ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARI
HAYALİ CİNSEL SUÇ İSNATLARINDAN
2022’DE AKLANDILAR
Adnan Oktar Davası’nda, çok uzun yıllar cezaevinde tutulma tehdidiyle korkutularak zorla etkin pişman ve müşteki yapılanların soyut ve yalan beyanlarıyla kurgulanan hayali suç örgütü ve cinsel suç senaryoları, müvekkil ve arkadaşlarını hukuksuzca yüksek cezalara çarptırabilmek amacıyla kullanıldı. Yakın zamanda, nerdeyse birebir aynı hukuksuz yöntemin İBB Davası’nda da kişileri hedef almak amacıyla kullanıldığına şahit olduk.
Sözde suç örgütü lideri olduğu yakıştırmasıyla müvekkil Adnan Oktar’ın, hiçbir ilgisi ve bağlantısı bulunmayan ithamlarla hukuksuzca ilişkilendirilerek çok yüksek cezalar alabilmesi hedeflendi. Müvekkile hükmedilen haksız ve hukuksuz 365 kere müebbet anlamına gelen 8,658 senelik hapis cezasının temelinde bu hukuksuz yöntem vardı.
Cinsel Suç ithamları, kamuoyunda en büyük tepkiyi çekecek hayal ürünü hikayelerle kurgulanarak ortada hiçbir somut delil olmadığı halde hukuksuzca çok yüksek cezalara hükmedilmesi rezaletinin üzerinin örtülmesi planlandı. Nitekim kamuoyunda yıllar boyunca yürütülen sözde ‘’reşit olmayan’’, ‘’savunmasız’’ genç kadınlara güya sistematik cinsel saldırılar yapıldığı safsatalarının en büyük amacı halkın sinir uçlarını tahrik ederek kamuoyu infiali oluşturup, tümüyle haksız ve hukuksuz bir operasyona ve buna dayandırılan bir kumpas davasına meşru ve legal görünüm verebilmekten başka bir şey değildi.
BU İDDİALARIN TAMAMININ GERÇEK DIŞI OLDUĞU, AÇIK VE SOMUT DELİLLERLE KESİN ŞEKİLDE İSPATLANDI.
15.03.2022 tarihinde, yerel mahkemenin hukuksuz cezalarını inceleyerek hükme bağlayan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin 25 yıllık tecrübeye sahip hakimleri, 2022/258 K. Sayılı kararıyla ceza hükümlerini BOZDU. Kararda, iddia edilen cinsel suçların söz konusu olmadığı, soyut ve yalan beyanlarda anlatıldığı şekilde dahi suç teşkil eden bir eylem gerçekleşmediğinden dolayı sanıkların beraat etmesi gerektiği açıklandı ve bozma ile birlikte sanıklar tahliye edildi.
İstinaf Mahkemesi incelemesinde, müşteki kadınların beyanları olduğu gibi alınıp değerlendirildi, buna rağmen ortada cinsel suç olmadığı kanunlara ve içtihatlara dayanılarak ortaya konuldu. Müvekkil ve avukatları sundukları savunmalarda da, bu kadınların ifadelerinde tespit ettikleri yalanların ve çelişkilerin sayısı da 1000’den fazlaydı. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının tamamı dosyada adı geçen hiçbir kadın ile gayri meşru bir ilişki içinde olmadıklarını, Allah’ın Kuran’da bildirdiği haram ve helallere göre yaşadıklarını, zinayı yani evlilik dışı cinsel birlikteliği haram olarak kabul ettikleri için de sözde mağdur kadınların anlattıkları olayların hiçbirinin rıza ile olsa dahi yaşanmadığını defalarca izah etmiş, delillerle de ispat etmişlerdi.
İBB Davasında hukuksuzca etkin pişmanlığa zorlandıkları iddia edilenler gibi, Adnan Oktar Davası’nda da bazı kişiler baskı ve tehditle şikayetçi veya etkin pişman olmaya, gerçek dışı beyanlar vermeye zorlandı. Bu sahte beyanlar bir yandan da bir kısım basında kumpasçılarla işbirliği içinde yürütülen organize karalama kampanyasında kullanıldı.
Müvekkil ve arkadaşları aleyhine ifade vermeyi kabul etmeyenler ise hemen tutuklandı ve hapse atıldı. Genç kızlar Vatan Emniyet’ten telefonla aranarak zorla ifadeye getirtildi. Geldiklerinde haklarında yurtdışı çıkış yasağı konduğu, eğer suçlayıcı beyanda bulunmazlarsa sanık olacakları söylendi. Basına yansıyan ve dosyaya giren cinsel saldırı iftiraları bu şartlar altında, genç kadınlara korkutma ve dayatma ile anlattırıldı.
İBB duruşmalarında etkin pişman olmaya zorlanmış bazı sanıkların, «O gün Roma’yı sen yaktın deseler onu da kabul ederdim» diyerek tanımladıkları koşullarda, daha önce hiç polis, savcı, karakol görmemiş genç kadınların nasıl bir dehşete kapılmış olacaklarını anlamak zor değildir. Bir genç kızın tüm Türkiye’nin şahit olacağı şekilde onlarca yıllık arkadaşlarına atmaya mecbur bırakıldığı iftiralara kendisini de katarak, kendi iffetini ve namusunu dahi karalamayı göze alacak bir çaresizliğe nasıl getirildiğini düşünmek yerine, yalan olduğu açıkça anlaşılan bu beyanlar üzerinden karalama kampanyaları yürütenler bugün Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukların bir nevi mimarı oldular.
Dosyaya giren ve sözde müştekilerle sanıkların gerçekte yıllar boyu süren çok yakın ve samimi bir dostluk ve arkadaşlık ilişkisi içinde bulunduklarını ispat eden fotoğraflar, whatsapp mesajları, telefon tapeleri, açık kaynak bilgileri ve diğer yandan müşteki kadınların beyanları içindeki çelişkiler cinsel saldırı isnatlarının sistemli bir kurgu olduğunu gözler önüne serdi. İstinaf Mahkemesi de bu açmazları tespit ederek BERAAT kararları verdi. Müşteki kadınların anlattıkları hayali kurguların hiçbirinin hukuken ortaya delilli, ispatlı bir cinsel saldırı suçu koymadığını gösterdi.
Böylece müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları CİNSEL SALDIRI SUÇLAMALARINDAN 2022 YILINDAKİ İSTİNAF MAHKEMESİ KARARIYLA BERAAT ETTİLER.
İstinaf Mahkemesinin vermiş olduğu bu kararı takiben bazı husumetli çevreler tarafından başlatılan linç kampanyası öncülüğünde, 25-30 yıllık kıdemli hakimler hakkında haksız ve hukuksuz soruşturmalar açılması ve hızla görevlerinden alınmaları dahi verdikleri müvekkil ve arkadaşlarının nasıl bir kumpasla karşı karşıya olduğunun göstergesi olmuştur.
İlerleyen sayfalarda dikkatinize sunacağımız birkaç örnek ise, Adnan Oktar Dosyasında yer alan yüzlerce benzer savunma delilinden ve hayali cinsel suç senaryolarını ortadan kaldıran yüzlerce örnekten sadece birkaçıdır.
İddianame, tüm müşteki kadınların iradelerinin güya DİNİ TELKİN ile fesada uğratıldığını öne sürmüştür.
BU, BİLİME VE GERÇEKLERE TAMAMEN AYKIRI BİR İDDİADIR.
Adnan Oktar Davası iddianamesi 83. sayfada, Adnan Oktar ve arkadaşlarının tanıştıkları, arkadaş oldukları TÜM KADINLARI sözde dini telkin ve tebliğ yolu ile dini ecir kazanacakları bahanesiyle güya kandırdıkları, bu yolla arkadaş camiasındaki erkeklerle cinsel ilişkiye zorladıkları öne sürüldü.
Kendi içinde dahi çelişkili, hayatın olağan akışına tamamen aykırı bu safsata, ne yazık ki gerekçeli kararda da tekrarlanarak on binlerce yıllık cezalara hükmedildi.
Zorla müşteki yapılan kadınlar Anadolu’nun ücra köylerinde dünyadan izole yaşayan, hiç kimseyle iletişimi olmayan, cahil, eğitimsiz, dünyadan habersiz insanlar DEĞİLLER.
Bunların tamamı İstanbul’da ikamet eden, çoğu aileleriyle yaşayan, üniversite mezunu ya da öğrencisi, ya da iş sahibi iyi ailelere ve sosyal çevrelere sahip, ellerinin altında akıllı laptop, tablet, gibi teknolojiler bulunan her an internete, sosyal ağlara bağlı yaşayan, hatta bazısı internet fenomeni olan genç ve kadınlar.
Müşteki kadınların hepsinin müvekkilin arkadaş grubu dışında ayrı sosyal çevreleri, okul ve iş arkadaşları, sosyal hayatları var. de akşam aile evine dönerek anne babalarıyla aynı yemek masasına oturmakta. Hemen hepsi avukat, gazeteci, hemşire, öğretmen vb gibi meslek sahibi olan kadınlar. Sosyal medya fenomeni olup onbinlerce takipçisi olanlar da var.
Bu kadınlar hayatlarını dini inançlara göre belirleyen kişiler değil. Cinsel ilişkide bulunmak için (dosyadaki yazışmalardan ve fotoğraflardan da açıkça görüldüğü üzere) dini hassasiyetleri olan, dini bir hükmün onayını arayan, dinin emirlerini esas alan yaşam tarzları yok. (Müvekkil bu konuyu kadınların yaşam tarzlarına yönelik bir eleştirisi olduğu için değil, kumpasın kurgusunun mantıksızlığını vurgulamak için ifade etmektedir.)
Üstelik müşteki kadınların hiçbirisi dinden, İslam’dan bihaber, Kuzey Kore’den, Küba’dan, Sibirya veya Papua Yeni Gine’den gelmiş değil. Müslüman Türkiye’de doğmuş, büyümüş, herkes gibi okullarda din eğitimi görmüş, islam hakkında temel bilgilere sahip, hemen her konuyu sorgulayan, araştıran akıllı ve şuurlu bireyler. İddianamenin absürd senaryosundaki gibi ‘’şimdi dinen ecir kazanmak için hiç tanımadığın yüzlerce erkekle anal ve oral ilişkiye girmen, grup seks yapman gerekiyor’’ şeklindeki saçmalığa kanacak, iffetini namusunu bir anda bu saçmalığa feda edecek kişiler değiller.
Nitekim İstinaf Mahkemesi de gerekçeli kararında defalarca bu gerçeğe vurgu yaptı. Örneğin kararın 127. sayfasında, “20’Lİ YAŞLARIN SONUNDA OLAN EĞİTİMLİ BİR KADININ GENEL DİNİ BİLGİYE SAHİP OLACAĞINA”, bu konumdaki bir insanın “anal seks sevaptır” denilirse yüzeysel bir dini bilgiyle bile bunu hemen kabullenmeyeceğine, sorgulayacağına dikkat çekti. Müşteki kadınların irade fesadına uğratılamayacak, ancak kendi özgür kararıyla hareket edebilecek kimseler olduğuna kanaat getirdi. Bu, kanunlar ve içtihatlara göre değerlendirme yapan her hakimin varacağı bir kanaatti.
Nitekim müşteki kadınların neredeyse tamamı dini bir hassasiyetleri olmadığını, hatta kendilerine dini bir konu dahi anlatılmadığını resmi ifadelerinde beyan ettiler.
Diğer yandan, normal zekaya sahip, aklı başında hiçbir genç kızın hiçbir zaman kabul etmeyeceği anormal şeyleri yapmaya, namusunu, iffetini ayaklar altına almaya razı edecek türden bir dini telkinin nasıl, neler anlatılarak, nasıl bir telkin metodu, ne tür yöntemler kullanılarak yapıldığı konusu ise iddianamede ve mahkeme sürecinde tamamen muğlak bırakılmıştır. Çünkü bu hiçbir makul ve mantıklı izahla altı doldurulamayacak dereceden akıl dışı ve saçma bir iddiadır.
Öyle ki kendisine ne gibi bir dini telkin yapıldığı sorusuna cevap veren bir kadın sadece “bana namaz kıl dediler” demiştir.
Ayrıca, bu kadınların sosyal medya hesaplarındaki yaşam tarzlarını ve dünya görüşlerini yansıtan fotoğraflar ve videolar da onların herhangi bir dini telkinle istemedikleri şeyler yaptırılabilecek insanlar olmadığını açıkça ispatlamaktadır.
Devam eden sayfalardaki tüm fotoğraflar, dava dosyasından alınmıştır. Bu fotoğrafları ortaya koymaktaki amaç, bu kadınların kıyafetlerini veya yaşam biçimlerini eleştirmek değil, sadece iddianamenin gerçeklerle örtüşmeyen mantıksızlığını ortaya koymaktır.
Aşağıdaki fotoğraflardan bazıları müşteki kadınların dosyanın sanıklarına bizzat kendilerinin göndermiş oldukları «müstehcen» olarak nitelenebilecek fotoğraflardır. Bu fotoğraflar, sanıkların haramolmayan bir ilişkiye girmekten imtina ettikleri halde, bahse konu kadınların ısrarlarını ve taleplerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.













Müşteki ve etkin pişman kadınların eğitim durumları, dini telkin ile kandırıldıkları senaryosunu geçersiz kılmaktadır.
Asiye Sandıkçı : Marmara Üniversitesi Reklamcılık ve Tanıtım Bölümü
Ayça Pars : Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü
Bahar Kuştepe : İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü
Başak Ballıca : Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi
Bengisu Güler : Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Beril Koncagül : Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü
Beyzanur Çelebioğlu :Marmara Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü
Çağla Çelenlioğlu: Nişantaşı Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü
Deniz Şakak : Bilgi Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü
Ece Koç : İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü
Elif Baylan : Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü
Funda Akış : New York Institute of Technology Computer Sciences
Gamze Basın : Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Hatice Ural : Haliç Üniversitesi Amerikan Kültür ve Edebiyatı Bölümü
Merve Tezel: İstanbul Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü
Özlem Çağlayan : Nişantaşı Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Yaren Güldiken : Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Zeynep Ceren : İstanbul Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümü
Dini telkinin, kişi iradesini ortadan kaldırmadığı bilimsel olarak ispatlanmıştır.
Adli Tıp ve Adli Bilimler Uzmanı, aynı zamanda Adli Tıp Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Fatih Yavuz tarafından kaleme alınan 25.08.2022 tarihli bilimsel mütalaada özetle şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“Bilinç kaybına veya direnç gösterememeye yönelik bir etkisinin bulunmaması nedeni ile TELKİN VEYA HİPNOZ İLE RIZASI BULUNMAYAN BİR KİŞİYİ İSTEMSİZ CİNSEL İLİŞKİYE YÖNLENDİRMEK OLANAKLI DEĞİLDİR.
Akıl hastalığı veya zihinsel engeli bulunmayan erişkin BİR KİŞİYE UYGULANAN TELKİNİN İSTER DİNİ, İSTER HİYERARŞİK, İSTERSE DE SOSYAL NİTELİĞİ OLSUN, KİŞİNİN DUYGULARINI KONTROL ALTINDA TUTMASINA ENGEL OLMAYACAĞI GİBİ, KİŞİNİN OLUMSUZLUK OLUŞTURABİLECEK EYLEMLERE RIZASI OLMAKSIZIN KATILMASINA DA YOL AÇMAYACAKTIR.
Telkinin, kişinin irade, şuur ve harekat serbestisi ile maruz kalınan eylemin ahlaki kötülüğünü anlama ve karşı koyma yetisini engelleme veya ortadan kaldırma özelliği bulunmamaktadır.
PROFESYONEL VE ETKİLİ BİR TELKİN YÖNTEMİ OLAN HİPNOZ İLE BİLE ETKİLENMEYEN BİLİNÇ KONTROLÜ VE DİRENÇ GÖSTERME YETİSİNİN, DİNİ TELKİN İLE ORTADAN KALDIRABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİNİN BİLİMSEL BİR GEREKÇESİ BULUNMAMAKTADIR.”
Dini telkinin, kişi iradesini ortadan kaldırmadığı bilimsel olarak ispatlanmıştır.
Kaldı ki pek çok müştekinin, dini konularla ilgili anlatımlarda tartışarak irdeleme ve sorgulama tavrı içinde olduğu, hatta kendilerine anlatılan dini konuları örneğin namaz kılmayı dahi açıkça reddettikleri görülmektedir. Emniyette alınan ifadelerinde bu müştekiler;
- Kendisine verilen İslam ile ilgili kitabı 3 kere poşete sarıp çöpe attığını ve hiç okumadığını,
- namaz vakitlerinde kendisine hatırlatıldığı halde namaz kılmadığını,
- kendisine denilenleri yapmadığını ve uygulamadığını,
- kendisine din anlatıldığında bir daha bu konuda soru sormadığı sürece dinle ilgili herhangi bir şey söylememesini üstüne basa basa söylediğini,
- Kuran’ı yaşama konusunda kendisine yapılan imani teklifleri kararlı bir şekilde reddettiğini,
- çantasına bırakılan dini kitabı kabul etmediğini, kitaba hiç bakmadığını vb. beyan etmişlerdir.
Bu durumda ortaya, kendisine dini kitap okuması söylendiğinde dahi kabul etmeyen ama güya sevap kazanabilmek için onlarca erkekle anal yoldan cinsel ilişkiye girme gibi uç bir teklifi kabul eden kadınlar gibi tutarsız, anormal ve gerçek olması imkansız bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kumpasın son derece akıl dışı ve mantıksız kurgusuna göre bu kadınlar dini kitapları çöpe atmakta, namaz kılmamakta, oruç tutmamakta, ama anal / oral cinsel ilişkiyi güya sevap kazanma beklentisiyle istikrarla, yıllarca, adeta koşa koşa, şevkle kabul etmektedirler. Kuşkusuz bu adeta insanların aklıyla alay eden son derce mantık dışı bir kurgudur.
İddianame, tüm müşteki kadınların iradelerinin güya DİNİ TELKİN ile fesada uğratıldığını öne sürmüştür. OYSA BU, GERÇEK DIŞIDIR.
Müşteki Yaren Güldiken 12.08.2020 tarihli ifadesinde;
“İslam’la ilgili kitapları var bir tanesini sana vereyim dedi. Ben de tamam dedim. Kitabın içinde dinazorlar, yapraklar gibi resimler vardı. Daha sonra ben bu kitabı 3 kere poşete sarıp çöpe attım ve hiç okumadım.”
Müşteki Başak Ballıca 12.08.2020 tarihli ifadesinde;
“Tanıştıktan bir hafta sonra Bora’nın evinde buluştuk…Namaz vakitlerinde de bana gelip uyarıda bulunuyorlardı. Fakat ben namaz kılmıyordum.”
Müşteki Hande Nur Ünal 07.08.2020 tarihli ifadesinde;
“Sedat ALTAN dedi ki, kalk dedi namaz kıl dedi hadi. Ondan sonra ben o süreç içinde namaz kılmıyorum… Bunları bana anlattı sürekli. Ama ben anlattığı şekilde namaz kılmıyordum… bu dediklerini ben yapmıyorum ve uygulamıyorum…”
Müşteki Samin Rahbarfarzamasl 18.08.2020 tarihli ifadesinde;
“…sadece Harun Yahya kitabı bıraktı çantama bir kere, okursun dedi, ben de almadım.”
Müşteki Bengisu Güler 26.09.2018 tarihli ifadesinde;
“…fakat ben bu (dini) konulardan çok sıkılıyordum…
…bana Adnan OKTAR’ın kitaplarından birini verdiler fakat ben kitaba hiç bakmadım, ismini bile hatırlamıyorum.
Müşteki Selin Merve Can 11.02.2020 tarihli ifadesinde;
“…Ben de bunun üzerine herkesin dininin kendisine olduğunu, bana bir daha bu şekilde ben sormadığım sürece dinle ilgili herhangi bir şey söylememesi gerektiğini üstüne basa basa söyledim.
Müştekiler, sanıklar kabul etmediği halde, cinsel birliktelik talebi içindedir.
Adnan Oktar Dosyası’nın müşteki kadınları, gerek resmi ifadelerinde ve gerekse dosyada yer alan sosyal medya paylaşımlarından anlaşıldığı üzere, dini hassasiyetleri esas alan bir yaşam biçimine sahip değildirler.
Bu kadınlar arasında;
- Sosyal medya fenomeni olup iki erkek ile aynı küvette yakınlaşmış şekilde videolar paylaşan,
- Sosyal medyasında direk dansı olarak bilinen cinsellik içeren danslar yapan,
- Sanatsal çalışması için çıplak bedenini boyaya batırıp tuvale bastıran,
- Bar, gece kulübü gibi içki ortamlarda, dans ederken eğlenirken paylaşımlar
yapanlar vardır.
Bu görüşlerine ve yaşam tarzlarına herhangi bir eleştirel, yargılayıcı bir bakış açımız yoktur, ancak vurgulamak istediğimiz bu kadınların dini telkinle iradelerini bir başkasının eline bırakacak kişiliğe, yaşam tarzına ve düşünce yapısına sahip olmadıkları hususudur.
Müştekilerin cinsel ilişki konusunda tamamen özgür bir anlayışa sahip oldukları da beyanlarından görülmektedir. Zaten doğal gördükleri ve yaşadıkları bir şey için telkinde bulunulması gereği yoktur.
Tek bir örnek sunmamız gerekirse, İstinaf Mahkemesi bozma kararında müşteki Dilek Kayıplar’ın sanık arkadaşına yolladığı mesajlar cinsel saldırı isnadını ortadan kaldıran somut delil olarak gösterilmiş ve beraat kararı verilmediği için karar bozulmuştur:
Adnan Oktar Davasında ‘Zorla hiçbir şey olmadı’ diyen müşteki beyanıyla dahi sanıklar için cinsel saldırı cezası verilmiştir
Adnan Oktar Davasında cinsel saldırı isnatlarının herhangi bir gerçek olaya ya da şikayete dayalı olmadığının göstergelerinden biri de tek tek vakaya, olaya, tarihe, kişiye ve beyana, bunların tutarlı, hiçbir şüpheye mahal vermeyen gerçek ve somut delillere dayalı olup olmadığına göre bir değerlendirme yapmadan, toptancı bir anlayışla sanıklara cinsel saldırı suçlarından ceza verilmiş olmasıdır. Yani, müştekilere zorla ve korkutularak verdirilmiş olan yalan ve delilsiz somut beyanların tartışmasız doğru kabul edilmesidir. Bazı müştekiler mahkeme huzurunda gerçeği anlatmış olsalar dahi bu gerçek yok sayılmıştır.
Bu konudaki dikkat çekici örneklerden biri de; sözde mağdur Avukat Gülcan Karakaş’ın İstanbul 30 ACM huzurunda verdiği ifadesinde sanık ile arkadaşlığında “zorla bir şey olmadığını” beyan etmesine rağmen, sanık hakkında ceza hükmü verilmesidir. İstinaf Mahkemesi bozma kararının gerekçesinin 183. sayfasında konuya şöyle değinmiştir:
“Olay tarihinde 28 yaşında olup avukatlık mesleğini icra eden mağdurenin duygusal ilişki yaşadığı bu sanık ile, herhangi bir tehdit, cebir veya iradesini fesada uğratacak nitelikte bir hileye maruz kalmadan kendi rızası ile yaşadığının sanık savunması, katılanın kendi beyanı, duruşmada şikayetçi olup olmadığına dair sorulan soruya “..Efendim açıkçası ben yani ZORLA BİR ŞEY OLMADIĞI İÇİN SAYIN BAŞKANIM bu konuda bir vicdani muhakeme içerisindeyim …” şeklinde verdiği yanıt ve dosyadaki diğer tüm delillerle anlaşıldığı, bu itibarla atılı eylemlerin cinsel saldırı suçunun unsurunu oluşturmayacağı anlaşıldığından sanığın beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesisi” (2022/158 Sayılı Bozma Kararı, sf. 183)
Tek başına bu örnek dahi Adnan Oktar Davasındaki cinsel saldırı suçlamalarının nasıl bir kumpas olduğunun anlaşılması açısından önemlidir. Normal koşullarda böyle bir vakada sanık hakkında kesin olarak beraat kararı verilmesi gerekirken, söz konusu olan Adnan Oktar Davası olduğunda suç olmadığı böylesine net olan bir örnekte dahi tarihte görülmedik bir şekilde ceza verilmiştir.
Cinsel Suçlar Konusunda Yargıtay’ın ‘’OLMAZSA OLMAZ’’ Şeklinde Nitelendirdiği ADLİ TIP KURUMU RAPORLARI ALINMAMIŞTIR.
Adnan Oktar Dosyası’nda cinsel suç iddialarını destekleyebilecek hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Hatta, cinsel suçlar konusunda Yargıtay’ın ‘’olmazsa olmaz’’ şeklinde nitelendirdiği Adli Tıp Kurumu raporları da alınmamıştır.
Sırf Adnan Oktar’a cinsel suç isnadında bulunan 44 müşteki olmasına rağmen, bunların sadece 6’sı Adli Tıp Kurumu’na iç beden muayenesi için sevk edilmiştir. Bunların HİÇBİRİNDE cinsel saldırıya uğradığına dair emare bulunmadığı için, sonraki müştekilerin hiçbiri rapor almaya yollanmamıştır.
44 müşteki kadının HİÇBİRİ, ruh sağlığı yönünden karara varılabilmesi için gereken poliklinik muayenesine de gitmemiştir.
Sözde Müşteki ve Etkin Pişmanların Sayısız Çelişki, Yalan Ve Gerçek-Dışı Kurgu Hikayeler İçeren Soyut Beyanlarındaki Cinsel Suç İsnatlarını İspatlayacak Tek Bir Somut, Hukuki Delil Dosyada Bulunmamaktadır
- Dosya kapsamında şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda, kendilerine isnat edilen cinsel suçlara ait delil niteliğinde hiçbir şey elde edilmemiştir.
- Mağdur olduklarını iddia edenler de bu iddialarını destekleyecek hiçbir maddi delil sunamamışlardır.
- Telefonlarda ve bilgisayarlarda ele geçirilen görüntü ve yazışmaların tamamı, her ne kadar hukuka aykırı delil niteliğinde olsalar da, sanıkların lehinedir.
- HTS kayıtlarının tamamı müştekilerin doğru söylemediklerini ispatlamıştır.
- Müştekinin kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ettiği tarihte sanığın ağır kanser tedavisi gördüğü tıbbi belgelerle ispatlandığı; bir diğerinin verdiği adreste o tarihte o sanık adına kiralanmış bir ev olmadığı belgelendiği; bir diğerinin söylediği tarihte sanığın yurt dışında yaşadığı pasaport kayıtlarında görüldüğü halde tüm bu lehe deliller yok sayılmıştır.
- Müştekilerin cinsel saldırılara uğradıklarını iddia ettikleri tarihlerde sanıklarla görüşmeye devam ettiklerine, birlikte yemeklere çıktıklarına, etkinliklere katıldıklarına, sanıklara ait A9TV kanalında canlı yayınlara iştirak ettiklerine dair görüntüler, sanıklarla yaptıkları çok samimi mesajlaşmalar mevcuttur. Sözde tecavüze, cinsel istismara ve şiddete uğrayan hiçbir kadının uzun yıllar boyunca kendisine bunları yaşatanlarla görüşmeye devam etmeyeceği, birlikte yemek davetlerine katılmayacağı, birlikte eğlenip bu anları sosyal medyada paylaşmayacağı açıktır.
Yukarıda birkaç örneğini saydığımız ve suçlamaları geçersiz kılan bunlar gibi yüzlerce savunma delili iddia makamı tarafından kasıtlı olarak gizlenerek veya görmezden gelinerek iddianameye dahil edilmemiştir. İlk yargılama sürecinde imajı alınan hiçbir cihaz kanunun açık emrine rağmen ilgilisine iade edilmemiştir. Ancak ilk yargılamanın neticesinde 11.01.2021 tarihli ceza kararları açıklandıktan sonraki süreçte iadeler başlamıştır. Kendilerine ait cihazları teslim alan sanıklar ve müdafileri, bunların içinden elde ettikleri lehe delilleri ancak yargılama bitip ceza aldıktan sonra dava dosyasına ibraz edebilmişlerdir.
Adnan Oktar Davası, salt soyut müşteki beyanlarına dayandırılarak 10.000’lerce yıllık hapis cezalarına hükmedilmiştir. Bu beyanların güvenilirliği ise kesin şekilde şüpheli ve hukuki delil niteliğinden yoksundur.
ÖZETLE, Adnan Oktar Dosyası’nda cinsel suç işlendiğine yönelik tek bir somut delil, bilgi, belge, rapor, görüntü, vb. kaydı yoktur. Adnan Oktar ve arkadaşlarını her türlü hukuksuzluğu işlemek pahasına da olsa mahkum edebilmek amacıyla, yalnızca zorla şikayetçi yapılan ya da husumet besleyen kadınların soyut ve gerçek dışı beyanları esas alınmıştır.
Yargıtay’ın onlarca yıllık birikimine dayanan yerleşik içtihatlarında, cinsel suç yargılamalarında esas alınması gerektiğini tespit ettiği 50’ye yakın kriterin HİÇBİRİ Adnan Oktar Dosyası’nda gözetilmemiştir. Buna rağmen, YARGITAY KENDİ YERLEŞİK İÇTİHATLARINA AYKIRI OLACAK ŞEKİLDE ve hiçbir değerlendirme dahi yapmadan tüm cinsel suç cezalarını aynen onaylamıştır.
Son günlerde İBB Davası özelinde de pek çok cinsellik ithamı kullanılmaya başlanmıştır. Soruşturulan suçlamalarla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen bir anda bir cinsel ithamların gündeme gelmesi dikkat çekicidir. Cinsel ithamlar, toplumunda kişileri itibarsızlaştırmak, kamuoyu önünde güvenilirliğini zedelemek ve gözden düşürmek amacıyla kullanılan bir silah şekline dönüştürülmüştür. Bunun en çarpıcı örneği ise Adnan Oktar Davası’nda uygulanmış, denenmiş ve alınan neticelere göre kimler üzerinde ne şekilde tekrarlanacağı test edilmiştir.
Üstelik, şu anda güncel cinsellik iftiralarına itiraz eden çok sayıda gazeteci, yorumcu ve siyasetçi bundan önce müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının maruz kaldıkları kumpas ve uğradıkları iftiralar çok açık olmasına rağmen aynı hassasiyeti şaşırtıcı bir şekilde o zaman göstermemişlerdir. Üstelik bugün bazı vakalarda karşılaşılan suçüstü durumlarının, gerçek suç ve suç kanıtlarının, bir takım yazışmaların veya görüntülerin hiçbirisi Adnan Oktar Davası dosyasında yoktur. Adnan Oktar Davası’ndaki cinsel ithamlar baştan sonra yalan olduğu ispatlanmış delilsiz, mesnetsiz soyut beyanlara dayandırılmıştır. Dahası bu yalanlar, yalan olduğu bilindiği halde medyada karalama malzemesi de yapılmıştır. Özetle, müvekkil Adnan Oktar masum olduğu bilindiği, tüm deliller onun suçsuz olduğunu ispatladığı halde 365 kere müebbet anlamına gelen bir ceza ile hapsedilmiştir.
HZ. YUSUF DÖNEMİNDEN BU YANA İLK DEFA, bazı KADINLARIN İFTİRALARIYLA, CİNSEL SALDIRI İFTİRASIYLA ve ORTADA HİÇBİR SUÇ OLMADIĞI BİLİNDİĞİ HALDE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TUTUKLANMIŞTIR. Hz. Yusuf kıssasında anlatılanların birebir aynısı içinde bulunduğumuz ahir zamanda yeniden yaşanmıştır.
Allah Kuran’da kıskanç bir kadın tarafından Hz. Yusuf’un cinsel içerikli bir iftiraya maruz kaldığını, diğer kadınların da bu kumpasın içinde yer aldıklarını bildirmiştir. Ayetlerde bildirildiğine göre Hz. Yusuf’un güzelliği, temizliği, çekiciliği karşısında güçlü bir istek duyan kadınlar Hz. Yusuf ile birlikte olmak istemişler, ancak Hz. Yusuf Allah’tan korkan bir insan olarak kadınların bu arzularına karşılık vermemiştir. Arzularına karşılık bulamamanın öfkesi ve kıskançlığıyla da bu kadınlar Hz. Yusuf’a iftira atmışlar, hatta bu iftiraları için sahte deliller oluşturmuşlar, birbirlerinin iftiralarını destekleyerek yalancı tanıklık yapmışlardır.
Kadının Hz. Yusuf’un yakışıklı, güçlü ve çekici bir erkek olmasından etkilenerek Hz. Yusuf’la gayri meşru ilişkiye girmek istemesi ve Hz. Yusuf’un Allah’tan korkan namuslu ve iffetli bir insan olarak bu teklife karşı koyması şöyle bildirilmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: “İsteklerim senin içindir, gelsene” dedi. (Yusuf) Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Çünkü o benim Efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez.” (Yusuf Suresi, 23)
Bu olay kısa süre içinde tüm şehirde duyulmuş, Hz. Yusuf ve kadın hakkında gerçek olmayan bilgiler yayılmıştır. Bunun üzerine Hz. Yusuf ile birlikte olmak isteyen kadın, şehirdeki diğer kadınları da kumpasının bir parçası haline getirmek istemiş ve kadınları evine çağırarak onları Hz. Yusuf ile tanıştırmıştır. Kadınların Hz. Yusuf’u görür görmez güzelliğinden, temizliğinden, heybetinden müthiş etkilendikleri, hatta ikram edilen meyveyi soymaları için verilen bıçakla yanlışlıkla ellerini kesecek kadar heyecan ve arzu duydukları ayetlerde şöyle haber verilir:
Şehirde (birtakım) kadınlar: “Aziz (Vezir)’in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz.” dedi. (Yusuf Suresi, 30)
(Kadın) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf’a da:) “Çık, onlara (görün)” dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: “Allah’ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir” dediler. (Yusuf Suresi, 31)
Bunun üzerine kadın, diğer kadınlara açıkça eğer Hz. Yusuf kendi istediğini yapmazsa onu iftiralarıyla ve yalanlarıyla hapse attıracağını söylemiş, bu çirkin planına ve iftiralarına bu kadınları da ortak etmiştir:
Kadın dedi ki: “Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak.” (Yusuf Suresi, 32)
Hz. Yusuf ise maruz kaldığı bu kumpas ve büyük oyun karşısında Allah’a sığınmış, cezaevinin kendisi için daha hayırlı olacağını görmüş ve Allah’ın korumasına güvenmiştir:
(Yusuf) Dedi ki: “Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum.” (Yusuf Suresi, 33)
Müvekkil Adnan Oktar’ın 2018’deki operasyonla birlikte yaşadıkları da bunların benzeridir. Dikkat edilirse kadın Hz. Yusuf’un masum olduğunu bu kadınlara açıkça söylemektedir. Bu kadınlar da Hz. Yusuf’un masum olduğunu çok iyi bilmektedir. Ama bir yandan kadının gücünden korkmaları bir yandan Hz. Yusuf’u kıskanmaları nedeniyle masum olduğunu bile bile Hz. Yusuf’un karşısında yer almışlardır.
Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyon da, müvekkile olan derin ve güçlü aşklarına ve arzularına karşılık alamadıklarını düşünen bazı kadınların organize edilip baskı ve korkutma yoluyla da zorlanarak suni bir şekilde şikayetçi haline getirilmelerinin ürünüdür. Dosyadaki hiçbir kadın doğal müşteki değildir. “Adnan Oktar’ın beni sevmesi için her şeyi yapardım”, “beni beğenmiyordu”, “beni kilolu buluyordu” gibi beyanları olan bu kadınların müvekkil Adnan Oktar’dan hiçbir zaman en ufak bir kötülük bile görmedikleri ama arzularına ve tutkularına kendi umdukları şekilde karşılık bulamadıkları da anlaşılmaktadır. Tüm kadınlara sevgi, saygı ve hürmetle yaklaşan müvekkilin iffeti ve temizliği bazı kadınların hırslarını ve kıskançlığını körüklemiş, neticesinde de akıl almaz iftiralarla dolu bir kumpasa maruz kalmasına sebep olmuştur. Tıpkı Hz. Yusuf gibi, müvekkil de cezaevinin kendisi için daha hayırlı olduğunu bizzat yaşayarak görmüş tecrübe etmiş, Allah’ın yarattığı kaderden sevgiyle ve şükürle razı olmuştur.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TIPKI HZ. YUSUF GİBİ DELİLLER MASUM OLDUĞUNU GÖSTERDİĞİ HALDE TUTUKLANMIŞTIR
Kuran’da Rabbimiz’in bildirdiği üzere; Hz. Yusuf’la birlikte olmak isteyen kadın aynı müvekkil Adnan Oktar’ın dosyasında olduğu gibi kendisine ve ailesine kötülük yapılmak istendiği iddiasında bulunmuş, “aile ve namus” gibi toplum nezdinde en hassas konuları kullanarak insanları manipüle etmeye çalışmıştır:
Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?” (Yusuf Suresi, 25)
(Yusuf) Dedi ki: “Onun kendisi benden murad almak istedi.” Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa budurumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.” (Yusuf Suresi, 26)
“Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir.” (Yusuf Suresi, 27)
Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): “Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür” dedi. (Yusuf Suresi, 28)
Görüldüğü gibi Hz. Yusuf’un masum olduğu kadının iftira attığı net, tartışmasız, somut delille sabittir. Hz. Yusuf’un gömleğinin arka tarafından yırtılmış olması kadının Hz. Yusuf ile ilişkiye girmek istediğini belgelemiştir. Şahitler de bu gerçeği teyit etmiştir. Hatta kadının günahkar yani iftiracı ve yalancı, Hz. Yusuf’un ise masum olduğu bizzat Mısır’ın yöneticisi olan eşi ve dönemin iktidarı tarafından da kabul edilmiştir:
“Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun.” (Yusuf Suresi, 29)
Ancak masum olduğu görülmesine rağmen Hz. Yusuf’un hapse atılması görüşü ağır basmıştır:
Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)
Müvekkil Adnan Oktar’ın da binden fazla somut delille masumluğu açıktır. Sanıklarla olan samimi yazışmaları, telefon tapeleri, fotoğraflar “bize cinsel saldırıda bulunuldu” diyen kadınların kendilerinin şiddetli bir arzu ve istekle talepte bulunduklarını ortaya koymaktadır. Türkiye’nin en önde gelen ceza hukukçuları ve Yargıtay Onursal başkanları dahi “bu dosyada suç da yok örgüt de yok cinsel saldırı da yok” demişler, bilimsel görüşlerini dosyaya sunmuşlardır. Müşteki yapılan kadınların 1000’den fazla yalan ve çelişkili beyan verdikleri açığa çıkmıştır. Tüm bunlara rağmen, bütün somut lehe delillerin yok sayılarak Adnan Oktar’ın suçsuz yere hala cezaevinde tutularak zulme uğratılıyor olması onun Hz. Yusuf’un kaderinin nerdeyse birebir aynısını yaşadığının apaçık göstergesidir.
Sonuç olarak;
2018’deki operasyondan bu yana geçen süreç içinde, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının aklandıkları ilk isnat, cinsel saldırı iftiraları olmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesi’nin ‘BERAAT ETMELERİ’ gerekirken tutuklu tutulamazlar diyerek sanıkların tahliyesine hükmettiği BOZMA KARARIYLA ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA CİNSEL SALDIRI SUÇU İŞLENMEDİĞİ hukuken kayda geçmiştir. İstinaf hakimlerinin kanunlara ve içtihatlara dayanarak verdikleri bu karar, kararı veren hakimlerin görevlerinden uzaklaştırılmaları, haklarında soruşturmalar açılması gibi haksız ve hukuksuz girişimlerle bertaraf edilmek istenmiştir. Ayrıca bu süreçte müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları;
- ASKERİ ve SİYASİ CASUSLUK
- FETÖ’YE YARDIM
- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK,
- RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME,
- EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA,
- SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA,
- NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK
suçlamalarından da BERAAT ETMİŞTİR.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 21.05.2026