Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan, 24.04.2026 tarihli yazısında, Av. Rezan Epözdemir hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Av. Rezan Epözdemir’in maruz kaldığı suçlamalardan KYOK almış olmasından bahisle, “hakkında suçlamaların iftira olduğu anlaşıldığından beraat ettiğni duyurmak vicdanımızın borcudur” demiştir. Kendisinin bu vicdani duyarlılığı yerinde olmakla birlikte müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının başta Fetö ve casusluk suçlamaları olmak üzere, dolandırıcılık … gibi toplamda 7 ayrı suçlamadan beraat etmiş olmaları karşısındaki vicdani sorumluluğunu neden göz ardı ettiğini de açıklaması gereklidir.
Müvekkilin konuyla ilgili açıklamaları şöyledir:
Yazısında, bir süre önce Epözdemir hakkında ‘’korkunç suçlamaların’’ havada uçuştuğunu, ‘’casusluk’’ ve ‘’FETÖ’ye yardım etme’’ ile itham edildiğini, gözaltına alındığını ve tutuklandığını, dolayısıyla da ‘’perişan olduğunu’’, hatta “annesinin bu süreçte lenf kanseri olduğunu” dile getirmiştir. Yazısının devamında ise, mahkemenin1 Rezan Epözdemir hakkında “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verdiğini, yani casusluk gibi, FETÖ’ye yardım gibi suç isnatlarının hukuka aykırı olduğunun, gerçek dışı olduğunun, iftira olduğunun yargı kararıyla sabit hale geldiğini belirtmiştir.
Köşe yazısının bu kısmına kadar bir durum tespiti yapmış olan Ahmet Hakan, son cümle olarak ‘’mahkemenin verdiği Kovuşturmaya Yer Yoktur kararını kamuoyuna duyurmak boynumuzun borcudur’’ demiştir.
Ahmet Hakan’ın 24.04.2026 tarihli yazısından bir bölüm
REZAN EPÖZDEMİR’E VİCDANİ BİR BORÇ
REZAN Epözdemir’le bir dostluğum yok.
Hatta onu çok sert şekilde eleştirmişliğim bile var.
Bir süre önce Rezan Epözdemir hakkında korkunç suçlamalar uçuştu havalarda.
“Casus” dediler. “FETÖ’ye yardım etti” dediler.
Daha neler neler dediler.
Gözaltına alındı, tutuklandı. Perişan oldu adam.
Hatta bu süreçte annesi maalesef lenf kanseri olmuş üzüntüden.
Peki sonuç?
Sonuç şu: Mahkeme, Rezzan Epözdemir hakkında “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verdi.
Yani casusluk gibi, FETÖ’ye yardım gibi suç isnatlarının…
Hukuka aykırı olduğu, gerçek dışı olduğu, iftira olduğu yargı kararıyla sabit hale geldi.
Madem Rezan Epözdemir’le ilgili suç isnatları, cümle aleme davul zurnayla duyuruldu.
O halde…
Mahkemenin verdiği “Kovuşturmaya Yer Yoktur” kararını kamuoyuna duyurmak boynumuzun borcudur.
Elbette Ahmet Hakan’ın bu davranışı, gerek basın etiği açısından gerekse de vicdani açıdan çok doğru bir davranış olmuştur. Aslında, daha en başından doğrulanmamış, dedikodu mahiyetindeki söylemlere rağbet etmeyip, gazeteciliğin olmazsa olmazı ‘’sağlam araştırma’’, “doğruluk”, “tarafsızlık”, “kişilik haklarına saygı”, “lekelememe”, ‘’belgeli yazma’’ gibi ilkelere riayet etmiş olsaydı, hepsinden önemlisi günün koşullarına ya da kamuoyu yönlendirmelerine göre değil de vicdana göre hareket etseydi zaten sonradan ‘’hakkını teslim etmek’’ gibi bir ihtiyaç hiç oluşmayacaktı.
Yine de Ahmet Hakan bu köşe yazısında ahlaki bir tavır göstermiş ve Rezan Epözdemir’in hakkındaki mesnetsiz ithamlardan aklandığını tüm kamuoyuna duyurmuştur.
Ancak -haklı olarak- Ahmet Hakan’ın aynı ahlaki tavrı müvekkil Adnan Oktar hakkında neden bir türlü gösteremediği sorusu akıllara gelmektedir. Müvekkil Adnan Oktar, Ahmet Hakan’ın bu yazısındaki duygularının samimi olduğunu düşünmektedir. Ancak kendisine yakışan, kişi ve koşul ayırt etmeden, varlıklı ya da değil, inancı ve düşüncesi ne olursa olsun, her durumda vicdanına göre davranmayı esas alması olacaktır.
Kendisinin yazısında sıraladığı mağduriyetler, Av. Rezzan Epözdemir ve ailesinin yaşadığı acıların çok daha fazlası Adnan Oktar Davası’nda yüzlerce masum insan tarafından yaşanmıştır. Ve ne yazık ki tüm bunlar yaşanırken ve halen şu anda da, Ahmet Hakan da dahil birçok gazeteci, yazar ve aydın sırf ideolojik husumet ya da yaşam tarzı farklılığı nedeniyle bu haksızlık, hukuksuzluk ve mağduriyetlerin hepsine göz yummuşlardır. Hatta bir kısmı adeta “daha yok mu” dercesine alkışlamış ve desteklemiştir. Ahmet Hakan’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Hürriyet gazetesi ana sayfadan onlarca defa müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında yalan haberlere yer vermiş, yargı kararlarını beklemeden masum insanları linç etmiştir. Ahmet Hakan’ın neredeyse her akşam yayın yaptığı CNN Türk kanalı müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik asılsız karalamaların üssü haline gelmiştir.
Hem CNN Türk’te hem de Hürriyet gazetesinde,
- Zorla ve korkutularak etkin pişman veya müşteki yapılan insanların yalan beyanları sanki doğrulanmış gerçeklermiş gibi günlerce yayınlanmış,
- Yalanlar üzerinden müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları insafsızca karalanmak istenmiş,
- Hakkında gizlilik kararı olan dosyalara müvekkilin avukatları dahi ulaşamıyorken her nasılsa CNN Türk’e servis edilmiş bu dosyaların içerikleri sanki mutlak doğru ve kesinleşmiş yargı hükmüymüş gibi satır satır yayınlanmış,
- Binde biri Ahmet Hakan’ın başına gelse yeri göğü birbirine katacağı, “bu nasıl hukuk” diyeceği hukuksuzlukların tamamı yok sayılarak teşvik edilmiş,
- Türk Ceza Kanunu’nu yazan hukuk profesörlerinin, Yargıtay onursal başkanlarının ve konusunda uzman bilirkişilerin mütalaa ve raporlarının “bu dosyada suç yok” dediği gerçeği göz ardı edilmiş,
- Bir kez bile müvekkilin avukatlarına, diğer yargılananlara veya onların avukatlarına cevap hakkı tanınmamış,
- Hukuki hiçbir dayanağı olmadığı halde yargılananların 60-70 yıllık aile şirketlerine, evlerine, arabalarına, hatta emekli maaşlarına dahi el konulduğunda bu hukuksuzluk adeta “oh olsun” denilerek haber yapılmış,
- Müvekkil Adnan Oktar hiçbir hukuki gerekçe olmadığı halde önce Edirne’ye, sonra Erzurum’a, oradan da Van’a, ailesinden ve avukatlarından yüzlerce km öteye, ülkenin en uç sınırlarına gönderildiğinde bundan adeta mutluluk duyularak haber yapılmış,
- Müvekkilin arkadaşları 35 ayrı ilde onlarca cezaevine dağıtıldığında, uyuşturucu bağımlısı, cinayet işlemiş, gasp ve dolandırıcılık sabıkaları olan, defalarca insan yaralamış kişilerin arasına ya da tek kişilik hücrelere konulduğunda “işte beklenen oldu” denilerek bu zulümler desteklenmiş,
- Tertemiz, dindar, masum genç kadınlar yüzüstü yere yatırılıp elleri sırtlarında, kelepçelenip, alınlarına uzun namlulu silahlar doğrultularak gözaltına alındıklarında bu insanlık dışı uygulama marifetmiş gibi yayınlanmıştır.
Burada sadece bir kısmına yer verdiğimiz hususların hepsinin hukuksuzluk olduğu ve Adnan Oktar Davası’nın bir kumpas davası olduğunu Ahmet Hakan adı kadar iyi bildiği halde sessizce bir kenardan izlemiş, hatta ne yazık ki çoğu zaman sessiz kalmakla da yetinmemiş tüm bu hukuksuzlukları körükleyen yazılar kaleme almıştır.
Av. Rezzan Epözdemir’in annesinin lenf kanseri olması çok üzüntü vericidir. Müvekkil kendisine Allah’tan acil şifalar dilemektedir. Ahmet Hakan’ın bu konudaki duyarlılığı da ayrıca güzel bir ahlaktır. Ne var ki Adnan Oktar Dosyası’nda evlatları masum olduğu halde 8 yıldır cezaevinde olan, bu süreçte akıl almaz eziyetler ve mağduriyetler yaşayan ailelerin çektikleri acıları yok saymak büyük bir samimiyetsizliktir.
AHMET HAKAN’IN
- Çocuklarının çektiklerine dayanamayarak bu süreçte VEFAT EDEN 60 ANNE BABAYA,
- Anne ve babalarının CENAZESİNE GİTMESİNE DAHİ İZİN VERİLMEYEN cezaevindeki insanlara,
- ÖMRÜ BOYUNCA ÇALIŞIP ALNININ TERİYLE KAZANDIĞI VE 50 YIL ÖNCE EMEKLİ İKRAMİYESİYLE ALDIĞI KÜÇÜCÜK BİR EVE dahi sözde “örgütsel gelir” denilerek el konulan ve 100 YAŞINDA YATAKTA ÖZEL BAKIMLA HAYATINI DEVAM ETTİRİYOR OLMASINA RAĞMEN APAR TOPAR O KÜÇÜK EVİNDEN ZORLA ÇIKARTILAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ANNESİNE,
- Aile mülklerine ve şirketlerine el konulduğu için TÜM İMKANLARINDAN MAHRUM EDİLEN, ÇOCUKLARI DA CEZAEVİNDE OLDUĞU İÇİN GELİRİ KALMAYAN, HASTANEYE DAHİ GİDEMEYECEK HALE GELEN YAŞLI ANNE BABALARA,
- Halen kanser başta olmak üzere ÖLÜMCÜL HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN AMA ÇOCUKLARI YANLARINDA OLMAYAN, bir kısmının yardımcı olacak kimsesi de olmadığı için BİR BAŞINA HASTALIKLA MÜCADELE EDEN YAŞLI İNSANLARA da CİDDİ BİR VİCDAN BORCU BULUNMAKTADIR. Müvekkil Adnan Oktar, Ahmet Hakan’ın bu ağır vicdani yükümlülüğüne duyarsız kalmayacağına inanmaktadır.
Burada şu konuyu da izah etmek yerinde olacaktır: MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ve arkadaşlarının TÜM MAL VARLIKLARINA, ŞİRKETLERİNE, EVLERİNE, ARABALARINA, BANKADAKİ BİRİKMİŞLERİNE VE HATTA ÇAMAŞIR ve BULAŞIK MAKİNELERİNE, BUZDOLAPLARINA, KOLTUKLARINA, HALILARINA, TAKIM ELBİSELERİNE, AYAKKABILARINA TÜM KANUN MADDELERİ İHLAL EDİLEREK EL KONULMUŞTUR.
Soruşturma aşamasında, iki defa MASAK raporu alınmış ve bu raporlarda , “kuvvetli suç şüphesi” içeren bir eylemden veya “suç konusu” olabilecek herhangi bir tutardan BAHSEDİLMEMİŞTİR. İlk raporda sadece dikkat çekici görülen bir takım işlemlerden bahsedilmiş ve yalnızca bunların daha iyi anlaşılabilmesi için diğer belgelerle inceleme yapılması gerektiği belirtilmiştir. İkinci raporda da net bir suç tespiti bulunmayıp, denetim elemanı marifetiyle sahaya inilerek defter ve belge üzerinden incelenme yapılması önerilmiştir. Yani TEK BİR TANE BİLE SOMUT SUÇ veya İHLAL TESPİTİ YOKTUR.
Ayrıca, bu 2 raporda sadece 10 şirket hakkında inceleme yapılmışken ve somut suç bulgusu yer almamışken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca bu iki rapor dayanak gösterilerek hukuka aykırı şekilde 86 ŞİRKETE el konmuş ve şirket yönetimleri için kayyum tayin edilmiştir.
Kayyum atanması da büyük bir hukuksuzlukla yürütülmüş, terör örgütleriyle bağlantılı hiçbir şirket veya şirket ortağı bulunmadığı halde tüm şirketlere TMSF kayyum olarak atanmıştır.
TMSF idaresi, uygulamanın hukuksuzluğunu belgeler şekilde bir yazı kaleme alarak, kendilerinin ancak terör iltisaklı suçlarda kayyumluk görevi yapabileceği, Adnan Oktar Soruşturması kapsamında böyle bir durum bulunmadığı için Başsavcılık talebi hakkında tereddüt oluştuğu bilgisini aktarmıştır. Bunun üzerine, bir husumetli müştekiye son anda yeniden ifade verdirilip “Fetö’yle bağlantıları var” yalanı söylettirilerek bu hukuki engel “aşılmıştır”. Sonuçta TMSF zorla kayyumluk görevine getirilmiş ve müvekkilin tüm arkadaşlarının tüm mal varlıkları ellerinden hukuksuz şekilde alınmıştır. (Aşağıda belgeleri sunulduğu üzere bu suçlamadan müvekkil ve arkadaşları beraat etmiş ancak yapılan hukuksuzluktan geri dönülmemiştir)
Şunu da hatırlatmakta fayda bulunmaktadır: Suçtan kaynaklanan bir gelir söz konusu olduğu durumlarda, ancak bu gelirin miktarı, hangi tarihli hangi suçlar kapsamında elde edildiği net olarak tespit edilerek mal varlıklarına el koyma işlemi gerçekleştirilir. Oysa, Adnan Oktar Dosyası kapsamında hiçbir somut tespit yapılmadan tüm yargılananların tüm mal varlıklarına istisna gözetilmeden el konulmuştur. Hatta öyle ki, birçok kişinin emekli maaşına, ya da banka kredisi ile alındığı belgeli olan araçlarına dahi sözde ‘’suç geliri’’ işlemi yapılarak el konulmuştur.
Bu yöntemle hem müvekkil hem de yargılanan arkadaşları tam anlamıyla ‘’beş parasız’’ bırakılmak istenmiş, böylece büyük bir sıkıntıya düşerek kendilerini dahi savunamayacak veya gündelik ihtiyaçlarını dahi temin edemeyecek hale gelmeleri hedeflenmiştir. Ancak kumpası kurgulayan ve müvekkil ve arkadaşlarının tüm mal varlıklarını ellerinden alınca kendilerince müvekkil Adnan Oktar’ı etkisiz hale getireceğini sananlar en önemli tek gerçeği unutmuşlardır: MÜLKÜN ve GÜCÜN SAHİBİ ALLAH’TIR. Allah Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız.
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve dönüş yalnızca O’nadır. (Nur Suresi, 42)
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ındır. (Al-i İmran Suresi, 129)
Hiç şüphesiz Rızık Veren O, Metin, Kuvvet Sahibi olan Allah’tır. (Zariyat Suresi, 58)
Müslümanlar MÜLKÜN TÜMÜNÜN ALLAH’IN OLDUĞUNU ve RIZKI VERENİN DE SADECE ALLAH OLDUĞUNU ASLA UNUTMAZLAR. İman ettikleri andan itibaren mallarını ve canlarını Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmak amacıyla Allah’a adamışlardır ve tüm hayatları boyunca sahip olduklarını Allah yolunda harcayıp sarf ederler.
Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır… Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Tevbe Suresi, 111)
Müslümanların helal kazançlarına, paralarına, mallarına, mülklerine kanunsuz ve usulsüz yollarla el konulması, bundan çıkar umanlara bekledikleri çıkarı hiçbir zaman sağlamayacaktır. Devletimizin dürüst ve samimi memurları ve idarecileri hiçbir şekilde böyle bir şeye zaten tenezzül etmezler. Ancak kumpası kurgulayanlar ve onlar tarafından kullanılan birkaç husumetli kişinin düşünemedikleri gerçek; malın gerçek ve tek sahibinin Allah olduğudur.
100 yaşında yatağa bağımlı tedavi gören bir annenin emekli ikramiyesiyle 50 yıl önce aldığı küçük bir evden, bir bulaşık makinesinden, bir takım elbiseden, bir emekli maaşından gelecek paraya tamah eden bir hırsın kimseye hayır ve bereket getirmeyeceği açıkça ortadadır.
AHMET HAKAN, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ “FETÖ ve CASUSLUK” SUÇLAMASINDAN BERAAT ETMİŞ OLMASINI DA HABER YAPTIĞINDA VİCDAN BORCUNU ÖDEMİŞ OLACAKTIR
Müvekkil Adnan Oktar hakkında da 2018 yılında basında ve sosyal medyada pek çok asılsız iddia gündeme getirilmiş, adeta yargısız infaz yapılarak kamuoyunda büyük bir karalama kampanyası yürütülmüştür. Bu yargısız infazı heyecanla destekleyen kurumların başında, Ahmet Hakan’ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Hürriyet Gazetesi ve Hurriyet.com.tr web sitesi gelmektedir.
Müvekkil Adnan Oktar, hakkındaki mesnetsiz iddiaların hemen hepsinden KYOK veya beraat kararları ile aklandığı halde, iddiaların ortaya atıldığı ilk zamanlarda büyük yaygara yapan gazeteciler, sosyal medya hesapları veya haber siteleri -Ahmet Hakan ve Hürriyet gazetesi de dahil- bu beraat kararlarını 1 SATIR OLARAK BİLE KAMUOYUNA SUNMAMIŞTIR.
Daha dikkat çekici olanı ise, Av. Rezan Epözdemir’in KYOK kararına konu ‘’Casusluk’’ ve ‘’FETÖ’ye Yardım’’ suçlamalarının aynıları, bizzat müvekkil Adnan Oktar’a da yöneltilmişti. Bu isnatlar ilk defa gündeme geldiğinde, Ahmet Hakan’ın da içerisinde yer aldığı bir kısım basın organları, bu konuyu nasıl köpürteceklerini, nasıl süsleyip de olduğundan daha korkunç şekilde sunacaklarını şaşırmışcasına hareket etmekteydi.
BASINDA MÜVEKKİLİ FETÖ İLE İLİŞKİLENDİRMEYE ÇALIŞAN SAHTE HABERLER
BASINDA MÜVEKKİLİ CASUSLUK İLE İLİŞKİLENDİRMEYE ÇALIŞAN SAHTE HABERLER
Bu delilsiz, düzmece, gerçekliği olmayan haberleri yapan basın organları ve Ahmet Hakan, müvekkil Adnan Oktar hem casusluk suçlamasından hem de FETÖ’ye yardım etme suçlamasından beraat ettiğinde ve bu beraat kararları kesinleştiğinde ise, ‘’üç maymunu’’ oynamayı tercih etmiştir.
FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN İSTANBUL 30 ACM BERAAT KARARI
Öte yandan, müvekkil Adnan Oktar
– RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK,
– RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME,
– EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA,
– SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA,
– NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK
suçlamalarından da BERAAT ETMİŞTİR. Bu beraat kararları da ne Ahmet hakan ne de bir kısım basın tarafından hiçbir şekilde dile getirilmemektedir.
SONUÇ OLARAK;
Ahmet Hakan’ın Av. Rezan Epözdemir hakkında, beraat kararlarını kaleme aldığı ve “bir vicdan borcu ödeme girişimi” olduğunu ifade ettiği bir köşe yazısı yazması doğru ve yerinde bir davranış olmuştur.
Ancak, bir tarafta bu şekilde davranılırken diğer tarafta birebir aynı durum içerisinde bulunan müvekkil Adnan Oktar hakkında tek bir kelime dahi kaleme almamak, müvekkilin aynen Av. Rezan Epözdemir gibi casusluk ve FETÖ’ye yardım isnatlarından -hem de yıllarca bu düzmece isnatlar üzerine sayısız iftira ve karalama içerikli uydurma haberler üretildikten sonra- beraat etmiş olduğunu kamuoyuna duyurmamak, büyük bir çifte standarttır. Vicdan, dürüstlük ve samimiyetten uzak bir tutumdur.
Ahmet Hakan’ın Av. Rezan Epözdemir’in hakkını teslim ettiği gibi müvekkilin de hakkını teslim etmesi, müvekkil hakkında gerek kendi kontrolündeki basın kuruluşu ve bizzat kendisi tarafından yapılan haksız ithamları düzeltmesi, doğru ve gerçek bilgileri kamuoyu ile paylaşması dürüst bir tutum olacaktır. Geç de olsa vicdanının sesini dinlemek Ahmet Hakan’ın dünyada ve ahirette huzuruna vesile olur.
Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla arz ederiz. 10.05.2026
1 Ahmet Hakan muhtemelen hukuki bilgisizliği sebebiyle ‘’mahkemenin’’ KYOK kararı verdiğini yazmış olsa da, doğrusu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 08.04.2026 tarih, 2025/171234 Sor, 2026/51483 K. Sayılı KYOK kararıdır. ↩