği görevlerinde bulunmuştur. Bu süreçte yöneticilik, strateji, performans ve kalite alanlarında çeşitli eğitimler almıştır. Tarih alanına duyduğu ilgi doğrultusunda geniş bir araştırma ve bilgi birikimi edinmiş; bu birikimini 14 kitaptan oluşan bir seri ile kalıcı eserlere dönüştürmüştür. “Tarihte Osmanlı Bilim ve Teknolojisi”, “Şu İlginç Tarihimiz” ve “Tarihe Yön Veren Savaşlar ve Antlaşmalar” bu eserlerden bazılarıdır. Ayrıca lise yıllarında koro çalışmalarında yer almış, ardından Türk Müziği alanında keman eğitimi alarak sanatsal çalışmalar da yürütmüştür.

Akademik, profesyonel ve kültürel alanlarda kendini geliştirmiş, çok yönlü bir birikime sahip olan Yeliz Aksoy, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
AYLİN ATMACA

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde yer alan Aylin Atmaca; subay bir ailenin çocuğu olarak ilköğrenimini Türkiye’nin farklı şehirlerinde tamamlamış, ardından Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü ile İstanbul Üniversitesi Adalet Bölümü’nden mezun olmuş, çok yönlü ve yüksek eğitimli bir isimdir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Üniversite eğitiminin ardından yayıncılık sektöründe çalışmaya başlamış; redaktörlük ve editörlük yapmış, ardından da yazarlığa yönelmiş; bir derginin Ankara temsilciliğini üstlenmiştir. Yayımlanmış 18 eseri bulunan Atmaca, aynı zamanda gazetelerde köşe yazarlığı yapmış ve çok sayıda makale kaleme almıştır.

Gençlere yönelik kişisel gelişim alanında eserler üretmiş; Türkiye genelinde çeşitli kurumlarda konferanslar vermiştir. Daha sonra televizyon programcılığına yönelerek siyasi, kültürel ve hukuki konularda programlar hazırlayıp sunmuş; “Herkes İçin Adalet”, “Yaşamdan Portreler”, “Hayata Dair” ve “Birlik Zamanı” isimli programlarda önde gelen siyasetçi, akademisyen ve sanatçıları konuk etmiş, toplumsal birlik ve beraberliği güçlendirmeye yönelik içerikler ortaya koymuştur.

Medya ve yayıncılık alanındaki çalışmalarının dışında iş dünyasında da önemli görevler üstlenmiş; bir dönem uluslararası faaliyet gösteren bir maden şirketinin Türkiye temsilciliğini yapmıştır.

Tüm bu birikimine ve HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
AYŞEGÜL HÜMA BABUNA

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde yer alan Ayşegül Hüma Babuna; Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olup, yüksek lisans eğitimini ABD’de Washington DC’deki Georgetown Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

Eğitim hayatı boyunca akademik başarısıyla öne çıkmış; lise ve üniversite yıllarında İngilizce, Almanca, fizik ve matematik alanlarında özel dersler vererek kısa sürede aranan bir eğitmen konumuna gelmiştir. İleri derecede İngilizce, Almanca ve Fransızca bilmektedir.

Eğitimine ABD’de devam etmiş, George Washington Üniversitesi’nde ileri eğitim hakkı kazanmasına rağmen Türkiye’ye dönerek çalışmalarını burada sürdürmüştür.

PanAmerikan Havayolları’nda havacılık stajı yapmış, Almanya Frankfurt’ta havacılık eğitimi almıştır. Ayrıca bilgisayar programcılığı eğitimi almış; turizm, yatırım, inşaat, dış ticaret ve medya gibi farklı sektörlerde faaliyet göstermiştir. Uluslararası düzeyde Amerika, Avrupa ve Rusya’ya iş gezileri doğrultusunda çeşitli temaslarda bulunmuş; konferanslar, programlar, radyo ve televizyon yayınları ile kaleme aldığı makaleler aracılığıyla sosyal, kültürel ve düşünsel konularda aktif çalışmalar yürütmüştür.

Televizyon programcılığı kapsamında “Başkent Birikimleri”, “Hayata Dair” ve “Birlik Zamanı” gibi programlarda önde gelen siyasetçi, akademisyen ve sanatçıları konuk etmiş; ayrıca uluslararası düzeyde siyasetçi, düşünür ve akademisyenlerle röportajlar gerçekleştirmiştir.

Tüm bu birikimine rağmen, HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Hukuksuz Şekilde 365 Kez Müebbet Hapis Cezası Almış Olan
ALEV BABUNA

30 yılı aşkın süredir Adnan Oktar’ın yakın arkadaş çevresinde bulunan Alev Babuna; Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği ve Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi bölümlerinde eğitim görmüş, iyi derecede Almanca bilen, çok yönlü ve geniş bir birikime sahip donanımlı bir isimdir.

Çevresinde sevgi ve saygı duyulan, çalışkanlığıyla öne çıkan, hayatı boyunca devletine ve milletine hizmeti, insanlığa fayda sağlayacak değerler doğrultusunda çaba göstermeyi ilke edinmiş, milli şuur sahibi bir kişidir. Uzun yıllar çeşitli sektörlerde iş hayatını sürdürmüş; disiplinli ve üretken yapısıyla dikkat çekmiştir.

Toplumsal birlik, milli ve manevi değerler ile sevgi ve barış anlayışını ön planda tutmuş; bu doğrultuda kültürel, sanatsal ve sosyal alanlarda çeşitli çalışmalar yürütmüştür.

Tüm bu birikimine, eğitim geçmişine ve HİÇBİR SUÇ İŞLEMEMİŞ OLMASINA RAĞMEN, 8 YILDIR özgürlüğünden mahrum bırakılmaktadır.

Bu denli eğitimli, donanımlı ve toplum içinde saygın bir yere sahip, hiçbir suç işlememiş bu insanların, TEK BİR SOMUT DELİL ORTAYA KONULMAKSIZIN yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılması, vicdanları derinden yaralamaktadır.

VEFAT EDEN ANNE-BABALARIN ve KARDEŞLERİN BAZILARI

Ancak yaşanan mağduriyet yalnızca bu genç kadınlarla sınırlı kalmamış; bu süreç, bu dosya kapsamında yargılanan ve 8 yıldan bu yana halen cezaevinde bulunan sanıkların aileleri üzerinde de telafisi mümkün olmayan ağır sonuçlar doğurmuştur.

YILLAR BOYUNCA EVLATLARINDAN AYRI KALAN ANNE VE BABALAR, BÜYÜK BİR ÖZLEM, ÜZÜNTÜ VE ZORLUK İÇERİSİNDE YAŞAMIŞ;

BU AĞIR YÜKÜ TAŞIYAMAYAN PEK ÇOK AİLE FERDİ HAYATINI KAYBETMİŞTİR.

8 yıldır cezaevinde bulunan bu masum insanlar, tehditle suni olarak müşteki ve etkin pişman yapılan kimselerin, yalnızca satır aralarında geçirdikleri isimleri nedeniyle YÜZLERCE YILLIK HAPİS CEZALARINA mahkum edilmişlerdir.

Uzun yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılan bu kişiler, ailelerinden tamamen uzak kalmış; anne, baba ve yakınlarıyla ilgilenme imkanı bulamamışlardır. Bu süreçte pek çok kişinin aile fertleri vefat etmiş; ancak cezaevinde bulundukları için EN ZOR ANLARINDA ONLARIN YANINDA OLAMAMIŞ, MADDİ MANEVİ HİÇBİR AÇIDAN ONLARA DESTEK VEREMEMİŞ, CENAZELERİNE DAHİ KATILAMAMIŞLARDIR.

Bu sebeple yaşanan mağduriyet yalnızca özgürlükten mahrumiyetle sınırlı kalmamış; aynı zamanda telafisi mümkün olmayan ağır insani kayıplara ve derin acılara dönüşmüştür.

Aşağıda yer alan fotoğraflarda, bu süreçte hayatını kaybeden aile fertlerinden sadece bir kısmı yer almaktadır:

MÜSLÜMANLAR, YAŞANAN HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA SESSİZ KALIRKEN, arka planda telafisi mümkün olmayan acılar yaşanmış; geri dönüşü olmayan kayıplar meydana gelmiştir.

Adalet savunucusu olması gereken Müslümanlar sessiz kaldıkça, bu suçsuz insanların hapiste geçirdikleri her bir günün, kaybedilen her aile ferdinin vebali, bu hukuksuzluklara duyarsız kalan kişilerin üzerine yüklenmektedir. Bu, bir insanın taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür.

PEYGAMBERİMİZ (SAV) OLSA BU DURUMDA NASIL DAVRANIRDI?

Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatını kendisine örnek alan bir Müslüman, başka Müslümanlara yapılan haksızlıklar karşısında SESSİZ KALAMAZ. Allah Kuran’da Müslümanların üzerine düşen bu sorumluluğu çok açık olarak bildirmiştir:

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar uğrunda mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)

  • Ayrıca müminlerin birbirlerine karşı sorumluluğu da şu şekilde bildirilmiştir:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar…” (Tevbe Suresi, 71)

Müminler ancak KARDEŞTİRLER. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin…” (Hucurat Suresi, 10)

  • Allah Kuran’da Müslümanlara, adalet konusunda da çok açık ve tavizsiz bir duruş sergilemeyi emretmiştir:

Ey iman edenler! ADALETİ TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz SİZİ ADALETSİZLİĞE SEVK ETMESİN. ADALETLİ OLUN; bu, takvaya daha yakındır…” (Maide Suresi, 8)

  • Kuran’da zulme rıza göstermemek de açıkça emredilmiştir:

ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN; sonra size ateş dokunur…” (Hûd Suresi, 113)

ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARINA YAPILAN HUKUKSUZLUK KARŞISINDAKİ SESSİZLİK VE DUYARSIZLIK

2018 yılından bu yana kamuoyunda geniş şekilde yer bulan Adnan Oktar davasında, yaklaşık 8 yıldır yaşanan süreç boyunca ortaya çıkan hukuksuz uygulamalar, verilen ağır cezalar ve yaşanan hak ihlalleri sürekli olarak basında, televizyonlarda ve çeşitli platformlarda gündemde kalmıştır. Bu durum, özellikle Müslüman camiaların bu süreci an be an, çok yakından takip edebilmesine imkan sağlamıştır.

Bu davalara ilişkin olarak; büyük haksızlıkların yapıldığı, uzun yıllardır süren ağır bir hukuk mücadelesinin verildiği, buna rağmen adaletin tam anlamıyla tecelli etmediği yönündeki bilgiler kamuoyunda sıklıkla yer almaktadır. Yıllar boyunca devam eden bu süreçte, çeşitli mecralarda dile getirilen hukuksuzluk iddiaları, kamuoyuna ve dava dosyalarına yansıyan bilgiler, meselenin ciddiyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Buna rağmen, Müslümanların bir kısmının bu süreçte yaşanan haksızlıklar karşısında TAMAMEN SEYİRCİ KALDIĞI; SUSKUN ve SESSİZ BİR ŞEKİLDE BU MAĞDURİYETLERİ YALNIZCA UZAKTAN İZLEMEKLE YETİNDİĞİ görülmektedir.

Oysa Adnan Oktar ve arkadaşlarının dini değerlere bağlılığı, inancı, ahlak anlayışı, yaşam tarzı, 40 yıla yakın bir süre boyunca hayatlarını Allah’ın rızasını kazanmaya adamışlıkları, bu yolda yaptıkları HAYIRLI FAALİYETLERİ, FEDAKARLIKLARI, ÇABALARI TÜM MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN BİLİNMEKTE, dolayısıyla YAŞANANLARIN BİR KUMPAS OLDUĞU GERÇEĞİ birçok kişi tarafından açıkça fark edilebilecek durumdadır. Buna rağmen gerekli hassasiyetin gösterilmemesi, CİDDİ BİR VİCDANİ SORGULAMAYI gerektirmektedir.

Yaklaşık 8 yıldır devam eden bu süreçte; bu kişilerin uzun yıllardır yaşadıkları hukuksuzluklara karşı ÇOK ZOR ŞARTLAR ALTINDA MÜCADELE VERDİKLERİ, aynı zamanda da CİDDİ KISITLILIKLAR İÇERİSİNDE HAYATLARINI SÜRDÜRMEK ZORUNDA KALDIKLARI ortadadır.

Son derece ağır ve TÜRKİYE’DE BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİNLERCE YILLIK CEZALARLA karşı karşıya bırakıldıkları, uzak şehirlere sürgüne gönderilip ailelerinden ayrı bir şekilde yaşamaya mahkum edildikleri açıktır. Masum genç kadınlara 8.000 yıllık cezalar verildiği ve 8 yıldan bu yana akılalmaz hukuksuzluklara ve hak ihlallerine maruz kaldıkları bilinmektedir.

Oysa böylesine bir durumda, Müslümanın sorumluluğu yalnızca izlemek değil; ADİL ŞAHİTLER OLARAK bu haksızlıklar karşısında imkanı ne ise onu ortaya koymak, araştırmak, sorgulamak ve ADALETİN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN ÇABA GÖSTERMEKTİR.

ÇÜNKÜ İSLAM, zulüm ve haksızlıklar karşısında sessiz kalmayı değil; HAKKIN VE ADALETİN YANINDA DURMAYI EMRETMEKTEDİR.

Ancak bütün bu gelişmelere rağmen, MÜSLÜMAN CAMİALARIN BÜYÜK BİR KISMININ bu tür olaylar karşısında KAYITSIZ KALDIĞI görülmektedir. “Allah yolunda mücadele” ettiklerini söyleyen ve bu uğurda çaba harcamayı değerli gören birçok kişinin, benzer şekilde Allah yolunda hizmet eden başka insanlara yönelik yaşanan mağduriyetler karşısında AYNI HASSASİYETİ GÖSTERMEMESİ dikkat çekicidir.

Haksızlık ve hukuksuzluk iddiaları; basında, televizyonlarda ve çeşitli platformlarda uzun süre gündemde kalmasına rağmen, bu süreçlere yönelik ciddi bir SAHİPLENME, ARAŞTIRMA ya da DESTEK ÇABASI ORTAYA KONULMAMIŞTIR.

HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASI, MASUMİYET İDDİALARININ ARAŞTIRILMASI ve ADALETİN SAĞLANMASI için toplu bir DUYARLILIK GÖSTERİLMEMİŞTİR.

Oysa ki eğer ortada bir haksızlık iddiası varsa, bunu görmezden gelmek değil; araştırmak, sorgulamak ve adaletin ortaya çıkması için çaba göstermek gerekir.

PEYGAMBERİMİZ SESSİZ KALIR MIYDI?

Bu açık gerçekler karşısında, her Müslümanın kendisine şu soruyu sorması gerekmektedir:

“BEN BU HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA NE YAPTIM, NE YAPIYORUM?”

Kuran’da Allah, müminlere yalnızca iman etmeyi değil; aynı zamanda adaleti ayakta tutmayı ve zulüm karşısında haktan yana tavır almayı da açıkça emretmektedir:

“Ey iman edenler! ADALETİ TİTİZLİKLE AYAKTA TUTAN, Allah için şahitlik eden KİMSELER OLUN…” (Maide Suresi, 8)

Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatına bakıldığında, HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA ASLA SESSİZ KALMADIĞI açıkça görülmektedir.

Kuran’da şöyle buyrulmaktadır:

“ANDOLSUN Kİ ALLAH’IN RESÛLÜNDE SİZİN İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR…” (Ahzâb Suresi, 21)

Mekke döneminde Müslümanlar ağır baskı ve işkencelere maruz kalırken Peygamberimiz (sav) onları yalnız bırakmamış, sabırla destek olmuş ve beraberindeki müminlere de dayanışmayı teşvik etmiştir.

Medine döneminde ise adaletin hakim olduğu bir toplum inşa etmiş, mazlumların hakkını korumuştur. Bedir ve Uhud gibi zorlu süreçlerde Müslümanların yanında yer almış, yine onları yalnız bırakmamıştır.

Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:

Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman 78)

Ayrıca HİÇBİR PEYGAMBER DÖNEMİNDE, iman eden insanlara BU DENLİ AĞIR VE ÖLÇÜSÜZ CEZALARIN UYGULANDIĞI GÖRÜLMEMİŞTİR. Peygamberlerin hayatları örnek alındığında, HAKSIZ YERE ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUM BIRAKMA veya HAPSETME gibi uygulamaların BULUNMADIĞI bilinmekte; dolayısıyla bu tür uygulamalar karşısında müminlerin daha duyarlı ve rahatsız olması gerektiği açıktır.

Bu anlayış, bir Müslümanın HAKSIZLIK KARŞISINDA TAMAMEN SESSİZ KALAMAYACAĞINI açıkça ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla Peygamberimiz (sav)’in örnek ahlakını esas alan bir mümin; zulüm, haksızlık ve mağduriyet karşısında DUYARSIZ KALMAZ, imkanı ölçüsünde mutlaka haktan ve adaletin sağlanmasından yana BİR ÇABA ORTAYA KOYAR.

SONUÇ :

Müvekkilin, İslam ahlakında haksızlıklar karşısında sessiz kalmanın Allah Katında büyük bir sorumluluk doğuracağına; iman edenlerin, adaletin sağlanması ile hakikatin ortaya çıkarılması yönünde mutlaka çaba göstermekle yükümlü olduklarına ilişkin değerlendirmelerinin Sayın Mahkemenizin takdirine sunarız.

Yukarıda müvekkilin görüşlerinin anlatılmasının temel nedeni; müvekkilin düşüncelerinin ve yaşam biçiminin TCK kapsamında hiçbir surette suç teşkil etmediğini bir kez daha vurgulamaktır.

Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini Mahkemenizin bilgilerine vekaleten sunarız. 18.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir