SN. ERDEM ATAY, İŞKENCEYİ BELGELEYEN BİLİM İNSANLARINI HAKSIZ YERE İTHAM EDERKEN,
HAKKINDAKİ İŞKENCE İDDİALARI NEDENİYLE MESLEKTEN İHRAÇ EDİLEN ADİL SERDAR SAÇAN’I SAVUNMAKTADIR
Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, 1999 yılında müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına işkence yapmıştır. Söz konusu şahsın, toplumun farklı kesiminden onlarca insana işkence yaptığı çeşitli delillerle ispatlanmıştır. Bu şahsın, Sayın Cumhurbaşkanımızın dava arkadaşlarına da, Cumhurbaşkanımızın aleyhinde konuşturmak için işkence yaptığı bilinmektedir.
Erdem Atay, 14.09.2026 tarihli Youtube yayınında, müvekkil Adnan Oktar’ın da ismini kullanarak, Sayın Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’yı hedef almıştır.

Erdem Atay söz konusu yayınında, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşları hakkında güya sahte işkence raporu verdiğini, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 1999 yılındaki yargılamada Prof. Dr. Fincancı’nın raporuyla “kurtardıklarını”, yani beraat ettiklerini, Adil Serdar Saçan’ın çok değerli bir kişilik olduğunu ve işkence yapmadığını iddia etmiştir. Oysa, Adil Serdar Saçan, hakkındaki işkence iddiaları nedeniyle açılan davalar sonucunda meslekten ihraç edilmiştir ve İç İşleri Bakanlığı Adil Serdar Saçan’ın yaptığı işkenceler nedeniyle pek çok kez tazminat ödemek zorunda kalmıştır.
Dönemin İstanbul Organize Şube müdürü olan Adil Serdar Saçan ve emrindeki polislerin işkence yaptığı sabit görülerek İç İşleri Bakanlığı hakkında pek çok kez tazminata hükmedilmiş olup basına yansıyan haberlerden biri aşağıdadır.

https://www.cnnturk.com/turkiye/iskence-davasinda-rekor-tazminat-145892
Sn. Erdem Atay’ın iddialarının tamamı gerçek dışıdır, hiçbir delile dayanmamaktadır; Sn. Atay hiçbir bilgisi olmadığı bir konuda, delil de getirmeden iftira niteliğinde iddiaları sıralamıştır.
Erdem Atay gibi iddialarını delillendirmeden sadece soyut, afaki yorumlarla konuşan kişilere halkımız genel olarak inanmamaktadır. Günümüzde hemen hemen herkes, çok basit bir internet araştırmasıyla bu tip iddiaların doğruluğunu araştırmakta ve konunun aslını öğrenmektedir. Bu delilsiz ve mesnetsiz iddialara inananlar da neredeyse hiç bir konuda bilgi sahibi olmayan, araştırma yapmadığı için her anlatılana inanan, sanki bilgi sahibiymiş gibi her konuda boş konuşan, herkese fikir veren ama kimse tarafından da dikkate alınmayan kişilikte küçük bir kesimdir.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarındandır, çok yetkin bir adli tıp uzmanı, çok saygın bir hekim ve insan hakları savunucusudur.

Sn. Prof. Dr. Fincancı’nın en değerli özelliklerinden biri ise, aynı fikirde olmadığı, hatta zıt düşüncelere sahip olduğu kişilerin de haklarını savunması, bilimsel verilere göre objektif kararlar vererek, doğrudan ayrılmamasıdır.
Müvekkil Adnan Oktar ve Prof. Fincancı’nın dünya görüşleri birbirinin neredeyse zıddıdır; birçok konuda çok farklı görüşlere sahiptirler. Ancak bu durum, Sn. Prof. Dr. Fincancı’nın ideolojik bir ön yargı ile davranmasına sebep olmamış, bilimsel ve adil davranmıştır. Günümüzde ideolojik ön yargıyla davranmayan, hakkaniyetli ve adaletli kişi sayısı çok azdır. Bu da Sn. Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir başka değeridir.
Sn. Erdem Atay’ın bilgisizce ve hiçbir delil göstermeden savurduğu iddiaların doğrusu şöyledir:
1. Adil Serdar Saçan’ın İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olduğu dönemde, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına emniyette işkence yapıldığına dair mahkeme kararları bulunmaktadır; işkence yapması sebebiyle meslekten ihraç edilmiş bir kişidir; sadece müvekkil ve arkadaşlarına değil çok sayıda kişiye işkence yaptığı bilinmektedir. Bu kişilerin bir kısmı AK Partili siyasilerdir ve kendilerine yapılan işkenceyi kapsamlı şekilde anlatmış; bu hususta sağlık raporları almışlar, ve Adil Serdar Saçan’a davalar açmışlardır.
2. Prof. Dr. Fincancı’nın müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşları için verdiği söylenen işkence raporu, Prof. Dr. Fincancı’nın münferit bir raporu değildir, birkaç imzalı bir heyet raporudur.
3. Prof. Dr. Fincancı’nın da içinde bulunduğu heyetin verdiği raporlar, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandıkları dosyayla ilgisizdir; müvekkil ve arkadaşlarının beraat etmeleriyle bu raporun hiçbir hukuki bağlantısı bulunmamaktadır. Söz konusu rapor, Adil Serdar Saçan’ın işkence suçundan yargılanmasını sağlamıştır.
Aşağıda her bir iddia için detaylı açıklamalarımız yer almaktadır:
Adil Serdar Saçan hakkındaki işkence iddiaları üzerine açılan davalar nedeniyle meslekten ihraç edilmiştir; AK Partili siyasiler dahil bir çok kişinin, bu şahsın işkence yaptığına dair iddiası ve tanıklığının yanısıra mahkeme kararları da vardır. Bir insanlık suçu olan işkenceyi yapanları savunmak Erdem Atay’a yakışmamaktadır
1999 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şubesi eski müdürü ADİL SERDAR SAÇAN ve ekibi tarafından gözaltındaki müvekkil ve arkadaşlarına –şehir elektriği verilmesi dahil– çok sayıda eziyet ve işkence yapılmıştır. Müvekkil ve arkadaşları canlarını kurtarabilmek amacıyla HİÇBİR GERÇEKLİĞİ OLMAYAN, hazır olarak önlerine konulan ifadelere imza atmak zorunda kalmışlardır.
Başta müvekkil Adnan Oktar olmak üzere bazılarına ise ifadelerinde ne yazacakları ayrıntılı olarak tarif edilmiş ve işkenceyle bu metinler kendi el yazılarıyla yazdırılmıştır. Müvekkilin yazması için tehdit ve işkenceyle zorla dayatılan ifadeler beğenilmeyerek tekrar tekrar yazdırılmıştır. Müvekkil, kendisine dikte edilen ifadeyi yazmadığı takdirde intihar süsü verilerek camdan atılmakla tehdit edilmiştir.
Bu tehditlerin hiçbirinin altı boş değildir. Zira,
- Müvekkil ve arkadaşlarıyla aynı dönemde yine İstanbul Organize Şube Müdürlüğünde ancak farklı dava ve suçlamalar sebebiyle gözaltında bulunan bir kişi tuvalette ölü halde bulunmuş ve olayın güya intihar olduğu söylenerek olay kapatılmıştır.
- Bir başka kişinin ise emniyetin üst kat penceresinden –gördüğü eziyet ve işkencelere dayanamadığı için- kendisini atarak intihar ettiği gazete haberlerinde yer almıştır.
İşte tam da bu ortamda müvekkil “AYAĞIN İLE YER ARASINDA NE KADAR MESAFE VARSA, HAYATIN İLE ÖLÜMÜN ARASINDA DA O KADAR MESEFE VAR” denilerek ölümle tehdit edilmiştir. Bunun üzerine müvekkil de kendisinin ve arkadaşlarının canlarına bir zarar gelmemesi için Adil Serdar Saçan ve ekibinin dikte ettirdikleri gerçek dışı ifadeleri imzalamak ve kağıda dökmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Müvekkil ve arkadaşları, ancak savcılık ve mahkeme huzuruna çıkarıldıklarında hür iradeleriyle ifade verebilmiş ve gerçekleri anlatmışlardır. Zaten söz konusu hayal ürünü kurgu anlatımların sadece emniyet ifadelerinde yer alması da işkence ve baskı altında zorla verildiklerinin ayrıca delilidir.
İşkence elbette bir insanlık suçudur. Ne müvekkil ne de arkadaşları, hiç kimsenin hiçbir zaman işkence ya da kötü muameleye maruz kalmalarını istemezler. ANCAK SN. ERDEM ATAY, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ MARUZ KALDIKLARI İŞKENCELERE MARUZ KALSAYDI, EMİNİZ İLK YAPACAĞI ŞEYLERDEN BİRİ CERRAHPAŞA veya ÇAPA TIP FAKÜLTESİ GİBİ ÜLKEMİZİN EN GÜVENİLİR KURUMLARINDAN İŞKENCE GÖRDÜĞÜNE DAİR RAPOR ALMAK OLACAKTIR.
Müvekkilin arkadaşlarına Adil Serdar Saçan talimatıyla uygulanan işkenceler:
Gözaltı sırasında; elektrik verme, uyutmama, zorlu fiziksel hareketler ile yorma, ıslatma, soğukta bırakma, çöp döktürme ve tuvalet temizlettirme, saç çekme, günlerce göz bağlama, hakaret ve tehdit, soyma, kalorifer peteğine elinden kelepçe ile bağlayıp günlerce taş zeminde oturtma, Kasım ayında soğuk havada camları üzerlerine açmak gibi harici fiziksel iz bırakmayan işkence yöntemlerini ağırlıklı olarak kullanmışlardır. Literatürde temiz işkence olarak adlandırılan ve geride kanıt bırakmayan işkence teknikleri kullanılmıştır.
Bazı kişiler işkence odasına götürülmüş, burada testis sıkma, elektrik verme, dayak, gibi işkencelere maruz kalmışlardır. Bu esnada, koridordaki diğer kişilere de işkence sırasında çıkan sesleri, bağırmaları dinletmişlerdir.
Bu fiziksel ve psikolojik işkencelerle iradeleri yok edilerek, avukatları yok iken önlerine konan düzmece emniyet ifadelerini imzalatarak kendilerini suçlamak zorunda bırakılmışlardır.
Hatta o dönem, gazeteci Barış Terkoğlu’nun kuzeni Ferhat Terkoğlu da müvekkilin arkadaş grubunda olması nedeniyle gözaltına alınmış ve bu işkencelere maruz kalanlar arasındadır. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun babası Sn. Zeki Terkoğlu, yeğeni olan Ferhat Terkoğlu için o dönemde Adalet Bakanı olan Hikmet Sami Türk’e yapılan işkencelerle ilgili şunları yazmıştır:
“…Organize Suçlar Şubesi polis memurları yeğenimi alarak emniyete götürdüler. Burada bir hafta boyunca tuttular. Ancak orada yaşadıkları kelimelere sığmayacak kadar acı olaylar. Gözaltı sırasında işkence gören arkadaşlarının birçoğu gece yarısı ölüm korkusu ile polisler tarafından hastanelere götürülmüş.”
İŞKENCE SEBEBİYLE MÜVEKKİLİN ARKADAŞLARINDAN HALİL HİLMİ MÜFTÜOĞLU’NUN GÖZÜNDE OLUŞAN KALICI HASAR, “İŞKENCE ATLASI” İSİMLİ KİTABA DA KONU OLMUŞTUR
İşkenceye maruz kalan müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu’nun yaşadıkları, Türk Tabipler Birliği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan İşkence Atlası kitabına da konu olmuş; Türkiye’deki işkencelere örnek vaka olarak bu kitapta yer almıştır. Müvekkil ve arkadaşlarının işkence gördükleri, yargılama sürecinde, konusunda uzman bilim adamları tarafından 19 AYRI RAPOR ile tespit edilmiş ve bu raporlar yargı makamına sunulmuştur.
Müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu’nun maruz bırakıldığı işkence ve kötü muamele sonucunda gözünde oluşan kalıcı hasar, İşkence Atlası isimli kitapta “Kaba Dayak Nedeniyle Ptozis” başlığı altında ve “Gözaltı ve işkence öyküsü sonrasında sol göz kapağında progressif düşme görülüyor” ifadeleriyle yer almıştır.
Müvekkilin arkadaşlarından Halil Hilmi Müftüoğlu’na 1999’da, Adil Serdar Saçan’ın müdürlüğü döneminde Organize Şube’de gözaltındayken yapılan işkence, Türkiye İnsan Hakları vakfı tarafından hazırlanan “İşkence Atlası” kitabına fotoğraflı şekilde geçmiştir. (Aşağıda)

ADİL SERDAR SAÇAN ve EMRİNDEKİ POLİSLERİN MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARINA İŞKENCE YAPTIKLARI AİHM KARARIYLA SABİTTİR.
İşkence davasının görülmekte olduğu mahkemeye tüm adli tıp raporları sunulmuş ve bu raporlar neticesinde işkence davasında SAVCILIK, İLGİLİ TÜM POLİSLERİN İŞKENCE SUÇUNDAN CEZALANDIRILMALARINI istemiştir. Heyetteki 3 yargıçtan biri “İŞKENCE VAR” demiş, ikisi “FENA MUAMELE VAR” demiştir.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bu kararı bozmuş ve (aynı kişiler için farklı şikayetler üzerine açılmış farklı davalar olduğundan) tüm işkence davalarının birlikte görülmesini istemiştir. Davalar İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleşmiş (2013/260 Esas) fakat bu aşamada zamanaşımı gerçekleştiği gerekçesiyle düşürülmüştür.
- Bu süreçte işkence mağduru Halil Hilmi Müftüoğlu, AİHM’ne başvurmuştur. 02.2017 tarihinde AİHM 2. Dairesi Halil Hilmi Müftüoğlu’nun, AİHS’in 3. Maddesiyle korunan “İŞKENCE YASAĞI HAKKI”NIN İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VEREREK HALİL HİLMİ MÜFTÜOĞLU LEHİNE 5.000 EURO (BEŞ BİN AVRO) TAZMİNAT ÖDENMESİNE HÜKMETMİŞ, ADALET BAKANLIĞI DA BU TAZMİNATI ÖDEMİŞTİR.
Yani Adil Serdar Saçan’ın müdürü olduğu İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün müvekkil ve arkadaşlarına işkence yaptığı yargı kararıyla sabittir. Ülkemizde ‘zamanaşımı’ nedeniyle cezalandırılmayan ağır insanlık suçu olan işkencenin, AİHM vermiş olduğu kararlar sayesinde hukuken varlığı ispatlanmıştır.
Adil Serdar Saçan’ın mesleğinden olmasının sebebi, YÖNETİMİNDE OLAN KURUMDA KENDİSİNİN BİLGİSİ VE KATKISIYLA İŞKENCE YAPILMIŞ olmasıdır. Bu yöntemi sadece müvekkile değil, husumetli olduğu tüm kişi ve camialara uygulamıştır.
Yolu, 1998-2003 döneminde İstanbul Organize Suçlar Mücadele Şubesi’ne düşmüş olup da Adil Serdar Saçan ve Ahmet İhtiyaroğlu’nun işkenceleri ile tanışmamış olan neredeyse hiç kimse yoktur.
MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARINA İŞKENCE YAPILDIĞINI TESPİT EDEN BİR DİĞER MAHKEME KARARI
1999’da gerçekleşen aynı operasyonda müvekkilin Emre Çalıkoğlu isimli arkadaşının İŞKENCE GÖRDÜĞÜ İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2004/367 no.lu dosya, 2005/517 no.lu kararla HÜKME BAĞLANMIŞTIR.
Mahkemenin kararında, müvekkilin arkadaşının Adil Serdar Saçan yönetimindeki Organize Suçlar Şubesinde işkence gördüğüne hükmedilmiş, ancak işkence gördüğü esnada gözleri bantlı olduğu için işkenceyi yapan memurun tespit edilememesi sebebiyle yargılanan kişiler hakkında beraat kararı verilmiştir. Yani mahkeme kararı, İŞKENCENİN KESİN OLARAK VAR OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞ; yalnızca işkenceyi yapan memurun kim olduğunun tespiti yapılamamıştır.
Bu mahkeme kararının ardından İstanbul 3. İdare Mahkemesi 2016/2355 no.lu kararıyla da Emre Çalıkoğlu’na Adil Serdar Saçan ekibinden GÖRDÜĞÜ İŞKENCE SEBEBİYLE TAZMİNAT ÖDENMESİNE HÜKMETMİŞTİR.
İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin, Emre Çalıkoğlu’nun Adil Serdar Saçan’ın Müdürlüğü’nü yaptığı dönemde Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde işkence gördüğünün sabit olduğunu hükme bağlayan kararı

Adil Serdar Saçan’ın toplumun farklı kesimlerinden birçok kişiye işkence uyguladığı kamuoyunca bilinmekte olup bu iddialar somut delillerle ispatlanmıştır:
90’lı yıllarda, emniyette işkence polislerin olduğu, Adil Serdar Saçan’ın bu kişilerin başında geldiği, emniyet binasından düşerek ölen kişilerin olduğu bilinen bir gerçektir. Google’da işkence, 1990’lar veya Adil Serdar Saçan yazarak arama yaptırmak bile bu bilinen gerçeğin delillerini gösterecektir.
Bunun yanısıra AKP’li milletvekilleri o dönemde Adil Serdar Saçan tarafından işkence gördüklerini anlatarak kendisinden davacı olmuşlardır. Bu kişilerden bazıları şöyledir:
24,25,26. dönem İstanbul Milletvekili Sn. Harun Karaca: 2012’de TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu toplantısında Saçan’a doğrudan hitap ederek kendisini çıplak soyma, elektrik verme ve testislerini sıkma gibi uygulamalarla suçladı.
Albayrak Medya Grubu İcra Kurulu Başkanı Sn. Mustafa Albayrak: 28 Şubat döneminde gözaltındayken Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde ifade vermesi için kendisine elektrikle işkence yapıldığını ve Saçan’ın süreçte rolü bulunduğunu söylemiştir.
Esenyurt eski belediye başkanı Sn. Necmi Kadıoğlu da, Harun Karaca, Mustafa Albayrak ile birlikte işkence görmüştür; birine işkence yapılırken, işkence sesleri diğerlerine de dinletilmiştir.
Gebze eski belediye başkanı merhum Ahmet Penbegüllü, eşinin ve ailesinin belirttiğine göre gördüğü ağır işkencelerden sonra kan kanseri olmuş ve vefat etmiştir.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde Hukuk Müşaviri görevinde bulunan Av. Necmi Özen de Adil Serdar Saçan döneminde emniyette işkence gördüğünü anlatan kişilerden biridir.
AK Parti ve Gelecek Partisi kurucularından Sn. Cuma İçten de Adil Serdar Saçan ve ekibi tarafından işkence gören kişiler arasındadır.
Sayın Harun Karaca yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:

Milli Selamet Partisi geleneğinden gelen, AK Parti ve Gelecek Partisinin kurucu ekibinden Sn. Cuma İçten, Adil Serdar Saçan’dan gördüğü işkence ile ilgili yakın zamanda şöyle yazmıştır:

https://x.com/cumaicten/status/2065164188415131915
Sn. Mustafa Albayrak, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan aleyhine ifade vermesi için Adil Serdar Saçan’ın kendisine uyguladığı işkenceyi şöyle anlatmıştır:

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/albayraka-28-subat-surecinde-yalan-beyan-teklifi/760748
Cumhurbaşkanımıza yakınlığı sebebiyle Adil Serdar Saçan tarafından işkence gören Sn. Tufan Mengi de serbest kaldıktan sonra “kanlı gömleğim Adil Serdar Saçan’a hediye olsun” demiş ve gördükleri işkenceyi şöyle anlatmıştır:

https://gercekhayat.com.tr/kapak/iskence-altinda-olsem-de-kurtulsam-dedim/
Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaşlarının işkence gördüklerine dair verilen raporlar, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın kişisel raporları değildir; bu raporlar İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ’NİN ÇOK HEKİM İMZALI KURUL RAPORLARIDIR.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları, 1999 yılında yapılan operasyon sırasında, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde bazı amirler tarafından işkenceye maruz kalmışlardır. Mağdurlar suç duyurusunda bulunmak istediklerinde, avukatlarının yönlendirmesiyle, işkenceyi belgelendirmek üzere İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne başvurmuşlardır; RAPORLA İLGİLİ GÖREVLENDİRMEYI İSE ÜNİVERSİTE YAPMIŞTIR. Yani bu kişiler kendilerine yapılan işkenceyi belgelendirmek için doğrudan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya gitmemişlerdir.
Raporlarda Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın imzası yanında, muayene süreçlerine dahil olan diğer akademisyen adli tıp uzmanlarının da imzaları vardır. Yani bu raporlar aynı zamanda ÇOK İMZALI KURUL RAPORLARIDIR.
Raporların tıbbi dayanağını, Çapa Tıp Fakültesi’nin diğer polikliniklerinin muayene ve teşhis raporları oluşturmaktadır. Dolayısıyla, işkence bulguları tek bir poliklinik tarafından değil, pek çok farklı poliklinik tarafından da tespit edilmiştir. Bu nedenle söz konusu işkence raporları, farklı farklı birimlerin, farklı farklı uzmanların muayene ve analizleriyle tespit edilen işkence bulgularını yansıtmaktadır.
Çapa Tıp Fakültesi’nin bu işkence raporları, ADLİ TIP KURUMU TARAFINDAN DA KABUL EDİLMİŞTİR. ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU, RAPORDA BELİRTİLEN TÜM MUAYENELERİ TEKRARLAMIŞ VE FAKÜLTE RAPORLARINDAKİ BULGULARI AYNEN TEYİT ETMİŞTİR.
Çapa Tıp Fakültesi’nin işkence raporları, aynı zamanda CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ ADLİ TIP ENSTİTÜSÜ’NÜN ADLİ TIP HOCALARINCA DA TEYİT EDİLMİŞTİR.
Raporda belirtilen tıbbi bulguların gerçekliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsü Öğretim Üyesi PROF. DR. COŞKUN YORULMAZ tarafından 2009 yılında düzenlenmiş olan BİLİMSEL MÜTALAA ile de teyit edilmiştir.
Tüm bu raporların dava dosyasına girmesini müteakiben işkence davasına bakan mahkeme, işkence bulgusu bulunan Halil Hilmi Müftüoğlu’nu ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU’NA sevk etmiştir. KURUL, AYNI MUAYENELERİN HEPSİNİ TEK TEK YİNELEMİŞ VE TÜM BULGULARI AYNEN TEYİT ETMİŞTİR.
Sn. Erdem Atay, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından verilen raporların güya sahte çıktığını beyan etmektedir. Bu raporların sahte olduğuna dair bilimsel bir rapor veya mahkeme kararı yoktur. Erdem Atay’ın raporun sahte olduğuna yönelik iddiası kendi söylemi olup hukuki veya bilimsel yönden hiçbir gerçekliği yoktur. Kaldı ki detaylı açıkladığımız üzere, söz konusu raporlar çok hekim imzalı heyet raporları olup Adli Tıp Kurumu tarafından itibar edilebilir bulunmuş raporlardır.
Adli Tıp Kurumu Kanunu’na göre, üniversite raporları hukuki anlamda Adli Tıp Kurumu raporlarına eşdeğerdir. Yani aralarında Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da bulunduğu adli tıp akademisyenlerinin imzalarını taşıyan Çapa Tıp Fakültesi’nin hazırladığı işkence raporlarının, Adli Tıp Kurumu’nun raporlarından hukuki delil gücü anlamında herhangi bir farkları yoktur.
Sonuç olarak bu işkence raporları, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya ait değildir. Bu raporlar, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne aittir. Bunlar, şahsi raporlar değil, kurumsal üniversite raporlarıdır. Daha sonra ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU TARAFINDAN DA TÜM BULGULAR MUAYENE YOLUYLA TEYİT EDİLMİŞTİR.
Müvekkil ve arkadaşlarının 1999 yılındaki işkenceden sonra yıllarca bekleyip 2006 yılında işkenceden şikayette bulundukları iddiası da gerçek dışıdır.
O dönem BAV mensubu olup gözaltına alınan pek çok kişi suç duyurusunda bulunmuştur. 2006 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından işkence yapan memurlar hakkında dava açılmıştır. Yargı sürecinin uzun sürmesinden müvekkil ve arkadaşlarının sorumlu tutulamayacağı açıktır. Nitekim Adli Serdar Saçan yargının bu ağır işleyişinden faydalanmış hakkındaki davalar zamanaşımı nedeniyle düşürülmüştür.
Prof. Dr. Fincancı’nın da içinde bulunduğu heyetin verdiği raporlar, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının yargılandıkları dosyada mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmamıştır; müvekkil ve arkadaşlarının beraat etmeleriyle bu raporun hiçbir hukuki bağlantısı bulunmamaktadır.
Sn. Erdem Atay, müvekkilin arkadaşları için verilen işkence gördüklerine dair raporun güya onları “kurtardığını” iddia etmektedir. Sn. Erdem Atay’ın bu iddiası tamamen bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Müvekkil ve arkadaşları, işkence raporundan dolayı hiçbir hukuki yarar elde etmemişlerdir; işkence raporu müvekkil ve arkadaşlarının 1999 yılında yargılandıkları dava dosyasına girmemiştir dahi. İşkence gördüklerine dair soruşturma, yargılandıkları ceza dosyasından ayrı yürüyen farklı bir dosyadır.
Müvekkil ve arkadaşları 1999 yılındaki polis operasyonundan sonra görülen davada, aynı günümüzde olduğu gibi öne sürülen suç isnatlarına dair hiçbir delil olmadığı, hiçbir suç işlenmediği için beraat etmişlerdir.
Nitekim o dönemde de Türkiye’nin önde gelen hukukçuları, müvekkil ve arkadaşlarının bir suç örgütü olmadıklarına dair dosyaya mütalaalar sunmuşlardır. Bu hukuk profesörlerinden bazıları şöyledir:
Prof. Dr. Uğur Alacakaptan,
Prof. Dr. Ahmet Gökçen,
Prof. Dr. Emin Artuk,
Prof. Dr. Caner Yenidünya,
Prof. Dr. Ümit Kocasakal,
Prof Dr. Doğan Soyaslan,
Prof. Dr. Turhan Turan Yüce,
Prof. Dr. Çetin Özek,
Prof. Dr. Bahri Öztürk,
Prof. Dr. Erol Cihan
Sayın Erdem Atay, sevmediğiniz kişilere yapılsa da işkence insanlık suçudur. Şube müdürlüğü döneminde emniyette işkence yapıldığı gerekçesiyle meslekten ihraç edilen ve farklı kesimlerden birçok kişinin, idaresi altında işkence gördüğünü anlatarak belgelediği ve hakkında dava açtığı Adil Serdar Saçan’ı savunurken, işkenceyi bilimsel yöntemlerle belgeleyen kişileri delilsiz ve mantık dışı iddialarla suçlamanız, bu suçu meşrulaştıracaktır.
Sn. Erdem Atay’ın vicdanları rahatsız eden bu açıklamalarını düzelteceğini ummaktayız.
Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 01.10.2026