Adnan Oktar’dan Duyurudur
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A YÖNELİK 40 YILDIR KESİNTİSİZ DEVAM EDEN KARALAMA FAALİYETLERİ HER DÖNEMDE SONUÇSUZ KALMIŞTIR
Müvekkil Adnan Oktar Hakkında Yıllardır Her Gün Israrlı ve Kesintisiz Şekilde Sürdürülen Aleyhte Yayınlar ve Asılsız Suçlamalar Gerçekleri Değiştirmemiş; Yargı Önünde de Karşılık Bulmamıştır
Müvekkil Adnan Oktar, uzun yıllardır Türkiye’de hakkında en yoğun şekilde haber, yorum, yayın ve sosyal medya paylaşımları yapılan kişilerden biridir. Aradan yıllar geçmesine rağmen müvekkilin adının hemen HER GÜN yeniden gündeme getirilmesi; AYNI GERÇEK DIŞI İDDİALARIN, SUÇLAMALARIN VE İFTİRA İÇERİKLİ ANLATIMLARIN SÜREKLİ TEKRAR EDİLMESİ, sıradan bir haber ilgisinin çok ötesine geçmiş; bilinçli şekilde yürütülen, ısrarlı ve sistematik bir karalama ve hedef alma faaliyetine dönüşmüştür.
Türkiye yakın tarihinde bir kişi hakkında BU DERECE UZUN SÜRE DEVAM EDEN, TEKRAR EDEN ve NEREDEYSE GÜNLÜK HALE GELEN aleyhte yayın faaliyetine benzer bir örneğe rastlamak SON DERECE GÜÇTÜR.
Ancak bir kişi hakkında çok fazla olumsuz haber yapılması, o kişinin suçlu olduğunun veya hakkında söylenenlerin doğru olduğunun delili DEĞİLDİR.
Aksine, BİR İDDİANIN YÜZLERCE VEYA BİNLERCE KEZ TEKRAR EDİLMESİ, O İDDİAYA TEK BİR SOMUT DELİL DAHİ EKLEMEZ.
Hukuken belirleyici olan haber sayısı, sosyal medyadaki tekrar miktarı veya kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan kanaat DEĞİL; SOMUT DELİLLER VE DAVA DOSYASINDAKİ GERÇEKLERDİR.
Nitekim müvekkil Adnan Oktar hakkında yıllardır tekrarlanan ağır suçlamalar yargı önüne taşınmış; yapılan yargılamalar sonucunda mahkumiyete yeterli somut delil bulunmadığı gerekçesiyle BERAAT KARARLARI verilmiştir.
Casusluk, FETÖ bağlantısı, sahtecilik, dolandırıcılık, kara para aklama ve benzeri ağır suçlamalar bakımından verilen BERAAT KARARLARI, medyada yıllarca tekrar edilen ithamların dava dosyasında SOMUT VE HUKUKEN GEÇERLİ BİR KARŞILIĞININ BULUNMADIĞINI açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı şekilde, müvekkil ve arkadaşları hakkında cinsel saldırı suçları yönünden de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin 2021/696 E., 2022/258 K. sayılı kararında “BERAAT ETMELERİ GEREKİRKEN” değerlendirmesi yapılmış; YEREL MAHKEME KARARI BOZULMUŞ ve sanıklar hakkında tahliye kararı verilmiştir.
Dolayısıyla medyada ne kadar aralıksız, yoğun, ısrarlı ve uzun süreli bir karalama faaliyeti yürütülürse yürütülsün,
dava dosyasında somut delili olmayan BU YAYINLARIN hukuken HİÇBİR BELİRLEYİCİ DEĞERİ YOKTUR.
Müvekkil Adnan Oktar’ın 40 Yıldır Her Gün Israrla Gündemde Tutulması ve Sürekli Olarak Hedef Alınması; Fikirlerinin Etkisinin, Manevi Gücünün, Samimiyetinin ve Güzel Ahlakının Önemli Delilidir
Diğer taraftan müvekkilin bütün bu yoğun baskı, eleştiri, itham ve karalama faaliyetine rağmen on yıllardır savunduğu inançlarından, fikirlerinden ve temel ahlaki prensiplerinden vazgeçmemiş olması; samimiyetini ve manevi direncini ortaya koyan son derece önemli bir gerçektir.
Müvekkil, neredeyse yarım asıra varan bir süreç boyunca yalnızca belirli dönemlerde değil, hayatının çok büyük bir bölümünde belirli kesimlerce yürütülen haksız ve ağır suçlamaların, kamuoyu baskısının, hakkındaki gerçek dışı yayınların ve çeşitli asılsız ithamların hedefi olmuştur.
Buna rağmen,
- şartlara göre söylem değiştirmek,
- toplumdaki hakim kanaate uyum sağlamakveya
- kendisine yöneltilen baskının azalması için savunduğu düşüncelerden geri adım atmak
YOLUNA ASLA GİTMEMİŞTİR.
İNANDIĞI DOĞRULARI SAVUNMAYI, KENDİSİ AÇISINDAN AĞIR SONUÇLAR DOĞURDUĞU DÖNEMLERDE DAHİ SÜRDÜRMÜŞTÜR.
İnsanların büyük bölümünün çok daha hafif bir toplumsal baskı karşısında dahi söylemlerini değiştirebildiği, eleştirilmemek veya yalnız kalmamak için düşüncelerini gizleyebildiği ya da bulunduğu şartlara göre farklı bir tutum benimseyebildiği bir ortamda, müvekkilin yıllar boyunca aynı inanç ve fikirleri savunmayı sürdürmesi; onun açısından samimiyetinin, fikri kararlılığının ve mücadele gücünün açık bir göstergesidir.
Müvekkil yıllar boyunca karşılaştığı baskının yoğunluğu ne kadar artarsa artsın bunlardan VAZGEÇMEMİŞTİR.
Bu kadar uzun bir zaman dilimi boyunca, kendisine yöneltilen çok ağır eleştiri ve suçlamalara rağmen aynı değerleri savunmaya devam etmek; geçici bir heyecanla, kişisel menfaatle veya şartlara göre değişen bir tutumla açıklanamaz. 40 yıla aşkın bir zamana yayılan bu süreklilik; müvekkilin savunduğu değerlere duyduğu bağlılığın, fikri kararlılığının, manevi gücünün ve samimiyetinin güçlü bir göstergesidir.
Üstelik müvekkilin hakkında yürütülen olumsuz kampanyaların yoğunluğu, onun toplum üzerindeki fikri etkisinin HALEN NE KADAR GÜÇLÜ OLDUĞUNU da göstermektedir. Zira etkisiz, toplumda hiçbir karşılığı bulunmayan ve fikirleri önemsenmeyen bir kişinin on yıllar boyunca neredeyse kesintisiz biçimde gündemde tutulması, hakkında sürekli yeni yayınlar hazırlanması ve kamuoyunun dikkatinin tekrar tekrar aynı kişi üzerinde toplanması hayatın olağan akışıyla açıklanabilecek bir durum değildir. Müvekkilin 40 yıldan fazla bir süredir ısrarla gündemde tutulması, FİKİRLERİNİN VE ŞAHSININ TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN DEVAM ETTİĞİNİ GÖSTEREN önemli bir delildir.
Dolayısıyla müvekkilin maruz kaldığı yoğun saldırılar ile buna karşı gösterdiği tavır birlikte ele alındığında; ortaya çıkan tablo yalnızca uzun süre hedef alınmış bir kişi tablosu değildir; BÜTÜN BU ŞARTLARA RAĞMEN inandığı değerlerden vazgeçmeyen, fikri çizgisini koruyan, manevi direncini sürdüren ve savunduğu ahlaki prensiplerden geri adım atmayan BİR İNSANIN KARARLILIĞIDIR.
KURAN’DA DA İNANDIĞI DEĞERLERİ SAVUNAN MÜMİNLERİN YOĞUN DÜŞMANLIKLA KARŞILAŞMASI TEKRAR TEKRAR ANLATILMAKTADIR
Kuran’da peygamberlerin hayatları anlatılırken dikkat çeken ortak özelliklerden biri, hak bildikleri düşünceyi anlatmaya başladıklarında toplumlarının etkili kesimleri tarafından yoğun biçimde hedef alınmalarıdır.
—Kovulmuş Şeytandan Rahman ve Rahim Olan Allah’a Sığınırız—
Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
“İşte böylece Biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını DÜŞMAN KILDIK. Bunlar ALDATMAK İÇİN BİRBİRLERİNE YALDIZLI LAFLAR fısıldarlar…” (En’am Suresi, 112)
Ayette geçmiş peygamberlerin, İlahi hakikatleri tebliğ etmeleri sebebiyle düşmanlık, baskı ve çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldıkları; bu mücadelenin onların sabır ve kararlılıklarını ortaya çıkardığı açıklanmaktadır.
Ayrıca Peygamberlere karşı yalnızca bireysel bir karşı çıkıştan değil; insan ve cin şeytanlarının BİRBİRLERİNİ DESTEKLEYEREK, ALDATICI SÖZLER VE YÖNTEMLERLE YÜRÜTTÜKLERİ ORGANİZE BİR DÜŞMANLIKTAN söz edilmektedir. Dolayısıyla hak bir düşüncenin karşısında ÇOK SAYIDA KİŞİNİN BİRLEŞMESİ, YOĞUN BİR PROPAGANDA YÜRÜTÜLMESİ veya O KİŞİNİN SÜREKLİ HEDEF HALİNE GETİRİLMESİ, hedef alınan kişinin haksız olduğunu göstermediği gibi, bu durum Allah’ın Kuran’da bildirdiği adetullahı ve peygamberlerin bir sünnetidir.
Nitekim Allah bir başka ayette benzer şekilde;
“Biz, işte böyle, her peygamber için SUÇLULARDAN BİR DÜŞMAN YARATTIK. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.” (Furkan Suresi, 31)
buyurulmaktadır.
→ HZ. MUSA
Hz. Musa’nın karşısında Firavun ve onun ileri gelenleri, Hz. Musa’nın anlattıklarını etkisiz hale getirmek ve onu toplum gözünde suçlu gösterip itibarsızlaştırmak için yoğun bir mücadele yürütmüşlerdir. Firavun ve çevresinin başlıca gündemini Hz. Musa, onun tebliği ve onunla birlikte hareket eden kişiler oluşturmuştur. Hz. Musa ve beraberindeki müminler ağır baskı altında tutulmuş, tehdit edilmiş ve toplum üzerinde onların aleyhine bir algı meydana getirilmeye çalışılmıştır.
→ HZ. İBRAHİM
Hz. İbrahim de yaşadığı dönemde inancı ve tebliği nedeniyle yoğun biçimde hedef alınmış; Nemrut ve onunla birlikte hareket eden kimselerin başlıca mücadele konusu haline gelmiştir. Hz. İbrahim’in Allah’ın birliğini açıkça savunması, putperest inançlara karşı çıkması ve toplum üzerindeki etkisi karşısında, onu susturmak ve etkisiz hale getirmek için mücadele edilmiştir. Kuran’da da Hz. İbrahim’in kendisiyle Allah hakkında tartışmaya giren kişiyle olan mücadelesi bildirilmektedir. (Bakara Suresi, 258) İslam tarihi kaynaklarında bu kişinin Nemrut olduğu aktarılmaktadır.
Bu örnekte de dikkat çeken husus, Hz. İbrahim’in şahsının ve anlattığı hakikatlerin, kendisine karşı mücadele edenlerin adeta ana gündemi haline gelmiş olmasıdır. Buna rağmen Hz. İbrahim geri adım atmamış; Allah’a güvenerek inancını, kararlılığını ve mücadelesini sürdürmüştür.
→ HZ. MUHAMMED (SAV)
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) tebliğ döneminde de Mekke müşriklerinin önde gelenlerinin başlıca gündemlerinden biri, Peygamberimiz (sav)’in anlattığı dini etkisiz hale getirmek ve onun toplum üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak olmuştur. Kendisine yönelik alay, hakaret, iftira, ekonomik ve sosyal baskı, tehdit ve çeşitli saldırılar yıllarca devam etmiştir.
Bu örneklerin ortak noktası şudur:
Haklılık veya haksızlık, bir kişinin kaç kişi tarafından hedef alındığına bakılarak belirlenemez. Kuran’da aksine, hak dini tebliğ eden peygamberlerin kimi zaman dönemlerinin en güçlü çevrelerinin ortak hedefi haline geldikleri açıkça görülmektedir.
Dolayısıyla tarih boyunca bir insanın yoğun biçimde hedef alınması, hakkında sürekli konuşulması veya güçlü çevrelerin onunla mücadele etmesi, o kişinin yanlış veya suçlu olduğunun göstergesi değil; tam tersine, doğru bildiğini savunan insanların, toplumun gündeminin adeta merkezine yerleşebildiğini ve kendilerine karşı çok geniş bir mücadele yürütülebildiğini açıkça göstermektedir.
Burada peygamberlerin hayatlarından örnekler verilmesi, müvekkilin konumunu peygamberlerin konumuyla bir tutmak anlamına gelmemektedir.
Verilen örneklerin amacı; hak yolunda samimiyetle, kararlılıkla ve sabırla mücadele eden insanların yoğun düşmanlık, baskı ve saldırılarla karşılaşmasının Kuran’da bildirilen bir ADETULLAH ve PEYGAMBERLERİN hayatlarında görülen bir mücadele SÜNNETİ olduğunu ortaya koymaktır.
PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİNDE DE İMAN SAHİBİ KİŞİLERİN AĞIR İMTİHANLARLA KARŞILAŞABİLECEĞİ BİLDİRİLMEKTEDİR
Peygamberimiz (sav)’e; “İnsanların hangisi en ağır imtihana uğrar?” diye sorulduğunda;
“Peygamberler; sonra onlara en yakın olanlar, sonra onlara en yakın olanlar…” (Tirmizi, 2398) (Hadis, Tirmizi kaynağında “hasen” olarak derecelendirilmiştir.)
şeklinde cevap vermiş ve kişinin dinindeki sağlamlığı ölçüsünde imtihanının ağırlaşabileceğini bildirmiştir.
Yine Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur.
“Allah bir kimse hakkında hayır dilerse onu imtihan eder.”
(Sahih Buhari, 5645)
Bir başka sahih hadiste Peygamberimiz (sav), şeytanın kötülük ve fitne faaliyetini birlikleri vasıtasıyla yürüttüğünü şöyle bildirmiştir:
“Şeytan BİRLİKLERİNİ GÖNDERİR; onlar insanları fitneye düşürürler. Onun yanında makamca en üstün olan, fitnesi en büyük olandır.”
(Sahih Müslim, 2813c)
Bu hadiste ŞEYTANIN insanlara karşı TEK BAŞINA HAREKET ETMEDİĞİ, çeşitli BİRLİKLERİNİ GÖREVLENDİRDİĞİ ve fitnesi büyük olanları kendi yanında daha üstün bir konumda tuttuğu bildirilmektedir.
Nitekim Kuran’da da şeytanların KENDİ DOSTLARINI MÜMİNLERLE MÜCADELE ETMEYE YÖNLENDİRDİKLERİ açıkça bildirilmektedir:
“Bir de ŞEYTANLAR KENDİ DOSTLARINA sizinle MÜCADELE ETMELERİ İÇİN mutlaka GİZLİ-ÇAĞRILARDA BULUNURLAR…” (En’am Suresi, 121)
Dolayısıyla Kuran ve hadisler, şeytani mücadelenin yalnızca kişilerin tek tek bireysel kötülükleriyle değil; birbirini teşvik eden, destekleyen ve aynı yönde hareket eden kimseler vasıtasıyla yürütülen ORGANİZE BİR MÜCADELE şeklinde de gerçekleştiğini göstermektedir.
Kötülüğün, iftiranın, düşmanlığın ve fitnenin insanlar arasında yayılması; birbirinden bağımsız ve gelişigüzel olaylar olarak değil, ŞEYTANIN TEŞVİK ETTİĞİ VE DESTEKLEDİĞİ BİR MÜCADELE BİÇİMİ olarak da tarif edilmektedir.
Bu ayet ve hadisler birlikte değerlendirildiğinde; hak yolunda samimiyetle, azimle, sabırla ve kararlılıkla mücadele eden insanların ağır karşı koyuşlarla, baskılarla, iftiralarla, uzun süreli düşmanlıklarla karşılaşmalarının Kuran’da ve hadislerde tekrar tekrar bildirilen bir SÜNNETULLAH ve ADETULLAH OLDUĞU görülmektedir. Peygamberlerin ve onlarla birlikte mücadele eden samimi müminlerin hayatlarında da aynı tablo vardır.
HAK YOLUNDA YÜRÜTÜLEN MÜCADELE NE KADAR ETKİLİ VE KARARLI OLURSA, buna karşı yürütülen mücadelenin de kimi zaman o derece uzun, kapsamlı ve çetin hale geldiği görülmektedir.
Ancak derin iman sahibi bir insan; saldırıların süresi, yoğunluğu veya kapsamı ne olursa olsun inandığı değerlerden VAZGEÇMEZ; SABREDER, ALLAH’A GÜVENİR, TEVEKKÜL EDER, TESLİMİYETİNİ KORUR ve hak bildiği yolda KARARLILIKLA DEVAM EDER.
Müvekkil Adnan Oktar’da da bu ahlakın çok açık ve güçlü bir örneği görülmektedir.
40 yıldan fazla süredir hakkında kesintisiz biçimde aleyhe yayınlar yapılmasına, ağır ithamların tekrar edilmesine, kamuoyunda sürekli olarak hedef haline getirilmesine ve çok kapsamlı bir karşı propaganda yürütülmesine rağmen müvekkil; inançlarından, fikirlerinden ve savunduğu ahlaki değerlerden VAZGEÇMEMİŞTİR. Yıllar boyunca devam eden saldırıların büyüklüğü onu yılgınlığa, geri çekilmeye veya inandığı doğruları terk etmeye yöneltmemiş; aksine sabrını, Allah’a olan güvenini, tevekkülünü, manevi gücünü ve fikri kararlılığını DAHA DA ARTIRMIŞTIR.
Kuran ve hadislerde tarif edilen bu sabırlı, kararlı ve teslimiyetli mümin ahlakının, müvekkilin yıllardır sürdürdüğü tavırda EN GÜZEL ŞEKİLDE GÖRÜLDÜĞÜ AÇIKTIR.
Allah, İyi ve Samimi Kullarını Toplum İçinde Daha da Belirgin Hale Getirmek İçin Her Zaman Böyle İşaretler Yaratmaktadır
Allah, iman eden kullarını çeşitli imtihanlardan geçirerek samimi ve doğru olanlarla olmayanları birbirinden ayırmakta; sabreden, kararlılık gösteren ve hak yolunda mücadele eden kullarının ahlakını bu vesilelerle DAHA DA BELİRGİN HALE GETİRMEKTEDİR. Nitekim Kuran’da şöyle buyrulmaktadır:
“İnsanlar, ‘İman ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler? Andolsun, Biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, DOĞRU SÖYLEYENLERİ DE MUTLAKA ORTAYA ÇIKARACAK, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.” (Ankebut Suresi, 2-3)
Bu ayetlerde, imanın yalnızca sözle ifade edilmesinin yeterli olmadığı; insanların çeşitli imtihanlardan geçirilerek samimiyetlerinin, kararlılıklarının ve gerçek ahlaklarının ortaya çıkarıldığı bildirilmektedir. Böylece zorluklar ve mücadeleler, samimi olanlarla olmayanların birbirinden ayrılmasına ve salih, samimi müminlerin daha da görünür ve belirgin hale gelmesine vesile olmaktadır.
Bir başka ayette ise Allah şöyle bildirmektedir:
“Andolsun, içinizden, mücadele edenleri ve SABREDENLERİ BELİRLEYİNCEYE ve DURUMLARINIZI ORTAYA KOYUNCAYA KADAR sizi deneyeceğiz.” (Muhammed Suresi, 31)
Bu ayette, imtihanların yalnızca bir zorluk olmadığı; aynı zamanda hak yolunda mücadele edenlerin, sabredenlerin ve kararlılık gösterenlerin ahlaklarının ortaya çıkmasına vesile olduğu açıkça bildirilmektedir.
Yine Kuran’da;
“Allah, müminleri, PİSİ TEMİZDEN AYIRMADAN bulunduğunuz hal üzere BIRAKACAK DEĞİLDİR. Allah size gaybı da bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçer. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin; inanır ve sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır.” (Al-i İmran Suresi, 179)
buyrulmaktadır.
Bu ayet de Allah’ın müminleri çeşitli olaylar ve imtihanlar içerisinde bırakarak samimi olanla olmayanın, temiz olanla kötü olanın birbirinden ayrılmasına ve insanların gerçek ahlaklarının ortaya çıkmasına vesile olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla ağır ve uzun süreli imtihanlar karşısında gösterilen sabır, tevekkül, kararlılık ve Allah’a bağlılık, bir insanın samimiyetinin ve imanındaki gücün belirgin hale geldiği önemli vesilelerdendir.
HER DEVRİN FİTNE VE FESADINA KARŞI ALLAH HAKKA VE HİDAYETE ÇAĞIRAN KİŞİLER GÖNDERMİŞTİR
Tarih boyunca her devrin Firavun ve Nemrut karakterli kişi ve çevreleri olmuş; buna karşı Allah insanları hakka ve hidayete çağıran, fitne ve fesada karşı mücadele eden samimi kullar yaratmıştır.
Firavun’a karşı Hz. Musa, Nemrut’a karşı Hz. İbrahim mücadele etmiş; Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de kendi dönemindeki inkar, zulüm ve şeytani mücadele karşısında insanları hak dine ve hidayete çağırmıştır.
“MEHDİ” kelimesi, hidayete vesile olan ve insanları doğru yola yönelten kişi anlamıyla ele alındığında; PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. MUSA VE HZ. İBRAHİM de KENDİ DÖNEMLERİNİN MEHDİSİ, yani HİDAYET ÖNDERLERİolmuşlardır.
Hz. Musa, kendi döneminin Firavun’una; Hz. İbrahim, kendi döneminin Nemrut’una karşı hak mücadelesini yürütmüş; insanları hidayete çağıran ve büyük fesat hareketlerine karşı mücadele eden önderler olmuşlardır.
Her devrin bir Firavun’u ve Nemrut’u olduğu gibi, AHİRZAMANIN FİRAVUN’U VE NEMRUT’U da DECCAL VE DECCALİYETTİR.
Her büyük deccaliyet ve fesat hareketinin karşısında ise Allah bir “HÂDİ”, yani İNSANLARI HİDAYETE ÇAĞIRAN BİR MEHDİ yaratmıştır.
Peygamberlerin kendi dönemlerinde yürüttükleri bu HAK-BATIL MÜCADELESİNİN BİR BENZERİ de AHİRZAMANDA YAŞANACAK;
Firavun ve Nemrut’ta görülen inkar, zulüm ve fesadın ahirzamandaki en büyük tezahürü olan DECCALİYET’e ve AHİRZAMANIN BÜYÜK FESADINA KARŞI HZ. MEHDİ fikri ve manevi bir mücadele yürütecektir.
Peygamberimiz (sav), Hz. Musa ve Hz. İbrahim nasıl kendi dönemlerinde hidayetin ve hak mücadelesinin önderleri olmuşlarsa; Hz. Mehdi de ahirzamanın en büyük fesadı olan Deccaliyete karşı HİDAYETİN, İMANIN VE HAK MÜCADELESİNİN ÖNDERİ OLACAKTIR.
Nitekim Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah, bu ümmet için her yüz yılın başında dinini yenileyecek bir kimse gönderir.” (Ebu Davud, 4291)
Bediüzzaman Said Nursi de Allah’ın tarih boyunca devam eden bu adetullahını ve bunun ahirzamandaki karşılığını şöyle açıklamaktadır:
“Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden (sonsuz ve eksiksiz merhametinden), şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine (İslam dininin kıyamete kadar devamına) bir eser-i himayet (korumasının bir eseri) olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında (ümmet içinde bozulma ve fesadın arttığı her dönemde) BİR MUSLİH (ıslah edici) veya BİR MÜCEDDİD (dini hakikatleri yeniden canlandıran ve yenileyen) veya BİR HALİFE-I ZÎŞAN (şanlı bir halife) veya BİR KUTB-U A’ZAM (en büyük manevi önder) veya BİR MÜRŞİD-İ EKMEL (en mükemmel yol gösterici) veyahud BİR NEVİ MEHDİ HÜKMÜNDE (bir bakıma Mehdi konumunda) mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip (bozulmayı ve fesadı ortadan kaldırıp), milleti ıslah etmiş (toplumu düzeltmiş); Din-i Ahmedîyi (Hz. Muhammed vasıtasıyla tebliğ edilen İslam dinini) muhafaza etmiş (korumuş).”
Ardından ahirzamanın en büyük fesadı dönemine ilişkin olarak şöyle demektedir:
“Madem âdeti öyle cereyan ediyor (madem Allah’ın tarih boyunca devam eden uygulaması bu şekilde gerçekleşiyor), ÂHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA (ahirzamanın en büyük bozulma ve fitne döneminde); elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (dini hükümleri kaynaklarından çıkarabilecek en büyük İslam âlimi), hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (dini hakikatleri yeniden canlandıran ve yenileyen), hem HÂKİM, hem MEHDİ (hidayete vesile olan ve doğru yola yönelten), hem MÜRŞİD (yol gösterici), hem KUTB-U A’ZAM (en büyük manevi önder) olarak BİR ZÂT-I NURANÎYİ (manevi yönü güçlü, nurlu bir şahsı) gönderecek ve O ZÂT da Ehl-i Beyt-i Nebevîden (Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Ehl-i Beytinden) olacaktır.”
(Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım, Beşinci İşaret)
Bediüzzaman bu sözlerinde, toplumda bozulma ve fitnenin arttığı her dönemde Allah’ın insanları doğruya çağıran, dini değerleri yeniden canlandıran ve toplumu düzeltmeye çalışan samimi kişiler gönderdiğini anlatmaktadır. Bu kişilerin görevi, ortaya çıkan bozulmayla mücadele etmek, insanları yeniden doğruya yöneltmek ve İslam’ın korunmasına vesile olmaktır.
Bediüzzaman ayrıca, aynı İlahi düzenin ahirzamanda da devam edeceğini; ahirzamanın en büyük fitne ve bozulma döneminde Ehl-i Beyt’ten Hz. Mehdi’nin gönderileceğini; onun büyük bir İslam âlimi ve içtihat sahibi, dini hakikatleri yeniden canlandıran bir yenileyici, insanlara yol gösteren bir mürşid, hidayete vesile olan bir Mehdi ve güçlü bir manevi önder olacağını ifade etmektedir.
Dolayısıyla büyük fitne ve fesadın ortaya çıktığı dönemlerde, buna karşı İNSANLARI HAKKA VE HİDAYETE ÇAĞIRAN samimi kişilerin bulunması Allah’ın tarih boyunca devam eden ADETULLAHINDANDIR.
- Hz. Musa’nın Firavun’a,
- Hz. İbrahim’in Nemrut’a
karşı verdiği mücadelede görülen bu HAK-BATIL KARŞILAŞMASININ, ahirzamandaki en büyük örneğinde de;
HZ. MEHDİ’NİN dönemin büyük fesadına karşı yürüteceği İLMİ, FİKRİ VE MANEVİ MÜCADELE görülecektir.
SONUÇ:
Müvekkil Adnan Oktar’ın 40 yıldan fazla bir süredir neredeyse her gün haber yapılması, sürekli gündemde tutulması ve Türkiye tarihinde emsaline az rastlanır ölçüde hedef alınması; onun fikirlerinin etkisinin, manevi gücünün, samimiyetinin ve güzel ahlakının önemli bir delilidir.
İslam tarihinde de benzer şekilde,
- Peygamberimiz (sav) döneminde şeytani güçler ve müşrikler bütün imkanlarıyla Peygamberimiz (sav) ile mücadele etmiş;
- Firavun ve adamlarının başlıca hedefi Hz. Musa,
- Nemrut ve çevresinin hedefi ise Hz. İbrahim olmuştur.
Adeta bütün gündemlerini peygamberler ve onların tebliğini engellemek üzerine kurmuşlardır.
Günümüzde de müvekkil Adnan Oktar‘ın yıllardır belirli çevrelerin ana gündemlerinden biri haline getirilmesi, hakkında sürekli saldırı, itham ve karalama yürütülmesi AYNI SÜNNETULLAHIN DİKKAT ÇEKİCİ BİR TEZAHÜRÜDÜR.
Şeytani yöntemlerle, iftirayla ve saldırıyla hareket eden kimselerin bu derece yoğun biçimde bir kişiyi hedef alması; müvekkilin fikri ve manevi üstünlüğünü, samimiyetini ve etkisini DAHA DA GÖRÜNÜR HALE GETİRMEKTEDİR. 02.09.2026