SAYIN ÖZGÜR ÖZEL ve YENİ PARTİ, ADALETİ HERKES İÇİN SAVUNMALI BAZI MİLLETVEKİLLERİNİN GEÇMİŞ HATALARINI TEKRAR ETMEMELİDİR
Müvekkil Adnan Oktar öncelikle ülkemizin siyasi hayatına adım atan “Yeni Parti”nin vatanımız ve milletimiz için hayırlı olmasını temenni etmekte; bu vesileyle Yeni Parti Genel Başkanı Sayın Özgür Özel Beyefendi ile tüm yönetim ve teşkilat mensuplarını tebrik etmektedir.
Müvekkil, Devletimizin tüm kurumlarına saygı duymakta, görevini hakkaniyetle yapan memurların özverilerini ve azimlerini de takdir etmektedir. Ancak bugün Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarının da sıkça dile getidiği üzere, Yargı’nın içinde bulunduğu durum, toplum nazarında ADALETE OLAN GÜVEN DUYGUSUNU temelden sarsmış ve “YARGI’YA GÜVEN” maalesef ki Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilemiştir.
Müvekkil ve arkadaşları, Adnan Oktar Davası’nın, insanları zorla ve dayatmayla iftira atmaya mecbur bırakarak oluşturulan ALENİ BİR KUMPAS DAVASI OLDUĞUNU yaklaşık 8 yıldır durmaksızın anlatmaktadır. Ne var ki geniş bir kesim bu hukuksuzluğu geçmişte anlamazdan gelmiş, bir kesim de kurulan kumpasa bile bile destek olarak bu hukuksuzluğu desteklemiştir. Bugün başta “İBB Davası” dosyası gibi kamuoyunun yakından takip ettiği birçok davada, tüm Türkiye’nin “demek böyle şeyler oluyormuş” diye hayretle izlediği HUKUK İHLALLERİNİN TAMAMI ve FAZLASI önceden Adnan Oktar Davası’nda prova edilmiştir. Bu prova esnasında var güçleriyle hukuksuzlukların “meşrulaştırılmasına” destek veren bazı gazeteci, yorumcu, akademisyen ve siyasetçi ise bugün bizzat destekledikleri hukuksuzlukların şikayetçisi konumuna gelmiştir.
YENİ PARTİ’NİN HUKUKSUZLUKLARLA MÜCADELEDE SAMİMİYETİNİN ÖLÇÜSÜ, KARALAMA KAMPANYALARINA KAPILMAMAK ve HUKUKU KOŞULSUZ SAVUNMAK OLACAKTIR
Bir insan için
- Eğer bizim gibi düşünüyorsa
- Bizimle aynı inançtaysa
- Bizim partiden, camiadan, arkadaş grubundansa
kriterleriyle değil, kanunda belirlenmiş sınır ve değerlere uyulup uyulmadığına bakılarak değerlendirilme yapıldığında hukuktan, adaletten ve vicdandan bahsetmek mümkündür. HUKUK KOŞULLARA BAĞLI OLARAK SAVUNULMAZ. HAKKANİYET VE ADALETİN “KİŞİYE GÖRE” DİYE BİR KRİTERİ OLAMAZ. Bu, Hz. Adem’den bu yana ahlakın ve adaletin temel düsturlarından biridir.
Kuran’da da Allah “kendiniz ve yakınlarınız aleyhine olsa bile” ölçüsüyle gerçek adaletin temel değerini bildirmiştir. Üstelik “bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin” emriyle karşıt olduğu insanlara dahi adil olmayı emretmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutanlar ve kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olun. İster zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp tutkularınıza (hevanıza) uymayın. Eğer dilinizi eğip bükerseniz veya yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisâ Suresi, 135. Ayet)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Maide Suresi, 8. Ayet)
Bugün Türkiye’de sol kesim içinde bazı kişilerin hukuk ve adaleti yalnız kendilerine ve kendileri gibi düşünenlere hak gördükleri üsluplarından ve yorumlarından açıkça görülmektedir. Özellikle de sol basın içinde yer alan bazı kimseler, Özlem Gürses, İpek Özbey, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Timur Soykan, İsmail Saymaz, Mine Kırıkkanat gibi bazı gazeteciler sabah akşam veryansın ettikleri hukuk ihlallerinin tamamını müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına uygulanırken desteklemiş, “olması gereken bu” propagandası yapmışlardır.

Bu gazetecilerin büyük bir kısmı kendileriyle aynı düşünceden olan insanlar söz konusu olduğunda, mesela Yeni Parti’li siyasetçi ve bürokratlarla ilgili, hiçbir şüpheli durum ve konu hakkında yorumda bulunmazken, sağ görüşlü biri söz konusu olduğunda demediklerini bırakmamaktadırlar. Örneğin, Yeni Parti mensubu bir kişi hakkında tape, fotoğraf, mesajlaşma gibi veriler söz konusu olduğunda özel hayata saygı göstermek, etkin pişman beyanları olduğunda bu beyanların delillerle desteklenmesi gerektiğini vurgulamak akıllarına gelmekte ama söz konusu müvekkil ve arkadaşları olduğunda hiçbir delili olmayan etkin pişman beyanları üzerinden şemalar yapıp, tahtada sopalarla göstererek saatlerce karalayıcı yorum yapmaktadırlar. Elbette müvekkilin temennisi ve beklentisi hiç kimse hakkında ön yargılı üslup kullanılmaması, kimsenin linç üslubuna maruz kalmamasıdır. Müvekkil hukuk uygulandığında Yeni Parti’li belediye başkanları ve bürokratların da beraat edeceğini düşünmektedir. Ama sol muhalefet olarak bilinen bazı gazetecilerin bu taraflı ve hakkaniyetten uzak tutumları halk nezdinde Yeni Parti’ye olan güveni de sarsmaktadır.

Bu tip bazı gazetecilerin müvekkil Adnan Oktar söz konusu olduğunda göz göre göre hukuksuzlukları savunup teşvik etmelerinin altındaki temel sebep ise; müvekkil Adnan Oktar’ın dindar, aydın, modern, anti Darwinist, anti materyalist olmasıdır. Müvekkilin 50 yıllık ilmi çalışmalarının kendilerinin varlık amacı olan ideolojilerini fikren yerle bir etmesinin acısını böyle çıkarmaya, diğer bir deyişle fikren yenemedikleri müvekkil Adnan Oktar’ı hukuksuzluklarla kendilerince durdurmaya çalışmaktadırlar.
Söz konusu çevrelerin bu ideolojik tutumları vicdana ve dürüstlüğe yakışmamaktadır. Tüm vatandaşların hakkını, adaletini, hukukunu korumak ve eşitliği savunmak iddiasıyla yola çıkan BİR SİYASİ PARTİNİN BENZER BİR HATA İÇİNE DÜŞMESİ ise asla OLMAMASI gereken bir durumdur.
YENİ PARTİ TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNDE ÖNCÜ BİR ROL ÜSTLENMEK İSTİYORSA HER ŞEYDEN ÖNCE ÜZERİNDE DURMASI VE HALLETMESİ GEREKEN İLK MESELE, İKTİDARA GELMELERİ DURUMUNDA DİNDAR VATANDAŞLARIN HAKLARININ KORUNACAĞI KONUSUNDA KİMSENİN BİR ŞÜPHESİNİN KALMAMASINI SAĞLAMASIDIR. Ne var ki şu anda anketlerde “kararsız” olarak nitelenen kesimin yüksekliği bu şüphenin halen ciddi bir boyutta olduğunu göstermektedir.
Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Özgür Özel’in samimiyetine, dürüstlüğüne ve vicdanına güvenmekte; arkadaşlarına vefalı tutumu, tevazulu davranışları, çalışkanlığı, hamiyeti, dine ve dindarlara karşı saygılı üslubuyla tezahür eden güzel ahlakını takdirle izlemektedir.
ANCAK BAZI YAKIN ÇALIŞMA ARKADAŞLARININ, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI SÖZ KONUSU OLDUĞUNDA YAPILAN TÜM HUKUKSUZLUKLARI HİÇE SAYMALARI, ÜSTÜNE BİR DE BU HUKUKSUZLUKLARIN DAHA FAZLASININ YAPILMASINI TEŞVİK EDEN ÜSLUPLARI, YENİ PARTİ’NİN “HERKESE ADALET” İDEALİNE İNANMAYI ZORLAŞTIRMAKTADIR.
Dindar kesimin Yeni Parti’nin kendilerinin de hakkını ve hukukunu koruyacağına şüphe ile yaklaşmasına sebep olan bu açıklamalardan bazıları aşağıda örnek verilmiştir.
SAYIN VELİ AĞBABA, SAYIN MURAT EMİR VE SAYIN ALİ MAHİR BAŞARIR’IN HUKUK İHLALLERİNİ HİÇE SAYAN VE HATTA DESTEKLEYEN AÇIKLAMALARI GÜVEN SARSICI OLMUŞTUR
VELİ AĞBABA; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesi Adnan Oktar Davası dosyasında kanunlara göre, başta cinsel saldırı suçları olmak üzere, suç ve suça dair delil olmadığını söyleyerek bozma kararı verdiğinde, ne dava dosyasını ne verilen bozma kararını incelemeye bile gerek görmeden bazı çevrelerin kendisine verdiği “bilgileri” mutlak doğru kabul ederek 25-30 yıllık tecrübeli hakimleri suçlu ilan etmiştir. Üstelik bahse konu istinaf hakimleri sol görüşlüdür, yani Sayın Ağbaba ile aynı dünya görüşüne sahiptirler. Sayın Ağbaba, bozma kararının detaylarını araştırma ihtiyacı dahi duymadan, mikrofonu eline alıp kulaktan duyma iftiraları tekrarlamayı tercih etmiştir.
Eğer Veli Ağbaba’nın, İstinaf Dairesi’nin vermiş olduğu bozma kararına bir eleştirisi varsa bunu kanun maddeleri ve Yargıtay içtihatları ışığında, “Şurada şu kanuna muhalefet etmişsiniz”, “Şurada şu içtihat ile çelişmişsiniz” şeklinde somut verilerle yapmalıdır. Bunu yapmamıştır ve hiçbir zaman da yapamayacaktır, çünkü kanunlar ve içtihatlarla değerlendirildiğinde müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının masum olduğu açıkça görülmektedir. İstinaf Hakimleri de bu açık gerçeği dile getirme cesareti göstermişlerdir.
Sayın Ağbaba daha da ileri gitmiş müvekkil Adnan Oktar’ın yargı içinde yapılanması olduğu gibi dava dosyasında dahi bulunmayan bir iftirayı dile getirmiştir:

Veli Ağbaba, hukukla ve delille konuşmak yerine bazı sol çevrelerin diline pelesenk olmuş “Cemaatler yargıyı ele geçirdiler” söylemlerini tekrarlayarak birtakım çevrelere sempatik görünmeyi tercih etmiştir. Belki de böyle yaparak daha çok ilgi çekeceğini ya da destek göreceğini ummuştur. Sırf bu tutumu dahi Türk milletinin ve Anadolu insanının irfanını hiç tanımadığını gözler önüne sermiştir. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları bir cemaat ya da tarikat değildir. Dini bir yapılanma da değildir. Dindar, aydın, modern, Atatürkçü, vatansever bir arkadaş grubudur. Müvekkilin Devlet kurumlarında görevli hiçbir arkadaşı olmadığı gibi yargı içinde de bir çevresi yoktur. Hiçbir zaman da olmamıştır.
Cemaatler ve tarikatlar ise bu ülkenin bir gerçeğidir. İçlerinde hata yapanlar, yanlış düşünce ve inançta olanlar olması bu insanların toplumun her alanından dışlanmaları gerektiği anlamına gelmez. Düşünce yapılarında yanlışlar varsa bu eğitimle, doğrusu anlatılarak, Kuran Müslümanlığı öğretilerek düzeltilebilir. Eğer devletin ve milletin aleyhine bir faaliyet varsa buna karşı da tüm adli ve hukuki tedbirler alınır. Milletimiz buna saygı duyar. Ama bir insanın sırf dindar olduğu için dışlanmasını savunmayı asla kabul etmez. Sol grup ve partilere mensup olanlar, herhangi bir sendikanın üyesi olanlar nasıl devletin her kademesinde görev yapma hakkına sahip ise dindar camialara mensup olanlar da evrensel eşitlik ilkesi gereği bu hakka sahiptir. İnsanları sadece bir cemaate ya da dini gruba üye olduğu için düşmanlaştıran bir zihniyete milletimizin oy vermekte tereddüt edeceği açıktır.
Sonuç olarak Sayın Ağbaba, hem müvekkil ve arkadaşlarını hem de sırf hukuka uygun davrandıkları için İstinaf hakimlerini karalamaya kalkışmıştır. Nedim Şener, Hilal Kaplan, Mücahit Birinci, Burak Bekiroğlu, Süheyb Öğüt gibi kişilerin başlattığı linç ve iftira kampanyasının bir parçası olmuş, onlarla aynı safta durarak hukuksuzluğu desteklemiştir. Veli Ağbaba’nın destek olduğu bu karalama kampanyası neticesinde hakimler görevlerinden alınmış, haklarında soruşturmalar başlatılmış, kanunen olması gerektiği gibi tahliye edilen masum insanlar yeniden tutuklanmış, temiz vatansever aydın insanlar cezaevlerine doldurulmuştur. Bu yaptığıyla, bugün Sayın İmamoğlu ve diğer sanık arkadaşları hakkında lehe kararlar veren hakimlerin apar topar görevlerinden alındıkları düzenin kapısını sonuna kadar açmıştır. Şimdi tv yayınlarında meclis konuşmalarında “hakimlerin özgür iradelerinin ellerinden alınmaması”, “hukuka göre karar veren hakimlere baskı yapılmaması” konuşmaları yaptığında halkımızın bu konuşmalarına güven duymamasına şaşırmamalıdır.

Bilindiği üzere Veli Ağbaba’nın kardeşi hakkında;
- İhaleye Fesat Karıştırma
- Örgütlü Faaliyet / Örgüt Üyeliği
- Kara Para Aklama ve Şüpheli Mali Hareketler
gibi ciddi isnatlarla tutuklama kararı verilmiştir. Kardeşinin Veli Ağbaba’ya milyonlar gönderdiği bilgisi manşetlere taşınmış, MASAK raporlarında şüpheli mali hareketler olduğu iddiaları gündem olmuştur. Sayın Veli Ağbaba ise yaptığı açıklamalarda feryat etmekte, var gücüyle nasıl bir karalamaya maruz kaldıklarını anlatmaya uğraşmaktadır.
Kendisi veya yakınları hukuksuzluk, iftira ve karalamaya maruz kaldığında feryat ederken, başkalarının mağduriyetlerine kendisinin nasıl alkış tuttuğunu hatırlaması yerinde olacaktır. Veli Ağbaba, bu haberler müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında yayınlanmış olsa hemen kameranın karşısına geçip “bu paranın kaynağı ne, hükümet ve cemaatlerin maddi gücü, vb.” gibi ilgisiz yorumlarda bulunacağı izlenimini vermektedir. Oysa, müvekkil Adnan Oktar Hür Ağbaba hakkındaki haberleri gördüğünde henüz yargılaması yapılmamış bir insan hakkındaki söylemlere itibar etmemiş, olumsuz bir yorumda bulunmamıştır. Vicdana, adalete ve hukuka uygun olan budur. Milletimizin Veli Ağbaba’dan beklediği de böyle hakkaniyetli bir üsluptur.
ALİ MAHİR BAŞARIR; müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonun daha ilk günlerinde, henüz savcı karşısına bile çıkmamışlarken, sosyal medya hesabından müvekkil ve arkadaşlarını suçlu ilan etmiş, yakışık almayan bir üslupla karalama yapmış, bugün yana yakıla anlattığı “yargısız infaz”ın alasını yapmıştır.

https://www.sondakika.com/guncel/haber-chp-li-basarir-adnan-oktar-ve-gulen-in-kitaplarini-11086943/, 26.07.2018
Bununla da kalmamış, operasyondan hemen bir hafta sonra da, sadece basında çıkan iftira ve yalanları esas alıp, bu yalanları öne sürerek 26 Temmuz 2018’de müvekkil Adnan Oktar’ın kitapları hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na soru önergesi vermiştir. Verdiği soru önergesinde daha iddianamesi bile olmayan bir dosya hakkında, sanki basında ortaya atılan iddialar kesin doğruymuş gibi davranmış, müvekkil ve arkadaşlarının masumiyet karinesini ve lekelenmeme hakkını hiçe sayarak oluşturulan linç kampanyasına destek vermiştir.
Sayın Başarır’ın, operasyon olur olmaz ilk hedefinin müvekkil Adnan Oktar’ın Darwinizm ve materyalizmi bilimsel olarak çökerten, Kuran’a dayalı modern İslam anlayışını savunan, gerçek Atatürkçülüğü halkımıza sevdiren eserleri olması dikkat çekicidir. Sayın Başarır verdiği soru önergesiyle aslında, Adnan Oktar ve arkadaşlarının tutuklanmasını fırsat bilip müvekkilin eserlerinin Devlet Kütüphaneleri’nden çıkartılmasını amaçlamıştır. Bunun, kitapların okunmasını engellemeyi amaçlayan yasakçı bir tutum olduğu açıktır. Oysa, fikir özgürlüğünü savunan bir demokrat olarak kendisine yakışan, müvekkil Adnan Oktar’ın yokluğunda kitaplarına halkın ulaşmasını engellemeye çalışmak yerine, Adnan Oktar dışarıdayken bu kitaplara -eğer yapabiliyorsa- ilimle, bilimle, fikirle cevap vermektir. Fikirle cevap veremediğini, yasakla ortadan kaldırmaya çalışmak eşitlik, özgürlük ve adalet savunucusu olmakla övünen bir partinin mensubuna hiç yakışmamaktadır.

Müvekkil Adnan Oktar hiç kimsenin mağdur edilmediği, haksızlığa maruz kalmadığı adil bir dünya istemektedir. Sayın Ali Mahir Başarır ise, anlaşılması zor bir şekilde, müvekkilin merhum annesinin ömrü boyunca çalışıp emekli ikramiyesiyle aldığı mütevazi evine el konulmasını, vefatından önce yatağa bağımlı ve ağır hasta haliyle evden apar topar çıkarılarak evinin satılmasını mecliste büyük bir coşkuyla istemiştir. Tam da kendisinin iştiyakla istediği şekilde, müvekkilin 100 yaşındaki annesi ağır hasta olmasına rağmen evden çıkarılmış, mütevazi evine el konulup satılmıştır. Bazıları da bunu sevinçle karşılamıştır. Şaşılacak bir şekilde “Neden Adnan Oktar’ın malları satışa çıkarılmıyor?” cümlesini kurarken kimlerin hayatlarının nasıl etkileneceğini, hangi masum insanların nasıl mağdur edileceğini hesap edemeyen birine milletimizin kendilerini yönetme imkanı vermekten imtina edeceğini kendisinin de görebilmesi gerekir. “Adnan Oktar’ın malları neden satışa çıkarılmıyor?” çağrıları yaparken şu gerçeği de gözardı etmektedir: Müvekkil Adnan Oktar’ın takım elbiseleri, ayakkabıları, kemerleri dahi müsadere edilip satılmıştır. Sayın Başarır ise, bir insanın kıyafetlerinin dahi müsadere edilmesi gibi hukuk devletine yakışmayan uygulamalar karşısında mahcubiyet duyması gerekirken tüm bunları mutlulukla karşıladığı izlenimini vermiştir.
Yakın arkadaşları hukuksuzluk değirmeni altında ezilirken Sayın Başarır’ın halen müvekkil Adnan Oktar’a duyduğu ideolojik karşıtlığı sebebiyle hukuku hiçe sayan fevri açıklamalar yapması bir tür akıl tutulması yaşandığı izlenimini vermektedir. “Neden onların mallarına el konulmuyor, neden evleri iş yerleri televizyon kanalları satılmıyor?” gibi çıkışlarla Sayın Başarır aslında müvekkil Adnan Oktar’a değil kendi dava arkadaşlarına daha da çok hukuksuzluk yapılmasının yolunu açmaktadır. Konu “hak, hukuk, adalet” ve insan hayatı olduğunda Sayın Ali Mahir Başarır’a yakışanın popülist söylemlerden uzak, hukuku ve vicdanı esas alan yorumlarda bulunmak olduğu açıktır.
Basına servis edilen her haberi, kumpas dosyalarının iddianamesine giren her yalanı doğru kabul edip yorum yapmamak gerektiğini son dönemlerde Sayın Ali Mahir Başarır kendi hayatında yaşadığı örneklerle sanırız daha iyi anlamaktadır. Hakkında rüşvet, haksız kazanç, şüpheli mali hareketler, açıklanamayan lüks giderler gibi ithamlar söz konusu olduğu için kendisi maruz kaldığı karalama hakkında veryansın ettiğinde, başkaları hakkındaki karalamaları esas alıp yorumda bulunmasının nasıl bir adaletsizliğe sebep olduğunu hatırlamalıdır.

https://www.ulketv.com/chpli-ali-mahir-basarir-hakkinda-skandal-iddia


https://www.instagram.com/p/DQGkWickz9N/

Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Ali Mahir Başarır hakkında çıkan haberlere belgesini, delilini görmeden, konuyla ilgili hakkaniyetli bir yargılama yapılıp hukuka uygun bir süreç sonunda karara varılmadıkça itibar etmemektedir. Sayın Başarır’a da aynı dürüst yaklaşımı herkes için göstermesi yakışır.

MURAT EMİR; 10 Ekim 2025 tarihinde TBMM’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi Hayati İnanç’ın, müvekkil Adnan Oktar’ın yargılandığı dosyada güya araya girerek, kanun dışı yöntemlerle yargıyı yönlendirmeye çalıştığını iddia etmiş ve müvekkil Adnan Oktar’ı töhmet altında bırakmıştır.
Müvekkil Adnan Oktar, Sayın Hayati İnanç’ı hiç tanımamaktadır; hayatının hiçbir döneminde bir bağlantısı, görüşmesi veya ilişkisi olmamıştır. Sn. Murat Emir çok küçük bir araştırma ile bu bilgiye kolaylıkla ulaşabilecekken, sadece iftira-dedikodu niteliğindeki bir iddiaya itibar etmiştir.
Murat Emir, hukukçu kimliğine rağmen hiç araştırmadan, müvekkil Adnan Oktar’ın avukatlarına sorup konunun aslını öğrenme gereği duymadan, sadece duyduğu bir dedikoduya dayanarak böyle bir iddiada bulunmuştur. Üstelik bu dedikoduların zorla etkin pişman ve müşteki yapılan insanlara verdirilen yalan beyanlar olduğunu da göz ardı etmektedir. Oysa bugün İBB Davası ve diğer dosyalarda insanların korkutularak nasıl etkin pişman yapıldıkları ve suçlayıcı yalan beyanlar vermek zorunda bırakıldıklarını en iyi kendisi bilmektedir.
Sayın Emir hiçbir gerçekliğe dayanmayan, uydurma bir dedikodudan ibaret olan bu iftirayı tekrar ettikten 2 gün sonra, sosyal medyada kendisi hakkında bazı iddialar yer almıştır ve müvekkil Adnan Oktar ise bu iddialara hiç itibar etmemiştir; hüsnü zan ile değerlendirmiştir.
Murat Emir’in dikkat çeken bir diğer açıklaması da müvekkil Adnan Oktar’ın masumiyet karinesinin hiçe sayılabileceği manasına gelen meclis konuşması olmuştur. Sayın Adalet Bakanı’nın yaptığı bir açıklamayı değerlendirirken, “Masumiyet karinesini, söz konusu olan Adnan Oktar olunca biliyor. Söz konusu olan Ekrem İmamoğlu olunca masumiyet karinesini unutuyor” demiştir. Oysa hakkaniyetli ve hukuka uygun olan üslup, “Tüm vatandaşların masumiyet karinesinin korunması önemlidir. Adnan Oktar’ın da Ekrem İmamoğlu’nun da masumiyet karinesi korunmalıdır” olmalıdır. Müvekkil Adnan Oktar’ın masumiyet karinesinin korunmasına gerek yokmuş iması taşıyan bir kıyaslama üslubu vicdanları yaralamaktadır.
Sayın Ağbaba ve Sayın Başarır hakkında olduğu gibi Sayın Murat Emir hakkında da bazı medya organlarında ve sosyal medyada çeşitli iddialar ve ithamlar gündeme gelmektedir.
Örneğin Akit TV’nin sosyal medya hesabında yayınlanan bir haberde Sayın Emir’in özel hayatına dair söylentilere yer verilmiştir:

https://x.com/akittv/status/2058565205450235941
Müvekkil Adnan Oktar veya arkadaşları bu haberlere bakarak Sayın Emir hakkında bir kanaat geliştirmemişler, bir yorumda bulunmamışlardır. Bu tip haberlere itibar da etmemişlerdir.
Bir başka haberde ise Murat Emir’in mal varlığı hakkında bazı bilgiler manşetlere taşınmıştır:

Eğer Sayın Ali Mahir Başarır ya da Veli Ağbaba’nın anlayışıyla hareket edilmiş olsa, bu haber üzerine hemen Meclis’te söz alınıp Sayın Murat Emir’in mal varlığına neden el konulmadığı, neden evlerinin satışa çıkarılmadığı çağrısının yapılması gerekecektir.
Müvekkil Adnan Oktar ise bu haberleri esas alarak hiçbir zaman yorum yapan bir insan olmamıştır. Çünkü kamuoyunda algı oluşturabilmek amacıyla nasıl karalama haberleri yapıldığını çok iyi bilmektedirler. Ne var ki Sayın Emir de okuduğu her haberin doğru olmadığını, içinde yönlendirme ve karalama unsurları olduğunu gayet iyi bilecek tecrübede bir siyasetçi olmasına rağmen duyduğu haberleri esas alarak yorumlarda bulunmaktadır. Hatta Meclis’te dahi bu yanlış yorumlarını dile getirmektedir. Bir vatandaşın arkadaşlarıyla kahve içerken benzer yorumlarda bulunması dahi vicdana aykırıyken, toplumun gözü önünde olan bir siyasetçinin bunu yapması çok daha ciddi sonuçlar doğurabilecek bir durumdur. Müvekkil Adnan Oktar’a hiçbir karalama ya da algı yönlendirmesinin zarar vermesi mümkün değildir. Tam tersine masum bir insanın uğradığı her haksızlık onun değerini ve kıymetini arttırır. Ancak bu anlayış ve üslup Türkiye’yi yönetmeye talip bir muhalefet partisinin geleceğini olumsuz etkileyecektir.
Sonuç olarak, müvekkil Adnan Oktar bu milletvekillerinin iyi niyetli olduğuna güvenmektedir. Bile bile bu tip hukuksuzlukları destekledikleri düşüncesinde değildir. Ancak, ağızlarından çıkan sözün ne anlama geleceğini ve ne gibi sonuçlar doğuracağını düşünmeleri, Türkiye’nin ana muhalefet partisinin milletvekilleri olarak üstlerindeki sorumluluğu unutmamaları gerektiği açıktır.
Bu, hem kendi dava arkadaşlarının hem de tüm Türkiye’nin aydınlık geleceği için hayati önem taşıyan bir husustur. Sayın Başarır, Sayın Ağbaba ve Sayın Emir müvekkili şahsen tanımamaktadır. Müvekkil ile hiç karşılaşmamış, sohbet etmemiştir. Kumpas dosyasını okumamış, savunma delillerini incelememişlerdir. Tek bildikleri basından duydukları karalama amaçlı yalan haberlerdir.
Bu durumu, kendi vicdanlarına hesap verebilmeleri ve gelecekte evlatlarına bırakacakları onurlu bir geçmiş adına bir an önce telafi etmeleri gerektiği açıktır. Ne var ki bugüne kadar bir cümle dahi bu hatalarını düzeltmeyi amaçlayan bir açıklamaları olmamıştır. İmayla dahi olsa yanlış yaptıklarını ifade etmedikleri müddetçe kendilerini “hak, hukuk, adalet” savunucusu olarak lanse etmelerine halkımız itibar etmeyecektir.
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN VE SAYIN DEVLET BAHÇELİ’NİN ADNAN OKTAR DAVASI KONUSUNDA HİÇBİR ALEYHTE AÇIKLAMA YAPMAMALARI YENİ PARTİ’YE ÖRNEK OLMALIDIR
Siyasette feraset ve basiret önemli bir vasıftır. Türkiye gibi kumpas davalarının sıkça yaşandığı, derin devlet yapılanmasının oyunlarının bilindiği bir ülkede siyasetçilerin, karalama kampanyalarının, belli odakların manipülasyonlarının etkisi altında kalmamaları hayati önem taşır. Halkımız da siyasi liderlerin ve yöneticilerin bu kumpasların etkisi altında kalmamaya gösterdiği özene önem verir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve yakın çevresindeki çalışma arkadaşlarının ve Sayın Devlet Bahçeli’nin müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında BUGÜNE KADAR ALEYHTE TEK BİR SÖZ DAHİ SÖYLEMEMİŞ OLMALARI DA BU SEBEPLEDİR.
Müvekkil Adnan Oktar da bu gerçeği, 28.04.2025 tarihinde İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada geçen ifadesinde şu sözlerle dile getirmiştir:

Geçmişte Sayın Erdoğan’ın söylediği bazı sözler kötü niyetli bir kısım basın tarafından çarpıtılarak “güya müvekkil hakkındaymış gibi” yayınlansa da, iddianın basında yer almasının üzerinden BİRKAÇ SAAT BİLE GEÇMEDEN, dönemin Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sn. İbrahim Kalın imzasıyla yapılan yazılı basın açıklamasıyla BUNUN BİR YALAN HABER OLDUĞU BELİRTİLMİŞ ve TEKZİP EDİLMİŞTİR.

BU OLAY YENİ PARTİ İÇİN DE GÜZEL BİR ÖRNEK TEŞKİL ETMEKTEDİR. Adnan Oktar Davası hakkında -müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına husumet besleyen bir kısım müştekilerin uydurdukları- kulaktan dolma bazı dedikodulara aldanarak, dava dosyası hakkında doğru düzgün bilgi sahibi olmamalarına rağmen, müvekkil ve arkadaşları hakkında gerçek dışı bazı açıklamalarda bulunan Yeni Parti milletvekilleri bu durumu telafi edebilirler. Hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Sayın Ağbaba, Sayın Emir ve Sayın Başarır birkaç cümle yapacakları açıklama ile karalamalara itibar etmediklerini, etkin pişman yalanları üzerine kurulu dosyaların geçersiz olduğunu, hukuksuzluğa maruz kalan her kim olursa olsun hakkını savunacaklarını dile getirdiklerinde, Türkiye seçmeninin %70’ini oluşturan dindar muhafazakar kesime önemli bir güvence vermiş olacaklardır.
Bu yapılmadığı müddetçe “kurtuluş yok tek başına ya hep birlikte ya hiçbirimiz” söyleminin halkta bir karşılığı olmayacaktır. Zira bir kısım basında yer alan yalan haberlerle galeyana gelip masum insanlar hakkında açıklama yapabilen siyasetçilerin bir gün partilerinin iktidar olması durumunda Adalet Bakanlığı koltuğuna otururlarsa adil ve tarafsız olacaklarına halkımızın ikna olması mümkün görünmemektedir.
İktidara gelene kadar başta Adnan Oktar ve arkadaşları olmak üzere dindar insanlara yapılan hukuksuzlukları destekleyen ve “Daha yok mu?” üslubuyla teşvik eden, açıklamalarında sık sık cemaatleri hedef alan siyasetçilerin ilk icraatının ne olabileceği ülkenin büyük çoğunluğunun endişe konusudur. Yeni Parti bu endişeyi küçük görmemeli, bir kısım sol basının yanlış yönlendirmeleriyle bu durumu telafi etmekten çekinmemelidir. Ve başta Sayın Özgür Özel olmak üzere tüm Yeni Parti idareci ve mensupları şu sorunun cevabı üzerine düşünmelidir: “Dindar ve muhafazakar kesim haksızlıklara ve hukuksuzluklara maruz kalacaklarını, kazanımlarını kaybedeceklerini bile bile neden Yeni Parti’ye oy versinler?”
Müvekkil Adnan Oktar, Yeni Parti yönetici ve milletvekillerinin bu sağduyuyu göstereceklerine güvenmekte, ülkemizi aydın günlerin beklediğine inanmaktadır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 05.08.2026