Akit TV’nin Kan Kampanyası İddialarına Belgelerle Tekzip – 🎙️

By gundem
27 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN TEKZİP

AKİT TV’NİN “ASRIN İHANETİ: KAN CASUSLUĞU” BAŞLIĞIYLA YAPTIĞI HABER ASLINDA

“ASRIN İFTİRASIDIR”

Kan Kampanyasını Dr. Oktar Babuna ve Arkadaşlarının Değil Devletin Yaptığını Anlamazlıktan Gelenlere – Bir Kez Daha – Delilleriyle Anlatıyoruz

TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ,) Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in, ‘Türk milletinin çalınan kök hücreleriyle genlerine özel hastalıklar üretebilirler’ açıklamasının ardından başta Akit TV, Yusuf Ozan Demir ve Zafer Şahin olmak üzere bazı “malum” kişiler, Dr. Oktar Babuna’nın kanser hastalığının vesilesiyle başlatılan kan kampanyasını tekrar gündeme getirdiler.

Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit’in iyi niyetli olduğuna inandığını, ancak konu hakkında yeterli bilgisi olmadığı için kan kampanyasına atıf yaparak yanlış bilgiler verdiğini düşünmektedir. Prof. Akşit’in çok bilgili, ilim sahibi bir bilim insanı olduğu muhakkaktır, ancak kendisinin uzmanlığı makine mühendisliği olmasından dolayı, moleküler biyoloji ve tıp bilgisi gerektiren bir konuda hatalı bir konuşma yapmıştır.

Söz konusu haberlerle ilgili vahim olan nokta ise, başta Akit TV, sunucu Erkan Tan, Yusuf Ozan Demir ve Zafer Şahin gibi kişiler olmak üzere bir kısım basının Dr. Oktar Babuna ile ilgili kan kampanyası hakkındaki gerçekleri sürekli anlamazlıktan gelip, konu hakkında tekrar tekrar gerçek dışı haberler yapmalarıdır.

Bu yazarların dışındaki bazı çevreler de, Türklerden alınan kan örneklerinden elde edilecek genetik verilerle Türklere özel hastalıklar veya biyolojik silahlar üretilebileceği yönündeki sözde büyük tehlikeyi yalnızca kendilerinin fark ettiğini düşünmektedirler. Sanki, Sağlık Bakanlığı, yargı organları, istihbarat teşkilatı ve devletin ilgili diğer bütün kurumları yıllarca bu “vahim” tehlikeyi görememiş, kan bağışı kampanyasında herhangi bir suç unsuru tespit edememiş; ancak devletin bütün kurumlarının gözünden kaçan bu “büyük tehlikeyi”, nedense yalnızca bu kişiler fark edebilmiştir. Devletin kurumlarının göremediğini yalnızca kendilerinin gördüğünü düşünmeleri, başlı başına trajikomiktir.

AKİT TV, “İHANET” VE “CASUSLUK” GİBİ İFADELERLE İFTİRALARINI İNANDIRICI HALE GETİREMEZ

Akit TV, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik dinmek bilmeyen kin ve hasedini bir kez daha gösterebilmek için, Sn. Prof. Dr. Akşit’in açıklamalarını fırsat bilerek, müvekkil ve arkadaşları hakkında bir kez daha iftira içerikli bir yayın yapmıştır.

Müvekkili ve arkadaşlarını “ihanet” ve “casusluk” ile suçlayan Akit TV sunucusu Erkan Tan, Yusuf Ozan Demir ve Akit TV camiası, söz konusu ithamların müvekkil ve arkadaşlarıyla bağdaşmadığını gayet iyi bilmektedirler. Nitekim müvekkilin devletine duyduğu bağlılığı, saygı ve sevgiyi, milletine olan derin muhabbetini ve vatanseverliğini; hayatını bu değerleri yüceltmeye adadığını, herkes gibi onlar da çok yakından bilmektedirler.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI, “SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK” İSNADINDAN BERAAT ETMİŞLERDİR

Akit TV yayınında haber casusluk iftirası başlığı altında verilirken, Yusuf Ozan Demir de “Adnan Oktar casusluktan yargılanıp ceza aldı mı?” diye sormuştur.

Müvekkil Adnan Oktar casusluktan yargılandı ancak ceza almadı, BERAAT ETTİ:

“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına aynı FETÖ’ye yardım ve diğer iddialarda olduğu gibi sırf kamuoyundainfial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.

MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISINDA ŞÖYLE DENMEKTEDİR:

“… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”

YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:

KÖK HÜCRELER ÇALINMADI

KAMPANYA SIRASINDA TOPLANAN KANLAR DEVLETİMİZİN İLGİLİ BAZI KURUMLARI TARAFINDAN, RESMİ KANALLARDAN, YURTDIŞINDAKİ LABORATUVARLARA TESLİM EDİLDİ

Dr. Oktar Babuna’nın kan kanseri olması, ilik nakline ihtiyaç duyması ve kendisine uygun ilik bulunamadığı için, ailesi ve arkadaşları uygun donör bulma arayışına girdikleri dönemde;

♦ Kan bağışı kampanyası İstanbul Valiliği tarafından başlatılmıştır

♦ İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı, İstanbul Valiliği tarafından,toplanan kanları analiz ederek değerlendirmek üzere Ulusal Kemik İliği Bankası kurmakla görevlendirilmiştir

♦ Kan kampanyası sadece Dr. Oktar Babuna için değil, kemik iliği nakline ihtiyaç duyan her hasta için yapılmıştır

♦ Milletimizin fedakarlığı sebebiyle kısa sürede çok fazla kan stoklandığı için, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin laboratuvarları bu kanları analiz etmeye yetişememiştir. Kanlar hızlı bozulacağı için kanları yurtdışındaki laboratuvarlara gönderme zarureti doğmuştur

♦ Kanları yurtdışındaki laboratuvarlara gönderme kararı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfının kararıdır.

♦ Bu kararı İstanbul Valiliği, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit. Sn. Mesut Yılmaz, ve en önemlisi dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel de onaylamıştır.

KAN KAMPANYASININ DEVLETİN KURUMLARI TARAFINDAN YÜRÜTÜLDÜĞÜNE DAİR BELGELER

Kampanya tamamen legal yollarla, DEVLETİN BİLGİSİ ve KONTROLÜNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR. Kampanyanın sahibi, para toplama ve harcama yetkilisi olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı tespit edilmiştir. Vakfın o dönemki Başkanı ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Faruk Erzengin tüm çalışmaların başında yer almıştır.

Prof. Dr. Faruk Erzengin, Nobel Tıp Ödülüne aday gösterilmiş, Türkiye’nin önde gelen, saygın bilim insanlarından biridir.

Dr. Oktar Babuna ise yalnızca, hastalığı nedeniyle bu kampanyanın başlamasına ve kamuoyunun dikkatinin bu yöne çekilmesine vesile olmuş bir kişidir.

Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturma kampanyası kısa zamanda yardımsever Türk halkının büyük desteğiyle olağanüstü bir sivil hareket haline dönüşmüştür. Kampanya, dönemin hükümetinden gazetecilerine, bakanlarından il sağlık müdürlerine kadar neredeyse Türk halkının tamamının yoğun desteğiyle yürütülmüştür. 3 ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 150.000 kişi kan taramasından geçirilmiştir.

Aslında Akit TV kendi yayınında bu kampanyanın devletin kurumları tarafından yürütüldüğünü teyit etmiştir. Toplanan kanların analiz edildiği Almanya’daki laboratuvarın yöneticisi Suzanne Morsch’un ifadelerine Akit TV şöyle yer vermiştir:

AKİT TV: Morsch test talebinin Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi’nden geldiğini savundu.

Suzanne Morsch: ‘İstanbul Üniversitesi’nden yetkililer izin formlarını kimden aldıklarını sonuçlarla ne yaptıklarını size anlatabilirler. Onlara sormalısınız. Hatırladığım kadarıyla, yaptığımız anlaşma uyarınca bu işin sorumlusu İstanbul Üniversitesi’ydi. Bakanlığı’n da bilgisi vardı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel,
Kampanyanın En Önemli Destekçilerindendi

Kampanyanın en önemli destekçisi bizzat dönemin CUMHURBAŞKANI SAYIN SÜLEYMAN DEMİREL olmuştur. Merhum Demirel 28 Mart 1999 tarihli demecinde şu sözleri sarf etmiştir:

“İlik Bankası’nın kurulmuş olması fevkalade iyi olur. Ben hem her türlü himayeyi, hem her türlü desteği veririm, yapılacak her kampanyaya katılırım. Nihayet bu bir milli dayanışmadır, bir sosyal olaydır. Temsil ettiğim devletin başı olarak her türlü desteği vermeye hazırım. Benden ne zaman ne isterseniz yanınızda bulacaksınız. Bu hareketi başarıya ulaştıralım.”

Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’in bu açıklamaları dönemin neredeyse tüm gazetelerinde yayınlanmıştır. 28 Mart 1999 Tarihli Türkiye Gazetesinde yayınlanan habere ilişkin kupür:

Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Dr. Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr. Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna ile birlikte kan kampanyasına destek verirken. Kaynak: 28 Mart 1999 Tarihli Türkiye Gazetesi

Merhum Demirel’in desteği sadece beyanat vermekle de sınırlı kalmamış, toplanan kanların tahlil için yurtdışına gönderilmesi ile ilgili gümrük işlemlerinin kaldırılması ve kanların Türk Hava Yolları uçakları ile ücretsiz taşınması gibi pek çok konuda Cumhurbaşkanı Sn. Demirel bilfiil müdahale ederek yardımcı olmuştur.

Sayın Demirel, 27 Mart 1999 tarihinde, Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna’yı Cumhurbaşkanlığı makamında kabul etmiş ve ilerlemelerle ilgili bilgi almıştır.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından gönderilmiş olan, 13 Nisan 1999 tarihli ve B.01.0.YKB.02-12-456 sayılı aşağıdaki mektupta bildirildiği üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, Türkiye’de Kemik İliği Bankası kurulmasının yerinde olacağını ve yapılacak tahliller esnasında vatandaşlardan ücret alınmaması gerektiğini belirtmiştir:

Prof. Dr. Faruk Erzengin, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e yazdığı B.30.2 İST:0.02.00.00 sayılı resmi yazıda, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve Başbakan Bülent Ecevit’in sürece destek verdiklerini belirtmiş; fakat mevcut koşullar altında yeni cihazların alınmasının sorunları çözmeyeceğini belirtmiş; kısa zamanda 2·3 milyon kişinin kanının hızla taranarak bunun ilik bankası bilgilerine eklenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Prof. Dr. Erzengin ayrıca bu çalışma için büyük bir bütçeye ihtiyaç duyulduğunu bildirmiş ve Türk milletini lösemi tehlikesinden korumak için özel bir fon oluşturularak İstanbul Tıp Fakültesi Vakfına aktarılmasını talep etmiştir:

Sn. Mesut Yılmaz, Sn. Berna Yılmaz, Sn. Tansu Çiller ve
Sn. Meral Akşener’in Destekleri

İstanbul’da düzenlenen ilk büyük kan alma organizasyonu Abdi İpekçi Spor Salonu’nda gerçekleşmiştir. Mesut Yılmaz, eşi Berna Yılmaz ve ANAP yöneticileri bu organizasyonu sahiplenmiştir.Mesut Yılmaz’ın özel kalemi Sema Erdem ve ANAP Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanı Hale Dicleli, KAN ALMA ORGANİZASYONUNDA HER ŞEYİN BİZZAT KENDİLERİ TARAFINDAN PLANLANDIĞINI VE ORGANİZE EDİLDİĞİNİ çeşitli defalar kamuoyuna açıklamışlardır. Bu organizasyon için gereken TÜM VALİLİK İZİNLERİ de YİNE ANAP YETKİLİLERİ TARAFINDAN ALINMIŞTIR.

Başbakan Sayın Mesut Yılmaz’ın eşi Sayın Berna Yılmaz Hanım’ın Abdi İpekçi Spor Salonunda düzenlenen KAN ALIM ORGANİZASYONUNU ORGANİZE ETTİĞİNE ve BİZZAT KENDİSİNİN SALONA GELEREK BAŞINDA DURDUĞUNA ilişkin 24.03.1999 Tarihli Star TV Ana Haber Bülteninde yayınlanan görüntüler (Aşağıda)

Eski Başbakan ve dönemin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, TGRT Televizyonu’na 15 Nisan 1999 tarihinde verdiği röportajda kan kampanyası için parti olarak nasıl seferber olduklarını anlatmıştır.

Dönemin İçişleri eski Bakanı Meral Akşener de, 26 Nisan 1999’da İzmit’te düzenlenen organizasyonda kan verirken, “biz Oktar Babuna’ya bu manada çok şey borçluyuz, o bir rahatsızlığı gündeme getirdi” şeklinde konuşmuştur.

Valilerimiz Kan Kampanyasına Büyük Destek Vermişlerdir

Mart ayından Haziran ayı sonuna kadar devam eden Ulusal Kemik İliği Bankası kampanyası boyunca 12 ilimizde toplu kan alımı yapılmıştır. Bu kan alımları esnasında, Sayın Valilerimizin izniyle spor salonları halkımıza açılmıştır; İl Sağlık Müdürlükleri görevlendirilip, kampanya için gerekli olan personel ve malzeme desteği sağlanmış; Emniyet Müdürlerimiz bilgilendirilip asayişin sağlanması organize edilmiştir.

Organizasyon yapılan hemen hemen her ilde, Sayın Valilerimiz basın toplantısı düzenleyerek halkımızı bilgilendirmiş ve kan vermeye davet etmişlerdir. Daha sonra da büyük bir alicenaplık örneği sergileyerek bizzat kan verilen spor salonlarına gelmiş ve kendileri de kan vererek kampanyaya verdikleri desteği göstermişlerdir.

Genelkurmay Başkanlığı’nın Talimatı ile
Silahlı Kuvvetlerimiz de Seferber Olmuştur

Genelkurmay Başkanlığı, tüm Silahlı Kuvvetler genelinde gönüllü olan kişilerin kan vermelerini sağlamak için talimat yayınlamıştır. Hatta Karadeniz Ereğlisi’nde düzenlenen organizasyon için askeri spor salonu tahsis edilmiştir. Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Özbek Görgün Paşa da kampanyaya katılarak kan vermiştir.

Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı, İzmit Jandarma Komutanlığı, İzmit 15. Kolordu Komutanlığı ve Gölcük Donanma Komutanlığı da kampanyaya katılarak binlerce gönüllü askerimizin kan vermesine vesile olmuştur.

Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, başta Almanya olmak üzere Türk vatandaşlarının yaşadığı ülkelerdeki büyükelçiliklerimize ve konsolosluklarımıza talimat göndererek kampanyaya destek vermelerini talep etmiştir.

TOPLANAN KANLAR, EMNİYET MÜDÜRLERİ TALİMATIYLA POLİS ESKORTLARI EŞLİĞİNDE HAVAALANINA GÖTÜRÜLMÜŞ, ANAP YÖNETİCİLERİNİN TAHSİS ETTİĞİ ÖZEL UÇAKLARLA ALMANYA VE ABD’DEKİ DÜNYANIN EN İYİ VE ÜNLÜ LABORATUVARLARINA GÖNDERİLMİŞTİR.

O dönemde Türkiye’de toplanan kanların analizini yapacak laboratuvar sayısı yetersiz olduğu için, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı, kanları yurtdışındaki laboratuvarlara gönderme kararı almıştır.

Örneğin Çapa Tıp Fakültesi’nin laboratuvarı GÜNDE SADECE 4 KAN ÖRNEĞİNİ analiz edebiliyordu. Ankara’daki laboratuvar da benzeri kapasitedeydi. Bu da toplanan yüzbinlerce örneğin analizinin on yıllara yayılması demekti. OYSAKİ KAN ÖRNEKLERİNİN ÖMRÜ SADECE 24 SAATTİR; kanları günlerce, senelerce bekletmek bunları ziyan etmek anlamına gelecektir.

Bu nedenle, kampanyanın karar mercii olan İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI KARARIYLA ANALİZLERİN YURT DIŞINDA YAPILMASI PLANLANDI.

YANİ, “KANLARIN ABD’YE GÖNDERİLEREK ANALİZ ETTİRİLMESİ” KONUSUNA KARAR VEREN, OKTAR BABUNA YA DA BİR BAŞKASI DEĞİL, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI’DIR.

Bütün bu delillerden ve resmi kayıtlardan anlaşılabileceği gibi, KAMPANYANIN HER AŞAMASI, EN ÜST DÜZEY DEVLET MAKAMLARININ İDARESİNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.

Merhum Bakan Sayın Osman Durmuş Kan Kampanyasına Karşı Değildi; Angora Pastanesinde Tehdit Edilmedi, AKSİNE Dr. Babuna’nın kız kardeşlerinden helallik istedi:

Akit TV’deki haberde, dönemin sağlık bakanı merhum Osman Durmuş’un ülkemizin genetik haritasının çıkarılmasına sebep olacağı için kan kampanyasını eleştirdiğine yer verilmiştir. Ayrıca Sn. Osman Durmuş’un, Angora Pastanesinde Dr. Oktar Babuna’nın kız kardeşleriyle karşılaştığı, sohbet ettikleri, ve sohbet sırasında iki hanımefendinin güya Sayın Bakanı tehdit ettikleri anlatılmıştır.

Dr. Oktar Babuna’nın iki kız kardeşinin Sayın Osman Durmuş’la Ankara’da Angora Pastanesinde karşılaştıkları ve sohbet ettikleri doğrudur. Ancak tehdit konusu kesinlikle doğru değildir. Konunun doğrusu; Dr. Babuna’nın kız kardeşleri ve Sayın Bakan çok sıcak ve samimi bir sohbet etmişlerdir; hatta sohbetleri sırasında Sayın Bakan iki hanımdan kampanya konusundaki söylemleri sebebiyle helallik istemiştir.

Eğitimli, mütedeyyin, aydın, Türkiye’nin en seçkin ailelerinden birine mensup iki hanımefendinin, Ankara’nın en merkezi yerlerinden birinde, bir bakanı, hem de MHP gibi Türkiye’nin en köklü partilerinden birine mensup bir siyasetçiyi tehdit ettikleri iddiasının hiçbir inandırıcılığı olmadığı açıktır.

Merhum Bakan Osman Durmuş Beyefendinin helallik istemesinin sebebi ise, kan kampanyasına karşı olmamasına rağmen, devletin maddi çıkarını gözeterek karşıymış gibi bir pozisyon almak zorunda kalmasıdır.

Türkiye’deki laboratuvarlardaki teknik cihazlar kanları analiz etmeye yetişemediği için yurtdışındaki laboratuvarlara gönderildiği sırada, Sn. Osman Durmuş’un hiçbir itirazı olmamıştır. Ancak bir süre sonra yurtdışındaki laboratuvarlar yapılan işlemler için yüksek meblağlar talep etmişler ve bu konuyu Sağlık Bakanı Merhum Osman Durmuş’a iletmişlerdir. Sayın Bakan bu yüksek meblağları ödememek için, toplanan kanların Türkiye’nin güvenliği için risk olacağı söylemiyle bir sebep oluşturmuştur. Nitekim laboratuvarın sahiplerinden Susanne Morsch da 2018 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “O dönem ödeme ile ilgili bir sorun çıktığını hatırlıyorum.” demiştir.

Yoksa tıp doktoru olan bir kişinin, bu kanlar ile Türkiye’nin genetik haritasının çıkarılacağı ve biyolojik silah üretileceği gibi bilim ve akıl dışı bir safsatayı iddia etmesi zaten mümkün değildir. Ancak Sayın Bakan, devletin maddi çıkarını korumak amacıyla böyle bir söylemi kullanmak zorunda kalmıştır.

“Genetik haritamızın çalınacağı” şeklindeki gülünç komplo teorilerine ilişkin 1999 yılında toplanan kanların tahlillerini yapan Almanya’daki Stefan Morsch Vakfının kurucularından Susanne Morsch’un Temmuz 2018 tarihinde verdiği cevabı AKİT TV de yayınlamıştır:

“Çok fazla kurum işin içindeydi. Çünkü örnekler o kadar çoktu ki tek bir laboratuvar başa çıkamadı. Biz gönderilen örnekleri test ettik, bu kadar. O dönem ödeme ile ilgili bir sorun çıktığını hatırlıyorum. Çünkü o kadar çok örnek vardı ki yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Üniversitesi’nin Hastanesi ödeyebilmek için para toplamaya çalıştı. Kan örnekleri için izin formlarını da onlar toplamıştı. Belirli bir yasal süre var. Örnekleri tutmak zorundasınız. O süre geçtikten sonra örnekleri imha ettik.’

‘Kötüye kullanım mümkün mü?’ sorusuna Morsch şu yanıtı verdi;

“Bizdeki uzmanlar sadece donörlerin hasta ile uyumlu olup olmadığını tespit etti. Laboratuvarlar örneklerin kime ait olduğunu bilmiyor. Bu bilgi sadece kampanyayı düzenleyen ve izin formlarını toplayan kişilerde var.”

Kan örneklerinin Türk halkı aleyhine bir şekilde kullanılacağı, gen haritamızın çıkarılacağı, gibi iddiaların ne kadar akıl dışı olduğunu anlayabilmek için bazı önemli gerçekleri hatırlatmakta yarar var.

KAN KAMPANYASINDA TOPLANAN KANLARLA TÜRKLERİN GENETİK HARİTASININ ÇIKARTILARAK, TÜRKLERE ÖZEL BİYOLOJİK SİLAH ÜRETİLECEĞİ İDDİASI BİLİM VE MANTIK DIŞIDIR:

Bu konuda en başta vurgulanması gereken, Türklerin veya başka bir ırkın genetik haritasının çıkarılarak söz konusu ırka yönelik genetik bir silah veya ilaç yapılması yönündeki iddialar bütünüyle hayali olduğudur. Özellikle, 19. yüzyıldan itibaren farklı ırklara mensup insanların birbirleriyle büyük ölçüde karışmaları nedeniyle (evlenip çocuk sahibi olmalarıyla) genetik anlamda saf bir ırk kalmamıştır.

Ayrıca, bilimsel araştırmalarda, ırklar arasındaki genetik farklılıkların zaten çok küçük olduğu, genlere bakılarak ırkların ayırt edilemeyeceği ortaya çıkmış durumdadır. Konu hakkında araştırma yapan bilim insanları ırklar arasında sadece % 0.012 genetik fark olduğuna işaret etmektedirler. Kaldı ki bazı durumlarda bir ırkın kendi bireyleri arasındaki genetik fark, diğer ırklarla olan genetik farktan daha büyük olabilmektedir. Tüm bu veriler bir ırkın mensuplarına zarar verici özel ilaç ve silah yapımı iddialarını açıkça çürütmektedir.

Sayın Prof. Dr. Akşit’in böyle bir iddiada bulunması doğaldır, çünkü kendisi Makina Mühendisidir, tıp doktoru veya moleküler biyolog olmadığı için bu bilgiye sahip olmaması doğaldır. Bilimsel gerçekleri gördüğünde, kendisinin bu endişeden vazgeçeceğini düşünmekteyiz.

BUNUNLA BİRLİKTE TÜRKLERE AİT GENETİK BİLGİLERE ULAŞMAK İSTENSE, YURT DIŞINDA YAŞAYAN TÜRK VATANDAŞLARINDAN MİLYONLARCA DNA ÖRNEĞİ ELDE ETMEK ÇOK KOLAYDIR

Akit TV ve Yusuf Ozan Demir gibi kişiler tarafından dile getirilen komplo teorilerindeki gibi eğer gerçekten birtakım yabancı güçler Türklere ait genetik bilgilere ulaşmak istese, o zaman 60-70 yıldır 6 milyonu sadece Batı Avrupa ülkelerinde, 500 bini Amerika’da yaşamakta olan yaklaşık 7,5 milyon Türk vatandaşının bilgileri, zaten halihazırda ellerinin altında bulunmaktadır.

Hatta, Türk vatandaşları bulundukları yabancı ülkelerde öylesine birarada yaşamaktadırlar ki, kimi ülkelerde vatandaşlarımızın yaşadıkları semtler “Amerika’daki Küçük Anadolu” veya “Almanya’daki Türk Mahallesi” gibi isimlerle tanımlanır olmuştur.

T.C Dışişleri Bakanlığı’nın resmi verilerine göre:

➢ Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın tamamı sağlık hizmetlerini bulundukları ülkelerde almakta ve tüm sağlık taramalarını, kan tahlillerini, vs. bu ülkelerin sağlık kuruluşlarında yaptırmaktadır.

Yaşadıkları ülkelerde çalışma veya oturma izni almak için özellikle kan ve benzeri biyolojik tahliller vermeleri, parmak izlerinin alınması gerekmektedir.

➢ Yani, yaklaşık 7.5 milyon Türk vatandaşına ait kan örnekleri ve diğer genetik bilgiler zaten hali hazırda dışarıda, yabancı ülkelerin sağlık kurumlarında mevcuttur.

Bunların yanı sıra, her yıl yaklaşık 10 milyon Türk vatandaşı çeşitli gerekçelerle yurt dışına seyahat etmektedir. Bu kişiler gittikleri her restoranda yemek yedikleri tabaklara, su içtikleri bardaklara hatta dokundukları her yere DNA izlerini bırakmaktadırlar. Otelde yastık kılıfları, yere dökülen saçları, kullandıkları her şey genetik harita avcılarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek niteliktedir. Ancak, gerçekte böyle gen avcıları olmadığından, kimsenin Türk milletinin genetik haritasıyla ilgili bir alıp veremediği olmadığından ve bunu da aslında bu iddiaları öne sürenler de dahil herkes çok iyi bildiğinden hiç kimse bu konuda önlem alma ihtiyacı hissetmemektedir.

BU BAKIMDAN GERİDE BIRAKTIĞIMIZ YÜZYILLIK SÜREÇTE EN AZ ON MİLYONLARCA TÜRK’ÜN KAN ÖRNEĞİ YURTDIŞINDA ALINMIŞ DURUMDADIR. DOLAYISIYLA, TÜRKLERE KARŞI GENETİK SİLAH VEYA İLAÇ ÜRETTİĞİ İDDİA EDİLEN GÜÇLERİN 1999 YILINDAKİ NUMUNELERE İHTİYACI OLMAYACAKTIR.

Özetle, Türkiye’nin “Ulusal Kemik İliği Bankası”nı oluşturmak amacıyla İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ile İstanbul Valiliği tarafından ortaklaşa yürütülen “Oktar Babuna Kan Kampanyası”nda toplanan kan örneklerinden, güya “Türklere karşı genetik silah üretileceği” safsatası, hiçbir akılcı ve bilimsel değeri olmayan akla ziyan bir iddiadan ibarettir. Bu tür cahilce uydurma iddialar, magazin basınına malzeme oluşturması dışında, aklı başında, belli bir bilim ve kültür düzeyine sahip hiç kimsenin itibar etmeyeceği, saçma ve gülünç komplo teorilerinden ibarettir.

Nitekim, Sn. Prof. Dr. Akşit’in iddialarına karşı ABD Sana Biyoteknoloji Firması Baş Direktörü Virolog Dr. Semih Tareen şu cevapları vermiştir:

Şu an insanların genom atlası çıkarıldı ve sadece Türklere özel bir patojenin bağlanabileceği ve diğer insanlara bağlanmayacağı herhangi bir durum mevcut değil.

Bir milleti enfekte edecek, diğer milletleri enfekte etmeyecek herhangi bir biyolojik silah yapmak mümkün değil. Bunun bir sebebi yukarıda açıkladığım millet-içi genetik mozaik, yani belli “bir milletin genetik yapısı” diye bir şey yok, kendi içlerinde de değişik herkes. Varsayım yapalım: diyelim ki bütün bir millete ait ve sadece o millete özgü genetik bir yapı var, sadece bu milleti enfekte edecek bir virüs söz konusu olması için o virüs sadece ve sadece o milletin hücre yüzeyi reseptörüne bağlanacak, sadece o milletin hücrelerini enfekte edecek. Böyle bir durum biyolojik olarak mümkün değil.

KAMPANYA İLE İLGİLİ ÇIKARILAN BAZI ASILSIZ SÖYLEMLER NETİCESİNDE AÇILAN SORUŞTURMALARIN TAMAMI TAKİPSİZLİKLE SONUÇLANMIŞTIR:

Maalesef her hayır ve fayda getiren faaliyette olduğu gibi, bazı çıkar çevrelerinin çıkardıkları kötü niyetli söylentiler sebebiyle, kampanyanın düzenleyicileri ve para toplamaya yetkili olan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı çeşitli denetimler ve soruşturmalardan geçmiş ancak bunlardan hep aklanarak çıkılmıştır. Yürütülen 3 ayrı soruşturmanın(Bakırköy C.B.Savcılığı’nın 12.11.1999 tarih, 1999/54571 sor, 1999/20329K sayılı, İstanbul C.B.Savcılığının 07.04.2000 tarih, 1999/60752 sor, 2000/3849K sayılı, 15.03.2001 tarih, 2000/66717 sor, 2001/3331K sayılı) hepsi takipsizlik kararlarıyla sonuçlanmıştır. Bu kararlar kesinleşmiştir. Takipsizlik kararları ile kampanyada hukuka aykırı hiçbir eylemin olmadığı hukuk nezdinde de birçok kez belgelenmiştir. (Takipsizlik kararları ekte sunulmuştur.)

Kampanyanın yarıda bırakılmasından sonra dönemin Fazilet Partisi’ne mensup 20 milletvekili, bir Meclis Araştırması Önergesi ile gelmiştir. 22.07.1999 tarihli bu önerge metninden bazı bölümler şöyledir:

Ulusal kemik iliği bankası kampanyası, DEVLET TARAFINDAN DESTEKLENMİŞ OLUP, sivil insanlar tarafından da çok büyük bir ilgiyle karşılanmış bir kampanyadır. Bu kampanya ile ilk aşamada lösemi hastası Dr. Oktar Babuna’ya uygun bir kemik iliği vericisinin bulunması, daha sonraki aşamada ise, Türkiye’de ulusal kemik iliği bankasının kurulması hedeflenmekteydi.

Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Üniversitesi gibi, devleti temsil eden kişi ve kurumlar tarafından desteklenerek, 160000 doku tahliline ulaşan ve kemik iliği bankasının fiilen kurulmasını temin ederek, sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının ilik bulma ve yaşama şansını yüzde 70’lere çıkaran böyle bir kampanyanın, Sağlık Bakanlığı tarafından durdurulması, halkımız arasında hayret ve şaşkınlık ile karşılanmıştır.

Ülkemizde, lösemi hastalarına yardım etmek için yıllardır faaliyet gösteren Lösemili Çocuklar Vakfı’nın yakalayamadığı başarıyı, birkaç ay içinde yakalayarak, onu çok gerilerde bırakan böyle bir kampanyanın Türkiye’ye sağlayacağı imkânlar, kampanyanın durdurulmasıyla heba edilmiş ve sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının hayal kırıklığına sebep olmuştur, belki de onları ölüme mahkûm etmiştir.

Ülkemiz insanları için hayırlı ve onurlu bir hizmeti hedef alan bu kampanyaya engel olmak için eldeki delillerin daha tatminkâr ve açık olması gerekmez miydi?

Devletimizin kurumları tarafından yürütülen, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay, Valiler, Tıp Fakültesi, doktorlar, siyasiler, sanatçılar, gazeteciler, sivil toplum kuruluşları tarafından, birlik ve fedakarlık ruhu içinde gerçekleştirilmiş olan Türkiye’nin en kapsamlı, en faydalı ve en dürüst kampanyası, bazı hasetçilerin, fesat ve kötü niyetli kişilerin iftiralarıyla sonuçsuz bırakılmaya çalışılmıştır.

Buna rağmen kampanyanın her aşaması hukuki yollardan aklanmıştır.

Yusuf Ozan Demir X paylaşımında, “bu kampanyaya destek veren herkesin ifadeye çağrılması gerekir” demiştir. Yani Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz, Berna Yılmaz, Genel Kurmay Başkanlığı ve bazı komutanlar, Valiler, sanatçılar, gazeteciler ve halkımızın ifadesinin alınması gerektiğini iddia etmektedir.

Oysa bu kampanyaya destek veren herkes, Allah’ın Kur’an’da övdüğü bir ahlakı yerine getirmişlerdir. Allah Maide Suresinin 32. Ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız:

“…Kim de bir can kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.”

İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Vakfı günümüzde halen faaldir ve İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankasının web sayfasında yayınlanan verilere göre, HER YIL ONLARCA HASTA BU BANKADAN FAYDALANARAK SAĞLIĞINA KAVUŞMAKTADIR, YÜZLERCE CAN KURTARILMIŞTIR:

Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1E1NyJWf_6dT-RPPZoeCm5U7461w3lYMN/view

Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 24.10.2026

EK: Kampanya hakkında açılan soruşturmalara verilen kesinleşmiş takipsizlik kararları

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir