İBB Davası kapsamında yargılananlardan biri olan Sayın Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan gerek yaptığı savunma gerekse cezaevinden yayınladığı kitap ile kamuoyunda gündem olmuştur. Av. Mehmet Pehlivan’ın “Yargı Silahı” isimli kitabında ve savunmasında yer verdiği bilgiler Adnan Oktar Davası ile İBB Davası arasında onlarca benzerlik olduğunu göstermektedir. Bu benzerlikler, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan operasyonun ilk gününden itibaren yaşanan hukuk ihlallerinin, Türkiye’de sistematik hukuksuzluğun kapısını açan ilk olay olduğunu ortaya koymaktadır. Bazı kesimlerin nasıl bir hukuk vahameti yaşandığını o tarihlerde anlayamamış olması, bazı kesimlerin ise sırf müvekkile duydukları ideolojik husumet nedeniyle bu hukuksuzlukları desteklemeleri bugün Türkiye’yi bir adalet ve güven ortamı olmaktan uzak hale getirmiştir.
Av. Mehmet Pehlivan’ın kitabında geniş bir yer verdiği kumpas davalarının “etkin pişman sanık devşirme” yöntemi üzerine kurulması örneği dikkat çekicidir. Av. Mehmet Pehlivan’ın Latin Amerika’da yaşanan örnekleri üzerinden anlattığı ve İBB davasındaki örnekleriyle de tüm kamuoyunun şahit olduğu “etkin pişman sanıklara yalan beyan verdirip iftira attırarak suç oluşturma” yöntemi Adnan Oktar Davası’ndaki kumpasın da özünü oluşturmaktadır. Üstelik CHPliler ve İBB Davasında yargılananlar etkin pişmanlık müessesinin hukuka aykırı şekilde kullanılmasının henüz çok az bir kısmına şahit olmuşlardır. Adnan Oktar Davası’nda yaşanan örnekler çok daha şaşırtıcı ve hukukun göz göre göre ihlal edilmesi açısından çok daha ibret vericidir. Ne var ki tüm bunlar söz konusu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda birçok kesim tarafından olağan karşılanmış, hatta bazıları tarafından teşvik edilip desteklenmiştir. Sonuçta da bugün tüm Türkiye’yi kuşatan bir felakete dönüşmüştür.
Etkin pişmanlığın iftira at kurtul düzeni olarak nasıl kullanıldığı kitaptan bazı örnekler ve Adnan Oktar Davasında yaşananlarla kısaca şöyle özetleyebiliriz.
ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİ İFTİRALAR VE YALANLAR ÜZERİNE KURULAN KUMPAS DOSYALARININ DAYANAK NOKTASIDIR. İLGİLİ KANUN MADDESİNİN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASI VEYA YENİDEN DÜZENLENMESİ AĞIR HUKUKSUZLUKLARIN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN ŞARTTIR
YARGI SİLAHI KİTABI, SAYFA 45
Brezilya’daki yargı silahı uygulamalarının ‘en büyük silahının’ itiraf anlaşmaları olduğu ifade edilmektedir.
İtirafçıların, yalnızca kendi hukuki durumunu iyileştirmeye yönelik olarak yalan beyanda bulunması Arjantin’deki yargı silahı süreçlerinde de sık karşılaşılan bir durum olarak tarif edilmektedir. Arjantinli hukukçu Cristina Caamano’ya1 göre; bu durum o kadar sık meydana gelmektedir ki, insanlar, pişmanlık yasasının tek amacının yalanları devreye sokmak olup olmadığını sorgular duruma gelmiştir.
YARGI SİLAHI KİTABI, SAYFA 48
Caamano’ya göre, ceza veya özgürlük pazarlığıyla alınmış itiraflardan elde edilen bilgilerle soruşturma yürütmek ne hukuken ne de ahlaken bir değer taşır. Çünkü bir ödül veya menfaat vaadi, sanığın daha ağır bir cezadan kaçınmak için gerçeği çarpıtma, abartma ya da tamamen uydurma riskini doğurur.
Özellikle tutuklu yargılamalarda, sanığın irade özgürlüğü bu koşullar altında açıkça zayıflatılmış olur.
Sonuç olarak etkin pişmanlık hükümlerinin kapsamı ve örgütlü suç maddelerinin geniş yorumlanmaya açık yapısı, yargı silahı pratiğinde birer silaha dönüşmektedir.
Bu silah, hukukun cezalandırıcı gücünün, siyasi rakipleri tasfiye etmek veya muhalifleri susturmak için kullanılmasına olanak tanır. Bu da örgütlü suçlar kapsamındaki etkin pişmanlık uygulamalarının yargı silahı süreçlerinde kolaylıkla “itiraf pazarlığı yoluyla sahte delil üretimi” aracına dönüşmesine neden olur.
Av. Mehmet Pehlivan’ın gerek kitabında, gerekse 22.04.2026 tarihinde mahkemede yaptığı savunmasında “etkin pişmanlıkçılar” konusuna özel önem atfetmesi son derece anlamlıdır. Çünkü İBB Davası süreçlerinde ortaya çıkan bilgiler, etkin pişman sanıkların “sansasyonel” ifadeleri ve sanıklara yönelik atf-ı cürüm (bir suçlamanın bir kişiye -delil olmasa da- yüklenmesi) niteliğindeki beyanları hakkında büyük şüpheler oluşmasına neden olmuştur. İBB davasında yaşanan bu durum Adnan Oktar Davası’nda neler yaşandığının, hangi koşullar altında 8 bin yıllık hukuk dışı cezalara hükmedildiğinin görülmesi açısından önem taşımaktadır.
ÖNCELİKLE İBB DAVASINDAKİ BAZI ÖRNEKLERİ KISACA ÖZETLEMEK YERİNDE OLACAKTIR:
17.02.2026’da tutuklu sanık Fatih Keleş’in bulunduğu cezaevine, tanımadığı bir avukat ziyarete gelerek itirafçı olması için baskı yapmıştır. İlerleyen süreçte aynı avukatın başkaca tutuklu sanıkları da dolaştığı ve tek tek etkin pişmanlıkçı devşirdiği tespit edilmiştir.
08.03.2026’da duruşmaların başlamasından hemen 1 gün önce, etkin pişman sanık Ertan Yıldız’ın basına demeçler vermesi sağlanmış ve bu yolla bir kamuoyu algısı oluşturulması hedeflenmiştir.
10.03.2026’da tutuklu sanık müdafi Av. Mehmet Ümit Erdem bir canlı yayına bağlanarak korkutulan insanların iftiracı sıfatıyla dosyayı doldurmak üzere toplandığını, sonra bu kişilerin söylediklerinin gerçek olmadığı ortaya çıktıktan sonra yeni deliler arayışına girildiğini açıklamıştır.
12.03.2026’da Onlar TV programında gazeteci Timur Soykan, tutuklu şüphelilere “ya etkin pişmanlıktan faydalanırsınız, ya da cezaevinde çürürsünüz. Aleyhe ifade verirseniz buradan çıkarsınız. Şirketlerini de elinden aldık, kayyum atadık. Bunları batırma imkanına sahibiz. Eğer Ekrem İmamoğlu aleyhine ifade verirsen şirketlerine de kavuşursun” söylemiyle baskı yapıldığını anlatmıştır.
17.03.2026’da etkin pişmanlıkçı sanık Tuncay Kaya ifadesini baskı altında verdiğini söyleyerek suç attığı kişilerden helallik istedi. Aynı gün CHP Genel Başkanı Sayın özgür Özel, Halk TV röportajında kendisinin bildiği 7 itirafçının sorgusu sırasında söylediklerinin dışında şeylerin yazıldığını, bu kişilerin o ifadeleri imzalamaları karşılığında serbest bırakıldıklarını açıklamıştır.
30.03.2026’da tutuklu sanık Murat Kapki’yi, daha önceden hiç tanımadığı Av. Mücahit Birinci’nin ziyaret ettiği, 2 milyon dolar talep ettiği ve Kapki’nin bu parayı ödeyerek Birinci’nin söylediği iftiraları atması karşılığında tahliye olmasını sağlayacağını vaad ettiği ortaya çıkmıştır.
İBB Davası kapsamında etkin pişmanlıkçıların ilk ifadeleriyle birlikte bu ifadelerin hemen bir kısım medyada yer bulması, sürmanşetten verilerek kesin bir gerçekmiş gibi kamuoyunun yönlendirilmesi, daha sonra bu kişilere çeşitli yöntemlerle baskı yapıldığı ve gerçek dışı beyanlara zorlandıklarının ortaya çıkması, bire bir şekilde Adnan Oktar Davası’nda da yaşanmıştır.
ADNAN OKTAR DAVASINDAKİ TÜM SUÇ İSNATLARI KORKUTULARAK MÜŞTEKİ YAPILAN VE İFTİRA ATMAYA ZORLANAN ETKİN PİŞMAN SANIKLARIN YALANLARIYLA KURGULANMIŞTIR
Adnan Oktar Davası kapsamında Temmuz 2018’de düzenlenen sansasyonel polis operasyonu sonrasında, gözaltına alınan 168 kişi, neredeyse hiç istisnasız tutuklanmış ve uzak şehirlerdeki cezaevlerine, özel hazırlanmış zorlu koşullara gönderilmiştir.
Bu kişilerden, ilk Emniyet sorgularında ve sonrasında çıkarıldıkları Sulh Ceza Hakimliği sorgularında bütün suçlamaları reddeden, kendilerini ve arkadaşlarını savunan bazı kişiler, ilerleyen süreçte kendilerine uygulanan baskılar neticesinde etkin pişman olmayı ve önlerine getirilen iftiraları tekrarlamayı kabullenmek zorunda kalmışlardır. Birkaç örneği incelediğimizde, durumun gerek Av. Mehmet Pehlivan’ın “Yargı Silahı” kitabında bahsettiği Latin Amerika ülkelerinde yaşananlarla, gerekse İBB Davası özelinde yaşananlarla ne kadar paralellik içerdiği hemen görülecektir.
ÖRNEK 1
ETKİN PİŞMANLIK DAYATMASINA MARUZ KALAN MUSTAFA KUŞÇU
Mustafa Kuşçu tarafından 20.12.2019 tarihinde Adnan Oktar Dosyası’na sunulan 9 sayfalık el yazısı dilekçede, kendisinin soruşturma savcısı Serdar Akan tarafından kandırılarak etkin pişman olmaya sevk edildiği, kendisinin de başta böyle davranmazsa bir daha ömür boyu cezaevinden çıkamayacağı endişesine kapılarak savcı Serdar Akan’ın yönlendirdiği doğrultuda beyanlarda bulunduğu fakat daha sonra vicdanen doğru davranmadığına kanaat getirerek bu dilekçeyi kaleme aldığını beyan etmiştir.
Dilekçenin başlangıcında, konu kısmında şu yazmaktadır: “EMNİYET VE SAVCILIKTA İTİRAFÇI OLMAM VE ETKİN PİŞMANLIKÇI OLMAM İÇİN YAPILAN BASKI VE TEHDİTLERİ SİZE BİLDİRMEK İSTİYORUM.”
Mustafa Kuşçu’nun dilekçesi Adnan Oktar dosyasında yer almaktadır. Dilekçedeki bazı önemli hususlar şöyledir:
“Eli kelepçeli bir şekilde savcı Serdar Akan’ın odasına geldik. Savcının karşısında 10-15 dk ayakta durduktan sonra savcı tam karşısına oturttu. Benim emniyet ifademe hiç bakmadan bu örgütte infak şöyleymiş, turnike böyleymiş diye söylerken savcının kalemi bunları yazıyordu.
Sonra savcı ‘bana biraz turnikeden bahset seni bırakayım’ dedi. ‘Yarın Cuma’ dedi. ‘Cuma namazını Çorum’da memleketinde kıl’ dedi. ‘Seni salarım gidersin’ dedi. Ben de yaşadığım şokun etkisinde olduğum için basından duyduğum şeyleri anlattım. Hapse girmemek için. Ailemi 2 yıldır görmemiştim. Aileme sevdiklerime kavuşayım diye. Türk yemeklerini özledim, İstanbul’u özledim diye söyledikleri şekilde konuşmaya başladım.
Bu ifadeyi verirken savcı bunları anlatırken avukatım Bünyamin İnce daha gelmemişti. Avukat tam 1 saat sonra geldi odaya. Hatta özür dilerim geç kaldım dedi.
18.12.2019 tarihinde savcılık beni çağırdı ve Çağlayan’a götürüldüm. Savcı Serdar Akan Bey’in odasına geldim… Avukatın ismini duyunca Savcı bey “ne avukatı, gerek mi var, nasıl yani örgütçü avukatla mı geldin, biz bize konuşuruz” dedi. Ben, “yok avukat olsun” dedim. Savcı bey bu konuya bozuldu ve kızdı… Avukatlar birisi savcı beyin sağ birisi sol tarafına oturuken Savcı bey bana bakarak kaş göz işareti yaptı. Çıksınlar söyle diyerek eliyle işaret yaptı. Bu hareketi Savcı bey 5’er dakika ara ile 4-5 kere yaptı.
‘Böyle polisler hakkında çok konuşursan başına iş alırsın’ dedi. Beni uyarı yaparak inceden tehdit etti.
Gözaltına alındığım andan bu zamana kadar yaşadığım bu durumları ve etkin pişmanlıkçı olmam konusunda yapılan baskıları size bildirmek istedim.”
Sanık Mustafa Kuşçu bu yaşadıklarını 07.12.2020 tarihli mahkeme ifadesinde de dile getirmiştir:
“… 24 sayfa etkin pişman olmak için Sayın Savcımız Serdar Akan Beyden bizzat talimat aldım. Bunları bunları yazmazsan, Adnan Oktar’dan talimat aldığını yazmazsan, örgüt olduğunu söylemez turnike sistemini anlatmasan çıkamazsın, 15-20 yıl içeride kalırsın. Bana bunların hepsini ben Sayın Savcıdan tehdidi baskı, tehdit baskılarına maruz kalıp yazdım. Hatta Sayın Savcımız beni öyle bir oyuna getirdi ki Sayın Başkanım…”
ÖRNEK 2
ETKİN PİŞMAN SANIK ALTUĞ REVNAK ETİ
Altuğ Revnak Eti, 11.07.2018 tarihinde düzenlenen şafak operasyonunda gözaltına alınan isimlerdendir. Adnan Oktar’ın yaklaşık 30 yıllık arkadaşıdır. Gözaltı sırasında çekilen bir fotoğrafta, hiçbir suçu olmadığından emin şekilde gururla poz vermiştir:
Göz altına alındığı gün müvekkil Adnan Oktar’ın yanında 30 yıl hiçbir suç işlemediğinin vicdanı rahatlığıyla mutluluk içindeki poz veren Altuğ Revnak Eti cezaevi koşullarını gördükten sonra korkuya kapılıp iftira atıp kurtulmayı çıkış yolu olarak görmüştür.
Altuğ Revnak Eti tutuklanarak Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevine gönderilmiştir. Adnan Oktar Davası’nda cezaevlerini dolaşarak iftiracı devşiren Av. Celal Ülgen’in ofisinin avukatlarından Fuat Selvi, Altuğ Revnak Eti’ye de etkin pişman olması için dayatma ve korkutma yapmıştır.
Aşağıda örneklerine yer verdiğimiz etkin pişman sanık operasyonlarının neredeyse tamamı Av. Celal Ülgen’in ofisinin avukatlarından Av. Fuat Selvi tarafından yönetilmiştir.
Av. Celal Ülgen kendi ofisinde çalışan Av. Fuat Selvi’nin aylar boyunca onlarca tutuklu dolaşarak etkin pişman sanık devşirmek için çalışmasını şaşırtıcı bir şekilde hiç yadırgamamıştır. Şimdi kendisiyle aynı ideolojiye sahip olanlara benzer bir uygulama yapıldığında “hukuk” çağrısı yapmaktadır.
Av. Fuat Selvi, ETKİN PİŞMAN SANIKLAR DEVŞİREBİLMEK amacıyla cezaevleri arasında mekik dokur gibi dolaşmış; müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşlarına “Devlet üzerinizi çizdi, bir daha ne Adnan Oktar ne de siz gün yüzü göremeyeceksiniz, buradan ancak cenazeniz çıkar. Eğer cezaevinden çıkmak istiyorsanız etkin pişman olun, kurtulun” diyerek iftira karşılığında tahliye vaat etmiştir. İftira atmayı kabul edenler şaşırtıcı şekilde hemen tahliye edilirken, istenilen beyanları vermeyenler yeniden cezaevine gönderilmiştir. O zaman bu durumdaki vahameti anlamayan ya da anlamak istemeyen, sırf müvekkil Adnan Oktar’a olan ideolojik karşıtlıkları nedeniyle ses çıkarmayan ve hatta destek olanlar, bugün nasıl bir felakete sebep olduklarını daha yakından görmektedirler.
Altuğ Revnak Eti 08.02.2019 tarihinde Tekirdağ Cezaevi’nden SEGBİS ile savcı Serdar Akan’a etkin pişman ifadesi vermiştir. Bu SEGBİS bağlantısının video kaydı 86 dakika olduğu halde, Altuğ Eti’nin ifade evrağı sadece 2 sayfadır.
İddianamenin yazımının henüz devam ettiği ve bu ifadeden 5 ay kadar sonra yayımlanacağı, henüz duruşmaların dahi başlamamış olduğu dikkate alındığında Savcı Serdar Akan’ın bazı cümleleri, tarafsızlığına gölge düşürmekle kalmayıp davanın sonucunun önceden belirlendiği izlenimi de uyandırmaktadır. Örneğin:
“…Savcı Serdar Akan (92605): Zaten bu Adnan Oktar’ın çıkabilme şansı yok şu aşamada. Adamın isnat edilen bu kadar suçtan yani, adam ömür boyu kalır yani hani, hala örgütte böyle bir korku varsa…
Şüpheli Altuğ Revnak Eti: Var, net var, söylüyorum net var…
Savcı Serdar Akan: Adamın, adamın çıkabilme şansı yok diyorum ben zaten.
Şüpheli Altuğ Revnak Eti: Tamam ama örgütte böyle bir telkin yok. Örgüt içi yazışmalarında, mektuplaşmalarda, gelen haberlerde, avukatların getirdiği haberlerde, yanımda İbrahim var…
Savcı Serdar Akan: Belki adam kendi etkin olur yani, bilmiyorum, bağlanırız, ben der pişmanım der, vazgeçtim der…”
Etkin pişman sanık Altuğ Revnak Eti’nin SEGBİS ile etkin pişman ifadesini alan Savcı Serdar Akan, sanığı alenen ve açıkça kendi istediği yönde beyan vermesi için zorlamıştır.
CMK 148/1. maddesi, “Şüphelinin veya sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır” demektedir. Anayasamızın 38/5. maddesinde ise “Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamaz” diye belirtilmektedir.
Savcı Serdar Akan ifade sırasında şüpheliyi açıkça “aldatmış”, şüpheliye Adnan Oktar’ı suçlayarak kendisini kurtarması yönünde telkinlerde bulunmuştur. Ayrıca Adnan Oktar’ın ömür boyu hapse mahkûm olacağını söyleyerek şüpheliyi etkilemeye çalışmıştır.
Cumhuriyet savcısının ceza verme yetkisi olmadığı gibi, henüz yargılaması dahi yapılmamış bir şüpheli hakkında bu şekilde olumsuz kanaat bildirerek diğer şüphelileri, gerçek dışı suçlayıcı beyanlar vermeye yöneltmesi ve bu yolla onların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmalarını sağlamaya çalışması kanuna aykırıdır. Adnan Oktar Dosyasının duruşma savcısı Serdar Akan bu şekilde yasak usuller kullanarak ve özgür iradeyi etkileyerek gerçek dışı beyanlar elde etmiştir. BÖYLECE OPERAYSON ÖNCESİNDE YAPILAN 2 YILLIK TEKNİK TAKİP VE 200’E YAKIN EVE YAPILAN EŞ ZAMANLI SABAH OPERASYONUYLA SUÇA DAİR ELDE EDİLEMEYEN DELİLLERİN AÇIĞI, YALANLARLA VE İFTİRALARLA KAPATILMAK İSTENMİŞTİR. SUÇ VE SUÇA DAİR DELİL OLMAYINCA İNSANLARI MAHKUM EDEBİLMENİN YOLU ETKİN PİŞMAN SANIKLARA VE ZORLA MÜŞTEKİ YAPILAN İNSANLARA YALAN BEYAN VERDİRMEK OLMUŞTUR.
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen şüpheli Altuğ Revnak Eti’nin ifadesinde yukarıda geçen konuşmalar Altuğ Revnak Eti’nin yazılı ifadesine Savcı Serdar Akan tarafından geçirilmemiştir. Daha sonra sanık müdafilerinin SEGBİS kayıtlarını incelemesi sonucunda savcının görev sınırlarını aşan hukuka aykırı tavrı ortaya çıkmıştır. Savcı Serdar Akan’ın bu konuşmaları tutanağa geçirmemesinin yegane nedeni kendisinin de bu konuşmasının ve tutumunun hukuka aykırı olduğunu çok iyi bilmesidir.
Altuğ Revnak Eti, kendisine dikte ettirilen iftiraları kabullenmesi karşılığında hemen tahliye edilmiş ve özgürlüğüne kavuşmuştur. Tahliye edilir edilmez de bugün diğer davalarda da görülen bir yöntem olarak, gizli bir pazarlık karşılığı olduğu izlenimi uyandıracak şekilde, bazı TV kanallarına ve gazetelere röportaj verdirilmiş, bu röportajlarda müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik soyut, delilsiz ve çirkin ithamlarda bulunmuştur.
ÖRNEK 3
ETKİN PİŞMAN SANIK AV. FATİH MEHMET DOĞAN
Sanık Av. Fatih Mehmet Doğan 30.07.2018 tarihinde İzmir Cezaevi’nden SEGBİS ile soruşturma savcısı Özgür Metin’e etkin pişman ifadesi vermiştir. Savcı Özgür Metin, Adnan Oktar Dosyası’nda başkaca iş ve işlemlerde de zaman zaman yer almış olan bir savcıdır.
Aynen Altuğ Revnak Eti’nin SEGBİS ile verdiği ifadede olduğu gibi, burada da bir SEGBİS kaydı söz konusu olduğu için, ifadede yaşananları tespit etmek imkanı ortaya çıkmıştır. Bu şekilde video kaydı olan ifade sayısı Adnan Oktar Dosyası’nda sadece 3’tür.
Savcı Özgür Metin’in sanık Av. Fatih Doğan’ın ağzından Adnan Oktar ve arkadaşlarını töhmet altında bırakacak cümleler almaya çalıştığı, ancak sanık Av. Fatih Doğan bu beklentiye uygun cevaplar vermeyince savcının asabileştiği görülmektedir. Örneğin;
Savcı Özgür Metin: Mehdilik konusunda ne biliyorsun, ne söyleyeceksin?
Fatih Mehmet Doğan: Az önceki cevaplarımı tekrarlıyorum efendim, yani medya, internet, yani bu soruşturmadan önce sizler ne biliyorsanız ben de daha fazlasını bilmiyorum efendim.
Savcı Özgür Metin: Yani sen “etkin” olacağım dedin ama bize hiçbir şey anlatmıyorsun ya?
Savcı Özgür Metin: Grup mu diyorsunuz örgüt mü diyorsunuz ben orayı anlamadım?
Fatih Doğan: Benim bu insanlara söyleyemeyeceğim hiçbir laf yok. Fakat bir adli karar yok, bir de ben bunların örgüt olduğu fikrine, örgüt olduğu bilgisine şurada sizlerin yaptığı operasyon üzerine haberdar oldum, bilgi sahibi oldum. Geçmişe dair Allah şahidimdir ben suç teşkil eden herhangi bir olay herhangi bir konu görmedim.
Sanık Av. Fatih Mehmet Doğan’ın SEGBİS ifadesinde video kaydının sık sık kesintiye uğratıldığı görülmektedir. Bir ifadeye ara verileceği zaman bunun sebebi, hangi saatte kesildiği ve hangi saatte tekrar başlandığı tutanağa geçirilmek zorundadır. Oysa Av. Fatih Mehmet Doğan’ın ifadesi onlarca kere ve sebebi açıklanmadan kesilmektedir.
Kaydın Savcı Özgür Metin tarafından sık sık durdurulduğu ve kayıt yapılmayan zaman zarfında Fatih Mehmet Doğan ile aralarında diyaloglar yaşandığı kayıttan anlaşılmaktadır. Örneğin, kayıtta 1:15.25 zaman kodunda savcının kaydı durdurma talimatı verdiği, yaklaşık 3 dakika sonra kayıt yeniden başladığında Fatih Doğan’ın “Kerem Gürtuna tam dediğiniz tarzda birisidir sayın Savcım” şeklinde ifade verdiği görülmektedir.
Yine başka bir esnada, video kaydının durdurulup bir süre sonra yeniden başlatıldığı bir yerde Savcı Özgür Metin “Timur olayını bir daha anlatır mısın” demektedir. Oysa, kaydın öncesinde Fatih Doğan “Timur olayı” diye bir konudan hiç bahsetmemiştir.
Av. Fatih Doğan kendisine yöneltilen sorular karşısında, konu hakkındaki bilgisi kadar cevaplar vermekte, bilmediği konular için “öyle bir bilgim yok”, “tahminimce”, “bilmiyorum efendim”, “tanımıyorum”, “sanırım”, “hatırlamıyorum” gibi cevaplar vermektedir. Ancak Savcı Özgür Metin, bu tarz cevapların çoğunda, sanki Av.Fatih Doğan kesin cevaplar vermiş ve diğer şüphelileri suçlayıcı anlatımlar yapmış gibi cümleleri ifadeye yazdırmıştır.
İfadenin son kısmında Av. Fatih Doğan’a, Prof. Cevat Babuna’nın cenazesi sorulmuştur. Bu cenazede güya müvekkilin bazı arkadaşlarının silah gösterip insanları korkuttuğu ve sindirdiği iddianameye girmiş, bu gerçek dışı hikaye ile de sözde suç örgütünün silahlı örgüt olduğu iddiası desteklenmeye çalışılmıştır.
Av. Fatih Doğan cevaben, sorgusu sırasında maddi manevi her şeyin üzerine yemin ettiğini, başka çaresi kalmadığı için şimdi 2 çocuğu üzerine de yemin ederek o cenazede bir arbede görmediğini beyan etmiştir.
Av. Fatih Doğan’ın bu cevabı, ifadesinin yazılı metnine eklenmemiş, daha sonra da Av. Fatih Doğan’ın açıkça yalanladığı bu iddia, iddianamede sanki gerçekmiş gibi, sözde silahlı suç örgütünün deliliymiş gibi kullanılmıştır.
ÖRNEK 4
ETKİN PİŞMAN SANIK SUPHİ SERDAR TOGAY
Suphi Serdar Togay, geçmişte bir dönem Adnan Oktar’ın arkadaş camiasında yer almış, daha sonra 2013 yılında camiadan ayrılarak Ankara’ya taşınmış, evlenip kendine farklı bir hayat kurmuş bir kişidir.
Bu kişi, polis operasyonundan 5 yıl önce camiadan ayrıldığı halde, bir kısım husumetli kişiler baskı ve zorlamalarla Adnan Oktar aleyhine beyanlar verdirilebileceği düşündükleri Suphi Serdar’ı Ankara’dan alarak ifade vermek üzere İstanbul Mali Şube’ye götürmüşlerdir.
İlginç olan ise, ifadenin alınışı sırasında husumetli müştekilerden Özkan Mamati ve Uğur Şahin’in de ifade odasında bulunmuş olmasıdır.
Suphi Serdar 26.06.2020 tarihli resmi mahkeme tutanağında, konuyu şu şekilde anlatmıştır:
SANIK SUPHİ SERDAR TOGAY: Efendim, şöyle dediler bir konu var dediler, sen gel şimdi telefonda konuşamıyoruz dediler. Ben de zaten cemaatten ayrıldılar, acaba…
MAHKEME BAŞKANI: Soruma cevap ver. Seni böyle zorla, baskı tehditle mi götürdüler karakola veya emniyete?
SANIK SUPHİ SERDAR TOGAY: Efendim ikna yöntemiyle götürdüler, ikna ettiler.
MAHKEME BAŞKANI: İkna ettiler.
SANIK SUPHİ SERDAR TOGAY: A bak senin hakkında şöyle bir durum var. Bak sen Atalay’ı yurt dışına kaçırmışsın. Ben hayret ediyorum orada yani. Ben kim kaçırmış Atalay’ı. Ben öyle bir şey yapmadım. Sen suçlusun, gel burada ifade ver dediler bana Özkan’la Uğur Abi, ben de gideyim vereyim, yani ben ne bir şeyim yok dedim hani, bildiğimi anlatırım dedim. Sonra efendim Vatan’a gittik, Özkan’la Uğur yanımda. Baybars müdür var orada, operasyonu yapan müdürlerden bir tanesi…
BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV. EŞREF NURİ YAKIŞAN: İfadeniz esnasında Özkan ve Uğur yanınızda mıydı?
SANIK SUPHİ SERDAR TOGAY: Özkan ile Uğur yanımdaydı evet.
Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü içinde yer alan Mali Suçlarla Mücadele Şubesi’nde alınan bir ifadeye, ifade veren kişinin yanında aynı davanın husumetli müştekilerinin de katılmış olması, soruşturmanın hangi şartlar altında yürütüldüğünü ve husumetli kişilerin etkin pişman sanıklar üzerindeki baskısını ve dayatmasını göstermektedir.
Ayrıca Suphi Serdar Togay’ın etkin pişman sanık olmaya nasıl “ikna edildiği” de son derece önemli ve dikkat çekicidir. Mahkeme Başkanı “etkin pişman olmak için sana baskı yapıldı mı?” diye sorduğunda Suphi Serdar Togay “baskı yapılmadı ama İKNA ETTİLER” demektedir. Bu ikna ise Suphi Serdar Togay’ın anlatımına göre şöyle gerçekleşmiştir: Dosyanın husumetli müştekileri -diğer tüm müşteki ve etkin pişman sanıklarla olduğu gibi- Suphi Serdar Togay ile iletişime geçmişlerdir. Suphi Serdar Togay’a “SEN SUÇLUSUN” demişlerdir. Sözde SUÇUNUN NE OLDUĞUNU DA AÇIKLAMIŞLARDIR. Suphi Serdar Togay’ın, suç işlediği şüphesi nedeniyle yurt dışına giden Atalay isimli bir şahsın yurt dışına kaçırılma eyleminden sorumlu tutulacağını söyleyerek “EĞER BİZİM İSTEDİĞİMİZ GİBİ İFADE VERMEZSEN BU SUÇTAN CEZA ALACAKSIN” imasında bulunmuşlar, İSTEDİKLERİ GİBİ İFADE VERİLMESİNİ SAĞLAMAK İÇİN DE ŞAHSIN EMNİYET İFADESİ SIRASINDA BAŞINDA BEKLEMİŞLERDİR.
ÖRNEK 5
ETKİN PİŞMAN SANIK KEMAL AYAZ ÖRNEĞİ
Kemal Ayaz yaklaşık 18 yıl boyunca camiada kalmış, polis operasyonundan 17 gün sonra etkin pişman olmuş bir kişidir. Dava dosyasına sunduğu dilekçesinde yaşadığını anlattığı olaylar, etkin pişmanlık müessesesinin nasıl kötüye kullanıldığını ve kendilerine biçilen role uymadıkları takdirde nasıl bir cezalandırma yapıldığını gözler önüne sermektedir.
Kemal Ayaz’ın etkin pişman olarak tahliye olmasının ardından kumpasın mimarlarından olan Adnan Oktar’ın husumetlileri bu şahsa ulaşmış ve “işbirliği” teklifinde bulunmuştur. Bu işbirliği, kendileri için ticaret yapması ve kazandığı parayı bu husumetli müştekilere teslim etmesi şeklindedir.
Husumetli müştekiler, bu işbirliğine yanaşmadığı ve para getirmediği gerekçesiyle, kendi kontrolleri altındaki birkaç müşteki kadına, daha önce yapmadıkları cinsel saldırı isnatlarını Kemal Ayaz’a karşı yapmaları talimatı vermiştir. Kemal Ayaz’ın İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu 15.10.2020 tarihli dilekçesinde bu gelişmeler detaylı şekilde anlatılmaktadır.
Kemal Ayaz’ın dilekçesinde yer alan bilgilere göre, husumetli müştekilerin “bizden taraf olmayan bertaraf olur” tehditlerine kulak asmaması ve onların istedikleri yönde hareket etmemesi neticesinde dosyanın müştekilerinden Asiye Sandıkçı ve Hanife Akalın ilk ifadelerinde kendisinden hiç bahsetmedikleri halde, ilk ifadelerini verdikten BİRİ 2 AY DİĞERİ DE 7 AY SONRA yeniden Emniyet Müdürlüğü’ne gidip ek ifade vermişlerdir. İlk ifadelerinde “unuttukları” Kemal Ayaz’ın da kendilerine güya cinsel saldırıda bulunduğunu iddia etmişlerdir. Böylece husumetli müştekilerle ortak hareket etmek istemeyen etkin pişman sanık bir anda nitelikli cinsel saldırı suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştır.
Kemal Ayaz dilekçesinde cinsel saldırıya uğradığını unutup 2 ay sonra hatırlayıp ek ifade ile suçlamada bulunan müşteki Asiye Sandıkçı’nın Mahkemedeki şu beyanına dikkat çekmektedir:
Müşteki Asiye Sandıkçı’nın bu beyanı Adnan Oktar Davası dosyasındaki cinsel saldırı suçlamalarının nasıl ve ne şekilde oluşturulduğunun anlaşılması için çarpıcı bir örnektir. HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN KORKUTULARAK MÜŞTEKİ YAPILAN GENÇ KIZLAR TAMAMEN ONLARIN KONTROLÜ ALTINA GİRMİŞ VE ONLARIN İSTEKLERİNE VE MENFAATLERİNE GÖRE KİMİ İSTİYORLARSA ONA CİNSEL SALDIRI İSNADINDA BULUNMUŞLARDIR. DİĞER BİR DEYİŞLE İRADELERİ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLER TARAFINDAN ESİR ALINAN BU GENÇ KIZLAR BİR İFTİRA SİLAHI OLARAK TÜM DOSYADA KULLANILMIŞLARDIR.
Daha da inanılmaz olan ise, kumpasçı husumetlilerin başında yer alan Özkan Mamati, mahkemede ifade vermeden önce Kemal Ayaz’la yeniden irtibata geçmiş, iddianamede yer alan cinsel saldırı anlatımlarını doğrulaması karşılığında kendisine suçlama yapan müşteki kadınların şikayetlerini geri çekeceklerini vaad etmiştir.
Kemal Ayaz bu teklifi kabul etmediği için cinsel saldırı isnatlarından dolayı onlarca yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ve tüm bu iddiaları teyid edecek şekilde, aynı müşteki kadınlar, mahkemeye gelerek benzer iddiaları kabullenen başka etkin pişmanlıkçılar hakkındaki şikayetlerini geri çekmişlerdir. Bu durum Adnan Oktar Davası genelinde cinsel saldırı iftiralarının nasıl kurgulandığını ve oluşturulduğunu göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir.
ÖRNEK 6
ETKİN PİŞMAN SANIK ALİ ŞEREF GİDER ÖRNEĞİ
Ali Şeref Gider 15.03.2020 tarihinde etkin pişmanlıktan yararlanmak isteğiyle el yazısı bir dilekçe sunmuştur. Hemen 4 gün sonrasında, tutuklu olarak bulunduğu cezaevinden SEGBİS bağlantısı ile savcı Serdar Akan tarafından ifadesi alınmıştır.
Savcı Serdar Akan, etkin pişmanlık yasasından yararlanmak mecburiyetinde bırakılan sanık Ali Şeref Gider’in 19.03.2020 tarihli SEGBİS ifadesinde de Altuğ Revnak Eti ifadesine benzer şekilde yanlı ve hukuka aykırı yönlendirme ve telkinlerde bulunmuştur.
Ali Şeref Gider gözaltına alındığında Mali Şube’de verdiği ilk ifadesinde hakkındaki tüm suçlamaları reddetmiştir. Ancak daha sonrasında tutuklanıp cezaevine gönderilince üzerinde oluşturulan baskılar ve cezaevinin zorlu şartları nedeniyle görünürde “etkin pişmanlık hükümleri kapsamında” birtakım gerçek dışı suçlayıcı beyanlarda bulunmaya mecbur kalmış, daha doğrusu buna zorlanmıştır.
Bu sözde itiraflarında dahi hakkındaki gerçek dışı suçlamaları kabul etmekten imtina etmiş, bunların iftira olduğunu belirtmiştir. Ancak verdiği ifadeler tahliye olmasına yetmeyince farklı tarihlerde verdiği ek ifadelerle aşama aşama tüm suçlamaları mecburen kabul etmek ve diğer şüphelilere de sahte suçlar isnat etmek zorunda kalmış ve nihayetinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı TCK 102/2-3’ten tutukluluk haline son verilerek tahliye edilmiştir.
Savcı Serdar Akan 19.03.2020 tarihli SEGBİS ifadesinde, Ali Şeref Gider’e ilk olarak dosya kapsamında böyle bir isnat olmamasına rağmen “Adnan Oktar terör örgütüyle kimin vasıtasıyla ne zaman tanıştınız…” ifadesini kullanmıştır:
Savcı Akan tarafından, görev ve yetki sınırları tümüyle aşılarak kullanılan ve alenen baskı kurma ve algı oluşturma amaçlı olduğu izlenimi veren “ADNAN OKTAR TERÖR ÖRGÜTÜ” ifadesinin zaten günlerdir tutuklu bulunan bir kişi üzerinde oluşturacağı etki açıktır. Kaldı ki hiçbir savcının veya yargı görevi yürüten kimsenin dosya kapsamında bulunmayan bir isnadı veya suçlamayı dile getirmesi hukuka uygun değildir.
İfadenin alındığı tarih itibariyle soruşturma 4. yılındadır. Polis operasyonu yapılalı 2 yıla yakın bir süre geçmiş ve iddianame yayınlanalı da nerdeyse 1 yıl olmuştur. Ne soruşturmada ne de iddianamede “terör örgütü” tanımı tek bir satırda geçmemektedir. Soruşturmanın ilk gününden itibaren soruşturmayı yürüten, iddianameyi kaleme alan, yargılama yapılacak kanun maddelerini belirleyen savcı olan Serdar Akan’ın bu detayı bilmemesi veya unutmuş olması mümkün değildir.
“Suç örgütü” ile “terör örgütü” kavramları arasında hukuken büyük fark bulunmaktadır ve bir Cumhuriyet savcısının bu farkı bilmemesi ya da unutuvermesi söz konusu değildir. Serdar Akan’ın bu tavrının, ifade vermek üzere olan Ali Şeref Gider’in gözünü korkutmak, terör suçuyla suçlanacağı ve yargılanacağı algısını oluşturmak, böylece şüpheliler hakkında daha ağır hayali ithamlarda bulunmasını veya kendi istediği doğrultuda cümleler sarf etmesini sağlamak için olduğu izlenimi uyanmaktadır.
Savcı Serdar Akan’ın, yine aynı SEGBİS ifadesinin devam eden bölümlerinde müşteki Deniz Şakak ile ilgili bazı iddiaları sorarken, “Bizim müştekilerden Deniz Şakak” ifadesini kullanması, aslında Ali Şeref Gider’e “Senden şikâyetçi olanların ipleri benim elimde” mesajı vermek istediği izlenimi vermektedir. Aynı zamanda tarafsız olmadığının da açık bir göstergesidir:
Bunun çok benzeri bir durum, dosya evraklarından birine derkenar yazdığında da karşımıza çıkmıştır. Savcı Serdar Akan dosyanın husumetli müştekilerinden Özkan Mamati hakkında “Özkan” diyerek resmi evrakta iki kere ön ismiyle hitap etmiştir. Bu da savcının müştekilerle kurduğu “samimiyetin” bir başka göstergesidir:
Bir soruşturma savcısının, resmi bir belge üzerinde dosyanın bir müştekisinden bahisle kendi el yazısıyla hem de iki ayrı kez sadece ismiyle “Özkan” şeklinde soy isim olmadan ifadede bulunmasının hukuken bir açıklaması bulunmamaktadır. Ayrıca, bu yaptığının ne anlama geleceğini veya nasıl yorumlamalara neden olacağını düşünmemiş olması da mümkün değildir.
Normalde Sayın Savcı’dan beklenen, resmi bir belge üzerinde bir kişinin dosyadaki sıfatını, ismini, soyismini belirterek “müşteki Özkan Mamati” şeklindeki bir ibare ile savcılık makamının ciddiyetini, güvenilirliğini ve tarafsızlığını sarsmayacak bir tutum sergilemesi olmalıydı. Oysa, söz konusu durumda savcı Serdar Akan, dosyadaki pek çok hukuksuzluğun merkezinde yer alan ve bazı emniyet görevlileri ile hukuka aykırı bir işbirliği içinde olan Özkan Mamati isimli şahıstan adeta yakın arkadaşından bahseder bir üslupla sadece adıyla “Özkan” şeklinde, iki ayrı kez resmi yazılarında bahsetmektedir.
Savcı Akan, hakkında örgüt üyeliği ve cinsel saldırı suçlamalarından tutuklama kararı bulunan ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan Ali Şeref Gider için 25.06.2020 tarihinde duruşma sonunda sanık müdafiinin tahliye talebinden sonra; “Ali Şeref Gider’le ilgili talebimiz şu yöndedir sanık, mevcut sanığın beyanının alınmış olması üzerine atılı suçların vasfı maiyeti ve etkin pişmanlık hükümlerinden örgüt üyeliği açısından faydalanma durumu söz konusu olabileceğinden başka suç ve suçlardan tutuklu değilse tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde mütalaa vermiştir.
Savcı Serdar Akan hukuki durumu birebir aynı olan hatta hukuki durumu itibariyle daha az cezalandırılma istemi ile yargılanan kişiler hakkında 22.07.2020 tarihinde vermiş olduğu mütalaada tahliye talebinde bulunmamıştır. O esnada “salt örgüt üyeliği” suçlamasıyla diğer sanıklar yaklaşık 2 yıldır tutuklu durumdadır. Diğer sanıklar yaklaşık 2 yıldır tutuklu olmalarına rağmen halen Cumhuriyet savcısı tarafından tahliyelerine yönelik mütalaa verilmezken, sadece 3 ay tutuklu bulunan ve hakkında cinsel suç isnatları da bulunan etkin pişman sanık için tahliye isteminde bulunması, hukuken açıklanabilir bir durum değildir. Bu durumda, etkin pişman sanıklara imtiyaz sağlayacak şekilde uygulama ve tutumlarda bulunduğu açıkca görülmektedir.
ÖRNEK 7
ETKİN PİŞMAN SANIK MEHMET MURAT DEVELİOĞLU
Mehmet Murat Develioğlu, dosyanın husumetli müştekilerinden Fırat Develioğlu’nun kardeşidir. Abisi Fırat Develioğlu tarafından defalarca etkin pişman olmaya zorlanmış, bu sürece direnmiş ve bu konuda cezaevi yönetimine abisinin kendisine uyguladığı baskıyla ilgili olarak bir şikayet dilekçesi dahi sunmuştur.
Dilekçesinde, abisi Fırat Develioğlu’nun kendisini etkin pişman olmaya zorladığını belirtmiş, kapalı görüş kayıtlarının incelenmesini istemiş, bu kayıtların dava dosyasına girmesini ve abisinin cezaevinde bir daha kendisiyle kapalı görüşe kabul edilmemesi için talepte bulunmuştur.
“11.07.2018 tarihinde gözaltına alındım. Halen Bandırma Cezaevinde tutuklu bulunuyorum. Ancak herhangi bir suç işlemedim ve beraat edeceğime kesinlikle inanıyorum. Bilindiği gibi soruşturmanın içeriğini abim Fırat Develioğlu ve bazı arkadaşlarının benim ve tanıdığım arkadaşlarım hakkında yapmış oldukları asılsız iftiralar oluşturmaktadır. 15.08.2018 Çarşamba günü abim Fırat Develioğlu bulunduğum cezaevinde benimle “kapalı görüş” yaptı. Yaptığımız görüşme sırasında benim itirafçı olmam için bana baskı yaptı, itirafçı olmam durumunda beni serbest bıraktıracağı gibi vaadlerde bulundu. Cezaevlerindeki kapalı görüşler bilindiği gibi kayıt altına alınmaktadır. Bu kayıtların ancak savcılık tarafından istenebileceği tarafıma sözlü olarak iletildi. Söz konusu görüşme kaydının savcılığınızca alınarak incelenmek üzere dava dosyasına girmesi ve görüşmenin bir kopyasının da tarafıma verilmesi için gereğini arz ederim. Ayrıca abim Fırat Develioğlu’nun tekrar ziyaretime gelmemesi için önlem alınması konusunda gereğini arz ederim. Saygılarımla.”
Tutuklu Mehmet Murat Develioğlu’nun cezaevinde maruz kaldığı tehdide/baskıya dair delilin (yani Fırat Develioğlu ile yaptığı görüşme kaydının) savcılıkça cezaevinden celp olunması ve maruz kaldığı tehdit ve baskıların önüne geçilmesini talep eden dilekçesi hakkında dosya savcıları tarafından hiçbir işlem yapılmamıştır.
Bu “eylemsizlik” dosya savcılarının hukuksuz hareketlerinden birini daha oluşturmaktadır. Ancak kanaatimizce savcıların bu gibi konulardaki “eylemsizliği” basit bir “görevi ihmal” niteliğinde değildir. Bahse konu savcılar gözaltına alınan ve tutuklananları, müvekkil Adnan Oktar’ı suçlayıcı bir takım beyanlar vermeleri için baskıya maruz bırakıldıklarını zaten gayet iyi bilmektedirler. Hatta bu hukuksuz baskılara göz yummakta, dahası destek vermektedirler.
Bu “destek” (başka karar ve işlemlerin yanında) esas olarak “etkin pişmanlık hükümlerinin kötüye kullanılması” suretiyle verilmektedir. Bu kötüye kullanma tüm şüphelilerin hukuksuz şekilde tutuklanmalarının talep edilmeleri, tutuklama kararlarını aldıktan sonra da önceden kurgulanmış birtakım sahte itham ve iddiaları teyit etmeleri ve kendi sözleriyle bunları tekrar edip altını imzalamaları durumunda, “etkin pişmanlıktan” yararlanıyor görünümü altında tahliye olabileceklerinin tutuklulara vaat edilmesi şeklinde tezahür etmiştir.
Bu vaat ve “ikna” seansları ise, tutukluları cezaevlerinde düzenli ziyaret ederek “devlet üzerinizi çizdi”, “bir daha gün yüzü göremezsiniz”, “burdan ancak cenazeniz çıkar” vb. şeklindeki sistematik tehdit ve telkinlerde bulunan, bu iş için özel görevlendirilmiş Av. Fuat Selvi gibi avukatlar ve bazı husumetli müştekiler aracılığıyla yürütülmüştür. Bu tehdit ve baskılara direnç gösteremeyip cezaevinden kurtulabilmek için her türlü iftirayı atmayı, uydurma hikayeleri anlatmayı kabul edenlerin de (hukuki durumuna müsait olsa da olmasa da) istenen ifadeleri verdikten sonra, kendilerine vaat edildiği şekilde tahliyeleri sağlanmıştır.
Yani, önce hukuksuz tutuklama, (varlık ve alacaklara) hukuksuz el koyma, sonrasında da istenenlerin yapılması durumunda tahliye şeklindeki baştan sona hukuksuz işlemler sistematik bir biçimde kullanılarak CMK m.148 maddesinde belirtilen “yasak usuller” ile suçlayıcı düzmece beyanlar elde edilmektedir.
Murat Develioğlu için de aynı süreç işletilmiş, o da haksız şekilde tutuklanmış, tüm mal varlıklarına ve aile şirketine el konulmuş, sonra cezaevinde etkin pişmanlık kapsamında istenenleri söylemesi yönünde baskı yapılmış, bu baskı hakkındaki şikayeti görmezden gelinmiş, yok sayılmış, istenenleri yapması halinde hem tahliye olacağı hem de üzerindeki suç örgütü dışındaki isnatların da ya ortadan kaldırılacağı ya da hafifletileceği, sonunda da kısa süre içinde tahliye olacağı vaadinde bulunulmuştur.
Başka kurtuluş yolu olmadığını gören Murat Develioğlu istenenleri yapmış ve sözde “itiraf” niteliğinde birtakım gerçek dışı beyanlarda bulunmuştur.
17.12.2018 tarihinde dosyanın bir kısım tutuklu sanıklarının tutukluluk değerlendirilmesine yönelik olarak Cumhuriyet Savcısı Serdar Akan tarafından verilen mütalaada sanık Mehmet Murat Develioğlu için 28.11.2018 tarihinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma başvurusu dolayısıyla Suç İşlemek İçin Kurulan Örgüte Üye Olma suçlamasından tahliyesine, ancak Nitelikli Cinsel Saldırı ve Kişiyi Cebir Tehdit Veya Hile Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçları açısından tutukluluk halinin devamına karar verilmesi talep edilmiştir.
İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği 2018/7560 Değişik İş. Sayılı kararı ile savcılık tahliye talebini reddederek “…Mehmet Murat Develioğlu’nun CMK 108 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA…
…İstanbul C.B.Savcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçundan MEHMET MURAT DEVELİOĞLU HAKKINDAKİ TAHLİYE TALEBİNİN REDDİNE…” dair karar vermiştir.
Ancak, diğer dosya savcısı Caner Babaloğlu 18.12.2018’de (yani savcı Serdar Akan’ın talebinden 1 gün sonra) etkin pişmanlık hükümlerinde uygulama alanı olmayan suçlamalara rağmen –“nitelikli cinsel saldırı” ve “cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçları da dahil olmak üzere- Murat Develioğlu’nun re’sen tahliyesine karar vermiştir.
Hukuki hiçbir açıklaması olmayan ve 17.12.2018 tarihinden itibaren sanığın hukuki durumunu değiştirecek hiçbir gelişme olmamasına ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı suçlamalara rağmen Cumhuriyet Savcısı Caner Babaloğlu tarafından re’sen karar verilmiş olması, etkin pişmanların açıkça kayırıldığını göstermektedir.
Haklarında pek çok nitelikli cinsel istismar ve cinsel saldırı suçlaması olan sanıklardan, etkin pişmanlığa başvuran ve müvekkil aleyhine ifade verenlerin jet hızıyla tutuklulukları kaldırılmış ve bu kişiler hemen cezaevlerinden tahliye edilmişlerdir. Örneğin, hakkında sözde suç örgütü üyeliği ve 5 kadına cinsel saldırı isnadı bulunan etkin pişman sanık hemen tahliye olurken, hakkında sadece suç örgütü üyeliği isnadı bulunan yaklaşık 100 sanık 1,5 yıl boyunca cezaevinde, akabinde 1 yıl boyunca da ev hapsinde özgürlüklerinden mahrum bırakılmıştır. Diğer bir deyişle, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ALEYHİNDE İFTİRA ATIP YALAN SÖYLEMEYENLER ALENEN CEZALANDIRILMIŞLARDIR.
ÖRNEK 8
ETKİN PİŞMAN SANIK BERİL KONCAGÜL ÖRNEĞİ
Sanık Beril Koncagül yıllar boyunca hemen her gün A9 TV’de canlı yayınlara katılmış, TV programları ve belgeseller yapmış bir kişidir. Bunların yanı sıra, müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubunda yer aldığı dönem boyunca son derece renkli bir sosyal hayata sahiptir, arkadaşlarıyla, ailesiyle gezip eğlendiği, davetlerde ünlü sanatçılara şarkılarında eşlik ettiği, Bebek sahilde spor yaptığı, ünlü AVM’lerde alış verişe çıktığı veya ünlü restoranlarda eğlendiği anlara dair fotoğrafları sosyal medyasında yer almaktadır.
Mali Şube’de alınan ifadesinde ve sonrasında çıkarıldığı Sulh Ceza Mahkemesinde tüm suçlamaları makul gerekçelerini de açıklayarak reddetmiş ve bu nedenle de diğer tüm arkadaşları gibi hemen tutuklanmıştır. Bursa Yenişehir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edilmiş ve 9 ay boyunca küçük bir hücrede tutulmuştur.
Cezaevinde bulunduğu süre boyunca hem müvekkil Adnan Oktar ile hem de camiadan arkadaşlarıyla defalarca mektuplaşmıştır. Bu mektuplarda sevgi dolu üslubu, müvekkil Adnan Oktar’a ve arkadaşlarına duyduğu özlem açık ve net şekilde görülmektedir. Sürekli espriler yapan, mektuplarını karikatürlerle süsleyen bir üslubu vardır. Aynı cezaevindeki arkadaşlarıyla etkinliklerde biraraya gelmiş, büyük bir şevkle dostluğunu sürdürmeye devam etmiş, her fırsatta özlemini ve sevgisini dile getirmiştir.
Beril Koncagül tutuklandıktan bir süre sonra “etkin pişman olması” için baskılara maruz kalmaya başlamış, bu baskılara ve cezaevinin zorlu koşullarına ancak 6 ay dayanabilmiştir. 28.09.2018 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdığı dilekçede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması için kendisine yapılan baskı ve tacizleri anlatarak bu tehditlerden korunabilmek için savcılıktan yardım talep etmiştir:
“Müştekilerden Ümit Kuruca’nın ailemle irtibata geçip aslı olmayan beyanlarda bulunması ve yine müştekilerden Özkan Mamati’nin açtığı ve yazdığı yasal olmayan internet sitesini delil gösterip, hiçbir delili olmamasına rağmen beni mağdur gibi gösterip, aileme duygusal baskı yapılarak şikayetçi olmaya zorlanmıştır. Aynı zamanda yine BU BASKI SONUCU HİÇBİR BİLGİMİN OLMADIĞI VE İŞLEMEDİĞİM SUÇLARI KABUL EDİP, BU ZAMANDA ONLARA MÜŞTEKİLERDEN GELEN ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERİ BERTARAF ETMEM IÇIN İTİRAFÇI OLMAYA ZORLANMAKTAYIM. Bu süreçte, bu baskı ve üstü kapalı tehditlerin sonucu aynı zamanda hukuki olarak müştekilerden ve avukatlarından gelen yalan yanlış ifadelerle ailem kandırılmaktadır. Cezaevinde irtibatımızın tam sağlanamaması bu süreci daha da zor duruma getirmektedir. Ailemle aram açılmaktadır. İleriki süreçte, yine böyle devam ederse, ailemle sorun yaşadığım aleyhinde bir propaganda malzemesi yapılacağımı şimdiden bildiriyorum. Hukuken bir önlemi varsa, müştekilerin ailemle irtibatının engellenmesini talep ediyorum.”
Tüm bunların yanı sıra, aynı İBB Davası’nda görüldüğü gibi, hiç tanımadığı bir avukat, Beril Koncagül’ü ziyaret etmeye başlamıştır. Adnan Oktar Davası dosyasında, Av. Fuat Selvi’nin yanı sıra cezaevlerini dolaşarak iftiracı toplamaya çalışan avukatlardan biri de, Av. Hüseyin Küçük’tür.
İzmir Barosu avukatı olan Hüseyin Küçük de hiçbir tanışıklığı olmadığı halde Zeynep Yalçın, Mukbil Yalçın, Ebru Altan, Beril Koncagül ve Çağla (Çelenlioğlu) Doğan gibi tutuklularla görüşme gerçekleştirmiştir. Ebru Altan, Mukbil Yalçın ve Zeynep Yalçın bu avukatın art niyetini sezmişler, oyunlarına aldanmamışlardır. Ebru Altan ve Zeynep Yalçın meslek etiğine aykırı söylemleri sebebiyle kendisi hakkında şikayet dilekçesi yazmışlardır. Çağla (Çelenlioğlu) Doğan ve Beril Koncagül ise Av. Hüseyin Küçük’ün baskı ve korkutmalarına dayanamamışlar, cezaevinden kurtulmak için etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya mecbur kalmışlardır.
Beril Koncagül ve Av. Hüseyin Küçük arasındaki iletişim, şahsın 5 Ocak 2019 tarihli etkin pişman ifadesinde şöyle vurgulanmıştır:
“… İKİMİZ AVUKAT HÜSEYİN KÜÇÜK İLE KONUŞTUK VE BİZ ÇAĞLA İLE BERABER KOĞUŞTA BİLDİKLERİMİZİ SAVCILIĞA AYRI AYRI DİLEKÇE HALİNDE ÖRGÜT HAKKINDAKİ TÜM BİLDİKLERİMİZİ DOĞRU BİR ŞEKİLDE YAZIP GÖNDERDİK.”
Daha da ilginç olan, o esnada avukatı farklı bir kişi olmasına rağmen etkin pişman Beril Koncagül’ün 12.02.2019 tarihinde yapılan fotoğraf teşhisine de Av. Hüseyin Küçük’ün girmiş olmasıdır. Bu durum etkin pişman toplamak için cezaevlerini dolaşan söz konusu avukatların yönlendirdikleri kimseleri herhangi bir aksaklık çıkmasın diye her aşamada kontrolleri altında tutmaya çalıştıklarının da bir göstergesi olmuştur.
Görüldüğü gibi, Beril Koncagül tutuklanmasının ardından kendisine ve ailesine yapılan baskıları 2 ayrı dilekçe ile savcılığa bildirmiş ve yardım istemiştir. Beklediği yardım yerine, Av. Hüseyin Küçük hiç tanımadığı halde onu cezaevinde ziyarete gelmiş, “iftiraları kabul etmek ve Adnan Oktar ve diğer tutuklu arkadaşları hakkında suçlayıcı (gerçek dışı) beyan vermekten başka hiç kurtuluşu olmadığı” telkininde bulunmuştur.
Ailesinden yüzlerce kilometre uzakta, doğru düzgün penceresi ve havalandırması olmayan bir hücrede, soğuk, yetersiz yemek, ilaç ve doktora ulaşamama, yokluk ve korku ortamında iftiracılığa boyun eğen Beril Koncagül, kanunun açık emrine rağmen ikinci kere ifade vermek üzere savcılığa değil yeniden Mali Şube’ye götürülmüş, burada günlerce tutulmuş ve ifadesi tekrar tekrar yazılmıştır.
İlk 2 ifadesinde asla kabul etmediği iftiraları üçüncü ifadede kabullendikten sonra hemen tahliye edilmiştir. Tabi bu tahliye, yanında bir mecburiyetle birlikte gelmiştir: Basında Adnan Oktar’ı kötülemek, iftiraları gündem yapmak ve hakkında olumsuz konuşmak.
Tüm bu baskılara boyun eğmek zorunda kalan Beril Koncagül’ün etkin pişman olma sürecinde ve sonrasında, kendisini en yakın arkadaşlarına iftira atmaya zorlayanların ağır baskı ve dayatmaları altında yaşadığı dehşetin boyutu tahliye olduktan sonraki fotoğrafları ve video görüntüleri ile açığa çıkmıştır. Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubundayken hayat ve neşe dolu halleriyle tanınan, mutluluğu ve huzuru ilk bakışta görülen Beril Koncagül etkin pişman olmaya zorlandıktan sonra adeta yaşama sevinci yitirmiş bir görünüm almıştır. Hayat dolu genç bir kadının bu hale getirilmesi etkin pişmanlık müessesinin sebep olduğu felaketlerden biridir.
SONUÇ OLARAK; burada sadece birkaç örneğini verdiğimiz etkin pişman sanık vakaları Türkiye’deki hukuksuzluk düzeninin nasıl işlediğinin anlaşılması açısından önemlidir. Bu mağduriyetlerin hiçbir vatandaş tarafından yaşanmaması için, etkin pişmanlık kanununun yeniden düzenlenmesi gerektiği çok açıktır. Somut delille desteklenmeyen etkin pişman beyanının yok sayılması, sırf beyana dayanarak hüküm kurulmaması, adil ve hakkaniyetli kararlar verilmesi, yalanlarla ve iftiralarla masum insanların mağdur edilmesinin önüne geçilmesi için şarttır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 04.05.2026
- Arjantin Federal İstihbarat Teşkilah Denetçisi, INECIP Yönetim Kurulu üyesi ve Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi Misafir Öğretim Görevlisidir. ↩