ÖZLEM GÜRSES DOĞRUYU DUYMAZDAN GELİP KARALAMA YAPMANIN NE DEMEK OLDUĞUNU YAŞAYARAK ÖĞRENİYOR

26.07.2025 tarihli haberlerde Sayın Özlem Gürses’in savcılık ifadesine yer verilmiştir. Gerçek dışı haberlerin ve yorumların kendisini Ahbap Soruşturması’na dahil ettiğinden dert yanan Özlem Hanım, ifadesinde konuyla bir ilgisinin olmadığını anlatmıştır. Ancak bunu yaparken, tam da kendisine yapılanı yaparak, doğru olmadığı kendisine defalarca belgeleriyle anlatılmış olmasına rağmen bir yalanı tekrar etmiştir. Tertemiz bir yardım kampanyası olan Oktar Babuna Kan Kampanyası’nda usulsüzlükler olduğu karalamasını tekrar etmiş, müvekkil Adnan Oktar’ın ismini de konuyla hiç ilgisi olmadığı halde ifadesinde geçirmiştir.

https://www.kgrthaber.com/ozlem-gurses-ahbap-sorusturmasi-kapsaminda-adliyede
Müvekkil Adnan Oktar, Özlem Hanım’ın zeki, sağduyulu ve deneyimli bir gazeteci olduğunu görmektedir. Vicdanlı ve dürüst davranacağına da güvenmektedir. Ancak özellikle Oktar Babuna Kan Kampanyası konusunda ısrarla belgeleri ve delilleri göz ardı ederek, söylentiler ve karalamaları esas almasını, yalan olduğu ispatlanmış iftiraları tekrarlamasını hayretle karşılamaktadır.

Özlem Hanım’ın, kendisini savcı karşısında bulunca yaşadığı tutuklanma korkusu anlayışla karşılanabilecek bir husustur. Ancak kendisini kurtarabilmek adına, hukuken aklanmış ve yasa dışı hiçbir faaliyet içermeyen, tam tersine yüzlerce insanın hayatının kurtulmasına vesile olmuş Oktar Babuna Kan Kampanyası’nı bile bile karalaması vicdanları yaralamıştır. Dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un öne sürdüğü “toplumun genetik yapısının istihbarat örgütlerine aktarıldığı” gibi büyük bir cehaletin dışa vurumu olan bir mantıksızlığı desteklemesi ise çok şaşırtıcıdır. İlerleyen sayfalarda detaylı olarak izah edeceğimiz üzere bu iddianın teknik olarak mantıksızlığı ve geçersizliği bir yana, hukuken iftira olduğu da görülmüştür. Özlem Hanım’ın dikkati kendinden dağıtabilmek adına kendisini “toplumun genetik yapısının korunmasına titizlik gösteren vatansever kahraman gazeteci” gibi lanse etmeye çalışması da son derece anlamsız bir çaba olmuştur.
ÖZLEM HANIM’IN ASIL CEVAP VERMESİ GEREKEN HAYATİ SORU
Özlem Gürses 2018’deki operasyondan bu yana da müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının masum olduğunu tartışmasız şekilde ispatlayan 1000’den fazla somut delile, Türkiye’nin en önde gelen ceza hukukçularının mütalaalarına ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesinin ortada cinsel saldırı suçu bulunmadığını gösteren bozma kararına rağmen aynı karalamaları, iftiraları ekrana taşımaktadır. Bir yandan İmamoğlu Davası başta olmak üzere kendisiyle aynı görüşte olanların dosyalarındaki hukuksuzluklar hakkında feryat ederken öte yandan aynı hukuksuzlukların fazlasıyla müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılmasını desteklemektedir. Ne yazık ki bunu yaparken arkadaşlarını ve kendisini mağdur eden sistemi bizzat kendi eliyle inşa ettiğini dahi görememektedir.
Özlem Hanım’ın bu akıl tutulmasından hala kurtulması mümkündür. Aşağıdaki sorulara samimiyetle cevap verirse, bilerek veya bilmeyerek kendi eliyle kendi algısını kapadığı bu yaklaşımdan kurtulması için bir yol açılmış olacaktır.
1. Ahbap Derneği soruşturması kapsamında ifadeye çağrıldığında, daha ortada hiçbir şey olmadan, sırf bu çağrıyı suçluluğunun delili sayarak “Özlem Gürses dolandırıcılığa yardım ve yataklık etmiştir” desek,
2. Kendisi ne kadar açıklama yapsa, ne kadar belge sunsa, ne kadar anlatsa da hiçbirini dikkate almadan aynı iddiayı tekrarlasak,
3. Tüm bunları yaparken de bir kez olsun Özlem Hanım’a veya avukatlarına cevap hakkı vermesek Özlem Hanım ne düşünürdü?
Büyük ihtimalle haklı olarak şöyle itiraz ederdi: “Bu haksızlık. Ben açıkladım. Belgem var. Neden dinlemiyorsunuz?”
NE VAR Kİ KENDİSİ ISRARLA VE HATTA SAVCILIK İFADESİNDE DAHİ, DOĞRU OLMADIĞI DEFALARCA KENDİSİNE BELGELERİYLE AÇIKLANDIĞI HALDE, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI HAKKINDAKİ AYNI İFTİRA VE KARALAMALARI TEKRAR ETMEKTEN İMTİNA ETMEMEKTEDİR.
AHBAP DERNEĞİ SOL GÖRÜŞLÜ OLMASA ÖZLEM HANIM EN BAŞTAN İTİBAREN HİÇ DESTEKLEMEZDİ
Özlem Hanım, tıpkı bazı diğer gazeteci arkadaşları gibi, Ahbap Derneği’ni en başta sol görüşlü olduğu için desteklemiştir. Ve asıl acı olan gerçek; eğer Ahbap Derneği sağ görüşlü olmuş olsa, koşullar ne olursa olsun, hatta depremin ağır yıkımlarını dahi göz ardı eder ve asla sosyal medya mesajlarıyla Ahbap Derneği’ne destek vermezdi. Ne var ki gelişmeler menfaatiyle çatışıp tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca da bir anda aleyhe dönmüştür. “İddialar doğru mu bilmiyorum, önce soruşturma tamamlansın, gerçek açığa çıksın, soruşturma bitmeden kimseyi suçlamak istemem” şeklinde dürüst, tarafsız, ilkeli, tutarlı bir tavır sergilemek yerine kendini kurtarıp yol arkadaşlarını harcama yoluna gitmiştir.
Özlem Hanım yaptığı açıklamalarda Ahbap Derneği soruşturması hakkında “İtibarım kullanıldı” demektedir.
Oysa, DEPREM DÖNEMİNDE SOSYAL MEDYA HESABINDAN YAPTIĞI DESTEK PAYLAŞIMLARIYLA HALKI BU DERNEĞE YÖNLENDİREN BİZZAT KENDİSİ OLMUŞTUR. BÖYLE BİR TEŞVİK PAYLAŞIMI YAPMIŞ OLMAK, TÜM TÜRKİYE’Yİ İLGİLENDİREN DEV BİR DOLANDIRICILIK DOSYASINDA GÖZARDI EDİLEBİLECEK SIRADAN, ÖNEMSİZ BİR EYLEM DEĞİLDİR.
Her ne kadar “Benim alakam yok, sadece X’de birkaç paylaşım yapmıştım” gibi çırpınışlarla kendisini konunun dışında göstermeye çalışsa da iddianamede adı tıpkı en başından beri destek verdiği diğer şüpheliler gibi dolandırıcılık isnadıyla yer alabilir. Çünkü tam da kendisinin ifade ettiği gibi “itibarını kullanarak dolandırıcılığa aracılık etmiş” konumundadır. Bunun hukuktaki karşılığı suç ortaklığıdır, suç örgütüne üyelik ve destek vermektir. Bütün bu somut gerçeklere rağmen biz kendisine “Örgüt üyesisin, suçlusun” demediğimiz gibi dosya hakkında da yargılama bitmeden hüküm vermiyoruz. Ne var ki kendisi aynı hukuki ve vicdani titizliği göstermemekte, en olmadık alakasız konuları dahi müvekkil Adnan Oktar’a bağlayacak bir dizi asılsız iftira ve suçlamayı bir nefeste sayabilmektedir. Müvekkil kendisi gibi nezaketli, vicdanlı ve aydın bir insana bu tarafgirliği hiç yakıştırmamaktadır.
Tekrar hatırlatmak gerekir ki Ahbap Derneği soruşturması hakkında son kararı yargı verecektir. Tüm deliller ortaya konmadan, savunmalar yapılmadan bir hükme varmak mümkün değildir. Ancak burada asıl dikkat çeken husus Özlem Hanım ve bazı gazeteci arkadaşlarının ideolojik takıntılarıdır. Bu takıntıları hem mesleklerinde hem de günlük hayatlarında adil ve hakkaniyetli bir tutum sergilemelerini engellemektedir. Konu, olay, durum ne olursa olsun önce karşılarındaki kişinin ideolojisine bakmakta, “kendilerinden” olanı desteklemekte, onlar için hukuku olmazsa olmaz görmektedirler. “Kendilerinden olmayana” ise her ne olursa olsun -daha fikrini bile dinlemeden- karşı durmakta, dahası o kişilere de her türlü hukuksuzluk ve haksızlığı reva görmektedirler. Destek verdikleri ve meşrulaştırmak için var güçleriyle aylarca yayın yaptıkları hukuksuzlukların ucu biraz kendilerine dokunduğunda ise feryat etmektedirler.
İşte Özlem Hanım’ın olur olmaz her konuda müvekkil Adnan Oktar aleyhine açıklamalar yapması, her bir aşamasını neredeyse ezbere bildiği ve ortada suç olmadığından adı gibi emin olduğu Oktar Babuna Kan Kampanyası’nı suç varmış gibi diline dolaması da bu ideolojik takıntı ve körlükten kaynaklanmaktadır. Anlaşılan o ki Özlem Hanım, vicdanen yanlış yaptığının farkında olmakla birlikte, yanlış yaptığı için özür dilemekten utandığı için yanlışında ısrar etmeyi tercih etmektedir.
Şimdi bir kez daha, Sayın Özlem Gürses’in bu defa okuyacağına ve okuduklarına da yayınlarında yer vereceğine güvenerek OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASI HAKKINDAKİ GERÇEKLERİ aşağıda bilgisine sunuyoruz:
1. OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASI’NDA TÜRKLERİN GEN HARİTASININ ÇIKARILDIĞI YÖNÜNDEKİ İDDİALAR BÜYÜK BİR CEHALETİN ÜRÜNÜDÜR

Bu konuda en başta vurgulanması gereken, Türklerin veya başka bir ırkın genetik haritasının çıkarılarak o ırka yönelik genetik bir silah veya ilaç yapılması yönündeki iddialar bütünüyle hayali olduğudur.
Özellikle, 19. yüzyıldan itibaren farklı ırklara mensup insanların birbirleriyle büyük ölçüde karışıp kaynaşmaları, birbirleriyle evlenip çocuk sahibi olmaları nedeniyle (hele ki Anadolu gibi medeniyetlerin beşiği, buluşma noktası olan bir coğrafyada) genetik anlamda saf bir ırk kalmamıştır.
Ayrıca, bilimsel araştırmalarda, ırklar arasındaki genetik farklılıkların zaten çok küçük olduğu, genlere bakılarak net bir ırk ayrımı yapılamayacağı ortaya çıkmış durumdadır. Konu hakkında araştırma yapan bilim insanları ırklar arasında sadece % 0.012 genetik fark olduğuna işaret etmektedirler. Kaldı ki bazı durumlarda bir ırkın kendi bireyleri arasındaki genetik fark, diğer ırklarla olan genetik farktan daha büyük olabilmektedir. Tüm bu veriler sadece belli bir ırkın mensuplarına zarar verici özel bir genetik ilaç veya silah yapımı iddialarını açıkça çürütmektedir.
TÜRKLERE AİT GENETİK BİLGİLERE ULAŞMAK İSTENSE, YURT DIŞINDA YAŞAYAN TÜRK VATANDAŞLARINDAN MİLYONLARCA DNA ÖRNEĞİ ELDE ETMEK ÇOK KOLAYDIR
Yukarıda sözünü ettiğimiz TV programında dile getirilen komplo teorilerindeki gibi eğer gerçekten birtakım yabancı güçler Türklere ait genetik bilgilere ulaşmak istese, o zaman 60-70 yıldır 5,5 milyonu sadece Batı Avrupa ülkelerinde, 500 bini Amerika’da yaşamakta olan yaklaşık 6,5 milyon Türk vatandaşının bilgileri, zaten halihazırda ellerinin altında bulunmaktadır.
Hatta, Türk vatandaşları bulundukları yabancı ülkelerde öylesine birarada yaşamaktadırlar ki, kimi ülkelerde vatandaşlarımızın yaşadıkları semtler “Amerika’daki Küçük Anadolu” veya “Almanya’daki Hollanda’daki, vb. Türk Mahallesi” gibi isimlerle tanımlanır olmuştur.
T.C Dışişleri Bakanlığı’nın resmi verilerine göre:
➢ Halihazırda yurt dışında 6.5 milyon Türk vatandaşı yaşamaktadır ve bunların yaklaşık 5.5 milyonu Batı Avrupa ülkelerine yerleşmiş bulunmaktadır. (https://www.mfa.gov.tr/yurtdisinda-yasayan-turkler_.tr.mfa)
➢ Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın tamamı sağlık hizmetlerini bulundukları ülkelerde almakta ve tüm sağlık taramalarını, kan tahlillerini, vs. bu ülkelerin sağlık kuruluşlarında yaptırmaktadır.
➢ Yani, yaklaşık 6.5 milyon Türk vatandaşına ait kan örnekleri ve diğer genetik bilgiler zaten hali hazırda dışarıda, yabancı ülkelerin sağlık kurumlarında mevcuttur.
Bunların yanı sıra, her yıl yaklaşık 10 milyon Türk vatandaşı çeşitli gerekçelerle yurt dışına seyahat etmektedir. Bu kişiler gittikleri her lokantada yemek yedikleri tabaklara, su içtikleri bardaklara hatta dokundukları her yere DNA izlerini bırakmaktadırlar. Otelde yastık kılıfları, berberlerde kesilen saçları, kullandıkları her şey genetik harita avcılarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek miktar ve niteliktedir. Ancak, Sayın Özlem Gürses ve akıl hocalarının komplo teorilerindeki gibi böyle gen avcıları gerçek hayatta olmadığından, kimsenin Türk milletinin genetik haritasıyla ilgili bir alıp veremediği olmadığından ve bunu da aslında bu iddiaları öne sürenler de dahil herkes çok iyi bildiğinden hiç kimse bu konuda önlem alma ihtiyacı hissetmemektedir.
BU BAKIMDAN GERİDE BIRAKTIĞIMIZ YÜZYILLIK SÜREÇTE EN AZ ON MİLYONLARCA TÜRK’ÜN KAN ÖRNEĞİ YURTDIŞINDA ALINMIŞ DURUMDADIR. DOLAYISIYLA, TÜRKLERE KARŞI GENETİK SİLAH VEYA İLAÇ ÜRETTİĞİ İDDİA EDİLEN GÜÇLERİN 1999 YILINDAKİ OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASINDA ALINAN 160.000 NUMUNEYE İHTİYAÇLARI ASLA OLMAZ.
Ayrıca, bilindiği gibi CIA, MI6, MOSSAD gibi uluslararası istihbarat örgütlerinin en yaygın istihbarat toplama araçlarından biri de kendilerine bağlı paravan şirketler ve kuruluşlardır. Eğer, bu örgütlerin Türk milletinin genetik ve tıbbi bilgilerini toplama gibi bir dertleri olsa, belli başlı birkaç yerde kuracakları çeşitli medikal merkezler, laboratuvarlar, klinikler ya da özel hastaneler vasıtasıyla herhangi bir kampanyadan elde edecekleri bilgiden tonlarca fazla veriye düzenli ve aralıksız ulaşabilme imkanları olacaktır. Ayrıca, bu verilere ulaşmak için bir gün bir Türk’ün en nadir rastlanan bir lösemi kanserine yakalanması ve onun için bir kan kampanyası düzenlemesi gibi çok düşük bir ihtimali beklemeleri de gerekmezdi.
Özetle, Türkiye’nin “Ulusal Kemik İliği Bankası”nı oluşturmak amacıyla İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ile İstanbul Valiliği tarafından ortaklaşa yürütülen “Oktar Babuna Kan Kampanyası”nda toplanan kan örneklerinden, güya “Türklere karşı genetik silah üretileceği” safsatası, hiçbir akılcı ve bilimsel değeri olmayan akla ziyan bir iddiadan ibarettir. Bu tür cahilce uydurma iddialar, magazin basınına malzeme oluşturması dışında, aklı başında, belli bir bilim ve kültür düzeyine sahip hiç kimsenin itibar etmeyeceği, saçma ve gülünç komplo teorilerinden ibarettir. Kaldı ki kampanyanın ardından da bu gerçek dışı iddianın ağır bir akıl tutulmasından ibaret olduğunun bir diğer göstergesidir.
KAMPANYADA TOPLANAN KAN ÖRNEKLERİNİN ABD’YE GÖNDERİLEREK ANALİZ ETTİRİLMESİNE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ VAKFI KARAR VERMİŞTİR
Türk milletinin yüksek vicdanı, şefkat ve merhamet duygularıyla kan kampanyasına toplumda çok büyük bir ilgi oluşmuş ve kısa süre içerisinde yüzbinlerce kan örneği toplanmıştır.
Ne var ki o dönemde, Türkiye’de bu kanların analizini yapacak laboratuvarlar çok kısıtlıydı. Örneğin Çapa Tıp Fakültesi’nin laboratuvarı GÜNDE SADECE 4 ADET KAN ÖRNEĞİ ANALİZ EDEBİLMEKTEYDİ. Ankara’daki laboratuvar da benzeri kapasitedeydi. Bu da toplanan yüzbinlerce örneğin analizinin on yıllara yayılması demekti. Oysa ki kan örneklerinin ömrü sadece 24 saattir, öyle günlerce, senelerce bekletmek vatandaşın kanını boş yere alıp ziyan etmek anlamına gelecektir. Bu nedenle, kampanyanın karar mercii olan İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı tarafından, kan örneklerinin zayi olmaması için, çok hızlı olarak yurt dışındaki gelişmiş laboratuvarlara gönderilerek analizlerin bu laboratuvarlarda yapılması kararlaştırılmıştı.
YANİ, “KANLARIN ABD’YE GÖNDERİLEREK ANALİZ ETTİRİLMESİ” KONUSUNA KARAR VEREN OKTAR BABUNA YA DA BİR BAŞKASI DEĞİL, BİZZAT İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ VAKFI’DIR.
Toplanan kanlar Emniyet Müdürlerinin talimatıyla polis eskortları eşliğinde havaalanına götürülmüş, dönemin hükümeti ANAP’ın yöneticilerinin tahsis ettiği özel uçaklarla Almanya ve ABD’deki dünyanın en donanımlı laboratuvarlarına gönderilmiştir.
Kan örneklerinin yurt dışındaki laboratuvarlara gönderilmesi gerektiği İstanbul Tıp Fakültesi yönetimi tarafından önerilmiş ve kan örnekleri, devletin imkanları ve devlet yetkililerinin onayı ile, en başta da Cumhurbaşkanı Sn. Demirel’in talimatıyla gümrük işlemlerinin kaldırılmasıyla yurt dışındaki gelişmiş laboratuvarlara gönderilmiştir. Özetle, KANLARI ANALİZ İÇİN YURT DIŞINA GÖNDEREN DEVLETİN İLGİLİ KURUMLARIDIR, OKTAR BABUNA DEĞİLDİR.
2. OKTAR BABUNA KAN KAMPANYASINI DEVLETİMİZ BAŞLATMIŞ, BİZZAT YÖNETMİŞ VE YÖNLENDİRMİŞTİR

Dr. Oktar Babuna’nın adıyla anılan, 1999 tarihinde gerçekleştirilen kan kampanyası TAMAMEN RESMİ MAKAMLARIN KONTROL VE DENETİMİNDE, en küçük bir şaibeye dahi yer bırakmayacak bir titizlik içinde gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de eksikliği gündeme gelen “KEMİK İLİĞİ BANKASI” oluşturulması için, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ TARAFINDAN BAŞLATILAN KAMPANYA, gerek halkın gerek en üst düzey devlet yöneticilerinin gerekse siyasi, akademisyen ve bilim adamlarının yoğun ilgisine mazhar olmuştur.
Bizzat devlet tarafından görevlendirilen kurumlar tarafından toplanan kanların, ülkemizde yeterli teknik imkan BULUNMADIĞI için YİNE BU KURUMLARIN YÖNLENDİRMESİYLE, analiz için yurt dışına gönderilmelerine karar verilmiştir. Bu karar, SÖZ KONUSU KURUMLARIN KARARIDIR ve alınan bu kararda HİÇBİR ART NİYET, TEHLİKE VEYA RİSK SÖZ KONUSU OLMAMIŞTIR.
Kan Kampanyası Başlama Süreci
Dr. Oktar Babuna, 1999 yılında Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) teşhisiyle tedavi görmeye başlamış, hastalık Richter’s Syndrome denilen ÖLDÜRÜCÜ bir şekle dönüşmüş ve bir süre sonra, tüm tedavi yöntemleri tüketildiğinden, KEMİK İLİĞİ NAKLİ OLMASI GEREKTİĞİ ortaya çıkmıştır. Bu ilik nakli gerçekleşmediği takdirde EN FAZLA 3 AY GİBİ BİR SÜRE YAŞAYABİLECEĞİNİN belirtilmesi üzerine uygun kemik iliği donörü bulunabilmesi için bir arayış başlamıştır.
Beyin Cerrahı olan Dr. Oktar Babuna vesilesiyle gündeme gelen, ülkede kemik iliği bankasının bulunmaMAsı gerçeği, kamuoyu tarafından dikkate alınmıştır. Bunun üzerine İSTANBUL VALİLİĞİ’NDEN ALINAN İZİNLE, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ DEKANLIĞI TARAFINDAN ülke çapında “Ulusal Kemik İliği Bankası Kurulması Kampanyası” başlatılmış ve KAMPANYANIN TAMAMI DEVLET MAKAMLARINCA YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.
Söz konusu kampanyada Oktar Babuna için uygun donör çıkmamıştır. Oktar Babuna daha sonra, yurt dışındaki farklı donörler vesilesiyle, ilki Amerika’nın Teksas eyaletindeki MD Anderson Cancer Center’da, ikincisi yine Amerika’nın Washington Eyaleti’ndeki Seattle Cancer Care Alliance’da olmak üzere İKİ AYRI KEZ KEMİK İLİĞİ NAKLİ GEÇİRMİŞTİR. Yıllar süren yoğun tedavilerinin ardından Richter’s Syndrome adı verilen ölümcül hastalıktan iyileşerek HAYATTA KALAN NADİR HASTALARDAN BİRİ olarak tıp literatürüne geçmiştir. Bu durum hastane kayıtlarında mevcuttur; rahatlıkla incelenebilir.

Amerika’da lösemi ile mücadele adına açılan websiteleri, hastalığın en ağır versiyonundan kurtulan kişileri sayfalarında örnek vermektedirler. Oktar Babuna, birkaç örnekten bir tanesidir. Kaynak: https://groupagainstleukemia.weebly.com/statistics-stages-prognosis-success-stories.html

Yazar Jeanne Sather, kanser ile mücadelesini konu ettiği Seattle Weekly gazetesindeki yazısında, başarı hikayesi olarak Oktar Babuna’yı örnek vermektedir. Kaynak: https://www.seattleweekly.com/2006/10/09/running-with-fear/
Oktar Babuna’nın rahatsızlığıyla gündeme gelen, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi tarafından yürütülen Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturma kampanyasında, iddiaların aksine KÖK HÜCRE TOPLANMAMIŞTIR. Çünkü KÖK HÜCRE TOPLANABİLMESİ İÇİN ÇOK DAHA İLERİ DÜZEYDE BİR ÇALIŞMA GEREKMEKTEDİR. Kampanyayla toplanan 5-6 cc’lik bir tüp kan ile kök hücre toplanmasının MÜMKÜN OLMADIĞINI bilmek için basit bir tıp bilgisi yeterlidir.
Tamamen Devletin Bilgisi ve Kontrolünde Gelişen Kan Kampanyası
Kampanya tamamen legal yollarla, DEVLETİN BİLGİSİ ve KONTROLÜNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR. Kampanyanın sahibi, para toplama ve harcama yetkilisi olarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı tespit edilmiştir. Vakfın o dönemki Başkanı ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan Dr. Faruk Erzengin tüm çalışmaların başında yer almıştır.
Doku analizi yapılmak üzere kan örneklerinin toplanması, tahlil edilmesi, yurtdışındaki laboratuvarlara gönderilerek test edilmesi, bağış toplanması ve bu bağışlardan harcama yapılması gibi faaliyetler, devletin izni ve desteğiyle İstanbul Tıp Fakültesi Vakfı tarafından yürütülmüştür. Kampanya bünyesinde yurt çapında yapılan organizasyonlarda toplanan kan örnekleri, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Laboratuvarı’nda test edilmiş, Prof. Dr. Faruk Erzengin ve Prof. Dr. Mahmut Çarin’in muvafakatıyla toplu olarak yurtdışına gönderilmiştir. Yabancı laboratuvarların yaptığı testlerin neticelerinin bir kısmı, Türkiye’ye dönerek İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı bünyesinde bulunan Kemik İliği Bankası’ndaki arşiv verilerine eklenmiştir.
Dr. Oktar Babuna ise yalnızca, hastalığı nedeniyle bu kampanyanın başlamasına ve kamuoyunun dikkatinin bu yöne çekilmesine vesile olmuş bir kişidir.
Ulusal Kemik İliği Bankası oluşturma kampanyası kısa zamanda yardımsever Türk halkının büyük desteğiyle olağanüstü bir sivil hareket haline dönüşmüştür. Kampanya, dönemin hükümetinden gazetecilerine, bakanlarından il sağlık müdürlerine kadar neredeyse Türk halkının tamamının yoğun desteğiyle yürütülmüştür. 3 ay gibi kısa bir sürede yaklaşık 150.000 kişi kan taramasından geçirilmiştir.
Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Kampanyanın En Önemli Destekçisi
Kampanyanın en önemli destekçisi bizzat dönemin CUMHURBAŞKANI SAYIN SÜLEYMAN DEMİREL olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından gönderilmiş olan, 13 Nisan 1999 tarihli ve B.01.0.YKB.02-12-456 sayılı mektupta bildirildiği üzere, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Türkiye’de Kemik İliği Bankası kurulmasının yerinde olacağını ve yapılacak tahliller esnasında vatandaşlardan ücret alınmaması gerektiğini belirtmiştir.

Sayın Demirel, 27 Mart 1999 tarihinde, Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna’yı Cumhurbaşkanlığı makamında kabul etmiş ve ilerlemelerle ilgili bilgi almıştır. Merhum Demirel 28 Mart 1999 tarihli demecinde ise şu sözleri sarf etmiştir: “İlik Bankası’nın kurulmuş olması fevkalade iyi olur. Ben hem her türlü himayeyi, hem her türlü desteği veririm, yapılacak her kampanyaya katılırım. Nihayet bu bir milli dayanışmadır, bir sosyal olaydır. Temsil ettiğim devletin başı olarak her türlü desteği vermeye hazırım. Benden ne zaman ne isterseniz yanınızda bulacaksınız. Bu hareketi başarıya ulaştıralım.”

Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, Dr. Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr. Cevat Babuna ve amcası Prof. Dr. Cahit Babuna ile birlikte kan kampanyasına destek verirken. Kaynak: 28 Mart 1999 Tarihli Türkiye Gazetesi
“DEMİREL’DEN İLİK KAMPANYASINA DESTEK ÇAĞRISI”
Kan kanseri teşhisi konulan Dr. Oktar Babuna için başlatılan ‘ilik bulma seferberliği’ devletin zirvesine taşındı. Oktar Babuna’nın babası Prof. Dr. Cevat Babuna ve amcası Cahit Babuna, dün Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından kabul edildi.
Basına kapalı gerçekleşen görüşmede Prof. Babuna, oğlunun durumu ve Türkiye genelinde başlatılması planlanan kan örneği toplama kampanyası hakkında Cumhurbaşkanı’na bilgi vererek devletin yardımını talep etti. Ziyaret sonrasında oldukça duygulandığı gözlenen Cumhurbaşkanı Demirel, tüm Türkiye’ye çağrıda bulunarak bu insani kampanyaya destek verilmesini istedi.”
Süleyman Demirel: “Genç bir hekimimizin hayata tutunması için ailesi tarafından başlatılan bu arayış, sadece bir babanın evlat mücadelesi değil, tüm toplumun ortak dayanışma sınavıdır. Türkiye’de bir İlik Bankası’nın kurulmuş olması ve bu sistemin kalıcı hale getirilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Vatandaşlarımızın bu konuda göstereceği hassasiyet ve verecekleri her bir kan örneği, belki de kurtarılacak onlarca canın vesilesi olacaktır. Devletimiz, bu insani kampanyanın ve yürütülen çalışmaların arkasındadır. Tüm halkımızı Dr. Oktar Babuna ve onun durumundaki hastalarımız için başlatılan bu seferberliğe destek olmaya çağırıyorum.”
Toplanan kanların tahlil için yurtdışına gönderilmesi ile ilgili gümrük işlemlerinin kaldırılması ve kanların Türk Hava Yolları uçakları ile ücretsiz taşınması gibi pek çok konuda Cumhurbaşkanı Sn. Demirel bilfiil müdahale ederek yardımcı olmuştur.
Mesut Yılmaz, Berna Yılmaz, Tansu Çiller ve Meral Akşener’in Destekleri
İstanbul’da düzenlenen ilk büyük kan alma organizasyonu Abdi İpekçi Spor Salonu’nda gerçekleşmiştir. Mesut Yılmaz, eşi Berna Yılmaz ve ANAP yöneticileri bu organizasyonu sahiplenmiştir. Mesut Yılmaz’ın özel kalemi Sema Erdem ve ANAP Basın ve Halkla İlişkiler Danışmanı Hale Dicleli, KAN ALMA ORGANİZASYONUNDA HER ŞEYİN BİZZAT KENDİLERİ TARAFINDAN PLANLANDIĞINI VE ORGANİZE EDİLDİĞİNİ çeşitli defalar kamuoyuna açıklamışlardır. Bu organizasyon için gereken TÜM VALİLİK İZİNLERİ de YİNE ANAP YETKİLİLERİ TARAFINDAN ALINMIŞTIR.
Başbakan Sayın Mesut Yılmaz’ın eşi Sayın Berna Yılmaz Hanım’ın Abdi İpekçi Spor Salonunda düzenlenen KAN ALIM ORGANİZASYONUNU ORGANİZE ETTİĞİNE ve BİZZAT KENDİSİNİN SALONA GELEREK BAŞINDA DURDUĞUNA ilişkin 24.03.1999 Tarihli Star TV Ana Haber Bülteninde yayınlanan görüntüler (Aşağıda)

Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır, Bursa Valisi Orhan Taşanlar gibi devletin en üst kademelerinden isimler bizzat kampanyaya katılıp kan vermişlerdir.
Eski Başbakan ve dönemin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, TGRT Televizyonu’na 15 Nisan 1999 tarihinde verdiği röportajda kan kampanyası için parti olarak nasıl seferber olduklarını anlatmıştır.

ESKI BAŞBAKAN TANSU ÇİLLER: “Seferber oluyoruz parti olarak gençlerimizle herkes hastanelere koştu ve devam edecek bu. özellikle hayat kurtarmak için kendilerinden bir imkanı verebilmek için, ilik verebilmek için herkeste bir seferberlik. Doğru Yol Partisi’nin bütün gençlik teşkilatları, bütün Türkiye’de şu anda seferber olmuş durumdadır. Bunu her türlü desteklemeye hazır ve inşaAllah bunun çözümünü de bulacağız. Dayanışma budur. Bu bayram günleri özellikle böyle dayanışmalar için en güzel ortamı ifade eder. Hep birlikte milletçe bir kez daha ayağa kalkalım, seferber olalım. Ben bunun özellikle benim partim çerçevesinde, bütün milletçe yapılmasını bir kez daha sağlayacağım. Bu vesileyle milletimize hayırlı bayramlar diliyorum.”
Dönemin İçişleri eski Bakanı Meral Akşener de, 26 Nisan 1999’da İzmit’te düzenlenen organizasyonda kan verirken, “biz Oktar Babuna’ya bu manada çok şey borçluyuz, o bir rahatsızlığı gündeme getirdi” şeklinde konuşmuştur.
Genelkurmay Başkanlığı’nın Talimatı ile Silahlı Kuvvetlerin Seferber Oluşu
Genelkurmay Başkanlığı tarafından bütün Kuvvet Komutanlıklarına gönderilen 20/2081 sayılı bildiride, Türk halkını lösemi tehlikesinden koruma kampanyasına, 20 Nisan-20 Ekim tarihleri arasında istekli TSK personelinin katılması konusunda talimat verilmiş ve yurt çapında çeşitli birliklerde kan alımı faaliyetlerinin teşvik edilmesi bildirilmiştir.
Bu talimatın ardından, Karadeniz Ereğlisi’nde düzenlenen organizasyon için askeri spor salonu tahsis edilmiştir. Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Özbek Görgün Paşa da kampanyaya katılarak kan vermiştir.
Eskişehir Hava Kuvvetleri Komutanlığı, İzmit Jandarma Komutanlığı, İzmit 15. Kolordu Komutanlığı ve Gölcük Donanma Komutanlığı da kampanyaya katılarak binlerce gönüllü askerimizin kan vermesine vesile olmuştur.
Dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, başta Almanya olmak üzere Türk vatandaşlarının yaşadığı ülkelerdeki büyükelçiliklerimize ve konsolosluklarımıza talimat göndererek kampanyaya destek vermelerini talep etmiştir.
TOPLANAN KANLAR, EMNİYET MÜDÜRLERİ TALİMATIYLA POLİS ESKORTLARI EŞLİĞİNDE HAVAALANINA GÖTÜRÜLMÜŞ, ANAP YÖNETİCİLERİNİN TAHSİS ETTİĞİ ÖZEL UÇAKLARLA Almanya ve ABD’deki dünyanın en iyi ve ünlü laboratuvarlarına gönderilmiştir.
ÇÜNKÜ O DÖNEMDE, TÜRKİYE’DE BU KANLARIN ANALİZİNİ YAPACAK LABORATUVARLAR ÇOK KISITLIYDI.
Örneğin Çapa Tıp Fakültesi’nin laboratuvarı GÜNDE SADECE 4 KAN ÖRNEĞİNİ analiz edebiliyordu. Ankara’daki laboratuvar da benzeri kapasitedeydi. Bu da toplanan yüzbinlerce örneğin analizinin on yıllara yayılması demekti. OYSAKİ KAN ÖRNEKLERİNİN ÖMRÜ SADECE 24 SAATTİR, öyle günlerce, senelerce bekletmek bunları ziyan etmek anlamına gelecektir.
Bu nedenle, kampanyanın karar mercii olan İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI KARARIYLA ANALİZLERİN YURT DIŞINDA YAPILMASI PLANLANDI.
YANİ, “KANLARIN ABD’YE GÖNDERİLEREK ANALİZ ETTİRİLMESİ” KONUSUNA KARAR VEREN, OKTAR BABUNA YA DA BİR BAŞKASI DEĞİL, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ VAKFI’DIR.

Bütün bu delillerden ve resmi kayıtlardan anlaşılabileceği gibi, KAMPANYANIN HER AŞAMASI, EN ÜST DÜZEY DEVLET MAKAMLARININ İDARESİNDE YÜRÜTÜLMÜŞTÜR.
Kampanyanın Durdurulması Şifa Bekleyen Lösemili Vatandaşlar İçin Hayal Kırıklığı Olmuş ve Konuyla İlgili Meclise Soru Önergesi Verilmiştir
Kampanyanın yarıda bırakılmasından sonra dönemin Fazilet Partisi’ne mensup 20 milletvekili, bir Meclis Araştırması Önergesi’nde bulunmuşlardır. 22.07.1999 tarihli bu önerge metninden kısa bir alıntı şöyledir:
“Ulusal kemik iliği bankası kampanyası, devlet tarafından desteklenmiş olup, sivil insanlar tarafından da çok büyük bir ilgiyle karşılanmış bir kampanyadır. Bu kampanya ile ilk aşamada lösemi hastası Dr. Oktar Babuna’ya uygun bir kemik iliği vericisinin bulunması, daha sonraki aşamada ise, Türkiye’de ulusal kemik iliği bankasının kurulması hedeflenmekteydi. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Üniversitesi gibi, devleti temsil eden kişi ve kurumlar tarafından DESTEKLENEREK, 160000 doku tahliline ulaşan ve KEMİK İLİĞİ BANKASININ FİİLEN KURULMASINI TEMİN EDEREK, sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının ilik bulma ve yaşama şansını yüzde 70’lere çıkaran böyle bir kampanyanın, Sağlık Bakanlığı tarafından durdurulması, halkımız arasında HAYRET VE ŞAŞKINLIK ile karşılanmıştır.”
Ülkemizde, lösemi hastalarına yardım etmek için yıllardır faaliyet gösteren Lösemili Çocuklar Vakfı’nın yakalayamadığı başarıyı, birkaç ay içinde yakalayarak, onu çok gerilerde bırakan böyle bir kampanyanın Türkiye’ye sağlayacağı imkânlar, kampanyanın durdurulmasıyla heba edilmiş ve sayıları 8000’e varan lösemili Türk vatandaşlarının HAYAL KIRIKLIĞINA SEBEP OLMUŞTUR, belki de onları ÖLÜME MAHKÛM ETMİŞTİR.
KARALAMA KAMPANYALARI NETİCESİNDE AÇILAN SORUŞTURMALARDA TAKİPSİZLİK VE KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞI KARARLARI VERİLMİŞTİR
Kemik İliği Bankası kurulması gibi hayırlı bir faaliyet dahi dönemin bazı basın mensupları tarafından sırf ideolojik husumet sebebiyle durdurulmak istenmiştir. Yoğun iftira ve karalama kampanyaları neticesinde Kampanya hakkında farklı isnatlarla farklı soruşturmalar açılmıştır. Soruşturmaların tamamı müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının suçsuz olduklarını ispatlamıştır.
1. “Vakıf parasını usulsüz kullanmak sureti ile görevi kötüye kullanma” iddiasıyla açılan soruşturma neticesinde, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02/03/2000 T. 1999/15799 Haz. 2000/1718 K. Nolu kararıyla TAKİPSİZLİK VERİLMİŞTİR.
Savcılık; İstanbul Valiliği’nin, bağış toplanması için İstanbul Tıp Fakültesi vakfına;
1- 19/03/1999 tarih ve 1236 sayı
2- 6/04/1999 tarih ve 1236-1 sayı
3- 30/04/1999 tarih ve 053544 sayılı yazılarıyla izin verdiğinden,
Vakfın hesaplarının İstanbul Valiliği denetleme kurulunca denetlenmesi sonucu düzenlenen 17/09/1999 tarihli rapor ve Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişince denetlenmesi sonucu düzenlenen 09/12/1999 tarih ve 74 no.lu raporlarda herhangi bir usulsüzlük bulunmadığından, TAKİPSİZLİK vermiştir.
2. “2587 sayılı kan ve kan ürünleri kanununa, 2238 sayılı organ ve doku alınması saklanması ve nakli kanunlarına muhalefet” isnadıyla açılan soruşturmada İstanbul CBS 1999/60752 Haz. 2000/3849 K. 07/04/2000 tarihli kararıyla TAKİPSİZLİK verilmiştir.

3. Dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un şikayetiyle açılan soruşturmada ise, şüpheliler hakkında “kan örneklerinin yurtdışına usulsüz olarak transferi, emirlere riayetsizlik, görevi kötüye kullanma, zimmet” isnadıyla araştırma yapılmış ve İstanbul CBS 2000/66717 Haz. 2001/3331 K. 15/03/2001 tarihli karar ile KAMU DAVASI AÇILMASINA YER OLMADIĞINA karar verilmiştir.

Türkiye’nin İlk Ulusal Kemik İliği Bankası, Oktar Babuna Kampanyası Sayesinde Kuruldu ve Hala Hayat Kurtarıyor
Bütün bu engellemelere rağmen, Oktar Babuna kampanyası sayesinde TÜRKİYE’NİN İLK ULUSAL KEMİK İLİĞİ BANKASI’nın temelleri atılmıştır. Lösemi ve benzeri çok sayıda zorlu hastalıkla mücadele eden birçok vatandaşımızın Ulusal Kemik İliği Bankası’ndan sağlanan uygun kemik iliği/kök hücre ve türevleri sayesinde SAĞLIKLARINA KAVUŞTUKLARINI önemle hatırlatmak isteriz.
İstanbul Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankasının web sayfasında yayınlanan verilere göre, HER YIL ONLARCA HASTA BU BANKADAN FAYDALANARAK SAĞLIĞINA KAVUŞMUŞTUR:

Kaynak: https://drive.google.com/file/d/1E1NyJWf_6dT-RPPZoeCm5U7461w3lYMN/view
Allah korusun, bir gün bu gerçek dışı provokatif haberleri yapanların kendileri, yakınları ya da sevdikleri benzer bir hastalığa yakalansa, kendilerine uygun kemik iliği/kök hücre bulmak için BAŞVURABİLECEKLERİ YEGANE MERKEZ, YİNE OKTAR BABUNA KAMPANYASI VESİLESİYLE KURULAN “ULUSAL KEMİK İLİĞİ BANKASI” OLACAKTIR.
Sayın Özlem Gürses ve kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız. 27.07.2026