Adnan Oktar Davası ile Ekrem İmamoğlu Davasında benzer hukuk ihlalleri yaşanmaktadır, ancak Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına tanınan haklar Adnan Oktar ve arkadaşlarına tanınmamıştır.
Her iki davada da;
- İftira atması karşılığında hukuki yarar vaat edilen, serbest bırakılan sanıkların olması,
- Sanıkların henüz gözaltı aşamasında sanki azılı suçlularmış gibi basına teşhir edilmeleri,
- Sanıkların ailelerinden ve avukatlarından yüzlerce km uzaktaki cezaevlerine gönderilmeleri,
- Lehe karar veren hakimlerin hemen görev yerlerinin değiştirilmesi,
- Sanıklara hukuki destek verecek avukatlarının da dosyaya dahil edilerek tutuklanması,
- Bir kısım basında sanıklara yönelik itibar suikastı yapılması, gerçekliği doğrulanmamış iddiaların sanki kesin suç deliliymiş gibi lanse edilmesi,
- Gizli yürütülen dosyadan evrakların çıkarılarak bazı gazetecilere sızdırılması,
- Bu evraklara sanıklar ve avukatları dahi ulaşamazken, bir kısım basın yayın organlarında paylaşılması,
- Sanıklarla hiç bir tanışıklığı olmayan avukatların cezaevlerini dolaşarak etkin pişman sanık (ama aslında iftiracı) devşirmeleri,
- Duruşmanın henüz ilk gününde üst üste usuli hatalar ve ihlaller olması,
gibi benzerlikler yaşanmıştır. Bu başlıkların haricinde, her iki davanın da gidişatında yaşanan benzer hukuk ihlallerinden onlarcasını daha saymak mümkündür.
Bu ihlaller neredeyse bire bir aynı sıralamayla, aynı koşullarda ortaya çıkmaktadır. ANCAK tüm benzerliklere rağmen şu an Ekrem İmamoğlu ve aynı davanın sanıkları, Adnan Oktar Davasında müvekkil ve arkadaşlarının hiç sahip olmadıkları hukuki imkanları sonuna kadar kullanabilmektedir. Elbette bu haklarını kullanmaları olması gerekendir. İnancı, düşüncesi, yaşam tarzı ve işlediği iddia edilen suç ne olursa olsun her insan kanunların vatandaşlara tanımış olduğu haklardan istifade etmelidir. Ne var ki müvekkil ve arkadaşları söz konusu olduğunda cinayet işlemiş, gasp yapmış, uyuşturucu satan, terör eylemi gerçekleştirmiş kişilere tanınan anayasal hakların neredeyse tamamı rafa kaldırılmaktadır. Adnan Oktar Davası’nda çok ağır ihlaller yapılmış ve bunlara göz yumulmuştur.
Bazı örnekler vermemiz gerekirse;
1. İMAMOĞLU DAVASINDA SANIKLAR ETKİN PİŞMAN SANIKLARA VE MÜŞTEKİLERE SORU SORMUŞ, ÇELİŞKİLERİ AÇIĞA ÇIKARMIŞLARDIR. ADNAN OKTAR DAVASINDA SANIKLARA MÜŞTEKİ VE ETKİN PİŞMANLARA SORU SORMA HAKKI TANINMAMIŞTIR.
Ekrem İmamoğlu Davası’nda sanıklar, kendilerine suçlamalar yönelten müştekiler ve etkin pişman sanıklarla yüzleştirilmektedir. Bu kanuni bir haktır ve bu kanuni haklarından faydalanmış olmaları güzel bir gelişmedir.
Görünen o ki bu yüzleşmelerde sorulan sorularla birçok çelişki ortaya çıkarılmış, sanıklar savunmalarını etkili bir şekilde delillendirmişlerdir. Bazı etkin pişman sanıklar da ilk ifadelerinden ve haksız suçlamalardan dönmüş, sanıklarla mahkeme salonunda karşı karşıya geldiklerinde, kendilerine yönetilen sorular sayesinde doğru söylemedikleri açığa çıktıkça, gerçeği anlatmaya başlamışlardır.
Bu durum, pek çok gazeteci ve yorumcu tarafından yorumlanmış, daha önce Emniyette veya Savcının karşısında söylenmiş olan gerçek dışı beyanları bizzat çalışma arkadaşlarının yüzüne bakarak tekrarlamanın zor olacağı ifade edilmiştir. Daha da önemlisi iddia edilen olayı bizzat bilen, konuya hakim olan sanıkların konuyla ilgili soruları doğrudan bu kişilere sorabilmesi gerçeğin açığa çıkması açısından önemli olmuştur.
Örneğin 27.03.2026 tarihinde Halk TV’de yayımlanan Ebru Baki ile Para Siyaset Programında gazeteci İsmail Saymaz, oturumlara katılmak istemediğini çünkü psikolojisinin kaldırmadığını beyan eden bir etkin pişman sanığa yönelik olarak “Öyle şey var mı? Nasıl kapalı dinleyin, yani sen öyle savcı odasında atmak kesmek kolay. Gel bir de itham ettiğin kişinin yüzüne söyle. Gel onun sorularına cevap ver” yorumunu yapmıştır.
İBB Davasında etkin pişman sanıkların, “kapalı duruşmada ifade vermek” taleplerine, “Yok öyle gel itham ettiğin kişinin yüzüne söyle” diye tepki gösteren İsmail Saymaz, Adnan Oktar Davasında etkin pişman sanık ve müştekilerin müvekkil ve arkadaşları mahkemeye getirilmeden dinlenmelerini adeta desteklemiştir. Niçin sanıklar bu kişilere soru soramıyor diye sorgulamak bir yana, etkin pişman yalanlarını doğruymuş gibi günlerce anlatmıştır.
Gazeteci İsmail Saymaz aynı programın 02.04.2026 tarihli yayınında da şu değerlendirmede bulunmuştur:
“Herkes bu psikolojiyle baş edemeyebilir. Anlaşılır kaygılardır. Kişiler maalesef görmedikleri şeye gördüm, duymadıklarına duydum, söylemediklerine söyledim diyebiliyorlar… Bu nedenle alınmış ifadeler mahkeme huzuruna çıkıldığında tek tek çöker. Çökecektir de. Niçin? Çünkü savcının odasında ya da polis merkezinde komisere karşı ya da savcıya karşı ifade vermek başka. O ifadede suçlama yönelttiğin kişiyle göz göze gelip konuşmak başka. Çünkü orada suçladığın kişi sana cevap verecek, sorular soracak.”
NE VAR Kİ ADNAN OKTAR DAVASINDA HİÇBİR ETKİN PİŞMAN SANIK YA DA MÜŞTEKİYE SORU SORMA HAKKI SANIKLARA TANINMAMIŞTIR. İftira atanlara yalanlarını devam ettirebilmeleri için son derece geniş imkanlar sağlanmıştır. Kendisine soru sorulması ihtimali dahi olmayan, yalan söylediğinde deşifre edilmeyeceğini, çelişkili bir beyan verdiğinde bunun açığa çıkmayacağını bilen kişinin yalanlarını sonuna kadar devam ettireceği açıktır. Hatta kimi zaman sahte mağduriyetlerini göz yaşlarıyla süslediğinde iftira atarak elde ettiği hukuki menfaatleri muhafaza edeceği de garantilenecektir. Adnan Oktar davasında da tam böyle olmuştur.
İmamoğlu Davasında ise, Mahkeme Heyeti karşısında sorgusu yapılan İBB çalışanı veya müteahhiti etkin pişman sanıklara bizzat olayların içinde yer alan ve gerçek akışı bilen sanıklar tarafından sorular yöneltilmesi, sanıkların maruz kaldıkları suçlamalara karşın kendilerini savunabilmelerini sağlamıştır.
Basında her gün, başta Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere sanıkların etkin pişman sanıklara yönelttikleri sorular paylaşılmaktadır. Hatta Sayın İmamoğlu sık sık gündem dışı da söz alarak çeşitli olaylar hakkında yorumlar yapmakta, bu yorumları hem SEGBİS kayıtlarına geçirilmekte, hem de duruşmaları takip eden gazeteciler tarafından not alınarak hemen aynı gün TV kanallarında ve sosyal medyada kamuoyuna duyurulmaktadır. Bunlar bir hukuk devletinde, bir yargılamada olması gereken olağan hukuki gelişmelerdir. Müvekkil Adnan Oktar İBB davası sanıklarının kanuni haklarını kullanabiliyor olmalarından memnuniyet duymaktadır.
NE VAR Kİ, tüm bu imkanlar, Adnan Oktar Davası’nda yargılananlara hiçbir şekilde TANINMAMIŞTIR.
Tamamen hukuk dışı bir şekilde, müştekilerin ve etkin pişman sanıkların mahkeme heyeti karşısına çıktıkları duruşmalar boyunca müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları mahkeme salonuna alınmamıştır.Adnan Oktar Davası’nda hiçbir sanık, kendisine hayali suçlamalar yönelten hiçbir müşteki veya etkin pişman sanık ile YÜZLEŞEMEMIŞ, BEYANLARINI DİNLEYEMEMİŞ, bu beyanlara karşı bu insanlara SORU SORAMAMIŞTIR. Hatta bu beyanların SEGBİS dökümleri hazırlanıp da dosyaya eklenmeden, yani bu kişilerin Mahkemede kendi haklarında ne konuştuğunu öğrenemeden savunma yapmak durumunda bırakılmışlardır.
Şunu da yeniden hatırlatmak gerekir ki ADNAN OKTAR DAVASINDA TIPKI İBB DAVASINDA OLDUĞU GİBİ BELLİ BİR İKİ AVUKAT CEZAEVİ CEZAEVİ DOLAŞARAK ETKİN PİŞMAN SANIK DEVŞİRMEK İÇİN ÖZEL ÇALIŞMA yapmışlardır.
Bunlardan en aktifi AV. CELAL ÜLGEN’İN OFİSİNDE ÇALIŞAN AV. FUAT SELVİ’dir.
Av. Celal Ülgen kendi ofisinde çalışan Av. Fuat Selvi’nin aylar boyunca onlarca tutuklu dolaşarak etkin pişman sanık devşirmek için çalışmasını şaşırtıcı bir şekilde hiç yadırgamamıştır. Şimdi kendisiyle aynı ideolojiye sahip olanlara benzer bir uygulama yapıldığında “hukuk” çağrısı yapmaktadır.
Av. Celal Ülgen’in çalışanı Av. Fuat Selvi, ETKİN PİŞMAN SANIKLAR DEVŞİREBİLMEK amacıylacezaevleri arasında mekik dokur gibi dolaşmış; müvekkilin arkadaşlarına “Devlet üzerinizi çizdi, bir daha ne Adnan Oktar ne de siz gün yüzü göremeyeceksiniz, buradan ancak cenazeniz çıkar. Eğer cezaevinden çıkmak istiyorsanız etkin pişman olun, kurtulun” diyerek iftira karşılığında tahliye vaat etmiştir. İftira atmayı kabul edenler şaşırtıcı şekilde hemen tahliye edilirken, istenilen beyanları vermeyenler yeniden cezaevine gönderilmiştir. O zaman bu durumdaki vahameti anlamayan ya da anlamak istemeyen, sırf müvekkil Adnan Oktar’a olan ideolojik karşıtlıkları nedeniyle ses çıkarmayan ve hatta destek olanlar, bugün nasıl bir felakete sebep olduklarını daha yakından görmektedirler.
11 Temmuz 2018 tarihli polis operasyonuyla birlikte gözaltına alınan 170 kişi tutuklanmış, Türkiye’nin farklı illerindeki cezaevlerine dağıtılmış, alabildiğine zor şartlarda hayatlarını devam ettirmeye zorlanmışlardır. Bu uygulamanın ana amacının ise isnatlara dair somut delil olmaması açığını etkin pişman beyanlarıyla kapatmak olduğu kısa sürede açığa çıkmıştır. Av. Fuat Selvi tek tek cezaevlerini dolaşmaya başlamıştır. Av. Fuat Selvi’nin ziyaret ettiği tutuklulardan bazıları şunlardır:
1. Serdar Dayanık – İzmir
2. Altuğ Revnak Eti – Tekirdağ
3. Mustafa Arular – Bandırma
4. Burak Abacı – İzmir
5. Murat Develioğlu – Bandırma
6. Necati Koç – İzmir
7. Saim Erdem Ertüzün – İzmir
8. Görkem Erdoğan – Ankara
9. Mehmet Murat Atmaca – İzmir
10. Ayşegül Hüma Babuna – Silivri
11. Gökalp Barlan – Tekirdağ
12. Aydın Kasap – İzmir
13. Ahmet Oktar Babuna – Tekirdağ
14. Ferhunde Eda Babuna – Kocaeli
15. İbrahim Tuncer – Tekirdağ
16. Hikmet Fatih Müftüoğlu – Burhaniye
17. Ebru Altan – Kocaeli
18. Duygu Polat – İstanbul
19. Mert Sucu – Kırıkkale
20. Ali Şerif Gider- İstanbul
Ayrıca Av. Fuat Selvi tutuksuz ve adli kontrol şartlarıyla yargılanan sanıklara da ulaşmıştır. Tek bir tane bile müvekkil aleyhine somut delil olmayan dosyadaki açık, etkin pişman olmayı kabul edecek olanların iftiralarıyla kapatılmak istenmiştir.
Av. Fuat Selvi’nin iftiracı bulma çabaları neticesinde, sanıklar Burak Abacı, Murat Terkoğlu, Mehmet Murat Develioğlu, Emre Kutlu, Emre Teker, Mustafa Arular, Kemal Ayaz, Ali Şerif Gider ve Emre Kutlu’nun müdafiliğini Av. Fuat Selvi üstlenmiştir.
Müvekkilin arkadaşlarından bazıları Av. Fuat Selvi’nin cezaevi ziyaretlerinden sonra kendisinden şikayetçi olmuşlardır:
Ebru Altan
Ferhunde Eda Babuna
Oktar Babuna
Erdem Ertüzün
Gökalp Barlan
Ayşegül Hüma Babuna
ve Mehmet Murat Atmaca cezaevinden yazdıkları dilekçelerle Av. Fuat Selvi’nin yaptığı tehdit ve dayatmaları şikayet etmişler ancak şikayetlerin, gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan takipsizlik kararları verilerek, bir şekilde üstü kapatılmıştır.
2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR 2018’DEN BU YANA AVUKATLARIYLA ÖZGÜRCE GÖRÜŞEMEMEKTE, SAVUNMA EVRAKLARINA EL KONULMAKTA, HUKUKA AYKIRI AVUKAT GÖRÜŞ KISITLILIĞI UYGULANMAKTADIR
Sayın Ekrem İmamoğlu hiçbir engelleme olmadan, büyük bir rahatlıkla avukatlarıyla görüş yapabilmekte, iddianamedeki isnatlara ve kamuoyundaki algılara karşı hukuki destek alabilmektedir.
Hatta tutukluluk sürecinin ilk zamanlarında, bizzat kendi el yazısıyla yazılmış pek çok not ve mesajı, hiç bir sorunla karşılaşılmadan sosyal medyada kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu olağan ve kanunen meşru olandır. Müvekkil Adnan Oktar, Sayın İmamoğlu ve tüm sanıkların savunma haklarını sınırsız kullanmalarını desteklemektedir.
Müvekkil Adnan Oktar ise 2018 yılında gözaltına alındıktan hemen sonra ağır bir avukat görüş kısıtlamasına tabi tutulmuştur ve aradan geçen 8 yıldan beri neredeyse kesintisiz olarak bu hukuk dışı uygulama devam ettirilmektedir.
Somut hiçbir dayanağı olmamasına, üstelik ülkemizin en önde gelen duayen hukuk profesörleri ve akademisyenleri tarafından kaleme alınmış bilimsel mütalaalar sunulmuş olmasına rağmen, bu hukuksuz uygulama tüm şiddetiyle devam ettirilmektedir.
Avukat görüş kısıtlaması uygulaması sebebiyle müvekkil Adnan Oktar;
- Avukatlarıyla sadece kısıtlı günler ve kısıtlı saatler içinde bir araya gelebilmekte,
- Avukatların yanlarında getirdikleri tüm hukuki evraklara, dilekçelere ve savunma çalışmalarına el konulmakta,
- Bu evraklar uzun bir süreçte hem cezaevi yönetimi hem de infaz hakimliği tarafından tek tek incelendikten sonra müvekkile teslim edilmekte, bu teslim süresi bazen günler bazen haftaları bulabilmekte,
- Müvekkil ile avukatının görüşü sırasında kabinde ceza infaz memuru hazır beklemekte, tüm konuşmayı baştan sona dinleyerek notlar almakta,
- Aynı zamanda tüm görüş 3 ayrı kamera ile görüntü ve ses kaydına alınmaktadır.
BU KOŞULLAR ALTINDA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN SAVUNMA HAKKINI KULLANDIĞINI SÖYLEMEK HİÇBİR ŞEKİLDE MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Şunu da ayrıca belirtmemiz gerekir ki, basında iddia edildiği gibi müvekkilin bir ay içinde yüzlerce avukatla görüş yaptığı iddiası gerçekleri yansıtmamaktadır. Müvekkilin düzenli destek aldığı sadece 3 – 4 avukatı bulunmaktadır ve bu sayı, bu 3 – 4 avukatın 3 aylık süreçte cezaevine her giriş çıkışının toplam sayısıdır. Avukatlar takip ettikleri dosyalarla ilgili telefon görüşmeleri yapmak, adliyede bir konuyu halletmek, ya da yemek gibi insani ihtiyaçlar için gün içinde cezaevi dışına çıkıp sonra yeniden giriş yapmaktadırlar. Aynı avukat günde birkaç kere çıkış yaptığında her defasında ayrı kayıt tutulmaktadır.
Her giriş çıkış sanki farklı bir avukat gelmiş gibi sayılarak basına lanse edildiği için müvekkil ile görüşen avukat sayısı makul ve sınırlı olduğu halde olağan dışı bir durum varmış izlenimi oluşturulmuştur.
Başka bir şaşırtıcı durum ise, yukarıda belirttiğimiz gibi Sayın İmamoğlu’nun kendi el yazısıyla yazdığı notları defalarca cezaevinden çıkarılmış ve sosyal medyada paylaşılmışken, müvekkil Adnan Oktar tek bir satır not yazmadığı,ortada buna dair tek bir sayfa delil olmadığı halde, güya cezaevinden dışarıya notlar gönderdiği, bu yolla olmayan bir suç örgütünü güya yönettiği iddiasıyla yeni bir davada bir kere daha yargılanmakta, hakkında onlarca yıl hapis cezası daha istenmektedir.
Yukarıda detaylarını ortaya koyduğumuz gibi bir görüş kısıtlamasına tabi tutulduğu halde, dış dünya ile yegane teması bu görüşler olduğu halde, yine de güya dışarıya notlar, sözde talimatlar ilettiğinin öne sürülebilmesi dahi, yaşanan hukuksuzluğun boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu isnatla hakkında ceza davası açılmış olması ise, konu hakkında makul bir yorum yapılabilmesini dahi imkansız hale getirmiştir.
3. ADNAN OKTAR DAVASINDA SANIKLARIN MARUZ KALDIKLARI HUKUKSUZLUKLARI ANLATMALARI SUÇ İLAN EDİLMİŞ, BU SEBEPLE YENİ DOSYALAR AÇILMIŞ VE YENİDEN TUTUKLANMIŞLARDIR
Ekrem İmamoğlu Davası’nda sanıklar, haklarındaki iddiaları çürütebilecek, bu iddialardaki çelişkileri ortaya koyabilecek ve en önemlisi bunları kamuoyuna duyurabilecek imkanları bulabilmektedir.
Özellikle Halk TV, Sözcü TV, Tele2, Cumhuriyet TV, Birgün TV gibi kanallarda, duruşmaları takip eden gazetecilerin Youtube yayınlarında, sosyal medya mecralarında VE SADECE GAZETECİLER TARAFINDAN DEĞİL SANIKLARIN YAKINLARI VE HATTA KENDİLERİ TARAFINDAN DA pek çok kullanıcı hesabında, iddianamenin çelişkileri, açmazları her gün afişe edilmektedir.
Siyasetçiler, gazeteciler her gün canlı yayınlara katılarak, köşe yazıları yayınlayarak tespit ettikleri hukuk ihlallerini, iddianamede yer alan çelişkili veya dayanaktan yoksun suç isnatlarını kamuoyuyla paylaşmaktadır.
OYSA Adnan Oktar Davası sırasında bu şekilde yayın yapmaya cesaret edebilen tek bir kanal, tek bir sosyal medya yorumcusu bile ortaya çıkmamıştır. Bilakis, tutuksuz yargılanan sanıkların sosyal medya hesapları dahi hemen erişime engellenmiş, Adnan Davasındaki çelişkileri ve hukuksuzlukları hukuki bir üslupla anlatan sanıklara sırf bu sebeple yeniden soruşturma açılmıştır.
Daha inanılmaz olan ise, bu kişiler sırf maruz bırakıldıkları hukuksuzlukları duyurmaya çalıştıkları için tutuklanarakİstanbul’dan yüzlerce km uzaklıktaki cezaevlerine yollanmıştır.Bazıları 2 yıl olmak üzere sırf bu sebeple cezaevinde tutulmuş, hakkında ceza davası açılmış ve halen yargılamaları devam etmektedir.
Haklarında düzenlenen iddianamede, bir iki sanığın kendilerine aitsosyal medya hesaplarında SADECE Adnan Oktar Davası’ndaki hukuk ihlallerinden bahsetmeleri sanki bir suç delili gibi kullanılmış, hukuki değerlendirme bölümünde haklarında hapis cezaları talep edilirken suç maddesi diye şunlar sayılmıştır:
- Kendilerine kumpas kurulduğunu, isnatların çürütüldüğünü açıklayan yorum yapmak,
- Youtube gibi sosyal mecralarda maruz kaldıkları mağduriyetlerden bahsetmek,
- Yaşadıkları hukuk ihlallerini dile getirmek,
- Yargılandıkları dosyada savunma delili olarak kullanmak amacıyla bilirkişi görüşü almak için avukatlarla, akademisyenlerle, emekli yargı mensuplarıyla görüşme yapmak.
Açıkça görüldüğü üzere bu uygulama sanıkların savunma haklarının ellerinden alınması ve “eğer etkili savunma yaparsanız, maruz kaldığınız hukuksuzlukları anlatırsanız, bu konuda konuşursanız tutuklanırsınız” dayatmasıdır.
Sonuç olarak,
Ülkemiz ne yazık ki bir süredir dünyada “hukuk endeksleri kriterlerinde” sürekli geriye gitmektedir. Buna paralel olarak ülkemizde yargıya duyulan güven de gittikçe azalmakta, vatandaşların adalet sistemine olan güveni gittikçe zayıflamaktadır.
Bu durumdan çıkış için gazeteciler, siyasetçiler, akademisyenler ve genel olarak kamuoyunun yapabileceği en önemli girişim, hukuk ihlallerinin yaşandığı durumlarda, her kime karşı olursa olsun bunları deşifre etmek, eleştirmek ve tekrarlanmasının önüne geçilmesini sağlamaktır. Sırf ideolojik sebeplerle hukuksuzluklara göz yummak, hatta daha da vahimi, bunları alkışlamak, eninde sonunda her kesimden vatandaşın benzer ihlallere maruz kalmasına sebebiyet vermektedir.
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganında yer alan “hep beraber” kavramının içinde farklı düşünce ve inançtan insanların da dahil olup olmadığı net olarak ifade edilmelidir. Sadece dindar oldukları için Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan hukuksuzluklara göz yummak, hatta coşkuyla desteklemek ciddi bir vicdan çöküntüsüdür. Samimiyetten son derece uzak bu tutumun neticesinde “hak, hukuk, adalet” çağrıları çözüm üretmemekte, halkın geniş bir kesimi tarafından da samimi bulunmamaktadır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 23.04.2026