MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN DUYURU
PKK’ya yönelik gündemdeki “çerçeve yasa” düzenlemesi “adam öldürme” suçu işlemediği belirtilen örgüt mensupları üzerinden ilerletilmektedir. Ancak bu yaklaşım, yalnızca kişinin fiilen bir öldürme eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğini esas aldığı için örgütün ideolojik komünist Marksist yapısının oluşturduğu tehlikeyi göz ardı etmektedir.
ÖLDÜRME EYLEMİNE KATILMAMIŞ OLMAK, ŞİDDET ZİHNİYETİNİN TERKEDİLDİĞİ ANLAMINA GELMEZ
PKK gibi silahlı mücadeleyi temel yöntem olarak benimseyen bir örgütte yer alan kişi; komünist ve Marksist ideolojiyi benimsemiş; din, devlet ve aile gibi kurumları ortadan kaldırılması gereken yapılar olarak gören, amaçlarına ancak şiddet yoluyla ulaşabileceğine inanan bir anlayış içinde yetiştirilmektedir. Bu nedenle kişinin henüz bir adam öldürme suçuna karışmamış olması, söz konusu ideolojinin gerektirdiği eylemleri ileride gerçekleştirmeyeceği anlamına gelmez. Silahlanmayı kabul etmiş olması dahi, şiddeti ve öldürmeyi meşru ve uygulanabilir bir araç olarak benimsediğini gösteren önemli bir işarettir.
Dolayısıyla komünist-marksist ideolojik bağlılık devam ettiği sürece yalnızca silahların teslim edilmesi, tehdidin bütünüyle ortadan kalktığını göstermez. Gerçek bir toplumsal uyumdan söz edilebilmesi için silahsızlanmanın yanı sıra şiddet anlayışından vazgeçilmesi ve örgütsel ideolojiden açık biçimde kopulması da gerekir.
Silahların susması, terör sorununun bütünüyle çözüldüğü anlamına gelmez. Şiddeti meşru bir mücadele yöntemi olarak kabul eden ideolojik anlayış varlığını koruduğu sürece, örgütün yeniden eyleme yönelme ihtimali de ortadan kalkmış olmayacaktır. Bu nedenle yalnızca silahların teslim alınmasına odaklanan bir yaklaşım, ideolojik bağlılığı devam eden PKKlıların yeterli bir dönüşüm geçirmeden toplum içine dönmesine yol açabilir.
Kalıcı güvenliğin sağlanabilmesi için terör eylemleriyle birlikte bu eylemleri ortaya çıkaran ideolojik zeminin de ele alınması gerekir. Komünist devrim hedefine ulaşıncaya kadar mücadeleyi sürdürmeyi hedefleyen anlayış terk edilmedikçe, silahsızlanma önemli bir adım olsa bile tek başına kesin ve kalıcı bir çözüm oluşturmayacaktır.
Bütün bu kaygılara rağmen Türkiye’nin terörden arındırılması amacıyla yürütülen çalışmaları değerli buluyoruz. Şiddet araçlarının terk edilmesi, önemli ve umut verici bir aşamadır. Vurgulamak istediğimiz konu, bu adımın değerini tartışmaya açmak veya eleştirmek değil; kalıcı çözüm açısından göz önünde bulundurulması gereken daha kapsamlı unsurlara işaret etmektir.
Temennimiz, atılan adımların geçici bir çatışmasızlıkla sınırlı kalmaması; şiddetin kaynaklarını da ortadan kaldırarak toplumsal barışı güçlendirmesi ve geçmişte yaşanan acıların yeniden yaşanmasının engellemesidir.
ÖLDÜRME EYLEMLERİYLE BAĞLANTISI BULUNMAYAN BİR PKK’LI BULMAK NEREDEYSE İMKANSIZDIR
PKK’lılardan beklenen; öldürme suçuna karışmamış olmaları, benimsedikleri ideolojiden pişmanlık duymaları ve bu düşünceden tamamen vazgeçmeleridir. Ancak asker ve polislerin şehit edilmesini meşru gören bir ideolojiyi kabul eden kişinin, doğrudan adam öldürme eylemine katılmamış olsa bile aynı zihniyetten bütünüyle uzak olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu görüşe göre, söz konusu ideolojinin benimsenmesi dahi öldürme fiilini kabul etmekle eşdeğerdir.
Ayrıca bir örgüt mensubunun yalnızca “Ben herhangi bir suça karışmadım.” şeklindeki beyanıyla yetinilmeyeceği açıktır.Bu sebeple kapsamlı bir inceleme yapılması gerekecektir. Devletin ve MİT’in kayıtları araştırıldığında, bu kişilerin mutlaka bir suçla bağlantısının ortaya çıkacağı ve bunun sonucunda cezaevine gönderilecekleri düşünülmektedir. Böyle bir ihtimal karşısında örgüt mensuplarının öne sürülen şartları kabul etmeleri beklenemez. Nitekim bu ölçütlerin tamamını karşılayan birini bulmak neredeyse imkansızdır. Kişi de bu durumda cezaevine girmek yerine dağda kalmayı tercih edebilir.
KALICI ÇÖZÜM İÇİN EĞİTİMLE BİRLİKTE GENEL AF ŞARTTIR
Bu nedenle atılması gereken ilk adım; kişilerin hangi suça karıştığına ilişkin ayrımlar yapılmaksızın, herkesi kapsayan genel bir af düzenlemesinin hayata geçirilmesidir. Yalnızca PKK mensuplarına yönelik özel bir af yasası çıkarılması da mümkündür. Ancak asıl önemli mesele, aftan yararlanan kişilerin eğitimden geçirilmesidir. Çünkü ister cezaevinde ister dışarıda olsunlar, gerekli eğitimi almadıkları sürece aradan kırk yıl geçse bile aynı örgütsel kimliği ve düşünce yapısını korumaya devam edeceklerdir. Benzer şekilde, FETÖ gibi diğer terör örgütlerinin mensuplarına yönelik bir eğitim ve dönüşüm sisteminin bulunmaması da bu kişilerin mevcut ideolojik yapılarını sürdürmelerine yol açacaktır.
Örgüt mensuplarının silah bıraktıklarını açıklamaları ve silahlarını teslim etmeleri de tek başına yeterli değildir. Bir kişi silahını teslim edip daha sonra yeniden başka bir silah edinebilir. Dolayısıyla esas mesele silahın teslim edilmesinden ibaret değildir. Bu kişilerin mutlaka kapsamlı bir eğitim ve ideolojik dönüşüm sürecinden geçirilmesi gerekir. MİT’in yalnızca izleme ve takip faaliyeti yürütmesi yeterli olmayıp, kalıcı çözüm açısından eğitim hayati önem taşımaktadır.
DARWİNİST VE MARKSİST İDEOLOJİYE KARŞI BİLİMSEL VE İMANİ EĞİTİMDE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN BİLGİ VE DENEYİMİNDEN YARALANILMALIDIR
Müvekkil Adnan Oktar, komünist düşüncenin şiddet ve silahlı mücadele yoluyla ulaşmayı vadettiği eşitlik ile toplumsal adaletin gerçek, kalıcı ve herkesi kuşatan biçiminin KUR’AN’da tarif edildiğini yıllardır anlatmaktadır. Böylece komünist ideolojinin bu iddiasına karşı, Kuran temelli gerçek bir çözüm sunmuştur.
Aynı çalışmalarla, komünizme teorik dayanak sağlayan evrimci ve materyalist dünya görüşünün bilimsel bulgularla örtüşmediği, sahte, temelsiz varsayımlar üzerine kurulduğu ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Müvekkil, bu konudaki görüşlerini çok sayıda eser, makale, konferans ve benzeri faaliyet aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırmıştır.
Söz konusu yayınlarda ortaya konulan delillerin farklı ülkelerde yaygınlaşması önemli bir etki meydana getirmiş; bu çalışmalar sonucunda Darwinist-materyalist anlayış hem Türkiye’de hem de dünya genelinde ciddi ölçüde güç kaybetmiştir. Böylelikle komünist felsefenin üzerine inşa edildiği fikri dayanaklar aşama aşama geçerliliğini yitirmiştir.
PKKlıların tahliyesinin üzerinde durulurken, bu kişilerin benimsedikleri düşünce yapısından uzaklaşmalarını sağlayacak kapsamlı bir eğitim programı gündeme getirilmemektedir. Halbuki kalıcı sonuç alınabilmesi için bilimsel ve imani etkili bir eğitim sürecinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Müvekkil Adnan Oktar, söz konusu eğitim çalışmasını etkili biçimde yürütebilecek bilgi, deneyim ve birikime sahip tek kişidir. Yaşamının büyük bölümünü dini ve bilimsel konulardaki görüşlerini insanlara aktarmaya ayırmış; 73 dile çevrilen eserleri, konferansları ve yayınları aracılığıyla dünya genelinde milyonlarca kişiye ulaşmıştır. Bu faaliyetlerin çok sayıda insanın imana yönelmesinde ve özellikle gençlerin dini anlaşılır ve yaşanabilir bulmasında etkili olduğu açıktır.
Bu tecrübenin mevcut sorunun çözümünde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üstelik müvekkil, böyle bir çalışma yapabilmek için tahliye edilmeyi şart koşmamaktadır. Devletin gözetim ve denetimi altında oluşturulacak uygun bir ortamda, belirlenen kişilerle görüşerek gerekli eğitimi vermeye hazır olduğunu ifade etmektedir.
Ülkemizdeki kütüphaneler ile Diyanet ve bağlı kurumlar, ihtiyaç duyulan bilimsel ve imani eğitimi sağlayabilecek yeterlilikte görünmemektedir. Kütüphaneler Darwinist-materyalist yayınlarla doludur, okuyucular Darwinizimi bu yayınlarla öğrenmekte ve benimsemektedirler.
Dolayısıyla bu eğitimi ancak ve ancak müvekkil Adnan Oktar verebilir.
Müvekkilin bu girişimden herhangi bir kişisel menfaati bulunmamaktadır.Yalnızca insanların imanlarına vesile olmayı ve ileride toplumsal huzuru bozabilecek tehlikeleri henüz ortaya çıkmadan önlemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle sunulan imkan gecikmeksizin ele alınmalı ve gerekli adımlar zaman kaybedilmeden atılmalıdır. 10/08/2026
İnşaAllah ülkeyi yine pkk lıların propaganda alanına çevririp aman dokunmayın demezler
İnşaAllah Anayasadan Türk tanımını ve Millet tanımını değiştirmeye kalkmazlar
İnşaAllah federasyona kalkışmazlar.
Türk Gençliğinin iyi bilinçlendirilmesi ve Kürt kardeşlerimize iyi sahip çıkılması lazım