Adnan Oktar’dan Duyurudur
Yeni Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek, hatırlanacağı gibi, görevine başlar başlamaz, cezaevi avukat görüşleri konusunda yenilikler yapacağını belirtmiş ve bu konuda müvekkil Adnan Oktar’ın ismini geçirmişti. Kendisi, muhtemelen son derece kulaktan dolma bilgilerle bilgilendirilmiş olacak ki, yıllar öncesine ait ve doğru olmadığı kısa süre içinde ortaya çıkmış olan bazı iddialar üzerinden, müvekkilin bir dönem 292 ayrı avukatla görüştüğü ve bu avukatların kurye olarak kullanıldığı iddialarını gündeme taşımıştı.
Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek
O dönem, Sayın Bakanımızın yanlış yönlendirildiğini izah eden, bunun tamamen yanlış bilgi olduğunu belirten çok sayıda bilgilendirme yazısı iletmiştik. Bu yazılarda özetle;
Müvekkil Adnan Oktar’ı cezaevinde düzenli ziyaret eden SADECE 3-4 AVUKATININ BULUNDUĞU,
Bu avukatların, 8 YILDIR DOSYALARINI TAKİP EDEN, DOSYALARIN TÜM DETAYLARINA HAKİM DENEYİMLİ AVUKATLAR olduğu,
Müvekkilin, düzenli olarak SADECE BU AVUKATLARLA görüş yaptığı,
Bir kısım basında ve sosyal medyada reyting ve sansasyon amaciyla ortaya atılan yüzlerce avukat sayısının HİÇBİR ZAMAN GERÇEKLEŞMEDİĞİ belirtilmiştir.
292 SAYISININ AÇIKLAMASI İSE ŞÖYLEDİR:
- Bu sayı 3-4 AVUKATIN3 AYLIK BİR DÖNEM BOYUNCA, görüşler esnasındaki TOPLAM GİRİŞ VE ÇIKIŞ SAYISIDIR.
- 292 FARKLI AVUKATIN GÖRÜŞE GELMESİ DEĞİLDİR.
- Bilindiği üzere, ceza infaz kurumlarında avukatların kuruma HER GİRİŞ VE ÇIKIŞI kayıt altına alınmaktadır.
- Zaman zaman avukatlar takip ettikleri dosyalarla ilgili telefon görüşmesi yapmak, adliyede bir konuyu halletmek ya da yemek yemek gibi insani ihtiyaçlar için kurum dışına çıkıp yeniden giriş yapmaktadırlar.
- Aynı avukat günde birkaç kere çıkış yaptığında HER DEFASINDA KAYIT YAPILMAKTADIR.
- HER GİRİŞ ÇIKIŞ SANKİ FARKLI BİR AVUKAT GELMİŞ GİBİ sayılarak basına lanse edildiği için müvekkil ile görüşen avukat sayısı makul ve sınırlı olduğu halde olağan dışı bir durum varmış izlenimi oluşturulmaktadır.
Böylece müvekkil hakkında uygulanan hukuksuz avukat görüş kısıtlamasına sözde zemin oluşturulmakta, halkı hukuksuz uygulamalara ikna etme politikası izlenmektedir.
Avukatların giriş çıkışlarını gösteren rapor ve kayıtlar incelendiğinde, DÜZENLİ GÖRÜŞ YAPAN AVUKATLARIN SAYISININ 3-4’Ü GEÇMEDİĞİ, hayatın olağan akışına aykırı bir sayıda avukat geliş gidişinin OLMADIĞI görülecektir. Mevcut durum CEZAEVİNE VEYA SAVCILIĞA SORULARAK DA TEYİT EDİLEBİLİR.
Nitekim, 292 sayısı belirli çevrelerce ilk ortaya atıldığında, müvekkil, Erzurum Dumlu Yüksek Güvenlikli KCİK’nde bulunmaktaydı. Bu iddialar üzerine, YENİ İÇİŞLERİ BAKANIMIZ, DÖNEMİN ERZURUM VALİSİ OLAN SAYIN MUSTAFA ÇİFTÇİ, BU İDDİALARIN DOĞRU OLMADIĞI yönünde bir açıklamada bulunmuştur:
“Adnan Oktar’ın kanunlar çerçevesinde avukatlarla görüştüğü doğru ama abartıldığı kadar değil… Cezaevinin kuralları belli gizli saklı bir görüşme olamaz. Her şey kayıt altında.”
(https://www.gazetepusula.net/adnan-oktar-erzurum-u-karistirdi/345348/)
Dönemin Erzurum Valisi, yeni İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi
ERZURUM BARO BAŞKANI SAYIN TALAT GÖĞEBAKAN da yaptığı yazılı açıklamada, asılsız iddialara karşı şunları söylemiştir:
“(Furkan Sezer) Bildiklerini ve elinde belge varsa bunları soruşturma makamı ile paylaşması gerekiyor. Bunu yapmadığı takdirde SUÇ İŞLER.Zaten elinde bilgi ve belge olmadan yaptığı açıklama ile görevini yapan avukatları zan altında bırakamaz. Erzurum Barosu her zaman olduğu gibi bugün de ve bugünden sonra da görev ve yetki sorumluluğunu her zaman yerine getirmiştir, getirecektir. ‘Kara bulutlar dolaşıyor’ diyerek kimseyi zan atında bırakmazsınız.”
Erzurum Baro Başkanı Sayın Talat Göğebakan
Şayet Sayın Bakanımız;
Kendisine sözlü olarak iletildiği belli olan bu bilginin DOĞRULUĞUNU SADECE BİRKAÇ DAKİKALIĞINA ARAŞTIRSAYDI,
Konunun gerçekliğinin olup olmadığını CEZAEVİNE SORSAYDI,
CEZAEVİ SAVCISINDAN BİLGİ ALSAYDI,
O dönemde Erzurum Valisi olan SAYIN MUSTAFA ÇİFTÇİ’DEN BİLGİ ALSAYDI,
ERZURUM BARO BAŞKANI İLE GÖRÜŞSEYDİ,
Ya da sadece CEZAEVİ KAYITLARINA BİR GÖZ GEZDİRSEYDİ,
TEMELİ OLMAYAN BU TİP BİR SUÇLAMADA BULUNMAMIŞ OLACAKTI.
İftirayı Dillendirmekten İmtina Etmek ve Bunu Derhal Düzeltmek Müslüman Özelliğidir
Sayın Bakan, müvekkile göre, bu araştırmaları yapmadan, doğrusunu öğrenmek için çaba sarf etmeden, sadece kendisine iletilen bilgiye göre hareket ederek, aslında bir İFTİRAYI dillendirmiş olmaktadır. Sayın Bakanımızın, bir iftiranın öznesi olmaktan çekineceğine ve bu sözünü düzelteceğine inanıyoruz.
Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, müvekkil de Sayın Bakan da asıl olarak DİN KARDEŞİDİRLER. Müvekkil, bir kişinin, din kardeşi hakkında kanaate varırken, Kuran’ın emrine uyulması gerektiğini hatırlatmakta ve konuyla ilgili olarak Kuran’dan şu ayeti örnek göstermektedir:
“Onu işittiğiniz zaman, erkek müminler ile kadın müminlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: ‘BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR’ DEMELERİ GEREKMEZ MİYDİ?” (Nur Suresi, 12)
Müvekkile göre, din kardeşlerinin, bu ayetin hükmüne göre hareket etmeleri şarttır. Bir Müslümana yöneltilmiş bir suçlama karşısında hayırlı bir zanda bulunmak ve bunun iftira olup olmadığını araştırmak gerekmektedir. Diyelim ki, bu iftira sözü hatalı bir şekilde dile getirildi, o zaman müvekkile göre, doğrusu anlaşıldıktan sonra bunun DÜZELTİLMESİ gerekmektedir.
Şu anda müvekkil, konuyla ilgili tüm düzeltmeleri yapmış, bunun hatalı bir yorum olduğunu delilleriyle anlatmıştır. Sayın Bakanımızdan beklentimiz, bu konuda ivedilikle bir düzeltme yapmasıdır.
Son dönemlerde Sayın Bakanımız da, kendisinin mal varlığına dair yapılan açıklamalardan çok rahatsız olmuş ve bu iddialara derhal cevap vermiştir. Ancak müvekkilin, kendisi hakkındaki itham ve iftiraların doğrusunu açıklayabilmek için televizyonlara çıkıp açıklamalar yapabilme ihtimali YOKTUR.
Yine Sayın Bakan, kendisi hakkındaki bu ithamlar karşısında yasal haklarını kullanacağını da belirtmiştir. Müvekkil ise, devlete her zaman saygılı olmuştur; bu nedenle hakkındaki ithamlar her ne kadar iftiraya dayansa da bu konuda DAVA AÇMAYI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞTİR. Sayın Bakanımız tarafından durumun bu şekilde değerlendirilmesi beklentimizdir.
Sayın Bakanımızdan, bu yanlış izahların düzeltilmesine dair açıklamalar yapması yönündeki talebimiz, bir Müslümanın yükümlülüğü olmasının yanı sıra, başka pek çok açıdan da gereklilik göstermektedir. Sayın Bakanın kulaktan dolma bilgilerle yaptığı bu açıklamaların sonrasında, müvekkili ve konuyla ilgili pek çok kişiyi etkileyen sakıncalar ve kısıtlılıklar zinciri oluşmuştur. Bundan, çok sayıda kişi, olumsuz etkilenmiştir.
Bunları şöyle özetleyelim.
Sayın Bakanımızın, Yanlış Bilgiye Dayanarak Yaptığı Açıklamalarının Olumsuz Etkileri
Sayın Bakanımızın, kendisine sadece sözlü şekilde iletilen bu yanlış bilgiyi, görevindeki ilk günlerinde doğrudan dile getirilmesi sonucunda;
1. Müvekkile, 8 senedir neredeyse kesintisiz uygulanmakta olan avukat kısıtlılığının devam ettirilmesi kararı verilmiştir:
Gerçekte 8 yıldır suni gerekçelerle uygulanmaya devam eden avukat kısıtlılık uygulaması;
Müvekkilin, kendi avukatları dışında başkalarıyla düzenli görüşme gibi bir uygulaması OLMADIĞINI,
Avukatların kurye olarak kullanılması gibi bir durumun BULUNMADIĞINI,
Avukatlar yoluyla çeşitli kişilere haber gönderme gibi bir durumun SÖZ KONUSU OLMADIĞINI,
Müvekkilin, savunma hakkı kapsamında KENDİ AVUKATLARIYLA FİKİR ALIŞVERİŞİNDE BULUNDUĞUNU,
Gösteren en önemli kanıttır.
Bu konuşmalar, 8 YILDIR KAYIT ALTINDADIR; müvekkilin bir örgüt yönetmediğine dair DEVLETİN ELİNDEKİ EN GÜÇLÜ KANITLARDIR.
Sayın Bakan Gürlek, istese, müvekkilin cezaevi dönemi boyunca gerçekleşen avukat kısıtlılığı dahilinde yapılmış olan görüşmelerinin kayıtlarına da bakabilirdi. Ancak, bunlara da bakmayı gerekli görmemiştir.
2. Müvekkilin, bizzat sanık konumunda bulunduğu duruşmalara katılma talepleri, yeniden geri çevrilmiştir:
Sayın Bakan Gürlek’in müvekkili hedef alan bu konuşmaları sonrasında, müvekkilin hali hazırda İstanbul’da devam etmekte olan 3 ayrı mahkemedeki 3 ayrı davaya katılımı, mahkeme başkanının kararıyla REDDEDİLMİŞTİR.
Müvekkilin, yaşadığı şehirden en uzak noktalar olan Erzurum ve Van illerine gönderilmesinin ana sebebi, zaten müvekkilin İstanbul’da görülen kendi duruşmalarına katılımını engelleyebilmektir. Ardından da, uzaklık bahane edilerek müvekkil DURUŞMALARA GETİRİLMEMEKTEDİR. Şu anda Sayın Bakan’ın müvekkili hedef alan sözlerinden sonra, 2026 yılı içinde gerçekleşecek olan duruşmalara müvekkilin getirilmesi talepleri ART ARDA REDDEDİLMEKTEDİR.
Bu durum, çok ciddi bir SAVUNMA HAKKI İHLALİDİR. Müvekkil, bizzat kendisinin sanık olduğu davalara bazen segbis ile katılabilmekte, bazen ise teknik yetersizlik nedeniyle HİÇ KATILAMAMAKTADIR. Segbis katılımları sırasında müvekkil, sürekli kesilen görüntü ve ses ile duruşmaları bir ekran üzerinden anlamaya çalışmakta, yargılamayı yapan heyeti ise hiç görmemektedir. Duruşma salonunda kendisi hakkında aleyhe konuşanlar olmakta, iftira atanlar bulunmakta ama müvekkil bu konuşmalara şahit olamadığı için HİÇBİRİNE CEVAP VEREMEMEKTEDİR. Segbis ile katılımlarda, karşı tarafın anlatımlarını duymak mümkün olamamaktadır. Müvekkil bu kişilere soru sormak için bağlandığında, artık çok geç olmaktadır; söz konusu kişiler duruşma salonundan çoktan ayrılmaktadırlar.
Yargılamalar, tamamen müvekkilin yokluğunda gerçekleşmekte, bunun sonucunda verilen ONLARCA YILLIK HUKUKSUZ CEZALAR DA, HİÇBİR SAVUNMA VEREMEMİŞ OLAN MÜVEKKİLİN GIYABINDA, EZBERE VERİLMEKTEDİR.
3. Avukatlar, mesleklerinden ihraç edilme endişesiyle yaşar hale gelmişlerdir:
Sayın Bakan Gürlek’in müvekkile yönelik yaptığı konuşmaların hemen ardından, avukatlar, doğrudan Bakanımızın ağzından “KURYELİK” ile suçlandığı için, avukatlar mesleklerini kaybetme ve suçlanma korkuları içinde yaşar hale gelmişlerdir. Normal şartlarda doğruluk ve dürüstlük ilkelerine bağlı bir şekilde kendilerini adadıkları avukatlık mesleği yüzünden böyle bir yakıştırma ile karşı karşıya kalmak, adaletin temsilcisi olan bu kişiler adına oldukça ZORLAYICI, MORAL BOZUCU BİR DURUMDUR. Müvekkil ile görüşen veya görüşmeyen her avukat, böyle bir itham altında kalmanın ağır yükü altındadır.
Bu durum avukatları, özgürce mesleklerini icra etmekten korkar hale getirmiştir. Bu nedenle avukatlar, sadece müvekkile yönelik değil, genel olarak, medyatik kişilerin vekilliğini yapmaktan, cezaevi görüşlerine gitmekten imtina eder hale gelmişlerdir. Kendilerine yönelik olmadık yakıştırmaların yapılmasını, bu şekilde engelleyeceklerini düşünmektedirler.
Bu, avukatlık mesleğinin özgürce ve adil bir şekilde yapılmasını engellerken, aynı zamanda MÜVEKKİL VE MÜVEKKİL GİBİ PEK ÇOK KİŞİNİN SAVUNMA HAKKINI ENGELLEMEKTEDİR. Bakanımızın araştırmadan sarf ettiği bir söz nedeniyle böylesine geniş bir kesim, itham altında kalmış ve savunma bekleyen insanların savunma hakları ciddi şekilde kısıtlanmıştır.
4. Cezaevinde savunma evrakları ve dilekçelerin müvekkile verilmesi engellenmeye başlamıştır:
Sayın Bakan Gürlek’in müvekkil hakkındaki açıklamalarından hemen sonra, müvekkilin kaldığı cezaevinde de bir huzursuzluk oluşmuş, cezaevi memurları, kendilerine yönelik de bir ithamın söz konusu olduğu çekincesiyle, müvekkile gelen SAVUNMA EVRAKLARINI, DİLEKÇELERİ MÜVEKKİLE VERMEMEYE BAŞLAMIŞLARDIR.SAVUNMA HAKKININ ÇOK CİDDİ BİR İHLALİ olan söz konusu uygulama, normal şartlarda cezaevi yönetmeliklerine son derece aykırı uygulamalar olmasına rağmen, söz konusu memurlar, avukatların maruz kaldığı suçlamanın benzerinin kendilerine yöneleceğini düşünerek, yaşadıkları tedirginlik nedeniyle, yönetmeliğe dahi aykırı hareket edecek bir duruma gelmişlerdir. Hatta bir kısmının müvekkile yönelik tavrı değişmiş, zorluk çıkarır hale gelmişlerdir.
5. Adalet eski Bakanı, cezaevi savcısı, müdürleri ve memurları töhmet altında bırakılmıştır:
Bilindiği üzere cezaevlerindeki tüm görüşmeler belli kanunlar, yönetmelikler ve çok ciddi bir disiplin içinde yürütülmektedir.
Bir ayda 292 avukat görüşmesi gibi aşırı abartılı bir sayı ile, sanki devletimiz bir acz içindeymiş, bir kanun ve disiplin yokmuş, cezaevi müdürleri, infaz koruma memurları, savcılar, Adalet eski Bakanı, İçişleri eski Bakanı ve hatta Cumhurbaşkanımız böyle abartılı bir uygulamaya göz yumuyorlarmış, bundan habersizlermiş gibi bir görüntü oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Nitekim bu sözlerle, yukarıda açıklamalarına yer verdiğimiz dönemin Erzurum Valisi’nin, şimdiki İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi’nin ifadeleri de DİKKATE ALINMAMIŞ, ÖNEMSENMEMİŞ BİR GÖRÜNÜMDEDİR.
Oysa kanunlarımız bu konuda son derece net ve açıktır; hiçbir boşluk olmadığı gibi cezaevi yönetimleri ve savcılıklar her an bir denetim ve gözetim uygulamaktadır.
6. Müvekkil, istese çok fazla avukat ile görüşme yapabilecek olmasına rağmen, bunu yapmamaktadır:
Müvekkil, 4 yıl önce, Erzurum’dan, duruşmaları için geçici bir süreliğine Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna getirildiğinde, kendisinin tanımadığı pek çok avukat, kendisiyle özel olarak görüşmek istemiştir. Bunun nedeni, o tarihlerde davanın oldukça gündem olması, karar duruşmalarının yapılacak olması ve basında çıkan itibar suikastı içeren haberlerin yaygınlaşması ve bunun sonucunda, bu haberlerden şüphe duyan ve doğruyu merak eden avukatların çoğalmış olmasıdır.
Müvekkil Adnan Oktar, çok nezaketli ve ince düşünceli bir kişilikte olduğu için, çoğunluğu genç yaştaki bu avukatları kırmak istememiş, hepsinin ziyaretini kabul etmiştir. Görüşme sürelerine bakılırsa, bu avukatlarla 10-15 dakika kadar görüştüğü zaten görülecektir. Bu avukatlar, hiçbir menfaat beklentileri olmadan, samimi niyetlerle ziyaretlerde bulunmuşlardır.
Gazeteci Fatih Altaylı da, cezaevinde bulunduğu sırada kendisine sürekli olarak, talebi dışında avukat ziyareti olduğunu, hatta bir gece yarısı genç bir avukatın, “gece sizden bahsediyorduk, gelip görüşmek istedim, normalde randevu alıp gelemezdik, burada imkan varken gelip görmek istedim” diyerek ziyarete geldiğini aktarmıştır.
Müvekkil Adnan Oktar da tanınan ve sevilen bir kişi olduğu için, kendisinin haberi olmadan, tanışmaya gelen çok fazla avukat olmuştur; müvekkil hiçbirini kırmamıştır.
Bu durum, SADECE O DÖNEME MAHSUSTUR.
Bir süre sonra müvekkil Adnan Oktar, cezaevi yönetimine kendisi bir dilekçe yazmış; bir avukat ziyarete geldiğinde, önce isminin kendisine iletilmesini talep etmiş; HER AVUKAT GÖRÜŞÜNE ÇIKMAYACAĞINI belirtmiştir. Müvekkil Adnan Oktar, kendi talebiyle bu akışı durdurmuştur.
Müvekkil, sevilen, saygı duyulan, teveccüh edilen bir fikir insanı olması sebebiyle, kendisiyle görüşme talebi çok yoğun olmuştur. Halkın teveccühü de bilinmektedir. Hali hazırda Van Barosu ve çevre barolardan da çok fazla sayıda avukat müvekkille tanışıp görüşmek istemektedir. Dolayısıyla müvekkil istese, hali hazırda çok fazla sayıda avukat ile görüşebilir.BUNU ŞU ANDA İSTEMEYEN, BU AKIŞA İZİN VERMEYEN MÜVEKKİLİN BİZZAT KENDİSİDİR.
Nitekim, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, 30.03.2023 tarihli ek kararında, müvekkile uygulanan kısıtlılık kararını kaldırmış ve avukat sayısı ile ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
“…sanığın hükümözlü olarak bulunduğu ceza infaz kurumunda hayatın olağan akışı ile uymayacak nitelikte vekaletsiz olarak avukat görüşmesi yaptığı görülse de daha evvel dosyaya sunulan raporların içeriği ve görüşmelerin DAHA ÇOK TANIŞMA VE DAVA DOSYALARI İLE ALAKALI OLDUĞUNUN BELİRTİLMESİ KARŞISINDA bu aşamada başka kovuşturma dosyalarının da bulunması gözetilerek (Cumhuriyet Savcısının) talebin reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.”
Görülebildiği gibi bu gerçek, Adnan Oktar davası yargılamasını yapan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da teyit edilmiştir.
7. Mafya ve terör örgütü liderleri varken, müvekkil ile ilgili 4 yıl önceki bir konunun gündem yapılması, dikkat çekici olmuştur:
Cezaevlerinde şu anda oldukça fazla sayıda mafya lideri veya üyesi, ya da terör örgütü liderleri ve yöneticileri varken, bunların eylemleri ortadayken, Sayın Bakanımız tarafından NEDEN BU KİŞİLER YERİNE MÜVEKKİLİN TERCİH EDİLDİĞİ, NEDEN KENDİSİNİN HEDEFE KONDUĞU tam olarak anlaşılamamıştır.
Bu durum aslında, pek çok kişi tarafından da anlaşılamamış durumdadır. Gazeteciler dahi, Sayın Bakanımızın neden tehlike arz eden gerçek örgüt liderlerini değil de, açıkça kumpasa maruz kalmış sağ görüşten bir kişiyi tercih ettiğini anlayamamışlardır. Bununla ne amaçlandığını merak etmektedirler. Ayrıca neden, özel olarak müvekkilin hedef alınması için bir çaba harcandığını, GÜNCEL SAYILARDAN DA DEĞİL TAM 4 SENE ÖNCE GÜNDEME GELMİŞ SAYILARDAN BAHSEDİLDİĞİNİ anlayamamışlardır.
Hatta bu konuda, Yeni Akit Gazetesi’nden Ali İhsan Karahasanoğlu, 27 Şubat 2026 tarihinde “Manşetlerin Dili” isimli programa katılmış ve müvekkille ilgili 4 sene önce gündeme getirilmiş bir iddianın neden şu anda sorgulanmakta olduğunu anlamaya çalışmıştır:
“Bu çerçevede şimdi EKREM İMAMOĞLU İLE İLGİLİ RAKAMLAR DA VERİLECEK OLURSA BEN FARKLI BİR RAKAM ÇIKACAĞINI DA ZANNETMİYORUM ama belki Akın Gürlek tartışma olmasın diyerekten BUGÜNKÜ AKTÜEL BİR SAYIYI VERECEĞİNE, ADNAN OKTAR’LA İLGİLİ 1 YIL, 2 YIL, 3 YIL ÖNCEKİ RAKAMLARI VEREREK biraz belki tartışmalardan uzak durmak istemiş olabilir.”
Yeni Akit yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu
“Adalette Yenilik” İddiasıyla Söylenen Sözler, Adaletli Olmanın Çok Uzağındadır
Göreve gelir gelmez en önemli misyon olarak vatandaşların tümünün adalete kolaylıkla erişimini mümkün kılmayı benimsemiş olan ve bunu her fırsatta dile getiren Bakan Akın Gürlek, sadece kulaktan dolma bazı bilgileri, araştırmaksızın basına yansıtmak suretiyle, aslında ADALETE ULAŞIMI CİDDİ ŞEKİLDE ENGELLEMİŞ durumdadır. Bu ifadeler nedeniyle müvekkil ve müvekkil gibi kumpas dahilinde örgüt suçlamasıyla suçlanan pek çok kişi; ayrıca cezaevi savcıları, müdürleri, avukatlar ve infaz memurları ZAN ALTINDAKALMIŞ bulunmaktadırlar. Yine bu sözler nedeniyle müvekkile yönelik her yönden kısıtlılık uygulamaları söz konusu olmuş, müvekkilin, zaten ciddi şekilde engellenmiş olan savunma hakkı, TAMAMEN YOK EDİLMİŞTİR.
Dahası müvekkil, ciddi bir İFTİRAYA maruz kalmıştır ve bu konu sayısız hatırlatmaya rağmen, HALA DÜZELTİLMEMİŞTİR.
Şunu belirtmeliyiz ki, Mücahit Birinci, Burak Bekiroğlu, Nedim Şener gibi isimler, müvekkil ile mücadeleyi kendilerine misyon edindiklerinden, bu mücadeleyi en ilkel ve en aciz yöntemlerle gerçekleştirmektedirler. Her fırsatta müvekkile iftira atan ve bu iftiraları yine alabildiğine avam bir üslupla dile getiren, dahası birbirlerine yönelik üslupları çok daha ürkütücü olan bu kişiler, küçük menfaatler karşılığında herkes için aynı iftiraları atabilecek tıynette kişilerdir. Bu şahıslardan, çok fazla kişi çekinmekte, hatta bu kişileri kanallarına konuk alan kişiler dahi çekince duymaktadırlar.
Dolayısıyla müvekkil, Mücahit Birinci, Burak Bekiroğlu, Nedim Şener gibi kişilerin yönlendirilmesiyle hareket etmek yerine, kendisiyle ilgili konularda, yetkili birimlerden, savcılardan, cezaevlerinden bilgi alınmasının hem daha doğru hem de hakkaniyetli olacağını hatırlatmaktadır.
Sonuç:
Müvekkile yönelik 292 avukatla görüşme ve bu avukatların kurye olarak kullanılması iddialarını içeren suçlama, Sayın Bakan Akın Gürlek tarafından, göreve ilk başladığı tarihlerde dile getirilmiş ve bu suçlama, neredeyse bütün ana akım medyada yer almıştır. Sonrasında durumun böyle olmadığı, yetkili kişi ve kurumların ifade ve bilgilerine dayanarak iletilmiş olmasına rağmen, Sayın Bakan Akın Gürlek tarafından sarf edilen bu sözler DÜZELTİLMEMİŞTİR. Tümüyle İFTİRA niteliği taşıyan bu sözlerin GERÇEKLERİ YANSITMADIĞI BELİRTİLMEMİŞTİR.
Kendisine yönelik iftira olduğunu düşündüğü beyanlar hakkında hızla cevaplar veren ve bu cevapların basında yer almasını sağlayan Sayın Bakan’dan, başkalarına yönelik iftira olduğu anlaşılan cümleler sarf ettiğinde aynı hassasiyeti göstermesi beklenmektedir.
Sayın Bakanın gerçeği yansıtmayan bu sözleri nedeniyle müvekkilin savunma hakkı neredeyse tamamen ihlal edilmiş ve savcılar, cezaevi müdürleri, avukatlar ve infaz memurları tümüyle töhmet altında bırakılmıştır. Dolayısıyla sarf edilen bu sözlerin yıkıcılığı çok çetin olmuştur.
Yukarıda izah edilen tüm bu hususlar nedeniyle müvekkil, Sayın Bakanımızın bu konuda düzeltici bir açıklamada bulunmasının pek çok açıdan önemli olduğunu düşünmekte ve bu konuda kendisinden adil bir tavır göstermesini beklemektedir.
Ayrıca müvekkil, bir Adalet Bakanının, iftira beyanlar üzerinden rahatça izahlarda bulunmasının, AK Parti’ye ciddi oylar kaybettireceğine de vurgu yapmakta, bunun halkın güvenini sarsacak bir etkiye sahip olacağına inanmaktadır. Adalet, şu anda halkımızın hassas noktası olduğundan ve bu konuda gözler yeni Adalet Bakanımızın üzerinde olduğundan, bu konuda halkımıza güven verecek bir girişimin yapılmasını müvekkil, ülkenin selameti açısından önemli görmektedir.
Sayın Bakanımızın bu hususları dikkate alacağına dair inancımız tamdır. Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.26.03.2026