Suç İşlemediklerini Söyleyenleri “Suç İşledim” Diyecek Hale Getiren Müessese: Etkin Pişmanlık

By gundem
20 Min Read

İFADELERİNDE DEFALARCA SUÇ İŞLEMEDİKLERİNİ SÖYLEYENLERİ “SUÇ İŞLEDİM” DİYECEK HALE GETİREN MÜESSESE: ETKİN PİŞMANLIK

İBB Davası kapsamında tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Muhittin Böcek, 03.06.2026 tarihinde bir etkin pişmanlık ifadesi vermiştir. Bu ifade üzerine pek çok köşe yazarı, pek çok haber yorumcusu ciddi bir tepki dile getirmiştir.

Söz konusu tepkilerin odağında, Sayın Muhittin Böcek’in etkin pişmanlık ifadesinde, büyük miktarda parayı yeniden seçilebilmek için vermiş olduğu iddiası yer almaktadır. Oysa bu son ifadesinde para vermiş olduğunu öne süren Sayın Böcek’in daha önceki ifadeleri -bizzat kendi el yazısıyla olan beyanları da dahil- “kesinlikle para vermediği” yönündedir.

Özellikle 02.04.2026 tarihli el yazısıyla kaleme aldığı mektupta Sayın Muhittin Böcek, ‘’Bu satırları tutsak edildiğim dört duvar arasında dokuz aydır sessizce yürüttüğüm onurlu mücadelemin sesini duyurmak için yazıyorum… Adaylık için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim.’’ şeklinde son derece sert ve kesin ifadeler kullanmıştır.

https://www.instagram.com/p/DYK14NfCD5s/

Sayın Muhittin Böcek’in “1 kuruş para verdiysem şerefsizim.” beyanından, etkin pişman olup “950 bin euro verdim.” beyanına nasıl bir süreç içinde geldiği tüm kamuoyu tarafından yakından takip edilmiştir. Elbette tüm bu isnatlar ve beyanlar hakkında mahkemeler kararı verecektir. Müvekkil Adnan Oktar, Türk mahkemelerinin verdiği tüm kararlara saygılıdır. Ancak kısaca süreci özetlemek, etkin pişmanlık müessesinin nasıl işlediğinin görülmesi açısından önemlidir:

  • Sayın Muhittin Böcek Temmuz 2025’te tutuklandı. Aynı ay içinde oğlu ve gelini hakkında yüz kızartıcı suçlarla ilgili dedikodular basında görülmeye başlandı. Bir ay sonra oğlu Sayın Gökhan Böcek tutuklandı. Kısa süre sonra aileye ait olduğu iddia edilen bazı mahrem görüntüler basına sızdırıldı.
  • Sayın Böcek, etkin pişman olacağına dair çıkar haberler üzerine el yazısıyla kaleme aldığı mektubunda, cezaevinde ciddi sağlık sorunlarıyla boğuştuğunu, günde 15 ilaç kullanarak ayakta durabildiğini, buna rağmen etkin pişman olacağı yönündeki asılsız haberlerin kendisini üzdüğünü ve böyle bir düşüncesi olmadığını beyan etti.
  • Mart 2026’da Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek yaptığı açıklamada “Muhittin Böcek’in adaylığı konusunda bir para iddiası var… Baz istasyonu kayıtlarıyla sabit… Bunu Muhittin Böcek de aslında anlatacak da, daha zamanı var” dedi.
  • Sayın Muhittin Böcek el yazısıyla yazdığı mektubunda hakkındaki iddiaları bir kere daha yalanladı, kesinlikle para vermediğini belirtti.
  • Peşi sıra şöförü, gelini ve kuaförü tutuklandı. Kendisi, oğlu ve gelinine ait taşınır – taşınmaz mal varlığına, banka hesaplarına ve tüm finansal varlıklarına el konuldu.
  • 3 Haziran 2036’da, daha önceki tüm beyanlarının tam zıttı yönde bir etkin pişmanlık ifadesi vererek çeşitli tarihlerde yüksek miktarlarda paraları adaylığı için verdiğini iddia etti.

Sayın Muhittin Böcek’in iddiaları kesin bir dille reddeden kendi el yazısıyla kaleme aldığı mektupları ve beyanları sonrasında, bu beyanları ile taban tabana zıt bir etkin pişman ifadesi vermesi ve çeşitli suçlamalarda bulunması haklı olarak kamuoyunun dikkatini çekmiştir.

Konunun kamuoyunda duyulduğu tarihten itibaren yorumcular, gazeteciler ve siyasetçilerin değerlendirmelerinden bazı örnekler şöyledir:

Tüm bunlar yaşanırken göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir husus daha vardır: Sayın Muhittin Böcek örneğinde görülen “etkin pişman yapılma yöntemleri”, Adnan Oktar Davası’ndaki tüm etkin pişman sanıklar için her defasında çok daha fazla hukuksuzlukla hayata geçirilmiştir. Şu an özellikle sol basında sıkça yer aldığı için tüm kamuoyunun tanık olduğu ve rahatsızlık duyduğu süreçlerin benzeri Adnan Oktar Davası’nda yaşanırken ise, yine aynı sol basının bir kısmı -tıpkı şimdi kendilerinin eleştirdiği gibi- hayatlarını kurtarabilmek için yalan beyan vermek zorunda kalanların iftiralarını manşetlere taşıyor ve müvekkil ve arkadaşları aleyhinde karalama kampanyaları yapıyordu.

Müvekkil Adnan Oktar ve avukatları 2018’deki operasyonun ilk gününden itibaren

  • Genç kızların Mali Şube’ye çağrılıp “ya müşteki olursun ya sanık” diyerek nasıl korkutulduklarını,
  • Masum insanların sırf iftira atmayı kabul etsinler diye nasıl tutuklandıklarını,
  • Kendilerinin ve ailelerinin nasıl baskı altına alındıklarını,
  • Avukatların dahi yıldırmak ve dosyadan çekilmelerini sağlamak için nasıl tehdit edildiklerini,
  • Ne şekilde yalan beyan vermeye ve suç isnat etmeye yöneltildiklerini tüm detaylarıyla tek tek anlatmalarına,
  • Ve bu hukuksuzluklara seyirci kalınması durumunda aynılarını bir gün herkesin yaşayacağı konusunda defalarca uyarı yapmalarına rağmen

şimdi bu yaşananlara hayretler içinde tepki gösteren bazı gazeteciler, yorumcular ve siyasetçiler sırf müvekkil Adnan Oktar’a ideolojik husumetleri nedeniyle bu uyarıları önemsemiyorlardı. Daha da acısı, bile bile bu aleni hukuksuzluğu destekleyerek bir gün kendileri, sevdikleri, destekledikleri insanların da aynılarını yaşayacakları sistemi kendi elleriyle büyütüyorlardı.

Bu sebepledir ki, konu müvekkil Adnan Oktar olduğu zaman, adeta bir bayram sevinciyle ne pahasına olursa olsun her türlü hukuksuz uygulamayı sevinçle destekleyen bir kısım basın organları ve gazetecilerin, şimdi birebir aynı hukuksuzluklar kendi ideolojilerinden kişilerin başına geldiğinde feryat etmeleri çok geç kalınmış, samimiyetsiz davranışlar gibi görünmektedir.

Adnan Oktar Davası’nda; EMNİYETTE, SAVCILIKTA VE SULH CEZA HAKİMLİĞİNDE “SUÇ İŞLEMEDİM” DİYENLERİN, EL YAZILI BEYANLARIYLA NASIL “İFTİRAYA MARUZ KALDIKLARINI” ANLATANLARIN BİR SÜRE SONRA BASKILARA BOYUN EĞİP “TÜM SUÇLAMALARI KABUL ETMELERİNE”, DİĞER SANIKLARA DA “SUÇ ATMALARINA” dayanan ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİ suç ve suça dair delil olmadığı için devreye sokulmuş bir hukuksuzluktur. Üstelik, ADNAN OKTAR DAVASI’NDA bugün bazı örneklerde görüldüğü üzere, “suçüstü gayri ahlaki ortamlarda yakalanmak”, “açıklanamayan milyonlarca liralık işlemler” gibi TEK BİR VAKA DAHİ OLMADIĞI HALDE, sadece yalan beyanlarla dosya oluşturulmuştur.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, İBB ve diğer belediye başkanları hakkındaki dosyalar konusunda henüz yargılama devam etmektedir. Müvekkil Adnan Oktar basına yansıyan haberlerle değil somut delil ve belgelerin gösterdiği sonuçlarla değerlendirme yapılması gerektiğine inanan bir insandır. Düşüncesi, inancı, ideolojisi ne olursa olsun, kendisine fikren karşı olan hatta husumet besleyenler de dahil, herkes için hukukun uygulanmasını, adil ve hakkaniyetli bir yargılama yapılmasını temenni etmektedir.

TIPKI SAYIN MUHİTTİN BÖCEK GİBİ ADNAN OKTAR DAVASI’NDAKİ ETKİN PİŞMAN SANIKLAR DA ÖNCE İFADELERİNDE VE EL YAZILI BEYANLARINDA SUÇ İŞLEMEDİKLERİNİ ANLATMIŞ, SONRA İSE BASKIYA DAYANAMAMIŞLARDIR.

Sayın Muhittin Böcek tutuklandıktan sonra, cezaevindeyken kendi el yazısı ile kaleme aldığı mektuplarında kesinlikle etkin pişmanlık hükümlerini kabul etmeyeceğini, bu yönde hakkındaki iddiaların da gerçek olmadığını net şekilde ortaya koymuştur. Konuyla ilgili basında yer alan yazılarından bazıları şöyledir:

https://x.com/bulentgrsy/status/2062489547665981932

https://x.com/nevsinmengu/status/1983827061417349554

Adnan Oktar Davası’nın tutuklu sanıkları arasında da,

  • Önce İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesinde ve hemen sonrasında Sulh Ceza Hakimliğinde verdikleri ifadelerinde suçlamaları kesin şekilde reddeden,
  • Yapılan tutukluluk değerlendirme duruşmalarında da aynı şekilde bir suç işlemediklerini, müvekkilin arkadaş grubunda hiçbir suça tanık olmadıklarını beyan eden,
  • Tutukluluk sürecinde cezaevinden kaleme aldıkları el yazılı mektuplarında suç iddialarını ve karalamaları kesin bir şekilde yalanlayan, iftiraya maruz kaldıklarını anlatan,
  • Müvekkil Adnan Oktar’a ve sanık arkadaşlarına yazdıkları mektuplarda duydukları coşkulu sevgiyi dile getiren bazı kişiler,
    • Tutukluluk sürecinin uzaması,
    • İstanbul dışında ailelerinden ve avukatlarından yüzlerce kilometre uzakta, dehşet verici koşullarda tutulmaları,
    • Basında haklarında ağır karalama kampanyalarının bir türlü hız kesmemesi,
    • Mal varlıklarına ve yıllar boyunca nice zorluklarla bir noktaya getirdikleri şirketlerine el konup kayyum atanması,
    • Yaşlı ve hasta anne babalarının canlarından endişe etmeleri,
    • Bazılarının çok ağır hastalıklarının olması ve ölüm korkusu yaşamaları,
    • Bir de tüm bunların üzerine, Av. Celal Ülgen’in hukuk ofisinden özel olarak gönderilen Av. Fuat Selvi’nin cezaevlerini tek tek dolaşarak “Mavi gökyüzünü, aileni, sevdiklerini görmek istiyorsan Adnan Oktar’ı suçla, yoksa asla buradan çıkamazsın.” tehditlerinin etkisiyle ilk ifadelerine ve el yazılı mektuplarındaki anlatımlarına taban tabana zıt yalan beyanlar vermek zorunda kalmış, istemeye istemeye kendilerini kurtarabilmek için 30 yıllık arkadaşlarına iftira atan konumuna düşmüşlerdir.

Adnan Oktar Davası dosyası içinde etkin pişman sanıkların müvekkil Adnan Oktar’a coşkulu sevgilerini anlattıkları, değil bir suç en ufak bir kötülükle dahi karşılaşmadıklarını, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla çok mutlu olduklarını anlatan mektuplardan yüzlerce sayfalık bir ‘’külliyat’’ yer almaktadır. Müvekkil Adnan Oktar ve avukatları bu mektupları savunma delili olarak dosyaya sunmuşlardır. Ancak, bu aşamada da eşi benzeri görülmemiş bir hukuksuzluk yaşanmış, savunmalarının en önemli delillerinden biri olan bu mektupları dosyaya sunmuş olmaları da suç ilan edilmiştir.

Burada söz konusu bu mektuplar kadar önemli olan bir başka örneği paylaşmak yerinde olacaktır. Adnan Oktar Davası’nın etkin pişman sanıklarından bazıları bulundukları cezaevlerinden savcılığa dilekçe yazarak üzerlerinde kurulan baskıyı dile getirmişlerdir. Bu gayri hukuki baskıya karşı koruma talep etmişler, “yalan söyleyip iftira atmak zorunda kalmamak ve ömür boyu vicdan acısı çekmemek” için adeta yalvarmışlardır. Aşağıdaki iki örnek, “bana baskı yapılıyor” feryadıyla savcılığa başvuran kişilerin bir süre sonra 80 milyonun gözü önünde bu baskıya boyun eğmek zorunda kaldığını göstermesi açısından ibret vericidir.

BERİL KONCAGÜL (Yeni Adı Alin İzgi Demir)

Solda müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubu içindeyken hayat dolu olan Beril
Sağda tehditler ve baskılarla etkin pişman olup iftira atmaya mecbur kaldıktan sonraki Beril

Beril Koncagül, 11.07.2018 sabahı polis operasyonu öncesinde, polislerin geldiğini gördüğü halde, yanına kedisini de alarak Kandilli’deki ikametin alt bahçe kapısından çıkıp ayrılmıştır. (Eğer etkin pişman ifadesinde anlattığı gibi müvekkil Adnan Oktar’ın yanında eziyet görüyor ve esir tutuluyor olsa, polisi görür görmez sözde eziyetten kurtulma sevinciyle polise sığınması gerekirdi.) Daha sonra teyzesinin evinde yakalanmıştır. Mali Şube’de alınan ifadesinde tüm suçlamaları reddetmiş, eziyet gördüğü iddialarına karşı ‘’Hiçbir insan bu dediğiniz gibi eziyete uğratıldığı bir yerde durmaz, bunlar gerçek değil.’’ şeklinde ifade vermiştir. Sonrasında çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği sorgusunda da müvekkil Adnan Oktar hakkındaki tüm isnatları reddetmiş, akabinde tutuklanmıştır.

Sevk edildiği Bursa Yenişehir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda Temmuz 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında tutulmuştur. Bu süreçte, kendisine etkin pişmanlıkçı olması için baskı yapıldığını, ailesiyle tehdit edildiğini bildiren 2 el yazılı dilekçesi mevcuttur:

Beril Koncagül’ün etkin pişman olması için kendisine ve ailesine yapılan baskıları savcılığa bildirdiği 02.10.2018 tarihli dilekçesi

 
Beril Koncagül’ün etkin pişman olması için kendisine yapılan baskıları savcılığa bildirdiği 28.09.2018 tarihli dilekçesi
Beril Koncagül’ün etkin pişman olması için kendisine yapılan baskıları savcılığa bildirdiği 28.09.2018 tarihli dilekçesi: 

“Müştekilerden Ümit Kuruca’nın ailemle irtibata geçip aslı olmayan beyanlarda bulunması ve yine müştekilerden Özkan Mamati’nin açtığı ve yazdığı yasal olmayan internet sitesini delil gösterip, hiçbir delili olmamasına rağmen beni mağdur gibi gösterip, aileme duygusal baskı yapılarak şikayetçi olmaya zorlanmıştır. Aynı zamanda yine BU BASKI SONUCU HİÇBİR BİLGİMİN OLMADIĞI VE İŞLEMEDİĞİM SUÇLARI KABUL EDİP, BU ZAMANDA ONLARA MÜŞTEKİLERDEN GELEN ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERİ BERTARAF ETMEM İÇİN İTİRAFÇI OLMAYA ZORLANMAKTAYIM. Bu süreçte, bu baskı ve üstü kapalı tehditlerin sonucu aynı zamanda hukuki olarak müştekilerden ve avukatlarından gelen yalan yanlış ifadelerle ailem kandırılmaktadır. Cezaevinde irtibatımızın tam sağlanamaması bu süreci daha da zor duruma getirmektedir. Ailemle aram açılmaktadır. İleriki süreçte, yine böyle devam ederse, ailemle sorun yaşadığım aleyhinde bir propaganda malzemesi yapılacağımı şimdiden bildiriyorum. Hukuken bir önlemi varsa, müştekilerin ailemle irtibatının engellenmesini talep ediyorum.”

Beril Koncagül, cezaevinde tutulduğu süreçte gerek müvekkile gerekse arkadaş çevresine onlarca mektup yazmış, mektuplarında yüzlerce sevimli çizim yapmış, sevgisini, özlemini en içten şekilde dile getirmiştir. Bu mektuplarda uzun uzun, “BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİSİNİZ, ÇOK KIYMETLİSİNİZ. ALLAH’IN DÜNYADAKİ NURLARINDAN BİRİSİNİZ.” “MEKTUBUN HER GELDİĞİNDE ÇOK ÇOK ÇOK MUTLU OLUYORUM. BİR DE MEKTUBUNDAKİ ÇOK ÇOK ÇOK ÇOK YAZINA BAYILIYORUM.” “ÇOK ÇOK ÇOK ÇOK DEĞERLİSİN BENİM İÇİN, BUNU AKLINDAN SAKIN SAKIN SAKIN ÇIKARMA.” sözleriyle müvekkil Adnan Oktar’a sevgisini anlatmıştır.

Beril Koncagül, müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş camiası içinde bulunduğu yıllar süresince hep mutluluk duymuş, arkadaşlarına karşı büyük bir samimiyet göstermiştir. Aynı duygular tutuklandıktan sonra da 6 ay boyunca devam etmiş, cezaevindeyken bile esprilerle dolu, karikatürlerle süslenmiş onlarca mektup kaleme almıştır.

Ancak ailesi ve kendisinin tehdit edilmesi başladıktan, hukukun asla işletilmeyeceği algısı oluşturulduktan ve deyim yerindeyse ‘’kıvama gelinceye dek’’ korkutulduktan sonra, tüm somut delillerle taban tabana zıt bir söylemin altını imzalamak mecburiyetinde bırakılmıştır.

MEHMET MURAT DEVELİOĞLU

Mehmet Murat Develioğlu, dosyanın husumetli müştekilerinden Fırat Develioğlu’nun kardeşidir.

Abisi Fırat Develioğlu tarafından defalarca etkin pişman olmaya zorlanmış, bu sürece direnmiş ve bu konuda cezaevi yönetimine abisinin kendisine uyguladığı baskıyla ilgili olarak bir şikayet dilekçesi dahi sunmuştur. Dilekçesinde, abisi Fırat Develioğlu’nun kendisini etkin pişman olmaya zorladığını belirtmiş, kapalı görüş kayıtlarının incelenmesini istemiş, bu kayıtların dava dosyasına girmesi ve abisinin cezaevinde bir daha kendisiyle kapalı görüşe kabul edilmemesi için talepte bulunmuştur.

Tutuklu Mehmet Murat Develioğlu’nun cezaevinde maruz kaldığı tehdide/baskıya dair delilin (yani Fırat Develioğlu ile yaptığı görüşme kaydının) savcılıkça cezaevinden celp olunması ve maruz kaldığı tehdit ve baskıların önüne geçilmesini talep eden dilekçesi hakkında dosya savcıları tarafından hiçbir işlem yapılmamıştır.

Bu “eylemsizlik” dosya savcılarının hukuksuz hareketlerinden birini daha oluşturmaktadır. Ancak kanaatimizce savcıların bu gibi konulardaki “eylemsizliği” basit bir “görevi ihmal” niteliğinde değildir. Bahse konu savcılar, gözaltına alınan ve tutuklananların müvekkil Adnan Oktar’ı suçlayıcı birtakım beyanlar vermeleri için baskıya maruz bırakıldıklarını zaten gayet iyi bilmektedirler. Hatta bu hukuksuz baskılara göz yummakta, dahası destek vermektedirler.

Bu “destek” esas olarak “etkin pişmanlık hükümlerinin kötüye kullanılması” suretiyle verilmektedir. Bu kötüye kullanma, tüm şüphelilerin hukuksuz şekilde tutuklanmalarının talep edilmeleri, tutuklama kararlarını aldıktan sonra da önceden kurgulanmış birtakım sahte itham ve iddiaları teyit etmeleri ve kendi sözleriyle bunları tekrar edip altını imzalamaları durumunda, “etkin pişmanlıktan” yararlanıyor görünümü altında tahliye olabileceklerinin tutuklulara vaat edilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.

Bu vaat ve “ikna” seansları ise, tutukluları cezaevlerinde düzenli ziyaret ederek “Devlet üzerinizi çizdi.”, “Bir daha gün yüzü göremezsiniz.”, “Buradan ancak cenazeniz çıkar.” vb. şeklindeki sistematik tehdit ve telkinlerde bulunan, bu iş için özel görevlendirilmiş Av. Fuat Selvi gibi avukatlar ve bazı husumetli müştekiler aracılığıyla yürütülmüştür.

Bu şekilde samimi fikirlerini beyan eden Mehmet Murat Develioğlu, uzun süren tutukluluk hali, birkaç kuşaktır devam ettirdikleri aile şirketine el konulması ve kayyuma teslim edilerek iflasa sürüklenecek olması, yaşlı annesinin sağlığı için duyduğu endişeler gibi sebeplerle, başta savcılığa şikayet ettiği abisi Fırat Develioğlu’nun yanında yer alarak etkin pişman olmaya mecbur kalmış, kendisi ve yakın arkadaşları hakkındaki tüm mesnetsiz iddiaları, somut delillere dayandırılmamış hikayeleri kabullenerek iftiraları imzalamıştır.

Sonuç olarak;

İBB Davası özelinde, bir kısım basının fikirdaş – ülküdaş kabul ettiği tutuklu yargılanan yöneticilere, belediye başkanlarına veya kamu personeline yönelik iddia ettiği hukuksuzluklar -çok doğal ve insani bir tepkiyle- gündeme getirilmekte ve eleştirilmektedir. İşin doğrusu, herhangi bir vatandaşa yönelik bir haksızlığın, hukuksuzluğun karşısında ses vermek, eleştirmek ve adaletin doğru tecellisini talep etmek için illa ki aynı fikirde, aynı ideolojide olunması gerekmemektedir. Hatta daha net şekilde söylememiz gerekirse, insanlar sadece kendi taraftarlarına yapılanlara karşı sesini yükseltip, başkalarına karşı yapılanlara sırtını döndüğünde, benzer sorunların er ya da geç kendilerini bulması kaçınılmaz olmaktadır.

Nitekim, şu anda bir kısım basın tarafından İBB Davası’nda yaşandığı iddia edilen hak ve hukuk ihlallerinin aynıları ve hatta daha ağırları son 8 yıldır aralıksız olarak Adnan Oktar Davası sanıklarına, yakınlarına ve aile fertlerine karşı uygulanmaktayken, aynı basın mensupları hep başka yöne bakmayı, sessizce uzaktan seyretmeyi, hatta bazı durumlarda alkış tutarak ‘’Oh ne de iyi oldu.’’ yorumlarını yapmayı tercih etmişlerdir.

İBB Davası’ndaki tüm etkin pişman sanık beyanlarına sürekli olarak somut delil arayan, ortaya delil konulamadığı sürece tüm anlatılanların itiraf değil, iftira sayılması gerektiğini şiddetle savunan hiçbir gazeteci ve siyasetçi, Adnan Oktar Davası’nda aynı baskı ve tehdit yöntemleriyle etkin pişman sanık yapılan kişilerin soyut ve delilsiz beyanlarının gerçekliğini sorgulamayı nedense hatırlamamıştır. İnsanların korkutularak, tehdit edilerek yalan söylemek zorunda bırakılmalarını hiçe sayarak, aslında her biri kişinin kendisi adına utanç beyanı olan yalanları doğruymuş gibi kamuoyuna duyurmuşlardır.

İlk ifadelerinde ‘’İddialar asla doğru değildir.’’ beyanı veren, hayatında karakola dahi girmemiş genç kızları en azılı suçluların koğuşlarına kapatan, aileleriyle, namuslarıyla tehdit eden, bir daha ömürlerinin sonuna kadar hapisten çıkamayacaklarına ikna eden karanlık bir yapı, bu kişileri ilk ifadelerinden tam ters yöne çevirmeyi başarmış, her isnadı reddeden bu kişiler bir anda sanki korkunç suçlar işlenmiş, insanlara eziyet edilmiş, yıllarca cinsel saldırılara maruz bırakılmış gibi uydurma hikayeler anlatmaya başlamışlardır.

Sayın Muhittin Böcek özelinde etkin pişman ifadesine itibar etmediğini dile getiren o bir kısım basın mensubu, “bu ifadeleri yaşadığı baskılar sonucu ruhen çökertilerek, direnci kırıldığı için, gerçek dışı olsa da başka çaresi kalmadığı için” yazdığına inanmışken, Adnan Oktar Davası’nda benzer şekilde etkin pişman olmaya mecbur edilmiş kişilerin ilk ifadelerini değil, baskı altında imzaladıkları son ifadeleri, garip bir çifte standart tutumla gerçek ve samimi beyanlar olarak kabul etmektedir. Etkin pişman sanıklar o gerçek dışı ifadeleri kabullendikleri anda tahliye edilerek özgürlüklerine kavuşturulmuştur. Arkadaşlarına iftira atmayı vicdanen kabul etmeyen diğer sanıklar ise Temmuz 2018’den beri hiç kesintisiz şekilde hapiste tutulmaktadır.

Bu mağduriyetlerin bir daha hiçbir vatandaşımız tarafından yaşanmaması için, iki kritik adım bulunmaktadır:

Birincisi, etkin pişmanlık kanununun yeniden düzenlenmesi.

İkincisi, yaşatılan hukuksuzluk her kime karşı olursa olsun toplumun tüm kesimlerinin o hukuksuzluğa karşı durmaları ve kimsenin bunu bir daha yapmaya cesaret edememesinin sağlanması.

Somut delille desteklenmeyen etkin pişman beyanının yok sayılması, sırf beyana dayanarak hüküm kurulmaması, adil ve hakkaniyetli kararlar verilmesi, yalanlarla ve iftiralarla masum insanların mağdur edilmesinin önüne geçilmesi için şarttır. Herkesin gözü önünde cereyan eden olumsuzluklardan ders çıkarmak, bunların tekrarlanmasının önüne geçmek, Türkiye’nin ilerlemesi ve büyümesi için en temel şarttır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 17.06.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir