CEMAAT VE TARİKATLARA YAPILAN OPERASYONLARI BAHANE EDEREK MÜVEKKİL ADNAN OKTAR HAKKINDA KENDİLERİNCE KARALAMA YAPMAYA ÇALIŞANLARA CEVAP
Süleymanlılar ve Alparslan Kuytul cemaatlerine yönelik gerçekleştirilen polis operasyonlarının ardından basında yer alan haberlerde sıkça müvekkil Adnan Oktar’ın adı geçirilerek hakkında gerçek dışı bilgilere yer verilmiştir.
Bir kısım sol görüşlü ve sağ görüşlü basından tanınmış bazı gazetecilerin ve TV yorumcularının ittifak halinde, polis operasyonlarının sadece bu gruplarla sınırlı kalmayıp TÜM DİNİ GRUP ve CEMAATLERİ DE KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLETİLMESİNİ İSTEDİKLERİ görülmektedir. Bu propagandayı kendilerince delillendirebilmek için de müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonu örnek vermektedirler. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının güya,
- FETÖ gibi bir yapılanma oldukları,
- İsrail ile yasa dışı bağlantı kurarak casusluk faaliyeti yaptıkları,
- Haksız kazanç ve gelir sağlayarak zengin oldukları ve kara para aklama, nitelikli dolandırıcılık gibi birtakım mali suçlar işledikleri iftiralarını ısrarla gündeme getirmektedirler.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TÜM BU SUÇLAMALARDAN BERAAT EDEREK AKLANMIŞTIR. Söz konusu haberleri yapanlar ve yorumlarda bulunanlar da bu beraat kararları hakkında müvekkilin avukatları tarafından defalarca bilgilendirilmişlerdir. Müvekkilin beraat edip aklandığını bildikleri halde aynı gerçek dışı haberleri yapmaya ısrarla devam ettikleri için de TCK 267 kapsamında iftira suçu ve TCK 217/A Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma suçu olmak üzere bir dizi kanun maddesini ihlal ederek suç işlemektedirler.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin görüş ve yorumları şöyledir:
İÇİNDEKİLER
1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK SUÇLAMALARININ TAMAMINDAN BERAAT EDİP AKLANMIŞTIR
2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I FETÖ İLE BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK BEYHUDE BİR ÇABADIR
3. MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI HAKLARINDAKİ TÜM MALİ SUÇ İSNATLARINDAN BERAAT EDİP AKLANMIŞLARDIR
4. CEMAATLER VE TARİKATLAR ANADOLU’NUN 1000 YILLIK KADİM KÜLTÜRÜDÜR
5. CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN VE AK PARTİ HÜKÜMETİNE KURULAN GİZLİ TUZAK
7.3. Gülay Pınarbaşı’nın Refah Partisine Katılımı ve Sayın Erdoğan’ın Kendisini Takdimi
9. MEHDİYET İNANCI İSLAM DİNİNİN TEMEL ESASLARINDAN BİRİDİR VE ANLATILMASI HAKTIR
9.1. Mehdiyet Hadisleri Sahihtir
9.2. Mehdi’nin Fiziksel Özelliklerini Anlatmak Mehdilik İddia Etmek Değildir
9.3. 2018 Yılında Düzenlenen Operasyon Mehdiyetin Birçok Sırrının Ortaya Çıkmasına Vesile Olmuştur
HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR
1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR, ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK SUÇLAMALARININ TAMAMINDAN BERAAT EDİP AKLANMIŞTIR
“Askeri ve siyasi casusluk” iddiası Adnan Oktar Davası dosyasına -tıpkı cinsel saldırı suçu iftiraları gibi- sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş, psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden biridir.
Müvekkil Adnan Oktar Filistin, İran, Doğu Türkistan, İngiltere, Mısır, Bangladeş, Suriye, İsrail gibi dünyanın dört bir yanından kendisini ziyarete gelen siyasetçi, dini lider, akademisyen, gazeteci ile görüşmeler yapmıştır. Tüm bu görüşmeler içinden sadece İsrail’den gelen konuklarla yapılanlar ön plana çıkarılarak bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Güya devlet ve millet aleyhine gizli bir faaliyet yapılmış gibi kamuoyu yanıltılmıştır ve bu çaba halen devam etmektedir. Oysa,
1. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrail ve diğer ülkelerden gelen misafirleriyle yaptığı tüm görüşmeler devletimizin yetkili isimlerinin bilgisi dahilinde yapılmıştır. İsrailli konukların gelişleri, A9 TV yayınlarına katılımları, Türkiye’deki görüşmeleri ve ülkelerine dönüşleri hakkında bilgi sahibi olan yetkililerden bazıları şunlardır:
SAYIN İBRAHİM KALIN (Dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı)
SAYIN HASAN DOĞAN (Dönemin Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü)
SAYIN SÜLEYMAN SOYLU (Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı)
SAYIN YALÇIN AKDOĞAN (Dönemin Başbakan Danışmanı)
SAYIN MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Dönemin Dışişleri Bakanı)
SAYIN FERİDUN SİNİRLİOĞLU (Dönemin Dışişleri Bakanlık Müsteşarı)
SAYIN EKREM KELEŞ (Dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı)
SAYIN MAHİR ÜNAL (Dönemin AK Parti Grup Başkan Vekili)
Bu yetkililerin bazıları, söz konusu İsrailli konukların bazılarıyla BİZZAT GÖRÜŞMELER DE YAPMIŞLARDIR.
2. Müvekkil Adnan Oktar sadece İsrail’den değil İran, Filistin, Mısır, Cezayir, Doğu Türkistan, Suriye, Irak başta olmak üzere tüm İslam aleminin önde gelenleriyle de görüşmeler yapmıştır.
3. İsrail’den gelen üst düzey siyasetçiler ve hahamlarla yapılan görüşmelerin tamamı milletin, devletin ve İslam aleminin iyiliği, hayrı, güzelliği için gerçekleştirilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrailli konuklarla yaptığı görüşmeler neticesinde,
- Mavi Marmara krizi çözüme kavuşmuş, İsrail özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi kabul etmiş,
- İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli masumlar serbest bırakılmış,
- Gazze’ye Türk yardım kuruluşlarının girmesine izin verilmiş,
- Müslümanların kutsal değerlerine saygı gösterilmesi sağlanmış, örneğin bir cami avlusunda düzenlenmek istenen şarap festivali iptal edilmiş,
- İsrail’in Suriye’de PKK’yı destekleyen politikası durdurulmuş,
- İran-İsrail arasında körüklenen savaş ateşi söndürülmüştür.
Müvekkilin 2018’de tutuklanmasının ardından ise tüm dünyanın gözlerinin önünde müvekkilin vesile olduğu bu hayırların neredeyse hepsi ortadan kalkmış, bölge bir ateş çemberi halini almıştır.
4. Kitap ehli olan Musevilerle görüşmek ve iyi ilişkiler içinde olmak Kuran’a uygun olduğundan bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da her zaman Müslümanlara öncü ve örnek olmuştur. İsrailli devlet yetkililerini ve Musevi din adamlarını kimi zaman Beştepe’de ağırlarken kimi zaman da katılmış olduğu yurt dışı gezilerinde onları kabul etmiştir.
Nitekim bu görüşmelerin birinde, Sayın Cumhurbaşkanımız ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında samimi ve karşılıklı şaka yapılan bir diyalog gerçekleşmiştir.

25 Aralık 2021 tarihinde bir toplantı için İstanbul’da bulunan Türk Yahudi Toplumu ve Hahamlar İttifakı üyeleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın davetlisi olarak kendisinin gönderdiği özel uçakla Ankara’ya gitmiş ve Beştepe’de Sayın Erdoğan tarafından kabul edilmiştir.

Bir diğer görüşme, 23 Eylül 2019 tarihinde Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu görüşmeleri için ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada Hilton Midtown Otel’de gerçekleşmiştir.

Musevi hahamlarla yapılan başka görüşme ise Eylül 2022’de, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurulu’na katılmak amacıyla ABD’nin New York kentinde bulunduğu sırada, BM binasının hemen karşısında yer alan “Türkevi”nde gerçekleşmiştir. Bu ziyarette Sayın Cumhurbaşkanımıza Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mustafa Varank, Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Ömer Çelik, Washington Büyükelçisi Sayın Murat Mercan’ın yanı sıra çok sayıda bürokrat ve hükümet yetkilisi de eşlik etmiştir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak asıl önemli olan müvekkil Adnan Oktar’ın, askeri ve siyasi casusluk suçlamalarının tamamından BERAAT EDİP AKLANMIŞ olmasıdır.

2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’I FETÖ İLE BAĞDAŞTIRMAYA ÇALIŞMAK BEYHUDE BİR ÇABADIR
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında 2018 yılından bu yana basında ve sosyal medyada en çok gündeme getirilen iftiralardan biri de müvekkil ile FETÖ arasında sözde bir bağlantı olduğu iddiasıdır.
Öncelikle FETÖ/PDY iltisakı veya bağlantısı iddiası, müvekkilin arkadaşlarının şirketlerine el koyma amacıyla uydurulmuş bir yalandır. Ortada şirketlerle ilgili herhangi bir mali suç bulunmadığından, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının tüm çabalarına rağmen soruşturma aşamasında müvekkilin arkadaşlarının şirketlerine TMSF kayyumu atanamamıştır. Savcılığın bu amaçla yaptığı her başvuru, başvuruyu inceleyen mahkemeler tarafından gerekçesiz bulunduğu için reddedilmiştir.
Bunun üzerine ÖZKAN MAMATİ isimli husumetli müşteki ihtiyaç duyulan her konuda olduğu gibi yeniden devreye sokulmuş ve BİR GECE VAKTİ APAR TOPAR EMNİYETE GİDEREK 20. KEZ İFADE VERMİŞTİR. BÖYLECE, MAMATİ’NİN DAHA ÖNCE VERDİĞİ 19 İFADESİNDE YER ALMAYAN SÖZDE FETÖ/PDY İLTİSAKI,BU ŞEKİLDE SORUŞTURMA DOSYASINA DAHİL EDİLMİŞTİR.
Bunun üzerine müvekkilin arkadaşlarına ve ailelerine ait şirketlere TMSF kayyum olarak atanmış, yasal mevzuatla sağlanan dokunulmazlık/yargılanmazlık gibi muafiyetler dayanak gösterilerek söz konusu şirketlerin içleri hızlıca boşaltılmış, mal varlıkları usulsüz bir şekilde tasfiye edilmiştir.
Ancak, daha soruşturma aşamasında yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının FETÖ yapılanması ile aralarında hiçbir ilişki veya bağlantı bulunmadığı açıkça tespit edilerek kesinlik kazanmıştır.
İstanbul 30 ACM’de 2019/313 E sayılı dosyanın soruşturma safhasında, müvekkil ve arkadaşları hakkındaki “FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” iddiasına yönelik olarak, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiştir.
NİTEKİM DOSYAYA SUNULAN RESMİ RAPORDA;MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE BERABERİNDEKİ 235 KİŞİNİN TAMAMININ FETÖ İLE HİÇBİR BAĞININ BULUNMADIĞI AÇIKÇA BELİRTİLMİŞTİR. Kanaatimizce Türkiye’de neredeyse hiçbir sosyal grupta ve camiada rastlanmayacak şekilde, TEK BiR KİŞİNİN DAHİ “FETÖMETRE” OLARAK TABİR EDİLEN KRİTERLERDENHİÇBİRİNE UYMADIĞI VE HAKLARINDA BU YÖNDE OLUMSUZ BİR BULGUYA RASTLANMADIĞI SABİTTİR.
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün raporuna göre müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında;
1. BYLOCK başlığında kayda rastlanmamıştır.
2. BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
3. KRİZ MERKEZİ VERİSİ başlığında kayda rastlanmamıştır.
4. SORUŞTURMALAR başlığında kayda rastlanmamıştır.
5. BELGE EVRAK/DERNEK başlığında kayda rastlanmamıştır.
6. ŞİRKETLERİ SORUŞTURMA başlığında kayda rastlanmamıştır.
7. ŞİRKETLERİ BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
8. ŞİRKETLERİ BELGE EVRAK başlığında kayda rastlanmamıştır.
9. ŞÜPHELİ ŞİRKETTE SGK KAYDI başlığında kayda rastlanmamıştır.
10. KHK İLE İHRAÇ EDİLENLER başlığında kayda rastlanmamıştır.
11. TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığında ayrıca tutanak tanzim edilmiş olup, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait olduğu bildirilen 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA DA HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞTIR.
Buna rağmen iddianameyi hazırlayan savcılık, SÖZ KONUSU SUÇLAMAYI DA SEVK MADDELERİ ARASINDA İDDİANAMEYE DAHİL ETMİŞTİR.
Ancak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama neticesinde, 150’den fazla müşteki beyanı, HTS kayıtları, tanık beyanları, telefon tapeleri, vb. tüm belgeler topluca değerlendirilmiş, MÜVEKKİL VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ÜZERLERİNE ATILI SUÇTAN BERAAT KARARI verilmiştir.
FETÖ/PDY’YE YARDIM ETMEK SUÇLAMASI HAKKINDA İSTANBUL 30 ACM TARAFINDAN VERİLEN 2022/158 E. SAYILI 04.10.2022 TARİHLİ BERAAT KARARI

FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN BERAAT KARARININ KESİNLEŞME ŞERHİ

3. MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI HAKLARINDAKİ TÜM MALİ SUÇ İSNATLARINDAN BERAAT EDİP AKLANMIŞLARDIR
Basında çıkan haberlerde müvekkil Adnan Oktar’ın sanki olağan dışı bir mal varlığı ve zenginliği varmış gibi bir algı yaratılmaktadır. Söz konusu yayınlar,halkın bazı kesimlerinde zenginlere duyulan yersiz ve gereksiz öfke duygusunu ve toplumsal hassasiyetleri manipüle etmek suretiyle kamuoyunu müvekkil Adnan Oktar aleyhine yönlendirme amacı taşımaktadır.
Oysa, müvekkil Adnan Oktar’ı tanıyan herkes, müvekkilin ömrünü sadece Allah’ın rızasını kazanmaya adamış samimi bir Müslüman olduğunu yakınen bilir. Müvekkil dini anlatma karşılığında herhangi bir şekilde gelir elde etmenin haram olduğuna inanmaktadır. Allah Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
SİZDEN ÜCRET İSTEMEYENLERE UYUN, onlar hidayet bulmuş kimselerdir. (Yasin Suresi, 21)
Allah’ın ayette geçen emri gereğince müvekkil, kaleme aldığı tüm eserlerini hayatı boyunca hiçbir ticari kazanç gözetmeksizin tamamen ücretsiz olarak kamuoyuna ulaştırmış, telif hakkı dahi talep etmemiş, kar payı ya da benzeri hiçbir ücret almamıştır.Müvekkil Adnan Oktar’ın herhangi bir ticari işletmesi veya bir şirkette ortaklığı da bulunmamaktadır. Ayrıca, müvekkil adına kayıtlıTEK BİR EV, ARSA, DAİRE, TARLA, ARABA ya da MAL VARLIĞI, BİRİKMİŞ PARA veya BANKA HESABI DA YOKTUR.
Soruşturma aşamasında, müvekkilin arkadaşlarının şirketleri ve faaliyetleri hakkında iki defa MASAK RAPORUALINMIŞ ve raporlarda, “kuvvetli suç şüphesi” içeren bir eylemden veya “suç konusu” olabilecek herhangi bir tutardan BAHSEDİLMEMİŞTİR.İlk raporda sadece dikkat çekici görülen birtakım işlemlerden bahsedilmiş; yalnızca bu işlemlerin netleştirilebilmesi adına diğer belgelerle birlikte inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. İkinci raporda da net bir suç tespiti bulunmayıp denetim elemanı marifetiyle sahaya inilerek defter ve belge üzerinden incelenme yapılması önerilmiştir. HER İKİ MASAK RAPORUNDA DA, TEK BİR TANE BİLE SOMUT SUÇ VEYA İHLAL TESPİTİ YOKTUR.
Ancak, buna rağmen müvekkilin arkadaşlarının helal kazançları ve ailevi birikimleriyle edindikleri tüm mal varlıklarına, şirketlerine, evlerine, arabalarına kısaca taşınır ve taşınmazlarına; hatta çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı, koltuk, halı gibi ev eşyaları ile takım elbise, gömlek, kravat, ayakkabı gibi kişisel kıyafetlerine kadar uzanan tüm varlıklarına– ilgili yasal mevzuat alenen ihlal edilmek suretiyle– EL KONULMUŞTUR. Tüm mallar ve mülkler alelacele haraç mezat satılıp elden çıkartılmıştır.
Tüm bunların yanı sıra yine husumetli Özkan Mamati’ye verdirilen gerçek dışı beyanlarla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında; dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi bozma, eşyayı gümrük vergileri ödenmeksizin ülkeye sokmak suçlamalarıyla ayrı bir dosya daha açılmış ve TÜM BU SUÇLAMALARDAN DA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR BERAAT ETMİŞTİR.



4. CEMAATLER VE TARİKATLAR ANADOLU’NUN 1000 YILLIK KADİM KÜLTÜRÜDÜR
Öncelikle cemaatler ve tarikatlar sadece günümüzün kurumları olmayıp bu toprakların 1000 yıllık kadim bir kültürü ve geleneğidir. Anadolu topraklarında devlet kuran, toplumsal düzeni sağlayan ve bin yıllık bir irfan mirasını taşıyan sosyolojik bir gerçekliktir. Dolayısıyla, bu konuyu sadece güncel adli/siyasi operasyonlar üzerinden değerlendirerek ön yargılı ve genelleyici bir yaklaşımla hareket etmek, cemaat ve tarikatların tarihsel, toplumsal ve sosyolojik derinliği ile ülkemiz üzerindeki önemli etkilerini göz ardı etmek anlamına da gelecektir.
Hata yapan kişi ya da gruplar her zaman ve her yapının içinde olabilir. Ayrıca, hiç kimse kusursuz değildir. Ancak, ortada bariz bir hata olduğu tespit edildiğinde yapılması gereken ilk şey, -bugün olduğu gibi genelleyici bir yaklaşımla bu yapıları toptan kötüleyip reddederek tasfiyelerini istemek değil-EĞİTİM YOLUYLA SÖZ KONUSU HATALARIN DÜZELTİLMESİNİ SAĞLAMAK OLMALIDIR.
Allah Kuran’da Müslümanlara öğüt verip hatırlatmanın önemine değinmiş; bunun müminlere yarar sağlayacağını şöyle belirtmiştir.
Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar. (Zariyat Suresi, 55)
Şu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun. (Tur Suresi, 29)
Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. (Gaşiye Suresi, 21)
Elbette hiçbir grup, topluluk, cemaat ya da tarikatın suç işleme özgürlüğü veya ayrıcalığı bulunmamaktadır. Şayet suç işleyen ya da suça iştirak eden kimseler varsa, bunların tespit edilerek mensubiyetlerine bakılmaksızın haklarında ADİL BİR YARGILAMA YAPILMASI hukukun en temel gereğidir. Hukuk kuralları çerçevesinde yürütülecek adil bir yargılama sürecine ne müvekkilin ne de herhangi bir vatandaşımızın karşı çıkması düşünülemez; aksine böyle bir sürece yalnızca saygı duyulur.
Müvekkil Adnan Oktar, Türk yargısına güvenmektedir. Ancak, düşüncesi ve inancı ne olursa olsun hiç kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini, kanunlar ve en temel ahlaki değerler hiçe sayılarak karalanmasını, psikolojik savaş yöntemleri kullanılarak mağdur edilmesini asla kabul etmemektedir. Henüz iddianamesi bile hazırlanmamış bir dosya hakkında kesin hüküm verilmiş gibi davranılmasının, yargılama neticesinde aklanması muhtemel kişiler hakkında savunma hakları gözetilmeksizin kamuoyunda peşin hükümlü yorumlar yapılmasının hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığı ve ahlaki bir tutum olmadığı açıktır.
Özellikle de Müslüman cemaatler ve tarikatlarla hep iç içe bulunmuş kimselerin, “cemaat ve tarikatlardan tasfiye edilmesi gereken varsa tasfiye edilecek” gibi söylemlerden kaçınması gerekir. Bunun yerine; yapıcı, birleştirici, koruyucu, tevazulu, sevecen, dostane bir üslupla varsa bir hatanın iyilikle ve sevgiyle, bilinçlendirme yoluyla düzeltilmesi yöntemi savunulmalıdır. Yapılması gereken “cemaatler ve tarikatlar tasfiye edilmeli” yanılgısını sözüm ona meşrulaştırmaya çalışarak kamuoyunu buna ikna etmeye çalışmak değil, aksine bu dışlayıcı yaklaşımın ne denli hatalı olduğunu ve Türkiye’nin toplumsal barışına nasıl zarar vereceğini ortaya koymak olmalıdır.
5. CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN ERDOĞAN VE AK PARTİ HÜKÜMETİNE KURULAN GİZLİ TUZAK
Sağ görüşlü basın mensupları arasından cemaat ve tarikatları hedef alan bazı kimselerin –AK Parti hükümetini ve Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı GÜYA DESTEKLİYORMUŞ gibi görünseler de –ASIL AMAÇLARININ, HÜKÜMETİN ALTINI OYMAK ve yaklaşan genel seçimlerde Sayın Erdoğan’a olan halk desteğini azaltmak olduğu izlenimi oluşmaktadır.
Söz konusu yayın, haber ve paylaşımlarda kullanılan haksız dil ve üslubun yanı sıra, adli operasyonların güya Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın talimatıyla gerçekleştirildiği izlenimini uyandırmaya yönelik iddialar, hem bu yapılara aidiyet duyan, gönül veren dindar vatandaşlarımızın hem de bizzat mensubu olmasalar bile cemaat ve tarikatların bu toprakların kadim bir kültürü ve köklü bir geleneği olduğunu benimseyen geniş kitlelerin dini duygu ve hassasiyetlerini rencide etmektedir.
Bununla birlikte, merhum Sayın Necmettin Erbakan’ın kurucusu olduğu “Milli Görüş” hareketi geleneğinden gelen Sayın Cumhurbaşkanımızın, tüm cemaatlere ve dini gruplara yönelik yürütülen toptancı karalama kampanyalarına prim vermeyeceği, konuya sağduyu ve hakkaniyet çerçevesinde yaklaşacağı yönünde müvekkil Adnan Oktar’ın güveni tamdır.

Merhum Sayın Necmettin Erbakan’ın Nakşibendi tarikatının1 Halidiye koluna bağlı Gümüşhanevi Dergahı’na bağlı olduğu kamuoyunun malumudur. Merhumun hayatındaki en uzun ve en etkili manevi beraberliği ise, Fatih’teki İskenderpaşa Camii’nde görev yapan Nakşibendi şeyhi Mehmet Zahid Kotku2 ile olmuştur. Sayın Erbakan’ın 1969 yılında Konya’dan bağımsız milletvekili olarak başlattığı ve daha sonra Milli Nizam Partisi ile kurumsallaşan “Milli Görüş” hareketi de, temelde İskenderpaşa Dergâhı’nın ve Nakşibendi ekolünün Türkiye’deki sosyal ve iktisadi konulara çözüm üretme vizyonundan doğmuş ve beslenmiştir.
Dolayısıyla, bizzat MİLLİ GÖRÜŞ GELENEĞİNDEN GELEN Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, güya kendisini destekleme iddiasıyla hareket eden kimselerin kurduğu bu tuzağa düşmeyeceği, haksız yönlendirmelerine itibar etmeyeceği, CEMAAT ve TARİKATLARIN TAMAMININ BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIMLA ve PEŞİNEN SUÇLU İLAN EDİLMESİNE MÜSAADE ETMEYECEĞİ açıktır.
6. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN DARWINİZMİ DÜNYA ÇAPINDA YENİLGİYE UĞRATMASININ SOL GÖRÜŞLÜ BASINA VERDİĞİ RAHATSIZLIK VE BUNUN ETKİLERİ
Bir kısım sol görüşlü basının gerek müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonu gerekse bugün Süleymanlı cemaati ile Furkan hareketine yapılan adli operasyonları sevinç nidalarıyla karşılamalarının ve bu süreçlerin tüm dini grupları kapsayacak şekilde genişletilmesi yönündeki çağrılarının arka planında Darwinizmin yıkılmasıyla aldıkları ağır yenilginin getirdiği derin ızdırap yatmaktadır. Ancak ne kadar sevinç çığlıkları da atsalar, ne kadar tepki de gösterseler Darwinizm, müvekkil Adnan Oktar vesilesiyle sonucu değişmez şekilde dünya çapında bir yenilgiye uğramış, HATTA FİKREN ÖLMÜŞ, CENAZESİ BİLE KALDIRILMIŞTIR.
Müvekkil ve arkadaşları aleyhinde 8 yılı aşkın süredir medya ve basın aracılığıyla yürütülen -Cumhuriyet tarihinde bir eşi ya da benzeri görülmemiş- sayısız iftira ve karalama kampanyasına rağmen, halen daha “müvekkil Adnan Oktar ve arkadaş camiası” denildiğinde İNSANLARIN AKLINA, Darwinizmi fikren ezip yok eden eserler, yaratılış gerçeği konulu konferanslar, iman hakikatleri ve evrimin bilimsel eleştirilerini içeren ücretsiz kitaplar ve dünya çapında Darwinist diktatörlüğü yıkan Yaratılış Atlası kitap serisi gelmektedir.
Müvekkilin kitapları, makaleleri, videoları milyonlar tarafından okunmuş, izlenmiş, öğrenilmiş ve halen okunup izlenmektedir. Bugün Türkiye’de müvekkilin eserlerini bilmeyen, hayatının bir döneminde denk gelip okumayan neredeyse hiç kimse yoktur. Başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere hükümet, bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, akademisyenler Adnan Oktar kitapları ile iç içe yaşamış, müvekkilin arkadaşları tarafından düzenlenen konferanslara katılmış ve müvekkilin fikirlerini iktidara taşımış kimselerdir.
6.1 Adnan Oktar’ın Kaleme Aldığı “Yaratılış Atlası” Eseri Vesilesiyle Darwinizmin Dünya Çapındaki Mağlubiyeti

Bugün en ateşli Darwinizm savunucuları tarafından bile itiraf edildiği üzere müvekkil Adnan Oktar, kaleme aldığı 4 ciltlik dev eser olan “Yaratılış Atlası”nı tüm dünyaya ulaştırarak Darwinizm‘e en esaslı darbeyi indirmiştir.
Darwinizm‘in bilimsel bir dayanağı olmadığını somut bulgularla ortaya koyan “YARATILIŞ ATLASI” isimli eser, başta Fransa olmak üzere Amerika, Çin, Brezilya, Hollanda, Belçika, İngiltere, İtalya, İsveç, İsviçre, İspanya, Danimarka gibi birçok ülkede geniş yankı uyandırmıştır.
YARATILIŞ ATLASI‘nın kısa süre içerisinde Avrupa ülkelerinin Darwinist felsefesi üzerindeki fikri etkisi o kadar yıkıcı olmuştur ki konu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin (AKPM) gündemine gelmiştir. Nitekim, konseye konuya ilişkin rapor sunan AKPM üyesi ve Lüksemburg milletvekiliAnne Brasseur, YARATILIŞ ATLASI’nın fikri gücüne ve yayılım hızına dikkat çekerek acilen yasaklanması gerektiğini belirtmiş,“BU KİTAP 300 YILLIK FELSEFEMİZİ YIKTI” şeklinde tarihe geçen değerlendirmelerde bulunmuştur.

Fransa’nın en büyük gazete ve dergileri “Yaratılış Atlası” isimli esere geniş yer ayırmıştır. Le Figaro, L’Express, Le Monde ve La Croix gibi önde gelen yayın organlarında eserin fikri içeriği kamuoyuna “deprem”, “hücum”, “bomba etkisi” gibi dehşet ve panik ifade eden sarsıcı ve çarpıcı başlıklarla aktarılmıştır. Müvekkil Adnan Oktar’ın etkili fikri çalışması ile gerçekleşen bu yenilgiyi,“Fransız tarihinin en büyük yenilgisi” gibi cümlelerle ifade etmişlerdir.
Bu eser Avrupa’da, Darwin’in teorisine körü körüne sahip çıkan kesimde, kendi ifadeleri ile “ideolojik bir deprem” etkisi meydana getirmiştir. Avrupalı Darwinistler fikri olarak hiçbir cevap veremedikleri Yaratılış Atlası isimli esere karşı ne yapacaklarını şaşırmışlar ve bu kitabı yok etmek için kendilerince çözüm arayışına girmişlerdir. Hatta yüzyıllardır savundukları özgürlükçü geleneklerini bir çırpıda terk etmişler ve yasakçı ve baskıcı bir kimliğe bürünmüşlerdir. Öyle ki, kitabı yasaklatmaya dahi kalkışmışlardır.
6.2 Darwinizm ile Birlikte Komünist İdeolojilerin de Yenilgiye Uğraması Terörist Başı Abdullah Öcalan’a Bile “Sosyalizm Çöktü” İtirafı Yaptırmıştır
Darwinizmin dünya çapında yenilgiye uğraması beraberinde çok önemli başka sonuçlar da getirmiş, sözde bilimsel dayanağını Darwinizm’den alan komünist ideolojiler gerek Türkiye’de gerekse dünya genelinde büyük bir yıkım ve yenilgiye uğramıştır.
Bu konudaki en güncel itiraf Marksist-Leninist bir terör örgütü olan PKK’nın kurucusu terörist başı Abdullah Öcalan’dan gelmiştir.

Terörist başı Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde DEM Partili milletvekilleri tarafından okunan “Silah Bırakma Çağrısı” konulu mektubunda, “PKK’nın kuruluşunda reel-sosyalizmin dayanak alındığını, ANCAK REEL-SOSYALİZMİN ÇÖKÜŞÜYLE BİRLİKTE, PKK’NIN DA ANLAM YOKSUNLUĞUNA DÜŞTÜĞÜ, ÖMRÜNÜ TAMAMLADIĞI VE FESH EDİLMESİ ZAMANININ GELDİĞİNİ” açık şekilde ilan ve itiraf etmiştir.
7. BİR KISIM SAĞ BASININ GÖRMEZDEN GELDİĞİ GERÇEK İSE, TÜRKİYE’DEKİ GÜÇLÜ SAĞ İKTİDARIN SOSYOLOJİK TEMELLERİNİ OLUŞTURANIN YİNE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR OLDUĞUDUR
Ellerine geçen her fırsatı müvekkil Adnan Oktar aleyhinde konuşmak, dedikodu mahiyetindeki gerçekdışı itham ve iftiralarını yaygınlaştırmak için kullanan, hatta bunu alışkanlık haline getiren bir kısım sağ görüşlü medya mensubuna hatırlatmak isteriz ki,
- Darwinist ve materyalist felsefenin ve komünist ideolojinin hem Türkiye hem de dünya çapında yerle bir olmasına,
- Bu sayede Türkiye’de sağ ideolojinin gelişip güçlenmesine ve yerleşmesine,
- 90’lı yıllarda ülke genelinde büyük bir tehdit unsuru olarak algılanan irtica ve gericilik paranoyasının ortadan kaldırılmasına; aydın, modern, kültürlü bir dindar modeli oluşturularak laik kesimle toplumsal bir uzlaşma sağlanmasına,
- Böylelikle önce merhum Necmettin Erbakan hocanın ve partisinin iktidar olmasına, ardından ise AK Parti’nin iktidara gelmesine ve uzun yıllardır arkasındaki büyük halk desteğini korumasına
VESİLE OLAN, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR.
Dolayısıyla, müvekkil aleyhinde konuşmayı alışkanlık edinmiş sağ görüşlü bazı basın mensuplarının önce, bugüne kadar tek bir kişinin dahi iman etmesine vesile olup olmadıklarını kendilerine sormaları gerekir. Yine kendilerine sormaları gereken bir diğer soru ise, Türkiye’de Müslümanların rahatça ibadetlerini yapabilecekleri, göğüslerini gere gere Darwinizm‘in geçersiz olduğunu ve tüm canlıların Allah tarafından yaratıldığını anlatıp savunabilecekleri bir cesaret ve özgüven ortamının oluşmasında herhangi bir katkılarının olup olmadığıdır.
Cevabın ‘HAYIR’ olacağı açıktır.
Çünkü bugün müvekkil aleyhinde haksız ve yakışıksız benzetmeler yapan ve dedikodu mahiyetindeki delilsiz dayanaksız iftiraları sanki ispatlı birer gerçekmiş gibi anlatan bu kimselerin büyük çoğunluğu, ülkemizde güçlü bir sağ kurulduktan sonra hazır, önü açılmış bir sistemin içine dahil olmuşlardır. Ancak, meyvesinden faydalandıkları o sistemin kurulmasında hiçbir katkıları yoktur.
Bu gerçeği unutan ya da unutmuş gibi davranan herkesin tekrar görebilmesi amacıyla, -aslında çok iyi ve yakinen bildikleri- tarihi bazı gerçekleri kendilerine tekrar hatırlatmakta fayda bulunmaktadır:
7.1 Adnan Oktar’ın Darwinist, Materyalist ve Komünist Felsefeleri Fikren Yerle Bir Etmesiyle Müslümanların Özgürlük Alanları Genişlemiştir
Müvekkil Adnan Oktar, eserleriyle, konferanslarıyla, ilmi ve fikri faaliyetleriyle tüm Türkiye ve dünya çapında Darwinizm’in ve materyalizmin yıkılmasına, evrim teorisinin bilimsel olarak yerle bir edilmesine ve bunun neticesinde İNSANLARIN KALPLERİNDE ŞÜPHEDEN ARINDIRILMIŞ TAHKİKİ İMANIN YERLEŞMESİNE vesile olmuştur.
Müvekkilin yaklaşık 40 yıl önce başlattığı, Kur’an mucizelerinin, iman hakikatlerinin anlatıldığı, Darwinizm ve materyalizmin geçersizliğinin bilimsel olarak ispatlandığı yıllar süren yoğun, kapsamlı, yaygın, sistemli, akılcı ve etkili tebliğ faaliyetleri sonucunda, önceden halkın %70’inin Darwinizm‘e inandığı ve dine mesafeli durduğu ülkemizde, dindar bir toplum ve dindar bir nesil geliştiği bugün herkesçe bilinen açık bir gerçektir.
Müvekkil Adnan Oktar, Darwinizm konulu eserleri ile uluslararası Darwinist lobinin tüm baskı, tehdit ve dayatmalarına rağmen 150 yıllık bu yalanı bilimsel yollarla deşifre etmiş, evrim iddiasını yıkan bilimsel delilleri en net, somut, akılcı ve reddedilemez bir açıklıkla gözler önüne sermiştir. Müvekkilin evrim sahtekarlığını bilimsel ve felsefi olarak yerle bir eden kitapları gerek ülkemizde ve gerekse dünya genelinde çok sayıda insanın Allah’ın varlığını ve yaratılış gerçeğini görüp kavramasına ve bu inancın gereği olan güzel ahlakı yaşamalarına önemli bir vesile olmuştur.
Hatta öyle ki Müslümanlar, uzun yıllar boyunca ateistlerden, evrimcilerden kaçarken, onlarla yaptıkları tartışmalarda yenilirken, müvekkilin eserleri sayesinde evrimcilerin karşısına BÜYÜK BİR ÖZGÜVENLE ÇIKIP YARATILIŞ GERÇEĞİNİ BİLİMSEL OLARAK SAVUNABİLME İMKANINA KAVUŞMUŞLARDIR. Müvekkilden öğrendikleri gerçeklerle Darwinistleri fikren yenmeye başlamışlardır. Geniş bir kesim yıllardır Darwinistler karşısında aldıkları yenilgilerin doğurduğu eziklik kompleksinden kurtularak şüphe ve vesvese tohumlarından arınıp kendilerinden emin bir biçimde, halis “TAHKİKİ İMANA” kavuşmuşlardır.
İngiltere, ABD, Fransa, İskoçya, İrlanda, İsviçre, İtalya, Endonezya, Hindistan, İran gibi ülkeler başta olmak üzere, birçok ülkede üniversitelerin Müslüman öğrenci kulüpleri, müvekkilin eserlerini kullanarak veya müvekkilin arkadaşlarını konferans vermeye davet ederek, dünyanın önde gelen üniversitelerinde Darwinist ve materyalist felsefeyi bilimsel olarak yerle bir eden çalışmalar yürütmüşlerdir.
7.2 Müvekkil Adnan Oktar’ın Görüşleri ve Uygulamaları Türkiye’de Müslümanları ve Sağı Güçlendirmiş ve Sağ Partilere İktidar Yolunu Açmıştır
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kaliteli, modern, elit, dışa dönük, bakımlı, özgür Müslüman modelini ortaya koyan yegane kişi müvekkil Adnan Oktar’dır. Türkiye’de özellikle sağ kesimin adeta ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, kendilerine söz hakkı verilmediği, en temel haklarından mahrum bırakıldığı bir dönemde, müvekkil Adnan Oktar’ın temsil ettiği ve TEK DOĞRU olan ‘KURAN’DAKİ İSLAM’ MODELİ gündeme gelmiş ve Türkiye’de, başta siyasi iklim olmak üzere, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın tüm alanları Müslümanlar lehine dönüşüme uğramıştır.
Geçmişte ezilmeyi ve sürekli yenilen tarafta olmayı kabullenmiş olan bir kısım Müslümanların, bugün güçlü bir özgüven ve cesaret içinde bulunmalarının yegane sebebi, müvekkil Adnan Oktar’ın GÜÇLÜ BİR KARARLILIK İLE ORTAYA KOYDUĞU MODERN İSLAM MODELİDİR.
Bir kısım sağ görüşlü basın mensuplarının bugün en çok izlenen ulusal kanallara çıkıp da konuşabiliyor, rahat rahat köşe yazıları kaleme alıyor ve görüşlerini anlatıp paylaşabiliyor olmalarının ZEMİNİNİ HAZIRLAYAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’dır.
1993 yılında Refah Partisi’nin yükselişinde müvekkil Adnan Oktar’ın görüşlerinin ve tavsiyelerinin etkisi büyüktür
Müvekkil Adnan Oktar, görüşleriyle daima siyaset ortamına yön vermiş, fikri yönlendirmeleriyle siyasi arenada ciddi farklar yaratmış olan bir şahsiyettir.
Geçmişte, dindar sağ siyasete karşı, yaşam tarzlarına müdahale edileceği endişesiyle mesafeli yaklaşan kitlelerin bu endişelerinin yersiz olduğunu anlamalarında müvekkil Adnan Oktar’ın, İslam’ın o güne kadar anlatılmayan aydın, modernizm ötesi, en ileri kalite ve uygarlık düzeyini hedefleyen vasıflarını ortaya koyan eserleri ile toplumsal uzlaşıyı hedefleyen yapıcı girişimleri belirleyici olmuştur. Böylece, adım adım BUGÜNKÜ AK PARTİ HÜKÜMETİNİN İDEOLOJİK ZEMİNİ ve ARKASINDAKİ GENİŞ HALK DESTEĞİ oluşmuştur.
7.3 Gülay Pınarbaşı’nın Refah Partisine Katılımı ve Sayın Erdoğan’ın Kendisini Takdimi
1993 yılında müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşı Gülay Pınarbaşı’nın Refah Partisi’ne katılmasıyla birlikte, bazı kesimlerde hakim olan “dindarların modern olamayacağı” algısı yıkılmıştır. Bu hamle ile, Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey komutanları tarafından da ifade edildiği üzere, Refah Partisi’nin “vitrininin değişmesiyle”, Sayın Erdoğan’ı önce belediye başkanlığına oradan da başbakanlık ve cumhurbaşkanlığına taşıyan süreç başlamıştır. Müvekkilin arkadaşlarının katıldığı Refah Partisi Kongresi‘nden birkaç ay sonra yapılan yerel seçimler, Refah Partisi’nin ve Sayın Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlanmıştır.

12.12.1993 tarihli Milliyet gazetesinde, “Erbakan Hoca Gülay’ı Tanıttı” başlıklı haberde “Törene, arkadaşları Altuğ Berker ve Bahadır Güven ile katılan Gülay Pınarbaşı, ERBAKAN ve PARTİLİLER ile MİLLİ GÖRÜŞ YEMİNİ ETTİKTEN SONRA PARTİ ROZETİNİ ALDI” denilmektedir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşı Gülay Pınarbaşı, 1993 yılı Refah Partisi Kongresi‘nde konuşmasını yaparken, hemen yanında Sayın Recep Tayyip Erdoğan görülmektedir.

Almanya’nın en büyük kamu yayın kuruluşlarından biri olan WDR (Westdeutscher Rundfunk)’de yayınlanan bir belgeselde, müvekkil Adnan Oktar’ın yakın arkadaşı Gülay Pınarbaşı’nın Refah Partisi’ne katılmasının, Refah Partisi’ni iktidara taşıyan en önemli adım olduğu gerçeği anlatılmıştır. “Halkın Adamı” isimli dört bölümlük belgeselde Sayın Cumhurbaşkanı’nın hayatı ve siyasi tarihi anlatılmaktadır. 29.06.2026 tarihinde yayınlanan belgeselin birinci bölümünde şu bilgiler yer almıştır:

www.ardmediathek.de/serie/erdogan-tuerkce/staffel-1/Y3JpZDovL3dkci5kZS9lcmRvZ2FuIHR1ZXJraXNjaA/1
“Ancak 90’ların ortasında İstanbul’un pek çok semtinde yaşam Batılı bir metropoldeki gibidir.”
CAN DÜNDAR: Böylesine radikal görüşlere sahip birinin şehri yönetiyor olması şok ediciydi. Çünkü Türkiye siyasetinde şöyle bir söz vardır: “İstanbul’u kazanan tüm Türkiye’yi kazanır.” İlk kez bunun yaklaşmakta olduğunu sezmiştik. Siyasi İslam, Erdoğan’la iktidara gelmek üzereydi.
SONER ÇAĞATAY: Erdoğan yükselince siyasi İslam’ı iktidara taşıyacağı ve Türkiye’yi radikal biçimde dönüştüreceği endişesi vardı.O yüzden partisinin İslamcı olmadığını göstermek için yoğun bir çaba gösterdi.
Bir yıl öncesi… Erdoğan sürpriz bir adımla dikkatleri üzerine çeker. Türkiye’nin MissGlobe’u, Gülay Pınarbaşı’nı bir parti etkinliğine davet eder.
GÜLAY PINARBAŞI: Selamünaleyküm, Muhterem Kardeşlerim!
Erdoğan, güzellik kraliçesine kameralar önünde parti rozeti takılmasını sağlar. O, artık İslamcı Refah Partisi’nin bir üyesidir.
BÜLENT ARINÇ: GÜLAY PINARBAŞI O ZAMAN REFAH PARTİSİNE GELMİŞTİ. Kadınlar bizler çizgisinde SİYASETE GİRDİKLERİ GÜN BİZ 1-0 KAZANDIK.
CAN DÜNDAR: Kadınları ve BU KADINI ÖNE ÇIKARTARAK YENİ FİKİRLERE AÇIK OLDUĞUNU, MODERN YAŞAMA KAPALI OLMADIĞINI ve laik Türkiye ile uzlaşmaya hazır olduğunu göstermeye karar verdi. Ve bu işe yaradı. Birçok insan ona inandı.”
7.4 Gülay Pınarbaşı’nın Ardından Sosyetenin Ünlü Simaları ile Tanınmış Manken ve Fotomodellerin de Refah Partisi’ne Yönelmeleri
Sayın Pınarbaşı’nın Refah Partisi’ne katıldığı törenin ardından, müvekkilin arkadaşları arasında yer alan, tanınmış manken ve fotomodeller ile sosyetenin ünlü simaları da Refah Partisi’ne destek olmak amacıyla partiye üye olmaya başlamışlar; katıldıkları toplantı ve programlarda, “Refah Partisi’nin modern ve yenilikçi anlayışına inandıklarını, Sayın Erbakan ile Sayın Erdoğan’a büyük bir sempati ve muhabbet duyduklarını, bu sebeple seçimlerde Refah Partisi’ni destekleyeceklerini” dile getirmişlerdir.
31.01.1994 tarihli Milliyet gazetesinin “Adnan Hoca’dan RP’ye manken ordusu” başlıklı aşağıdaki haberinde; “ADNAN HOCA VE MANKENLERİNDEN OLUŞAN ORDUSU 27 MART SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE REFAH PARTİSİ İÇİN ÇALIŞIYOR” ifadelerine yer verilmiştir. Haberde ayrıca “RP’ye katılan, ardından da örtünen Gülay Pınarbaşı’ndan sonra İslami yaşam tarzını benimseyen pek çok ünlü erkek manken, “OYLAR REFAH’A” derken aralarında Şebnem Dinçgör, Melis Murathanoğlu, Cansel Özzengin ve Allegra’nın da bulunduğu sempatizanların sayısı giderek artıyor” bilgilerine yer verilmiştir.

27.01.1994 tarihli Milliyet gazetesinin “SEDEF BOZOK DA ‘REFAH’ÇI OLUYOR” başlıklı haberinde ise; “MANKEN GÜLAY PINARBAŞI’NDAN SONRA SOSYETE DÜNYASININ ÜNLÜ İSMİ SEDEF BOZOK DA ADNAN HOCA’NIN MÜRİTLERİ ARASINA KATILDI” ifadelerine yer verilmiştir. Haberde ayrıca “Adnan Hoca’nın sağ kolu Altuğ Berker sosyete dünyasının ünlü ismi Sedef Bozok’u da saflarına katmayı başardı.”,“Manken Gülay Pınarbaşı’nı örnek gösteren bazı çevreler, Bozok’un da yakında kapanıp RP’ye gireceğini iddia ederken, Sedef Bozok’un yakınlarına ‘Ben de iyi bir Müslüman olmak istiyorum. Hayatımdan çok memnunum’ dediği öğrenildi” denilmektedir.

Görüldüğü gibi, müvekkil Adnan Oktar’ın tüm bu çalışmaları neticesinde,
Refah Partisi’ne, Sayın Erbakan’a ve Sayın Erdoğan’a yönelik kamuoyundaki ÖNYARGILAR TAMAMEN YIKILMIŞTIR. Partiye, müvekkilin önerdiği “HURAFELERDEN ARINMIŞ, KURAN’A DAYALI MODERN İSLAM ANLAYIŞI”NI BENİMSEYEN, sergilediği vitrin vesilesiyle BAŞI ÖRTÜLÜYA DA AÇIK “TOPLUMUN HER KESİMİNİ KUCAKLAYACAĞINI İLAN EDEN” bir görünüm hakim olmuştur. Bunun sonucunda da, REFAH PARTİSİ MENSUPLARININ DAHİ BEKLEMEDİĞİ DERECEDE BÜYÜK BİR TEVECCÜH OLUŞMUŞTUR.
Refah Partisi, 1994 yerel seçimlerinde başta Ankara ile İstanbul olmak üzere 28 ilde seçimleri kazanarak EN ÇOK İLDE SEÇİM KAZANAN PARTİ olurken, Sayın Recep Tayyip Erdoğan İstanbul, Sayın Melih Gökçek ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişlerdir.
24 Aralık 1995 tarihinde gerçekleştirilen milletvekili genel seçimlerinde ise, merhum Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Refah Partisi, oyların %21,4’ünü alarak SEÇİMERDEN BİRİNCİ PARTİ OLARAK çıkmıştır.
Normal şartlar altında neTürk toplumu ne de devlet mekanizması, geleneksel bir çizgide yer alan Refah Partisi ile sonrasında aynı çizgiyi sürdüren AK Parti’yi o dönemde KABULLENMEZ VE ASLA İKTİDAR YAPMAZDI.
Söz konusu partilerin hem devlet hem de toplum nezdinde benimsenerek tercih edilmesinin en temel sebebi ise, MÜVEKKİLİN BU SÜREÇTE DEVREYE GİREREK ARKADAŞLARINI PARTİYE DESTEK AMACIYLA YÖNLENDİRMESİ ve bu vesileyle Refah Partisi’nin MODERN BİR ÇEHRE KAZANMASINA KATKI sağlamasıdır.
Müvekkilin vesilesiyle GÜZEL, DONANIMLI, EĞİTİMLİ, GÜÇLÜ KARAKTERE SAHİP VE MODERN VİZYONU OLAN GENÇLERİN REFAH PARTİLİ OLDUKLARINI AÇIKÇA GÖSTERMELERİ, Refah Partisi’ne ve o dönemde öne çıkan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik toplumsal teveccühün ciddi bir şekilde artmasını sağlamıştır.
Aynı dönemde Refah Partisi’nin iktidar olması, ardından Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi ve sonrasındaki AK Parti iktidarı, TAM OLARAK BU SÜRECİN BİR SONUCUDUR.
Yakın siyasi tarihimizde yaşanan ve çeyrek asırlık dönemi şekilendiren bu dönüşümün, müvekkil Adnan Oktar’ın vesilesiyle vuku bulduğu günümüzde de pek çok gazeteci ve siyaset bilimci tarafından açıkça ifade edilmektedir.

Vatan Partisi Genel Başkanı, Aydınlık gazetesi yazarı ve Maocu komünist ideolojinin ülkemizdeki önde gelen savunucularından DOĞU PERİNÇEK’in bir konuşmasında dile getirdiği: “Adnan Hoca’nın talebeleri bütün Anadolu’yu karış karış gezdiler, Darwinizm‘in ve materyalizmin aleyhinde çalışmalar yaptılar ve AK Parti iktidar oldu. AK Parti’nin felsefi zeminini Adnan Oktar sağladı” ifadesi, bu gerçeğin ikrarlarından biridir.
Bu konudaki bir diğer ikrar ise PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’dan gelmiştir. Abdullah Öcalan 2001 yılında yazdığı “Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği” isimli kitabında, müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi çalışmalarının etkisini itiraf etmiştir: “Tepede de MİT’in Türk oligarşik yapısının emrindeki din adamları vardır. Hem de filozofça din adamlarıdır bunlar. Osmanlı sultanlarında da tarih boyunca yol gösterenler din adamları değil miydi? Şimdi de rejime yol gösterecek din adamları vardır. MESELA O ADNAN HOCALAR NASIL ORTAYA ÇIKARILDI?”
Türkiye’de iktidar olan liderlerin bu süreçte elde ettikleri başarı, müvekkilin fikri altyapı çalışmaları neticesinde sağlanmıştır. Müvekkilin temsil ettiği Kur’an’ı esas alan modern İslam anlayışı, Refah Partisi ve devamındaki AK Parti’de önemli bir VİTRİN DEĞİŞİMİ olarak, siyasetin gidişatını da değiştirmiştir.
Bu itibarla; Darwinizm ve (sözde) bilimsel dayanağını Darwinizmden alan komünist ideolojiler karşısında geçmişte fikri bir duruş sergileyemeyen, ezim ezim ezilen, içinde bulundukları psikolojik eziklik ve acziyet sebebiyle inandığı değerleri göğsünü gere gere savunup anlatamayan, tek bir kişinin bile imanına vesile olamamış, sağ görüşün başarısı ve iktidarı adına somut hiçbir katkı sunmamış, duvara tek bir tuğla dahi eklememiş kimselerin, bugün müvekkil aleyhinde konuşmayı alışkanlık haline getirmiş olmaları GERÇEKTEN İBRET VERİCİDİR.
Söz konusu kimselerin, 40 yılını, gece gündüz demeden, hiçbir menfaat, ücret, mevki ve makam beklemeden ülkemizin ve hatta dünyanın manevi refahına adamış olan müvekkil Adnan Oktar’a yönelik kullandıkları her türlü çirkin ve yakışıksız ifade, aslında kendilerine aittir. Müvekkili ve yürüttüğü fikri çalışmaları yakından tanımalarına rağmen böyle sözler sarf ediyor olmaları da, muhtemelen kendilerine yönelik de bir operasyon yapılabileceği kaygısıyla kapıldıkları panik, endişe ve çaresizliğinin bir sonucudur.
Müvekkil aleyhinde konuşup yazmayı alışkanlık haline getirmiş bir kısım sağ görüşlü basının bu tarihi ve sosyolojik gerçekleri tekrar gözden geçirerek, sonraki programlarında müvekkil Adnan Oktar hakkında konuşurken veya köşelerinde yazarken, müvekkilin Darwinizm‘i, materyalist ve komünist felsefeyi yerle bir eden, Müslümanların lehine olacak siyasi ve toplumsal gelişmelerde kültürel ve sosyolojik zemini oluşturan, sağ görüşlü bir hükümetin 25 yılı aşkın süredir iktidarda olmasının fikri ve kültürel anlamda altyapısını tesis eden şahsiyet olmasından dolayı, ALENİ BİRDERİN DEVLET KUMPASINAMARUZKALDIĞINIANLATMALARINIUMMAKTAYIZ.
8. “İSLAM’IN İÇİNİ BOŞALTAN”, HURAFELER ÜZERİNE KURULU DİN ANLAYIŞIDIR; MÜVEKKİL KURAN MÜSLÜMANLIĞINI ANLATARAK BU FİTNEYİ BERTARAF ETMİŞTİR
Müvekkil ve arkadaşları “körü körüne uyulan gelenekçi İslam anlayışını değil, KURAN’A DAYALI GERÇEK İSLAM’I BENİMSEDİKLERİ” için hem sağ hem de sol kesimden bazı kimselerin hedefi olmaktadır.
Medyada sıkça duyduğumuz ve dava iddianamesine de giren “KURAN OKUNAN ORTAMDA AYNI ZAMANDA DANS VE MÜZİĞİN OLAMAYACAĞI” şeklindeki eleştiriler, müvekkil ve arkadaşlarının niçin aleni bir kumpasa maruz kaldıklarını ve neden haksız hukuksuz şekilde tutuklanmış olduklarını da açık şekilde ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte müvekkil, samimiyetle gelenekçi inancı yaşayan, bu sistemi vicdanen doğru olduğunu düşünerek benimseyen kişilere de saygı duymaktadır. Her insanın inancını dilediği gibi özgürce yaşaması gerektiğine inanmaktadır. Ancak Kuran’da olmayan bir inancın sanki Allah’ın hükmüymüş gibi insanlara dayatılmasının hem insanlara hem de İslam’a verdiği zararı gördüğü için bu inancın yanlışlarını ortaya koymaktadır.
Hurafelere dayalı İslam modeli, sakalını kesmeyenin öldürülmesini, zina edenin taşlanarak öldürülmesini, namaz kılmayanın öldürülmesini, kadının eksik sayılmasını ve bunun gibi sayısız dehşet verici anlayış ve uygulamayı şart koşan, “mevzu” yani uydurma hadislere göre belirlenmiş; KURAN’I DEĞİL, söz konusu mevzu hadisleri “din” olarak esas alan yanlış bir inanç şeklidir.
8.1 İslam’ın İçini Esas Kimlerin Boşalttığını ve Sapkınlığın Ne Olduğunu Merak Edenler, Asıl Bağnazlığın Sapkın İnanç Sistemini İncelemelidirler
Sağ görüşlü bir kısım basın eğer gerçekten “sapkınlıkla” mücadele etmek istiyorsa önce sapkınlığın ne olduğunu samimi olarak ortaya koymalıdırlar.
Çünkü ALLAH’IN KURAN’DA BİLDİRDİĞİ BERRAK, SADE, KALİTELİ, HAYAT DOLU, SEVGİYİ ESAS ALAN İSLAM’I TERK EDİP ONUN YERİNE,
- KURAN’DA YERİ OLMAYAN HURAFELERİ DİNE SOKAN,
- KADINLARI İKİNCİ HATTA ÜÇÜNCÜ SINIF VARLIKLAR OLARAK GÖREN,
- ANNESİNİN DİZ KAPAĞININ, İLKOKUL ÇAĞINDAKİ KIZ ÇOCUĞUNUN, OYUNCAK BARBİ BEBEĞİNİN HATTA SU DAMACASININ DAHİ TAHRİK EDİCİ OLDUĞUNU İDDİA EDEREK HARAM SAYAN,
- KADIN GÜZELLİĞİNİ TAMAMEN ORTADAN KALDIRARAK ERKEKLERİN ERKEKLERLE BİRLİKTELİĞİNİ TEŞVİK EDEN,
- ERKEK ÇOCUKLARINA SAPKIN EYLEMLERDE BULUNAN,
- ZİNA YAPANLARIN, KURAN’DA BİR MÜŞRİK ADETİ OLARAK BELİRTİLEN TAŞLAMA GİBİ VAHŞİ BİR YÖNTEMLE ÖLDÜRÜLMELERİ GEREKTİĞİNİ SAVUNAN,
- SAKALINI TIRAŞ EDEN, KRAVAT TAKAN, ALTIN ZİYNET TAKAN ERKEKLERİN; ORUÇ TUTMAYAN VE NAMAZ KILMAYAN KİŞİLERİN KIRBAÇLANMALARI, HAPSE ATILMALARI HATTA ÖLDÜRÜLMELERİ GEREKTİĞİNE İNANAN,
ve bu Kuran dışı batıl inançlarıyla İNSANLARI İSLAM’DAN UZAKLAŞTIRIP DİNSİZLİĞE, DEİZME ve ATEİZME SÜRÜKLEYEN BAĞNAZLIĞI SAVUNMAK ASIL GERÇEK SAPKINLIKTIR.
Müvekkil Adnan Oktar ise, insanları dinden uzaklaştıran, yaşama sevinçlerini ve mutluluklarını ellerinden alan, akıl sağlıklarını bozan bu şeytani sistemi tam olarak teşhis etmiş ve Kuran ayetleriyle bu sapkınlığa karşı fikren mücadele etmiştir. Müslümanların, deccaliyetin iki büyük fitnesi olan Darwinizm ve bağnazlık arasında ezilmelerine seyirci kalmamıştır.
Müvekkil, gelenekçi ve bağnaz İslam anlayışını benimsemiş olsa kendisine birçok makam, mevki ve menfaat kapısının açılacağı aşikar olduğu halde, bu çıkarları elinin tersiyle iterek ve her türlü şahsi riski göze alarak inancından ve doğru bildiğinden zerre kadar taviz vermemiştir. Cezaevinde olmayı da göze almış, bağnazlık ve hurafelerden arınmış Kuran’a dayalı gerçek İslam’ı savunup anlatarak insanlara, özellikle de gençlere Allah’ı ve İslam’ı sevdirmiş, çok sayıda kişinin imanına vesile olmuştur.
Müvekkil Adnan Oktar birçok yönüyle olduğu gibi bu kararlılığı ile de bağnazlığın ve her türlü Kuran karşıtı sapkın zihniyetin karşısında GERÇEK BİR SET OLMUŞTUR.
8.2 Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan da Tıpkı Müvekkil Adnan Oktar Gibi Kuran Müslümanlığını Savunmaktadır
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, müvekkil Adnan Oktar’ın SAVUNDUĞU HURAFELERDEN VE BAĞNAZLIKTAN ARINMIŞ KURAN’A DAYALI İSLAM ANLAYIŞINI BENİMSEMEKTEDİR.
Bir kısım sağ görüşlü basının kendince “dinin altını oymak” ya da “içini boşaltmak” şeklinde yorumladığı, müvekkil ve arkadaşlarının yargılanmakta oldukları dava iddianamesinde ise “modern İslam anlayışı” olarak nitelenen inanç, MÜVEKKİL TARAFINDAN,“KURAN MÜSLÜMANLIĞI”,“PEYGAMBERİMİZ (SAV) VE SAHABE DÖNEMİNDE YAŞANAN GERÇEK İSLAM” olarak nitelenmektedir.
Bu, müvekkilin kendi şahsına ait bir yorum değildir. Gelenekçi İslam anlayışının temelini oluşturan pek çok gelenek ve uygulamanın KURAN’DA OLMADIĞI AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR. Bunu Türkiye’de ilk defa dile getiren de müvekkil Adnan Oktar değildir. Açıklamalarının tamamına katılmamakla birlikte merhum Yaşar Nuri Öztürk, merhum Zekeriya Beyaz, Edip Yüksel, Bayraktar Bayraklı, Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır gibi birçok İlahiyatçı da GELENEKSEL İSLAM ANLAYIŞINA PEK ÇOK YÖNDENÇEŞİTLİ ELEŞTİRİLER GETİRMİŞLERDİR. Şu an Kuran’ı inceleyen birçok akademisyen de müvekkilin görüşlerine benzer açıklamalarda bulunmaktadır.
Tüm bunların ötesinde Sayın Cumhurbaşkanı da farklı zamanlarda yaptığı açıklamalarda Kuran’ın yeterli olduğuna vurgu yaparak, 4 farklı mezhebin 4 farklı inancı olmasının kabul edilemeyeceğini söylemiş, “MEZHEPÇİLİK FİTNEDİR. BEN NE SÜNNİYİM NE Şİİ, BEN MÜSLÜMANIM” sözleriyle kendisinin de KURAN MÜSLÜMANLIĞINDAN YANA OLDUĞUNU vurgulamıştır.

9. MEHDİYET İNANCI İSLAM DİNİNİN TEMEL ESASLARINDAN BİRİDİR VE ANLATILMASI HAKTIR
Bir kısım medya ve bazı yorumcular Mehdiyet konusunun anlatılmasını güya sapkınlık gibi nitelendirmekte ve Mehdiyet inancına sahip olanları sözde dinden sapmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Kuşkusuz bu yaklaşım, Mehdiyetin konuşulmasını, anlatılmasını ve bilinmesini engellemek amacıyla bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir.
Mehdiyet konusu, iddia edildiği gibi sapkın bir din anlayışı olmak bir yana, aksine Mehdiyetin inkarı Ehl-i Sünnet itikadına göre sapkınlık olarak kabul edilmektedir. Ehl-i sünnet inancına mensup dört mezhepte de (Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki) Mehdi’nin ahir zamanda geleceği, Hz. İsa (as)’ın gökten inerek namazda Mehdi’yi imamlığa geçireceği konusu tartışmasız bir hakikat olarak kabul edilir. En muteber hadis kaynakları olan Kütübi Sitte’de Mehdiyet konusu kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır. Nitekim bu eserler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmakta ve satılmaktadır.
Bilindiği üzere Türk halkının büyük çoğunluğu Hanefi mezhebine mensuptur. Bu mezhebin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa’nın ve Mehdi’nin gelişine dair konuların “inkarı mümkün olmayan konular” olduğunu şöyle bildirmektedir:
Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, Güneşin batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer KIYAMET ALAMETLERİ HAKTIR VE OLACAKLARDIR. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. ÖRNEĞİN MEHDİ’NİN GELMESİ GİBİ. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir. (Fıkhı Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99)
Dolayısıyla, Mehdiyet konusu müvekkilin şahsi olarak yorumlayıp gündeme getirdiği veya İslam’a sonradan dahil etmeye çalıştığı ilk kez gündeme getirilen yeni bir konu değildir. Aksine Mehdiyet, başta Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, tarih boyunca pek çok peygamberin ve İslam aliminin müjdelediği, alametleri ve önemini detaylıca anlattığı köklü bir husustur. Müvekkil de Hz. Peygamber (sav)’in sünnetine uygun olarak Mehdiyet ile ilgili çalışmalar gerçekleştirmiş, yeis ve ümitsizlik içindeki İslam dünyasını Peygamberimiz (sav)’in “MEHDİ İLE MÜJDELENİN” (Kitab- ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) tavsiyesine riayet ederek müjdelemeyi amaçlamıştır.
9.1 Mehdiyet Hadisleri Sahihtir
Söz konusu çevrelerin iddiası, Mehdiyet ile ilgili hadislerin güya sahih olmadığı ve Kuran’da Mehdiyetin yer almadığı yanılgısına dayanmaktadır. Oysa Mehdiyet ve ahir zamana dair hadisler, sahih olduğu en net ve kolay şekilde tespit edilebilen hadislerdir. Bir ahir zaman hadisinin doğruluğu, hadiste haber verilen olayların gerçekleşip gerçekleşmediği ile kesin olarak anlaşılır. Nitekim bu hadislerde zikredilen alametlerin her biri tek tek tahakkuk edip gerçekleştiği için ahir zaman hadislerinin tamamının sahih ve güvenilir olduğu kesin ve net olarak ispatlanmıştır.
Hicri 1400’ün (Miladi 1979) başından itibaren son 40-50 yıldır hadislerde ihbar edilen olayların tamamı ardı ardına yaşanmıştır.Peygamberimiz (sav)’in “olacak” dediği bu hadiselerin her biri, tam olarak müjdelediği şekil ve vakitte gerçekleşmiştir:
1. Fırat’ın suyunun kesileceği,
2. Afganistan’ın işgal edileceği,
3. Irak’ın üçe bölüneceği,
4. Suriye’de savaş ve çatışmalar olacağı,
5. Suriye’ye onlarca farklı ülkenin askerinin geleceği,
6. İran-Irak savaşının yaşanacağı,
7. Kabe’de kan akıtılacağı,
8. İstanbul’da büyük bir patlama meydana geleceği ve insanların yataklarından fırlayacağı (1979 yılındaki Independentatanker patlaması),
9. Ramazan ayında iki defa Ay ve Güneş tutulması yaşanacağı,
10. Kuyruklu yıldız çıkacağı (Halley kuyruklu yıldızı),
11. Boynuzu andıran iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkacağı (Lulin kuyruklu yıldızı),
12. Güneş’te sıra dışı alametler belireceği,
13. Azerbaycan’da bir savaş yaşanacağı,
14. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın çıkacağı,
15. Filistin’de büyük çatışmalar yaşanacağı,
16. Depremlerin artacağı,
17. Tüm dünyayı etkileyen büyük bir salgının yaşanacağı (COVID-19 pandemisi),
18. Gökyüzünde alışılmışın dışında bir kızıllık belireceği,
19. Sel felaketlerinin artacağı,
20. Görülmemiş şiddette sıcakların yaşanacağı,
21. Büyük bir ekonomik krizin baş göstereceği,
22. Fakirlik ve açlığın artacağı,
23. Doğal afetler sebebiyle büyük şehirlerin yok olacağı,
24. Yer çökmelerinin olacağı,
25. Adaletsizliğin yayılacağı,
26. Toplumlarda ahlaki çöküş ve bozulmaların baş göstereceği…
gibi yüzlerce alamet Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylı bir şekilde haber verilmiş ve tam da işaret edilen dönemde, anlatılan şekliyle gerçekleşmiştir. BÖYLECE AHİR ZAMAN HADİSLERİNİN DOĞRULUĞU VE GÜVENİLİRLİĞİ YANİ SAHİH OLDUĞU KESİN OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR.
Kuran’da Mehdiyetin anlatılmadığı iddiası da tamamen bilgisizlikten kaynaklanan büyük bir yanılgıdır. Allah Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam ahlakının mutlaka yeryüzüne hakim olacağını vaat etmiştir.
Allah, sizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa (halef kıldıysa), onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)
İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması demek, Mehdiyet demektir. İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda Müslümanların manevi önderi Hz. Mehdi olacaktır.Bu nedenle İslam’ın hakimiyetini müjdeleyen her ayet aynı zamanda Hz. Mehdi’nin geleceğinin de kesin bir kanıtıdır.
Müvekkil Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl öncesinden bugünü görmüş gibi tüm detaylarıyla bildirdiği olayların ardı ardına gerçekleşmesi karşısında büyük bir hayret ve hayranlık duymakta, Peygamberimiz (sav)’in bu mucizesini insanlara duyurmakta ve tebliğ etmektedir.
9.2 Mehdi’nin Fiziksel Özelliklerini Anlatmak Mehdilik İddia Etmek Değildir
Müvekkilin Mehdiyet konusunu anlatmasını, şahsen Mehdilik iddiasında bulunduğu şeklinde yorumlamak samimiyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu hususta en sık gündeme getirilen iddia, hadislerde bildirilen Mehdi’nin fiziksel özelliklerinin müvekkil Adnan Oktar ile birebir uyuştuğu yönündeki söylemlerdir. Bu tabii benzerliği bir Mehdilik iddiası olarak çarpıtan kişilerin temel yanılgısı, konu hakkında bilgisizlik ve önyargıdan kaynaklanmaktadır.
Bilindiği üzere Mehdi, seyyid yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecektir. Müvekkil Adnan Oktar da bir seyyiddir. Dolayısıyla aynı genetik soydan gelen kişilerin fiziksel açıdan birbirlerine benzemeleri son derece doğaldır. Nitekim günümüzde de milyonlarca seyyid, Peygamberimiz (sav)’e ve Mehdi’ye benzemektedir. Ancak fiziki benzerlik asla bir Mehdilik iddiası anlamına gelmeyeceği gibi tek başına bir ispat niteliği de taşımaz. Esasen Mehdilik bir iddia ve ispat makamı da değildir; kaderde Allah kimi takdir etmişse Mehdi odur.
Müvekkil dürüst bir yaklaşımla hadisleri gizlemeden, içeriğinde ne varsa birebir olduğu gibi aktarmaktadır.
Hadislere göre Mehdi;
- Güzel simalı,
- Peygamberler gibi azametli ve heybetli,
- İlerleyen yaşlarına rağmen genç görünümlü,
- Orta boylu,
- Geniş omuzlu,
- Geniş karınlı,
- Tüm vücudu geniş, genel cüssesi itibariyle kalıplı,
- Uyluklarının arasında kasık bölgesinde bir genişlik ve büyüklük olan,
- Alnı geniş ve açık,
- Alnında hafif bir iç bükeylik ve bir yara izi bulunan,
- Burnu küçük ve ince,
- Burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olan,
- Yanağında inciyi andıran (açık renkli) bir ben bulunan,
- Gözleri çekik,
- Yeşil gözlü,
- Kaşları kavisli,
- İki kaşı arasında tek bir kaş çatma çizgisi bulunan,
- Saçları gür ve siyah,
- Sakalı siyah ve cezm edilmiş (düzeltilmiş),
- Sakalı hafif olup yan kısımları az, alt tarafı ise uzun olan,
- Dişleri beyaz ve düzgün,
- Vücudunda, Peygamberimiz (sav)’in tenindekilerle aynı renkte iki ben bulunan,
- Sağ bacağında ten renginden farklı bir iz taşıyan,
- Sağ uyluğunda bir ben bulunan,
- Sol kürek kemiğinin alt tarafında yaprak şeklinde bir ben olan,
- Omuzunda nübüvvet mührü bulunan bir zattır.
Müvekkil Adnan Oktar, fiziksel olarak bu özelliklere sahip olduğu gerekçesiyle ilgili hadisleri anlatmaktan imtina etseydi asıl bu durum samimi bir tutum olmayacaktı. Zira Mehdi’yi müjdelemek Peygamberimiz (sav)’in açık bir emridir ve müvekkil de titizlikle bu emre riayet etmektedir. Müvekkilden, örneğin “Mehdi yeşil gözlüdür” hadisini aktarırken her defasında “Mehdi yeşil gözlüdür, benim de gözüm yeşil ancak ben mehdi değilim” şeklinde bir açıklama yapmasını veya bu yönlü bir vurgu yapmasını beklemek makul bir yaklaşım değildir.
Kaldı ki müvekkil Mehdilik iddiasında bulunmadığını ve ömrünün sonuna kadar da böyle bir iddiada bulunmayacağını defalarca beyan etmiştir. Gerek televizyon programlarında gerekse mahkeme beyanlarında asla Mehdilik iddiasında bulunmayacağına dair birçok kez yemin etmiştir.

Yüzlerce defa söyledim, MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNURSAM ALLAH’IN, MELEKLERİN, İNSANLARIN LANETİ ÜZERİME OLSUN DEDİM. BEN HOCA DA DEĞİLİM. BU PROGRAM DA DİN PROGRAMI DEĞİL. Ben Allah’ı çok seviyorum, her yerde, her ortamda Allah’ı anarım. (A9 TV; 9 Mart 2017)
Kendisini Mehdi olarak görmediğini hem kendisinin hem de arkadaşlarının açıkça ifade etmesine rağmen, müvekkil Adnan Oktar’a ısrarla “Sen Mehdisin” denilmesi şaşırtıcı bir tutumdur.
9.3 2018 Yılında Düzenlenen Operasyon Mehdiyetin Birçok Sırrının Ortaya Çıkmasına Vesile Olmuştur
Kuran’da anlatılan kıssalardan ve tarihi kaynaklardan görüldüğü üzere, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. Yunus gibi neredeyse tüm peygamberler haksız yere tutuklanmış ve cezaevi sürecinden geçmişlerdir. Ömrünü Allah’a adamış bir mümin olarak benzer bir durumla karşılaşmak müvekkilin onur ve sevinç duyduğu bir güzelliktir. Verilen haksız ve hukuksuz binlerce yıllık mahkumiyet kararlarıyla zahiren müvekkil ve arkadaşlarının cezalandırıldığı düşünülse de, aslında bu kararlar müvekkil ve arkadaşlarının hayrına vesile olacak şekilde Allah tarafından takdir edilmiş bir kaderin sonucudur.
Müvekkil, 2018 Temmuz ayında tutuklandıktan sonra önce Türkiye’nin en batı ucu olan Edirne’ye, oradan Doğu’ya; şehir merkezi rakımı en yüksek, Güneş’in doğrudan sipersiz ulaştığı il olan Erzurum’a ve iki seddin arasında bulunan Van’a sevk edilmiştir. Müvekkil bu illere kendi isteği dışında zorunlu sevkle götürülmüştür. Gönderildiği her yer müvekkil için iyilik ve güzellik olmuştur. Kuran’da ahir zamanı anlatan bazı kıssaların nasıl tahakkuk ettiğini ve bu ayetlerdeki önemli bilgileri bizzat görmesi de bu sevklerin getirdiği hayırlardan biri olmuştur.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR
Kuran’da yer alan Zülkarneyn kıssasına göre, Hz. Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilmektedir. Bu yolculukların güzergahları şunlardır:
- Birincisi EN BATIYA, BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
- İkincisi DOĞU’YA, GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
- Üçüncüsü İKİ SEDDİN ARASINDA OLAN YERE dir.
1. YOLCULUK:
O da, BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR ULAŞTI ve onu KARA ÇAMURLU BİR GÖZEDE batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” (Kehf Suresi, 85-86)
Türkiye’nin en batısındaki şehir EDİRNE’dir.Ayette geçen “kara çamurlu bir göze” ifadesiyle (göze=su kaynağı), bataklık olan bir alan tarif edilmektedir. Edirne’nin en büyük nehri olan Meriç’in deltası da tam olarak BATAKLIKLAR BARINDIRAN bir coğrafyadır.
Dedeağaç sancağı: Kuzeyden EDİRNE, doğudan Gelibolu, batıdan Gümülcine sancakları ve güneyden Adalar denizi ile çevrilidir. Arazisi bazan dağlık ise de Meriç nehrinin geçtiği yerler ile nehrin mansabı civarı DÜZ VE BATAKLIKTIR. Bununla beraber havası mutedil olup, İnöz (Enez) civarı bazı hastalıklara maruzdur. (19. Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası, Prof. Dr. Ramazan Özey)
2. YOLCULUK
Hz. Zülkarneyn ikinci yolculuğunu, bulunduğu ülkenin EN BATISINDAN EN DOĞUSUNA yapmıştır:
Sonra (yine) BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE KADAR ULAŞTI ve onu (GÜNEŞİ), KENDİLERİ İÇİN BİR SİPER KILMADIĞIMIZ bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (Kehf Suresi, 89-90)
ERZURUM Doğu’nun rakımı en yüksek olan şehridir.1890 METRE YÜKSEKLİK İLE TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI ŞEHİR MERKEZİNE sahiptir.
ERZURUM şehri de, hem en DOĞUDAKİ illerimizden olması hem de 1890 METRE RAKIMI ile TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI İL MERKEZİ olması bakımından ayetteki bu tarife tam uymaktadır. Erzurum’un bu coğrafi özelliği bir başka bilim insanımız tarafından da şöyle açıklanır:
“Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu, YÜKSEK RAKIMLI YERLERDE GÜNEŞ IŞINLARININ DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ söyledi… ERZURUM’DA GÜNEŞ IŞINLARININ, RAKIMIN ETKİSİYLE DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ BELİRTEREK ‘Özellikle Güneş’in etkili olduğu öğle saatlerinde fazla dışarıda kalınmamalı’ dedi. Erzurum’da solunabilir hava kalitesinin kışın daha düştüğünü kaydeden Demircioğlu, şunları söyledi: ‘… YÜKSEK RAKIMDA GÜNEŞ IŞINLARININ DA DOĞAL RADYASYON ETKİSİ GÖSTERMESİ, cilt rahatsızlıklarına neden olabiliyor.’
Yrd. Doç. Dr. Demircioğlu, bu durumun çocuklar, hasta ve yaşlılar üzerinde direkt etki sağlayacağını ifade ederek, MECBUR OLMADIKÇA GÜNEŞ IŞIĞINDA FAZLA KALINMAMASI GEREKTİĞİNİ bildirdi.”
(https://www.milliyet.com.tr/gundem/yuksek-rakim-dogal-radyasyon-iceriyor-5122222)
3. YOLCULUK
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)
Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda gittiği yer İKİ SEDDİN arasındaki bir yerdir. Kuran’da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN VE İKİ BÜYÜK SEDDİN ARASINDA KALAN VAN ŞEHRİYLE TAM UYUŞMAKTADIR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.
BU SETLERDEN BİRİNCİSİ, GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNÜŞÜYLE ÇİN SEDDİ’NE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİ’DİR.


VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE YAKIN ZAMANDA İRAN SINIRINA İNŞA EDİLEN VAN SEDDİ’DİR

Van-İran sınırında 2021 yılında, yani içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği dönemde bu seddin inşa edilmesi, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesidir. Bu durum Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdirinin bir sonucudur.
Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN ARASINDAKİ ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Müvekkil Adnan Oktar’ın kendi iradesi dışında ve bir kısım insanların vesile kılınmasıyla, aynı Zülkarneyn’in yolculuklarında olduğu gibi sırasıyla ülkenin en batısından en doğusuna doğru Edirne, Erzurum ve Van’a sevk edilerek buralarda tutulması İlahi bir takdirin sonucudur. Müvekkilin, Zülkarneyn’in üç ayrı yolculuğunu yaptığı yerlere sevk edilmiş olması, Mehdi talebesi olarak sevinç duyduğu ve nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.
Sonuç olarak;
Allah’ın vaadinin hak, Peygamberinin sözünün doğru olduğunu bilen müvekkil Adnan Oktar Hz. Mehdi’nin zuhurunu şevkle ve heyecanla beklemektedir. Nesillerdir beklenen, her peygamberin ümmetine müjdelediği, sahabenin bile kendi dönemlerinde sevgiyle ve özlemle görmek istedikleri Mehdi’ye zemin hazırlamak için gayret etmektedir. Mehdi’nin bir öncüsü ve talebesi olarak Mehdi’nin yaşayacağı olayların bir benzerini yaşamaktan onur duymakta, karşılaştığı süreçlerde Mehdiyetin izlerini gördükçe şükretmektedir. Türkiye’nin ve İslam aleminin içinden geçtiği bu zorlu dönemlerin hayır, bereket ve güzelliklerle neticeleneceğine gönülden inanmaktadır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 24.08.2026