MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU
Sayın Veli Ağbaba, bir süre önce Adnan Oktar davasına ilişkin bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamaları dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri dikkate almadan, hatta belki de hiç bilgi sahibi olmadan yaptığı açıktır. Ayrıca, kullandığı ifadelerin temel hukuk ilkelerine aykırı olduğu da görülmektedir.
SAYIN AĞBABA SİYASİ SORUMLULUĞU GEREĞİ SÖYLENTİLERE DEĞİL HUKUKİ DELİLLERE DAYANARAK HAREKET ETMELİYDİ
Veli Ağbaba yakın zamanda yaptığı açıklamada, Müvekkil’in arkadaşlarının iktidar tarafından hakim ve savcı olarak atandığını ve çeşitli devlet kurumlarına yerleştirildiğini iddia etmiş; ayrıca yargının cemaatler arasında paylaştırıldığını öne sürmüştür. Söz konusu açıklamayı, İstinaf 1. Ceza Dairesinin eski başkan ve üyeleri hakkında, müvekkil ve arkadaşlarıyla ilgili verdikleri beraat kararının ardından Yargıtay 5. Ceza Dairesinde dava açılmasını takiben yapmıştır.
Sayın Ağbaba bu açıklamayı yaparken maalesef sahip olduğu siyasetçi kimliğinin gerektirdiği dikkat ve sorumluluğa uygun hareket etmemiş; herhangi bir araştırma yapmaksızın veya müvekkil Adnan Oktar’ın avukatlarıyla görüşerek olayın gerçek mahiyetini öğrenmeye çalışmaksızın, yalnızca doğruluğu teyit edilmemiş dedikodulardan hareketle söz konusu iddiayı ortaya atmıştır.
2022 yılında, İstinaf 1. Ceza dairesi hakimleri, yerel mahkemenin müvekkil Adnan Oktar ve diğer sanıklar hakkında verdiği hukuka aykırı ceza kararlarını, tamamen hukuki ve kanuni gerekçelerle bozmuştur. Ancak hakimler, yalnızca hukukun gereğini yerine getirdikleri için sonrasında suçlu gösterilmeye çalışılmıştır.
Haklarında, hukuka aykırı ve dayanaksız gerekçeler ile gerçeği yansıtmayan isnatlara dayanılarak Yargıtay 5. Ceza Dairesinde dava açılmış ve yargılama süreci başlatılmıştır.
Basının bir bölümü ise; mesleki donanımları, deneyimleri ve hukuk alanındaki birikimleriyle yüksek yargıda görev almaya hak kazanmış bu saygın hakimlerin savunmalarına ve sundukları hukuki gerekçelere yer vermek yerine, müvekkile yönelik ağır husumetleriyle tanınan birkaç kişinin dayanaksız ve mantık dışı iddialarını öne çıkararak manşetlerine taşımıştır.
İstinaf 1. Ceza Dairesi, incelediği 711 hükümden yalnızca üçünü yerinde bulmuş; istinafa konu edilemeyen 58 hüküm dışında kalan 650 hükmün tamamını bozmuştur. Bozma kararlarının yaklaşık yarısı beraat verilmesi, diğer yarısı ise eksik soruşturma yapılması gerektiğine dayandırılmıştır. Yerel mahkeme hükümlerinin yüzde 91’inin kanunlara, somut delillere ve Yargıtay içtihatlarına dayanan gerekçelerle bozulması, ilk yargılamadaki ciddi hukuki eksiklikleri açıkça ortaya koymuştur.
Ancak istinafın bozma kararından sonra, hakimleri linç eden bir kamuoyu oluşturulmuş; heyet üyeleri hukuka aykırı biçimde görevden uzaklaştırılarak yerlerine, terör suçlarına ilişkin davalara bakan 27. Ceza Dairesinden özel olarak seçilen hakimler görevlendirilmiştir. Tüm bu gelişmeler, hukuk kurallarının açıkça ihlal edildiği bir süreçte yaşanmıştır.
Sayın vekil, bu süreçte yıllarını hukuka ve adalete adamış yüksek yargı hakimlerinin hukuki değerlendirmelerini, dosya kapsamını ve yapılan delile dayalı savunmaları dikkate almak yerine; bazı basın organlarında gazetecilik adı altında, toplumu manipüle etmekle görevlendirilmiş, derin devlet odakları tarafından yönlendirilen kişilerin ve kimi müştekilerin dayanaksız ve iftiraya dayalı beyanlarını esas almıştır. Bu şekilde hareket ederek makamının gerektirdiği sorumlulukla bağdaşmayan, temelsiz ve içerikten yoksun açıklamalarda bulunmuştur.
Oysa Sayın Ağbaba, çok basit bir incelemeyle gerçeği kolayca öğrenmesi mümkünken, doğruluğu teyit edilmemiş ve söylentiden öteye geçmeyen bir dedikoduyu esas almış ve herhangi bir somut temeli bulunmayan ve dedikodudan öteye geçmeyen bu isnatları kamuoyuna aktarmıştır.
SAYIN AĞBABA, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA 8 YILDIR YAPILAN HUKUK DIŞI MUAMELELERE SESSİZ KALMAKTADIR
Değerlendirmemize göre Sayın Ağbaba, dosyada suç teşkil edecek somut bir fiil bulunmadığını bilmektedir. Daha önce İstinaf tarafından verilmiş beraat kararı da bu tespiti desteklemektedir. Bu sebeple kendisinin tavrının dosyadaki delillerden ziyade Adnan Oktar ve çevresinin ortaya koyduğu KURAN’A dayalı din anlayışına duyduğu ideolojik mesafeden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Ancak toplumsal barışı, sevgiyi, çağdaşlığı ve özgürlüğü savunan insanların varlığından rahatsızlık duyulmasını gerektirecek haklı bir nedeninin bulunmadığı kanaatindeyiz.
Farklı dinlere, inançlara ve dünya görüşlerine sahip insanların SEVGİ, HUZUR ve ADALET içinde yaşayabileceği bir toplum için çaba gösteren müvekkil ve arkadaşları, bu doğrultuda uzun yıllardır kıymetli çalışmalar ortaya koymuşlardır. İslam’ın barışı ve özgürlüğü esas aldığını; kadına yüksek bir değer verdiğini; sanatı, estetiği ve güzelliği teşvik ettiğini; bütün canlıların ALLAH’IN bir tecellisi olarak korunması gerektiğini ısrarla anlatmışlardır. Bunun yanında, dini şiddetle ilişkilendiren bağnaz ve hurafeci düşünceye karşı güçlü bir fikri mücadele yürütmüşlerdir.
Böyle bir anlayışı benimseyen kişilerin ve aralarında genç kadınların da bulunduğu insanların sekiz yıldır gerekçesiz biçimde cezaevinde tutulması, vicdan sahibi herkesi rahatsız etmesi gereken bir durumdur. Sevgiye dayalı, çağdaş, nitelikli, eğitimli, demokrat ve özgürlükçü bir Müslümanlık modeli sunan bu topluluğa karşı yalnızca fikri farklılık nedeniyle ÖN YARGILI BİR TUTUMLA yaklaşılması hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.
Müvekkilin hanım arkadaşları operasyon günü bulundukları evlerinde TERS KELEPÇELENMİŞ, yere yatırılarak saatlerce bu şekilde bekletilmiş, üzerlerine postal ile basılarak polis köpekleri ile korkutulmuşlardır. Ters kelepçelenen bu hanımların tamamı hayatları boyunca devlete bağlılığını, güvenlik güçlerine karşı saygısını her durumda gösteren ,hayatları boyunca hiçbir suça karışmamış, eğitimli, güzel huylu, tertemiz genç kadınlardır. Bu hanımlar polis operasyonu sırasında en küçük bir karşı koymada bulunmamış, görevlilerin işlerini kolaylaştırmış, güvenlik endişesine sebep olacak hiçbir davranış içine girmemişlerdir.

Bu genç kadınların maruz kaldıkları bu dehşet verici muameleye ve bu görüntülerin basında ve sosyal medyada yayınlanmasına HİÇ KİMSE ve Sayın Ağbaba’nın şahsı da sesini çıkarmamıştır.
SAYIN AĞBABA 61 AİLE FERDİNİN ÇOCUKLARI CEZAEVİNDEYKEN VEFAT ETTİĞİNDEN HABERDAR MIDIR?
Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir yargılama süreci karşısında Sayın Ağbaba’nın kendisinden beklenen; bu mağduriyetleri açıkça gündeme taşıması, yaşananlara tepki göstermesi ve adalet talebine destek vermesidir. Çünkü söz konusu süreç yalnızca cezaevindeki kişileri değil, onların yakınlarını da derinden etkilemiştir.
Yaklaşık sekiz senedir tutuklu veya hükümlü bulunan bu kişilerin önemli bir bölümü, tutuklulukları devam ederken anne, baba ya da kardeşlerini kaybetmiştir. Bu süre içerisinde toplam 61 AİLE FERDİ VEFAT ETMİŞ, cezaevinde bulunan yakınları ise çoğu zaman son vazifelerini yerine getirme ve cenaze törenlerine katılma imkanından dahi mahrum bırakılmışlardır. Geride kalan aileler hem ayrılığın hem de peş peşe gelen kayıpların ağır yükü altında bırakılmıştır.
Bu insanlar; baskı altında beyanda bulunan şikayetçilerin ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şahısların sadece satır aralarında isimlerini geçirmeleri nedeniyle yüzlerce yıllık hapis cezalarına mahkum edilmişlerdir. Sayın Ağbaba’nın sekiz yıl boyunca yaşanan bu kayıplardan ve ailelerin içine düştüğü bu durumdan haberdar olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak bütün bu hususları öğrendiğinde meseleye ilişkin yaklaşımını yeniden değerlendireceğine inanıyoruz.
VEFAT EDEN ANNE-BABA ve KARDEŞLERİN BAZILARI
Sn. Ayhan Çalıkoğlu

Sn. Alphan İnal

Sn. Beyza Fişek

Sn. Cumhur Yüksel Kıral

Sn. Hüseyin Can Akıncıoğlu

Sn. Haluk Rahvancı

Sn. Nazif Tekin

Sn. Nermin Şahin

Sn. Oral Gökçaylar

Sn. Osman Nuri Canlı

Sn. Subutay Akçalı

Sn. Yılmaz Kasap

Sn. İhsan Yalçın

Sn. Merve Barlan

Sn. Yılmaz Sungur

Yukarıda fotoğrafları bulunan insanlar, yargılama devam ederken hayatını kaybeden toplam 61 yakından yalnızca BİR BÖLÜMÜNÜ oluşturmaktadır.
Hiç kimsenin, insanların haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakılmasına ve ailelerin yaşadığı büyük acılara ortak olmak isteyeceği düşünülemez. Ancak bu adaletsizliklerin sürmesine seyirci kalmak veya destek vermek, cezaevindeki kişilerin maruz kaldığı mağduriyetlerin ve yakınlarının kaybıyla oluşan ağır tablonun vicdani sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.
Bu süreçte tutuklu bulunan kişiler, anne, baba ve kardeşlerinin son günlerinde yanlarında bulunamamış; onlarla vedalaşma ve cenazelerine katılma imkanından dahi mahrum kalmıştır. Evlatları cezaevinde olduğu için yeterli bakım göremeyen veya yaşadıkları yoğun üzüntü nedeniyle sağlıkları olumsuz etkilenen toplam 61 aile ferdi hayatını kaybetmiştir.
SAYIN AĞBABA’NIN ŞU AN KENDİSİYLE İLGİLİ TEPKİ GÖSTERDİĞİ HUKUKSUZLUKLAR ZAMANINDA MÜVEKKİLİN ÜZERİNDE DENENMİŞTİR
Bu açıklamasından kısa bir süre sonra Sayın Veli Ağbaba’nın kendisiyle ilgili de birtakım iddialar gündeme gelmeye başlamıştır.
Sayın Ağbaba’nın ağabeyi Hür Ağbaba ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla, yeğeni Ahmet Can Ağbaba yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmış, danışmanı Özlem Akyılmaz ve şoförü Gökhan Cumalı da bir rüşvet soruşturması kapsamında tutuklanmışlardır. Veli Ağbaba’nın İzmir’deki bir rüşvet ağının merkezinde olduğu ve para karşılığında adaylık dağıttığı iddiaları gündeme gelmiş, Masak raporlarının ve HTS kayıtlarının da bu durumu teyit ettiği iddia edilmiştir.

Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Muhittin Böcek, Özgür Özel’in talimatıyla Veli Ağbaba’nın kendisinden 1 milyon Euro rüşvet talebinde bulunduğunu iddia etmiştir.
Yine Sayın Özgür Özel ve Veli Ağbaba’ya yakın olan bir iş insanı Turgut Koç İzmit Belediye Başkanına 3 kg altın verdiğini iddia etmiştir. Bu kişi de Veli Ağbaba’ya yakın bir isim olarak gündeme gelmiştir.
Söz konusu iddiaların gündeme gelmesinin ardından Sayın Ağbaba, büyük bir telaş ve panik içinde çeşitli televizyon kanallarına çıkarak kendisini kamuoyu nezdinde aklamaya çalışmış; hatta “Kanıtlasınlar, kafama sıkarım.” şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VELİ AĞBABA İLE İLGİLİ SÖYLENENLERE İTİBAR ETMEMEKTEDİR
Müvekkil Adnan Oktar ise, doğruluğu teyit edilmemiş bu haberleri dikkate almamış ve kendisine hüsnü zanla yaklaşmayı tercih etmiştir. Sayın Ağbaba ile ilgili iddialara kesinlikle itibar etmemektedir.
Bugün eski CHP’li şu anki Yeni Parti’li vekiller ile bazı gazetecileri hedef alan karalama faaliyetlerinin, geçmişte müvekkil hakkında asılsız yayınlar yapan aynı çevreler tarafından yürütüldüğü kanaatindedir.
Müvekkil, bu tür girişimler karşısında ortak bir duruş sergilenmesi ve doğruluğu teyit edilmemiş söylemlere itibar etmeyerek karalama faaliyetlerinin etkisiz hale getirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu nedenle söz konusu çevrelerin hiç kimse hakkındaki kötüleyici ifadelerini dikkate almamaktadır.
Buna rağmen Sayın Ağbaba, kendisini ve mensubu olduğu siyasi partiyi hedef alan kişilerin müvekkil Adnan Oktar hakkındaki iddialarını esas alarak suçlayıcı açıklamalarda bulunabilmektedir. Böyle hareket etmekle, farkında olmadan, kendisine yöneltilen benzer nitelikteki ithamların sahiplerine de güvenilirlik kazandırmaktadır.
Veli Ağbaba ve eski CHP’li şu an Yeni Parti’li vekillerin maruz kaldıkları hukuka aykırı uygulamaların sona ermesi, sadece müvekkil Adnan Oktar’ın yaşadığı haksızlıkları da görmeleri ve bu konuda ortak bir hukuki duyarlılık geliştirmeleriyle mümkün olabilir.
Eski CHP şu an Yeni Parti camiası, Sayın Veli Ağbaba başta olmak üzere bazı vekiller son dönemde sıra dışı bir süreçten geçmektedir. Bu kişiler bu dönemde sıkça hukuk mücadelesindeki dayanışmanın önemini vurgulamakta ve yalnız bırakılmamaları gerektiğini ifade etmektedirler.
Ancak dayanışma çağrısı yalnızca Yeni Parti’nin karşı karşıya kaldığı uygulamalarla sınırlı tutulmamalı; benzer hak ihlallerine uğradığını belirterek hukuk mücadelesi veren herkes için aynı duyarlılık gösterilmelidir.
Kanaatimizce Eski CHP şu anki Yeni Parti’nin bugün yaşadığı sorunların temelinde, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının ağır haksızlık ve hukuka aykırılıklarla karşı karşıya bırakıldığı süreçte sessiz ve ilgisiz kalması bulunmaktadır. Üstelik bazı CHP mensuplarının, müvekkil hakkındaki doğruluğu kanıtlanmamış iddiaları gerçekmiş gibi tekrarlamaları da bu tutumu daha ileri bir noktaya taşımıştır.
Sayın Ağbaba’nın ileride İçişleri Bakanlığı gibi önemli bir göreve gelmesi halinde, dindar kesimlerin maruz kaldığı hak ihlallerine nasıl yaklaşacağı bilinmemektedir. Adnan Oktar ve arkadaşları hakkındaki tutumu ve bugüne kadarki açıklamaları mevcut uygulamaları sona erdirmek yerine sürdürebileceği, hatta dini ve kültürel faaliyetlerin alanını daha da daraltabileceği yönünde bir endişe oluşturmaktadır.
Bu kaygılar, kendisinin kullandığı ifadeler ve sergilediği yaklaşım sonucunda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kendisinin ve partisinin, DİNDAR seçmenin böyle bir ihtimal karşısında Yeni Parti’ye neden güvenip oy vermesi gerektiği sorusuna ikna edici bir cevap sunması gerekmektedir.
SAYIN AĞBABA, SAYIN ALİ MAHİR BAŞARIR GİBİ SİYASETÇİLERİN DIŞLAYICI ÜSLUBU ONLARI DESTEKLEYEN BASINA DA SİRAYET EDİYOR
Sayın Ağbaba, Sayın Ali Mahir Başarır gibi siyasi kimliği ve kamuoyu üzerindeki etkisi bulunan bu tarz kişilerin dindar kesimlere yönelik dışlayıcı üslup ve yaklaşımı, ne yazık ki Barış Terkoğlu, İpek Özbey, Özlem Gürses gibi bazı gazetecilerin de benimsedikleri bir tutumdur. Bu karşılıklı olumsuz etkileşim, olayları somut deliller ve hukuki gerçekler üzerinden değerlendirmek yerine, inançlı insanları doğrudan hedef alan, husumetli ve saldırgan bir yayın politikası ve siyaset ortamına sebep olmaktadır. Söz konusu dindar çevreler olduğunda masumiyet karinesi, tarafsızlık, adil yargılanma hakkı ve hukuk önünde eşitlik gibi temel ilkeler kolaylıkla göz ardı edilmekte; iftiraya dayalı delilsiz ve mesnetsiz beyanlar kesinleşmiş gerçekler gibi kamuoyuna sunulmaktadır. Böylece kişilerin inançları ve yaşam biçimleri hedef alınmakta; adaletin herkese aynı ölçüde uygulanması gerektiği unutulmaktadır. Bu tutum toplumdaki ayrışmayı da derinleştirmektedir.
Siyasetçilerin ve gazetecilerin görevi, belirli kesimlere karşı önyargıları beslemek ve öfkeyi körüklemek değil; kimliği ve düşüncesi ne olursa olsun herkesin hukukunu aynı hassasiyetle savunmaktır.
SONUÇ
CHP’nin sloganı “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözü ancak adalet talebi siyasi görüş, inanç veya kişisel yakınlık ayrımı yapılmadan herkes için dile getirildiğinde gerçek bir anlam kazanır. Bir insan, kendisiyle aynı düşünceleri paylaşmayanlara, hatta doğrudan karşısında yer alanlara yapılan haksızlıklara da itiraz edebilmelidir. Aksi halde yalnızca kendi mağduriyetine karşı çıkması, adalet arayışındaki samimiyetini zayıflatır ve günün sonunda kendisinin de adalete kavuşmasını güçleştirir.
Sayın Ağbaba’nın, henüz müvekkil ve arkadaşları hakkında operasyonun en başında değerlendirmelerde bulunması bu açıdan önemlidir. Bugün kendisinin ve partisinin karşılaştığı hukuk ihlallerini farklı televizyon kanallarında dile getirmesi, geçmişte başkaları için savunulmayan adaletin daha sonra herkesin ortak ihtiyacına dönüşebildiğini ortaya koymaktadır. Bu kısır döngünün sona ermesi, dayanışma çağrılarının yalnızca sözde kalmayıp hiçbir ayrım gözetmeden hayata geçirilmesine bağlıdır. 13/08/2026
Dipnot
https://www.ulketv.com/veli-agbabaya-soguk-dus-agabeyi-gozaltina-alindi