FURKAN HAREKETİNDEN OLDUKLARINI İDDİA EDEN, SAMİMİ OLMAYAN, MÜSLÜMANLARIN ARASINI AÇMAK İSTEYEN BİR X HESABININ MÜVEKKİL ADNAN OKTAR HAKKINDAKİ İDDİALARINA CEVAPLAR
Furkan Hareketinden olduklarını iddia eden, samimi olmayan, Müslümanların arasını açmayı amaçladığı görülen @furkanhareketiT isimli X hesabında 24 Eylül 2026 tarihinde bir duyuru yayınlanmış ve duyuruda müvekkil Adnan Oktar hakkında gerçek dışı ifadelere yer verilmiştir. Öncelikle kötü söz sahibinindir diyerek, duyuruda müvekkil hakkında kullanılan tüm olumsuz ifadeleri kendilerine iade ediyoruz. Duyurudaki ifadeler ve bakış açısı, hiçbir Müslümana yakışmayacak, samimiyetten uzak ifadelerdir.
Müvekkil Adnan Oktar, bu duyurunun Sn. Alpaslan Kuytul’un bilgisi dışında yazıldığını, cezaevinde olmasa böyle bir üsluba ve duyuruya izin vermeyeceğini düşünmektedir. Nitekim Furkan Hareketinden kişiler bu duyurudaki iddiaları kesinlikle kabul etmemektedirler.
Müvekkil Adnan Oktar, Sn. Alpaslan Kuytul ve Saygıdeğer Eşi Hanımefendinin cezaevinde olmalarından ve yaşadıkları zorluklardan dolayı son derece rahatsız olmuştur. Müvekkil Adnan Oktar, Sn. Alpaslan Kuytul ve eşi hanımefendinin yaşadıkları zorlukları avukatlarının X hesabında yazdıklarından öğrenmiştir. Belirtmek isteriz ki, müvekkil 9 yıldır bu zorlukların çok daha fazlasını yaşamıştır ve halen de yaşamaktadır; ancak bu zorlukları iman şevki ve coşkusuyla karşılamış ve bir kez dahi şikayet etmemiş, Kur’an’a uygun güzel bir sabır göstermiştir.
Bir suç varsa devlet elbette bunu tespit edecektir, ancak müvekkil bir suç olduğuna inanmamaktadır ve en kısa zamanda Sn. Kuytul ve Sayın eşinin serbest kalmasını Allah’tan niyaz etmektedir.
Aşağıda müvekkil Adnan Oktar’ın, @furkanhareketiT isimli X hesabında yazılanlar hakkındaki açıklamaları yer almaktadır:
Ahlakın tek ölçüsü Kur’an’a uygun olmasıdır
Bahse konu X paylaşımında, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının güya Müslüman bir camia olmadıkları, onların ahlakını beğenmedikleri yazılmıştır.
Ahlak için tek ölçü Kur’an’dır. Bir davranış Kur’an’a uygunsa, Allah haram kılmamışsa, o zaman ahlaka uygundur. Örneğin bir Budiste göre ahlaklı olan başka bir inançtaki kişi için ahlaksızlık olabilir. Bir Müslüman için ahlakın tek ölçüsü Kur’an’dır.
@furkanhareketiT isimli X hesabında, müvekkil Adnan Oktar’ın hanım arkadaşlarından bazıları dekolte kıyafetler giydikleri, müzik dinledikleri ve dans ettikleri için arkadaş grubu “gayri ahlaki” olarak nitelendirilmiştir. Bir davranışın gayri ahlaki olması için Kur’an’a aykırı olması gerekir. Ancak Kur’an’da dans, müzik, dekolte kıyafet haram kılınmamıştır. Bunlar Kur’an’a uygun olduğu için ahlaka da uygundur.
Gayri ahlaki olan, Allah’ın helal kıldığına haram demektir.
Allah, Kur’an’da bu ahlak dışı davranış hakkında şöyle bildirmektedir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız:
“Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide Suresi, 87)
Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)
Allah’ın helal kıldığı bir şeyi yasaklamak, helal olanı ahlaksızlık olarak nitelendirmek ayette bildirildiği gibi “haddi aşmaktır”, “Allah’a yalan söylemektir”. Allah, haddi aşanları sevmediğini, helalleri haram, haramları helal kılanların kurtuluşa eremeyeceklerini bildirmektedir. Müvekkil, Allah adına yalan uydurarak, helalleri haram gibi gösterenlere, bu kişiler gibi “ahlaksız” ifadesini kullanmamakta, “ahlaken uygun değil” demektedir.
Müslümanlar, bir başka Müslümanın hata yaptığını düşündüklerinde Kur’an ayetleriyle uyarırlar, birbirlerine kötü söz söylemezler
@furkanhareketiT isimli X hesabında yayınlanan yazı Kur’an ahlakına uygun bir üslupta yazılmamıştır. Samimi bir Müslüman üslubu değildir, nitekim Furkan Vakfından kişiler de bu üslubu ve duyuruyu kabul etmemektedirler.
Bu yazıda Kur’an ahlakına uygun olmayan ifadelerden bazıları şöyledir:
1. Bir Müslümana, Kur’an’dan da delil getirmeden “sen Müslüman değilsin” demek Kur’an ahlakına uygun değildir:
Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve size selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: “Sen mü’min değilsin” demeyin… (Nisa Suresi, 94)
2. Allah, Müslümanların birbirlerine kötü söz söylememelerini, alaycı hitaplarda bulunmamalarını bildirmektedir. Kötü söz söylenen Müslümanların diğerlerinden daha hayırlı olabileceklerini de hatırlatmaktadır.
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar…
…birbirinizi ‘olmadık-kötü lakablarla‘ çağırmayın. (Hucurat Suresi, 11)
Söz konusu duyuruyu yazanlar, eğer bir başka Müslümanın hata yaptığını düşünüyorlarsa, Kur’an ile uyarmaları, ayetleri hatırlatmaları, Kur’an’la öğüt vermeleri gerekmektedir. Allah’ın emri bu şekildedir. Allah, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk olmasını emretmektedir.
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
İslam tarihi boyunca Müslümanlar birbirlerine nasihat vermişler, güzel sözle iyiliği hatırlatıp kötülüklerden uzak tutmaya çalışmışlardır. Osmanlı’da da siyaset ve nasihat geleneğinde, yöneticilere dahi yanlışlarını hatırlatmak ve onları adalete çağırmak bir görev olarak görülmekteydi. Kur’an ahlakına uygun olan emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker, yani iyiliği emredip kötülükten men etmektir.
Ancak söz konusu X hesabında Allah’ın emri uygulanmamakta, hakaret içeren, kötüleyen sözler sarf edilmektedir. Bunun yerine ilgili kişilerin müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının hangi davranışlarının Kur’an’ın hangi ayetlerine uymadığını açıklamaları gerekirdi. Ancak bu kişiler de müvekkil Adnan Oktar’ın her uygulamasının Kur’an’a uygun olduğunu çok iyi bildikleri için bu konuya hiç girmemekte, sadece hakaretamiz ifadeler kullanmaktadırlar.
Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olmalıdır
Müslümanların birlik olmaları Allah’ın emridir.
Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)
Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 105)
42/39- Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. (Şura Suresi, 39)
Söz konusu paylaşımı yapanlar ise Müslümanları parça parça ayırmaya çalışmaktadırlar.
Oysa her operasyonu yaptıran Allah’tır ve Allah Müslümanların birlik olmaları için bir hayır üzerine kaderde bu operasyonu yaratmıştır. Bu Müslümanların düşünmeleri, hayır ve hikmetlerini görmeleri için Allah Katından bir işarettir.
Duyuruda kullanılan hasmane, ayrılıkçı üslup, Sn. Alpaslan Kuytul’un yokluğundan faydalanıp, ayrılığa ve fitneye sebep olacak bir tavırdır. Alpaslan Kuytul Hocanın hiçbir zaman böyle bir üslubu olmamıştır. Furkan hareketinden kişiler de söz konusu duyuruyu onaylamamaktadırlar ve bilgileri dışında olduğunu belirtmektedirler.
Bir cemaatin kendi hocalarını en üstün görmeleri, o kişiye hüsn-ü zan beslemeleri doğaldır; ancak cemaatlerin veya grupların kendilerinden başkalarına öfke ve nefretle bakmaları, kötü sözler söylemeleri, iftiralara ortak olmaları Kur’an ahlakına, Allah’ın rızasına uygun değildir.
Türkiye’deki cemaatlerin tamamına yakını benzer itikatta olmalarına rağmen, birbirlerini beğenmedikleri, ahlaken yeterli görmedikleri için birlik olmamaktadırlar. Örneğin İsmailağa cemaati Furkan hareketini beğenmemekte, Furkan hareketi de İsmailağa cemaatini beğenmemektedir. Aynı fikirlere sahip olmalarına rağmen bir araya dahi gelememektedirler. Oysa Allah “dağılıp ayrılmayın” diye emretmektedir.
Furkan hareketinin diğer cemaatlerle ortak özelliği Kütüb-i Sitte gibi hadis kitaplarını esas almaktır. Buna göre ortak olarak inandıkları bazı konular şöyledir (hiçbiri Kur’an’a uygun değildir; bazı uydurma hadislerden üretilmiş gerçek dışı iddialardır);
- Kadının sırtından sopanın eksik tutulmamalıdır
- Kadın dışarı çıkamaz, çalışamaz, okula gidemez
- Kadın kaşlarını alamaz
- Erkekler için sakal tıraşı haramdır
- Müzik haramdır
- Resim, heykel haramdır
- Satranç oynamak haramdır
- Namaz kılmayanın cezası ölümdür
- Oruç tutmayanın cezası ölümdür
- Zina yapanın cezası ölümdür
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada Kütüb-i Sitte gibi hadis kitapları temel kabul edilerek İslam dini özünden çok uzak bir din yaşanmaktadır. Benzer itikatleri olmasına rağmen hiçbir dini grup bir diğerini beğenmemektedir. Geleneksel cemaatlerde kadınların tamamı başlarını kapatmaktadır; ancak her bir grup başını farklı bağlamakta ve birbirlerinin baş örtüsü tarzını da eleştirip beğenmemektedirler. Oysa Kur’an’da başörtüsünü bağlama şekli tarif edilmemiştir; hatta Kur’an’da başörtüsü yoktur. Buna rağmen dini cemaatleri birbirlerini başörtüsü stili üzerinden de eleştirmekte, hatta ahlak dışı görmektedir.
Başörtüsü stilinden dahi birbirini ahlak dışı ilan eden kişilerin, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları gibi sadece Kur’an’ı rehber edinenler için neler düşüneceği ortadadır. Ancak bu çok yanlış, Kur’an’a uygun olmayan bir yaklaşımdır.
@furkanhareketiT isimli hesapta yazanlar, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları üzerinden Türkiye’de modern, dans eden, dekolte giyen, müzik dinleyen, neşeli, modern herkesi karşılarına almaktadır.
Müslümanların iffetine bir iftira atıldığında, Kur’an’a göre 4 şahit getirilmelidir. Şahit olmadan iftira atanlar ve iftirayı tekrarlayanları Allah lanetlemiştir, sözlerine bir daha güvenilmeyeceğini bildirmiştir:
Ayetlerin açık hükmüne göre, iffetli kadınlara iftirada bulunanların, iddia ettikleri olaya tanık olan en az 4 şahit getirmeleri gerekmektedir. Kur’an’da, 4 şahit getiremedikleri halde iftirada bulunanların cezalandırılmaları gerektiği bildirilmekte ve hem dünyada hem de ahirette lanetlenmektedirler. Elbette günümüzde cezalandırılma, Türk Ceza Kanunu’na göre yapılmaktadır ve olması gereken de budur. Ancak iffetli kadınlara iftiranın hem Kur’an’ın hükmüne göre haram hem kanunlarımıza göre yasak olduğunu hatırlatmak açısından önemlidir.
Kur’an’daki ilgili bazı ayetler şöyledir:
Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahit getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (Nisa Suresi, 4)
Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun… (Nisa Suresi, 15)
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzâb Suresi, 58)
Bazı Müslümanların görmezden geldikleri gerçek: Türkiye’de sağın güçlenmesinin sosyolojik temellerini oluşturan kişi müvekkil Adnan Oktar’dır
Müvekkil Adnan Oktar aleyhinde gerçek dışı itham ve iftiralarını yaygınlaştıran bazı Müslümanlara hatırlatmak isteriz ki,
- Darwinist ve materyalist felsefenin ve komünist ideolojinin hem Türkiye hem de dünya çapında yerle bir olmasına,
- Bu sayede Türkiye’de sağ ideolojinin gelişip güçlenmesine ve yerleşmesine,
- 90’lı yıllarda ülke genelinde büyük bir tehdit unsuru olarak algılanan irtica ve gericilik paranoyasının ortadan kaldırılmasına; aydın, modern, kültürlü bir dindar modeli oluşturularak laik kesimle toplumsal bir uzlaşma sağlanmasına,
- Böylelikle önce merhum Necmettin Erbakan hocanın ve partisinin iktidar olmasına, ardından ise AK Parti’nin iktidara gelmesine ve uzun yıllardır arkasındaki büyük halk desteğini korumasına
VESİLE OLAN, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR.
Dolayısıyla, müvekkil aleyhinde konuşmayı alışkanlık edinmiş sağ görüşlü bazı kişilerin ve Müslüman cemaatlerin kendilerine sormaları gereken bir soru, Türkiye’de Müslümanların rahatça ibadetlerini yapabilecekleri, göğüslerini gere gere Darwinizm’in geçersiz olduğunu ve tüm canlıların Allah tarafından yaratıldığını anlatıp savunabilecekleri bir cesaret ve özgüven ortamının oluşmasında herhangi bir katkılarının olup olmadığıdır.
Cevabın ‘HAYIR’ olacağı açıktır.
Çünkü bugün müvekkil aleyhinde haksız ve yakışıksız benzetmeler yapan ve dedikodu mahiyetindeki delilsiz dayanaksız iftiraları sanki ispatlı birer gerçekmiş gibi anlatan bazı kimseler, ülkemizde güçlü bir sağ kurulduktan sonra hazır, önü açılmış bir sistemin içine dahil olmuşlardır. Ancak, meyvesinden faydalandıkları o sistemin kurulmasında hiçbir katkıları yoktur.
Bu gerçeği unutan ya da unutmuş gibi davranan herkesin tekrar görebilmesi amacıyla, -aslında çok iyi ve yakinen bildikleri- tarihi bazı gerçekleri kendilerine tekrar hatırlatmakta fayda bulunmaktadır:
Adnan Oktar’ın Darwinist, Materyalist ve Komünist Felsefeleri Fikren Yerle Bir Etmesiyle Müslümanların Özgürlük Alanları Genişlemiştir
Müvekkil Adnan Oktar, eserleriyle, konferanslarıyla, ilmi ve fikri faaliyetleriyle tüm Türkiye ve dünya çapında Darwinizm’in ve materyalizmin yıkılmasına, evrim teorisinin bilimsel olarak yerle bir edilmesine ve bunun neticesinde İNSANLARIN KALPLERİNDE ŞÜPHEDEN ARINDIRILMIŞ TAHKİKİ İMANIN YERLEŞMESİNE vesile olmuştur.
Müvekkilin yaklaşık 40 yıl önce başlattığı, Kur’an mucizelerinin, iman hakikatlerinin anlatıldığı, Darwinizm ve materyalizmin geçersizliğinin bilimsel olarak ispatlandığı yıllar süren yoğun, kapsamlı, yaygın, sistemli, akılcı ve etkili tebliğ faaliyetleri sonucunda, önceden halkın %70’inin Darwinizm’e inandığı ve dine mesafeli durduğu ülkemizde, dindar bir toplum ve dindar bir nesil geliştiği bugün herkesçe bilinen açık bir gerçektir.
Müvekkil Adnan Oktar, Darwinizm konulu eserleri ile uluslararası Darwinist lobinin tüm baskı, tehdit ve dayatmalarına rağmen 150 yıllık bu yalanı bilimsel yollarla deşifre etmiş, evrim iddiasını yıkan bilimsel delilleri en net, somut, akılcı ve reddedilemez bir açıklıkla gözler önüne sermiştir. Müvekkilin evrim sahtekarlığını bilimsel ve felsefi olarak yerle bir eden kitapları gerek ülkemizde ve gerekse dünya genelinde çok sayıda insanın Allah’ın varlığını ve yaratılış gerçeğini görüp kavramasına ve bu inancın gereği olan güzel ahlakı yaşamalarına önemli bir vesile olmuştur.
Hatta öyle ki Müslümanlar, uzun yıllar boyunca ateistlerden, evrimcilerden kaçarken, onlarla yaptıkları tartışmalarda yenilirken, müvekkilin eserleri sayesinde evrimcilerin karşısına BÜYÜK BİR ÖZGÜVENLE ÇIKIP YARATILIŞ GERÇEĞİNİ BİLİMSEL OLARAK SAVUNABİLME İMKANINA KAVUŞMUŞLARDIR. Müvekkilden öğrendikleri gerçeklerle Darwinistleri fikren yenmeye başlamışlardır. Geniş bir kesim yıllardır Darwinistler karşısında aldıkları yenilgilerin doğurduğu eziklik kompleksinden kurtularak şüphe ve vesvese tohumlarından arınıp kendilerinden emin bir biçimde, halis “TAHKİKİ İMANA” kavuşmuşlardır.
İngiltere, ABD, Fransa, İskoçya, İrlanda, İsviçre, İtalya, Endonezya, Hindistan, İran gibi ülkeler başta olmak üzere, birçok ülkede üniversitelerin Müslüman öğrenci kulüpleri, müvekkilin eserlerini kullanarak veya müvekkilin arkadaşlarını konferans vermeye davet ederek, dünyanın önde gelen üniversitelerinde Darwinist ve materyalist felsefeyi bilimsel olarak yerle bir eden çalışmalar yürütmüşlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın çalışmaları olmasaydı, başta Sn. Alpaslan Kuytul olmak üzere İslami cemaatler Darwinizmle bilimsel ve fikri bir mücadele yürütebilecek durumda değillerdi. Birçok hocanın Darwinizm ve evrim teorisiyle ilgili sözleri ve bu önemli tehlikenin farkında dahi olmadıklarını gösteren açıklamaları durumun vahametini ortaya koymaktadır:

Faruk Beşer: Bir dergide görmüştüm, çocuk soruyor. Anne insanlar nereden geldi? Maymundan. Peki anneciğim bu maymunlar neden hala insan olmadılar, öbür maymunlar. Cevap verebilir misiniz? Veremezsiniz.

Alparslan Kuytul: Darwin teorisi de ne? Darwin teorisi zaten bitmiş. Kim bugün insan maymundan gelmiştir diyor ki zaten. Darwin teorisini savunan kalmamış ki zaten. Çürütmeye gerek kalmamış ki zaten.
Hali hazırda, dünyanın tüm okullarında, Darwinizm, tek bilimsel gerçekmiş gibi dayatma yoluyla okutuluyor. “Evrim yoktur” diyen öğrenciler sınıflarını geçemiyorlar. Darwinizm’i eleştiren akademisyenler üniversiteden atılıyor. Bu somut gerçeğin dahi farkında olmayanların Darwinizm’e karşı bilimsel mücadele yapması imkansızdır.

Sunucu: Ne düşünüyorsunuz evrimle ilgili.
Cübbeli Ahmet Hoca (Ahmet Mahmut Ünlü): EVRİM NE DEMEK? MAYMUNDAN DÖNME ŞEYİ Mİ?
HENÜZ KARŞISINDAKİ TEHLİKENİN NE OLDUĞUNUN BİLE FARKINDA OLMAYAN BİR ZİHNİYETİN İNSANLIĞIN KURTULUŞUNA VESİLE OLACAK İLMİ ÇALIŞMA YAPMASI MÜMKÜN OLMAZ. Milyonlarca Müslümanın gördüğü zulmün temelinde Darwinist materyalist ideolojiler vardır. Darwinizm’in nasıl bir tehlike olduğunu anlamadan insanları bu acılardan kurtarmak mümkün değildir.

Osman Ünlü: Soru: İnsan da tesadüfen var olmuştur iddiasında bulunanlara ne demeli nasıl cevap vermeli? İslam alimleri bir ifade kullanıyorlar ahmağa verilecek cevap sükuttur diye, adam ahmaksa cevap vermeye değmez ve onunla uğraşmaya da gerek yok ne kadar söylersen söyle fayda vermiyor hal böyle olunca bunlarla konuşmaya da gerek yok.
Müvekkil Adnan Oktar’ın Görüşleri ve Uygulamaları Türkiye’de Müslümanları ve Sağı Güçlendirmiş ve Sağ Partilere İktidar Yolunu Açmıştır
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada kaliteli, modern, elit, dışa dönük, bakımlı, özgür Müslüman modelini ortaya koyan yegane kişi müvekkil Adnan Oktar’dır. Türkiye’de özellikle sağ kesimin adeta ikinci sınıf vatandaş olarak görüldüğü, kendilerine söz hakkı verilmediği, en temel haklarından mahrum bırakıldığı bir dönemde, müvekkil Adnan Oktar’ın temsil ettiği ve TEK DOĞRU olan ‘KUR’AN’DAKİ İSLAM’ MODELİ gündeme gelmiş ve Türkiye’de, başta siyasi iklim olmak üzere, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın tüm alanları Müslümanlar lehine dönüşüme uğramıştır.
Geçmişte ezilmeyi ve sürekli yenilen tarafta olmayı kabullenmiş olan bir kısım Müslümanların, bugün güçlü bir özgüven ve cesaret içinde bulunmalarının yegane sebebi, müvekkil Adnan Oktar’ın GÜÇLÜ BİR KARARLILIK İLE ORTAYA KOYDUĞU MODERN İSLAM MODELİDİR.
Bir kısım sağ görüşlü basın mensuplarının bugün en çok izlenen ulusal kanallara çıkıp konuşabiliyor, rahat rahat köşe yazıları kaleme alıyor ve görüşlerini anlatıp paylaşabiliyor olmalarının ZEMİNİNİ HAZIRLAYAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’dır.
1993 yılında Refah Partisi’nin yükselişinde müvekkil Adnan Oktar’ın görüşlerinin ve tavsiyelerinin etkisi büyüktür
Müvekkil Adnan Oktar, görüşleriyle daima siyaset ortamına yön vermiş, fikri yönlendirmeleriyle siyasi arenada ciddi farklar yaratmış olan bir şahsiyettir.
Geçmişte, dindar sağ siyasete karşı, yaşam tarzlarına müdahale edileceği endişesiyle mesafeli yaklaşan kitlelerin bu endişelerinin yersiz olduğunu anlamalarında müvekkil Adnan Oktar’ın, İslam’ın o güne kadar anlatılmayan aydın, modernizm ötesi, en ileri kalite ve uygarlık düzeyini hedefleyen vasıflarını ortaya koyan eserleri ile toplumsal uzlaşıyı hedefleyen yapıcı girişimleri belirleyici olmuştur.
Geleneksel anlayışta olmadığı için müvekkil Adnan Oktar’a karşı çıkanlar, Hz. Mehdi çıktığında ne yapacaklar ?
Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Mehdi zamanında yaşayacak bazı sözde din alimlerinin Mehdi’nin karşısında yer alarak, ona karşı sözde İslam adına mücadele edeceklerine dikkat çekmiştir. En önemlisi ise kendilerince Mehdi’yi etkisiz hale getirebilmek için bu mübarek zatı “dinsizlikle, imansızlıkla, dini dejenere etmekle, dini ve ailevi değerleri bozmakla” suçlayacaklarını bundan tam 1400 yıl önce haber vermiştir:
Ben-i Haşim bir genç (Mehdi) çıkacak. İnsanları dine çağıracak. Araplara da tebliğ yapacak. Onun (Mehdi’nin) karşıtları çoğunlukla alimler olacak. Yazılmış rivayetler ve aktarılmış sözlere rağmen, onlar ancak kendi bencil arzularını anlatacaklar. Eğer gerçeğin özü (Mehdi’nin anlattıkları) onların heveslerine ve arzularına aykırı düşerse, o zaman söyleyeni (Mehdi’yi) imansızlıkla suçlarlar ve derler ki: “Bunlar önceki imamlarımızın anlattıklarına muhaliftir, değişmez kanunumuzda bu yoktur.” (Beheyullah: Kitab-ı İkan, s. 241-243)
Hz. Mehdi, bir yandan dinsizliğin savunucularına karşı ilmi bir mücadele yürütürken, bir yandan da Kur’an dışı uydurma hükümleri, hurafeleri İslam adına savunan, dini olduğundan farklı göstererek insanların dinden uzaklaşmasına, Müslümanların küçük görülüp ezilmesine sebep olan bağnaz zihniyetteki insanlara karşı fikri bir mücadele içinde olacaktır. Bu geleneksel anlayışa sahip din alimlerinin Mehdi’ye karşı çıkmalarının en önemli sebeplerinden biri ise, Mehdi’nin anlattığı Kur’an ahlakının hakim olmasıyla bunların halk arasında bir imtiyazlarının kalmayacak olmasıdır. Bu nedenle de Mehdi’ye karşı öfkeleri o kadar şiddetli olacaktır ki, tutuklanması için işbirliği yapacaklar, ilmi tüm çalışmalarını durdurup yok etmek isteyecekler, hatta onun şehit edilmesine dahi fetva vereceklerdir. Ancak, Mehdi’nin ilmi, imanı, dirayeti çok güçlü olduğu ve Allah’ın korumasında özel bir zat olduğu için bu çirkin emellerini asla başaramayacaklardır.
Muhyiddin Arabi Hazretleri bu konuyu şöyle açıklamıştır:
Onun (Mehdi’nin) düşmanları içtihad alimlerinin taklid edenleri olacak… şayet elinde (ilim) kılıncı olmasaydı fakihler onun (Mehdi’nin) ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Cenâb-ı Hak, onu (Mehdi’yi) keremiyle ve kılınç (ilmiyle) ile tahir edecek (temizleyecek), onlar ona (Mehdi’ye) itaat edeceklerdir. Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Mehdi’nin gelişiyle alimlerin hükümlerindeki ihtilâflar da giderilecek. Ondan (Mehdi’den) hem korkacaklar hem de bir şeyler umacaklar. Kalben ondan (Mehdi’den) nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)
Peygamberimiz (sav), ahir zamanda Kur’an’ı çok iyi bilen, saçları tıraş edilmiş, başları sarıklı bazı kişilerin Mehdi’ye karşı olarak ortaya çıkacağını da haber vermiştir. Bu kişiler yaptıkları izahlar ve açıklamalarıyla dini savunuyor görünseler de, hayatları ve Kuran ahlakından uzak din anlayışları ile İslam’ın sevgi, iyilik, kalite, güzellik, barış ve dostluk dolu ahlakından uzak olacaklardır. Bu anlayışlarıyla Kuran’a ve samimi Müslümanlara karşı mücadele eden bir tavır içerisinde olacaklardır.
Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak; dilleri ile Kuran okuyacaklar (fakat) boğazlarından aşağı geçmeyecek. Onlar dinden yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar. (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294)
Bu kişiler Hz. Mehdi (as)’a karşı deccaliyetin safında yer alacaklar ve ona karşı mücadele edeceklerdir:
Resulullah (sav): “Ümmetimden başları sarıklı 70 bin kişi deccala tabii olacaktır.” (Ebu Bekir Abdürrazzak b. Hemmam, Abdürrazzak es San’ani, El Musaannef, XI, 393)
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Taylesanlı (sarıklı) yetmiş bin kişi deccalin ardından gider.” (Sahih-i Müslim, cilt:8, Sf: 500)
Büyük İslam mütefekkiri İmam Rabbani Hazretleri de Mehdi döneminde dinin özüne döneceğini yani Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi, saf halinde yaşanacağını ve bundan dolayı da Mehdi’ye en çok muhalefet eden kimselerin ‘bazı cahil sözde din adamları’ olacağını şöyle anlatmıştır:
Geleceği vaad edilen Mehdi dinin tervicini (değerini artırmayı), sünnetin ihyasını (yeniden canlandırmasını) murad ettiği (istediği) zaman; bid’at ehl-i ile ameli adet edinen, hasene zannı ile dini karıştıran (dinin aslında, özünde olmayan şeyleri, dinin emri olduğunu zanneden bazı insanlar) hayretle şöyle diyecektir: “Bu kimse (Mehdi) dinimizi kaldırmak ve şeriatımızı izale (mahvetmek) istiyor.” (Mektubat-i Rabbani, 1/535)
Cübbeli Ahmet Hoca da bu hadislere ve büyük alimlerin izahlarına dayanarak Mehdi karşıtlığının öncülüğünü yapacak, İstanbul’dan çıkacak bir sözde alimin nasıl Mehdiyete karşı var gücüyle mücadele edeceğini şöyle anlatmaktadır:
Mehdi (as) Medine’de (İstanbul’da – Medine büyük şehir demektir, ahir zaman hadislerinde Peygamberimiz (sav) Medine ifadesiyle İstanbul’u kast etmektedir. Kendisine hangi Medine denildiğinde “Konstantiniyye”, yani İstanbul cevabını vermiştir-) ortaya çıktığı zaman, dünyaya hâkim olduğu zaman, Medine’de (İstanbul’da) bulunan bir alim, o adam, en büyük alim, Medine’nin imamı (İstanbul’un ünlü bir sözde alimi) diyecektir ki Mehdi (as) aleyhinde “Bu şahıs (Mehdi) bizim dinimizi ortadan kaldırmak istiyor ve islam’ı ortadan kaldırmak istiyor”, onun için Mehdi (as)’a harp açacak.
Demek ki Mehdi (as) o kadar sünneti yaşayacak ve yaşatacaktır ama Mehdi (as)’ın geldiği dönemde Medine’de (İstanbul’da) bulunan en büyük alim bile Hz. Mehdi (as)’ın İslam’ı kaldırmak için çıktığını ve sünneti ortadan kaldıracağını sanmıştır. Niye öyle sanmıştır? Çünkü o zamana kadar bunlar (İstanbul’daki sözde alim ve onun gibiler) tamamen bid’atları sünnet yerine koyacak, uydurmaları sünnet yerine koyacak ve Resulullah (sav)’in hakiki sünnetlerini terk edeceklerdir. Tabii ki Mehdi (as) geldiğinde onlar buna tahammül edemeyecek ve en büyük alimleri o zaman Medine’de (İstanbul’da) “Ya bu ne biçim adam? Kimdir, buna uymayın. Bu (Mehdi) dini, İslam’ı ortadan kaldıracak” diye hezeyanlar savuracaktır.
Demek ki kardeşler sünnet-i seniyye tamamen öldürüleceği bir dönemde, bid’atlar sünnetin yerini aldığı bir devrede Mehdi (as) zuhur edecek, tamamen İslam’ı parlatacak, sünnet-i seniyyeyi canlandıracak ve Asr ı Saadet’teki islam aynı tazeliği ile revaç bulacaktır. Bizlere de Allah-u Teala lütfederse nasip olacak inşaAllah.”
Efendi kardeşlerim (Mehdi’yi) bekleyip de, geldiğinde inanmamak da var ha.. Onun için şimdi Mehdi (as) bekliyoruz diyenlerden, Mehdi (as) geldiğinde ‘Hadi git işine bu değil’ diyen de çıkabilir ha…
Olacak bu, bu olacak. Aynı Resulullah bekleyenler gibi bu da başımıza gelecek. Bak “Mehdi (as)’ı bekliyoruz, bekliyoruz” diyenler, bir de Mehdi (as) çıkacak, bakacak herifin işine gelmeyecek. Maddesine dokunacak, menfaatine dokunacak. İşte o zaman çokları, ‘Bu sapıktır dinimizi kaldırmak istiyor” Medine’nin (İstanbul’un) aliminin dediği gibi diyecekler. Ama hepsi helak olup gidecekler. Allah bize beklediğimiz Mehdi’yi gönderdiğinde, inanmayı nasip eylesin. Âmin.”
(Cübbeli Ahmet Hocaefendi ile Kıyamet Alametleri 37. Ders, Hazreti Mehdî 2. Bölüm, 23 Mayıs 2006, https://www.youtube.com/watch?v=5F5iqlbN5xA&t=137s)
Medine kelimesi Arapça’da büyük şehir anlamına gelir. Resulullah (sav), Hz. Mehdi’nin faaliyet göstereceği medinenin yani büyük şehrin ise İstanbul olduğunu şöyle bildirmiştir:
Ey Ümmet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz… Altıncısı da medinenin fethi.
Denildi ki: HANGİ MEDİNE?
Buyurdu ki: KONSTANTİNİYYE. (İSTANBUL)
(Bu, İstanbul’un Hz. Mehdi tarafından yapılacak manevi fethidir.) (Kıyamet “Alametleri, s. 204 Ramuz EI Ehadis 1/296)
Görüldüğü gibi Cübbeli Ahmet Hoca hadislere dayanarak; medine yani İstanbul’dan çıkacak, samimiyetsizliği ile tanınacak ünlü bir sözde alimin Mehdi’ye karşı tavır alacağını, düşmanlık besleyeceğini anlatmaktadır. İstanbul’un bu ünlü aliminin samimi Kur’an talebesi Müslümanlara karşı bir fitne hareketi içinde yer alacağı, büyük bir haset ve kıskançlık içinde, kendi deyimiyle “maddesine dokunduğu, menfaatine dokunduğu” için Hz. Mehdi’ye karşı mücadele edeceğini açıklamıştır. Hz. Mehdi’ye sırf kendi menfaatine aykırı gördüğü için “bu sapkındır” diye iftira atan bu sözde alim ve benzer ahlakta olanlara karşı tüm Müslümanların dikkatli olması gerektiği açıktır.
Sonuç:
@furkanhareketiT isimli X hesabında, sanki Alpaslan Kuytul Hocanın düşünceleriymiş gibi müvekkil Adnan Oktar aleyhinde asılsız iddialara yer vererek bir duyuru hazırlayanlar;
- Müslümanların arasını açmaya çalışarak, öncelikle kendi camialarına zarar vermekte, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliği bozmaya yönelik bir üslup kullanmaktadırlar
- Müslümanların birlik olma zamanıdır
- Müslümanların bir diğerine atılan iftirayı araştırmadan, Kur’an’da bildirildiği gibi şahit getirilmeden yaymaları büyük bir günahtır
- Müvekkil Adnan Oktar, 40 yılı aşkın süredir yaptığı faaliyetlerle Türkiye’de ve dünyada Müslümanların önünü açmış, rahat tebliğ yapabilecekleri, ibadetlerini rahatlıkla yerine getirebilecekleri bir ortam olması için büyük bir gayret göstermiştir
- Geleneksel İslam anlayışını değil sadece Kur’an’da bildirilen dini yaşadığı için müvekkil Adnan Oktar’a karşı çıkanlar, geleneksel anlayıştan olmayacak Hz. Mehdi geldiğinde ona da mı karşı çıkıp yüzlerini döneceklerdir ?
Tekrar belirtmek isteriz ki, müvekkil Adnan Oktar söz konusu duyurunun samimi olmayan, Müslümanların arasını açmak isteyen kişiler tarafından kaleme alındığını, Sn. Alpaslan Kuytul’un bilgisi ve onayını olmadığını düşünmektedir; nitekim Furkan Hareketinden Müslümanlar bu duyuruyu kabul etmemektedirler; dileyen kendilerine de sorup bilgi alabilir.
Müvekkil, Sn. Alpaslan Kuytul ve muhterem eşi hanımefendinin tutuklu olmalarından ve yaşadıkları zorluklardan dolayı çok büyük bir rahatsızlık duymaktadır. En kısa zamanda bu güç durumdan kurtulmalarını Allah’tan niyaz etmektedir.
Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 01.10.2026