FURKAN SEZER 2018’DEN BU YANA YAPTIKLARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR İÇİN SAYISIZ HAYRA VE GÜZELLİĞE VESİLE OLDU
Gazeteci İpek Özbey, Sözcü TV’nin YouTube yayınında eski polis memuru Furkan Sezer’i konuk etmiştir. Süleymanlılar cemaati ve Kuytul grubuna yönelik operasyonların konu edildiği programda, her zaman olduğu gibi konu bir şekilde müvekkil Adnan Oktar’a getirilmiş ve bir dizi gerçek dışı bilgiye yer verilmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın konuya ilişkin düşünce ve yorumları şöyledir:
İÇİNDEKİLER
1. FURKAN SEZER, ADNAN OKTAR’A OLAN SEVGİNİN KATLANARAK ARTTIĞINI GÖRMENİN PANİĞİNİ YAŞAMAKTADIR
3. FURKAN SEZER’İN KADERİ; MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ HAYRI VE İYİLİĞİ İÇİN ÇALIŞMAKTIR
3.1. Furkan Sezer Kabul Etmek İstemese de Mehdiyet ile İlgili Hadisler Bir Bir Gerçekleşmiştir
3.2. Mehdi’nin Fiziksel Alametleri Sahih Hadislerde Detaylı Olarak Anlatılmıştır
3.3. Furkan Sezer’in Mehdiyete Hizmeti Büyüktür
HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR
6. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR MALİ KONULARDAKİ TÜM SUÇLAMALARDAN BERAAT ETMİŞTİR
Müvekkil Adnan Oktar daha önceki basın duyurularında da ifade ettiği üzere İpek Özbey Hanım’ın modern ve aydın yönünü beğenmekte, yaptığı taraflı ve gerçek dışı yayınlara rağmen kendisine herhangi bir kırgınlık ya da kızgınlık duymamaktadır. Sevgisizliğin yaygın olduğu, insanların çoğunun bir tane bile seveninin bulunmadığı bir ortamda, muhtemelen kendisini korumak için geliştirdiği sevgiden uzak ve önyargılı üslubu anlayışla karşılamaktadır. Ancak bunun hep böyle devam etmesi de şart değildir.

Bir insan ilerleyen yaşına rağmen hiçbir zaman gerçek sevgiyi tatmamış, candan güvenebileceği dostları olmamış, tüm hayatını hiç sevilmediği düşüncesiyle ve acısıyla geçirmiş olabilir. Ancak bu, ömrünün sonuna kadar sevgisizlik ve yalnızlık içinde yaşamaya mahkum olduğu anlamına gelmez. Ahlakını ve kendisini güzelleştirip geliştiren her insana mutlaka sevginin yolu açılır. Güzel sözlü, tevazu sahibi, anlayışlı, merhametli, sevecen, ılımlı, samimi ve candan bir üslup geliştirildiğinde, özellikle de kavgadan, tartışmadan ve hırslardan uzak durulduğunda sevginin kapısı sonuna kadar açılır. İpek Hanım da nezaketinden, görgüsünden ve kalitesinden anlaşıldığı üzere sevgiye açık bir insandır. Samimi olarak vicdanıyla hareket etmeye karar verirse kendisini, özellikle medya dünyasının bir kısmına hakim olan o sevgisiz, yalnız ve bencil dünyadan çıkarabilir.
Anlaşıldığı kadarıyla İpek Hanım, sırf müvekkil Adnan Oktar’a karşı olduğu için eski polis memuru Furkan Sezer’i yayınlarına çıkarmakta, bu yolla sebep olduğu sonuçları ise pek düşünmemektedir.
Her şeyden önce kendisinin şu gerçekleri göz önünde bulundurmasında fayda vardır:
Bugün İBB Davası dosyası başta olmak üzere, “Böyle hukuksuzluk olur mu?” diyerek haberlerini yaptığı dosyaların hemen hepsi, Furkan Sezer’in geçmişte müdürlüğünü yürüttüğü Mali Şubede hazırlanmaktadır.
- Korkutma, dayatma ve baskıyla insanların iftira atmaya mecbur bırakılması ve bu yolla suni suçlar isnat edilmesi,
- Kontrol altına alınmış kişilere her “gerektiğinde” –yeni suçlar icat etmek amacıyla– gerçek dışı beyanlar verdirilmesi,
- Masa başında, bazı polisler eşliğinde oluşturulan ve tek bir delili dahi bulunmayan müşteki ile etkin pişman iftiralarının basına sızdırılarak bu yalanlarla kamuoyu algısı oluşturulması,
- Çağrıldığında adliyeye gelecek kişilerin sabaha karşı düzenlenen operasyonlarla evlerinden alınarak ailelerinin ve yakınlarının mağdur edilmesi,
- Operasyon esnasında çekilen görüntülerin basına servis edilmesi, henüz yargılaması bile yapılmamış insanların ters kelepçe takılarak yere yatırılmasından ya da her iki kollarında polis memurlarıyla tek sıra halinde dizilerek sergilenmesinden adeta sevinç duyulması
gibi son dönemlerde İpek Özbey ve gazeteci meslektaşlarının her gün yana yakıla şikayet ettikleri hukuksuzlukların tamamının ÖNCÜ UYGULAYICISI FURKAN SEZER’dir.

İpek Özbey, İBB Davası ve diğer dosyalarda bu dosyaların nasıl kurgulandığını, hukukun nasıl çiğnendiğini madde madde anlatırken, yayınlarına sık sık çıkardığı Furkan Sezer’in eleştirdiği bu sistemin başaktörlerinden biri olduğunu göz ardı etmemelidir.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik düzenlediği hukuk dışı operasyonun ardından görevden eski polis memuru Furkan Sezer’in kanal kanal dolaşması, her programda yalan ve çarpıtmalarının dozunu iyice artırmasının ise tek sebebi vardır:
Kurulan devasa kumpasa, bu kumpas için seferber edilen yüzlerce kişiye, organizasyon için harcanan milyonlarca liraya, çekilen filmlere, baskı ya da menfaat karşılığı konuşturulan şahıslara, sol ve sağ basının bir kısmının ağız birliği ederek aynı yalanları tekrarlamasına ve bu sürecin son 8 yıldır kesintisiz sürmesine rağmen, müvekkil Adnan Oktar en temel suçlamalardan beraat etmiş, halkımız bu asılsız iddiaların hiçbirine itibar etmemiş ve müvekkile olan sevgi katlanarak büyümüştür. Üstelik kendisi de bu gerçeği katıldığı yayınlarda açıkça itiraf etmektedir.
İlk başlarda ulusal kanallarda dolaşırken şimdi YouTube yayınlarıyla yetinmek zorunda kalan Furkan Sezer ve arkadaşlarının, panik içerisinde son derece tutarsız ve mantıksız söylemlerde bulunmaları da uğradıkları yenilgiyi bir türlü hazmedememelerinin getirdiği bir çırpınıştır.
1. FURKAN SEZER, ADNAN OKTAR’A OLAN SEVGİNİN KATLANARAK ARTTIĞINI GÖRMENİN PANİĞİNİ YAŞAMAKTADIR
Bahse konu programın başından sonuna kadar, Furkan Sezer’in müvekkil Adnan Oktar’ın etkisini durduramamanın ve ona yönelik coşkulu sevgiye engel olamamanın paniğini yaşadığı açıkça görülmektedir. Kendisinin asıl gündeminin diğer cemaatler olmadığı da ortadadır. Elbette Türkiye’deki tüm cemaat ve tarikatlar güzel ve faydalı işler yapmaktadır; ANCAK BUNLARDAN HİÇBİRİ,
- Tüm din karşıtı ideolojilerin temel dayanak noktası olan Darwinizm’e bilimsel yöntemlerle cevap vermemiş, Darwinizm’in geçersizliğini somut delillerle ortaya koyarak son 200 yılın en büyük fitnesini ortadan kaldıracak bir çalışma YAPMAMIŞTIR.
- Kuran’ın yeterliliğini yine Kuran ayetleri ve hadislerle ortaya koyup, din adına öne sürülen hurafelerin geçersizliğini göstererek insanların dinden uzaklaşmasının önüne GEÇMEMİŞTİR.
- Sanatın, bilimin, kalitenin, modernliğin, demokrasinin, laikliğin ve özgürlüğün Kuran’ın özü olduğunu anlatıp dindarlık algısına mesafeli olan kesimlerin şüphelerini ortadan kaldırarak toplumun önde gelenleri üzerinde benzer bir etki OLUŞTURMAMIŞTIR.
- Deccaliyetin iki kolu olan bağnazlık ve Darwinizm’i ilimle, bilimle ve kültürle en kökünden kırmamıştır.
BU SEBEPLE DE ASLINDA HİÇBİR CEMAAT VEYA TARİKAT, FURKAN SEZER VE BAZI HUSUMETLİ ÇEVRELERİN GÜNDEMİNDE YER ALMAMAKTADIR. ASIL KONU HER ZAMAN; DİNSİZLİĞİN, SEVGİSİZLİĞİN, ZULMÜN VE BENCİLLİĞİN TÜM DAYANAK NOKTALARINI FİKREN YERLE BİR EDEN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR. 2018 yılında düzenlenen operasyonun tek amacı da dünya çapında etkili olan bu büyük ilmi mücadeleyi durdurabilmek olmuştur.
Ne var ki Furkan Sezer’in sık sık katıldığı yayınlarda da ikrar ettiği üzere bu girişimleri büyük bir hezimetle neticelenmiş, “Müvekkil Adnan Oktar’a olan sevginin katlanarak arttığını, tahliye olması durumunda 24 saat içinde sevenlerinin yeniden etrafında toplanacağın ve bu ilmi mücadeleyi bitirmenin mümkün olmadığını” bizzat kendisi itiraf etmiştir.
İPEK ÖZBEY: Oradan biliyorum mesela, hani gelen mektuplardan… Hala sempatisini sürdüren çok insan var yani.
FURKAN SEZER: Evet. Evet. Sempatisi artarak devam ediyor.
(Sözcü TV Youtube Kanalı, ‘İpek Özbey ile Nasıl Olacak?’, 24.08.2026, https://www.youtube.com/watch?v=P6LMJY1lrGk)
İpek Özbey ve Furkan Sezer’in bu sözleri kurulan kumpasın çöktüğünün açık bir ikrarıdır.
Hiçbir suçları olmadığı halde 8 yıldır cezaevinde tutulmalarına, Türkiye’nin dört bir yanına, ailelerinden bin kilometre öteye gönderilmiş olmalarına, tüm mal varlıklarına el konulup ekonomik ambargoya maruz bırakılmalarına, 365 kere müebbet anlamına gelen binlerce yıllık cezalar almalarına ve bu hukuksuz cezaların da Yargıtayca onanmasına rağmen müvekkil Adnan Oktar’dan asla vazgeçmeyen arkadaşlarının tarihe geçecek sabır, vefa, dostluk ve fedakarlıkları çok güçlü bir sevginin tezahürüdür. Bu durum, Furkan Sezer ve İpek Özbey’in muhtemelen hayatlarında hiç tatmadıkları, kimsenin de onlara karşı beslemediği çok güçlü, coşkulu, sağlam ve sürekli gelişip büyüyen bir sevgidir. Allah, insan ruhunda samimiyeti hemen tanıyan ve bu güzelliği gördüğünde tüm benliğiyle gönülden bağlanan bir mekanizma yaratmıştır. Karalamalarla, karakol yüzü görmemiş genç kızları Mali Şube’ye doldurup “müşteki olmazsan sanık olursun” diye yazılan yalanlarla, masa başında oluşturulan kurgularla sevgi silinmez. Bunun bin katı daha olsa netice yine değişmez. Müminler sonsuz öncede, Kalu Bela’da sevenleriyle birlikte yaratılmışlardır. Allah’ın birlikte yarattığını ayırmaya kimsenin gücü yetmez.
Allah Kuran’da bu sevgiyi yalnızca samimi olarak iman eden kulları için özel bir nimet olarak yarattığını bildirmiştir.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız.
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)
Müminlerin kalplerini Allah uzlaştırmış ve onları birbirlerine yine Allah sevdirmiştir. Tüm dünya bir araya gelse böyle bir sevgi inşa edemeyeceği gibi, yine tüm dünya bir araya gelip elinden geleni ardına koymasa da bu sevgiyi ortadan kaldıramaz:
Ve onların kalplerinin arasını uzlaştırdı. Sen yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile, onların kalplerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını uzlaştırdı. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Enfal Suresi, 63)
Furkan Sezer’in, içten içe bu gerçeğin farkında olduğunu gösteren bir diğer açıklaması ise şöyledir:
FURKAN SEZER: “Örgütü yeniden toplar. 24 saat içerisinde de operasyon yapıldığı günden daha güçlü bir hale getirir. 25. saat devlet hepsini parça parça eder.”
(Furkan Sezer’le Özel Röportaj, https://www.youtube.com/watch?v=6X_MQb3A1hg)
Furkan Sezer ve diğerleri, müvekkil Adnan Oktar’ın;
- Her gün güçlenerek artan moralini,
- Çelik gibi iradesini,
- Neşesini, gençliğini ve zindeliğini,
- 80 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen 30’lu yaşlardaki bir insanın sağlığına ve görünümüne sahip olmasını,
- Sevenlerinin sayısının katlanarak arttığını,
- Neredeyse her haber programında, milyonlarca kişi tarafından okunup izlenen gazete ve yayınlardan kıyıda köşede kalmış haber sitelerine, sosyal medyadan günlük sohbetlere kadar her yerde, her gün gündemde olmasıyla insanların onu asla onu unutamadığını
hayretler içinde bizzat görmüşlerdir.
Furkan Sezer ve bazı şahısların bu durum karşısında milyonların gözü önünde hiç sıkılmadan ve utanmadan, açıkça müvekkil Adnan Oktar’ın canına kastedilmesinden bahsetmeleri ise ibret vericidir.
2. “ADNAN OKTAR BU DEFA BİTTİ” DİYENLER, AHİRETTEN MÜVEKKİLİN NEŞESİNİ, ŞEVKİNİ VE ONU SEVENLERİN COŞKUSUNU İZLEMEKTEDİRLER
Furkan Sezer yaptığı açıklamalarda, “Bu yapıyı ancak lideri öldüğünde bitirebilirsiniz”, “24 saat içerisinde eskisinden daha güçlü toplanırlar; ama 25. saat devlet hepsini parça parça eder” gibi çirkin, haddini aşan ve hukuk dışı sözleriyle kendince bazı çevrelere yol ve yöntem göstermektedir.
Tıpkı Furkan Sezer gibi geçmişte de SİYASETÇİLER, HUKUK PROFESÖRLERİ, GAZETECİLER, TV PROGRAMCILARI VE EMNİYET MENSUPLARI arasından müvekkilin müebbet hapis cezası almasını, cezaevinden çıkamayıp orada vefat etmesini isteyenler ve bunun için gayret edenler olmuştur. Aralarında Adil Serdar Saçan, Yıldırım Aktuna, Mesut Yılmaz, Osman Durmuş, Hıncal Uluç, Metin Uca, Ercan Arıklı, Bülent Ecevit, Ahmet Vardar, Bekir Coşkun, Güneri Civaoğlu, Ferhan Şensoy gibi isimlerin bulunduğu, burada tamamını saymadığımız 200’den fazla kişi 90’lı yıllarda müvekkilin cezaevinden hiç çıkamayacağını savunurken müvekkilin masumiyeti ispatlanmış ve kendisi tahliye olmuştur. O kişiler ise ecelleriyle vefat etmiş ve sonsuz bir müebbet içerisine girmişlerdir. Oldukları yerden de hep birlikte müvekkil Adnan Oktar’ı izlemektedirler.
Müvekkil Adnan Oktar, Allah’ın kaderde ona verdiği görevi yapmadan vefat etmeyecektir. Ne kadar görev yapacağının saati, dakikası Allah Katında bellidir. Hz. Mehdi de vazifesini yapmadan ölmez ve öldürülemez. Müvekkil Mehdi talebesi olduğundan, Bediüzzaman Hazretlerinin bildirdiği gibi “Mehdi’ye zemin hazırlayan öncü bir nefer” olarak görev yaptığından onda da “Mehdiyetin durdurulamaması, engellenememesi, görevini yapmadan ölmemesi ve öldürülmemesi” vasıfları tecelli etmekte, benzer bir bereket ve güzellik olmaktadır.

Bir zamanlar “Adnan Oktar bu defa bitti”, “Adnan Oktar bu defa yandı” diyerek kendilerince kurdukları tuzakları kutlayanlar, bugün ahiretten müvekkilin cezaevinde Allah’a derin imanı ve Allah’a derin sevgisiyle adeta bir cennet bahçesinde yaşar gibi sevinçli, huzurlu, sevgi ve sağlık dolu olan hayatını izlemektedirler.
Her biri müvekkile karşı akıl almaz bir öfkeyle sürekli aleyhte faaliyet yürütmüş olmalarına rağmen, müvekkil Adnan Oktar bu kişilerin hiçbirine karşı kin veya nefret duymamakta, herhangi bir öfke hissetmemektedir. Tam tersine onların iyiliğine dua etmekte, Allah’ın onları rahmetiyle sarmasını temenni etmektedir. Hepsine hakkını helal etmiştir.
Şu anda da müvekkil Adnan Oktar’ın hapiste öleceğini umanların hepsi, muhtemeldir ki müvekkilden önce kendi ecelleriyle vefat edeceklerdir. Neredeyse 80 yaşında olan müvekkil Allah’a derin imanı ve Allah’a derin sevgisinden dolayı hayret verici bir dinçlik, sağlık, sıhhat ve zindelik içindedir.
BU KİŞİLER VEFATLARINDAN SONRA GİTTİKLERİ YERDEN;
- MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN CEZAEVİNDEN ÇIKIŞINI,
- ANLATTIKLARININ DOĞRU OLDUĞUNU,
- HZ. MEHDİ’NİN ÇIKIŞINI,
- HZ. İSA’NIN GELİŞİNİ,
- HZ. İSA’NIN, HZ. MEHDİ’NİN İMAMLIĞINDA NAMAZ KILIŞINI,
- İSLAM AHLAKININ DÜNYAYA HAKİM OLUŞUNU GÖRECEKLERDİR.
Kuşkusuz Allah’ın takdir ettiği vakit gelmeden kimse kimsenin canını alamaz. Kimsenin kimseye, Allah dilemedikçe bir zararı da yararı da dokunmaz. Müvekkil Adnan Oktar ömrü boyunca defalarca fiili suikast girişimlerine maruz kalmış, akıl almaz kumpaslar sonucu akıl hastaneleri ve cezaevleri görmüştür. Ancak Allah her defasında bu tuzakları bozmuş müvekkil en ufak zarar görmek bir yana çok daha güçlü, sevinçli, dinç ve sağlıklı olarak hayatına devam etmiştir. Allah sevenlerinin sayısını kat kat artırmış, her defasında birbirinden değerli, samimi, akıllı, genç ve güzel insanı çevresinde kenetlemiştir. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR İÇİN “BU DEFA BUHAR OLDU”, “BU DEFA YANDI” DENİLMİŞ, OYSA TAM AKSİNE KENDİSİ ÇELİKTEN BİR KALE HALİNE GELMİŞTİR.
Allah’ın güzel imtihan sanatını bilen, bizzat kendi hayatında buna şahit olup şükreden müvekkil, aleyhinde faaliyette bulunan ve kendisine anlamsız bir öfke ile husumet duyanlara da şefkatle ve merhametle bakmaktadır. Her birinin Allah’ın kaderde takdir ettiğini yapmakla görevli kişiler olduğunu bilmekte. onlara karşı hiçbir öfke duymamaktadır.
İpek Hanım’ın ise kendi karşısında, içinde “ölme, öldürme, parça parça etme, yok etme” gibi kavramların geçtiği cümlelerin bu kadar rahat kurulmasına seyirci kalması çok şaşırtıcıdır. Öfke, kin ve nefret saçan cümlelerden irrite olması gerekirken bu anlatımları destekliyor gibi görünmesi yakışık almamıştır. Bugüne kadar desteklediği hukuksuzlukların her biri, kendisiyle aynı düşünce ve inançtan olan insanlara, meslektaşlarına ve değer verdiklerine de isabet etmiştir. Yarın öbür gün bu insanlar için de “ölürlerse bu konu biter” açıklamaları yapılsa, mutlu mu olacaktır? Bilerek veya bilmeyerek destek olduğu her hukuk dışı faaliyetin bir gün kendisini, yakınlarını, sevdiklerini ve tüm ülkeyi sarabileceğini asla göz ardı etmemelidir.
3. FURKAN SEZER’İN KADERİ; MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ HAYRI VE İYİLİĞİ İÇİN ÇALIŞMAKTIR
Furkan Sezer, konuşmasında Peygamberimiz (sav)’in ahir zaman hadisleriyle haber verdiği her olayın birebir gerçekleşiyor olmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getirmektedir. Hicri 1400 yani miladi 1979’dan bu yana Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği alametlerin hepsi tek tek gerçekleşmiştir. Her ne kadar kendisinin ağırına gitse de bu, somut bir gerçektir. Her biri Peygamberimiz (sav)’in bir mucizesi, Allah’ın Müslümanlara sevgisi ve ikramıdır. Allah kaderde kendisini de bu mucizelerin gerçekleşmesi için bir vesile olarak yaratmıştır. Aylar boyunca ilmek ilmek uğraştığı kumpas, 123 eve birden düzenlenen operasyonlar, kanal kanal dolaşıp kendince yaptığı karalamalar ve müvekkilin cezaevinde dahi anayasal haklarının elinden alınması için gösterdiği çaba olmasa bu ahir zaman hadislerinin birçoğu anlaşılmayacak, bu güzellikler açığa çıkmayacaktı.
Kendince, müvekkil Adnan Oktar aleyhine en büyük faaliyeti yaptığını düşünürken aslında en büyük hayırlara hizmet etmiştir. Allah, kaderde Furkan Sezer ve diğer husumetlileri, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının derinleşmesine, manen çok güçlenmesine, sevgilerinin pekişmesine, Allah’a olan aşklarının coşmasına ve ahir zaman hadislerinin gerçekleştiğini görerek Hz. Mehdi’ye kavuşma heyecanlarının kat kat artmasına hizmet etmeleri için yaratmıştır. Furkan Sezer ve diğerleri, dünyaya bin kere gelseler bininde de kaderlerinde belirlenmiş bu görevi yerine getirecek, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının hayrına çalışacaklardır.
3.1. Furkan Sezer Kabul Etmek İstemese de Mehdiyet ile İlgili Hadisler Bir Bir Gerçekleşmiştir

Furkan Sezer programdaki konuşmasında müvekkilin tutuklandığı 2018’den bu yana Hz. Mehdi’yle ilgili hadislerin tek tek gerçekleşiyor olduğunu istemese de kabullenmekte, bu konudan rahatsızlığını gizleyememektedir. “Yani konu ne olursa olsun mutlaka onunla ilgili bir hadis, ondan sonra bir bilgi, daha önce veli bir şahsın anlattığı, söylediği bir şey mutlaka geliyor” sözleriyle bu gerçek karşısındaki çaresizliğini ifade etmektedir. Gerçekten tam da Furkan Sezer’in söylediği gibi Hicri 1400’ün başından yani 1979’dan bu yana art arda gerçekleşen alametler, 2018’den beri daha da hız kazanmıştır.
Mehdiyet ile ilgili hadislerin güya sahih olmadığı ve müvekkil Adnan Oktar’ın sözde kişisel yorumlarda bulunduğunu öne sürenlerin de doğru söylemediği açığa çıkmıştır. Çünkü Mehdiyet ve ahir zamana dair hadisler, sahih olduğu en net ve kolay şekilde tespit edilebilen hadislerdir. Bir ahir zaman hadisinin doğruluğu, hadiste haber verilen olayların gerçekleşip gerçekleşmediği ile kesin olarak anlaşılır. Nitekim bu hadislerde zikredilen alametlerin her biri tek tek tahakkuk edip gerçekleştiği için ahir zaman hadislerinin tamamının sahih ve güvenilir olduğu kesin ve net olarak olarak ispatlanmıştır.
Hicri 1400’ün (Miladi 1979) başından itibaren son 40-50 yıldır hadislerde ihbar edilen olayların tamamı ardı ardına yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)’in “olacak” dediği bu hadiselerin her biri, tam olarak müjdelediği şekil ve vakitte gerçekleşmiştir:
1. Fırat’ın suyunun kesileceği,
2. Afganistan’ın işgal edileceği,
3. Irak’ın üçe bölüneceği,
4. Suriye’de savaş ve çatışmalar olacağı,
5. Suriye’ye onlarca farklı ülkenin askerinin geleceği,
6. İran-Irak savaşının yaşanacağı,
7. Kabe’de kan akıtılacağı,
8. İstanbul’da büyük bir patlama meydana geleceği ve insanların yataklarından fırlayacağı (1979 yılındaki Independenta tanker patlaması),
9. Ramazan ayında iki defa Ay ve Güneş tutulması yaşanacağı,
10. Kuyruklu yıldız çıkacağı (Halley kuyruklu yıldızı),
11. Boynuzu andıran iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkacağı (Lulin kuyruklu yıldızı),
12. Güneş’te sıra dışı alametler belireceği,
13. Azerbaycan’da bir savaş yaşanacağı,
14. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın çıkacağı,
15. Filistin’de büyük çatışmalar yaşanacağı,
16. Depremlerin artacağı,
17. Tüm dünyayı etkileyen büyük bir salgının yaşanacağı (COVID-19 pandemisi),
18. Gökyüzünde alışılmışın dışında bir kızıllık belireceği,
19. Sel felaketlerinin artacağı,
20. Görülmemiş şiddette sıcakların yaşanacağı,
21. Büyük bir ekonomik krizin baş göstereceği,
22. Fakirlik ve açlığın artacağı,
23. Doğal afetler sebebiyle büyük şehirlerin yok olacağı,
24. Yer çökmelerinin olacağı,
25. Adaletsizliğin yayılacağı,
26. Toplumlarda ahlaki çöküş ve bozulmaların baş göstereceği…
gibi yüzlerce alamet Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylı bir şekilde haber verilmiş ve tam da işaret edilen dönemde, anlatılan şekliyle gerçekleşmiştir. BÖYLECE AHİR ZAMAN HADİSLERİNİN DOĞRULUĞU VE GÜVENİLİRLİĞİ YANİ SAHİH OLDUĞU KESİN OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR.
3.2. Mehdi’nin Fiziksel Alametleri Sahih Hadislerde Detaylı Olarak Anlatılmıştır
Hz. Mehdi’nin hadislerde bildirilen fiziksel özelliklerinin müvekkil Adnan Oktar’a benziyor olması Furkan Sezer ve diğerlerini rahatsız etmektedir. Ancak bu durum bir fiziksel gerçekliktir ve herhangi bir yorumun ürünü değildir.
Bilindiği üzere Mehdi, seyyid yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecektir. Müvekkil Adnan Oktar da bir seyyiddir. Dolayısıyla aynı genetik soydan gelen kişilerin fiziksel açıdan birbirlerine benzemeleri son derece doğaldır. Müvekkil dürüst bir yaklaşımla hadisleri gizlemeden, içeriğinde ne varsa birebir olduğu gibi aktarmaktadır.
Hadislere göre Mehdi;
- Güzel simalı,
- Peygamberler gibi azametli ve heybetli,
- İlerleyen yaşlarına rağmen genç görünümlü,
- Orta boylu,
- Geniş omuzlu,
- Geniş karınlı,
- Tüm vücudu geniş, genel cüssesi itibariyle kalıplı,
- Uyluklarının arasında kasık bölgesinde bir genişlik ve büyüklük olan,
- Alnı geniş ve açık,
- Alnında hafif bir iç bükeylik ve bir yara izi bulunan,
- Burnu küçük ve ince,
- Burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olan,
- Yanağında inciyi andıran (açık renkli) bir ben bulunan,
- Gözleri çekik,
- Yeşil gözlü,
- Kaşları kavisli,
- İki kaşı arasında tek bir kaş çatma çizgisi bulunan,
- Saçları gür ve siyah,
- Sakalı siyah ve cezm edilmiş (düzeltilmiş),
- Sakalı hafif olup yan kısımları az, alt tarafı ise uzun olan,
- Dişleri beyaz ve düzgün,
- Vücudunda, Peygamberimiz (sav)’in tenindekilerle aynı renkte iki ben bulunan,
- Sağ bacağında ten renginden farklı bir iz taşıyan,
- Sağ uyluğunda bir ben bulunan,
- Sol kürek kemiğinin alt tarafında yaprak şeklinde bir ben olan,
- Omuzunda nübüvvet mührü bulunan bir zattır.
Müvekkilin bu fiziksel özelliklerin hepsine sahip olması, bir Mehdilik iddiası anlamına gelmemektedir. Müvekkil Adnan Oktar, fiziksel olarak bu özelliklere sahip olduğu gerekçesiyle ilgili hadisleri anlatmaktan imtina etseydi bunun samimi bir tutum olmayacağı açıktır.
Kaldı ki müvekkil Mehdilik iddiasında bulunmadığını ve ömrünün sonuna kadar da böyle bir iddiada bulunmayacağını defalarca beyan etmiştir. Gerek televizyon programlarında gerekse mahkeme beyanlarında asla Mehdilik iddiasında bulunmayacağına dair birçok kez yemin etmiştir.

“Yüzlerce defa söyledim, MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNURSAM ALLAH’IN, MELEKLERİN, İNSANLARIN LANETİ ÜZERİME OLSUN DEDİM. BEN HOCA DA DEĞİLİM. BU PROGRAM DA DİN PROGRAMI DEĞİL. Ben Allah’ı çok seviyorum, her yerde, her ortamda Allah’ı anarım.” (A9 TV; 9 Mart 2017)
3.3. Furkan Sezer’in Mehdiyete Hizmeti Büyüktür
Müvekkil, 2018 Temmuz ayında tutuklandıktan sonra önce Türkiye’nin en batı ucu olan Edirne’ye, oradan Doğu’ya; şehir merkezi rakımı en yüksek, Güneş’in doğrudan sipersiz ulaştığı il olan Erzurum’a ve sonra da iki seddin arasında bulunan Van’a sevk edilmiştir.
Furkan Sezer ve diğer husumetliler, yaptıkları açıklamalarda müvekkil Adnan Oktar’ın bu sevklerinde rolleri olduğunu itiraf etmişler, müvekkil Van’a sevk edildikten sonra da orada bazı görüşmeler yaparak müvekkilin anayasal haklarının engellenmesi için uğraştıklarını ifade etmişlerdir.
Müvekkilin gönderildiği her yer kendisi için iyilik ve güzellik vesilesi olmuştur. Müvekkil bu yolculuklar sayesinde Kuran’da ahir zamanı anlatan bazı kıssaların nasıl tahakkuk ettiğini görmüş, bu ayetlerdeki önemli bilgilere bizzat şahit olarak Allah’ın ahir zamana dair gösterdiği işaret ve sırları daha iyi anlamıştır.
Programda yaptığı açıklamalardan Furkan Sezer’in Mehdiyetin sırlarının aydınlanmasından da rahatsız olduğu görülmektedir; oysa bu aydınlanmaya bizzat kendisi ve diğer husumetlilerin yürüttüğü faaliyetler vesile olmuştur.
HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR
Kuran’da yer alan Zülkarneyn kıssasına göre, Hz. Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilmektedir. Bu yolculukların güzergahları şunlardır:
- Birincisi EN BATIYA, BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
- İkincisi DOĞU’YA, GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
- Üçüncüsü İKİ SEDDİN ARASINDA OLAN YEREdir.
1. YOLCULUK:
O da, BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR ULAŞTI ve onu KARA ÇAMURLU BİR GÖZEDE batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” (Kehf Suresi, 85-86)
Türkiye’nin en batısındaki şehir EDİRNE’dir. Ayette geçen “kara çamurlu bir göze” ifadesiyle (göze=su kaynağı), bataklık olan bir alan tarif edilmektedir. Edirne’nin en büyük nehri olan Meriç’in deltası da tam olarak BATAKLIKLAR BARINDIRAN bir coğrafyadır.
Dedeağaç sancağı: Kuzeyden EDİRNE, doğudan Gelibolu, batıdan Gümülcine sancakları ve güneyden Adalar denizi ile çevrilidir. Arazisi bazan dağlık ise de Meriç nehrinin geçtiği yerler ile nehrin mansabı civarı DÜZ VE BATAKLIKTIR. Bununla beraber havası mutedil olup, İnöz (Enez) civarı bazı hastalıklara maruzdur. (19. Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası, Prof. Dr. Ramazan Özey)
2. YOLCULUK
Hz. Zülkarneyn ikinci yolculuğunu, bulunduğu ülkenin EN BATISINDAN EN DOĞUSUNA yapmıştır:
Sonra (yine) BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE KADAR ULAŞTI ve onu (GÜNEŞİ), KENDİLERİ İÇİN BİR SİPER KILMADIĞIMIZ bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (Kehf Suresi, 89-90)
ERZURUM Doğu’nun rakımı en yüksek olan şehridir. 1890 METRE YÜKSEKLİK İLE TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI ŞEHİR MERKEZİNE sahiptir. ERZURUM şehri de, hem en DOĞUDAKİ illerimizden olması hem de 1890 METRE RAKIMI ile TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI İL MERKEZİ olması bakımından ayetteki bu tarife tam uymaktadır. Erzurum’un bu coğrafi özelliği bir başka bilim insanımız tarafından da şöyle açıklanır:
“Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu, YÜKSEK RAKIMLI YERLERDE GÜNEŞ IŞINLARININ DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ söyledi… ERZURUM’DA GÜNEŞ IŞINLARININ, RAKIMIN ETKİSİYLE DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ BELİRTEREK ‘Özellikle Güneş’in etkili olduğu öğle saatlerinde fazla dışarıda kalınmamalı’ dedi. Erzurum’da solunabilir hava kalitesinin kışın daha düştüğünü kaydeden Demircioğlu, şunları söyledi: ‘… YÜKSEK RAKIMDA GÜNEŞ IŞINLARININ DA DOĞAL RADYASYON ETKİSİ GÖSTERMESİ, cilt rahatsızlıklarına neden olabiliyor.’
Yrd. Doç. Dr. Demircioğlu, bu durumun çocuklar, hasta ve yaşlılar üzerinde direkt etki sağlayacağını ifade ederek, MECBUR OLMADIKÇA GÜNEŞ IŞIĞINDA FAZLA KALINMAMASI GEREKTİĞİNİ bildirdi.”
(https://www.milliyet.com.tr/gundem/yuksek-rakim-dogal-radyasyon-iceriyor-5122222)
3. YOLCULUK
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)
Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda gittiği yer İKİ SEDDİN arasındaki bir yerdir. Kuran’da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN VE İKİ BÜYÜK SEDDİN ARASINDA KALAN VAN ŞEHRİYLE TAM UYUŞMAKTADIR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.
BU SETLERDEN BİRİNCİSİ, GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNÜŞÜYLE ÇİN SEDDİ’NE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİ’DİR.


VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE YAKIN ZAMANDA İRAN SINIRINA İNŞA EDİLEN VAN SEDDİ’DİR

duzcetv.com/asayis-gundem-ulusal-haberleri-Haberleri/96004-van-seddi-helikopterden-goruntulendi


Van-İran sınırında 2021 yılında, yani içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği dönemde bu seddin inşa edilmesi, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesidir. Bu durum Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdirinin bir sonucudur.
Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN ARASINDAKİ ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.
Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Müvekkil Adnan Oktar’ın kendi iradesi dışında ve bir kısım insanların vesile kılınmasıyla, aynı Zülkarneyn’in yolculuklarında olduğu gibi sırasıyla ülkenin en batısından en doğusuna doğru Edirne, Erzurum ve Van’a sevk edilerek buralarda tutulması İlahi bir takdirin sonucudur. Müvekkilin, Zülkarneyn’in üç ayrı yolculuğunu yaptığı yerlere sevk edilmiş olması, Mehdi talebesi olarak sevinç duyduğu ve nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.
Eğer bu kumpas olmasaydı, müvekkil peygamberlerin sünneti olan hapis imtihanını yaşamamış olur, Hz. İbrahim’in de tutuklandığı yer olan Van’a gidemez ve Zülkarneyn’in 3 yolculuğunun geçtiği yerlerde bulunamazdı. Müvekkil Mehdi talebesi olduğu için Mehdi’nin yaşayacaklarını yaşıyor olmaktan büyük bir şeref duymaktadır, Allah’ın bu lütfunu şükürle karşılamaktadır. Bir Mehdi talebesi olarak Mehdi’yle fiziki benzerliklerinin bulunması da bir şereftir ancak asıl onur verici ve güzel olan, Mehdi’nin yaşayacaklarının benzerini yaşıyor olmaktır. Mehdiyet bir nevi gül bahçesidir; bu bahçeye giren her salih müminin de gül kokması doğaldır. Mehdiyet’in güzel kokusunu üzerinde taşımak ise hiçbir zaman bir Mehdilik iddiası taşıdığı anlamına gelmemektedir.
4. ADNAN OKTAR KURAN’DA ALLAH’IN BİLDİRDİĞİ DİNİ YAŞAMAKTA, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DA BU GERÇEĞİ BİLMEKTEDİR
Furkan Sezer’in daha önceki konuşmalarında da dile getirdiği en büyük rahatsızlıklarından biri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kendisinin tüm ısrarları ve yönlendirme çabalarına rağmen müvekkil Adnan Oktar aleyhine bir açıklama yapmamış olmasıdır. Sadece Diyanet İşleri Başkanlığı değil, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli de müvekkil Adnan Oktar aleyhine bir açıklama yapmamışlardır. Devletimizin tüm kurumları, bunun bir kumpas davası olduğunun bilincindedir.
Bilindiği üzere, Diyanet İşleri Başkanlığı, topluma zarar veren bir inanç ya da yapılanma söz konusu olduğunda bunların riskleri, tehlikeleri ve yanlışları ile doğrusunun ne olması gerektiği konusunda hemen halkı bilgilendirme çalışması yapmaktadır. IŞİD ve FETÖ gibi yapılanmaların dini nasıl yanlış yorumladıkları, halkı nasıl yanılttıkları konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış broşürler ve kitapçıklar bulunmakta, bunlar ücretsiz olarak da halka dağıtılmaktadır. ANCAK MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN KURAN AYETLERİNE DAYALI OLARAK ANLATTIĞI İSLAM ANLAYIŞINA KARŞI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN TEK KELİME DAHİ ALEYHTE AÇIKLAMASI OLMAMIŞTIR.
Bu durum, Furkan Sezer ve husumetli müştekilerin en önemli serzenişlerinden biri haline gelmiştir. Yine bir İpek Özbey programında Furkan Sezer, rahatsızlığını şöyle ifade etmiştir:
İPEK ÖZBEY: “Elebaşı gibi çalışan insanlar var ama o kadınlar arasında mağdurlar da var. Biz niye onlara hiç sahip çıkmadık? DİYANET NEDEN BİR GÜNDEN BİR GÜNE ÇIKIP DA ‘BÖYLE BİR DİN YOK KARDEŞİM’ DEMEDİ?”
FURKAN SEZER: “HALA DEMEDİ… Sıkıntı orada, hala demedi. BEN OPERASYONDAN SONRA DİYANET’İ ARADIM. ÇÜNKÜ HEM BU KONUYLA İLGİLİ ARADIM, ONDAN SONRA DA DİYANET VAKFI’NI ARADIM. Hem bu konuyla ilgili hem de Adnan’ın alenen A9 TV’de din adamlarına yönelik çok ağır hakaretleri oldu, bununla ilgili aradım. ‘SİZ BUNUN FARKINDA MISINIZ? BUNUNLA İLGİLİ BİR ŞEY YAPMIYOR MUSUNUZ SİZ?’ DİYE. HAREKETE GEÇİREMEDİK, GEÇMEDİLER. Şimdi bugün de geçmiyorlar.” (Medyascope, Müge İplikçi ile Zeytin Dalı, 9 Ağustos 2024, https://www.youtube.com/watch?v=yX8w9-0mGtw&t=649s)
Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik operasyonu düzenleyen Mali Şube müdürünün ARAMASINA VE “ALEYHLERİNE AÇIKLAMA YAPIN” DİYEREK BASKI KURMASINA RAĞMEN Diyanet İşleri Başkanlığı’nı tek bir kelime dahi yorum yapmaktan alıkoyan şey, müvekkil Adnan Oktar’ın söylediklerinin doğru olduğunu biliyor olmalarıdır. Müvekkilin Kuran ayetlerine dayanarak anlattığı;
- Kuran’ın yeterli olduğu,
- Kuran dışında hiçbir kaynağın haram veya helal koyamayacağı,
- Şiddeti, acımasızlığı, kalitesizliği, sevgisizliği, kadının değersiz olduğunu, baskıcı ve yasakçı zihniyeti anlatan uydurma hadislerin Peygamberimiz (sav)’in sözü olamayacağı,
- Peygamberimiz (sav)’in asla Kuran’a aykırı bir söz söylemeyeceği,
- Kuran’da özgürlüğün çok geniş olduğu,
- Kadınla erkeğin eşit olduğu,
- Müziğin, güzelliğin, eğlencenin, sanatın ve bilimin haram olmadığı,
- Müslümanlığın temizlik, sevgi, neşe, kalite, modernlik, affedicilik, cömertlik ve samimiyet olduğu,
- İslam’ın insanların elinden yaşama sevinçlerini alan bir sistem olmadığı
gerçekleri DİYANET, İLAHİYAT HOCALARI VE TÜM İSLAMİ KANAAT ÖNDERLERİNİN ASLINDA ÇOK İYİ BİLDİKLERİ DOĞRULARDIR. NE VAR Kİ BUNLARIN BİRÇOĞU, GELENEKÇİ ÇEVRELERİN TEPKİ VE BASKILARINDAN ÇEKİNEREK BU GERÇEKLERİ DİLE GETİREMEMEKTEDİR.
Müvekkil kimseden çekinmeden Allah’ın Kuran’da emrettiği dini anlatmıştır. Bugüne kadar müvekkil Adnan Oktar’ın anlattığı İslam anlayışına karşı Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere hiçbir kurum, camia ya da vakıftan Kuran’la, ayetlerle ve ilmi olarak bir eleştiri ortaya konulmamıştır.
Üslubundan ve cümlelerinden dini konularda bilgi sahibi olmadığı açıkça görülen Furkan Sezer’in konuyla ilgili yaptığı yorumların da ilmi bir değeri bulunmamaktadır.
5. FURKAN SEZER’İN “TÜRK HALKININ ZİNANIN NE DEMEK OLDUĞUNU BİLMEDİĞİ” İDDİASI BİR MANTIK ÇÖKÜNTÜSÜDÜR
Furkan Sezer sanki bir otoriteymiş gibi dindar camialar ve cemaatlerle “nasıl mücadele edilmesi gerektiği” konusunda kendince bilgilendirme yaparken aslında konu hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu ve yüzeysel düşündüğünü de ortaya koymuştur. Furkan Sezer’in iddiasına göre Türk halkı güya İslam dini hakkında bilgi sahibi değildir; öyle ki zinanın ne olduğunu dahi bilmemektedir ve bu sebeple de istismara açık bir haldedir. Bu yorum ciddi bir mantık çöküntüsü ve akıl tutulmasının ürünüdür.
Her şeyden önce Türkiye nüfusunun %90’ı Müslümandır ve zinanın ne olduğu da İslam inancının en açık hükümlerinden biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camiler ve kurslar aracılığıyla Türkiye’nin en ücra köşesindeki köye kadar ulaştığı, televizyonlarda radyolarda, internet sitelerinde halkın tüm kesimlerine açık dini yayınların yapıldığı, ilkokuldan itibaren öğrencilere din bilgisinin öğretildiği bir ülkede insanların zinanın ne olduğunu bilmemesi mümkün değildir. Küçük yaştaki çocukların dahi elinde tablet olan bir çağda, dünyanın tüm kütüphaneleri, tefsirleri, mealleri, ilmihalleri ve fıkıh kitapları insanların elinin altındayken, bir tuşa basarak istedikleri İlahiyat Fakültesi hocasına soru sormak imkanı varken vatandaşların zinanın ne olduğunu bilmedikleri için dini gruplar tarafından istismar edildikleri söylemi, baştan sona içi boş bir laf kalabalığıdır.
Furkan Sezer’in sanki Türkiye’de hiç din eğitimi verilmiyormuş ve halk dini açıdan cahil kalmış da Devletin düşünemediğini ve akledemediğini kendi bulmuş gibi üst perdeden yaptığı bu yorumlar, aslında Sözcü TV izleyicilerinin zekasına bir nevi hakaret niteliğindedir. Bu tip üslup ve yorumların amacı muhakeme etmeyen ve düşünmeyen bazı insanların dine ve dindarlara yönelik önyargılarını tahrik ederek bir kamuoyu algısı oluşturma; cemaatlere, tarikatlara ve dindar insanlara öfke duyulmasını sağlamaktır. Bunun, derin devlet yapılanmalarının psikolojik savaş taktiklerinden biri olduğu açıktır. Furkan Sezer de bilerek veya bilmeyerek bu işin bir parçası olmaktadır.
5.1. Badeci Şeyh Davası, İslami Bir Grupla Değil, Uyuşturucu da Kullanan Sapkın Bazı Kişilerin Gayriahlaki Eylemleriyle İlgilidir
Dindarlara kaşı yürütülen propagandada en çok kullanılan örneklerden biri, Badeci Şeyh olarak bilinen kişi ve çevresindekilerin dosyasıdır. Furkan Sezer’in Badeci Şeyh örneğini vererek halkın din konusunda cahil olduğu için sapkınlıkları dini telkin sandıkları yönündeki söylemi hiçbir yönüyle doğru değildir.
Badeci Şeyh Davası, İslam’la hiç ilgisi olmayan birtakım insanların, İslam’ın ve Müslümanların karalanması amacıyla düzenlenmiş bir komploda malzeme olmalarından ibarettir. Dosya kapsamındaki ifade ve anlatımlardan anlaşıldığı üzere bu insanların gerçekte dini bir arayışları bulunmamaktadır. Bu kişiler yaşanan durumu, Anadolu’nun köy veya kasaba ortamında, içerisinde bulundukları kapalı ve mazbut çevre içerisinde deşifre olmadan cinsel arzularını tatmin edebilmenin bir yolu olarak görmüşlerdir. Gayriahlaki bir şekilde, haram – helal titizliği taşımadan cinsel ilişki arayışında olmuş, bunu da sözde dini bir imaj arkasına saklanarak, böylece halktan gelebilecek tepkileri de bertaraf etmeyi düşünerek yapmışlardır. Bu kişilerin dini hiçbir endişesi olmadığı gibi dinin haram kıldığı homoseksüellik sapkınlığına eğilimli oldukları ve uyuşturucu kullandıkları da görülmektedir.
Din ile alakalı herhangi bir konu veya saik bulunmadığı gibi, buradaki asıl amacın köy veya kasaba gibi kapalı bir ortamda deşifre olmadan uyuşturucu kullanmak, homoseksüel ilişkiye girmek ve zina yapmak olduğu net bir şekilde ortadadır. Kimi ifadelerde geçen bidondaki suyu içtikten sonra vücutlarında hissettikleri yanmanın suya katılan uyuşturucudan kaynaklı sapkın bir cinsel istek olduğu, güya zikir denilen şeyin ise homoseksüel ilişki sırasında çıkarılan sesler olduğu da ortada olup tüm bunlar bu kişilerin dindar olmayıp bilakis kendilerince dinle alay ettiklerini de göstermektedir.
5.2. Adnan Oktar Davası Dosyasının Sözde Mağdur ve Müştekileri Dini Telkinle Etki Altına Alınabilecek ya da Aldatılabilecek Kişiler Değildir
Furkan Sezer, Badeci Şeyh konusu gibi geçersiz bir örnek verdikten sonra, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında dava dosyasında dahi bulunmayan yepyeni bir iftirayı dile getirmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarının güya “Müslüman, Müslümanın ihtiyacını karşılar” hadisini kullanarak eşlerini ve kız arkadaşlarını paylaşarak birbirlerinin ihtiyacını karşıladıkları yönünde, son derece çirkin ve seviyesiz bir yalan söylemiştir. İftira kanunlarımızda suç olduğu gibi en temel ahlaki değerlere ve dinimize göre de çok ağır bir ahlak ve karakter bozukluğudur. Zorla ve dayatmayla verdirilen müşteki ifadelerinde dahi yer almayan böyle bir söylem ve karalama, Furkan Sezer’in kişiliğini ve iç dünyasını göstermesi açısından ibretlik olmuştur.
Adnan Oktar Davası dosyası, müvekkil ve arkadaşlarının güya “şikayetçilerin hepsini dini tebliğ/telkin yolu ile dini ecir kazanma bahanesiyle kandırıp cinsel istismarda bulundukları” iddiasına dayanmaktadır. Bu iddia, korkutularak ve dayatmayla müşteki yapılan kadınların sözde tecavüz isnadını delillendirmek amacıyla Adli Tıp Kurumuna gönderilmeye başlanmasını takiben ortaya çıkmıştır. Adli Tıp Kurumuna gönderilen ilk beş kadına yapılan muayene ve inceleme sonucunda cinsel istismar ve saldırıya uğramadıklarının ortaya çıkmasının üzerine kumpasın kurgusu değiştirilmiş, sözde mağdurların emniyet ifadelerinde bulunmadığı halde mahkemeye çıktıklarında beyanlarına “dini telkinle cinsel istismar” söylemi eklenmiştir.
Oysa bu söylemin hiçbir dayanağı yoktur ve somut gerçeklerle örtüşmemektedir. Öncelikle adli tıp uzmanları tarafından hazırlanan bilimsel mütalaalar, dini telkinle bir kişinin iradesinin fesada uğramasının –yani sevap alacağına inanarak cinsel saldırıya razı olmasının- bilimsel olarak mümkün olmadığını ortaya koymuştur.
Ancak bundan da önemlisi, cinsel suç isnadında bulunan müştekilerin hiçbirinin cinsel ilişkiye ikna olmak adına dini bir telkin arayışı bulunmamaktadır. Emniyette alınan ifadelerinde bu sözde mağdur ve müştekiler;
- Kendisine verilen İslam ile ilgili kitabı üç kere poşete sarıp çöpe attığını ve hiç okumadığını,
- Namaz vakitlerinde kendisine hatırlatıldığı halde namaz kılmadığını,
- Kendisine yapılan tavsiye ve önerileri uygulamadığını,
- Kendisine din anlatıldığında, bir daha kendisi merak edip sormadığı sürece dinle ilgili herhangi bir şey söylememesini üstüne basa basa belirttiğini,
- Kuran’ı yaşama konusunda kendisine yapılan imani teklifleri kararlı bir şekilde reddettiğini,
- Çantasına bırakılan dini kitabı kabul etmediğini ve kitaba hiç bakmadığını,
- Kuran’da açıkça bildirilen bir hüküm hakkında, bunun adaletli bir uygulama olmadığını söylediğini anlatmışlardır.
Yani, sözde mağdur ve müşteki kadınlar, KENDİLERİNE HERHANGİ BİR DİNİ ANLATIM YAPILDIĞINDA BUNU SORGULAYAN, HATTA ÇOĞU ZAMAN KABUL ETMEYİP REDDEDEN BİREYLERDİR. FURKAN SEZER’İN İDDİA ETTİĞİ GİBİ ZİNANIN NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİ İÇİN YAPTIĞI ŞEYİN ZİNA OLUP OLMADIĞINI ANLAMAYACAK BİR ŞUURSUZLUK VE CEHALET İÇİNDE DEĞİLLERDİR.
Üstelik bu durumda, kendisine dini kitap okuması söylendiğinde kabul etmeyen ama güya sevap kazanmak umuduyla onlarca erkekle anal yoldan cinsel ilişkiye girmeyi kabul eden kadınlar gibi anormal bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bu tabloya göre söz konusu kadınlar dini telkinle, sevap kazanmak için namaz kılmayı kabul etmemekte, oruç tutmak istememekte, ama anal veya oral yoldan cinsel ilişkiyi sözüm ona sevap kazanmak için kabul etmektedirler. Hatta güya bu amaç uğruna istikrarlı bir şekilde, yıllarca, adeta koşa koşa, şevkle gelmektedirler. Buradaki mantık çöküntüsü ve açmazın, en cahil insan tarafından bile görülmemesi mümkün değildir.
5.3. Adnan Oktar Davası Dosyasındaki Sözde Mağdur Kadınlar Yüksek Eğitimli, Meslek Sahibi ve Sosyal Hayatın İçinde Olan İnsanlardır
Furkan Sezer, “dine göre zinanın ne olduğunu bilmedikleri için” yani cahil ve eğitimsiz oldukları için kadınların güya mağdur olduklarını öne sürmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik cinsel saldırı ve istismar suçlamasında bulunan kadınların büyük bir bölümü, üniversite öğrencisi veya mezunu olan, mesleği bulunan, aktif şekilde iş hayatında yer alan, yabancı dil bilen, İstanbul gibi büyük şehirlerde yetişen veya yaşayan, genel kültür sahibi, modern ve dini yaşam sürdürmeyen kişilerden oluşmaktadır. Bu durum, onları karşılaştıkları olaylarda gerekli tavrı ve tutumu gösteremeyecek kişilerden ayrı tutmaktadır. Kişinin yaşı, eğitimi, kültürü ve sosyal çevresi Yargıtay kriterlerinde önemli bir kıstas olarak kullanılmaktadır.
SÖZDE MAĞDUR VE MÜŞTEKİLERDEN BAZILARININ EĞİTİM DURUMLARI İSE ŞÖYLEDİR:
1. ASİYE SANDIKÇI: İstanbul’da yaşamaktadır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKLAM BÖLÜMÜ’NÜ bitirmiştir.
2. DENİZ ŞAKAK: İstanbul’da yaşamaktadır. BİLGİ ÜNİVERSİTESİ HALKLA İLİŞKİLER BÖLÜMÜ’NDE okumuştur. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
3. DİLAN ASLAN: İstanbul’da yaşamaktadır. KONYA SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İŞLETME BÖLÜMÜ VE MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ TÜRK SANAT MÜZİĞİ BÖLÜMÜ’NDE okumuştur. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde kendi evinde yaşamaktadır.
4. BERİL KONCAGÜL (ALİN İZGİ DEMİR): İstanbul’da yaşamaktadır. YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ FİZİK MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ’NDE okumuştur.
5. BEYZANUR ÇELEBİOĞLU: İstanbul’da yaşamaktadır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ TEKSTİL MÜHENDİSLİĞİ VE AYNI ZAMANDA MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ okumuştur. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde yurtta kalmaktadır.
6. BİLGE TOK (ATLI): İstanbul’da yaşamaktadır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ MEZUNUDUR. AVUKATTIR; KADIN HAKLARI KONUSUNDA ÇALIŞMAKTADIR. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
7. ÇAĞLA ÇELENLİOĞLU (DOĞAN): İstanbul’da yaşamaktadır. NİŞANTAŞI ÜNİVERSİTESİ RADYO, TELEVİZYON VE SİNEMA BÖLÜMÜ’NDE okumuştur.
8. FUNDA YILDIZ: İstanbul’da yaşamaktadır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ BİLGİ-BELGE YÖNETİMİ BÖLÜMÜ’NDE OKUMUŞ, YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ MEDYA VE İLETİŞİM YÖNETİMİ BÖLÜMÜ’NDE YÜKSEK LİSANS YAPMIŞTIR. Turizm sektöründe çalışmaktadır. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde kendi evinde yaşamaktadır.
9. İFFET PİRAYE YÜCE: İstanbul’da yaşamaktadır. GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ’NDE OKUMUŞ, GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ’NDE YÜKSEK LİSANS YAPMIŞTIR. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
10. ASLI BEKTAŞ (MAVİ GÖKYÜZÜ): İstanbul’da yaşamaktadır. OKAN ÜNİVERSİTESİ İÇ MİMARLIK BÖLÜMÜ, MARMARA ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK BÖLÜMÜ’NÜ BİTİRMİŞTİR. Çeşitli yerlerde sergiler açmaktadır. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde kendi evinde yaşamaktadır.
11. MERVE TEZEL (YAMAN): İstanbul’da yaşamaktadır. İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ GRAFİK TASARIM BÖLÜMÜ’NDE okumuştur.
12. NEVAL AVCI: İstanbul’da yaşamaktadır. YALOVA ÜNİVERSİTESİ PAZARLAMA BÖLÜMÜ’NDE okumuştur. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
13. HANİFE (PELİN) AKALIN: İstanbul’da yaşamaktadır. MARMARA ÜNİVERSİTESİ İLK VE ACİL YARDIM BÖLÜMÜ’NDE okumuştur. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
14. ZEYNEP CEREN YİĞİTCAN: İstanbul’da yaşamaktadır. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ’NDE okumuştur. ÖZEL OKULDA ÖĞRETMENLİK yapmaktadır. Müvekkilin arkadaşlarıyla görüştüğü dönemde ailesiyle yaşamaktadır.
Furkan Sezer’in bu kadınların zinanın ne olduğunu bilmediklerini öne sürmesi, ilkokul çağındaki bir çocuğun dahi itibar etmeyeceği, içi boş bir söylemdir.
6. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR MALİ KONULARDAKİ TÜM SUÇLAMALARDAN BERAAT ETMİŞTİR
Furkan Sezer’in doğru olmadığını adı gibi bildiği halde, sırf kara propaganda amacıyla öne sürdüğü iddialardan biri de müvekkil Adnan Oktar’ın güya “devleti devlet kabul etmediği” ve sözde “devletin malı hepimize helaldir diyerek mali suçlar işlediği” yalanıdır.
Öncelikle, Furkan Sezer’in yaşından çok daha uzun bir süredir ilmi mücadelesini yürüten müvekkilin Devlete olan bağlılığını ve hizmetlerini en iyi Devletimiz ve Devletimizin en önemli kurumlarından biri olan MİT bilir. Eski bir polis memurunun bilgi sahibi olması imkansız olan alanlarda müvekkil Devletin bekası için hayati sorumluluklar üstlenmiştir.
Milli şuur ve bilincin gelişmesinde, gençlerin bilinçlendirilmesinde eserleri büyük rol oynamıştır. Bu eserlerden bazıları şunlardır:

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının mali suç isnatları yönünden tertemiz olduğunu en iyi bilen kişi aslında Furkan Sezer’dir. Mali suç isnatları diğer tüm isnatlar gibi adım adım, ilmek ilmek masa başında kurgulanmıştır. Yargılama neticesinde bu suçlamaların hepsinden müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları beraat etmişlerdir. Furkan Sezer bu beraat kararını da bildiği halde bile bile halka gerçek dışı bilgiler veren bir insandır.
Soruşturma aşamasında, müvekkilin arkadaşlarının şirketleri ve faaliyetleri hakkında iki defa MASAK RAPORU ALINMIŞ ve raporlarda, “kuvvetli suç şüphesi” içeren bir eylemden veya “suç konusu” olabilecek herhangi bir tutardan BAHSEDİLMEMİŞTİR. İlk raporda sadece dikkat çekici görülen birtakım işlemlerden bahsedilmiş; yalnızca bu işlemlerin netleştirilebilmesi adına diğer belgelerle birlikte inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. İkinci raporda da net bir suç tespiti bulunmamış, denetim elemanı marifetiyle sahaya inilerek defter ve belge üzerinden incelenme yapılması önerilmiştir. HER İKİ MASAK RAPORUNDA DA TEK BİR SOMUT SUÇ VEYA İHLAL TESPİTİ YER ALMAMAKTADIR.
Buna rağmen müvekkilin arkadaşlarının helal kazançları ve ailevi birikimleriyle edindikleri tüm mal varlıklarına; şirketlerine, evlerine, arabalarına kısaca taşınır ve taşınmazlarına; hatta çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, buzdolabı, koltuk ve halı gibi ev eşyaları ile takım elbise, gömlek, kravat ve ayakkabı gibi kişisel kıyafetlerine kadar uzanan tüm varlıklarına, ilgili yasal mevzuat alenen ihlal edilmek suretiyle EL KONULMUŞTUR. Tüm mal ve mülkler alelacele, haraç mezat satılıp elden çıkarılmıştır.
Tüm bunların yanı sıra yine husumetli Özkan Mamati’ye verdirilen gerçek dışı beyanlarla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında; “dolandırıcılık ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi bozma, eşyayı gümrük vergileri ödenmeksizin ülkeye sokmak” suçlamalarıyla ayrı bir dosya daha açılmış ve MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TÜM BU SUÇLAMALARDAN DA BERAAT ETMİŞTİR.



Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 31.08.2026