Rasim Ozan Kütahyalı’nın Adnan Oktar Hakkındaki Açıklamalarına Cevap

By gundem
25 Min Read

RASİM OZAN KÜTAHYALI’NIN KADERİNDE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN GÜÇLENMESİNE VESİLE OLMAK VAR

Bilindiği üzere Rasim Ozan Kütahyalı bir süre önce “yasa dışı bahis, nitelikli dolandırıcılık, rüşvet ve kara para aklama” suçlarına yönelik düzenlenen soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. Kendisinin söz konusu suç örgütü yapılanması içinde nasıl bir isnatla yer aldığı ve eylemlerinin neler olduğu yargılama sürecinin sonunda ortaya çıkacaktır. Müvekkil Adnan Oktar insanların düşüncesi ve inancı ne olursa olsun tutuklanmasından rahatsızlık duyan biri olarak, Rasim Ozan Kütahyalı’nın tahliye edimesini de memnuniyetle karşılamıştır. Rasim Ozan Kütahyalı’nın ise hukuktan ve adaletten yana olan bir ahlak ve tutum içinde olmadığı, tahliye olur olmaz yaptığı açıklamalardan görülmektedir. Normal şartlarda başka bir insan bu tip açıklamalar yapmak bir yana, içinde bulunduğu durumun mahcubiyetiyle konuşmaktan dahi imtina eder. Rasim Ozan Kütahyalı’nın adeta “hiçbir şey olmamış” gibi davranarak gündem değerlendirmelerinde bulunabilmesi son derece şaşırtıcıdır. Tahliye olur olmaz “kaldığım yerden devam ediyorum” imajı vermeye çalışması, aslında nasıl bir kişilik yapısına sahip olduğunu göstermesi açısından ibretlik bir örnek olmuştur.

Bazı gazeteci ve yorumcularda, sanki tüm Türkiye kendisinin yorumlarını merakla bekliyormuş ve yokluğunda büyük bir eksiklik oluşuyormuş bir yanılgı görülmektedir. Oysa halkımız, bu zihniyetteki kişilerin ne düşündükleriyle veya açıklamalarıyla ilgilenmemekte, fikirlerini de dikkate almamaktadır.

Rasim Ozan Kütahyalı yazısında, güya birtakım siyasi mücadeleler içinde yer aldığını iddia etmekte ve müvekkil Adnan Oktar ile mücadelesinin ise siyasal olmadığını öne sürmektedir. Oysa Rasim Ozan Kütahyalı’nın müvekkili neden hedef aldığı ise tüm Türkiye tarafından çok iyi bilinmektedir.

1. RASİM OZAN KÜTAHYALI’NIN “VESAYETLE MÜCADELE EDEN DEVRİMCİ İNSAN” HİKAYESİNE KİMSE İTİBAR ETMEMEKTE, KENDİSİ DE ASLINDA BU SÖYLEDİKLERİNE İNANMAMAKTADIR

Rasim Ozan Kütahyalı, Ensonhaber sitesinde yayınlanan 10.09.2026 tarihli yazısında müvekkil Adnan Oktar’ın da ismini geçirerek, kendisini güya “vesayetle mücadele eden, devrimci, derin devlet yapılanmalarına karşı duran” hayali bir kahraman gibi lanse etmeye çalışmıştır. Kendisini gerçekte olmadığı biri gibi gösterme çabası, aslında içinde bulunduğu durumu gözler önüne sermesi açısından ibretliktir. Tüm Türkiye’nin bildiği ve halkımızın keskin irfanıyla açıkça gördüğü üzere; Rasim Ozan Kütahyalı derin devletle mücadele etmek bir yana, aksine bu tür yapılanmaların yönlendirmesine son derece açık olduğu izlenimini veren bir insandır.

Türkiye’nin son 20 yılında, özellikle de geçtiğimiz 10 yıl içinde;

  • Rüzgar nereden eserse ona göre şekil alan,
  • Bir gün ‘ak’ dediklerine ertesi gün ‘kara’ diyen, durum değiştiğinde ise yeniden aynı şevkle ‘ak’ demeye devam eden,
  • Kendilerine ait, kendi vicdanlarının ürünü olan bağımsız düşünce ve değerlerden yoksun olan,
  • Bir dönem askeri vesayeti eleştirirken, bir süre sonra “Askeri vesayet hiç olmadı ki” şeklinde beyanlarda bulunan,
  • Bir dönem FETÖ’yü canla başla savunurken, bir anda FETÖ karşıtıymış gibi açıklamalar yapmaya başlayan, hatta bu örgütle hiçbir ilgisi olmayan insanları FETÖ ile suçlayarak menfaat elde etmeye çalışan,
  • Bir dönem PKK’yı destekler nitelikte açıklamalar yaparken, bir anda ateşli bir PKK karşıtlığına soyunan, sonrasında ise sözde özgürlük adına PKK tehlikesini yeniden göz ardı eden ve hayatı boyunca örgütün ideolojisine karşı tek bir aleyhte cümle dahi kurmayan

bazı sözde gazeteci, yazar ve sosyal medya yorumcularının vicdandan, adaletten ve dürüstlükten uzak üslupları ülkeye büyük zarar vermiştir. Devletimizin de bu vahametin farkında olduğu ve söz konusu kişilere karşı hukuki tedbirler alma konusunda kararlı bir tutum sergilediği görülmektedir. Bahse konu bazı kişiler ise, Devletin bu samimiyetsizliğe daha fazla tolerans göstermeyeceğini anladıklarından, var güçleriyle kendilerini -aklama çabası göstermektedirler.

Dikkat edilirse söz konusu bazı gazeteci ve yorumcuların ortak özelliklerinden biri de; kendilerini “kimsenin bilmediği bilgilere ulaşabilen”, “Devlet kurumları ve üst düzey yöneticilerle bağlantı içinde olan” ya da güya “özveriyle büyük bir mücadele yürüten” kişiler gibi göstermek amacıyla hiçbir gerçekliği ve inandırıcılığı bulunmayan söylemlere başvurmalarıdır.

Kendilerini sözde birer mücadele kahramanı olarak lanse etmeye çalışsalar da gerek üsluplarından gerek ifşa olan özel hayatlarından gerekse yaşam tarzlarından, hiçbir ülkü, ideal, mili veya manevi değerle ilgilerinin olmadığı açıkça görülmektedir. Bu kişilerin tek amacının, “dönemin koşullarından maksimum düzeyde istifade ederek kendilerine birtakım menfaatler sağlamak olduğu” anlaşılmaktadır.

Rasim Ozan Kütahyalı ise yazısında, derin devlet yapılarına karşı mücadele ettiği için çok düşmanı olduğunu, bu sebeple de tutuklandığında aleyhinde birçok haber yapıldığını öne sürmektedir. Oysa bu iddianın yalnızca bir tür kendini avutma yöntemi olduğu açıkça görülmektedir. Kendisi, sayısız insana karşı yalan olduğunu bile bile iftira ve karalama kampanyaları düzenlediği, insanların mağduriyetlerini ve maruz kaldıkları haksızlıkları adeta bir eğlence konusu yaptığı, yayınlarında her tür hukuksuzluğu alkışlayıp desteklediği yani alenen hak, hukuk ve adalet karşısında yer aldığı için halkımızın vicdanında çoktan mahkum edilmiş bir insandır. Halkın büyük kesimi tarafından antipatik bulunduğunun kendisi de farkındadır; ancak ortada “düşmanlık beslenmesi” gibi bir durum da bulunmamaktadır.

Rasim Ozan Kütahyalı içinde bulunduğu durumu kendince sıradanlaştırmaya ve yok saymaya çabalamak yerine, bu süreci samimi bir değişim için fırsat olarak görmelidir. İşte o zaman, şikayetçi olduğu sevgisizlik, nefret ve öfke yerine merhamet ve affedicilikle karşılanabilecektir. Böylece bugüne kadar yaşadığı sevgisiz, yalnız, herkesin kendisinden uzak durduğu, çevresinde samimi olarak kendisini seven tek bir kişinin bile bulunmadığı o hayatın yerine, yepyeni bir başlangıç yapması mümkün olabilecektir.

Rasim Ozan Kütahyalı eğer gerçekten samimiyse, sayfalarca kendisini hayali iddialarla övmeye çalışmak yerine, önce dürüstçe sebep olduğu haksız ve hukuksuz uygulamaları sıralamalı, dile getirdiği iftiralar ve karalamaların doğrularını açıklamalıdır. Nasıl bir etki altında kalarak adeta bir propaganda aracına dönüştüğünü itiraf etmeli ve adaletsizliği körükleyerek mağdur ettiği insanlardan isimlerini tek tek sayarak özür dilemelidir. O zaman Türk milletinin vicdanlı ve merhametli yüksek ahlakıyla karşılık görecektir.

2. 3 AY CEZAEVİNDE KALINCA YALNIZLAŞAN RASİM OZAN KÜTAHYALI’YI ASIL RAHATSIZ EDEN, 8 YILDIR CEZAEVİNDE OLAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN GENÇLİĞİNİN, DİNÇLİĞİNİN, ZİNDELİĞİNİN KAT KAT ARTMASI VE SEVENLERİNİN SAYISININ KATLANARAK ÇOĞALMASIDIR

Rasim Ozan Kütahyalı yazısında, müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubunun güya dağılması hedefini desteklediğini ileri sürmektedir. Derin devlet yapılanmalarının kendisine yönelik ihtiyacının sona erdiğini fark ettiğinden, kendisini bazı çevrelere sempatik gösterebilmek amacıyla bu iddiayı ortaya attığı açıkça görülmektedir. Oysa ortada Rasim Ozan Kütahyalı’nın idrak edemediği çok net ve keskin bir gerçek vardır: Devletimizin, müvekkil ve arkadaşlarının dağılması gibi bir gayesi hiçbir zaman olmamıştır. Ne Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ne Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ne de bir başka siyasi lider ya da üst düzey devlet yetkilisi, bugüne kadar müvekkil Adnan Oktar hakkında aleyhte tek bir açıklama dahi yapmamıştır.

Bir avuç derin devlet uzantısı, ideolojik yenilgilerinin verdiği acıyla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını kendilerince dağıtmak adına bir kumpas planlamış, ancak bu kumpas kelimenin tam anlamıyla yerle bir olmuştur. Bu kumpası kurgulayanlar, Rasim Ozan Kütahyalı’nın deyimiyle artık “göçmüş” ve yenilgilerini kabullenmişlerdir. Söz konusu husumetli kişilerin son dönemdeki kontrolsüz açıklamaları ile adeta kendini kaybetmiş izlenimi veren yorumları, yaşadıkları bu büyük yenilgiyle yüzleşmenin getirdiği acıdan ve çaresiz çırpınışlardan ibarettir.

Operasyonu düzenleyen eski polis memuru Furkan Sezer’in de sık sık katıldığı yayınlarda ikrar ettiği üzere; müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi mücadelesini durdurmak ve arkadaşlarının dağılmasını sağlamak amacıyla kurulan plan, büyük bir hezimetle neticelenmiştir. Nitekim bizzat Furkan Sezer, müvekkil Adnan Oktar’a olan sevginin katlanarak arttığını, tahliye olması durumunda sevenlerinin 24 saat içinde yeniden etrafında toplanacağını ve bu ilmi mücadeleyi bitirmenin mümkün olmadığını açıkça itiraf etmiştir:

FURKAN SEZER: “Örgütü yeniden toplar. 24 saat içerisinde de operasyon yapıldığı günden daha güçlü bir hale getirir...”

(Furkan Sezer’le Özel Röportaj, https://www.youtube.com/watch?v=6X_MQb3A1hg)

İpek Özbey ve Furkan Sezer, bir başka programda da bu gerçeği şu sözlerle ikrar etmektedirler:

İPEK ÖZBEY: Oradan biliyorum mesela, hani gelen mektuplardan… Hala sempatisini sürdüren çok insan var yani.

FURKAN SEZER: Evet. Evet. Adnan Oktar sempatisi artarak devam ediyor.

(Sözcü TV YouTube Kanalı, ‘İpek Özbey ile Nasıl Olacak?’, 24.08.2026, https://www.youtube.com/watch?v=P6LMJY1lrGk)

Hiçbir suçları olmadığı halde 8 yıldır cezaevinde tutulmalarına, Türkiye’nin dört bir yanına, ailelerinden bin kilometre uzağa gönderilmiş olmalarına, tüm mal varlıklarına el konularak ekonomik ambargoya maruz bırakılmalarına, 365 kez müebbet anlamına gelen binlerce yıllık cezalar almalarına ve bu hukuksuz cezaların Yargıtay tarafından onanmasına rağmen, müvekkil Adnan Oktar’dan asla vazgeçmeyen arkadaşlarının sergilediği tarihe geçecek sabır, vefa, dostluk ve fedakarlık son derece güçlü bir sevginin tezahürüdür. Buna karşılık Rasim Ozan Kütahyalı’nın yanında ise kendisini samimi olarak seven ve değer veren pek kimsenin olmadığı tüm halkımız tarafından görülmektedir.

Rasim Ozan Kütahyalı, Furkan Sezer ve diğerleri, müvekkil Adnan Oktar’ın;

  • Her geçen gün daha da güçlenen yüksek moraline,
  • Çelik gibi sarsılmaz iradesine,
  • Neşesi, gençliği ve zindeliğine,
  • 80 yaşına yaklaşmış olmasına rağmen 30’lu yaşlardaki bir insanın sağlığına ve görünümüne sahip olmasına,
  • Sevenlerinin sayısının her geçen gün katlanarak artmasına,
  • En çok izlenen haber programlarından kıyıda köşede kalmış internet sitelerine, sosyal medyadan günlük sohbetlere kadar her yerde ve her gün gündemde kalması sebebiyle kamuoyunun müvekkili asla unutmadığına hayretler içinde bizzat şahit olmuşlardır.

Rasim Ozan Kütahyalı’nın yalnızca 3 ay kaldığı cezaevi sürecinde yaşadığı fiziki ve ruhi çöküş karşısında, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR 8 YILDIR CEZAEVİNDE BULUNMASINA, TEK BAŞINA TUTULMASINA, SAYISIZ HAKSIZLIK VE HUKUKSUZLUĞA MARUZ KALMASINA VE EN TEMEL ANAYASAL HAKLARININ DAHİ ELİNDEN ALINMIŞ OLMASINA RAĞMEN, ALLAH’A OLAN DERİN SEVGİSİ VE TESLİMİYETİ VESİLESİYLE BEDENEN VE RUHEN ADETA ÇELİKTEN BİR KALE HALİNE GELMİŞTİR.

Tıpkı Rasim Ozan Kütahyalı ve birlikte hareket ettiği husumetliler gibi geçmişte de bazı SİYASETÇİLER, HUKUK PROFESÖRLERİ, GAZETECİLER, TV PROGRAMCILARI VE EMNİYET MENSUPLARI arasından müvekkilin müebbet hapis cezası almasını, cezaevinden çıkamayarak orada vefat etmesini arzulayanlar ve bunun için çaba gösterenler olmuştur. Aralarında Adil Serdar Saçan, Yıldırım Aktuna, Mesut Yılmaz, Osman Durmuş, Hıncal Uluç, Metin Uca, Ercan Arıklı, Bülent Ecevit, Ahmet Vardar, Bekir Coşkun, Güneri Civaoğlu, Ferhan Şensoy gibi isimlerin bulunduğu, burada tamamını sayamadığımız 200’den fazla kişi 90’lı yıllarda müvekkilin cezaevinden hiç çıkamayacağını iddia ederken, müvekkilin masumiyeti ispatlanmış ve kendisi tahliye edilmiştir. Söz konusu şahıslar ise ecelleriyle vefat ederek adeta sonsuz bir müebbete mahkum olmuşlardır; şimdi bulundukları yerden, hep birlikte müvekkil Adnan Oktar’ı izlemektedirler.

Müvekkil Adnan Oktar, Allah’ın kaderde kendisine takdir ettiği görevi yerine getirmeden vefat etmeyecektir. Ne kadar süre görev yapacağının saati ve dakikası Allah Katında bellidir. Hz. Mehdi de vazifesini tamamlamadan ölmez ve öldürülemez. Müvekkil, bir Mehdi talebesi olduğundan ve Bediüzzaman Hazretleri’nin bildirdiği üzere “Mehdi’ye zemin hazırlayan öncü bir nefer” olarak görev yaptığından kendisinde de “Mehdiyetin durdurulamaması, engellenememesi, görevini yapmadan ölmemesi ve öldürülememesi” vasıfları tecelli etmekte, benzer bir bereket ve güzellik olmaktadır.

Bahsi geçen kişilerin her biri müvekkile karşı akıl almaz bir öfkeyle sürekli aleyhte faaliyet yürütmüş olmalarına rağmen, müvekkil Adnan Oktar onların hiçbirine karşı kin, nefret veya herhangi bir öfke barındırmamaktadır. Tam aksine onların iyiliği için dua etmekte ve Allah’ın onları rahmetiyle sarmasını temenni etmektedir. Kendisi hepsine hakkını helal etmiştir.

CEZAEVİ SÜRECİ, BAŞTA MÜVEKKİL OLMAK ÜZERE TÜM ARKADAŞ GRUBUNUN ÖMRÜNE ÖMÜR, SAĞLIĞINA SAĞLIK KATMIŞTIR

Allah cezaevini tüm detaylarıyla müminlerin hayrına olacak metafizik bir mekan olarak yaratmıştır. Suç işledikleri için tutuklu veya hükümlü olan insanlar adına bir okul hükmünde olan cezaevi, masum olmalarına rağmen tutuklanan müminler için ise binbir hikmet ve güzellik barındırır. Bu hayırların başında, müminlere manen kattığı güzellikler gelir.

Bununla birlikte bir de fiziki gerçeklik söz konusudur ki cezaevinde müminler için adeta fizik kanunları bile farklı işler. Zamanın yıpratıcı etkisi, yaşın getirdiği hastalıklar ve zaman zaman bu durumların sebep olduğu zorluklar gibi normal şartlarda hayatın bir parçası kabul edilen unsurların tamamı, müminler için cezaevinde ortadan kalkar.Zahiren zorluk ve noksanlık gibi görülen durum içinde olsalar dahi, bu şartların her birinin kendileri için birer güç, kuvvet, sağlık vesilesine dönüştüğü gözlemlenir. Çünkü Allah Kendisini seven kullarına, (Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız) “Her zorlukla beraber bir kolaylık olduğunu” (İnşirah Suresi, 6) vaad etmiş ve “vaadinden asla dönmeyeceğini” (İbrahim Suresi, 47) bildirmiştir.

Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu kolaylık, ilk bakışta bazı insanlar tarafından sadece “zorluk hissetmemek” gibi dar bir çerçevede algılanabilir. Oysa Allah’ın müminlere lütfettiği ve kastettiği kolaylık; müminleri zorluklarla eğitirken, onları hiçbir olumsuzluğun, kötülüğün, zararın veya tahribatın işlemeyeceği bir nevi manevi zırh içine almasıdır.MÜMİNLER BU MANEVİ ZIRH İÇİNDE İMANEN GELİŞİP SERPİLİRKEN FİZİKEN VE BEDENEN DE GÜÇ, KUVVET VE SAĞLIK KAZANIRLAR; GENÇLEŞİP YENİDEN HAYAT BULURLAR.

Bu, iman etmeyenlerin hiçbir zaman anlayamayacağı bir harikadır. Ancak sebebini kavrayamasalar ve buna karşı akıl almaz bir öfke duysalar da bu gerçeğe bizzat kendileri de şahit olurlar. Bu sebeple de var güçleriyle gerçeği örtmeye ve çarpıtmaya çalışır, “Kırk defa söylersek belki gerçek olur” umuduyla sürekli aynı yalanı tekrar ederler. Aslında bu tekrarlar, müminlerin yenilmez ve durdurulamaz olduğu gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği iç acısını unutma çabası ve yandaşlarını anlamsızca avutma gayretidir. Çabalarının neticesiz kaldığını için için bilmenin getirdiği öfke ve hırçınlık nedeniyle de hızla çöker, yaşlanır, hem ruhen hem de bedenen hasta olurlar. Müminlerin çökmesini, yalnızlaşmasını, zayıflamasını hedefleyerek kurmuş oldukları tuzaklar, Allah’ın ayette belirttiği üzere kendilerine dönmüş olur:

Onlardan öncekiler, hileli-düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların temellerine geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti. (Nahl Suresi, 26)

2018 operasyonunun ardından müvekkil Adnan Oktar’ın fiziki görünümünde, şaşırtıcı bir şekilde zamanın ileri doğru değil geriye doğru aktığı görülmüş, müvekkilin kat kat gençleştiğine tüm Türkiye şahit olmuştur. Sevenlerinin sayısı ise operasyon öncesiyle kıyaslanamayacak kadar artmıştır. Bu dev kumpas, müvekkilin Allah’a olan sevgisi ve teslimiyeti vesilesiyle kendisine hayır, bereket, gençlik, sağlık, güç, kuvvet, heybet ve neşe olarak dönmüştür. Müvekkili kendilerince yok etmeyi hedefleyenler aslında kendi elleriyle onun devleşmesine zemin hazırlamışlardır.

3. RASİM OZAN KÜTAHYALI, KADERDE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ GELİŞİP GÜÇLENMESİNE HİZMET ETMEK ÜZERE YARATILMIŞ FİGÜRLERDEN BİRİDİR

İlerleyen sayfalarda izah edildiği üzere, 2018 yılında düzenlenen operasyon; Devletimizin müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının daha da gelişip güçlenmesi amacıyla gerçekleştirdiği, içinde birçok hayır barındıran, hikmetleri salih insanlar tarafından açıkça görülen bir süreçtir. Rasim Ozan Kütahyalı da müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının korunması, güçlenip gelişmesi amacıyla şekillenen bu süreçte müvekkil Adnan Oktar’a hizmetle görevli kişilerden biridir. Tıpkı Özkan Deniz (Mamati), Furkan Sezer, Fırat Develioğlu ve diğer husumetliler gibi Rasim Ozan Kütahyalı da her konuşması, her cümlesi hatta her kelimesiyle bu hayırlı hizmeti farkında olmadan gerçekleştirmektedir. Kendisi bu görevini 2018 öncesinden bu yana durmaksızın yerine getirmekte, her eylemiyle müvekkil Adnan Oktar’ın bereketine bereket, hayrına hayır katmaktadır.

Müvekkil Adnan Oktar Beyaz TV’deki canlı yayınına katıldığında da Rasim Ozan Kütahyalı benzer şekilde hayırlara vesile olmuştur. Müvekkil Adnan Oktar anlatmak istediği tüm konuları dile getirmiş, Rasim Ozan Kütahyalı da anlatılanları kelimesi kelimesine, dikkatli bir biçimde dinlemiştir. Sonrasında müvekkil, anlatacağı tüm hususları tamamladığı ve artık programda değinilecek başka bir şey kalmadığı için yayını sonlandırmak istemiştir. Müvekkil, Rasim Ozan Kütahyalı’nın KAMUOYU TARAFINDAN BİLİNEN ÖZEL DURUMUNDANbahsettiği an programın hızla kapatılacağını bildiği için bu konuyu dile getirmiştir. Nitekim tam da müvekkilin tahmin ettiği gibi, kendisinin özel durumundan bahsedildiğini duyan RASİM OZAN KÜTAHYALI, APAR TOPAR PROGRAMDAN KAÇMIŞTIR.

Söz konusu program halihazırda kayıtlarda mevcuttur. Dileyen herkes yayını izleyerek olayın seyrinin tam olarak bu şekilde geliştiğini ve Rasim Ozan Kütahyalı’nın yaşadığı tedirginliği rahatlıkla görebilir.

Bu program, müvekkilin anlatmak istediği önemli hususları geniş kitlelere duyurabilmesi için büyük bir vesile olmuş ve çok yüksek bir izlenme oranına ulaşmıştır. Pek çok kişi müvekkile hak vermiş, Rasim Ozan Kütahyalı’nın gerçek yüzünün canlı yayında deşifre edilmesinden dolayı memnuniyetini dile getirmiştir. Netice itibarıyla MÜVEKKİL, BU YAYINI, HAYIRLI BİR AMACA HİZMET EDECEK ŞEKİLDE BAŞARIYLA KULLANMIŞ, RASİM OZAN KÜTAHYALI DA BU HAYIRLARA HİZMET ETMİŞTİR.

4. 2018’DEKİ OPERASYON DEVLETİN, MÜVEKKİLİN ARKADAŞ GRUBUNU BİRLEŞTİRİP GÜÇLENDİRMEK İÇİN DÜZENLEDİĞİ HİKMET DOLU BİR GİRİŞİMDİR

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları yaklaşık 50 yıldır faaliyetlerini açık ve aleni bir biçimde yürüten, Devletle iç içe olan ve yaşamlarının her detayı Devlet tarafından bilinen insanlardır. Eğer ortada suça dair en ufak bir emare olsaydı, bunun Devlet’ten gizli kalmayacağı ve hiçbir suça asla göz yumulmayacağı açıktır. Devletimiz ortada hiçbir suç bulunmadığını gayet iyi bilmektedir; müvekkil ve arkadaşlarının güzel ahlakından ve Devlet’e olan sadakatinden emindir.

2018 yılında düzenlenen operasyon ve sayısız hukuksuzluk neticesinde verilen mahkumiyet kararı, ASLINDA MÜVEKKİLİN ARKADAŞ GRUBUNU DAĞILMAKTAN KORUMAK, BİRLEŞTİRİP DAHA DA GÜÇLENDİRMEK AMACIYLA VERİLMİŞ BİR KARAR OLUP, HİKMET DOLU BİR SÜRECE VESİLE OLMUŞTUR.

Devletimiz müvekkilin arkadaş grubunun dağılma riskini tamamen ortadan kaldırmış, tesanüt ve kardeşlik duygularını çelik gibi sağlamlaştırarak ortaya sarsılmaz bir dostluk çıkarmıştır.NİTEKİM OPERASYONDAN BİR SÜRE ÖNCE BİRÇOK KİŞİ AYRILMAYA BAŞLAMIŞ, O DÖNEMDE ARKADAŞ GRUBUNDAN UZAKLAŞANLARIN SAYISI BİR HAYLİ ARTMIŞTIR. ANCAK BU KİŞİLERİN NEREDEYSE TAMAMI, OPERASYON SÜRECİYLE BİRLİKTE ARKADAŞ GRUBUYLA YENİDEN KENETLENMİŞTİR. Kendilerini iş hayatına, günlük hayatın akışına, evlilik ve çocuk gibi dünyevi meselelere kaptırarak imani mücadeleden uzaklaşma eğilimine giren ve neredeyse birbirlerini hiç göremez hale gelen bu topluluk; tutuklanma vesilesiyle 24 saat birlikte yaşar duruma gelmiş ve tarihlerinde görülmediği kadar birbirleriyle kaynaşmıştır. Normal şartlarda birbiriyle görüşmeye dahi fırsat bulamayan bu insanlar arasında kurşunla kaynatılmışçasına sağlam bir birlik, kardeşlik, dayanışma ve sevgi bağı oluşmuştur.

Hatta 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince, operasyon öncesinde camiadan ayrılmış kimseler hakkında dahi mahkumiyet kararları verildiğinden, ZAMANINDA ARKADAŞ GRUBUYLA YOLLARINI AYIRMIŞ KİŞİLER BİLE bu tutukluluk vesilesiyle camiayla yeniden kaynaşmış ve eskisinden çok daha sıkı bağlarla birbirlerine bağlanmışlardır. Açıkcası sırf bu durum bile mahkumiyet kararları ardından müvekkil ve arkadaşlarının dağılıp ayrılacağını düşünen çevreler için hayret verici bir gelişme olmuştur.

Müslümanların birbirlerinden uzaklaşmaları durumunda imani derinliklerini kaybetmeleri hatta Allah korusun ibadetlerden de uzaklaşmaları riski olduğu Kuran’da haber verilen bir gerçektir. Devletimiz, arkadaş grubunun dağılma riskini görünce bu gençlerin -Allah korusun- imanlarını kaybetme ve ibadetlerinden uzaklaşma tehdidine karşı bir tedbir almış, operasyon düzenleyip tutuklatarak onları dünyevilikten kurtarmıştır.

Devletimiz, operasyon ve tutuklama yöntemiyle, dünyaya yönelme eğiliminde olan arkadaş grubunu özel bir manevi ve fiili eğitime tabi tutmuştur. Müvekkilin arkadaşları cezaevinde imanen olduğu kadar bilgi ve ilim olarak da kendilerini geliştirme imkanı bulmuşlardır. Nitekim hemen hepsi ilahiyat fakültesini bitirmiş, ikinci, üçüncü, hatta dördüncü üniversiteden mezun olmuşlardır. Bu süreçte Arapça öğrenmiş ve Arapçalarını geliştirmiş, Kuran’ı Arapçasından derin anlamlarıyla incelemiş, birçok sırrını ve mucizesini öğrenmiş, alim haline gelmişlerdir. Her biri adeta birer müfessir olmuş; hatta birçoğu kendi ifadeleriyle “gerçek imanı aslen hapiste bulduklarını” açıkça dile getirmişlerdir.

Dolayısıyla ortada Rasim Ozan Kütahyalı’nın lanse etmeye çalıştığı gibi “Adnan Oktar grubunu bitirmek” gibi bir amaç olmadığından, arkadaş grubunun sona ermesi de söz konusu olmamıştır. Tam tersine Devletimiz’in arzu ettiği ve planladığı üzere müvekkil ve arkadaşları bu operasyonun ardından her yönden hayır, bereket, sağlık, iyilik, güzellik bulmuşlar ve gelişim kaydetmişlerdir. Rasim Ozan Kütahyalı da -farkında bile olmadan- bu gelişim ve güçlenme sürecinin destekçilerinden biri olarak görev yapmıştır.

SONUÇ OLARAK;

Herkes dünyaya Allah’ın takdir ettiği hayatı yaşamak ve kendisine belirlenmiş olan görevi yerine getirmek üzere gelir. Mümin sonsuz öncede -Kalu Bela’da- Allah’a sevgisinde sadık ve vefalı kalacağına dair söz vermiştir. Dünya hayatı ise bu sözünde durduğuna bizzat kendisinin şahit olması için yaratılmış bir imtihan ve eğitim alanıdır. Bir diğer deyişle mümin, cennetten gelen ve yine cennete giden bir varlıktır. Allah müminleri cennete hazırlayan vesileleri de kaderde sonsuz önceden yaratmıştır. Allah’ın mümin kulunun görüntüsünde yarattığı her detay cennet hayatının bir parçasını oluşturur ve onun cennetini güzelleştirmek için vardır.

Allah müminleri dostlarıyla, sevenleriyle ve kardeşleriyle birlikte yarattığı gibi, zahiren zorluk ve kötülük üreterek aslında onların hayrına hizmet edecek kişileri de müminlerle birlikte var etmiştir. Nasıl ki Hz. Muhammed (sav), Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi saldırgan müşriklerle, Hz. İbrahim Nemrud unvanıyla bilinen zorba bir kralla, Hz. Musa Firavun ile, Hz. Yusuf kendisine göz göre göre iftira atan kadınlarla, Hz. İsa kendi cemaati içinden çıkan bir hainle, Mehdi ise deccaliyet ile birlikte yaratıldıysa, her salih mümin de zorluk ve çile oluşturarak manevi eğitimine katkıda bulunacak kişilerle birlikte yaratılmıştır.

Bu kişiler imtihan ortamının bir gereği olarak vazifelendirildiklerinin şuurunda olmazlar. Kendi zekalarıyla tuzak kurduklarını, kendi iradeleriyle plan yapıp neticeye vardıklarını ve karar verdiklerini zannederler. Oysa Allah kaderde kendilerine ne yapmalarını yazdıysa yalnızca onu yaparlar ve hangi role kilitlendilerse o rolün içinde yaşarlar. Allah’ın dilediğinin dışına çıkamadıklarının farkında dahi olmadan, en çok karşıtlık, öfke ve haset duydukları kişilere yani salih müminlere hizmet ederler. Bu kişilerin müminlere sağladığı hayır, katkı ve güzellikler bir müminin kendi çabasıyla elde edebileceğinden çok daha fazla ve değerlidir. Üstelik bu insanların sağladığı katkı sadece manevi eğitim ve derinlikle de sınırlı kalmaz; Allah’ın bir lütfu ve nimeti olarak, müminlerde fiziksel açıdan da somut ve gözle görülür bir kazanca, hayra vesile olurlar.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 13.09.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir