MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN TEKZİPTİR
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN HANIM ARKADAŞLARIYLA ARASINDAKİ GÜÇLÜ VE SARSILMAZ SEVGİYİ KISKANANLAR, ÇİRKİN İFTİRALARIYLA İNTİKAM ALMAYA ÇALIŞMAKTADIRLAR
Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya hakkında yürütülen soruşturmaya fuhuş isnadının da eklendiğine ilişkin bazı haberlerde, konuyla hiçbir ilgileri bulunmamasına rağmen müvekkil Adnan Oktar’ın ve hanım arkadaşlarının isimlerine de yer verilmiştir.
Bazı basın mensuplarının, müvekkilin adını hiçbir somut temele dayanmayan olaylarla ilişkilendirerek her fırsatta gündeme getirmesi; gazetecilik etiği, hakkaniyet ve sorumlu yayıncılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu ısrarlı tutum, söz konusu kişilerin müvekkil Adnan Oktar’ın ismini zihinlerinden çıkaramadıkları ve müvekkili her konunun içine dahil etmeyi alışkanlık haline getirdikleri izlenimini doğurmaktadır.
Müvekkilin ve hanım arkadaşlarının isimlerinin bu nitelikteki haberlere dahil edilmesi, hiçbir delile veya bilgiye dayanmayan, son derece ağır ve çirkin bir iftiradır. Tertemiz ve masum insanları, haklarında bu yönde herhangi bir iddia ya da delil bulunmaksızın böylesine onur kırıcı isnatlarla ilişkilendirmek; hukuken kabul edilemez olduğu gibi dinen ve vicdanen de ağır bir sorumluluk doğurmaktadır.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandıkları hiçbir dava dosyasında fuhuş iddiası bulunmamaktadır
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının bugüne kadar yargılandıkları HİÇBİR dava dosyasında, müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik fuhuş iftirası HİÇBİR ZAMAN yer almamıştır. 1999 yılındaki polis operasyonunda da, sonraki dava dosyalarında da bu yönde bir ima dahi bulunmamaktadır.
- 2018 yılında yapılan polis operasyonundan sonra müvekkil ve arkadaşları hakkında hazırlanan polis fezlekesinde 33 ayrı suç sayılmıştır. Tamamı iftira olan, hiçbir somut delili olmayan, hatta hiç kimsenin inanmayacağı kadar abartılı suç isnatlarının arasında dahi müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik böyle çirkin bir iftira yer almamıştır.
- Bu 33 suç isnadı kamuoyunda bir infial oluşturmak için kullanılmış; ardından hazırlanan iddianamede suç isnatlarının sayısı düşürülmüştür. Suç isnatlarına dair tek bir somut delil bulunmayan bu iddianame için duayen hukukçu Sn. Prof. Dr. Ümit Kocasakal “bu bir iddianame değil dedikoduname” ifadesini kullanmıştır. TÜRKİYE’NİN EN TECRÜBELİ HUKUKÇULARININ “DEDİKODUNAME”, “İFTİRANAME” OLARAK TANIMLADIKLARI İDDİANAMEDE DAHİ FUHUŞ İFTİRASI YER ALMAMIŞTIR.
- 2018 yılında şafak operasyonu ile sabah 05.00’te, aynı anda 125 eve polis baskını düzenlenmiştir ve TEK BİR UYGUNSUZ DURUMLA karşılaşılmamış, HİÇBİR EVDE GAYRİ AHLAKİ BİR ORTAM GÖRÜLMEMİŞTİR; TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU, TERTEMİZ, NAMAZ KILAN, MÜTEDEYYİN İNSANLARIN KALDIĞI POLİSİMİZ TARAFINDAN DA BİZZAT GÖRÜLMÜŞTÜR. Aynı saatte rastgele başka 125 adrese polis baskını yapılsa, çok fazla gayri ahlaki durumla karşılaşılacağı açıktır. Ancak müvekkilin arkadaşlarının yaşantıları tertemiz, helal sınırları içinde olduğu, hepsi yüksek ahlaklı kişiler oldukları için TEK BİR UYGUNSUZ DURUMLA KARŞILAŞILMAMIŞTIR.
- Polis operasyonunun yapıldığı gün, gözaltına alınan 200 kişiye test yapılmıştır; BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU, ALKOL, HERHANGİ BİR YASAKLI MADDE ÇIKMAMIŞTIR. Halktan rastgele 200 kişi seçilip test yapılsa, çok fazla kişide uyuşturucu testi pozitif çıkacaktır.
- Nitekim günümüzde bunun örneklerini çok sık görmekteyiz. Örneğin yakın zamanda Keçiören Belediyesinde çalışan 171 kişiden 129’unun uyuşturucu testi pozitif çıkmıştır. Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu da testi pozitif çıktıktan sonra, “ortamlarda ikram ediyorlar, kıramıyorum” açıklaması yapmıştır. Zaman zaman yapılan uyuşturucu operasyonlarında, gözaltına alınan 10 kişiden genellikle 7’sinin uyuşturucu testi pozitif çıkmaktadır. ANCAK MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ARKADAŞ GRUBUNDAN BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU BULUNMAMIŞTIR.
- Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla ilgili suç isnatlarına hiç kimse inanmamaktadır; yıllarca göz önünde bulunan, inancını, dünya görüşünü kitaplar, belgeseller, yayınlar, konferanslar, afişler ve sergiler ile tüm dünyaya anlatan arkadaş grubuyla ilgili en inanılmayan, yalan olduğu en aleni olan konu ise bu fuhuş iftirasıdır.
- Tek bir kişi dahi müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşları için böyle uygunsuz bir iddiada bulunmamıştır; bulunamaz. Müvekkilin hanım arkadaşlarının tek bir kişiyle dahi bir görüntüsü, herhangi bir bağı bulunmamaktadır. BUGÜNE KADAR TEK BİR KİŞİ BİLE MÜVEKKİLİN HANIM ARKADAŞLARININ İFFETİNİN, ASALETİNİN, KALİTESİNİN, SAYGINLIĞINININ, TİTİZLİĞİNİN ALEYHİNE BİR İDDİADA BULUNMAMIŞTIR, BULUNAMAZ.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşları çok iffetli, onurlarına düşkün, iyi yetişmiş, titiz ve Adnan Bey’e delicesine aşık kadınlardır. Bu herkesçe bilinen ve gıpta edilen bir gerçektir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının iffeti, temizliği, ölçülü ve asil davranışları, görgüleri, yüksek ahlakları herkesçe bilinen özellikleridir. En önemli ve dikkat çekici özelliklerinden biri ise, müvekkil Adnan Oktar’a olan derin ve delicesine sevgileri, bağlılıkları ve yakınlıklarıdır. Dokuz yıldır birbirlerini görmemelerine rağmen, örneği görülmemiş şekilde tutku, vefa, aşkla Adnan Bey’e bağlıdırlar.
Müvekkilin hanım arkadaşlarının hepsi çok iyi eğitim görmüş, ülkemizin en seçkin liselerinde okumuş, üniversite mezunu, 2-3 dil bilen, kültürlü, seçkin ailelere mensup, görgülü, kaliteli ve ağırbaşlı ortamlarda yetişmiş, asil, zarif, onurlu, çok iffetli ve davranışlarında son derece titiz, başkalarıyla göz göze gelmekten dahi imtina eden hanımlardır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının yüzlerinden iffet nuru açıkça görülmektedir; hiç kimsenin görmediği kadar tertemiz, nurlu, güzel ahlaklı, haysiyetli hanımlardır.
Sabah 05.30’da ani bir sabah baskını olmasına rağmen, evlerin tamamında gayri ahlaki bir duruma rastlanmaması, temizliklerinin bir delilidir. Her evde polise düzgün kıyafetleriyle, sükûnet içinde, hiçbir direnme veya telaş göstermeden kapılarını açmışlar; tüm süreç boyunca nezaketli ve sabırlı bir tavır göstermişlerdir.
Evlerine baskın yapılarak telefon ve bilgisayarlarına el konulan bu hanımların hiçbirinin telefon veya bilgisayarında herhangi bir suç unsuru veya gayri ahlaki bir belgeye rastlanmamıştır. Aslında polis operasyonu ile bu camianın ne kadar yüksek ahlaklı, iffetli, kanunlara uygun yaşayan tertemiz insanlar oldukları teyit edilmiştir.
Müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarının birbirlerine düşkünlükleri, delicesine sevgi ve bağlılıkları, çevrelerindeki herkes tarafından hayranlıkla ve gıptayla izlenmektedir. Bu hanımlar, emniyette ve duruşmalardaki beyanlarında da müvekkil Adnan Oktar’a olan sevgilerini, güvenlerini, bağlılıklarını, sadakatlerini çok güçlü şekilde ifade etmişlerdir. En önemlisi, cezaevi, itibarsızlaştırma, mallarının ellerinden alınması gibi çok ciddi tehditlere rağmen, Adnan Bey’e olan aşk derecesindeki sevgilerinden asla vazgeçmemişler; cezaevini, iftiraları, mallarına el konmasını, işlerinden çıkarılmayı göze almışlar; sevgilerini ve bağlılıklarını somut olarak da defalarca ispatlamışlardır.
Müvekkilin hanım arkadaşları, sahip oldukları inanç ve dünya görüşü, üstlendikleri sorumluluklar ve sürekli göz önünde bulunmaları nedeniyle, bazı çevrelerin kendilerine iftira atabileceğinin, haklarında gerçek dışı iddialarda bulunabileceklerinin de farkında oldukları için geçmiş yıllardan itibaren kimseyle tek başlarına görüşmemeyi tercih etmişler, mutlaka kalabalık veya yanlarında kendilerine tanıklık edebilecek güvendikleri bir kişiyle hareket etmeye özen göstermişlerdir. Duruşmalardaki beyanlarında da bu konuya özellikle dikkat çekmişler, kendilerini güvende, rahat hissetmedikleri ortamlara girmediklerini belirtmişlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşları, ayrıca güvendikleri, kendilerine hiçbir zarar gelmeyeceğini bildikleri müvekkilin bulunduğu ortamlarda ve TV yayınlarında dekolte giyebildiklerini, diledikleri gibi özgürce davranabildiklerini; ancak Kur’an ayetinin de hükmü gereği, gözle, sözle veya davranışla incitilebileceklerini düşündükleri, riskli gördükleri ortamlarda Kur’an‘ın emrine uyarak, Ahzab Suresi 59. ayetinin hükmüne göre daha kapalı giyindiklerini açıklamışlardır.
Ahzab Suresi’nin 59. Ayetinde şöyle bildirilmektedir:
– Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız –
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Ahzab Suresi, 59)
İffetli kadınlara iftira atanlar lanetlenmişlerdir; bu kişilerin sözlerine bir daha güvenilmeyeceğini Allah bildirmektedir
Ayetlerin açık hükmüne göre, iffetli kadınlara iftirada bulunanların, iddia ettikleri olaya tanık olan en az 4 şahit getirmeleri gerekmektedir. Kur’an’da, 4 şahit getiremedikleri halde iftirada bulunanların cezalandırılmaları gerektiği bildirilmekte ve hem dünyada hem da ahirette lanetlenmektedirler. Elbette günümüzde cezalandırılma, Türk Ceza Kanunu’na göre yapılmaktadır ve olması gereken de budur. Ancak iffetli kadınlara iftiranın hem Kur’an’ın hükmüne göre haram hem kanunlarımıza göre yasak olduğunu hatırlatmak açısından önemlidir.
İffetli müslüman kadınlara zina suçunda bulunanların şahitliklerinin sonsuza kadar kabul edilmeyeceğini Allah bildirmektedir. Yani müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarına iftira atanlar, iftiralarına delil de getiremeyecekleri için, Kur’an’a göre sözleri sonsuza kadar güvenilmezdir.
Kur’an’daki ilgili bazı ayetler şöyledir:
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahit getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (Nisa Suresi, 4)
Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun… (Nisa Suresi, 15)
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzâb Suresi, 58)
Müvekkil ve hanım arkadaşlarına iftira atanlar, herkesi kendileri ve yakın çevreleri gibi bilen kişilerdir
Müvekkil Adnan Oktar, kendisine ve hanım arkadaşlarına bu şekilde iftira atanların kendilerinin bu tür hayatlar yaşadıklarını; fuhuş, zina gibi gayri ahlaki, haram olan ortamların bu kişilerin ve çevresindekilerin, kızlarının, eşlerinin, arkadaşlarının, yakınlarının doğal ortamı olduğunu; bu nedenle de “kişiyi nasıl bilirsin, kendim gibi bilirim” diyerek, çok rahat iftira atabildiklerini belirtmektedir.
Bu kişiler için bu tür ahlak dışı hayatlar hayatın doğal akışıdır; bu nedenle müvekkilin arkadaşları gibi genç, güzel, kaliteli, sağlıklı insanların bu kadar iffetli, helal, tertemiz bir hayat yaşayabileceklerini hayal dahi edememektedirler.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının hepsi
Allah’a derin bir imanla bağlı
Allah’tan çok korkup sakınan
İffetli
Tertemiz
Ölçülü
Asil
Görgülü
Yüksek ahlak sahibi
Fedakar
Vefalı
Cesur,
Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan
Müvekkil Adnan Oktar’a karşı derin ve tutkulu sevgileri olan
Çok iyi eğitimli, ülkemizin en seçkin liselerinde okumuş, üniversite mezunu, 2-3 dil bilen,
Kültürlü,
Çok güzel, bakımlı,
Seçkin ailelere mensup,
Kaliteli
Ağırbaşlı
Zarif,
Onurlu,
Davranışlarında son derece titiz,
Başkalarıyla göz göze gelmekten dahi imtina eden
Yüzlerinde iffetin nuru açıkça görülen hanımlardır.
Sabah 05.30’da ani bir sabah baskını olmasına rağmen, evlerin tamamında gayri ahlaki bir duruma rastlanmamıştır
Her evde polise düzgün kıyafetleriyle, sükunet içinde, hiçbir direnme veya telaş göstermeden kapılarını açmışlar; tüm süreç boyunca nezaketli ve sabırlı bir tavır göstermişlerdir.
Evlerine baskın yapılarak telefon ve bilgisayarlarına el konulan bu hanımların hiçbirinin telefon veya bilgisayarında herhangi bir suç unsuru veya gayri ahlaki bir belgeye rastlanmamıştır.
Aslında polis operasyonu ile bu camianın ne kadar yüksek ahlaklı, iffetli, kanunlara uygun yaşayan tertemiz insanlar oldukları teyit edilmiştir.
Müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarının birbirlerine olan tutkulu ve derin sevgilerinin zerresini dahi asla bulamayarak haset edenler iftira ile acılarını dindirmeye çalışmaktadırlar
Müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarının birbirlerine derin bir sevgiyle bağlı olmaları, hanım arkadaşlarının müvekkile olan güçlü sevgilerini, hayranlıklarını, bağlılık ve düşkünlüklerini her imkanda hissettirmeleri; hepsinin çok güzel, bakımlı, eğitimli, modern, kaliteli, görgülü, mütedeyyin, tertemiz, iffetli kadınlar olması, bazı kişilerde öfke ve kıskançlık gibi yoğun kötülük hislerine sebep olmaktadır.
Güzel özelliklere gıpta etmek, iyi niyetli bir insanı daha iyi olmaya özendirip teşvik ederken; kötü niyetle haset eden bazı kişilerde iftira, dedikodu, itibarsızlaştırma gibi ahlaksız davranışları motive etmektedir. Müvekkil Adnan Oktar’ın kendisine hayran, kendisini çok büyük bir coşku ve tutkuyla seven yüzlerce hanım arkadaşı varken, bu kişiler kendilerini gerçekten seven, saygı ve hayranlık duyan, kendisine koşulsuz bağlı tek bir kişi bile bulamamanın hırs ve öfkesini taşımaktadırlar. Bu kişiler kendilerinde olmayıp müvekkilde bulunan başarı, çekicilik, sevgi veya ilgi karşısında acı duymaktadırlar. Müvekkilin ve arkadaşlarının aralarındaki karşılıklı sevgi ve bağlılığa sahip olmadıkları için intikam mantığı ile, müvekkil ve arkadaşlarını itibarsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarına iftira atanların durumu aynı bu şekildedir.
Bu iftiraları atanlar, son derece kalitesiz, fiziksel özelliklerinden hoşnutsuz, bakımsız, akılsız, görgüsüz, sevgisiz, bencil, bitap, zevksiz kişilerdir. Bu kişilerin maddi imkanı olsa dahi, ruhları fakir ve kalitesiz olduğu için paralarıyla da bir kalite sağlayamamaktadırlar. Hiçbir zaman kendilerini gerçekten seven, ruhlarına zevk veren, karşılıklı olarak tutkuyu, sadakati, vefayı, sevgiyi, fedakarlığı, bağlılığı yaşayacakları tek bir kişi bile bulamazlar. İlişkilerinin hep çıkara, gösterişe bağlı olduğunu, karşılıklı olarak birbirlerine zor tahammül ettiklerini bilerek yaşamaktadırlar. Bu aslında cehennem gibi bir ortamdır.
Hayatında hiç gerçek sevgi görmemiş, gerçek anlamda sevilmemiş ve sevmemiş, insanları tehdit ederek, kötüleyerek, iftira atarak kendini yükseltmeye çalışmış bu insanlar, içinde bulundukları cehennemden, müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşlarının, her türlü zorlukta dahi yaşadıkları derin ve tutkulu sevgiyi, ruh güzelliği, kaliteyi ve nuru gördüklerinde, derin haset ve intikam duygularında adeta boğulmaktadırlar.
Hasetlerinin intikamını almak için de, tertemiz, iffetli, masum hanımları sözleriyle güya kirletmeye, itibarsızlaştırmaya çalışmaktadırlar. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz. Bu kişilerin hiçbir sözü veya iftirası müvekkil Adnan Oktar’ı veya tertemiz hanım arkadaşlarını zarara uğratamamaktadır.
Hatta müvekkil Adnan Oktar, bu haset içinde kavrulan kişiler kendisine saldırdıkça, sağlığının, dinçliğinin, enerjisinin çok daha güçlendiğini, arkadaşlarının sevgisinin ve bağlılığının çok daha arttığını belirtmektedir. Hz. Mehdi’nin talebesi olarak, Hz. Mehdi’de olduğu gibi, vuruldukça kendisinin de sırtının genişlediğini görmektedir:
Mümin şahıs (Hz. Mehdi) Deccal’i görünce: “Ey insanlar! Resulullah’ın zikrettiği Deccal işte budur” der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: “Onu alın da yaralayın” der. Artık O ZATIN SIRTI VE KARNI DÖVE DÖVE GENİŞLETİLİR. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal’in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (Hz. Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40)
Hadiste Hz. Mehdi’nin “sırtından ve karnından dövüle dövüle genişletilmesi” müteşabih olarak ifade edilmiştir. Bu benzetmeyle Hz. Mehdi’nin ününün, durmadan ilan edilip yayıldığı kast edilmektedir. Bu ün yayma, Deccal taraftarları tarafından yapılacağı için bu propagandanın olumsuz eylemlerle yani Hz. Mehdi’ye yönelik karalama, iftira, hakaretler şeklinde olacağı açıktır.
Peygamberimiz (sav) devrinde İslam düşmanları, Peygamberimizi kendilerinece kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygamberimiz (sav)’e cahilce çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin şeklinde iftiralar atıyorlardı. Ahir zamanda da Deccali düşüncenin tarafında olanlar Hz. Mehdi’yi kötüleyecekler, kendilerince halkın nazarında itibarını sarsmaya çalışacaklardır. Ancak Hz. Mehdi bu şekilde tanınacak, ünlenecek ve Deccalin saldırıları karşısındaki metaneti, sabrı, iman gücü, Allah sevgisi ve vefasını göstermesiyle halk tarafından sevilecektir.
Müvekkil Adnan Oktar da aynı şekilde, Peygamber Efendimizin sünnetine uygun olarak ve kendisini talebesi olarak gördüğü Hz. Mehdi’nin bir özelliği olarak, kendisine saldırılar oldukça “sırtı genişlemekte” yani ünü, gücü ve şevki artmaktadır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşları Türkiye’deki laik-antilaik, tesettürlü-tesettürsüz kutuplaşmasını ortadan kaldırmışlardır
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının, A9 TV’deki canlı yayınlardaki anlatımları, kıyafetleri ve görünümleri, Türkiye’deki giderek tırmanan laik-antilaik kutuplaşmasını sona erdirmiştir. Bu hanımlar, dekolte giyen, makyaj yapan, plaja giden hanımların da dindar olabileceklerini, Kur’an okuyup namaz kılabileceklerini, hacca gidip oruç tutabileceklerini; Müslümanların da çok güzel ortamlarda yaşayabileceklerini, şık ve bakımlı olabileceklerini göstermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dindar sağ bir partinin ilk kez bu kadar uzun süreli iktidara gelmesi, ilk kez sahil şehirlerinde yüksek oy alması, müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarının vesilesiyle olmuştur. Modern, eğitimli, güzel, bakımlı, şık, neşeli, medeni, kültürlü Müslüman kadın modelini gören gençler, sahil şehirlerindeki insanlar, üniversiteliler, Kadıköylüler vb her kesimden insan, mevcut yaşantısını devam ettirirken dindar da olabileceğini canlı olarak görmüş, dindarlığa, Müslümanlığa özenmiştir.
Müvekkilin hanım arkadaşlarına iftira atanların büyük bir bölümü, bu gerçeği çok iyi bilmelerine rağmen, kıskançlık ve çekememezlik hisleriyle bu masum ve temiz hanımları karalamaktadırlar.
Müvekkil Adnan Oktar’ın bazı hanım arkadaşlarının fotoğraflarında görüleceği gibi yüzlerindeki asalet, temizlik, aydınlık ve iffet, atılan iftiraların geçersizliğini göstermektedir
Pınar Akkaş Hanımefendi, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, ardından Rehberlik Psikolojik ve Danışmanlık ve en son Tarih bölümlerinden mezun olmuştur. Daha sonra çocuk eğitimi alanında yazarlık çalışmalarına ağırlık vererek “Çocuğunuzu Büyütürken Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Yolları” adlı bir kitap yazmıştır. Yazarlığın ardından televizyon programcılığına yönelmiş, Dr. Oktar Babuna’yla birlikte A9 TV’de yayınlanan “Yaşam ve Sağlık” programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir. Türkiye’nin önde gelen tıp profesörlerinin katıldığı yaklaşık yüz bölümlük bu programda Dr. Babuna’yla beraber insan vücudunun mucizevi özelliklerini ele almış, Yaratılış gerçeğine dikkat çekmiştir. Öte yandan yine A9 TV’de Dr. Erel Aksoy ile birlikte “İçimizdeki Mucize” adlı bilim içerikli bir programa daha imza atmıştır.Her daim nezaketi, sevgisi, fedakarlığı, asaleti, iffeti, güzel ahlakı, çok güçlü sabrı, Allah sevgisi ve inancı, zekası ile bilinen, arkadaşları ve tanıyanlar tarafından çok sevilerek takdir edilen bir hanımefendidir. |
Gülşah Baloğlu Hanımefendi, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezundur. İyi derecede İngilizce ve Almanca bilmektedir. A9 TV’de uzun yıllar iman hakikatleri ve bilimsel konularda sohbet programları sunmuştur. Çok tevazulu, insanlara, çiçeklere, hayvanlara karşı sevgisi ve şefkatiyle örnek, çok zeki, çok başarılı ve yetenekli, iffeti, tertemiz ahlakı, dürüstlüğü, samimiyeti, candanlığı, neşesi ve her konuda zevk sahibi olması, sanat ve estetiğe merakı ile bilinen; çok vefalı ve cesur bir hanımefendidir. |
Pınar Sezgin Hanımefendi; Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunudur.Çok iyi derecede İngilizce bilmektedir.Çok kaliteli, ağırbaşlı, tevazulu, nezaketli, zarif, samimi, iffetli, haysiyetli, vefalı, güzel ahlaklı, seçkin, dindar, cesur, yetenekli bir hanımefendidir; çok vicdanlı ve fedakardır; tertemiz bir ahlaka sahiptir; asaleti ve kalbinin temizliği yüzünden hemen anlaşılmaktadır. |
Gizem Köknar Hanımefendi, anne tarafından Musevi, baba tarafından ise Selanik kökenli, İzmir’in tanınmış ailelerindendir. İlk ve orta öğrenimini köklü eğitim kurumlarından İzmir Özel Türk Koleji’nde tamamlamış; üniversite eğitimini LaSalle College’de Moda Tasarım üzerine almıştır. İyi derecede İngilizce, Almanca ve İspanyolca bilmektedir. Doğaya, hayvanlara, sanata olan ilgisi, Türkiye standartlarının çok üzerinde bir güzelliğe sahip olmakla birlikte dikkat çeken tevazulu, nezaketli, sevecen, şefkatli ve asil tavrıyla, çok güzel bir ahlaka, tertemiz, onurlu bir hayata sahiptir. Cesareti, vefası, nezaketiyle çok örnek bir hanımefendidir. ![]() |
Sinem Tezyapar Hanımefendi, Kadıköy Anadolu Lisesi’ni takdir belgesi ile bitirdikten sonra, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünü derece ile kazanmıştır. Müvekkil Adnan Oktar’la tanışmasının ardından biyomimetik, biyoelektrik, moleküler biyoloji, canlılardaki teknoloji gibi alanlara yönelerek, Yaratılış’ın delilleri üzerine uzun yıllar süren çalışmaları olmuştur. Çok zeki, çok çalışkan, İslam’ın lehine gece gündüz fedakarane gayret gösteren, çok kültürlü, onurlu, iffetli, tertemiz bir hayatı olan, asil, sevgi dolu, güzel ahlaklı bir hanımefendidir. |
Tuba Babuna Hanımefendi, Türkiye’nin önde gelen hekimlerinden ve düşünce insanlarından Prof. Dr. CEvat Babuna’nın kızıdır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat bölümünden mezun olmuştur. Yüksek lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Ekonometri bölümünde tamamlamıştır. Ardından Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğrenim hayatına devam etmiştir. İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı olan, Türkiye’nin değerli bir piyanistinden uzun yıllar piyano dersleri almıştır Gençlerin eğitimi konusunda çeşitli projelerde çalışmıştır. Bu kapsamda ilkokul ve ortaöğretim seviyesinde eğitici hikaye kitaplarının hazırlanması ve yayına sunulması projelerinde kapsamlı görev almıştır. Almanca ve İngilizce bilmektedir. Üniversite yıllarından itibaren, İslam ahlakının yayılması için fedakarane çalışmaları olmuştur; çevresinde merhameti, sevecenliği, tevazusu, çok temiz ahlaklı, iffetli, haysiyetli ve asil tavrı ile tanınmaktadır. |
Gülay Pınarbaşı Hanımefendi, Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Yüksek Hemşirelik Bölümü’nde öğrenim görmüştür. 1989 yılında mankenliğe başlamış, 1990’da “Miss Globe Türkiye Güzeli” seçilmiştir. “Ölümsüz Diriliş”, “Kelebekler Sonsuza Uçar”, “İskilipli Atıf Hoca” gibi dini ağırlıklı sinema filmlerinde başrol oynamıştır. 1991-1992 yılları arasında Aktüel Kreasyon isimli dergide moda editörlüğü ve halkla ilişkiler müdürlüğü yapmıştır. 1993 yılında müvekkil Adnan Oktar ile tanışarak İslami yaşam tarzını seçmiştir. Aynı yıl Vakit Gazetesi’nde yazarlık yapmaya başlamıştır. 1994 -2017 yılları arasında Milli Gazete’de köşe yazarlığı yapmış, 23 yıl boyunca düzenli olarak makaleleri yayınlanmıştır. 1994 yılının Şubat ayında Refah Partisi’ne katılmış, bu katılım yurt çapında büyük yankı uyandırmıştır. “Yeniden İslam’a” ve “İslam’ın Yükselişi” adında iki kitap yazmıştır. Uluslararası İslam Dünyası Gazeteci ve Yazarlar Derneği tarafından “2012 Yılının Yazarı“ ödülüne layık görülmüştür. Sabrı, vefası, dindarlığı, güzel ahlakı, çalışkanlığı, fedakarlığı ile bilenen Gülay Hanımefendi, iffetli, dürüst ve tertemiz bir hayat sürmektedir. |
Selda Göktan Hanımefendi, İstanbul Amerikan Robert Koleji’ni bitirdikten sonra Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık bölümünde öğrenim görmüştür. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İtalyan Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur. Profesyonel alanda fotoğrafçılık ve PHP bilgisayar programcılığı eğitimi almıştır. İngilizce, İtalyanca ve Almanca dillerinde çevirmen ve editör olarak siyasi, sosyal, bilimsel ve eğitim içerikli birçok önemli esere ve kitap serisine imza atmıştır. Bunlardan bazıları Einstein’ın Sırrı/Görelilik Görece Kolaylaştı, Sosyal Zeka, Başarının Yeni Bilimi, Dario Fo’nun Biyografisi gibi tanınmış kitaplardır. Son derece zeki, çalışkan, fedakar, kültürlü, görgülü, çok tevazulu, sevgi dolu, tertemiz bir ahlaka ve hayata sahip, çok cesur, vefalı, sevgi dolu, merhametli, efendi ahlaklı bir hanımefendidir. |
Serap Akıncıoğlu Hanımefendi, lise eğitimini tamamlamasının ardından International School’da İngiliz dili üzerine eğitim görmüştür. Daha sonra küçük yaşlarından itibaren sanata ilgi duyuyor olması onu bu yönde bir eğitim almaya yönlendirmiş, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sanat eğitimi almıştır. O yıllarda katıldığı “Yüz Güzeli Yarışması”nda birinci seçilmesinin ardından fotomodelliğe başlamıştır. Aldığı oyunculuk tekliflerini değerlendirerek “İz Peşinde”, “Tetikçi Kemal”, “Danimarkalı Gelin”, “Güneş Yeniden Doğar” gibi çeşitli film ve televizyon dizilerinde ve reklam filmlerinde rol almıştır. “Danimarkalı Gelin” filmi ile 1993 Birleşik Sanatçılar Derneği’nin verdiği “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanmıştır. Çeşitli özel televizyon kanallarında sevilen programlarda sunuculuk görevi üstlenmiştir. 1994 yılında müvekkil Adnan Oktar ile tanıştıktan sonra hayatını tamamen değiştirmiş ve kendini Allah’a adayarak dine yönelmiştir. O günden sonra Yeni Asya Gazetesi’nde ve çeşitli dergi ve internet gazetelerinde düzenli olarak köşe yazıları yayınlanmaya başlamıştır. Bu dönemde yazdığı yazılarını “Nur’a Yöneliş” ve “Rab’be Daha Yakın” isimli iki kitapta biraraya getirerek yayınlamıştır. Daha sonra A9 TV’de kendi ismiyle program yapmaya başlamıştır. İngilizce, Arapça ve Fransızca bilmektedir. Serap Hanımefendi, dine yöneldiği günden itibaren, İslam ahlakının yayılması için gece gündüz fedakarane çalışmalar yapmış, çok vefalı, samimi, tertemiz ve iffetli bir yaşantısı olan, dürüst, haysiyetli ve çok yetenekli bir kişiliğe sahiptir. |
Didem Ürer Hanımefendi, orta ve lise öğrenimini İstanbul (Erkek) Lisesi’nde tamamlamış, İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Ardından Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde öğrenim görmüştür. Uzun yıllar modellik yapmış, pek çok defile ve moda gösterisine katılmıştır. Bu süreç içerisinde 60’a yakın reklam filminde oynamış, Türkiye’nin önde gelen moda, sanat ve magazin dergilerinin kapağında yer almıştır. İlerleyen yıllarda müvekkil Adnan Oktar ile tanıştıktan sonra İslami yaşam tarzını seçmiş, modellik kariyerine son vermiştir. Çok iyi düzeyde İngilizce ve Almanca, iyi düzeyde Arapça bilmektedir. Zekası, çalışkanlığı, vicdanı, fedakarlığı, vefası, sevgisi, güzel ahlakı, kültürü, görgüsü, tevazusu, merhameti, dindarlığı, iffeti, tertemiz hayatı, güzelliği ile çok güzel bir örnek teşkil eden bir hanımefendidir. |
Aslı Efeoğlu Hanımefendi, Türkiye’nin tanınmış, sanatçı bir ailesine mensuptur. Dedesi Ali Şen, Türk sinemasının en önemli karakter oyuncularındandır. Yine Türk sinemasının usta isimlerinden olan ve pek çok defa “En İyi Oyuncu” ödülüne layık görülen usta oyuncu Şener Şen’in yeğenidir. Annesi İnci Şen ise tanınmış bir dizi ve sinema oyuncusudur. Lise öğrenimini Fransızca eğitim veren ve ülkemizin pek çok başarılı kadınını yetiştiren tarihi ve köklü okullarından İstanbul Özel Notre Dame de Sion Fransız Koleji’nde bitirmiştir. Ardından İstanbul Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde öğrenimine devam etmiştir. İleri düzeyde Fransızca ve İngilizce bilmektedir. Aslı Hanım da diğer arkadaşları gibi çok saygın, görgülü, asil, iffetli, tertemiz bir ahlaka ve hayata sahip, vefalı, cesaretli, sevgi ve merhamet sahibi, çok fedakar, çok zeki bir hanımefendidir. |
Eda Babuna Hanımefendi, Türkiye’nin önde gelen hekimlerinden ve fikir adamlarından Prof. Dr. Cevat Babuna’nın kızıdır. Notre Dame De Sion Fransız Koleji’nin ardından Bilgi Üniversitesi Uluslarası ilişkiler bölümünde öğrenim görmüştür. Müvekkil Adnan Oktar ile tanıştığı yıllardan itibaren kendini fikir ve maneviyat alanında sosyal çalışmalara adamıştır. Bu kapsamda Teknik Bilim Araştırma Vakfı bünyesinde gerçekleştirilen siyasi ve sosyal alandaki çalışmalarda aktif rol üstlenmiştir. Türk İslam Birliği ülküsü doğrultusunda faaliyet gösteren merhum babasının da mensubu olduğu Aydınlar Ocağı, Milli Türk Talebe Birliği gibi kuruluşların da faaliyetlerini yakından takip etmiş, manevi ve sosyal toplumsal gelişim, gençlerin eğitimi, Türkiye’nin Ortadoğu ve dünyadaki rolü ve gücü, İslam ülkelerinin birliği, milli eğitimde kalite ve maneviyata ağırlık verilmesi ve devletin bölünmez bütünlüğünü destekleyici projelerde görev almıştır. 12 yıl profesyonel olarak tenis oynamış, birçok turnuvada derece almıştır. İleri düzeyle Fransızca ve İngilizce bilmektedir. Diğer hanım arkadaşları gibi Eda Hanımefendi de, tertemiz, iffetli bir hayatı olan, çok görgülü, donanımlı, sevgi dolu, merhametli, kaliteli, fedakar, vefalı, çalışkan, dindar ve samimidir. |
Merve Büyükbayrak Hanımefendi, tanınmış, sanayici bir aileye mensuptur. Daha küçük yaşlardan itibaren başarılı bir öğrenci olarak okuduğu Özel Sankt Georg Avusturya Lisesi’ni üçüncülükle bitirmiştir. Aile mesleğini devam ettirme konusunda bir gelecek planladığı için üniversite tercihini bu yönde yaparak Marmara Üniversitesi İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi İşletme bölümünde eğitim görmüştür. Başarılı ve aktif hayatı, mükemmel entelektüel birikimi ile sosyal konularda da çok yönlü olarak kendisini göstermiştir. Küçük yaşlarından itibaren üyesi olduğu Yeşilköy Spor Kulübü ve Büyük Kulüp’te uzun yıllar tenis oynamıştır. Çok iyi derecede Almanca ve İngilizce, orta derecede Fransızca bilmektedir. Sevgisi, fedakarlığı, vefası, cesareti, şefkati, kültürü, görgüsü, yetenekleri, dindarlığı, iffeti, tertemiz hayatı ve en zor koşullarda dahi gösterdiği sabır ve dirayetle, müvekkilin diğer arkadaşları gibi çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. |
Pınar Akkaş
Gülşah Baloğlu
Pınar Sezgin
Gizem Köknar

Sinem Tezyapar
Tuba Babuna
Gülay Pınarbaşı Hanımefendi,
Selda Göktan Hanımefendi
Serap Akıncıoğlu
Didem Ürer
Aslı Efeoğlu
Eda Babuna
Merve Büyükbayrak