Aytunç Erkin’in Adnan Oktar Hakkındaki İddialarına Cevap

By gundem
29 Min Read

AYTUNÇ ERKİN’İN BİLMEDİĞİ GERÇEK: ADNAN OKTAR ASKERİ SİYASİ CASUSLUK İDDİALARINDAN BERAAT ETMİŞTİR

Nefes gazetesi yazarı Aytunç Erkin TV100 ekranlarında katıldığı 17.08.2026 ve 19.08.2026 tarihli programlarda, müvekkil Adnan Oktar’ın sözde İsrail ve MOSSAD ile bağlantılı olduğunu ve mehdilik iddiasında bulunduğunu öne sürmüştür. Yapmış olduğu bu yorumlardan net bir şekilde anlaşılmaktadır ki Aytunç Erkin, Adnan Oktar Davası’nın hukuki süreci ve içeriği hakkında hiçbir doğru bilgiye sahip değildir.

Sayın Aytunç Erkin gibi bazı gazeteciler ve yorumcular adeta bir ittifak halinde hareket ederek, Süleymanlılar cemaati ve Kuytul grubuna yönelik gerçekleştirilen polis operasyonlarının sadece bu yapılarla sınırlı kalmaması, aksine TÜM DİNİ GRUP ve CEMAATLERİ KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLETİLMESİ çağrısında bulunmaktadırlar. Yürüttükleri bu propagandayı kendilerince temellendirebilmek adına da müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına karşı yapılan operasyonu emsal göstermektedirler. Bu doğrultuda müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında hiçbir somut delile dayanmaksızın,

  • FETÖ gibi bir yapılanma oldukları,
  • İsrail ile yasa dışı bağlantı kurarak casusluk faaliyeti yürüttükleri,
  • Dış güçlerin kontrolü altında hareket ettikleri,
  • Mehdiyet inancını kullanarak güç elde etmeye çalıştıkları,

iddialarını ısrarla dile getirmektedirler.

Oysa MÜVEKKİL ADNAN OKTAR YARGILAMA NETİCESİNDE TÜM BU ASILSIZ SUÇLAMALARDAN BERAAT EDEREK HUKUKEN AKLANMIŞTIR.

1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK SUÇLAMALARININ TAMAMINDAN BERAAT EDEREK AKLANMIŞTIR

Askeri ve siyasi casusluk” iddiası Adnan Oktar Davası dosyasına -tıpkı cinsel saldırı suçu iftiraları gibi- sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş, psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden biridir.

Müvekkil Adnan Oktar Filistin, İran, Doğu Türkistan, İngiltere, Mısır, Bangladeş, Suriye, İsrail gibi dünyanın dört bir yanından kendisini ziyarete gelen siyasetçi, dini lider, akademisyen ve gazetecilerle görüşmeler gerçekleştirmiştir. Yapılan tüm bu görüşmeler arasından yalnızca İsrail’den gelen konuklarla olanlar ön plana çıkarılarak bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Güya devlet ve millet aleyhine gizli bir faaliyet yürütülüyormuş gibi kamuoyu yanıltılmış olup, bu çaba halen sürdürülmektedir. Oysa,

1. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrail ve diğer ülkelerden gelen misafirleriyle yaptığı tüm görüşmeler devletimizin yetkili isimlerinin bilgisi dahilinde yapılmıştır. İsrailli konukların Türkiye’ye gelişleri, A9 TV yayınlarına katılımları, ülkemizdeki görüşmeleri ve ülkelerine geri dönüş süreçleri hakkında bilgi sahibi olan yetkililerden bazıları şunlardır:

SAYIN İBRAHİM KALIN (Dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı)

SAYIN HASAN DOĞAN (Dönemin Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü)

SAYIN SÜLEYMAN SOYLU (Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı)

SAYIN YALÇIN AKDOĞAN (Dönemin Başbakan Danışmanı)

SAYIN MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Dönemin Dışişleri Bakanı)

SAYIN FERİDUN SİNİRLİOĞLU (Dönemin Dışişleri Bakanlık Müsteşarı)

SAYIN EKREM KELEŞ (Dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı)

SAYIN MAHİR ÜNAL (Dönemin AK Parti Grup Başkan Vekili)

Bu yetkililerin bir kısmı, söz konusu İsrailli konukların bazılarıyla BİZZAT GÖRÜŞMELER DE GERÇEKLEŞTİRMİŞLERDİR.

2. Müvekkil Adnan Oktar sadece İsrail’den değil; İran, Filistin, Mısır, Cezayir, Doğu Türkistan, Suriye, Irak başta olmak üzere tüm İslam aleminin önde gelen isimleriyle de görüşmeler gerçekleştirmiştir.

3. İsrail’den gelen üst düzey siyasetçiler ve hahamlarla yapılan görüşmelerin tamamı milletimizin, devletimizin ve İslam aleminin iyiliği, hayrı ve güzelliği için gerçekleştirilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrailli konuklarla yaptığı görüşmeler neticesinde,

  • Mavi Marmara krizi çözüme kavuşmuş, İsrail özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi kabul etmiştir.
  • İsrail hapishanelerinde tutulan masum Filistinlilerin serbest bırakılması sağlanmıştır.
  • Gazze’ye Türk yardım kuruluşlarının girmesine ve insani yardım ulaştırmasına izin verilmiştir.
  • Müslümanların kutsal değerlerine saygı gösterilmesi sağlanmış; örneğin, bir cami avlusunda düzenlenmek istenen şarap festivali iptal ettirilmiştir.
  • İsrail’in Suriye’de terör örgütü PKK’yı destekleyen politikaları sekteye uğratılmıştır.
  • İran ile İsrail arasında körüklenen savaş ateşi söndürülmüştür.

Müvekkilin 2018’de tutuklanmasının ardından ise tüm dünyanın gözü önünde, kendisinin vesile olduğu bu olumlu gelişmelerin ve hayırların neredeyse tamamı ortadan kalkmış, bölge bir ateş çemberine dönmüştür.

4. Kitap ehli olan Musevilerle görüşmek ve iyi ilişkiler içinde olmak Kuran’a uygun olduğundan bu hususta Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da her zaman Müslümanlara öncü ve örnek olmuştur. Kendisi, İsrailli devlet yetkililerini ve Musevi din adamlarını kimi zaman Beştepe’de ağırlamış, kimi zaman da katılmış olduğu yurt dışı ziyaretlerinde onları kabul etmiştir.

Nitekim bu görüşmelerin birinde, Sayın Cumhurbaşkanımız ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında karşılıklı şaka yapılan samimi bir diyalog da gerçekleşmiştir.

25 Aralık 2021 tarihinde bir toplantı için İstanbul’da bulunan Türk Yahudi Toplumu ve Hahamlar İttifakı üyeleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın davetlisi olarak kendisinin tahsis ettiği özel uçakla Ankara’ya gitmiş ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Sayın Erdoğan tarafından kabul edilmişlerdir.

Bir diğer görüşme ise 23 Eylül 2019 tarihinde Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu görüşmeleri için ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada Hilton Midtown Otel’de gerçekleştirilmiştir.

Musevi hahamlarla yapılan başka görüşme ise Eylül 2022’de, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurulu’na katılmak amacıyla ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada, BM binasının hemen karşısında yer alan “Türkevi”nde gerçekleştirilmiştir. Bu kabulde Sayın Cumhurbaşkanımıza, Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mustafa Varank, Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Ömer Çelik, Washington Büyükelçisi Sayın Murat Mercan’ın yanı sıra çok sayıda bürokrat ile hükümet yetkilisi de eşlik etmiştir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ancak asıl önemli olan müvekkil Adnan Oktar’ın, hakkındaki askeri ve siyasi casusluk suçlamalarının tamamından BERAAT EDEREK AKLANMIŞ olmasıdır.

2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I FETÖ İLE BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK BEYHUDE BİR ÇABADIR

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında 2018 yılından bu yana basında ve sosyal medyada en çok gündeme getirilen iftiralardan biri de müvekkil ile FETÖ arasında sözde bir bağlantı olduğu iddiasıdır.

Öncelikle FETÖ/PDY iltisakı veya bağlantısı iddiası, müvekkilin arkadaşlarının şirketlerine el koyma amacıyla uydurulmuş bir yalandır. Ortada şirketlerle ilgili herhangi bir mali suç bulunmadığından, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının tüm çabalarına rağmen soruşturma aşamasında müvekkilin arkadaşlarının şirketlerine TMSF kayyumu atanamamıştır. Savcılığın bu amaçla yaptığı her başvuru, incelemeyi gerçekleştiren mahkemeler tarafından temelsiz ve gerekçesiz bulunduğu için reddedilmiştir.

Bunun üzerine ÖZKAN MAMATİ isimli husumetli müşteki ihtiyaç duyulan her konuda olduğu gibi yeniden devreye sokulmuş ve BİR GECE VAKTİ APAR TOPAR EMNİYETE GİDEREK 20. KEZ İFADE VERMİŞTİR. BÖYLECE, MAMATİ’NİN DAHA ÖNCE VERDİĞİ 19 İFADESİNDE YER ALMAYAN SÖZDE FETÖ/PDY İLTİSAKI, BU ŞEKİLDE SORUŞTURMA DOSYASINA DAHİL EDİLMİŞTİR.

Bunun üzerine müvekkilin arkadaşlarına ve ailelerine ait şirketlere TMSF kayyum olarak atanmış, yasal mevzuatla sağlanan dokunulmazlık/yargılanmazlık gibi muafiyetler dayanak gösterilerek söz konusu şirketlerin içleri hızlıca boşaltılmış, mal varlıkları usulsüz bir şekilde tasfiye edilmiştir.

Ancak, daha soruşturma aşamasında yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının FETÖ yapılanması ile aralarında hiçbir ilişki veya bağlantı bulunmadığı açıkça tespit edilerek kesinlik kazanmıştır.

İstanbul 30 ACM’de 2019/313 E sayılı dosyanın soruşturma safhasında, müvekkil ve arkadaşları hakkındaki “FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” iddiasına yönelik olarak, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiştir.

NİTEKİM DOSYAYA SUNULAN RESMİ RAPORDA; MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE BERABERİNDEKİ 235 KİŞİNİN TAMAMININ FETÖ İLE HİÇBİR BAĞININ BULUNMADIĞI AÇIKÇA BELİRTİLMİŞTİR. Kanaatimizce Türkiye’de neredeyse hiçbir sosyal grupta ve camiada rastlanmayacak şekilde, TEK BiR KİŞİNİN DAHİ “FETÖMETRE” OLARAK TABİR EDİLEN KRİTERLERDEN HİÇBİRİNE UYMADIĞI VE HAKLARINDA BU YÖNDE OLUMSUZ HİÇBİR BİR BULGUYA RASTLANMADIĞI SABİTTİR.

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün raporuna göre müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında;

1. BYLOCK başlığında kayda rastlanmamıştır.

2. BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.

3. KRİZ MERKEZİ VERİSİ başlığında kayda rastlanmamıştır.

4. SORUŞTURMALAR başlığında kayda rastlanmamıştır.

5. BELGE EVRAK/DERNEK başlığında kayda rastlanmamıştır.

6. ŞİRKETLERİ SORUŞTURMA başlığında kayda rastlanmamıştır.

7. ŞİRKETLERİ BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.

8. ŞİRKETLERİ BELGE EVRAK başlığında kayda rastlanmamıştır.

9. ŞÜPHELİ ŞİRKETTE SGK KAYDI başlığında kayda rastlanmamıştır.

10. KHK İLE İHRAÇ EDİLENLER başlığında kayda rastlanmamıştır.

11. TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığı altında ayrıca tanzim edilen tutanakta, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait olduğu bildirilen 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI ÜZERİNDE YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA DA HİÇBİR İRTİBAT KAYDINA RASTLANMAMIŞTIR.

Buna rağmen iddianameyi hazırlayan savcılık, SÖZ KONUSU SUÇLAMAYI DA SEVK MADDELERİ ARASINDA İDDİANAMEYE DAHİL ETMİŞTİR.

Ancak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama neticesinde, 150’den fazla müşteki beyanı, HTS kayıtları, tanık beyanları, telefon tapeleri başta olmak üzere tüm belgeler topluca değerlendirilmiş, MÜVEKKİL VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ÜZERLERİNE ATILI BU SUÇTAN BERAAT KARARI verilmiştir.

FETÖ/PDY’YE YARDIM ETMEK SUÇLAMASI HAKKINDA İSTANBUL 30 ACM TARAFINDAN VERİLEN 2022/158 E. SAYILI VE 04.10.2022 TARİHLİ BERAAT KARARI

FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN BERAAT KARARININ KESİNLEŞME ŞERHİ

3. MEHDİYET İNANCI İSLAM DİNİNİN TEMEL ESASLARINDAN BİRİDİR VE ANLATILMASI HAKTIR

Bir kısım medya ve bazı yorumcular Mehdiyet konusunun anlatılmasını güya sapkınlık gibi nitelendirmekte ve Mehdiyet inancına sahip olanları sözde dinden sapmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Kuşkusuz bu yaklaşım, Mehdiyetin konuşulmasını, anlatılmasını ve bilinmesini engellemek amacıyla bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir.

Mehdiyet konusu, iddia edildiği gibi sapkın bir din anlayışı değildir. Tam tersine Ehl-i Sünnet itikadına göre Mehdiyeti inkar etmek sapkınlık olarak kabul edilmektedir. Ehl-i sünnet inancına mensup dört hak mezhepte de (Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki) Mehdi’nin ahir zamanda geleceği, Hz. İsa (as)’ın gökten inerek namazda Mehdi’yi imamlığa geçireceği konusu tartışmasız bir hakikat olarak kabul edilir. En muteber hadis kaynakları olan Kütübi Sitte’de Mehdiyet konusu kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır. Nitekim bu eserler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmakta ve satılmaktadır.

Bilindiği üzere Türk halkının büyük çoğunluğu Hanefi mezhebine mensuptur. Bu mezhebin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa’nın ve Mehdi’nin gelişine dair konuların “inkarı mümkün olmayan esaslar” olduğunu şöyle bildirmektedir:

Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, Güneş’in batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer KIYAMET ALAMETLERİ HAKTIR VE OLACAKLARDIR. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. ÖRNEĞİN MEHDİ’NİN GELMESİ GİBİ. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir. (Fıkhı Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99)

Dolayısıyla, Mehdiyet konusu müvekkilin şahsi olarak yorumlayıp ortaya koyduğu, İslam’a sonradan dahil etmeye çalıştığı ya da ilk kez kendisi tarafından gündeme getirilen yeni bir konu değildir. Aksine Mehdiyet, başta Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, tarih boyunca pek çok peygamberin ve İslam aliminin müjdelediği, alametlerini ve önemini detaylıca anlattığı köklü bir husustur. Müvekkil de Hz. Peygamber (sav)’in sünnetine uygun olarak Mehdiyet ile ilgili çalışmalar gerçekleştirmiş, yeis ve ümitsizlik içindeki İslam dünyasını Peygamberimiz’in (sav) “MEHDİ İLE MÜJDELENİN” (Kitab- ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) tavsiyesine riayet ederek müjdelemeyi amaçlamıştır.

3.1. Mehdiyet Hadisleri Sahihtir

Söz konusu çevrelerin iddiası, Mehdiyet ile ilgili hadislerin güya sahih olmadığı ve Kuran’da Mehdiyetin yer almadığı yanılgısına dayanmaktadır. Oysa Mehdiyet ve ahir zamana dair hadisler, sahih olduğu en net ve kolay şekilde tespit edilebilen hadislerdir. Bir ahir zaman hadisinin doğruluğu, hadiste haber verilen olayların gerçekleşip gerçekleşmediği ile kesin olarak anlaşılır. Nitekim bu hadislerde zikredilen alametlerin her biri tek tek tahakkuk edip gerçekleştiği için ahir zaman hadislerinin tamamının sahih ve güvenilir olduğu kesin ve net olarak olarak ispatlanmıştır.

Hicri 1400’ün (Miladi 1979) başından itibaren son 40-50 yıldır hadislerde ihbar edilen olayların tamamı ardı ardına yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)’in “olacak” dediği bu hadiselerin her biri, tam olarak müjdelediği şekil ve vakitte gerçekleşmiştir:

1. Fırat’ın suyunun kesileceği,

2. Afganistan’ın işgal edileceği,

3. Irak’ın üçe bölüneceği,

4. Suriye’de savaş ve çatışmalar olacağı,

5. Suriye’ye onlarca farklı ülkenin askerinin geleceği,

6. İran-Irak savaşının yaşanacağı,

7. Kabe’de kan akıtılacağı,

8. İstanbul’da büyük bir patlama meydana geleceği ve insanların yataklarından fırlayacağı (1979 yılındaki Independenta tanker patlaması),

9. Ramazan ayında iki defa Ay ve Güneş tutulması yaşanacağı,

10. Kuyruklu yıldız çıkacağı (Halley kuyruklu yıldızı),

11. Boynuzu andıran iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkacağı (Lulin kuyruklu yıldızı),

12. Güneş’te sıra dışı alametler belireceği,

13. Azerbaycan’da bir savaş yaşanacağı,

14. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın çıkacağı,

15. Filistin’de büyük çatışmalar yaşanacağı,

16. Depremlerin artacağı,

17. Tüm dünyayı etkileyen büyük bir salgının yaşanacağı (COVID-19 pandemisi),

18. Gökyüzünde alışılmışın dışında bir kızıllık belireceği,

19. Sel felaketlerinin artacağı,

20. Görülmemiş şiddette sıcakların yaşanacağı,

21. Büyük bir ekonomik krizin baş göstereceği,

22. Fakirlik ve açlığın artacağı,

23. Doğal afetler sebebiyle büyük şehirlerin yok olacağı,

24. Yer çökmelerinin olacağı,

25. Adaletsizliğin yayılacağı,

26. Toplumlarda ahlaki çöküş ve bozulmaların baş göstereceği…

gibi yüzlerce alamet Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylı bir şekilde haber verilmiş ve tam da işaret edilen dönemde, anlatılan şekliyle gerçekleşmiştir. BÖYLECE AHİR ZAMAN HADİSLERİNİN DOĞRULUĞU VE GÜVENİLİRLİĞİ YANİ SAHİH OLDUĞU KESİN OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

Kuran’da Mehdiyetin anlatılmadığı iddiası da tamamen bilgisizlikten kaynaklanan büyük bir yanılgıdır. Allah Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam ahlakının mutlaka yeryüzüne hakim olacağını vaat etmiştir.

Allah, sizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa (halef kıldıysa), onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)

İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması demek, Mehdiyet demektir. İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda Müslümanların manevi önderi Hz. Mehdi olacaktır. Bu nedenle İslam’ın hakimiyetini müjdeleyen her ayet aynı zamanda Hz. Mehdi’nin geleceğinin de kesin bir kanıtıdır.

Müvekkil Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl öncesinden bugünü görmüş gibi tüm detaylarıyla bildirdiği olayların ardı ardına gerçekleşmesi karşısında büyük bir hayret ve hayranlık duymakta, Peygamberimiz (sav)’in bu mucizesini insanlara duyurmakta ve tebliğ etmektedir.

3.2. Mehdi’nin Fiziksel Özelliklerini Anlatmak Mehdilik İddia Etmek Değildir

Müvekkilin Mehdiyet konusunu anlatmasını, şahsen Mehdilik iddiasında bulunduğu şeklinde yorumlamak samimiyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu hususta en sık gündeme getirilen iddia, hadislerde bildirilen Mehdi’nin fiziksel özelliklerinin müvekkil Adnan Oktar ile birebir uyuştuğu yönündeki söylemlerdir. Bu tabii benzerliği bir Mehdilik iddiası olarak çarpıtan kişilerin temel yanılgısı, konu hakkında bilgisizlik ve önyargıdan kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere Mehdi, seyyid yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecektir. Müvekkil Adnan Oktar da bir seyyiddir. Dolayısıyla aynı genetik soydan gelen kişilerin fiziksel açıdan birbirlerine benzemeleri son derece doğaldır. Nitekim günümüzde de milyonlarca seyyid, Peygamberimiz (sav)’e ve Mehdi’ye benzemektedir. Ancak fiziki benzerlik asla bir Mehdilik iddiası anlamına gelmeyeceği gibi tek başına bir ispat niteliği de taşımaz. Esasen Mehdilik bir iddia ve ispat makamı da değildir; kaderde Allah kimi takdir etmişse Mehdi odur.

Müvekkil dürüst bir yaklaşımla hadisleri gizlemeden, içeriğinde ne varsa birebir olduğu gibi aktarmaktadır.

Hadislere göre Mehdi;

  • Güzel simalı,
  • Peygamberler gibi azametli ve heybetli,
  • İlerleyen yaşlarına rağmen genç görünümlü,
  • Orta boylu,
  • Geniş omuzlu,
  • Geniş karınlı,
  • Tüm vücudu geniş, genel cüssesi itibariyle kalıplı,
  • Uyluklarının arasında kasık bölgesinde bir genişlik ve büyüklük olan,
  • Alnı geniş ve açık,
  • Alnında hafif bir iç bükeylik ve bir yara izi bulunan,
  • Burnu küçük ve ince,
  • Burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olan,
  • Yanağında inciyi andıran (açık renkli) bir ben bulunan,
  • Gözleri çekik,
  • Yeşil gözlü,
  • Kaşları kavisli,
  • İki kaşı arasında tek bir kaş çatma çizgisi bulunan,
  • Saçları gür ve siyah,
  • Sakalı siyah ve cezm edilmiş (düzeltilmiş),
  • Sakalı hafif olup yan kısımları az, alt tarafı ise uzun olan,
  • Dişleri beyaz ve düzgün,
  • Vücudunda, Peygamberimiz (sav)’in tenindekilerle aynı renkte iki ben bulunan,
  • Sağ bacağında ten renginden farklı bir iz taşıyan,
  • Sağ uyluğunda bir ben bulunan,
  • Sol kürek kemiğinin alt tarafında yaprak şeklinde bir ben olan,
  • Omuzunda nübüvvet mührü bulunan bir zattır.

Müvekkil Adnan Oktar, fiziksel olarak bu özelliklere sahip olduğu gerekçesiyle ilgili hadisleri anlatmaktan imtina etseydi asıl bu durum samimi bir tutum olmayacaktı. Zira Mehdi’yi müjdelemek Peygamberimiz (sav)’in açık bir emridir ve müvekkil de titizlikle bu emre riayet etmektedir. Müvekkilden, örneğin “Mehdi yeşil gözlüdür” hadisini aktarırken her defasında “Mehdi yeşil gözlüdür, benim de gözüm yeşil ancak ben mehdi değilim” şeklinde bir açıklama yapmasını veya bu yönlü bir vurgu yapmasını beklemek makul bir yaklaşım değildir.

Kaldı ki müvekkil Mehdilik iddiasında bulunmadığını ve ömrünün sonuna kadar da böyle bir iddiada bulunmayacağını defalarca beyan etmiştir. Gerek televizyon programlarında gerekse mahkeme beyanlarında asla Mehdilik iddiasında bulunmayacağına dair birçok kez yemin etmiştir.

Yüzlerce defa söyledim, MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNURSAM ALLAH’IN, MELEKLERİN, İNSANLARIN LANETİ ÜZERİME OLSUN DEDİM. BEN HOCA DA DEĞİLİM. BU PROGRAM DA DİN PROGRAMI DEĞİL. Ben Allah’ı çok seviyorum, her yerde, her ortamda Allah’ı anarım. (A9 TV; 9 Mart 2017)

Kendisini Mehdi olarak görmediğini hem kendisinin hem de arkadaşlarının açıkça ifade etmesine rağmen, müvekkil Adnan Oktar’a ısrarla “Sen Mehdisin” denilmesi şaşırtıcı bir tutumdur.

3.3. 2018 Yılında Düzenlenen Operasyon Mehdiyetin Birçok Sırrının Ortaya Çıkmasına Vesile Olmuştur

Kuran’da anlatılan kıssalardan ve tarihi kaynaklardan görüldüğü üzere, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. Yunus gibi neredeyse tüm peygamberler haksız yere tutuklanmış ve cezaevi sürecinden geçmişlerdir. Ömrünü Allah’a adamış bir mümin olarak benzer bir durumla karşılaşmak müvekkilin onur ve sevinç duyduğu bir güzelliktir. Verilen haksız ve hukuksuz binlerce yıllık mahkumiyet kararlarıyla zahiren müvekkil ve arkadaşlarının cezalandırıldığı düşünülse de, aslında bu kararlar müvekkil ve arkadaşlarının hayrına vesile olacak şekilde Allah tarafından takdir edilmiş bir kaderin sonucudur.

Müvekkil, 2018 Temmuz ayında tutuklandıktan sonra önce Türkiye’nin en batı ucu olan Edirne’ye, oradan Doğu’ya; şehir merkezi rakımı en yüksek, Güneş’in doğrudan sipersiz ulaştığı il olan Erzurum’a ve iki seddin arasında bulunan Van’a sevk edilmiştir. Müvekkil bu illere kendi isteği dışında zorunlu sevkle götürülmüştür. Gönderildiği her yer müvekkil için iyilik ve güzellik olmuştur. Kuran’da ahir zamanı anlatan bazı kıssaların nasıl tahakkuk ettiğini ve bu ayetlerdeki önemli bilgileri bizzat görmesi de bu sevklerin getirdiği hayırlardan biri olmuştur.

HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR

Kuran’da yer alan Zülkarneyn kıssasına göre, Hz. Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilmektedir. Bu yolculukların güzergahları şunlardır:

  • Birincisi EN BATIYA, BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
  • İkincisi DOĞU’YA, GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
  • Üçüncüsü İKİ SEDDİN ARASINDA OLAN YEREdir.

1. YOLCULUK:

O da, BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR ULAŞTI ve onu KARA ÇAMURLU BİR GÖZEDE batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” (Kehf Suresi, 85-86)

Türkiye’nin en batısındaki şehir EDİRNE’dir. Ayette geçen “kara çamurlu bir göze” ifadesiyle (göze=su kaynağı), bataklık olan bir alan tarif edilmektedir. Edirne’nin en büyük nehri olan Meriç’in deltası da tam olarak BATAKLIKLAR BARINDIRAN bir coğrafyadır.

Dedeağaç sancağı: Kuzeyden EDİRNE, doğudan Gelibolu, batıdan Gümülcine sancakları ve güneyden Adalar denizi ile çevrilidir. Arazisi bazan dağlık ise de Meriç nehrinin geçtiği yerler ile nehrin mansabı civarı DÜZ VE BATAKLIKTIR. Bununla beraber havası mutedil olup, İnöz (Enez) civarı bazı hastalıklara maruzdur. (19. Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası, Prof. Dr. Ramazan Özey)

2. YOLCULUK

Hz. Zülkarneyn ikinci yolculuğunu, bulunduğu ülkenin EN BATISINDAN EN DOĞUSUNA yapmıştır:

Sonra (yine) BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE KADAR ULAŞTI ve onu (GÜNEŞİ), KENDİLERİ İÇİN BİR SİPER KILMADIĞIMIZ bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (Kehf Suresi, 89-90)

ERZURUM Doğu’nun rakımı en yüksek olan şehridir. 1890 METRE YÜKSEKLİK İLE TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI ŞEHİR MERKEZİNE sahiptir.

ERZURUM şehri de, hem en DOĞUDAKİ illerimizden olması hem de 1890 METRE RAKIMI ile TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI İL MERKEZİ olması bakımından ayetteki bu tarife tam uymaktadır. Erzurum’un bu coğrafi özelliği bir başka bilim insanımız tarafından da şöyle açıklanır:

“Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu, YÜKSEK RAKIMLI YERLERDE GÜNEŞ IŞINLARININ DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ söyledi… ERZURUM’DA GÜNEŞ IŞINLARININ, RAKIMIN ETKİSİYLE DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ BELİRTEREK ‘Özellikle Güneş’in etkili olduğu öğle saatlerinde fazla dışarıda kalınmamalı’ dedi. Erzurum’da solunabilir hava kalitesinin kışın daha düştüğünü kaydeden Demircioğlu, şunları söyledi: ‘… YÜKSEK RAKIMDA GÜNEŞ IŞINLARININ DA DOĞAL RADYASYON ETKİSİ GÖSTERMESİ, cilt rahatsızlıklarına neden olabiliyor.’
Yrd. Doç. Dr. Demircioğlu, bu durumun çocuklar, hasta ve yaşlılar üzerinde direkt etki sağlayacağını ifade ederek, MECBUR OLMADIKÇA GÜNEŞ IŞIĞINDA FAZLA KALINMAMASI GEREKTİĞİNİ bildirdi.” (https://www.milliyet.com.tr/gundem/yuksek-rakim-dogal-radyasyon-iceriyor-5122222)

3. YOLCULUK

Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda gittiği yer İKİ SEDDİN arasındaki bir yerdir. Kuran’da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN VE İKİ BÜYÜK SEDDİN ARASINDA KALAN VAN ŞEHRİYLE TAM UYUŞMAKTADIR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.

BU SETLERDEN BİRİNCİSİ, GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNÜŞÜYLE ÇİN SEDDİNE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİDİR.

VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE YAKIN ZAMANDA İRAN SINIRINA İNŞA EDİLEN VAN SEDDİ’DİR

Van-İran sınırında 2021 yılında, yani içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği dönemde bu seddin inşa edilmesi, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesidir. Bu durum Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdirinin bir sonucudur.

Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN ARASINDAKİ ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.

Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Müvekkil Adnan Oktar’ın kendi iradesi dışında ve bir kısım insanların vesile kılınmasıyla, aynı Zülkarneyn’in yolculuklarında olduğu gibi sırasıyla ülkenin en batısından en doğusuna doğru Edirne, Erzurum ve Van’a sevk edilerek buralarda tutulması İlahi bir takdirin sonucudur. Müvekkilin, Zülkarneyn’in üç ayrı yolculuğunu yaptığı yerlere sevk edilmiş olması, Mehdi talebesi olarak sevinç duyduğu ve nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.

SONUÇ OLARAK;

Cemaatler ve tarikatlar sadece günümüzün kurumları olmayıp bu toprakların 1000 yıllık kadim bir kültürü ve geleneğidir. Bu yapılar tarih boyunca ve her zaman Devlete itaatli, saygılı ve vatansever olmuşlardır. Hata yapan kişi ya da gruplar her yapının içinde olabilir. Ayrıca, hiç kimse kusursuz değildir. Ancak, ortada bariz bir hata olduğu tespit edildiğinde yapılması gereken ilk şey, -bugün olduğu gibi genelleyici bir yaklaşımla bu yapıları toptan kötüleyip reddederek tasfiyelerini istemek değil- EĞİTİM YOLUYLA SÖZ KONUSU HATALARIN DÜZELTİLMESİNİ SAĞLAMAK OLMALIDIR.

Allah Kuran’da Müslümanlara öğüt verip hatırlatmanın önemine değinmiş ve bunun müminlere yarar sağlayacağını şöyle bildirmiştir:

Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar. (Zariyat Suresi, 55)

Elbette hiçbir grup, topluluk, cemaat ya da tarikatın suç işleme özgürlüğü veya ayrıcalığı bulunmamaktadır. Şayet suç işleyen ya da suça iştirak eden kimseler varsa, bunların tespit edilerek mensubiyetlerine bakılmaksızın haklarında ADİL BİR YARGILAMA YAPILMASI hukukun en temel gereğidir. Hukuk kuralları çerçevesinde yürütülecek adil bir yargılama sürecine ne müvekkilin ne de herhangi bir vatandaşımızın karşı çıkması düşünülemez; aksine böyle bir sürece yalnızca saygı duyulur.

Müvekkil Adnan Oktar, Türk yargısına güvenmektedir. Ancak, düşüncesi ve inancı ne olursa olsun hiç kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini, kanunlar ve en temel ahlaki değerler hiçe sayılarak karalanmasını, psikolojik savaş yöntemleri kullanılarak mağdur edilmesini asla kabul etmemektedir. Henüz iddianamesi bile hazırlanmamış bir dosya hakkında kesin hüküm verilmiş gibi davranılmasının, yargılama neticesinde aklanması muhtemel kişiler hakkında savunma hakları gözetilmeksizin kamuoyunda peşin hükümlü yorumlar yapılmasının hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığı ve ahlaki bir tutum olmadığı açıktır.

“Cemaat ve tarikatlar tasfiye edilsin” sloganları yerine; yapıcı, birleştirici, koruyucu, mütevazı, sevecen, dostane bir üslupla varsa bir hatanın iyilikle ve sevgiyle, bilinçlendirme yoluyla düzeltilmesi yöntemi savunulmalıdır. Yapılması gereken, “cemaatler ve tarikatlar tasfiye edilmeli” yanılgısını sözüm ona meşrulaştırmaya çalışarak kamuoyunu buna ikna etmek değil, aksine bu dışlayıcı yaklaşımın ne denli hatalı olduğunu ve Türkiye’nin toplumsal barışına nasıl zarar vereceğini ortaya koymak olmalıdır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 29.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir