Adnan Oktar’dan Duyurudur
Müvekkil Adnan Oktar’ın açıklamalarını, aşağıda takdirinize sunuyoruz:
Dünyaperest, Osmanlıcada kelime anlamı olarak, dünyaya tapılacak derecede önem verip ahiretini düşünmeyen, maddiyatı çok seven demektir. Bu tanıma uyan insanlar, bu dünyanın varlığıyla –oldukça geçici olmasına rağmen- tatmin bulan, dolayısıyla Allah’ın varlığı ve ahiret gerçeğinden kendilerini uzak tutmaya çalışan, dünyanın meseleleriyle oyalanmayı tercih eden kişilerdir. Genellikle bu kişilere, kendilerini yaratanın, her an koruyup kollayanın, tüm kainatı dengede tutanın Allah olduğunun anlatılması ve dünyanın geçiciliğinin hatırlatılması, onlar üzerlerinde çok da ciddi bir etki bırakmaz. Allah’ın yarattığı kaderin ve düzenin içinde olduklarını kabul etmek ve Allah’a teslimiyetin tevekkülü ve rahatlığı içinde yaşamak yerine, geçici dünyanın zorlu mücadelesine kapılır, aynı dünyanın geçici zevkleriyle de tatmin bulurlar.
Kuran’a uyan bir Müslüman ise, kişilik, düşünce ve yaşam şekli olarak bu tariflerden çok uzaktır. İnsan, Kuran’a göre yaşadığında, tek gerçek yurdun ahiret olduğunu, dünyanın sadece imtihan amaçlı var olduğunu, kainattaki her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu ve yaşamın, maddiyattan tümüyle uzak, METAFİZİK BİR GERÇEKLİK olduğunu bilen biri haline gelir. Dünya nimetleri elbette onun için de bir ZEVKTİR. Ama HAYATIN AMACI DEĞİLDİR. Cenneti hatırlatan güzellikler, Allah’a şükretmenin vesilesidirler. Dolayısıyla, gerçek anlamda Allah’ı kavrayan bir Müslümanın dünyası, sadece dünyayı kendisine amaç edinmiş bir kişiden çok farklıdır.
İnsan, sadece beyninde izlediği bir görüntüler bütününe bağımlı olarak yaşar. Bu görüntünün dışına ise hiçbir zaman ulaşamaz. Dolayısıyla, kendisine izlettirilen şeyler, maddi bir gerçekliği olmayan metafizik bir dünyadır. Müslümanın özelliği, bu gerçeği bilerek yaşamasıdır.
Bu farklılık nedeniyle bu iki kişi arasındaki hayat anlayışı, dünyayı algılama biçimi, olayları yorumlama şekli bambaşkadır. Müslümanın karşılaştığı her nimette, yaptığı her işte aklında sadece Allah varken, Allah’tan bahsetmeyi güzel görürken, karamsarlıktan uzak, Allah’tan sürekli ümitvar bir hayat yaşarken, dünyanın derdine düşmezken; karşısında bu değerlerden tümüyle uzak bir insan vardır.
Bu insanlar, çoğunlukla ahiret inanışına da uzak olduklarından, kimi zaman Allah ve din hakkında olumsuz yorumlarda bulunmaya ve hatta bu konularda uygun olmayacak şakaları yoğun olarak yapmaya meyilli olurlar. İşte bu, sevgisini tüm kalbiyle Allah’a yönelten bir Müslüman için oldukça zorlayıcı bir durumdur.
Dünyaperestliğe Özenen Müslümanlar
Ama kimi zaman bazı kişiler, birer Müslüman olarak yaşarken, bir yandan da dünyanın geçici cazibelerini gerçek sanmaya devam ederler. Bir başka deyişle “dünyanın geçici, ahiretin ise tek gerçek olduğu” konusu, kalplerine tam anlamıyla yerleşmiş DEĞİLDİR. Dünya üzerindeki geçici hayat, dünyaperest insanlarda olduğu gibi, onlara da bir şekilde cazip görünür. Böyle olduğunda bu kişilerin bakış açısı metafizik değil, tümüyle maddi dünyaya yönelik olabilir.
Örneğin bu kişiler, Müslümanlarla bir arada bulunmaktansa, dünyaperest insanların bulunduğu ortamlarda çok daha rahat ederler. Normal şartlarda Müslümanların yanında durgun, içe kapalı, az konuşan, neşesiz, donuk bakışlı, yeteneksiz bir görünümde iken, dünyaperest insanların yanında açılmakta, kişilik değiştirmekte, neşeli, dışadönük, esprili, kıvrak zekalı, uyanık, iş bitirici hale gelmektedirler. Bu değişimden, Müslümanların yanında özel olarak bu kişilerin neşesiz ve donuk hallerini takındıkları anlaşılmaktadır. Çok rahat neşeli ve dışa dönük olmayı başarabilen, iş bitirici kişiliğini sergileyebilen bu insanların gerçek kişiliklerinin donuk ve sevgisiz olması mümkün değildir. Ancak yine de, Müslümanlar arasında bu kişiliklerini ısrarla devam ettirmekte beis görmemektedirler.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, dünyaperestliği en güzel sözleri ile tarif etmiştir. (Sözler, Risale-i Nur)
Bu durum elbette çevredeki insanlara kötü örnek teşkil etmektedir. İnsanlar, bu kişilerin Müslümanların yanındaki hallerine bakarak, Müslüman denilince, donuk, sevgisiz, içe dönük, neşesiz ve beceriksiz bir model görmektedirler. Bu görünüm, insanların İSLAM’A YANAŞMALARINI ENGELLEMEKTE, Müslüman olmayı isteyen kişilerin ŞEVKİNİ KIRMAKTA, onlara YANLIŞ BİR ROL MODEL oluşturmaktadır.
Böyle bir örnek karşısında Müslüman olmak isteyen gençler, neşeli ve dışa dönük hayatlarını bırakıp, donuk ve ruhsuz bir yaşam şeklini yaşamaları gerektiğini düşünmektedirler. Bunun üzerine kişilik değiştirmekte, ne kadar durgun, sevgisiz ve neşesiz olurlarsa o kadar iyi bir Müslüman olacaklarına inanmaktadırlar. Müslümanlık, onlar için, olduğundan farklı bir görünüm ve anlam içermekte ve tüm insanlığa da farklı temsil edilmektedir.
Aslında buradaki sorun, Müslümanlığı durgun yaşayan ama dünyaperest insanların içinde açılıp neşelenen kişilerin, DÜNYAYI ESAS KABUL ETMELERİDİR. Bu kişiler gerçekte, dünyayı esas kabul edip dünya için yaşama isteğinden HİÇ VAZGEÇMEMİŞLERDİR. Dünyaperest insanların yaşamı, onlar için her zaman cazibesini korumuştur. Günün birinde onlardan biri olarak yaşayacağının özlemi hep içlerindedir. Aslında kendileri hiçbir zaman gerçek anlamda Müslümanlığı yaşamamış, gerçek anlamda Müslümanların içinde olmamışlardır. Kendileri de, Müslümanlığı bir içe dönme, dünya zevklerini yitirme ve sevgisiz bir yaşama şekli olarak kabul etmişlerdir. Zaten bu kabul neticesinde dünyanın özlemi hep içlerinde kalmıştır.
Müslüman Hayatının Dışındaki Sırlar ve Sırdaşlar
Dünyanın ve dünyaperest insanların hayatının esas kabul edilmesinin bir sonucu olarak, bu kişiler, Müslümanları değil, dünyaperest insanları SIRDAŞ edinirler. Sırdaşlık, o kişiyi yakın dost olarak görme anlamına geldiğinden, en özel konularını bu kişilerle paylaşır, hatta Müslümanlardan gizlediklerini bu kişilere aktarırlar. Müslümanlardan gizlerler; çünkü gerçekte onlardan farklı bir hayat yaşamaktadırlar. Bir şey sorulduğunda Müslümanların dürüst cevap vereceklerini veya hatalı bir davranış gördüklerinde Kuran ile hatırlatma yapacaklarını bildikleri için, kalplerinde olanı onlara söylemekten çekinirler.
Ancak dünyaperest insanların sır tuttuğunu da bilirler. Çünkü dünyaperest insanlar, sürekli bir gizlilik ve güvensizlik içinde olduklarından, hep sırlarla dolu şekilde yaşarlar ve karşılıklı sırlarının tutulmasına önem verirler. Tabi elbette, bir kişi sırrını ortaya döktüğünde, onlar da kendilerinde saklı olan sırları açığa vurmakta bir saniye bile tereddüt etmezler.
Bu, dünyaperest insanların güvensiz yaşamının beklenen bir sonucudur.
Oysa Allah, ayetinde Müslümanları, dünyaperest insanları sırdaş edinmemeleri konusunda uyarmıştır:
– Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım –
EY İMAN EDENLER, SİZDEN OLMAYANLARI SIRDAŞ EDİNMEYİN.Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran Suresi, 118)
Dünyaperest Hayranlığının Getirdiği Eziklik ve Baş Eğme
Müslümanların hayatı birbirlerine karşı hep dürüstlük ve açıklık içinde geçer. Bu nedenledir ki, aralarında gizli saklı şeylere ihtiyaç duymazlar. Ayrıca bu gizli saklılıktan hoşlanmazlar da.
Ancak dünyaperest insanlara özenen Müslümanlar için gizli saklı işler çevirmek, bir süre sonra adeta zevk haline gelebilir. Dünyaperest insanların yaşamı genellikle bu gizlilik ve sırlar üzerine kurulu olduğundan, kendileri de aynı ruh halini yaşamak isterler. Yaptıkları ve gizledikleri yaşam açığa çıkmazsa, aldıkları zevk daha da artar. Yaptıklarının veya gerçek düşüncelerinin kimse tarafından anlaşılmaması, onlara müthiş bir haz verir.
Bu durumun doğal bir getirisi olarak dünyaya ve dünyaperest insanlara özenen bu kişiler, bu insanlara karşı ezik ve eğik başlı hale gelirler. Onların her dediğini yapar, onlara karşı hürmetkar olur, onların ters tavırlarını dahi özveri ve töleransla karşılar, mutlaka alttan alırlar. Çünkü dünyaperest insanların yaşamlarının menfaatlere, küçük çıkarlara bağlı olduğunu bilirler. Herhangi biri ile araları bozulduğunda mutlaka kötü bir karşılık alacaklarından, bunun intikamı olacağından, sırların ortaya döküleceğinden ve o topluluktan dışlanacağından emindirler.
Ama hayranlıkları dünyaperest insanlara yönelik olduğundan, Müslümanlara tavırları bu şekilde değildir. Halim, mazlum bir Müslüman gördüklerinde, ona karşı çok gaddarlaşabilirler. Müslümanlardan bir zarar, bir tepki GELMEYECEĞİNİ bildikleri için, bu durumdan hemen faydalanırlar. Onlara karşı kötü ve olumsuz davranmaktan hiçbir şekilde çekinmezler.
Dünyaperest İnsanlara Kendini Beğendirme İsteği
Bu ciddi ayırım, bu kişilerin kendilerini beğendirme isteği söz konusu olduğunda da kendini gösterir. Bu tip insanlar için, dünyaperest insanların kendisini beğenisi müthiş önem taşır. Onlardan övgü alabilmek, beğenilerini kazanabilmek için ellerinden geleni yaparlar.
Bazı Müslümanlar, gerçek samimiyetin yaşandığı bir ortamda olmadıklarını bilmelerine rağmen, dünyaperest insanlara kendilerini beğendirmeye çalışır ve bu uğurda küçük düşmeyi dahi göze alırlar. Ancak karşılarındaki insanlar gerçekte sahte bir hayat yaşamaktadırlar.
Ama söz konusu insanlar, bu anlamda Müslümanları pek önemli görmezler. Onların beğenip beğenmemeleri, onların övüp övmemeleri, kendileri için bir şey ifade etmez. İşte bu yüzden de Müslümanlara güzel gözükme, onların yanında bakımlı olma, onların yanında en sevilecek hallerini gösterme gibi bir arayışları olmamaktadır.
Özel Konuşma Şekilleri, Yapmacık Tripler
Bu tip özenti dünyasında, söz konusu kişilerin özendikleri şahıslar da daima bu dünyaperest insanların arasından çıkar. Dünyaperest insanlar, dünyayı esas kabul ettikleri, Allah’tan çok insanları önemli gördükleri için, insanlara yönelik özel bir konuşma ve trip şeklini uygularlar. Aslında tümüyle yapmacık bir tavır şekli olmasına rağmen, bu dünyaya özenen Müslümanlar, bu konuşma ve trip şekillerini benimsemekte gecikmezler. Özellikle bu tip kişilerin yanına gittiklerinde, tamamen bu yapmacık tavır ve konuşma şekline bürünerek “ben de sizdenim, beni de aranıza alın, kabul edin” mesajı vermeye çalışırlar. Kabul edilebilir olabilmek için özellikle onlar gibi davranırlar.
Bu aslında söz konusu kişileri tamamen küçük düşürecek bir durumdur. Müslümanlar arasındaki saygın, dürüst ve doğal yaşam bir kenara bırakılmış, tamamen SAHTE BİR DÜNYA tercih edilmiştir.
Zor Durumdaki Müslümanlara Tehdit Oluşturmak
Müslümanlar arasında bu tip kişilerin olması, Müslümanlara yönelik bir tehdit görüntüsü de oluşturmaktadır. Çünkü Müslümanların zor anlarında onlara karşı potansiyel tehdit konumunda olan kişiler bu kişilerdir. Bu tip kişiler, Müslümanlar zor durumda kaldığında, dünyaperest insanların yanına her an gidebilecekleri, orada zaten kabul gördükleri, hatta bu kişilerle anlaşıp Müslümanlara karşı bir tavır içinde bulunabilecekleri imasında bulunabilirler. Zaten dünyaperest insanların hayatına kapılarını kapatmaMAlarının en büyük sebeplerinden biri budur.
Kendilerini her an bir “tehdit” olarak tutmaları, Müslümanları zor durumda bırakmanın yanı sıra, MÜSLÜMANLARA İSTEDİKLERİNİ YAPTIRMAK amacını da taşır. Müslümanların zor durumundan faydalanıp, “durumunuzu daha da zora sokabilirim” imasında bulunup her dediklerini yaptırmak, bu zihniyetin sonuçlarındandır.
Bu Tehlikeyi Tüm Müslümanlar Ciddiye Almalıdır
Müslümanların arasında olup, Müslümanlığı temsil edip, buna rağmen özellikle durgun, içe kapalı, sevgisiz, niteliksiz, mutsuz ve bezmiş bir halde yaşayan kişiler, hele hele bir de dünyaperest insanların yanında tamamen farklı bir karakter gösteriyorlarsa, İslam’ın temsili adına oldukça kötü örnek oluyorlar demektir. Bu kişileri görenler, İslam’ın böyle yaşanması gerektiğini, Müslüman olunca tüm hayat sevinçlerini yitirmeleri gerektiğini, İslam’ı yaşamayanların hayatlarına özenmek gerektiğini zannedecektir. Müslüman olmaya karar verdiklerinde yaratılmış tüm güzelliklerden vazgeçmeleri gerektiğini, neşesiz, mutsuz, sevgisiz, tamamen içe kapalı donuk bir hayat yaşayacaklarını sanacaklardır. Bu, kalbinde İslam’a yatkınlık olanların dahi dindarlığa yanaşmamasına neden olacak, bağnazların temsil şekli nedeniyle İslam’a zaten soğuk bir yaklaşım içinde olanları ise daha da soğutacaktır.
Dolayısıyla, bu tip insan modeli sadece Müslümanlar için değil, İslam’a kalbi ısınacaklar için de ciddi bir risktir.
Oysa MÜSLÜMANLIK, ALABİLDİĞİNE SEVGİ, NEŞE, GÜVEN, MUTLULUK, CANLILIK, ÖZGÜRLÜK DEMEKTİR.İnsan, hiç kimseden çekinmeden, kimsenin yargılayıcı bakış açısına maruz kalmadan, Allah için severek, Kuran’daki gerçek sevgiyi ve canlılığı tüm gücüyle yaşadığında Müslümandır. Müslümanın hayatında, menfaat ilişkileri, yapmacık tepkiler, kin, öfke, kıskançlık gibi insanların birbirlerini anında harcadıkları kötü duygular YOKTUR. Bu nedenle, onların bulundukları ortamda yaşanan güven ve mutluluk SAHİCİDİR.
Bir insan, ancak bu gerçek sevgi ve özgürlüğü KAVRAYAMADIĞINDA dünyaya meyledebilir. İşte en sakıncalı durum da budur.
Bu tehlikeyi, TÜM MÜSLÜMANLAR kendileri için önemli bir uyarı olarak değerlendirmelidirler. Nasıl Kuran’daki münafık ayetleri, bu ayetleri okuyan Müslümanların anlaması ve korku duyması için varsa, bir Müslümanın dünyanın sahte yüzüne aldanarak o hayatı cazip bulması da herkes için bir tehlikedir. Bir insanın bu uyarıları, başkasına yönelik olarak görerek müstağni davranması, bu önemli uyarılardan faydalanamadığı anlamına gelir.
Ayette Allah, insanın vasıflarını anlatırken, onu cahil, zalim ve nankör olarak tanıtmıştır (İbrahim Suresi, 34) İnsan, bu vasıflara sahip olmadığını iddia edebilir ilk başta. Ancak insanın bu vasıflara sahip olduğunu Allah söylemiştir. Dolayısıyla insan, kötü vasıfları veya uyarıları, üstüne alınmamak, başkasına yüklemeye çalışmak yerine, KENDİSİNE PAY ÇIKARMALIDIR. Kuran’a göre olması gereken, bir Müslümanın bütün bunlara göre tavırlarını şekillendirmesi ve daima daha fazla ilerleme kaydetmesidir.
Sonuç
KURAN, bir insan için APAYDINLIK BİR YAŞAM sunar. Bu yaşam içinde yoğun bir sevgi, mutluluk, neşe, özgüven, rahatlık ve dışadönüklük vardır. Dolayısıyla Kuran’a göre yaşayan bir Müslüman, doğal olarak canlı, mutlu ve enerjisi yüksek bir insandır. Eğer bu vasıfları göstermiyorsa, ya Kuran’ı anlamamıştır ya da Kuran’a göre yaşamanın güzelliğini görememiştir.
İşte bu sebeple bir insan, Müslüman olduğunu iddia edip durgun bir hayat yaşıyorsa ve Kuran’dan uzak insanların yaşadığı geçici yaşantının kurallarına özeniyorsa, gerçek Müslümanlığı temsil etmiyor demektir. Bu kişilere bakarak insanların dinden uzak durmaları büyük bir hata olacaktır.
Ama şunu da hatırlatmak gerekir: Müslümanlar elbette hata yapabilirler. Yanlış bir anlayış içine düşmüş olabilirler. Kuran’ın anlattığı gerçek sırrı tam anlamıyla anlamamış olabilirler. Müslümanlar neyse ki, hatalarında inat etmeyen, hatalarından kolay dönen kişilerdir.
İşte bu yüzden de böyle örnekler görüldüğünde, böyle kişilerin de kısa süre içinde hatalarından döneceklerini bilmek önemlidir. Mühim olan, bu örnekleri esas almamak, Kuran’a göre olması gerekene bakmaktır.
Müvekkilin yukarıdaki açıklamalarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.26.03.2026