İsmail Kılıçarslan’ın Teknik Takip Çarpıtması ve “Kim İçeride – Kim Dışarıda” Yanılgısı

By gundem
31 Min Read

TVNet isimli kanalın 22 Nisan 2026 tarihili “Siyaseten” isimi tartışma programında, program yorumcularından Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan, tartışma konusuyla en ufak bir bağlantısı dahi olmamasına rağmen, müvekkil Adnan Oktar’ın ismini zikrederek kamuoyunu yanıltıcı itham ve iddialarda bulunmuştur.

Müvekkilin konuya ilişkin görüş ve açıklamaları şöyledir:

1. OLUR OLMAZ HER KONUDA MÜVEKKİLİN ADININ ZİKREDİLMESİ, BU KİŞİLERİN MÜVEKKİLİN ETKİSİNİ BİR TÜRLÜ UNUTAMAMALARINDAN KAYNAKLANMAKTADIR

Programda ele alınan konuyla en ufak bir ilgisi veya bağlantısı olmamasına rağmen İsmail Kılıçarslan’ın ısrarla müvekkil Adnan Oktar’dan bahsetmesi, müvekkil Adnan Oktar’ın fikirlerinin, eserlerinin ve faaliyetlerinin etkisinin bu kişilerin zihinlerine kazınmış olduğunun ve müvekkil Adnan Oktar’ı bir türlü akıllarından çıkaramadıklarının göstergesidir.

Müvekkil Adnan Oktar sevilen ve ilgiyle takip edilen ve yaklaşık 8 yıldır tutuklu olduğu halde sevenleri her geçen gün artan bir insan olduğu için, yazılarında veya konuşmalarında müvekkilin ismini geçirmek, bazı kimselerin KAMUOYUNUN GÜNDEMİNE GELEBİLMELERİNİN adeta tek yolu haline gelmiş görünmektedir. Bu amaçla, haber konusuyla hiç alakası olmasa da bir şekilde müvekkilin adının zikredilmesi, son zamanlarda sıklıkla başvurulan bir yöntem halini almıştır.

Ancak böylesine küçük dünyevi çıkarlar uğruna, gerçekleri çarpıtarak masum insanlara iftira atmak, hakkaniyete uygun bir tavır olmadığı gibi bunu yapanlara bir fayda getirmeyeceği de açıktır.

2. 2 YIL BOYUNCA YÜRÜTÜLEN TEKNİK VE FİZİKİ POLİS TAKİBİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI İSPATLAMIŞTIR

İsmail Kılıçarslan, bahse konu programda 2018’deki operasyon öncesinde yapılan teknik takibi gündeme getirerek, bu teknik takip neticesinde “delil toplanarak” tutuklama yapıldığını öne sürmüştür. Sırf bu cümlesi dahi İsmail Kılıçarslan’ın Adnan Oktar Davası hakkında, bir kısım medyada yıllardan beri tekrarlanan uydurma gerçek-dışı hikayeler dışında, hiçbir bilgisinin olmadığını gözler önüne sermiştir.

2018 senesinde düzenlenen polis operasyonu öncesinde müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının ilgili emniyet birimleri tarafından 2 yılı aşkın süreyle teknik ve fiziki olarak takip edilip izlendikleri doğrudur. ANCAK YAPILAN BU TEKNİK VE FİZİKİ TAKİP, ORTADA TEK BİR SUÇ VEYA SUÇ UNSURU OLMADIĞINI GÖSTERMİŞ; MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARININ AÇIK BİR İSPATI OLMUŞTUR.

2 yılı aşkın bir süre boyunca müvekkil ve 285 arkadaşının hepsinin telefonları, evleri, işyerleri, anne-babaları, akrabaları, komşuları, arabaları, sıklıkla gidip geldikleri mekanlar, hatta market, kuaför, bakkal gibi düzenli olarak alış-veriş yaptıkları semt esnafları da dahil, NEREDEYSE HAYATLARININ HER ANI İZLENMİŞ, DİNLENMİŞ ve TAKİP EDİLMİŞTİR.

Bu kapsamda,

  • Müvekkil ve 285 arkadaşının ev telefonları, iş telefonları, cep telefonları, hatta anne-baba ve akrabalarına ait TELEFONLAR dahil DİNLENMİŞ, TÜM GÖRÜŞME VE MESAJLAŞMALAR KAYIT ALTINA ALINMIŞTIR.
  • Müvekkil ve arkadaşlarının yaşadıkları 100’ün üzerindeki ev adresi ile iş yerleri ve sıklıkla gidip geldikleri mekanlar, dürbün ve teleskoplarla 7/24 izlenmiş; hatta üzerlerinde drone uçurulmuştur. Ayrıca bulunduğu semte göre evlerin ve işyerlerinin olduğu sokaklarda mısırcı, kestaneci, sucu, tüpçü ve benzeri seyyar sokak satıcısı kılığındaki sivil polis memurlarıyla, bazı villa tarzı evler ise; tamirci, taksici, elektrik veya su saati okuyucusu, belediye görevlisi, manzara izlemeye gelen çift kılığındaki sivil polis memurlarıyla gece-gündüz SIKI BİR POLİS ABLUKASINDA tutulmuştur. Evlere girip çıkan herkes tek tek izlenmiş, takip edilmiştir.
  • Müvekkil ve arkadaşlarının yaşadıkları ev ve işyerlerinde çalışan temizlikçi, bahçıvan, bakıcı, site görevlisi gibi hizmetli ve çalışanlar ile apartman görevlileri ve komşularla görüşülüp sorular sorulmuş; civardaki bazı bakkal, market, kasap, manav gibi yerlerin çalışanlarıyla görüşülüp bilgi alınmış; evlerden kavga-dövüş, gürültü, bağrış-çağırış, çığlık veya benzeri sesler duyup duymadıkları, zorla getirilip-götürüldüğü izlenimi veren kişi veya olaylara şahit olup olmadıkları sorulup araştırılmıştır.
  • Müvekkil ve arkadaşlarının yaşadıkları veya gelip gittikleri tüm ev ve mekanlara ait çöp konteynerleri düzenli olarak taranmıştır. Bu konteynerler, içlerinde cinsel itham ve iddialara ilişkin delil olabilecek türden eldiven, prezervatif, peçete veya benzeri materyaller bulmak ümidiyle, her gün, hatta bazen günde birkaç kez, çöp toplayıcı veya evsiz adam kılığındaki polis memurları tarafından aylarca kontrol edilip incelenmiştir.

Öyle ki operasyonu düzenleyen Mali Şube’nin o dönem müdürü olan FURKAN SEZER daha sonra yaptığı bir açıklamada operasyon öncesi yaptıkları teknik ve fiziki takibin ne kadar detaylı ve kapsamlı olduğunu, “ONLARI KENDİLERİNİN DAHİ BİLMEDİĞİ KADAR YAKINDAN BİLİYORDUK” diye anlatmıştır.

Görüldüğü üzere, 2 yıl süreyle bu derece yakın ve kapsamlı bir takip yürüten Türk polisinin, eğer düzmece iddialarda öne sürüldüğü gibi tek bir “taciz”, “tecavüz”, “şiddet”, “alıkoyma”, “esir tutma”, vb. ağır suç ve insan hakları ihlaline rastlamış olsa hem vicdanen hem de görev ilkeleri gereği duruma derhal müdahale edip mağdurları acilen kurtarması gerektiği çok açıktır.

Oysa, bu 2 yıl boyunca böyle bir müdahaleyi gerektirecek tek bir durum dahi olmamıştır.

Sırf bu gerçek bile müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin ithamların hepsinin alçakça iftiralardan ibaret olduğunun en büyük kanıtlarındandır.

KISACA, DEVLETİMİZİN TÜM İMKANLARI VE İLERİ TEKNOLOJİLERİ KULLANILARAK 2 YIL BOYUNCA SARF EDİLEN BU OLAĞANÜSTÜ İZLEME, DİNLEME, TAKİP VE KONTROL ÇALIŞMALARI SONUCUNDA, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI ALEYHİNDE OLABİLECEK TEK BİR SUÇ UNSURU VEYA SUÇ DELİLİ BULUNMAMIŞ, HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN TÜM İDDİA VE İTHAMLARIN DÜZMECE BİRER İFTİRADAN İBARET OLDUKLARI BÖYLELİKLE DEVLET ELİYLE İSPATLANMIŞTIR.

2 yıllık bu uzun teknik takip dönemi boyunca müvekkilin arkadaş grubu içinde hiçbir suça veya suç deliline rastlanmadığı gibi;

11 Temmuz 2018 günü 125 ayrı adrese birden eş zamanlı bir şafak operasyonu düzenlenerek 168 kişi gözaltına alınmıştır ve;

1. Baskın yapılan evlerin hiç birisinde gayri ahlaki veya uygunsuz hiçbir durumla KARŞILAŞILMAMIŞTIR.

2. Hiçbir mekanda yaşı küçük veya reşit olmayan bir kadına RASTLANMAMIŞTIR.

3. Uyuşturucu, yasaklı madde, ruhsatsız silah veya suç unsuru olabilecek hiçbir şeye RASTLANMAMIŞTIR.

4. Kilitlenmiş, eli kolu bağlanmış esir vaziyette veya zorla alıkonulan hiç kimse BULUNMAMIŞTIR.

5. Darp edilmiş, işkence veya eziyet görmüş veya vücudunda bunlara ilişkin izler taşıyan kimseye RASTLANMAMIŞTIR.

6. Gözaltına alınan herkesten laboratuvar örnekleri alınarak çeşitli testler uygulanmış, ancak yapılan testlerde ne müvekkil ne de arkadaşlarında alkol, uyuşturucu, uyarıcı ya da yasaklı madde veya herhangi bir ilaç etken maddesine RASTLANMAMIŞTIR.

MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ AMA HİÇBİR UYUŞTURUCU veya YASAKLI MADDEYE RASTLANMADIĞI ADLİ TIP RAPORLARI İLE BELGELENMİŞTİR.

Gözaltına alınan 168 KİŞİDEN LABORATUVAR ÖRNEKLERİ ALINMIŞ ve yapılan testler sonucunda ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞI’NIN 18/07/2018 tarihli raporunda İSTİSNASIZ HERKES İÇİN;

“ALKOL (ETANOL METANOL), UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDELER BULUNMADIĞI” belirtilmiştir.

Aşağıda Adli Tıp Raporu’nun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste, test yapılan 168 kişi ile aynı şekilde devam etmektedir:

ÖZETLE, YAPILAN TEKNİK ve FİZİKİ TAKİP, İSMAİL KILIÇARSLAN’IN İDDİALARININ AKSİNE ORTADA TEK BİR SUÇ ya da SUÇ UNSURU DAHİ OLMADIĞINI GÖSTERMİŞ; MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARININ AÇIK BİR İSPATI OLMUŞTUR.

Nitekim tam da bu sebeple, yani ORTADA SUÇ VEYA SUÇA DAİR HİÇBİR DELİL, BELGE OLMADIĞI İÇİN GENCECİK KIZLAR BASKI VE TEHDİTLE KORKUTULARAK ZORLA MÜŞTEKİ YAPILMIŞTIR. BUNUN SONUCUNDA, İNSANLAR SUÇSUZ YERE TUTUKLANARAK ETKİN PİŞMAN OLUP İFTİRA ATMAYA MECBUR BIRAKILMIŞ, BÖYLECE YALAN BEYANLARLA BİR KURGU VE KUMPAS DOSYASI OLUŞTURULMUŞTUR. Adnan Oktar Davası dosyasında yapılan tüm karalamalar, hukuksuz olarak verilen ceza hükümleri ve mahkumiyetler bu zorla devşirilmiş müşteki ve etkin pişmanların hiçbir somut delille desteklenmeyen yalan beyanları üzerine kuruludur.

3. 2 YILLIK TEKNİK TAKİP SONUCUNDA HİÇBİR SUÇ UNSURUNA RASTLANMADIĞI İÇİN MÜVEKKİLİN ARKADAŞ GRUBUNA RESMİ POLİS AJANI YERLEŞTİRİLMESİNE GEREK DUYULMAMIŞTIR

Operasyon öncesinde -yapılan teknik ve fiziki takiplerden bir sonuç alınamayınca- bu sefer de müvekkil ve arkadaşlarının arasına kendi içlerindenmiş gibi görünen gayri resmi muhbirler sokularak camia içinde herhangi bir suç işlenip işlenmediği tespit edilmek istenmiştir.

Eğer bu muhbirler vasıtasıyla, camia içinde birtakım suçlar işlendiğine dair SOMUT KANITLAR ELDE EDİLİRSE, bu durumda topluluk içine gerçek kimliklerini gizleyen GİZLİ SORUŞTURMACILAR yerleştirilmesi düşünülmüştür.

Bilindiği gibi soruşturma safhalarında, ortada bir suç örgütü veya silahlı örgüt olması ve aynı zamanda kuvvetli suç şüphesi bulunması durumlarında CMK madde 139 hükümleri çerçevesinde Sulh Ceza Hakimi kararıyla söz konusu örgüt içinden delil toplaması amacıyla bir “GİZLİ SORUŞTURMACI” tayin edilebilir. Ya da ortada örgüt olup olmamasına bakılmaksızın iddia edilen bir suçun ortaya çıkarılması, suç faillerinin ve suç delillerinin belirlenmesi amacıyla CMK m. 160 ve devamı maddeleri gereğince Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla bir “GİZLİ SORUŞTURMA YAPAN KOLLUK GÖREVLİSİ” görevlendirilebilir.

NE VAR Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA YÖNELİK SORUŞTURMA SAFHASINDA NE SULH CEZA HAKİMİ NE DE CUMHURİYET SAVCISI TARAFINDAN, “GİZLİ SORUŞTURMACI” GÖREVLENDİRİLMEMİŞTİR. ÇÜNKÜ BU UYGULAMAYI GEREKTİREN BİR DURUM, YANİ “BİR SUÇ ÖRGÜTÜNÜN VARLIĞI”, “SUÇ İŞLENMESİ” veya “KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ” GİBİ ŞART VE GEREKÇELER HİÇBİR ZAMAN OLUŞMAMIŞTIR.

Sonuç olarak, adli makamlar tarafından sırf GİZLİ SORUŞTURMACI uygulamasına gerek duyulmamış olması dahi, ORTADA NE BİR SUÇ ÖRGÜTÜ NE BİR SİLAHLI ÖRGÜT NE BİR SUÇ NE BİR SUÇLU NE DE BİR SUÇ DELİLİ OLMADIĞININ TEK BAŞINA İSPATI niteliğindedir.

Aylar, yıllar boyunca Adnan Oktar ve arkadaş grubunun içinde sabah-akşam yaşamış olan gayrı-resmî muhbirler, gerek üzerlerinde taşıdıkları düğme, kalem, toka, küpe, kolye, vb. eşyaların içine yerleştirilmiş gizli kameralar ve mikrofonlar gerek evlere yerleştirdikleri ses kayıt cihazları gerekse cep telefonlarının kamera ve mikrofonları vb. gibi teknolojik araçlar vasıtasıyla binlerce saatlik ses ve görüntü kayıtları yapmışlardır.

Ne var ki bu binlerce saatlik kayıtlar içerisinde iddia edilen hayali suçlamalara delil teşkil edecek tek bir görüntü ya da ses kaydı bile tespit edilememiştir. EĞER HERHANGİ BİR ŞEKİLDE BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ ELDE EDİLMİŞ OLSA O TARİHTEN BU YANA MANŞETLERDEN İNMEYECEĞİ DE AÇIKTIR. Sırf bu durum bile, Sayın Adnan Oktar ve arkadaşlarına yöneltilen suçlamaların tümüyle asılsız ve gerçek dışı olduğunun en açık kanıtlarındandır.

Kısaca, iki yıllık teknik takip süreciyle birlikte, şu ana kadar geçen 10 YILLIK SÜRE ZARFINDA ORTAYA KONAN SOMUT SUÇ DELİLİ “SIFIR”DIR. Çünkü, ortada hiçbir suç yoktur. Kumpas davasına zemin ve gerekçe oluşturması için isnat edilen, masa üstünde kurgulanmış delilsiz, dayanaksız, yalan beyanlar ve çürük iftiralar dışında ortada hiçbir şey yoktur.

4. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TIPKI HZ. YUSUF GİBİ DELİLLER MASUM OLDUĞUNU GÖSTERDİĞİ HALDE TUTUKLANMIŞTIR

Kuran’da Rabbimiz’in bildirdiği üzere; Hz. Yusuf’la birlikte olmak isteyen kadın aynı müvekkil Adnan Oktar’ın dosyasında olduğu gibi kendisine ve ailesine kötülük yapılmak istendiği iddiasında bulunmuş, “aile ve namus” gibi toplum nezdinde en hassas konuları kullanarak insanları manipüle etmeye çalışmıştır:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka cezası ne olabilir?” (Yusuf Suresi, 25)

(Yusuf) Dedi ki: “Onun kendisi benden murad almak istedi.” Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: “Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.” (Yusuf Suresi, 26)

Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir.” (Yusuf Suresi, 27)

Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): “Doğrusu, bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür” dedi. (Yusuf Suresi, 28)

Görüldüğü gibi Hz. Yusuf’un masum olduğu kadının iftira attığı net, tartışmasız, somut delille sabittir. Hz. Yusuf’un gömleğinin arka tarafından yırtılmış olması kadının Hz. Yusuf ile ilişkiye girmek istediğini belgelemiştir. Şahitler de bu gerçeği teyit etmiştir. Hatta kadının günahkar yani iftiracı ve yalancı, Hz. Yusuf’un ise masum olduğu bizzat Mısır’ın yöneticisi olan eşi ve dönemin iktidarı tarafından da kabul edilmiştir:

“Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun.” (Yusuf Suresi, 29)

Ancak buna rağmen Hz. Yusuf’un hapse atılması görüşü ağır basmıştır:

Sonra onlarda (Yusuf’un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı. (Yusuf Suresi, 35)

Müvekkil Adnan Oktar’ın da binden fazla somut delille masumluğu açıktır. Sanıklarla olan samimi yazışmaları, telefon tapeleri, fotoğraflar “bize cinsel saldırıda bulunuldu” diyen kadınların kendilerinin şiddetli bir arzu ve istekle talepte bulunduklarını ortaya koymaktadır. Türkiye’nin en önde gelen ceza hukukçuları ve Yargıtay Onursal başkanları dahi “bu dosyada suç da yok örgüt de yok cinsel saldırı da yok” demişler, bilimsel görüşlerini dosyaya sunmuşlardır. Müşteki yapılan kadınların 1500 tane ayrı yalan ve çelişkili beyan verdikleri açığa çıkmıştır. Nitekim dosyayı 1.5 yıl boyunca satır satır inceleyen İstinaf Heyeti de yerel mahkemenin ceza kararını bozmuş, 400 sayfalık gerekçeli kararıyla “beraat etmeleri gerekir” diyerek tutukluların tahliyesine karar vermiştir. Tüm bunlara rağmen, tüm bu somut lehe delillerin yok sayılarak müvekkil Adnan Oktar’ın hala cezaevinde tutuluyor olması onun Hz. Yusuf’un kaderinin nerdeyse birebir aynısını yaşadığının apaçık göstergesidir.

5. “İÇERİDE” VE “HAPSOLAN” HİÇBİR ZAMAN BEYNİNİN DIŞINA ÇIKAMAYAN İSMAİL KILIÇARSLAN’DIR

İsmail Kılıçarslan yayında “Devlet Adnan Oktar’ı İÇERİ ALABİLMEK İÇİN takip etti” ifadesini kullanmıştır. Ancak, aslında İÇERİDE ve TUTSAK OLAN İsmail Kılıçarslan’ın kendisidir ama bunun farkında değildir. ÇÜNKÜ HİÇ KİMSE BEYNİNDEKİ GÖRÜNTÜNÜN DIŞINA ASLA ÇIKAMAZ.

İnsanın dünyaya ve varlık alemine dair tüm bilgisinin Allah’ın ona beyninde izlettirdiği görüntüyle sınırlı olduğu bilimsel bir gerçektir. Bu sebeple her insan, beyninin içinde yaşar ve bugüne kadar hiçbir insan beyninin dışındaki dünya ve varlıklar ile tanışmamıştır.

Her insan yalnızca beynindeki elektrik sinyalleriyle muhataptır. BİR VOLTUN MİLYONDA BİRİ ÖLÇÜSÜNDE OLAN ELEKTRİKSEL AKTİVİTEYİ insan, ufukta doğan bir Güneş, hafif dalgalı engin bir deniz, ılık esen bir rüzgar, zevkle dinlediği bir müzik, kendisine sevgiyle bakan bir çift göz, lüks bir araba, güzel bir ev, şefkatini harekete geçiren bir kedi miyavlaması, rengarenk bir kelebek, ışıl ışıl mağazalarla dolu bir AVM, şık bir restoranda lezzetli bir yemek, okulda bir sıra, son model bir akıllı telefon, yıllarca ulaşmak için emek verdiği bir makam koltuğu, bir mahkeme salonu… olarak görür, duyar, koklar, tadar ve hisseder.

Dışarıdan geldiğine inandığımız görüntü, ses, ışık gibi tüm uyarıcıların DIŞARIDAKİ ASILLARINA BİZLER ASLA ULAŞAMAYIZ. Bizim algıladığımız şey sadece, vücudumuzda bizlere SES, GÖRÜNTÜ, IŞIK, KOKU HİSSİYATI OLUŞTURAN ELEKTRİK SİNYALLERİDİR.

 

Bir cisimden gelen ışık, göz merceğinden geçer ve gözün arka tarafındaki ağ tabakanın üzerine baş aşağı (yani ters) ve iki boyutlu bir görüntü bırakır. Ağ tabakadaki çubuk ve koni hücreler, bazı kimyasal işlemlerden sonra bu görüntüyü elektriksel akıma dönüştürür. Bu elektriksel akımlar, göz sinirleri aracılığı ile beynin arka kısmında yer alan görme merkezine götürülür. Beyin ise bu gelen sinyali ÖNCE DÜZELTİR, sonra ANLAMLI VE ÜÇ BOYUTLU GÖRÜNTÜLER haline getirir. Bir başka deyişle görüntü, beyne sadece ELEKTRİK SİNYALİ olarak gider. DIŞARI İLE BAĞLANTISI YOKTUR. Dışarıdaki ışık, BEYNİN İÇİNE ASLA GİRMEMEKTEDİR. Beyinin içerisi zifiri karanlıktır. Beyin, asla dışarı çıkıp da dışarıda var olduğuna inanılan IŞIĞA ULAŞAMAZ. AYNI ŞEY DOKUNMA, KOKU, TAT, İŞİTME GİBİ TÜM DUYULAR İÇİN GEÇERLİDİR.

Dolayısıyla insan, aslında beynindeki algılar bütünü içinde hapsolmuş durumdadır. BUNUN DIŞINDAKİ BİR DÜNYAYA ERİŞİMİ YOKTUR. Hatta böyle bir dünyanın varlığına dair bir KANITI DA YOKTUR VE BU TARTIŞMAYA AÇIK OLMAYAN BİLİMSEL BİR GERÇEKTİR. Her insan beynindeki ekranda izlediği, anlamlı şekilde bir araya getirilen algılarının tamamına “YAŞAMIM” DER, “DIŞ DÜNYA” DER ANCAK GERÇEKTE HİÇBİR ZAMAN BEYNİNİN DIŞINA ÇIKAMAZ.

İSMAİL KILIÇARSLAN DA DAHİL TÜM İNSANLAR BEYİNLERİNİN İÇİNDE HAPSOLMUŞTUR. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN TUTUKLU OLDUĞUNU SÖYLEYİP KENDİNCE DURUM DEĞERLENDİRMESİ YAPAN İSMAİL KILIÇARSLAN, BEYNİNİN İÇİNDE MERCİMEK TANESİ KADAR KÜÇÜK GÖRME MERKEZİNDE, YANİ DÜNYANIN EN KÜÇÜK HÜCRESİNDE HAPSOLMUŞ BİR ŞEKİLDE O YORUMLARI YAPMAKTADIR.

İsmail Kılıçarslan televizyon stüdyosunda, büyük hukuksuzluklarla hapsedilen müvekkil Adnan Oktar’ın durumu hakkında kendince değerlendirmelerde bulunurken, içinde bulunduğu stüdyonun, oturduğu sandalyenin, karşısındaki kişinin, dev ışıkların, kameraların beyninin içinde yaratıldığını unutmaktadır. İsmail bey tüm o konuşmaları beyninin içinde yapmakta, beynindeki sesi duymakta, beynindeki görüntüye karşılık vermektedir. TÜM İNSANLAR GİBİ İSMAİL BEY DE BEYİNDEKİ MERCİMEK TANESİ BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ GÖRME MERKEZİNDE YAŞAMAYA MAHKUM EDİLMİŞTİR. Bu, tüm evren için geçerli olan bilimsel bir gerçek, fiziki bir durumdur. BUGÜNE KADAR BEYNİNDEN DIŞARI ÇIKAMAMIŞ, DIŞARIDAKİ DÜNYAYI HİÇ KİMSE GÖRMEMİŞTİR.

İnsanın özgürlüğü, beyninin içinde Allah’ın nasıl bir görüntü izlettirdiğiyle değil, o görüntüyü izlerken Allah’ın ona nasıl bir his hissettirdiğiyle ilgilidir. Allah Kendisi’ni aşkla seven gönülden teslim olmuş bir insana beyninde cezaevi görüntüsü gösterirken o kişiye cennet sevinci yaşatır. Bir diğerine ise deniz kenarında dolaşıyor görüntüsü gösterirken cehennem sıkıntısı hissettirir.

HER İNSAN ALLAH’IN KENDİSİNE YARATTIĞI GÖRÜNTÜYE KİLİTLENMİŞ OLARAK DOĞAR, YAŞAR VE ÖLÜR. ALLAH BAZILARI İÇİN İMANLA VE HAYIRLA, KENDİ SEVGİSİYLE DOLU BİR GÖRÜNTÜ TAKDİR ETMİŞTİR. BAZILARINI İSE BU MÜMİN KULLARININ GELİŞMESİNE, GÜÇLENMESİNE, İMANİ DERİNLİK KAZANMASINA VE CENNETE LAYIK YÜKSEK BİR AHLAK EDİNMESİNE VESİLE OLMAK VAZİFESİ İÇİN VAR ETMİŞTİR.

İman bu gerçeğin şuurunda olmak, Allah’ın sonsuz güç ve kudretinin eseri, sevgisinin merhametinin ve aklının tecellisi olan görüntüyü şükürle, sevinçle, aşkla, izlemektir. Kuran’da anlatılan iman budur. Müvekkil ve arkadaşları da hayatlarını böyle temiz bir imanla yaşamaya azmetmişlerdir.

6. CEZAEVİ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR İÇİN SAYISIZ HAYIR VE GÜZELLİK VESİLESİ OLMUŞTUR

Müvekkil Adnan Oktar’ın yakın dönemde paylaştığı fotoğrafları gören hemen herkes, cezaevi imtihanın müvekkile çok yaradığını; 80 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen her geçen gün daha da gençleşip, dinçleştiğini görmekte; sevenlerinin sayısıysa günden güne artmaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın;

  • 80 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen genç görünümü, güçlü, sağlıklı, kuvvetli ve kudretli bir bünyeye sahip olması,
  • Hem çok sevilmesi hem de sevme gücünün çok yüksek olması;
  • Pek çok insan derin bir yalnızlık duygusuyla yaşarken müvekkilin çevresinde kendisine tutkuyla bağlı çok sayıda genç ve güzel insanların bulunması;
  • Kaleme aldığı 300’ü aşkın eserleri ve Darwinizme karşı verdiği büyük mücadele sebebiyle dünya çapında tanınıp seviliyor ve takip ediliyor olması, BAZI KİMSELERDE MÜVEKKİLE YÖNELİK DERİN BİR KISKANÇLIK DUYULMASINA SEBEP OLMAKTADIR.

Dışarıdaki insanlar dertler, sıkıntılar, hastalıklar, ağır yaşam koşulları ve stresli bir hayat sebebiyle günden güne fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak çökerlerken müvekkil Adnan Oktar adeta gençliğine gençlik katmaktadır.

Öyle ki 8 yıldır cezaevinde olan müvekkil Adnan Oktar ile İsmail Kılıçarslan’ın son halleri karşılaştırıldığında, Kılıçarslan’ın müvekkilden çok daha ileri yaşta göründüğü açıkça görülmektedir.

Müvekkil tepeden tırnağa cildi, saçı, sakalı, gözleri, kemik yapısı, zindeliği ve canlılığı ile genç bir delikanlı sıhhatindedir. Cezaevinde geçirdiği her gün gençliğine gençlik, sağlığına sağlık, neşesine neşe katmıştır.

  • Müvekkilin ŞEKER, TANSİYON vb gibi birçok yaşı ileri insanda karşılaşılan hiçbir sağlık sorunu bulunmamaktadır.
  • Müvekkil pehlivan kilosu olarak bilinen çok sağlıklı bir kilodadır, 100 KİLODUR.
  • Yaşıtı insanlarda sıkça görülebilen DİZ, OMUZ, BEL, OMURGA gibi AĞRILARI HİÇ YAŞAMAMAKTADIR. Ne dizlerinde ne omuzunda ne belinde ne omurgasında hiçbir hareket zorluğu oluşmamakta, hiçbir ağrı hissetmemektedir.
  • KAN TAHLİLLERİNDE TÜM DEĞERLERİ TAM SAĞLIKLI OLARAK ÇIKMAKTADIR. 20’li yaşlardaki tam sağlıklı insanların değerleriyle eş değerdir. Karaciğer fonksiyon testleri tam sağlıklı sonuç vermekte, böbrek değerleri en ideal ölçüde çıkmaktadır. Akciğerleri tertemizdir.
  • Yapılan sağlık kontrollerinde KALBE GİDEN DAMARLARINDA en ufak bir plak ya da tıkanıklık bulunmadığı görülmüştür. Yaşıtı insanlarda ise damar tıkanıklığı çok alışılageldik, kaçınılmaz bir durumdur. Müvekkilin ise tüm damarları TERTEMİZDİR.
  • ⁠Kalsiyum değerleri son derece sağlıklı olan müvekkilin KEMİK YAŞI DA 30’lu yaşlardaki insanlar gibidir. Bunun pek rastlanan bir şey olmadığı doktorlar tarafından da dile getirilmektedir.
  • SAÇLARI ise eskisinden daha gür, sağlıklı ve parlaktır. Tutuklanmadan önce hafif de olsa dökülmeye başlayan saçlarının yerine yenilerinin çıktığı açıkça görülmektedir. Daha 30’lu yaşlarında olanların dahi saçları tutam tutam dökülürken müvekkilin saçlarının gürlüğü ve kalitesi şaşırtıcıdır.
  • Her zaman muntazam, bakımlı ve tertemiz olan SAKALLARI DA daha parlak, gür ve sağlıklıdır. Suya, sabuna, en temel bakım malzemelerine dahi ulaşmanın çok zor olduğu cezaevinde bir insanın sakallarının böyle sağlıklı, bakımlı, düzgün ve gür olması asla sıradan bir durum değildir.
  • GÖZLERİ çok keskin hem fiziken hem manen çok güçlüdür. Yaşıtları gözlüksüz tek bir satır dahi okuyamaz çoğu önünü görmekte bile zorlanırken müvekkil gözlük kullanmamaktadır. Çikolata paketlerinin üzerindeki minik yazıları gözlüksüz okuyacak kadar yakını, basketbol sahası büyüklüğündeki Silivri Duruşma salonunda en arkadaki kişilerin yüzlerini net olarak görecek kadar uzağı iyi görmektedir.
  • Gözlerinin çekikliği, göz kenarlarının gençliği, kirpiklerinin düzgünlüğü 20’li yaşlarındaki bir delikanlı gibidir. Ancak bunun da ötesinde müvekkilin gözlerinde sadece samimi insanlarda olan ve her bakanın görebileceği netlikte müthiş bir derinlik, içe işleyen bir mana ve bir iki saniye gibi kısa bir süre içinde dahi çok güçlü heyecan uyandıran bir ruh akışı vardır. Gözlerindeki parlaklık, ışıl ışıl aydınlık, temizlik ve keskinlik ruhundaki gücün, berrak aklın, derinliğin, tutkunun, sevginin, samimiyetin, dürüstlüğün, mertliğin, fedakarlığın, vefanın ve Allah’a olan gönülden teslimiyetin en keskin yansımasıdır.
  • DİŞLERİ de tertemiz, inci gibi ve sapasağlamdır. Yaşı ilerleyen insanların en bilinen özelliklerinden biri dişlerini kaybetmeleridir. Müvekkilin dişleri ise ilk gençliğinde neyse şimdi de öyledir. Temiz, düzgün, inci gibi parlak, sağlıklı ve pırıl pırıldır.
  • Yaşı ilerlemiş insanların kulaklar ve burun gibi uzuvlarında deformasyonlar, büyüme ve şekil bozulmaları olduğu bilinen bir gerçektir. Müvekkilin BURNU genç delikanlılığında olduğu gibi hala hokka gibi muntazam, düzgün ve kibardır. KULAKLARI gençliğindeki gibi kibar ve muntazamdır. Duymasındaki keskinlik ise herkes tarafından bilinen bir durumdur.
  • CİLDİNİN TAZELİĞİ ise müvekkilin en çarpıcı yönlerinden biridir. Alnından göz kenarlarına ve elmacık kemiklerine, omuzlarından ellerine ve ayak parmak ucuna kadar temizliği, gerginliği, ışıltısı, tazeliği ile insanları en çok hayrete düşüren özelliklerinden biridir.
  • Çocukluk çağındaki cildinde görülen gerginlik, parlaklık, temizlik ve masumluk müvekkilin tüm cildine yansımıştır. ELMACIK KEMİKLERİNİN muntazamlığının yanı sıra ışıl ışıl ve parlak olması pek çok gençte dahi pek görülmemektedir.
  • ALNI da çok muntazam, hiç kırışık olmayan bir yapıya sahiptir.
  • En pahalı ve en lüks bakımın bile sağlayamadığı bir gençlik, dirilik ve zindelik 80 yaşına yaklaşmış müvekkilde doğal olarak samimiyetinin ve derin imanının bir tecellisi olarak vardır. Yaşıtlarında kırışıklıklardan yüzün gerçek ifadesi ortadan kaybolmuş, büyük lekeler yüzlerini kaplamışken müvekkilin dipdiri, taptaze, pürüzsüz, pırıl pırıl cildi gören herkese “bu nasıl olabilir” dedirtmektedir.
  • İnsanların yaşlandıklarının en bariz görüldüğü yerlerden biri BOYUNLARDIR. Derin çizgilerin oturduğu boyunlarında hızlı bir sarkma gelişmektedir. Müvekkilin 80’e yaklaşmış bir erkeğin değil henüz 20’li yaşların başında bir erkeğin taze ve gergin boyun yapısı vardır.
  • Müvekkilin gençliğinin göze çarpan en vurucu tezahürlerinden biri de ELLERİDİR. Kadınlarda dahi eller çok hızlı yıpranmakta, yaşlanmamış olsa dahi gün içinde kurumakta, cansızlaşmakta, yaşla birlikte de damarlanmakta ve lekelenmektedir. Müvekkilin elleri ise bir çocuk eli tazeliğinde, çarpıcı bir beyazlık içinde ve pırıl pırıldır. Bu tazelik, ellerini kullanışındaki nezaketi, kalitesi ve görgüsüyle de birleştiğinde birçok insanın hayran olmaktan kendisini alıkoyamadığı, istemsiz olarak şaşkınlığını dile getirdiği bir hal almaktadır.
  • Müvekkilin OMUZLARININ GENİŞLİĞİ, sırtının dikliği ve zindeliği de dikkat çekicidir. Yaşla birlikte insanlarda en hızlı çöküş omuzlarda ve sırtta yaşanmakta, insanların çoğu gittikçe küçülmektedir. Müvekkilin ise omuzları gençliğinde olduğundan daha da geniş, duruşu çok sağlam ve dik, zindeliği ise aşikardır. Yaş almanın sıradan insanlara getirdiği içe doğru çökmenin tam aksine müvekkil dimdik, güçlü ve atletiktir.
  • Bu atletikliğin ve gücün en çarpıcı görüldüğü yerlerden biri de KOLLARI VE PAZULARIDIR. Omuzlarının ve pazularının genişliği sebebiyle müvekkil özel dikim ceket giymekte, standart erkek ölçülerine sığmamaktadır.
  • Birkaç kişinin birlikte kaldırmakta zorlandığı ağır eşyaları dahi tek başına kaldıran müvekkilin bu güç ve kuvveti tutuklu olduğu 7 yıl boyunca daha da artmıştır.
  • Müvekkilin en belirgin özelliklerinden biri de HIZLI VE SERİ HAREKET etmesidir. Yaşıtlarının birçoğu bastonla zor ayakta durur, yürürken ayaklarını sürüyerek zorla hareket edebilirken müvekkil merdivenleri ikişer ikişer çıkıp inmekte, her gün düzenli spor yapmaktadır.
  • SES TONU bir insanın ruh halini yansıtan en önemli özelliklerinden biridir. Yaşı ilerleyen insanların seslerinde titreme meydana gelmesi, sesin gücünü yitirmesi ve bununla birlikte konuşmalarında anlam bozukluğu olması bilinen bir durumdur. Müvekkilin ses tonu ise güçlü ve etkileyicidir. Sesinin tonundan ruhundaki pozitif, güçlü, hayat dolu, dinç, zinde, sevgi ve sevinç dolu hal rahatça görülmektedir.
  • Konuşmasının akıcılığı, hazır cevaplılığı, içinde bulunduğu koşullara rağmen neşesi ve esprili üslubu çok dikkat çeken bir özelliğidir. Mahkeme ifadelerinde saatler boyunca doğaçlama, hiçbir metin hazırlığı yapmadan konuşmakta, anlatımındaki hikmet ve samimiyet güçlü bir etki oluşturmaktadır.
  • Müvekkilin HAFIZASI da şaşırtıcı bir netliktedir ve güçlüdür. Yaşıtlarının hafızasında gelgitler yaşanırken çok keskin bir hafızaya sahiptir, hayırlı olan güzel şeyleri hiç unutmaz.

Müvekkilin bedeninin her zerresine yansıyan tüm bu gençlik, güzellik, etkileyicilik, aydınlık, temizlik, nur ve tazelik kendisinin övündüğü değil şükrettiği, Allah’ın lütfu olarak gördüğü nimetlerdir. Hz. Yusuf da yakışıklılığı nam salmış bir peygamber olmasına rağmen, Tevrat’ta ve tarihi kaynaklarda anlatıldığı üzere, yakışıklılığına övgü yapıldığında tüm güzelliklerin Allah’a ait olduğunu ve topraktan gelip toprağa gideceğini ifade etmiştir. Müvekkil de Hz. Yusuf’un ahlakını kendisine örnek almış bir insandır.

SONUÇ OLARAK;

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN

  • Cezaevine konulup tek başına bırakılırsa,
  • 365 kere müebbet anlamına gelen binlerce yıllık hukuk dışı cezalar verilirse,
  • Ailesinden ve avukatlarından binlerce kilometre öteye gönderilirse,
  • Avukatlarıyla -her vatandaşa tanınan bir hak olmasına rağmen- özgürce görüşmesine izin verilmeyip savunma hakları elinden alınırsa,
  • Birbirine zıt çevrelerden tek bir ses olarak hakkında sürekli karalamalar ve iftiralar yayınlanırsa,
  • Milyonların izlediği yayınlarda açıkça öldürülmesi hakkında konuşmalar yapılıp cinayet işlemesi için husumetli insanlar teşvik edilirse,
  • Tüm vatandaşlara tanınan anayasal haklar müvekkil söz konusu olduğunda rafa kaldırılırsa,

moralinin zaman içinde azalarak çökeceğini zannedenler, kimse onu görmezse unutulur gider diye plan yapanlar, ellerinden her türlü imkanları alınıp baskı ve dayatmalara maruz kalınca sevenleri de çevresinden dağılır diye umanlar DERİN BİR HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMIŞLARDIR.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR YAKLAŞIK 50 YILDIR;

Hiç tatil yapmamış,

Günde 4 saatten fazla uyumamış,

Her gün saatlerce kitap ve yazı çalışmalarına vakit ayırmış,

Gelen misafirleriyle tek tek ilgilenip imani sohbetler yapmış,

300’den fazla kitap yazmış,

Kitapları Endonezya’dan Nijerya’ya, Amerika’dan Avustralya’ya dünyanın dört bir yanında milyonlarca satılmış,

Bu satışlardan bir kere bile telif hakkı almamış,

Eserlerinden hazırlanan sitelere 2018 yılı rakamlarıyla aylık ortalama 8 milyon giriş olan,

A9 TV kanalının kuruluşundan itibaren ise her gün en az 6 saat canlı yayın sohbeti yapmış,

A9 TV kanalındaki sohbet programları milyonlarca insan tarafından ilgiyle izlenen,

Yüzbinlerce insanın hidayetine vesile olmuş,

Tüm bu güzel faaliyetleri yaparken de hemen her gün iftira, karalama, kumpas, gerekçesiz polis operasyonları, karakollara götürülme, haksız yere tutuklanma, akıl hastanesine kapatılma, kokain komplosu gibi engelleme girişimlerine maruz kalmış,

Defalarca kendisine suikast girişimi yapılmış bir dava insanıdır.

50 yıl boyunca tüm bunları yaşarken bir kere bile morali ya da motivasyonu düşmeyen; şevki, heyecanı, neşesi, azmi ve kararlılığı herkes için örnek olan müvekkil Adnan Oktar’ın bugün ardı ardına yapılan hukuk dışı uygulamalarla moralinin bozulmasının beklenmesi gerçekçi bir tutum değildir. Bu beklenti hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Çünkü müvekkilin moralinin ve motivasyonunun kaynağı dünyanın koşulları değil, Allah’a olan sevgisi, inancı, sadakati, bağlılığı ve teslimiyetidir.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 04.05.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir