İman Sahipleriyle Mücadele Edenler Nasıl Kişiler? – 🎙️

By gundem
15 Min Read

Adnan Oktar’dan Duyurudur

Etki Uyandıran Müslümanlar, Karşılarında Hep Aynı Mücadelecileri Bulurlar

Müvekkil Adnan Oktar, kendisine yöneltilen kumpas ve onunla birlikte gelişen iftiraların ana kaynağının, özel bir husumet çetesi tarafından kurgulandığını ilk günden beri ısrarla belirtmektedir. Müvekkil, bunun özel bir nedeni olduğuna, genellikle doğruları savunan Müslümanların karşısına mutlaka böyle toplulukların çıktığına ve bunların özel niteliklere sahip olduklarına sürekli olarak vurgu yapmıştır.

Bunun nedeni şudur:

Müvekkile göre Kuran’da, hem peygamberlerin hem de sadık ve samimi olan iman sahiplerinin başına çeşitli zorluklar gelmektedir. Belli nitelikteki insanlar bir araya gelir ve inançlarından dolayı bu salih insanlara karşı mücadele başlatır. Sebep, BU İNSANLARIN DİNDAR OLMASI, DİNLERİNDE İSE SAMİMİ VE KARARLI OLMALARIDIR.

Müvekkil bu konuda aşağıdaki Kuran ayetlerini hatırlatmaktadır:

– Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım –

Hani o inkar edenler, seni TUTUKLAMAK YA DA ÖLDÜRMEK VEYA SÜRGÜN ETMEK AMACIYLA, TUZAK KURUYORLARDI. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

ONLAR BİR TUZAK KURDULAR. Allah da (buna karşılık) bir tuzak kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)

Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah’a and içtiler. Ancak ONLARA BİR UYARICI-KORKUTUCU GELDİĞİNDE (BU,) NEFRETLERİNDEN BAŞKASINI ARTIRMADI. (Fatır Suresi, 42)

ŞEHİRDE DOKUZLU BİR ÇETE VARDI, YERYÜZÜNDE BOZGUN ÇIKARIYORLAR VE DİRLİK-DÜZENLİK BIRAKMIYORLARDI.

Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “GECE MUTLAKA ONA VE AİLESİNE BİR BASKIN DÜZENLEYELİM, SONRA VELİSİNE: AİLESİNİN YOK OLUŞUNA BİZ ŞAHİT OLMADIK VE GERÇEKTEN BİZLER DOĞRUYU SÖYLEYENLERİZ, DİYELİM.”

ONLAR HİLELİ BİR DÜZEN KURDU. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.

Artık sen, ONLARIN KURDUKLARI HİLELİ-DÜZENİN UĞRADIĞI SONA BİR BAK; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. (Neml Suresi, 48-51)

Müvekkile göre ayetlerde işaret edilen, SAMİMİ MÜSLÜMANLARA KARŞI MUTLAKA TUZAK KURULDUĞU ancak BU TUZAKLARIN ALLAH TARAFINDAN YOK EDİLDİĞİDİR.

ŞÜPHESİZ ALLAH, (MÜŞRİKLERİN SALDIRI VE SİNSİ TUZAKLARINI) İMAN EDENLERDEN UZAKLAŞTIRMAKTADIR. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (Hac Suresi, 38)

SEN, ONLARA KARŞI HÜZNE KAPILMA VE KURDUKLARI TUZAKLARDAN DOLAYI SIKINTI İÇİNDE OLMA. (Neml Suresi, 70)

Müvekkil, ayetlerdeki şu hususa dikkat çekmektedir: TARİHİN HER DÖNEMİNDE SAMİMİ İMAN EDEN VE TEBLİĞ GÜCÜYLE ORTAYA ÇIKAN HER UYARICI, KARŞISINDA, KENDİSİYLE MÜCADELE EDEN ÖZEL BİR TOPLULUK BULMUŞTUR. Bu kişiler, sadece SAMİMİ İMANDA KARARLI olan kişilere yönelik mücadele yürütmüşlerdir. Bu, DEĞİŞMEYEN BİR KADER olarak sürekli olarak yaşanmıştır.

Müvekkilin dikkat çekmek istediği husus da hep bu olmuştur.

İman Sahipleriyle Mücadele Edenler Nasıl Kişiler?

Müvekkile göre, iman sahipleriyle mücadele içinde olan insanlar, şaşırtıcı şekilde hep AYNI ÖZELLİKLERİ gösterirler. Dahası bu özellikler, KURAN’DA HABER VERİLMİŞ olan özelliklerdir. Müvekkile göre; aslında bir kişinin, samimi bir Müslüman ile mücadelesinde bahsedilen “O KİŞİ” olduğunu, Kuran’da tarif edilen bu özelliklerden hemen anlamak mümkündür. Çünkü garip bir şekilde, Kuran’daki bu tarifleri harfiyyen uygular ve neredeyse bunun dışına hiç çıkamazlar.

1. Bütün Maddi İmkanlarını Bu Mücadeleye Harcarlar

Bu husus, müvekkilin önemle üzerinde durduğu bir husustur. Samimi iman sahiplerine karşı mücadele içinde olan bu topluluk, garip bir şekilde, SAHİP OLDUĞU TÜM KAZANCINI BU MÜCADELE İÇİN HARCAMAKTA, BU KONUDA GÖZÜ DÖNMÜŞ BİR KARARLILIK GÖSTERMEKTEDİR. Bu durum, ayette şu şekilde anlatılır:

Gerçek şu ki, İNKAR EDENLER, (İNSANLARI) ALLAH’IN YOLUNDAN ENGELLEMEK İÇİN MALLARINI HARCARLAR; BUNDAN BÖYLE DE HARCAYACAKLAR. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. (Enfal Suresi, 36)

Dünyada çok fazla açlık çeken insan vardır. Zor durumda olan, hasta olup ilaç veya para bulamayan, çocuğunu okutacak veya büyütecek imkan bulamayan insanlar vardır. Yukarıda tarifini yaptığımız kişiler, müvekkile göre, paralarını, bu durumdaki ihtiyaç sahiplerine vermek, hayır işlerine harcamak veya rahat yaşam sürmek yerine,ELLERİNDEKİNİN TÜMÜNÜ MÜSLÜMANLARLA MÜCADELE ADINA HESAPSIZCA SARF EDERLER.Bunun sonunda kimi zaman parasız kalır, imkanlarının tümünü tüketirler. Ama tüm bunlara rağmen bunu yaparlar; çünkü BU ONLARIN KADERLERİNDEDİR. Bunun dışına çıkamazlar.

Müvekkil, bu harcamaların, söz konusu kişiler için, ayette belirtildiği gibi mutlaka YÜREK ACISI olduğuna vurgu yapmaktadır. Ama girdikleri mücadele o kadar gözlerini bürümüştür ki, bunun başlarına geleceğini de asla akıllarına getirmezler.

2. Ömürlerini Bu Mücadeleye Harcarlar

Kalplerinde oluşan kinin büyüklüğü gariptir. Müvekkilin izahlarına göre, bu kişiler, karşılarındaki insana sırf “samimi bir Müslüman” olduğu için nefret duymaktadırlar.

Bu kişi böyle samimi bir Müslüman olmasa ama yaptığı kötülüklerle tanınan bir kişi olsa, hatta bu kötülük kendilerine de dokunsa, ona karşı öfkeleri bu kadar büyük olmayacaktır. Çünkü burada özel bir durum vardır. BU KİŞİLERİN VARLIĞI DA MÜCADELESİ DE MÜSLÜMANLARA ÖZEL OLARAK YARATILMIŞTIR.

Müvekkile göre bu kişiler, zamanlarının çok büyük bir bölümünü, hatta ÖMÜRLERİNİ BU MÜCADELEYE HARCARLAR. Normal şartlarda aileleriyle, çocuklarıyla zaman geçirmeyi tercih edebilir, kariyer yapmak için özel zaman ayırabilir ya da gezmeye, öğrenmeye, eğlenmeye vakit ayırabilirlerdi. Ancak böyle olmamaktadır. Akılları, fikirleri, zamanları ve çabaları daima iman sahiplerine duydukları KİN ile doludur. Onlara karşı öfkeleri hep akıllarındadır. Zihinlerini yalnızca yeni iftiralar, yeni tuzaklar planlamak için kullanırlar. Sevdikleriyle güzel vakit geçirmek yerine, detay detay bu sinsi planlarla uğraşırlar. Her nereye giderlerse gitsinler, her ne iş yaparlarsa yapsınlar, akılları sürekli olarak bu konudadır. Müvekkile göre, kin ve öfkeleri, dinip bitmez bir beladır onlar için.

Ayette Allah, bu kişilerin Müslümanları sürekli izlediklerini, onlara isabet eden iyilik ve kötülükleri sürekli takipte olduklarını, tüm hayatlarını bu uğurda harcadıklarını belirtmektedir:

SİZE BİR İYİLİK DOKUNUNCA TASALANIRLAR, SİZE BİR KÖTÜLÜK İSABET ETTİĞİNDEYSE BUNA SEVİNİRLER. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)

3. Normalde Bir Araya Gelmeyecekleri İnsanlarla Sırf Bu Uğurda Bir Araya Gelirler:

Müvekkile göre, hayatındaki tek amacı iman edenlere karşı mücadele yürütmek olan bu insanlar, ilginç bir şekilde yine, kendileri gibi insanları etraflarına toplarlar. Ortak paydaları Müslümanlara olan KİNLERİDİR. Onları bir arada tutanTEK ETKEN budur. Normal şartlarda asla bir araya gelmeyecek, asla arkadaşlık kurmayacak kişiler, bu uğurda ittifak kurup aynı amaç için güçlerini birleştirebilirler. Allah ayetinde bu tip insanların, nifak yani bozgunculuk ve kötülük konusunda BİRBİRLERİNE BENZEDİKLERİNİ ve bu nedenle de ORGANİZE ŞEKİLDE HAREKET EDEREK KÖTÜLÜĞÜ YAYDIKLARINI haber vermiştir:

MÜNAFIK ERKEKLER VE MÜNAFIK KADINLAR, BAZISI BAZISINDANDIR; KÖTÜLÜĞÜ EMREDERLER, İYİLİKTEN ALIKOYARLAR, ELLERİNİ SIMSIKI TUTARLAR. Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır. (Tevbe Suresi, 67)

Bu durum aslında hayli dikkat çekicidir. Müvekkile göre, normal şartlarda insanlar, kendi hayat şekillerine ve kişiliklerine uyan, dost olabileceklerine inandıkları, güvenilir ve yakın buldukları insanları kendilerine arkadaş olarak seçerler. Ancak bu kişilerin arkadaş, daha doğrusu yandaş seçmelerindeki tek kıstas, AYNI NEFRETİ TAŞIMALARIDIR. Bu nefret ile bir şekilde bir araya gelir ve birlikte tüm güçleriyle iman sahiplerine tuzak kurma amacında olurlar.

Fakat her ne kadar kendi aralarında birlik gözükseler, ittifak halinde sinsi çabalar yürütseler de, aslında kendi aralarında birbirlerine karşı DAHA BÜYÜK NEFRET taşırlar. Bu gerçek de ayette haber verilmiştir:

Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. KENDİ ARALARINDAKİ ÇARPIŞMALARI İSE PEK ŞİDDETLİDİR. SEN ONLARI BİRLİK SANIRSIN, OYSA KALPLERİ PARAMPARÇADIR. Bu, şüphesiz onların akıl etmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)

Ayette de açıklandığı gibi, birbirlerini normal şartlarda sevmeyen bu insanlar, Müslümanlara cephe almak için bir araya gelirler. Ama aynı zamanda kendi aralarında da çok şiddetli bir çatışma yaşamaktadırlar. Müvekkile göre, sırf iman sahipleriyle mücadele adına kendi hayatlarını zehir etmekte, ayetteki ifade ile “akıl erdirememelerinin bir sonucu” olarak böyle sefil bir hayat yaşamaktadırlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bu tip insanlar, başları belaya girdiğinde veya zorda kaldıklarında, ilk olarak yanlarındaki bu kişileri harcayacak tıynettedirler. Dolayısıyla onların birliktelikleri, birbirlerini her zaman harcayıp yok sayabilecek, sahte bir birlikteliktir.

4. İman Sahipleri Nasıl Birbirlerine Benzerse, Bu Kişiler de Birbirlerine Benzer Olarak Yaratılırlar:

Müvekkile göre, Kuran’a uyan iman sahipleri, Kuran’da belirlenen ahlakı benimsediklerinden, genellikle hep ORTAK ÖZELLİKLERE sahip olurlar. İşte bu birbirine benzerlik, Müslümanlarla mücadele içinde olanlar için de geçerlidir. Müslümanlar ne kadar birbirine benzerse, onlarla mücadele edenler de birbirlerine o kadar benzerler.

Örneğin;

  • Müslümanlar SADIK VE VEFALIYKEN; bu insanlar tam aksine, HAİN VE SADAKATSİZ olurlar.
  • Müslümanlar FEDAKAR VE İNCE DÜŞÜNCELİYKEN, bu insanlar BENCİL VE BENMERKEZCİ olurlar.
  • Müslümanlar İYİLİK PEŞİNDE KOŞARKEN, bu insanlar bir araya gelip KÖTÜLÜK PLANLARLAR.
  • Müslümanlar yeryüzüne DÜZEN GETİRMEYE gelmişken, bu insanlar BOZGUNCULUK ÇIKARMAYA gelmişlerdir.
  • Müslümanlar BARIŞ VE İTTİFAKI getirmeye uğraşırken, bu insanlar DÜZENİ BOZMAK VE FİTNE ÇIKARMAK için çabalarlar.
  • Müslümanlar KENDİ İMKANLARINI İNSANLARIN KURTULUŞU İÇİN SEFERBER ETMİŞKEN, bu insanlar TÜM İMKANLARINI VE PARALARINI MÜSLÜMANLARI ALT EDEBİLMEK İÇİN HARCARLAR,
  • Müslümanlar SEVGİYİ sağlamaya çalışırken, bu insanlar KALPLERİNDEKİ ÖFKE VE NEFRETİ BÜYÜTÜRLER.
  • Müslümanlar yalnızca ALLAH’TAN KORKARKEN, bu insanların MÜSLÜMANLARDAN VE ONLARIN ETKİLERİNDEN KORKULARI ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR.

Müvekkile göre bu kişiler kendi aralarında AYNI ama Müslümanlardan tamamen FARKLI birer insan modelidirler. Müslümanların temsil ettiği her şeye karşı öfke içindedirler. Bu öfke, normal şartlarda normal bir insanın tahayyül sınırlarını aşan, şiddetli bir öfkedir. Allah ayetinde şöyle haber vermiştir:

Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler, KENDİ BAŞLARINA KALDIKLARINDA İSE, SİZE OLAN KİN VE ÖFKELERİNDEN DOLAYI PARMAK UÇLARINI ISIRIRLAR. DE Kİ: “KİN VE ÖFKENİZLE ÖLÜN.” Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)

Müslümanlara Savaş Açanı İyi Tanımak, 

Mücadelenin Nedenini de Anlamayı Sağlar

Müvekkile göre, tarih boyunca iman sahiplerinin hep muhalefetle karşılanmalarının, ciddi mücadeleler içinde olmalarının, tebliğlerini bu zorlu ortamlar içinde yapmalarının nedeni, bu özel insanların hep, bir karşı unsur olarak onlara özel yaratılmış olmasındandır. Bu gerçek, kavimler boyunca asla değişmemiş, asla sona ermemiş bir KADERDİR ve samimi bir Müslüman söz konusu olduğunda MUTLAKA GERÇEKLEŞMEKTEDİR.

İşte bu nedenle, müvekkile göre, gerçekten Kuran’ı savunan, savunduğu inançta kararlı olan ve doğruları savunduğu için çevresinde etki yaratan her kim varsa, onun etrafında mutlaka ONUNLA UĞRAŞAN, ONU DURDURMAYA ÇALIŞAN, YAPTIĞI FAALİYETTEN VE OLUŞTURDUĞU ETKİDEN RAHATSIZ OLAN İNSANLAR VARDIR. Dikkatli bakıldığında, bu insanların tümünün, istisnasız olarak, yukarıda belirtilen karakter özelliklerini gösterdikleri anlaşılır. Normal şartlarda sıradan insanlarda var olmayan bu uç özellikler, bu insanların tümünde ortak bir özellik olarak yaratılır. Buradan hareketle, bu özel insanların teşhisi çok kolaylaşır.

Müvekkilin;

  • 40 yıldan fazla bir zamandır KURAN MÜSLÜMANLIĞINI anlatıyor olması,
  • Anlattığı gerçek Müslümanlığın sadece ülkemizde değil TÜM DÜNYADA CİDDİ YANKILAR UYANDIRMASI,
  • HALKIMIZIN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜN Kuran İslam’ına ikna olarak DİNDARLAŞMASI,
  • Müvekkilin, KİMSENİN BAŞARAMADIĞINI BAŞARARAK GENÇLERE ULAŞMASI,
  • Kendisini ateist veya komünist olarak nitelendiren gençleri dahi İSLAM İNANCI İLE TANIŞTIRMASI,
  • DARWİNİST-MATERYALİST ideolojileri en temelinden ÇÜRÜTMESİ,
  • KOMÜNİST-FAŞİST ideolojilerin bilimsel olarak SONUNU GETİRMESİ,

Bazı kişilerin hiç işine gelmemiştir.

İşte bu başarı sonucunda müvekkilin karşısına da özel bir çete çıkmış ve bu başarıyı durdurabilmek için YALAN, İFTİRA, DÜZEN VE KUMPASLARLA DOLU SÜREÇ başlamıştır.

Şayet müvekkil;

Herhangi biri olsaydı,

İslam’ı, şu an televizyonlarda konuşan çeşitli hocalar gibi geleneksel kıyafetlerle, geleneksel üsluplarla, geleneksel şekilde anlatıp savunsaydı,

Darwinist-materyalist ideolojilere dokunmasaydı,

Hurafelerin yanlışlığını ortaya çıkarmasaydı,

Kuran Müslümanlığından bahsetmeseydi,

Komünist-faşist ideolojilere bilimsel olarak karşı çıkmasaydı,

Bugün ne bu çete oluşurdu ne de şu an yaşadığı kumpaslar yaşanırdı.

Bu insanların kin ve düşmanlığı, ALLAH ADINA DOĞRUYU GETİREN KİŞİLERE karşı olduğundan ve amaçları BU KONUDA BAŞARI KAZANAN KİŞİLERİ SUSTURABİLMEK olduğundan ŞU ANDA MÜVEKKİLE BU TUZAKLAR KURULMAKTADIR.

Aslında, müvekkilin yargılandığı davaların iddianamelerinde uydurulan sayısız suç hakkında tek bir delil getirilmeyip, ana konu olarak müvekkilin İslam anlayışı ve Mehdi beklentisinden bahsedilmesi, durumu yeterince anlatmaktadır. Anlaşıldığı üzere, suçlamalar bahanedir; ASIL KONU, MÜVEKKİLİN İNANDIĞI VE EMİN OLDUĞU DİN ANLAYIŞINDA BAŞARI SAĞLAMIŞ OLMASI, İNSANLARDA ETKİ UYANDIRMASIDIR. Müvekkili susturarak, bu etki durdurulmaya çalışılmaktadır.

Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, müvekkili susturmak için tuzakları kuranlar da, bu tuzaklarda piyon görevi görenler de ÖNEMLİ BİR KONUDA YANILIYORLAR. Müvekkile göre;

BAŞARI SADECE ALLAH’A AİTTİR.

ALLAH O BAŞARIYI MÜMKÜN KILMAK İSTEDİĞİNDE BU MUTLAKA OLUR.

İNSANLARIN PLANLARININ, DÜZENLERİNİN, TUZAKLARININ ALLAH’IN KATINDA HİÇBİR HÜKMÜ YOKTUR.

ALLAH, DİLEDİĞİ TAKDİRDE, OLACAK OLANI MUTLAKA YARATIR.

Bu konuda müvekkil, aşağıdaki ayetleri örnek vermektedir:

ALLAH, İNKAR EDENLERİ KİN VE ÖFKELERİYLE GERİ ÇEVİRDİ, ONLAR HİÇBİR HAYRA VARAMADILAR. (Ahzab Suresi, 25)

Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. SONUNDA ONLAR, İSTEMEDİKLERİ HALDE HAK GELDİ VE ALLAH’IN EMRİ ORTAYA ÇIKIP ÜSTÜNLÜK SAĞLADI.(Tevbe Suresi, 48)

Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, ONLARIN ‘HİLELİ DÜZENLERİ’ SİZE HİÇBİR ZARAR VEREMEZ. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)

Müvekkil, ALLAH’IN VAADİ OLAN BİR GERÇEK ile karşı karşıya olduğu için son derece rahattır. Kendi çabasından emindir ve karşısındaki topluluğun, özel olarak yaratıldığının farkındadır. İşte bu nedenle de yaşadığı imtihan karşısında son derece tevekküllüdür. Çünkü HİLELİ DÜZENLERİN KENDİSİNE HİÇBİR ZARAR VEREMEYECEĞİNİ, KİN DUYANLARIN KİN VE ÖFKELERİ İLE GERİ ÇEVRİLECEKLERİNİ VE ALLAH’IN EMRİNİN MUTLAKA ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAĞINI ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR.

Müvekkilin konuyla ilgili açıklamalarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 26.03.2026

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir