Gerçek Müslümanlık, Sorumluluk Almayı ve Çaba Göstermeyi Gerektirir – 🎙️

By gundem
12 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR

Müslüman’ın Sorumluluğu Büyüktür

İçinde bulunduğumuz ahir zamanın zorlu döneminde, Müslümanların sorumluluklarının farkında olmaları gerektiğiyle ilgili olarak müvekkilin görüşleri aşağıda takdirinize sunulmaktadır.

Gerçek Müslümanın,
Algısı da Sorumluluğu da Farklıdır

Müslüman olmak,

Allah’ın bu hayatı NEDEN VE NASIL YARATTIĞINI bilmek,

Allah’ı tüm vasıflarıyla görüp, anlayıp, ÇOK SEVMEK ve

Bu dünyanın amacını anlayarak hem ahiret hem de tüm insanlık için ÇABA GÖSTERMEK

Anlamına gelir.

İnsan, bu hayatı, geçici arzularla tatmin olarak, yalnızca kendisi ve dünyaya ait tutkulu menfaatleri için de harcayıp geçirebilir. Ancak Müslüman olmanın sırrını anlayan bir insan;

Bu dünyanın, boş idealler, tutkulu oyalanmalar için YARATILMADIĞINI,

GEÇİCİ BİR İMTİHAN ALANI olduğunu,

Karşılaştığı şeylerin BOŞUNA YARATILMADIĞINI, nihai yurdun da AHİRET olduğunu anlayan kişidir.

İşte bu nedenle bu şuurda olan Müslüman, DİĞER İNSANLARDAN FARKLIDIR. SORUMLULUĞU BÜYÜK VE ÖNEMLİDİR. Zaten bu kavrayışa sahip olduğunda, büyük bir sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini de anlamıştır. Allah, ona bu anlayışı özellikle vermiş, dünyada düzelmesi gereken her şey için bir çaba içinde olmasını istemiş ve onu bu şuurda yaratmıştır.

Allah’ı tanıyan, anlayan, çok seven bir Müslüman;

İnsanları Allah’a yakınlaştıracak YOLLAR ARAMASI GEREKTİĞİNİ,

Zor durumdaki insanların kurtuluşu için ÇABA İÇİNDE OLMASI GEREKTİĞİNİ,

Doğru ve hak olanı anlatmak için UĞRAŞMASI GEREKTİĞİNİ,

Dünyadaki kötülüklere karşı FİKRİ BİR MÜCADELE VERMESİ GEREKTİĞİNİ,

Sevgiyi inşa etmek için ELİNDEN GELENİ YAPMASI GEREKTİĞİNİ,

İnsanları, Allah’ın varlığına, O’nun üstün sanatına, yaratılış mucizelerine dair bilgilerle BİLGİLENDİRMESİ GEREKTİĞİNİ,

Bilen kişidir.

Bütün bunları yapmak için Müslümanın, dünyaları değiştirmesine, büyük başarılar elde etmesine, mükemmel imkanlara sahip olmasına ihtiyaç yoktur. Bu aydınlanmayı sağlayacak, her şeyi değiştirecek ve herkese yol gösterecek olan YALNIZCA ALLAH’TIR. Müslümanın yapması gereken, bu yolda bir çaba içinde olmak, küçük-büyük demeden Allah için bir şeyler yapabilmek, zulme uğrayanların kurtuluşu için elinden gelen en fazla gayreti göstermektir. Başarı, belki sadece onun bu küçük çabasıyla gelecek, Allah onun duasını ve gayretini bu kurtuluşa vesile kılacaktır.

Dolayısıyla samimi bir Müslüman, “benim çabamdan ne olur” diyen değil, elindeki küçük imkanlarla bile olsa, İNSANLARA DOĞRUYU GÖSTEREBİLMEK İÇİN ELİNDEN GELENİN EN FAZLASINI YAPAN insandır. O, zaten, çözümün kendi çabasıyla değil, Allah’ın dilemesiyle olacağından emindir. Kendi çabası sadece kendi duasıdır.

Allah, Müslümanların sürekli bu çaba ve gayret içinde olmalarını, asla boş kalmamalarını istemektedir. Konuyla ilgili bazı ayetler şu şekildedir:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. ŞU HALDE BOŞ KALDIĞIN ZAMAN, DURMAKSIZIN (DUA VE İBADETLE) YORULMAYA-DEVAM ET. (İnşirah Suresi, 5-7)

ŞÜPHESİZ İNSANA KENDİ EMEĞİNDEN BAŞKASI YOKTUR. ŞÜPHESİZ KENDİ EMEĞİ (VEYA ÇABASI) GÖRÜLECEKTİR. (Necm Suresi, 39-40)

SİZDEN; HAYRA ÇAĞIRAN, İYİLİĞİ (MARUFU) EMREDEN VE KÖTÜLÜKTEN (MÜNKERDEN) SAKINDIRAN BİR TOPLULUK BULUNSUN. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Bakara Suresi, 104)

ALLAH ADINA GEREKTİĞİ GİBİ ÇABA GÖSTERİN. (Hac Suresi, 78)

Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. ÖYLEYSE HAYIRLARDA YARIŞINIZ. (Bakara Suresi, 148)

Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) YARIŞIN; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)

Allah, Müslümanlardan, hayırlarda sürekli olarak yarışmayı, boş kalmamayı, Allah için sürekli bir işte olmayı istemektedir. GERÇEK MÜSLÜMANLIK, ANCAK BU BİLİNÇLE YAŞANIR.

“Müslümanım Ama Sorumluluk Almam”
Zihniyeti

Şu anda dünyada 2 milyar Müslüman yaşamaktadır. Bu oran, dünya nüfusunun %25’ini oluşturmaktadır ve oldukça yüksek bir rakama işaret eder.

Ancak buna rağmen, dünyada en çok ezilen toplulukların başında Müslümanlar gelir. Gücü ve nüfusu bu kadar fazla olan bir topluluğun bu konumda olmasının tek sebebi vardır: Müslümanların büyük bir kısmının sorumluluk almak istememesi.

Bazı Müslümanlar, kendilerini dindar olarak isimlendirseler de, Müslümanlık adına hiçbir sorumluluk almak İSTEMEZLER. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir çaba göstermeden sadece oturmak ister; Müslüman kimliklerinin, Allah’ı hoşnut etmek için yeterli olacağını düşünürler. Kendilerine bir sorumluluk verilirse ya da bir sebeple bir sorumluluk almak zorunda kalırlarsa da, bu sorumluluktan mümkün olduğunca uzaklaşmak isterler. Ya unutur ya da konuyu en kısa ve en çözümsüz yolla halledip kendi tembel yaşamlarına devam ederler.

Kendilerine bir Müslüman olarak misyonlarının büyük olduğu, dünyanın tüm zulüm sistemlerinden kurtuluşu için bir şeyler yapmaları gerektiği, adil bir sistemin oluşması ve doğrunun gösterilmesi için bir sorumlulukları olduğu hatırlatıldığında da bir anda “doğru, ben de sorumluluk almalıyım” der; ama HEVESLERİNİ HEMEN KAYBEDERLER. Sorumsuzca yaşamak, hiçbir çaba gösterMEmek kendilerine daha uygun gelir.

Bu hatırlatmalar tekrar tekrar da yapılsa, tüm dünyada zulüm artsa da, etraflarındaki kötülüklere çözüm bulmaya çalışan kimseyi görmeseler de, sorumluluk almaya yanaşmazlar. SORUMLULUĞUN ÜZERLERİNE BIRAKILMAMASINI HAL VE HAREKETLERİ İLE DE SAĞLAR; saf ve beceriksiz bir görünüme bürünür, anlamıyor görüntüsü verir, sordukları sorularla, yaptıkları konuşmalarla konulardan uzak bir görünüm sergiler ve genellikle BAŞKA KİŞİLERİN SORUMLULUK ÜSTLENMESİNİ yeterli bulurlar.

Ancak, aynı kişiler, MENFAATLERİ SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA BİR ANDA FARKLI BİR KİŞİLİĞE BÜRÜNÜRLER. Örneğin, para kazanacakları bir durum olduğunda dikkatlerini hızlıca ilgili konuya teksif edebilir, akıllarını her detayda kullanabilir, çözümler üretebilir ve tüm incelikleri düşünebilir bir hale gelebilirler. Araştırmalar yapar, detayları tespit eder, BEDEN VE ZİHİN OLARAK YORULMAKTAN ASLA ÇEKİNMEZLER. Gerektiğinde UYKU UYUMAZ, zamanından ve hayatından FERAGAT EDER ve bu konu üzerine BÜTÜN DİKKATLERİNİ YOĞUNLAŞTIRIRLAR. Gözleri parlar, bakışları dinçleşir, kelimenin tam anlamıyla, ELLERİNDEN GELENİN EN FAZLASINI YAPABİLİRLER.

İşte böyle anlarda, bu kişilerin, gösterdikleri kadar beceriksiz ya da saf OLMADIKLARI, isteseler her konuya çözüm geliştirebildikleri, arzu ettikleri durumlarda ellerinden her iş gelebildiği de anlaşılmış olur.

Bu kişilerin, özellikle Müslümanların yanında ve hayır isteyen bir meselede farklı kişilikte olmalarının temel sebebi, Müslüman olarak üstlenecekleri sorumluluklarda bir menfaat elde edemeyeceklerini düşünmeleridir. Görünürde maddi bir menfaat elde edememek, böyle kişilere bekledikleri motivasyonu VERMEMEKTEDİR. “Ben beceremem, ben yapamam, başkaları yapsın” zihniyeti, bir anda üstlerine çöker. Ellerini taşın altına koymak, kendilerince boş yere yorulmak, onlara çok ANLAMSIZ gelir.

Sorumluluktan Kaçma Bahaneleri

Ahirette sadece “Müslüman” olmasının yeteceğini sanan, bütün sorumluluğu diğer Müslümanlara bırakan zihniyete yön veren bakış açısı çok sakıncalıdır. Bu kişiler genellikle sorumluluk altına giren diğer Müslümanları “SAF” olarak nitelendirme eğilimindedirler. Söz konusu Müslümanların akıllarını kullanMAdıklarını, yaşayacakları hayatı durup dururken bu meşgalelerle harcadıklarını, kendilerini durup dururken tehlikeye soktuklarını, başlarına iş açtıklarını düşünürler. Hatta bir kısmı, bu konuda kendilerince Peygamberimiz (SAV)’i örnek gösterir, aslında Peygamberimiz (SAV)’e iftira atarlar. “Peygamberimiz (SAV)’e de bir lokma bir hırka yetmiş“ der, Müslümanlar için mücadele etmeyi GEREKSİZ hale getirmeye çalışır, çevrelerini güzelleştirmek, kaliteli, seçkin yaşamak için hiçbir çaba içinde olmazlar.

Oysa Peygamberimiz (SAV)’in hiçbir zaman “bir lokma bir hırka” zihniyetinde bir hayatı olMAmıştır. Bu çok büyük bir yalandır. Yoksulluk içinde geçen gariban bir hayat yakıştırması, Müslümanlara sefil bir hayatı layık ve yeterli gören zihniyetlerin uydurmasıdır. Peygamberimiz (SAV)e de büyük bir iftiradır.

Peygamberimiz (SAV), uzun yıllar tüccarlık yapmış, ZENGİN BİR HAYAT sürmüştür. Aynı zamanda Peygamberimiz (SAV)’in hayatı sürekli olarak MÜCADELELERLE geçmiştir. Peygamberimiz (SAV)’in tebliğ faaliyeti hayatı boyunca devam etmiş, İslam uğruna yaptığı savunma savaşları, Müslümanlar için yaptığı mücadeleler, fedakarlıklar, hayatı boyunca üstlendiği sorumluluklar, onun elçilik görevini layıkıyla yaptığının en önemli göstergeleri olmuştur.

Dolayısıyla, Müslümanlar ve zavallı insanlar için hiçbir mücadeleye ve çabaya girişmeyen, sadece tembellik ederek kendi menfaati peşinde koşan bir kısım insanların, kendi durumlarına Peygamberimiz (SAV)’i örnek göstermeye çalışmaları, daha büyük bir suçtur.

Müslüman İçin Önemli Bir Anahtar:
“Allah’ın Rızasının En Çoğu”

Bir Müslüman, eğer Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü, kudretini kavradıysa, ne amaçla yaratıldığını gerçek anlamda anladıysa, bu dünyanın varlık amacını ve gördüğü her şeyden sorumlu olduğunu görebildiyse, ne yapması gerektiğini de çok iyi bilir. Onun sorumluluğu; dünyada imtihanını sürdürdüğü zaman boyunca, Allah’ı razı edebilmek için, Allah adına yapabileceği her şeyi yapmaktır. Onun sorumluluğu; elinden geleni yapmak, “daha fazla ne yapabilirim” diye düşünmek, fayda arayışında olmaktır.

Müslüman, yük olan değil; yük alandır. Rahatını kollayan değil; sürekli yeni bir iş ve sorumluluk ile yorulandır. Dünyadaki vaktini Allah’ın rızasını en fazla kazanacak şekilde, her an çaba içinde geçirendir.

Bu, Müslümana her zaman DAHA BÜYÜK NİMETLERLE geri döner. Böyle Müslümanlar zamanın yıpratıcı etkisinden kolay kolay etkilenmezler; tam tersine zaman içinde sağlıkları, gençlikleri, akli ve bedeni güçleri sürekli olarak artar. Daima zinde ve dinç olurlar. Durmaksızın NİMET AKIŞIYLA karşılaşırlar. En önemlisi de, hayatları boyunca paha biçilmez bir VİCDAN RAHATLIĞI ile yaşarlar. Bu vicdan rahatlığı, yaşamlarının her anında onları zinde, mutlu, mutmain ve güçlü tutar.

Allah’ın en hoşnut olacağı davranışı, seçimi çok iyi bildikleri halde bunu ANLAMAZDAN GELENLER, BİLMİYORMUŞ GİBİ DAVRANANLAR ise SAMİMİYETSİZDİRLER.

Ama bu, hiçbir zaman onların faydasına değildir. Sorumluluklardan kaçıp rahat edeceklerini düşünenler çok kolay çökerler. Hızlı yaşlanır, hızlı hastalanır, zamanın yıpratıcı etkisinden hızlı etkilenirler. Vicdanları bir türlü rahat değildir. Vicdani rahatsızlığın getirdiği huysuzluk, yorgunluk, tedirginlik ve mutsuzluk da sürekli olarak yaşamlarındadır. Allah, bu kişilerin hayatlarına BEREKETİ YAKLAŞTIRMAZ. NİMETLER ONLARDAN ÇOK UZAKLAŞIR. Hem hedefleyip kazanamadıklarından hem de almadıkları sorumluluklardan dolayı SONUNDA ÇOK PİŞMAN OLURLAR.

Bu pişmanlığı yaşamadan önce her Müslümanın dikkatini açıp, “Allah’ı razı etmek için en fazla ne yapıyorum?” sorusunu kendisine sorması gerekir.

Şu an dünyada ezilen, aç yaşayan, yoksulluk çeken, materyalist sistemler tarafından zulme uğrayan sayısız zavallı insan vardır. Bir Müslüman, bu insanların her birinin sorumluluğunu üzerinde hissetmek zorundadır. Dünya, her türlü adaletsizliğin, yozlaşmanın yaşandığı ve teşvik edildiği bir yer haline gelmiştir. Bir Müslümanın, bu gidişattan her saniye rahatsız olması gerekir.

Başta da belirttiğimiz gibi, Müslümandan beklenen, bütün bunları bir anda değiştirmesi değildir. Bunu yapacak olan zaten Allah’tır. Ama Allah, Müslümanlardan gayret bekler. Küçük büyük demeden Allah yolunda gösterilen her çaba, alınan her sorumluluk, dünyanın değişmesine vesile olacaktır. Allah’ın, insanların çabalarına kuşkusuz ki ihtiyacı yoktur. Ancak insanların, Allah için yorulmaya ihtiyaçları vardır.

Sonuç

Müvekkilin yukarıdaki açıklamalarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 22.10.2026

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir