Adnan Oktar’dan Duyurudur
Külli İrade de Cüzi İrade de Allah’a Aittir
Müvekkil, kendisine yönelik yargılamaların başladığı tarihten beri, yaşadığı tüm olayların kaderinde olduğunu, kendisinin de, kendisine bu kumpası kuranların da kaderlerinin dışına çıkamadığını ve bu kaderin Allah’ın Katında yaşanmış bitmiş olduğunu izah etmektedir. Yıllar boyunca, kumpaslarla, iftiralarla kendisine zarar vermeye çalışanların tüm çabalarının başarısız olduğunu, çünkü kaderde Allah’ın buna izin vermediğini anlatmıştır. Kader ve cüzi irade konusu bu noktada müvekkil tarafından çok zikredilmiş ve müvekkil, kimsenin, Allah’ın iradesi dışında bir iradeye sahip olamayacağını, dolayısıyla onların da kaderlerinde olanı yaptıklarını ve bunun kendisi için daima hayır olduğunu anlatmıştır. Bu konunun daha iyi anlaşılması bakımından müvekkil, Külli İrade ve Cüzi İrade konularını izah etme gereği duymuştur.
Müvekkilin, bu konuyla ilgili açıklamalarını aşağıda takdirinize sunuyoruz.
“Kendi Yolumu Kendim Belirlerim” Yanlışı
Toplum içinde yaygınlaştırılan inanışa göre bir kısım insanlar, Külli İrade’yi, yani Allah’ın sonsuz iradesini kabul etmekle birlikte, kendilerine “cüzi irade” dedikleri bir gücü de atfederler. Kendi yollarını belirleyebilen, kararları kendi elinde olan bir insan modelinin varlığına inanırlar. Bu konuyu felsefeleştirir; “A noktasından B noktasına gideceğin belli; ama nasıl gideceğin senin elinde” veya “Şu kişiyle evlenmek veya şu işe girmek senin kaderinde; ama bu evliliğin veya işin nasıl devam edeceği senin elinde“ şeklinde yorumlamalara girerler. Kendi yollarını kendileri belirlediklerine inanmak isterler.
Oysa bu kabul, Allah’ın kudretini gereği gibi anlayamamaktan kaynaklanan ciddi bir yanılgı biçimidir.
Allah, Kendisinin dışında hiçbir karar merci olmadığını, ayetlerinde belirtmiştir:
ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ. (İnsan Suresi, 30)
ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ. (Tekvir Suresi, 29)
Kaderin Tamamı Allah’a Aittir
Allah, tüm kainatı ve içindekileri, KENDİ TECELLİSİ OLARAK, KENDİ VARLIĞINDAN bir SURET OLARAK yaratmıştır. Bu yaratılış, Allah’ın “Ol” emri ile gerçekleşen, YOKTAN YARATILIŞTIR. Ayetlerde Allah, bu yaratma kudretini şöyle tarif eder:
Dirilten ve öldüren O’dur. BİR İŞİN OLMASINA HÜKMETTİ Mİ, ONA YALNIZCA: “OL” DER, O DA HEMEN OLUR. (Mümin Suresi, 68)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, BİR İŞİN OLMASINA KARAR VERİRSE, ONA YALNIZCA “OL” DER, O DA HEMEN OLUR. (Bakara Suresi, 117)
Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “OL” DEMESİYLE O DA HEMEN OLDU. (Al-i İmran Suresi, 59)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O’NUN “OL” DEDİĞİ GÜN (HER ŞEY) OLUR, O’nun sözü haktır. Sur’a üfürüldüğü gün, mülk O’nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)
ONU İSTEDİĞİMİZDE HERHANGİ BİR ŞEY İÇİN SÖZÜMÜZ, ONA YALNIZCA “OL” DEMEKTEN İBARETTİR; O DA HEMEN OLUR. (Nahl Suresi, 40)
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi ALLAH, TÜM YARATTIKLARINA HAKİMDİR. O’NUN HAKİMİYETİ, YARATTIKLARININ ÜZERİNDE SÜREKLİ OLARAK DEVAM EDER.
“Külli irade var ama bana ait bir cüzi irade de var” şeklindeki anlayış ise çok büyük bir HATADIR. İnsanın kendine ait bir iradesinin var olduğuna inanması, -HAŞA- Allah’ı acz içindeymiş gibi göstermek anlamına gelir. Zaten cüzi irade fikrini ortaya atanların büyük bir kısmının da amacı bu algıyı yaratmak, kendi üzerlerinde bir Yaratıcının hakimiyetini kendilerince yok saymaktır. Allah’ın, KENDİ YARATTIĞI, HAKİMİYETİ ALTINA ALDIĞI VE HER AN KONTROLÜNDE TUTTUĞU varlıkların Allah’tan bağımsız bir karar gücü olduğunu iddia etmek, Allah’ın yaratma gücünü de, yarattıklarına hakimiyetini de anlayamamak demektir.
Cüzi irade konusunu bu amaçla ortaya atan kişiler, sanki insanlar, her şeye güç yetirebilir, kararları en iyi şekilde verebilirler de; -HAŞA- Allah bilemez gibi algı oluşturma peşindedirler. Onların sorunu, Allah’a karşı büyüklenmeleridir. Allah’ın her şeye gücünün yettiğini, her şeyi yaratanın Allah olduğunu kabullenmek istemezler. Ortaya attıkları üstünlük arzusunun temelinde bu vardır. Oysa, KABUL ETSELER DE KABUL ETMESELER DE ALLAH, YEGANE KUDRET SAHİBİDİR.
TÜM GÜÇ ALLAH’A AİTTİR. TÜM KAİNATA HAKİM İRADE, TEKTİR VE BU İRADE ALLAH’INDIR. KADERİN TAMAMI ALLAH’A AİTTİR. İnsanların, Allah’ın isteğinin dışında hareket edebilme, Allah’ın dilediğinden farklı bir yol çizebilme, Allah’ın takdir ettiğinden başka türlü karar verebilme İMKANLARI YOKTUR.
Allah, her yarattığını hakimiyeti altında tutar. Allah insana, ŞAHDAMARINDAN DAHİ DAHA YAKINDIR.
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. BİZ ONA ŞAHDAMARINDAN DAHA YAKINIZ.
Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken,
O, SÖZ OLARAK (HERHANGİ BİR ŞEY) SÖYLEMEYİVERSİN, MUTLAKA YANINDA HAZIR BİR GÖZETLEYİCİ VARDIR. (Kaf Suresi, 16-18)
KAİNATIN TÜM EGEMENLİĞİ DE ALLAH’A AİTTİR:
GÖKLERİN, YERİN VE ARALARINDAKİ HER ŞEYİN EGEMENLİĞİ ALLAH’A AİTTİR. O’nun gücü her şeye yeter. (Maide suresi, 120)
“O ALLAH Kİ, HER ŞEYİN MUTLAK HÂKİMİYETİ VE TASARRUFU O’NUN ELİNDEDİR. Siz de sonunda O’na döndürüleceksiniz!”. (Yasin Suresi, 83)
“GÖKLERDE VE YERDE NE VARSA ALLAH’INDIR… ALLAH’IN GÜCÜ HER ŞEYE HAKKIYLA YETER” (Bakara Suresi, 284)
Allah, her şeyi bir kader dahilinde yarattığını ayetlerinde şu şekilde haber vermektedir:
Hiç şüphesiz, BİZ HER ŞEYİ KADER İLE YARATTIK. (Kamer Suresi, 49)
De ki: “ALLAH’IN BİZİM İÇİN YAZDIKLARI DIŞINDA, BİZE KESİNLİKLE HİÇBİR ŞEY İSABET ETMEZ. O bizim Mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)
Ayette Allah, Kendisinin diledikleri dışında insanların hiçbirine hiçbir şeyin isabet etmeyeceğini belirtmekte, dolayısıyla yaşanan her şeyin Allah’ın denetiminde olduğunu bildirmektedir.
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, BİZ ONU YARATMADAN ÖNCE, BİR KİTAPTA (YAZILI) OLMASIN. Şüphesiz bu, ALLAH’A GÖRE PEK KOLAYDIR. ÖYLE Kİ, ELİNİZDEN ÇIKANA KARŞI ÜZÜNTÜ DUYMAYASINIZ VE SİZE (ALLAH’IN) VERDİKLERİ DOLAYISIYLA SEVİNİP-ŞIMARMAYASINIZ. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 22-23)
Bu ayetlerde Allah, TÜM KADERİN, DAHA KAİNAT VE İNSAN YARATILMADAN ÖNCE, BİR KİTAPTA YAZILI OLDUĞUNU ve ONUN DIŞINA ÇIKMANIN İMKANSIZ OLDUĞUNU bildirir. Aynı ayetlerde Rabbimiz, bir sır vermekte ve bunun, “elinizden çıkana üzüntü duymayasınız ve Allah’ın verdikleri dolayısıyla sevinip şımarmayasınız” diye böyle yaratıldığını belirtmektedir. Buna göre insan, elinden çıkanın kaderinde olduğunu ve bunun Allah’ın takdiri olduğunu bilerek üzülmeyecek; sahip olduklarının da Allah’ın takdir ettikleri olduğunu bilerek, kendisine üstünlük atfedip şımarıp böbürlenmeyecektir.
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; çocuk edinmemiştir. O’na mülkünde ortak yoktur, HER ŞEYİ YARATMIŞ, ONA BİR DÜZEN VERMİŞ, BELLİ BİR ÖLÇÜYLE TAKDİR ETMİŞTİR. (Furkan Suresi, 2)
Bu ayette ise Allah, KADER İÇİNDE YARATTIĞI HER ŞEYE BİR DÜZEN VE BİÇİM VERDİĞİNİ belirtmektedir. Yani yarattıklarının düzenini de var eden ve onu sürekli kontrolü altında tutan Allah’tır.
Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’NDAN BAŞKA HİÇ KİMSE GAYBI BİLMEZ. KARADA VE DENİZDE OLANLARIN TÜMÜNÜ O BİLİR, O, BİLMEKSİZİN BİR YAPRAK DAHİ DÜŞMEZ; YERİN KARANLIKLARINDAKİ BİR TANE, YAŞ VE KURU DIŞTA OLMAMAK ÜZERE HEPSİ (VE HER ŞEY) APAÇIK BİR KİTAPTADIR. (Enam Suresi, 59)
Enam Suresi 59. Ayette ise Allah, GAYBI YANİ BİLİNMEYENİ BİLEN YEGANE VARLIK OLDUĞUNU, KARA VE DENİZDEKİLERİN, YERİN KARANLIĞINDAKİLERİN TÜMÜNÜN BİLGİSİNİN KENDİSİNDE OLDUĞUNU, O BİLMEKSİZİN BİR YAPRAK DAHİ DÜŞMEYECEĞİNİ belirtmektedir.
YANİ TÜM KADER, ALLAH’IN ELİNDEDİR. O’NA AİTTİR. O’NUN BİLGİSİ VE TAKDİR ETTİĞİNİN DIŞINDA KİMSENİN BİR KARAR VERMEYE, BİR KADER BELİRLEMEYE, BİR İRADE GÖSTERMEYE GÜCÜ YOKTUR.
Tek Bir “An“ İçinde Yaratılan “Zaman“
Kaderin nasıl olduğunu anlayabilmek için zaman kavramını da iyi idrak etmek gerekir. Allah, tüm varlıkları ve tüm kainatı, TEK BİR AN içinde yaratmış ve BİTİRMİŞTİR. Aslında burada, “an” ifadesi bile yanlış bir ifadedir; çünkü “an” da bir zaman birimidir. Oysa ALLAH’IN KATINDA ZAMAN YOKTUR. O, HER ŞEYİ YARATMIŞ VE BİTİRMİŞTİR. Bir SONSUZLUK İÇİNDE HER ŞEY, YARATILDIĞI ŞEKLİNİ KORUMAKTADIR. Dolayısıyla YARATILMIŞ HER GÖRÜNTÜ, BU SONSUZLUĞUN İÇİNDE DAİMA OLACAKTIR; YOK OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü O, YARATILAN BİR BÜTÜNÜN İÇİNDE BİR PARÇADIR.
Yaratılıp bitmiş bu olaylar zincirine dışarıdan bakamadığımız, onun İÇİNDE yer aldığımız için, zaman, bize varmış gibi görünür. İnsan, sonsuzlukta zaten var olup tamamlanmış bu olaylar zincirinin aşamalarında bir yerdedir ve o insan için geçmiş ve gelecek gibi yaşayıp göreceğimiz olaylar vardır. Aslında bu olayların tamamı yaratılmış durumdadır ama insan, bu olaylar silsilesine bir bütün olarak bakamadığı, ona dahil olmak zorunda kaldığı için, “zaman“ diye bir kavramın var olduğunu zanneder.
Zaman adı verilen algı, aslında bir anı bir başka anla KIYASLAMA yöntemidir. Örneğin bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. Aynı cisme belli bir zaman sonra vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye “zaman” der. Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında var olan bir bilgidir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.
Zamanın, hareket eden cisimler ve meydana gelen değişimler arasında yapılan belirli bir sıralamadan doğan bir kavram olduğu gerçeği, bugün bilimsel olarak da kabul edilmiştir. Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz.
Kuran’da, Zamanın Algı Olduğuna Dair Deliller
Zamanın göreceliği, yani sadece bir algı oluşu, rüyada çok açık bir biçimde yaşanır. Rüyada görülenler saatler sürmüş gibi hissedilse de, gerçekte her şey birkaç dakika hatta birkaç saniye sürmüştür. Çok detaylı şekilde yaşanılan olayların tümü, sadece birkaç saniye içine sığmıştır. Zaman, zannedildiği şekilde akmamıştır. Çünkü zaman kavramı, algıya bağlı olarak şekillenen ve aslında var olmayan bir şeydir.
20. yüzyıla dek bilimin farkında olmadığı bu gerçek, bundan yaklaşık 14 asır önce indirilen Kuran’da bildirilmiştir. Kuran ayetlerinde, zamanın izafi bir kavram olduğunu gösteren açıklamalar bulunur. Modern bilim tarafından doğrulanan, zamanın psikolojik bir algı olduğu, yaşanan olaya, mekana ve şartlara göre farklı algılanabildiği gerçeğini pek çok Kuran ayetinde görmek mümkündür:
“Sizi çağıracağı gün, O’na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) PEK AZ BİR SÜRE kaldığınızı sanacaksınız.” (İsra Suresi, 52)
“GÜNDÜZÜN BİR SAATİNDEN BAŞKA SANKİ HİÇ ÖMÜR SÜRMEMİŞLER GİBİ onları bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar…” (Yunus Suresi, 45)
Bazı ayetlerde, insanların zaman algılarının farklı olduğuna, insanın gerçekte çok kısa olan bir süreyi çok uzunmuş gibi algılayabildiğine işaret edilir. İnsanların ahiretteki sorguları sırasında geçen aşağıdaki konuşmalar bunun bir örneğidir:
“Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “BİR GÜN YA DA BİR GÜNÜN BİRAZI KADAR KALDIK, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.'” (Müminun Suresi, 112-114)
Allah, bazı ayetlerde de, zamanın farklı ortamlarda farklı bir akış hızıyla geçtiğini bildirir:
“… Gerçekten, SENİN RABBİNİN KATINDA BİR GÜN, SİZİN SAYMAKTA OLDUKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR.” (Hac Suresi, 47)
“Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, SÜRESİ ELLİ BİN YIL OLAN BİR GÜNDE çıkabilmektedir.” (Mearic Suresi, 4)
“Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) SİZİN SAYMAKTA OLDUĞUNUZ BİN YIL SÜRELİ BİR GÜNDE yine O’na yükselir.” (Secde Suresi, 5)
Tüm bu ayetler, zamanın izafiyetinin açık ifadesidir. Bilimin 20. yüzyılda ulaştığı bu sonucu bundan yaklaşık 1400 yıl önce Allah’ın Kuran’da bildirmiş olması ise, elbette, Kuran’ı, zamanı ve mekanı tümüyle sarıp kuşatan Yüce Allah’ın indirdiğinin delillerinden bir tanesidir.
İnsan Kendi Planını Yapamaz; Bizim İçin Bilinmeyeni
Allah Çoktan Bilmektedir
Kader, Allah’ın geçmiş ve gelecek tüm olayları “tek bir an” içinde yaratmış olmasıdır. Bu da, Allah Katında evrenin yaratılış anından kıyamete kadar olan her olayın yaşanmış ve bitmiş olması demektir. İnsanlar ise Allah’ın yarattığı zamana bağlı olarak yaşamlarını sürdürürler ve hafızalarına verilen bilgiler olmadan hiçbir şey bilemezler.
Geleceğin aslında OLMADIĞI, tek bir an içinde her şeyin YARATILIP BİTTİĞİ bir düzende, bir insanın zaten gelecek için planlar yapabilmesi, kendisi için kararlar alabilmesi İMKANSIZDIR. BİZİM İÇİN BİLİNMEYENİ, ALLAH ÇOKTAN BİLMEKTEDİR.
Kimi zaman insanlar, “son anda kaderi değişti” gibi ifadeler kullanmaya yatkın olurlar. Oysa, zaten belirlenmiş, YAŞANMIŞ VE BİTMİŞ bir kaderin değişmesi İMKANSIZDIR. İnsana izlettirilen zaman kavramı içinde kişiler, bazı olayların son anda, olmadık etkilerle değiştiğine şahit olabilirler. Ama zaten bu da kaderin içindedir. Tek bir an içinde yani sonsuz kısa zamanda olup bitmiş olayların DEĞİŞMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Değişmesi için bir neden de yoktur. Allah yarattıysa, öyledir ve o, en güzelidir.
Burada yazılan satırları yazan da okuyan da, tüm bunları daha henüz kendileri yaratılmadan önce yapmışlardır. Ama insanlar, yazıları o sırada kendi iradeleriyle okuduklarını zannederler. Sonsuz bir an içinde bunu çoktan yapmış bitirmiş olduklarını fark etmezler.
Dolayısıyla, Allah’ın yaratma kudretinin ve kader konusunun iyi anlaşılabilmesi için zaman kavramının iyi bilinmesi büyük önem taşır. Her şeyin, sonsuz tek bir an içinde yaşanıp bittiği şayet anlaşılırsa, bu konu da zaten çok net kavranabilir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın eseri Zamansızlık ve Kader Gerçeği
Külli İradenin Hakimiyeti, İnsanlar İçin Bir Nimettir
İnsanların bir kısmı, yukarıda anlattığımız yaratılış sanatını gereği gibi anlayamadıkları için, cüzi bir iradeye sahip olma azminde olurlar. Yaratılıp bitmiş olaylar hakkında, oldukça yanıltıcı bir yola sapar ve kaderlerinde olan bu yaşamlarında kendilerinin müstakil karar alma yetilerinin olmasını arzu ederler. Bu aslında bir bakıma, tüm kainatı yoktan ve olağanüstü sanatla yaratmaya kadir olan Allah’ın yarattığına tabi olmaktansa, kendi aklıyla daha iyi şeyler üreteceğini zanneden, bir ego tatmini telaşı içinde olan kişilerin sakıncalı bir yaklaşımıdır.
Her şeyden önce İNSAN, ACZ İÇİNDE YARATILMIŞ BİR VARLIKTIR. Onun dünyada bu şekilde yaratılmasının önemli sırları vardır. Bunun en büyük sebebi, Kuran’da işaret edildiği gibi insanın, temelinde bencil, doyumsuz, hırslı ve nankör bir fıtratta yaratılmış olması ve Allah’a karşı büyüklenme potansiyelinin yüksek olmasıdır. Allah, ayetlerinde şöyle belirtmiştir:
Gerçekten, insan, ‘BENCİL VE HARİS (AÇGÖZLÜ, DOYUMSUZ, HIRSLI)’ olarak yaratıldı. (Mearic Suresi, 19)
Gerçekten insan, RABBİNE KARŞI NANKÖRDÜR.
Ve gerçekten, KENDİSİ BUNA ŞAHİTTİR. (Adiyat Suresi, 6-7)
Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah’ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; ONLARIN GÖĞÜSLERİNDE KENDİSİNE ULAŞAMAYACAKLARI BİR BÜYÜKLÜK (İSTEĞİN)DEN BAŞKASI YOKTUR. Artık sen Allah’a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (Mümin Suresi, 56)
Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, BÜYÜKLÜK GURURU ONU GÜNAHA SÜRÜKLER, KUŞATIR. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi, 206)
İnsanların bir kısmı, bu büyüklük hissi, bencillik ve nankörlük nedeniyle, SANKİ KENDİLERİ YOKTAN YARATILMAMIŞLAR GİBİ, Allah’ın yarattığı kadere tabi olmayı kabullenemezler. Genellikle cüzi irade beklentilerinin kökeninde bu yatmaktadır. Oysa bu, İNSANI ÇOK BÜYÜK KAYIPLARA GÖTÜREBİLECEK bir bakış açısıdır. Allah’ı gazaplandırabilir. İşte bu nedenle Allah’ı kalpten seven gerçek iman sahiplerinin bu hataya düşmemeleri çok önemlidir.
İnsanın, böylesine zayıf yaratılmış ve acz içinde bir varlık olmasına rağmen, bir kader kontrolü iddiasında olması da şaşırtıcıdır. İnsan, yapısı itibariyle, bir gün yaptığını diğer gün zar zor hatırlayan, yaşadıklarının sadece belli bir bölümünü hafızasında tutabilen, yıllar geçtikçe hücrelerini kaybedip yaşlanmaya doğru ilerleyen, kendi bedenine, aklına, hatıralarına dahi malik olamayan aciz bir varlıktır. Dolayısıyla, kusursuz yaratılmış bir kainat düzeni içinde insanın, bazı şeylerin kendi kontrolünde olmasını istemesi, ciddi bir akıl tutulmasıdır. Her an hata yapabilen, her an unutabilen, kararsızlık, doyumsuzluk, çözümsüzlük içinde kıvranan bir insanın, geleceğe dair yaşamını kendisinin kurgulamasını istemesi, çok VAHİM sonuçları beraberinde getirecek DEHŞET VERİCİ bir istektir.
İNSAN HAYATI, KENDİSİNİ YARATAN VE YARATILMIŞ HER ŞEYE HAKİM OLAN, BİZİ BİZDEN İYİ BİLEN VE BİZE ŞAHDAMARIMIZDAN DAHA YAKIN OLAN, ASLA YANILMAYAN, UNUTMAYAN, DAİMA DİRİ VE SONSUZ OLAN, YÜCE ALLAH’IMIZA EMANETTİR.
Tüm kaderin Allah’ın elinde olduğunu bilmek ve ona teslim olmak, insan için büyük bir KONFORDUR. Çünkü Allah, yarattığını mutlaka HAYIRLI yapan, yarattığı kadere tabi bir insana mutlaka GÜZEL VE DOĞRU SONUÇLAR var eden, YARATTIĞINDA KUSUR OLMAYANDIR.
İşte bu nedenle insanın yapması gereken, her işi ALLAH’IN YARATIP BİTİRMİŞ olduğunu iyi kavrayıp, Allah’ın kontrolündeki her olayın HAYIRLA YARATILMIŞ olduğunu unutmayıp, YARATILAN HER ŞEYE MÜSPET BAKMAKTIR. İnsan, yaşadıklarının tümüne SEVGİ GÖZÜ ile baktığında, olayları POZİTİF değerlendirdiğinde, Allah’ın bir planı olduğunu düşünerek KENDİSİNİ DE KADERİNİ DE ALLAH’A EMANET ETTİĞİNDE, kendisine kaderde sunulan hayatın takdirini yapabilir.
Olaylara müspet bakmak, olumsuz görünen olayları da içermelidir. Çünkü insanın hayatındaki olumsuz olaylar da, kimi zaman çok güzel sonuçların yaratılması için özel olarak yaratılmışlardır. Allah ayetinde bu sırrı insanlara vermiştir:
…OLUR Kİ HOŞUNUZA GİTMEYEN BİR ŞEY, SİZİN İÇİN HAYIRLIDIR VE OLUR Kİ, SEVDİĞİNİZ ŞEY DE SİZİN İÇİN BİR ŞERDİR. ALLAH BİLİR DE SİZ BİLMEZSİNİZ. (Bakara Suresi, 216)
Şayet insan, kaderindeki olaylara negatif bakış açısıyla bakmaya başlarsa, her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu unutursa, tüm olayların Üstün Yaratıcının kontrolü ve düzeni içinde var olduğunu anlayamazsa, o zaman insan, ŞEYTANIN ÜLKESİNE doğru, yani KARANLIKLARA doğru gitmeye başlar. Ayette belirtilen şekilde, dalga dalga karanlıklara bürünür.
Ya da (inkar edenlerin amelleri) ENGİN BİR DENİZDEKİ KARANLIKLARA benzer; ONUN ÜSTÜNÜ BİR DALGA KAPLAR, ONUN ÜSTÜNDE BİR DALGA, ONUN DA ÜSTÜNDE BİR BULUT vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan KARANLIKLAR; elini çıkardığında ONU BİLE NEREDEYSE GÖREMEYECEK. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nur Suresi, 40)
Aslında bu, “Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) ayetinde belirtildiği gibi insanın kendi kendine zulmetmesidir. Çünkü insan, zaten Allah’ın yarattığı kaderi yaşamaktadır. Yaşanmış bitmiş olaylar için endişelenip karanlık içinde yaşamaktansa, yapacağı tek şey Allah’ın kaderine teslim olup, Allah’a güvenmektir.
Hayatımızdaki Olayların Kaderde Yaşanıp Bittiğine Bilimsel Deliller
Sonsuz bir an içinde, yani zamansızlık içinde, yaşayacağımız tüm kaderin belirlendiği ve yaşanıp bittiği gerçeği, bilimsel olarak da kanıtlanmıştır.
Eylemden 10 Saniye Önce Beyinde Alınan Karar
Berlin’deki Bernstein Hesaplamalı Sinirbilim Merkezi’nden (Bernstein Center for Computational Neuroscience) sinirbilimci John-Dylan Haynes, 2008 yılında yaptığı bir çalışmada, insanların seçim anı ile hareket anı arasında zaman farkı olup olmadığını inceledi. Bu amaçla kişilere ekranda rastgele harfler gösterirken, beyinlerini MR cihazıyla taradı. Sağ ve sol olmak üzere deneye katılanların ellerine iki düğme verildi ve istedikleri anda sağ ya da sol baş parmaklarıyla düğmeye basmaları söylendi. Bu seçimi yaptıkları anda ekranda gösterilen harfi de hatırlamaları istendi. Bu sırada deneklerin beyin aktiviteleri kaydedildi. Sonuçlar ilginçti:
Hangi düğmeyi seçeceklerine dair karar, deneklerin düğmeye basma hareketinden 10 SANİYE ÖNCE alınıyordu. Bu ise bize, kişiler anlık seçimlerini yapmadan ÇOK DAHA ÖNCE, beyinde yapılacak seçimin ZATEN BELLİ olduğunu gösteriyordu. Bu önemli çalışmanın sonuçları Nature dergisinde şöyle aktarıldı:
“Uzun zamandan beri, ‘özgürce’ alınan kararların beyin aktivitesiyle daha önceden belirlendiği hakkında tartışmalar olmuştu. Bizler de, DAHA BİZ ŞUURUNA VARMADAN 10 SANİYE ÖNCESİNDE VERİLEN KARARIN, BEYNİN PREFRONTAL VE PARİETAL KORTEKSİNDE KODLANDIĞINI SAPTADIK.“1
Dünyanın en prestijli bilim dergisi Nature‘ın 1 Eylül 2011 tarihli sayısı, “Özgür İradeyi Hedef Almak” başlığı ile yayınlanmıştır
Özgür İrade Sadece Bir İllüzyondur
Sinirbilimciler bugün “seçim” duygusunun, kişinin hareketleri üzerinde etkisi bulunmayan, yalnızca biyokimyasal anlamda “sonraki bir düşünce” olduğunu kabul etmektedirler. Bu mantığı kimi bilim adamları, “Özgür İrade Sadece Bir İllüzyondur“ şeklinde açıklar.
Dünyaca ünlü Scientific American dergisi, 1 Kasım 2011 tarihli sayısında, “Özgür İrade Bir İllüzyon mu?” başlıklı bir yazı yayınlamıştır.
(Kaynak: https://www.scientificamerican.com/article/is-free-will-an-illusion/)
Londra Koleji Üniversitesinden sinir-bilimci Patrick Haggard “seçtiğimizi hissediyoruz ama ASLINDA BÖYLE DEĞİL“ demektedir. Sinirbilimci John-Dylan Haynes ise insanın özgür iradesinin gerçekte OLMADIĞINA dair şu itirafta bulunur:
“Ne zaman oluştuğunu ve ne yapmak üzere verilmiş bir karar olduğunu bile bilmiyorsam, O İSTEK HAKKINDA NASIL ‘BENİM’ DİYEBİLİRİM Kİ?“2
Beyin Aktivitesi, Bilinçli Hareket İsteğinden 500 Milisaniye Önce Gerçekleşir
İnsanın karar ve seçim süreci hakkında birçok kimsenin haberdar bile olmadığı bu gerçek ilk olarak 1983 yılında Kaliforniya Üniversitesi San Francisco’dan nöropsikolog Benjamin Libet tarafından keşfedilmiştir. Libet, beynin elektriksel aktivitelerini başa yapıştırılan elektrotlar aracılığıyla saptayan EEG (elektro-ensefalogram) cihazı yardımıyla yaptığı deneylerde, BEYİN AKTİVİTESİNİN, BİLİNÇLİ HAREKET İSTEĞİNDEN 500 MİLİSANİYE ÖNCE ortaya çıktığını göstermiştir.3
Almanya’daki Max Planck Enstitüsü’nde 2011 yılında söz konusu çalışma 7 Tesla gücündeki fonksiyonel-MR cihazıyla tekrarlandığında aynı sonuçlar tekrar elde edilmiştir. PLOS One dergisinde yayınlanan makalede, özgürce alındığı zannedilen karar ve davranışların aslında ÖNCEDEN BELİRLENDİĞİ şöyle aktarılır:
“İnsanlar olarak, ne zaman, ne hareket yapacağımızı bilinçli olarak seçebildiğimizi tecrübe etmişizdir. Ne var ki, BU KİŞİSEL ÖZGÜRLÜK TECRÜBESİNİN BİR İLLÜZYONDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMAYABİLECEĞİ, bununla beraber HEDEFLERİMİZİN VE MOTİVASYONLARIMIZIN BİLE ŞUURUMUZUN DIŞINDA İŞLEDİĞİ kabul edilmektedir.4
PLOS One dergisinde konuyla ilgili yapılan araştırmaların yer aldığı makale
Şuurlu Karar Vermeden 1,5 Saniye Önce Gerçekleşen Beyin Aktivitesi
Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles’tan sinirbilimci ve beyin cerrahı Itzhak Fried ise, epilepsi cerrahisi sırasında kişilerin açık olan beyinlerine elektrotları direkt olarak yerleştirmiş ve KİŞİ ŞUURLU BİR KARAR VERMEDEN 1,5 SANİYE ÖNCE BEYNİN BELLİ BÖLGELERİNDE NÖRON AKTİVİTESİ SAPTAMIŞTIR. Prof. Fried şöyle der:
“Daha önceden belirlenmiş şeyler, bilince DAHA SONRA DAHİL OLMAKTA. BİLİNÇLİ İSTEK, VERİLEN BİR KARARA DAHA SONRAKİ BİR AŞAMADA EKLENİYOR.“5
Bilimsel literatürde aynı sonuçlara ulaşan yüzlerce benzeri çalışma mevcuttur. Bu sonuçları ittifakla doğrulayan, 14 ülkedeki, 33 laboratuvarda yapılmış 90 ayrı meta-analiz sayılabilir.6
Tüm bu bilimsel deneylerin sonuçları bizlere fiziksel ve biyokimyasal dünyanın ötesinde üstün bir irade ve yönetim olduğunu göstermektedir. Özetle, “Özgür irade” kavramı, dünyaca ünlü bilimsel çevreler tarafından da İLLÜZYON olarak tanımlanmıştır. İnsanların yaptıklarını sandıkları seçimler KENDİLERİNE AİT DEĞİLDİR. Kişilerin 10 saniye sonra şuuruna varacakları durumlara, BEYİNLERİ ÇOK ÖNCEDEN HAZIRLANMAKTADIR. Kararlar, kişilerin dışında süreçlerden geçerek alınmakta ama sonra o kararı “o kişi almış gibi” bir his verilmektedir. Dolayısıyla, HİÇBİR KARAR “BENİM” DİYEN BENLİĞE AİT DEĞİLDİR.
Önceden Belirlenmiş Olayları Yaşıyoruz
Bir olaya verilecek olan tepkinin, GERÇEKLEŞMESİNDEN SANİYELER ÖNCE beyinde hazırlanıyor olması, tek bir şekilde açıklanabilir: TÜM İNSANLAR, SENARYOSU TÜM KARELERİYLE BELLİ OLAN SÜRÜKLEYİCİ BİR FİLMİ, ÖNLERİNDEKİ ELİPS EKRANDAN İZLEMEKTEDİRLER. SEÇİM İNSANA AİT DEĞİLDİR; ancak filmin gerçekçi olabilmesi için bu his bize özellikle verilmektedir. Filmin gerçekçi olması önemlidir; çünkü yaşadığımız dünya imtihan dünyasıdır. İmtihanın var olabilmesi için, bu dünyaya ait her detayın, inandırıcı olması gerekmektedir. DÜNYANIN ASLINA DAİR ANA GERÇEKLER, SAMİMİ DAVRANAN, ALLAH TARAFLI DÜŞÜNEN VE AKLINI KULLANAN İNSANLARA AÇILMAKTADIR.
Tekrar hatırlatalım: TÜM KADERİMİZİN ALLAH’A AİT OLMASI, BİZİM İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR NİMETTİR. Kısıtlı aklı, acizlikleri ve zaaflarıyla insanın kendi iradesiyle geleceğini, bir kaderi belirlediğini düşünmek, zaten insanı çok korkutmalıdır. Bu, kesin olarak hüsranla sonuçlanacak ve başıboş olaylar zinciri içinde insanı kaçınılmaz bir kaosa sürükleyecek bir ortamın oluşması demektir. Böyle bir dünya, bunu talep eden kişilere sadece hüsran getirir.
KADERİMİZ, TÜM KAİNATI YOKTAN VAR EDEN VE HER ŞEYİ KUSURSUZ YARATMAYA KADİR OLAN ALLAH’IN ELLERİNDEDİR. İnsan, bunun konforuna varmalı, kendisi için hayırlarla yaratılmış kaderi rahatlık ve teslimiyet içinde izlemeli ve Allah’a tam kalbiyle güvenmelidir. Dünyanın zincirlerinden kurtulmak da, ahireti kazanmak da ancak bu şekilde mümkün olur.
Müvekkilin yukarıdaki görüşlerini takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.26.04.2026
- Chun Siong Soon, Marcel Brass, Hans-Jochen Heinze & John-Dylan Haynes, Unconscious determinants of free decisions in the human brain. Nature Neuroscience April 13th, 2008 ↩
- Smith, Kerri (2011). “Neuroscience vs philosophy: Taking aim at free will”. Nature 477 (7362): 23–5 ↩
- Libet, B., Gleason, C.A., Wright, E.W.&Pearl, D.K. Brain 623–642 (1983) ↩
- Bode S, He AH, Soon CS, Trampel R, Turner R, et al. (2011) Tracking the Unconscious Generation of Free Decisions Using UItra-High Field fMRI. PLoS ONE 6(6): e21612. doi:10.1371/journal.pone.0021612 ↩
- Fried, I., Mukamel, R. & Kreiman, G. Neuron 69, 548–562 (2011) ↩
- Bem D, Tressoldi P, Rabeyron T and Duggan M. Feeling the future: A meta-analysis of 90 experiments on the anomalous anticipation of random future events [version 2; referees: 2 approved]. F1000Research 2016, 4:1188 (doi: 10.12688/f1000research.7177.2 ↩