Müvekkil Adnan Oktar’dan Sefa Saygılı’ya Tekzip

By gundem
42 Min Read

SN. SEFA SAYGILI MÜSLÜMANLARI YEİSE DÜŞÜRECEK KONUŞMALAR YAPMAK YERİNE PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN AHİR ZAMAN MÜJDELERİNİ ANLATMALIDIR

Sefa Saygılı, Akit Gazetesi’nde yayınlanan 4 Nisan 2026 tarihli köşesinde, son dönemde Ortadoğu’da yaşanan savaşlar, karışıklıklar, saldırılar, çatışmalar ve katliamları konu alan bir yazı kaleme almıştır. Sayın Saygılı yazısında “Armagedon Savaşına hazırlık” yapıldığından bahsederken, müvekkil Adnan Oktar’ın ismini de zikrederek hem gerçek dışı hem de mantığa aykırı bir yorumda bulunmuştur.

Müvekkilin konuyla ilgili görüş ve düşünceleri şöyledir:

İÇİNDEKİLER

1. ÇÖZÜM İÇERMEYEN ACİZ ÜSLUP MÜSLÜMANLARA FAYDA DEĞİL ZARAR GETİRİR

2. SEFA SAYGILI MÜVEKKİLİ İLK TANIDIĞI YILLARDA KENDİSİNE BÜYÜK SAYGI VE HÜRMET DUYAN, FİKİRLERİNİ DESTEKLEYİP SAVUNAN BİR İNSANDIR

3. SÖZDE DİN ADINA BAŞLATILAN ÇATIŞMALAR, ANCAK TARAFLARA DİNİN GERÇEK HÜKÜMLERİ AÇIKLANIP İKNA EDİLMELERİYLE DURDURULABİLİR

4. MÜVEKKİL DAHA ÖNCE DE DEFALARCA İSRAİL YÖNETİMİNİ YATIŞTIRMIŞ, İSRAİL VE FİLİSTİN ARASINDA ARABULUCU OLMUŞTUR

4.1. MAVİ MARMARA KRİZİNDE İSRAİL DEVLETİNİ ŞEHİTLERİMİZ İÇİN TAZMİNAT ÖDEMEYE İKNA EDEN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR

4.2. İSRAİL DEVLET ADAMLARINDAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A GELEN TEŞEKKÜR MEKTUPLARI

4.3. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN İSRAİL’DEN GELEN HEYETLERLE YAPTIĞI GÖRÜŞMELERDEN BAZI ÖRNEKLER:

5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN EVANJELİKLERİN ÖNDE GELENLERİYLE YAPTIĞI GÖRÜŞMELER

6. İRAN – İSRAİL ÇATIŞMASINI MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN SAMİMİ, AKILCI VE SEVGİ DOLU DİNDARLIK ANLAYIŞI TAMAMEN DURDURABİLİR

1. ÇÖZÜM İÇERMEYEN ACİZ ÜSLUP MÜSLÜMANLARA FAYDA DEĞİL ZARAR GETİRİR

Sefa Saygılı yazısında uzun uzun bazı Siyonist ve Evanjelistlerin ahir zamana dair yanlış bilgilerinden ve çarpık yorumlarından bahsederken,

  • Allah’ın Kuran’da Hz. İsa’nın yeniden dünyaya geleceğini müjdelediğini,
  • İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını vadettiğini,
  • Peygamberimiz (sav)’in Mehdiyeti yüzlerce hadisle çok detaylı anlattığını ve
  • Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği alametlerin son 30-40 yıl içinde ardı ardına birebir gerçekleştiğini göz ardı etmiş, bilmiyor gibi davranmıştır.

Üstelik İslam aleminin içine düştüğü mevcut durum için kullandığı “gözümden yaş eksik olmuyor”, “ben ağlamayım da kimler ağlasın” şeklindeki acziyet ve yenilgiyi baştan kabullenmişlik içeren ifadelerle Müslümanları karamsarlığa, ümitsizliğe ve çaresizliğe sürüklediğini dahi fark edememektedir.

Eğer Sefa Saygılı samimi olarak bazı Siyonist ve Evanjelistlerin şiddeti savunan çarpık mantıklarını eleştiriyor olsaydı bunlara en güzel cevabın;

  • Ayetlerde, hadislerde, Tevrat ve İncil’de Allah’ın barışı övdüğünü,
  • Ahir zamanın İslam’ın dünya hakimiyetiyle neticelenecek özel bir dönem olduğunu,
  • Hz. İsa’nın gelişi ve Hz. Mehdi’nin zuhuruyla birlikte akan kanın duracağını, bu mübarek zatların sevgi, kardeşlik, dostluk ve adalet insanları olduklarını anlatmak olduğunu bilirdi.

Ve acz içinde yenilgiyi baştan kabullenmiş, vazgeçmiş ve pes etmiş bir üslup kullanarak, Müslümanları atalete ve yeise itmek yerine; var gücüyle ahir zamanı, Mehdiyeti, hadisleri, İslam ahlakının dünya hakimiyetini anlatarak insanları bilinçlendirirdi.

Ancak anlaşılan o ki Sefa Saygılı için konuyla usulen ilgileniyormuş gibi görünmek yeterli olmaktadır. Bu nedenle de sadece halkın bilgisi az kesiminin “vah vah” diyerek okuyacağı birkaç satırı kaleme almakta, bu arada da doğru olmadığını bildiği halde araya müvekkil Adnan Oktar hakkında karalama ifadeleri yerleştirmektir. Böylece “bir şey yapıyormuş” görünmek imajı için gerekeni yapmış olmaktadır.

Üstelik Sefa Saygılı bu üslup ve anlatımlarıyla -bilerek veya bilmeyerek- ahir zaman alametlerini, Hz. İsa’nın gelişini, Mehdi’nin zuhurunu, İslam’ın hakimiyetini müjdeleyen ayetleri haşa tüm bu yaşanan acılardan sorumlu görüyormuş gibi bir imaj vermektedir. Oysa tüm bu şiddet sarmalı ahir zaman alametlerine, Hz. İsa’nın gelişine, Hz. Mehdi’nin zuhuruna inanıyor olmaktan değil, bu hak inanışları dejenere ederek çarpık yorumlayanlardan kaynaklanmaktadır. Bunun engellenmesi de; Allah’ın ilk peygamberden bu yana tüm Peygamberlerine müjdelediği, tüm hak kitaplarda yer alan ve tüm Peygamberler tarafından sevinçle müjdelenen gerçekleri anlatmakla mümkündür.

Sayın Saygılı olur olmaz her konuda müvekkil Adnan Oktar’ın ismini geçirerek yersiz ve anlamsız bir öfkeyle hareket etmek yerine, binlerce kişiye ulaşma imkanı olan köşesinde Hz. Mehdi’nin zuhuruyla oluşacak sevgi, bolluk, kardeşlik, barış, kalite, neşe ve aydınlığı anlatsa, ahir zaman alametlerinin tamamının bir bir gerçekleştiğinin somut delillerini saysa, insanların içine düştükleri yeisten çıkmasına vesile olabilecektir. Daha da önemlisi ahir zaman konularını çarpıtarak kitleleri olumsuz yönlendirmeye çalışanlara, “Hayır siz doğruyu söylemiyorsunuz. Allah şiddeti istemez. Hz. İsa sevgi ve barış getirecek. Hz. Mehdi akan kanı durduracak. Bunun aksine söyledikleriniz yalandır, itibar etmiyoruz” diye karşı çıkarak manevi bir set oluşturacaktır. Ne var ki bu güzel ve etkili yöntemi seçmek, yerine birkaç geçiştirme cümlesiyle, acz içinde bir yenilmişlik edebiyatını tercih etmekte ve imkanı varken yapmadığı ilmi mücadelenin vebalini üstlenmektedir.

İşte müvekkil Adnan Oktar’ın Mehdiyeti ve ahir zamanı anlatırken hedeflediği, ancak Sayın Saygılı’nın anlamadığı ya da anlamaktan kaçındığı hayır ve hikmetlerden biri budur. Müvekkil Adnan Oktar kişisel bir çıkar ve amaçla Mehdiyeti anlatmamaktadır. Başta İslam alemi olmak üzere tüm dünyayı hedef alan fitnelerin kökenlerini uzun yıllar öncesinde tespit etmiştir. İlmen ve fikren bu fitneleri ortadan kaldırmanın yolunun da bunların temelindeki ideoloji ve düşünce sistemlerinin yanlışlarını ortaya koymak olduğunu görmüştür. Maddi manevi tüm imkanlarını seferber ederek de bu yönde bir fikri mücadele yürütmektedir.

Bugün Sefa Saygılı’nın önemli bir keşif yapmış gibi dile getirdiği bazı Siyonist ve Evanjelistlerin yanılgılarını ise MÜVEKKİL ADNAN OKTAR TA 2000’Lİ YILLARIN BAŞINDAN BU YANA (kitapları, makaleleri, canlı yayın sohbetleri, röportajları, hatta tam sayfa gazete ilanlarıyla) sürekli anlatmıştır. Bazı çevrelerin din adına kışkırttığı savaşların, ANCAK HAK DİNLERİN GERÇEK RUHU VE DEĞERLERİ ANLATILARAK ENGELLENEBİLECEĞİ gerçeğini uzun yıllar önce tespit etmiştir. Ortadoğu’yu bir kan gölüne döndürmeyi amaçlayan DECCALİ PLANLARI deşifre etmek ve durdurmak için tüm imkanlarını seferber etmiştir. Bu yolda da -ileride somut örnekleriyle ortaya koyduğumuz üzere- çok somut ve güzel neticeler almıştır.

Sefa Saygılı Amerika’daki bazı Evanjelist Hristiyanların güya müvekkil Adnan Oktar’ın etkisi altında hareket ettiklerini öne sürerek kendince bir karalama çabası içine girmiştir. Dindar Hristiyan ve dindar Musevilerin müvekkil Adnan Oktar’a teveccüh duydukları doğrudur. Ancak bu, Sefa Saygılı’nın bilgisizliğinden kaynaklanan yanlış anlayışının aksine, Adnan Oktar’ın barış, kardeşlik, sevgi ve güzel ahlakın hakimiyeti uğrundaki kararlı ve yılmaz fikri mücadelesine olan teveccühleridir. Müvekkil son 50 yıldır tüm baskı ve yıldırmalara rağmen bu illmi mücadeleyi büyük fedakarlıkla yürütmektedir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın bu konudaki önemli ve etkili faaliyetlerini anlatmadan önce bir gerçeği daha hatırlatmakta fayda vardır:

2. SEFA SAYGILI MÜVEKKİLİ İLK TANIDIĞI YILLARDA KENDİSİNE BÜYÜK SAYGI VE HÜRMET DUYAN, FİKİRLERİNİ DESTEKLEYİP SAVUNAN BİR İNSANDIR

Sefa Saygılı müvekkil Adnan Oktar’ı 80’li yılların başlarından itibaren yakından tanıyan bir insandır. Müvekkil Adnan Oktar’ı tanıdığı andan itibaren samimiyetinden ve fikirlerinden çok olumlu etkilenmiş, kendisine içten bir hürmet ile destekçi olmuştur. Sefa Saygılı’nın müvekkil Adnan Oktar’a duyduğu saygıya yüzlerce şahit vardır.

Sefa Saygılı aynı dönemde müvekkil Adnan Oktar’ı, Müslüman camianın önemli isimlerinden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni bizzat görmüş kıymetli abilerden Sayın Abdullah Yeğin, Sayın Sadık Albayrak, Sayın Müfit Yüksel gibi pek çok kişiyle tanıştırmıştır.

-Müvekkil Adnan Oktar hiçbir zaman böyle bir iddiayı kabul etmediğini ve asla öyle bir iddiası olmadığını ve olmayacağını her fırsatta ifade etmiş olmasına rağmenSefa Saygılı o zamanlar müvekkilin Mehdi olduğuna dair samimi hüsnü zannı daha doğrusu “kesin inancı” olduğunu defalarca açıkça ifade etmiştir. Hatta, bu düşüncesini muhafazakar camianın kıymetli alim ve yazarlarından merhum Mehmet Şevket Eygi’ye “kesin olarak böyle düşündüğünü dile getirerek” açmıştır. Merhum Mehmet Şevket Eygi’nin de bu şekilde “kesinlik” ifade ederek kanaatte bulunmanın doğru olmayacağı söyleyerek keskin bir cevap verdiği çok sayıda şahidi olan, muhafazakar camiada çok iyi bilinen bir olaydır.

Merhum Mehmet Şevket Eygi 4 Nisan 1988 tarihinde, müvekkil Adnan Oktar’ı, Sefa Saygılı ile birlikte, iş adamı Mehmet Yüksel Şenol Bey’in Cihangir’deki evine, Şeyh Nazım Hazretleri’nin sohbetine götürmüştür.

Mehmet Yüksel Şenol’un evinde müvekkil Adnan Oktar’ın Sefa Saygılı ve merhum Mehmet Şevket Eygi ile birlikte katıldığı sohbetten görüntüler

Videoyu, şu linkten izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=Mr8ixhuLz5A

Bu sohbette Rahmetli Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri müvekkil Adnan Oktar için şunları söylemiştir:

Şeyh Nazım: Cenab-ı Hak, Efendim, size Yusuf aleyhisselamın makamını versin, salahiyetini de versin diyorum. Siz bu beyi tanıdınız mı?

Bayan: Evet.

Şeyh Nazım: Kimdir?

Bayan: Adnan hoca değil mi oradaki? Resminden tanıdım.

Adnan Oktar: Sağolun

Şeyh Nazım: Hem o rütbeyi hem salahiyeti versin diye ben dua ediyorum, Adnan bey kardeşimize de Cenab-ı Allah, namaz için Yusuf peygamberin tecellisini ona giydirmek üzere ona halvet emreylemiş ve onu ikmal ettiği kimi kafidir, şık giyerekten ona icazet vermiş, ümit ederiz ki ileriye doğru Adnan bey’in yapacağı mükemmel hizmetler vardır. Velayet sırrı ile, zahiri de başka da, Velayet sırrı ile yapacağı ve yapmakta olduğu hizmet de vardır. Tebrik ederiz. Kendisi sabırlılardan yazılmıştır. Sabırlıların bir ötesi, efendim, razılardan da yazılmış razılık da verildi ona, kendisine, efendim, ben kendime göre bir düşünüyorum, bakıyorum benim tahammül edebileceğim gibi değildi o, o maşaAllah gençti zamanında, o hizmeti tekmil etmiş, arada askerlik hizmeti gibi, velayet erbabına böyle iftiralar geliyor, size zarar vermemiştir o. 



Adnan Oktar: Allah razı olsun hocam, duanızla, himmetinizle inşaAllah

Merhum Mehmet Şevket Eygi ile birlikte müvekkil Adnan Oktar daha sonra da Sefa Saygılı ile birlikte Rahmetli Şeyh Nazım Hazretleri’nin ziyaret etmiş, dindar muhafazakar camianın önde gelen şahıslarının da bulunduğu sohbetlere katılmıştır.

Müvekkil Adnan Oktar’ın merhum Mehmet Şevket Eygi ile birlikte Rahmetli Şeyh Nazım Hazretleri’ni bir diğer ziyaretleri, 1989

Hatta müvekkil Adnan Oktar’ın bu sohbetlere katılması basına da yansımış, 21 Ocak 1989 tarihli Güneş Gazetesinde, “ŞEYH ADNAN HOCA’YI ÖVDÜ” başlığıyla haber olmuştur.

Haberde şöyle denilmektedir:

İstanbul’a gelişi olay olan Şeyh Nazım Kıbrısi sosyete gençliği arasında çok tutulan Adnan Hoca’ya destek verdi. Kıbrıslı hoca Adnan Hoca hakkında “Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm” dedi… “Kanuna göre inancını söyleyebiliyorsa, hiç kimse inancından mahkum edilemez. Kimseye de Adnan Hoca’ya gitme denilemez. Çünkü reşittir. Bu, Adnan Hoca’ya devam eden, onun sohbetlerinden hoşlanan kimseler yüksek tahsil gençleridir. Yani çocuk değillerdir.”

Adnan Hoca ile uğraşılmamasını isteyen Şeyh Kıbrısi, “…bu kimselere dokunulmasın. Dokunulursa bir kimsenin Allah ile aralarında ne gibi bir rabıta olduğu belli olmaz. Belki bir icabet saatinde dua eden olur, başlarına bir felaket gelir. Onun için Adnan Hoca ile uğraşılmasını tavsiye etmem. Bundan sonra uğraşanlara da bir felaket geleceğini haber veririm. Çünkü ben de bazı şeyler bilirim. Maneviyat yolundan bazı haberlerim olur. Haber verilir. Onun için onunla çok uğraşılmasın. Onu bıraksınlar. Bırakmadıkları müddetçe, onunla uğraşanları, kendileri ile uğraştıracaktır Allah” dedi.

BU BİLGİLERİ, SN. MÜFİT YÜKSEL’DEN, SN. SADIK ALBAYRAK’TAN VE O ZAMAN ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ’NİN YANINDA BULUNANLARDAN VEYA VARİSLERİNDEN SORUP TEYİT ETMEK MÜMKÜNDÜR. Sefa Saygılı’ya sorulduğunda da bu bilgileri teyit edecektir. ÇÜNKÜ KENDİSİNİN DE O SOHBETTE BİZZAT BULUNDUĞUNA DAİR ÇOK FAZLA ŞAHİT VARDIR. Sefa Saygılı’nın tüm bunları UNUTMUŞ OLMASI, İNKAR ETMESİ mümkün değildir.

Üstelik, Sefa Saygılı müvekkil Adnan Oktar’a duyduğu derin saygı, hürmet ve hüsnüzan sebebiyle müvekkili Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin 12 mutlak vekili kabul edilen ağabeyler, İslami camianın önde gelen alimleri, önderleri ve kıymetli büyükleriyle, muhafazakar kesimin saygın yazar ve aydınlarıyla da tanıştırmıştır.

3. SÖZDE DİN ADINA BAŞLATILAN ÇATIŞMALAR, ANCAK TARAFLARA DİNİN GERÇEK HÜKÜMLERİ AÇIKLANIP İKNA EDİLMELERİYLE DURDURULABİLİR

İsrail ve Filistin, Hz. İbrahim’in soyundan gelen, iki kardeş peygamberin evlatlarıdır, kardeş çocuklarıdır. Hz. İsmail (as) ve Hz. Yakup (as) farklı topraklara yerleştikleri için günümüze kadar soyları iki ayrı topluluk olarak gelmiştir.

İsrail’in Filistin’i işgal etmesinin asıl ve tek nedeni Hamas, terör tehdidi vs değildir. Elbette bazı güvenlik gerekçeleri öne sürülmektedir, ancak birçok ulusal ve uluslararası konularda olduğu gibi bu konuda da İsrail yönetimini ve birtakım Musevileri asıl motive eden husus Tevrat’ta yer alan bazı bilgilerdir.

Tevrat’ta ve diğer Musevi kutsal metinlerinde Allah’ın, Hz. İbrahim (as) ve soyuna “Kenan diyarını” (bugünkü Filistin, İsrail, Lübnan’ın güneyi, Ürdün’ün batısı ve Suriye’nin bir kısmı) vaat ettiği anlatılır. Bu “Eretz Yisrael” yani “İsrail Toprakları” inancı, dini bir inanç olarak Musevi tarihinde hep canlı kalmıştır. Filistin ile başlayarak Suriye, Ürdün, Lübnan’ın da topraklarını kendisine katmak İsrail için dini inançla desteklenen bir plandır.

İsrail’in bazı dindar-milliyetçi kesimleri, Filistinlilerin yaşadığı topraklarda yasa dışı yerleşimler kurmayı, Filistinlileri çocuklar dahil yok etmeyi, güya “Allah’ın emrine itaat” olarak görmektedirler. Şunu ifade etmek gerekir ki bu, Hz. Musa’ya vahyedilmiş dinin zaman içinde bazı hükümlerinin tahrif edilmesinden, Tevrat’ın bütün olarak değerlendirilmemesinden ve yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Allah Peygamberlerinin tamamına barışı, sevgiyi, kardeşliği ve iyiliği vahyetmiştir. Musevilik de diğer tüm hak dinler gibi özünde barış ve sevgi dinidir. Tevrat’ın bütünü incelendiğinde Allah’ın Musevilere,

  • Barıştan yana olmayı,
  • Komşularıyla iyi geçinmeyi,
  • Affedici olmayı,
  • Merhametli ve sevecen olmayı,
  • Kan dökmemeyi,
  • İtidalli davranmayı emrettiği açıkça görülür.

Ancak bugün özellikle bazı radikal Museviler Tevrat’taki bu hak hükümlerin tamamını göz ardı ederek tahrif edilmiş bölümlerdeki şiddet ve çatışma söylemlerini esas almakta, savaşın propagandasını yapmakta ve sebep oldukları büyük acıları da yok saymaktadırlar. Bu anlayışa sahip olanlar arasında İsrail parlamentosu, ordusu, bakanlıklar vb. gibi devlet idaresinde yetkili kişiler de olduğundan bir devlet politikası haline gelen şiddetin durdurulması için öncelikle bu kişilerin ideolojilerinin ve inançlarının değişmesi gerektiği açıktır. Dinlerinin kendilerine;

  • Filistin ve komşu toprakların sadece kendilerine ait olması gerektiğini vadettiğine,
  • Bu topraklarda var olabilmek ve ayakta kalabilmek için şiddete başvurmaları gerektiğini söylediğine,
  • Başka dinlerden insanların ezilmesinin ve yok edilmesinin meşru olduğunu öğrettiğine

inanan bu insanların şiddetten vazgeçmesinin tek yolunun DİNLERİNİN GERÇEKTE BÖYLE BİR ŞİDDETİ EMRETMEDİĞİNİ GÖSTERMEKTİR.

Bunu yaparken de karşı tarafa öfkeyle ve aşağılayıcı bir tutumla değil, sevgi, merhamet ve saygıyla yaklaşmak gerektiği Allah’ın Kuran’da Müslümanlara emrettiği bir üslup ve ahlaktır.

Kuran’a göre Museviler ve Hristiyanlar Kitap Ehli’dir ve yemekleri Müslümanlara helaldir, Kitap Ehli hanımlar ile evlilik yapılıp aile bağı kurulabilir:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılındı. KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERİN YİYECEĞİ SİZE HELALDİR, SİZİN YİYECEĞİNİZ DE ONLARA HELALDİR… Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile SİZDEN ÖNCE KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLERDEN İFFETLİ KADINLAR DA —mehirlerini verdiğiniz, zina etmeksizin ve gizli dost tutmaksızın— SİZE HELALDİR. Kim imanı inkâr ederse, yaptığı boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.” (Maide Suresi, 5)

Allah Kuran’da Firavun’a dahi ılımlı ve güzel sözle yaklaşılmasını emretmiştir:

Ona (FİRAVUN’A) YUMUŞAK SÖZ SÖYLEYİN; belki öğüt alır veya korkar. (Taha Suresi, 44)

Allah Kuran’da müşriklerin ve putperestlerin putlarına dahi hakaretamiz bir üslup kullanmamayı bildirmiştir:

ALLAH’TAN BAŞKA YALVARDIKLARINA (PUTLARINA) SÖVMEYİN; sonra onlar da bilmeyerek düşmanlıkla Allah’a söverler… (Enam Suresi, 108)

Kuran’a göre Müslümanların Musevi ve Hristiyanlara çağrısı “Bir olan Allah inancında ittifak etmektir:

De ki: EY KİTAP EHLİ! SİZİNLE BİZİM ARAMIZDA ORTAK OLAN BİR SÖZE GELİN: ALLAH’TAN BAŞKASINA KULLUK ETMEYELİM, O’NA HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAYALIM VE ALLAH’I BIRAKIP DA BİRBİRİMİZİ RABLER EDİNMEYELİM. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, biz Müslümanlarız. (Al-i İmran Suresi, 64)

Allah’ın gösterdiği bu güzel üslup ve ahlak uygulandığında başta Filistinli mazlum Müslümanlar olmak üzere tüm bölge halklarının ve İslam aleminin kurtuluşunun, refahının, huzurunun ve rahatının kapısı sonuna kadar açılmış olacaktır. Müvekkil Adnan Oktar bu konudaki çok sayıda kitabı, makalesi, konuşması ve anlatımıyla – Allah’ın izniyle- bu hayati konuda da etkili bir öncü olmuştur.

Müvekkil Adnan Oktar’ın konuyla ilgili kitaplarından bazıları

Sefa Saygılı ve benzeri üslubu benimseyen bazı kesimlerin “Siyonistler ve Evanjelikler” diye genelleme yaparak, sadece karşı tarafa öfke ve karşıtlık dile getiren söylemlerinin ise HİÇBİR NETİCE VERMEYECEĞİ açıktır. Aynı şekilde dünyanın dört bir yanında aleyhlerinde yürüyüşler yapılması, bayraklarının yakılması, Filistin devletinin tanınması, İsrail devletinin eylemlerinin lanetlenmesi, yaptırım adı altında gülünç ve etkisiz fikirler öne sürülmesi vb. uygulamaların hiçbiri bu şiddet politikasını değiştirmeyecek, bilakis karşıt tarafların fanatik kesimleri tarafından kutsal görülen hedefe daha da sertleşerek ulaşma gayreti devam edecektir.

Kuran’ın gösterdiği akılcı ve çözüme yönelik yöntem dışındaki yöntemlerin tamamı sadece günü geçiştirme ya da “dostlar iş başında görsün” türünden faydasız yol ve yöntemler olarak kalacaktır.

Bugün İsrail devletinin kan dökücü eylemlerinin ABD yönetiminde destek bulmasının nedenlerinden biri de ABD hükümetinde şiddet yanlısı bazı Evanjeliklerin etkili olmasıdır.

Şiddeti savunan bazı Evanjelikler ve bazı Siyonistlerin vaad edilmiş topraklar ve beklenen Mesih (Mehdi) konusundaki yanılgıları ortaktır. Birçok Evanjelik Hristiyan, Eski Ahit’tin tahrif edilmiş bölümlerindeki “Musevilere vaad edilmiş topraklar” (Kenan diyarı) vaatlerinin İlahi bir emir olduğunu inanmakta ve bu sözde dini gerekçeyle İsrail’e destek vermektedirler. Evanjelikler arasında yaygın olan bir başka inanç da, İsrail’in topraklarını genişletmesinin ve Kudüs’te güçlü bir şekilde var olmasının “Mesih’in yani Hz. İsa’nın ikinci gelişi” için ön koşul olduğu hurafesidir. Ancak bunu yaparken Müslümanlar başta olmak üzere diğer inançlardan insanların ve halkların acımasızca yok edilebileceği düşüncesi İncil’e göre de haram olan çarpık bir yorumdur.

Evanjeliklerin bir kısmı da 2000’li yıllarda Ortadoğu’da çıkacak bir savaşın ardından kıyametin kopacağına inanmaktadır. Bu yanlış düşünceye sahip olan Evanjeliklere göre, Hz. İsa (as)’ın ikinci kez gelmesi için de bu savaşın çıkması, Musevilerin vaat edilmiş topraklara kavuşması ve Mescidi Aksa’nın yıkılıp yerine, eskiden var olan, Süleyman Mabedi’nin yeniden inşa edilmesi ve bu bölgede büyük bir kargaşa ve ölümlerin meydana gelmesi gerekmektedir.

Burada şu gerçeğin unutulmaması önemlidir: Hz. İsa’nın gelişi ve Hz. Mehdi’nin çıkışı öncesinde savaşlar, çatışmalar, ekonomik krizler, felaketler yaşanacak olması ahir zamanın alametleridir. Kaderde Allah’ın takdir ettiği güzelliklerin yakın olduğunun işaretidir. Bu alametlerin yaşanması, tüm bu acılar ve sıkıntılar sonrasında eşi benzeri görülmemiş bir bolluğun, sevginin, zenginliğin, güzelliğin hakim olması da kaderde belirlenmiş gelişmelerdir. Ancak Allah’ın Peygamberlerine bildirdiği ve tüm dinlerde anlatılan bu ahir zaman alametlerinin gerçekleşmesi için savaşların çıkarılmasını, mazlumlarının katledilmesini, insanların evlerinden sürülmesini, koskoca bir coğrafyanın kan gölüne çevrilmesini savunmak HARAMDIR. Tümüyle şeytani ve Deccali bir bakış açısıdır. İman eden her insana barıştan yana olmak, iyilik yapmak, şiddetten sakınmak, affedici olmak, güzellikle davranmak farzdır. Bir insan dinin hükümlerini ve Peygamberlerin sözlerini kendisine göre çarpıtarak şiddeti, terörü, çatışmayı, savaşı savunuyorsa o insan din adına değil Deccaliyet adına hareket ediyor demektir.

Özetle; Hz. İsa ve Hz. Mehdi’yi bekleyen bazı Musevilerin ve Hristiyanların şiddeti, savaşı ve çatışmayı körükleyen bir yol ve yöntemi benimsemeleri Deccaliyetin bu insanlara oynadığı en büyük oyundur. Bu oyunun bozulmasının tek ve en etkili yolu ise; kanı, şiddeti, cinayeti, katliamı İlahi dinlerin değil, şeytanın idaresindeki Deccaliyetin istediğini, Allah’ın Hz. Mehdi ve Hz. İsa’nın gelişini bekleyenlere barış ve sevgiyle hareket etmelerini emrettiğini dini delilleriyle ortaya koymaktır.

4. MÜVEKKİL DAHA ÖNCE DE DEFALARCA İSRAİL YÖNETİMİNİ YATIŞTIRMIŞ, İSRAİL VE FİLİSTİN ARASINDA ARABULUCU OLMUŞTUR

Müvekkil Adnan Oktar, geçmişte hem İsrailli din adamlarının hem de Filistinli kanaat önderlerinin güvenini kazanmıştır. Museviler, Sanhedrin üyeleri, Filistinli ve Müslüman birçok kanaat önderi, müvekkile güvenmekte ve saygı duymaktadırlar. Müvekkil, hem Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) hem de Hz. Davud (as) soyundan olması sebebiyle de HEM MÜSLÜMANLAR HEM DE SAMİMİ DİNDAR MUSEVİLER TARAFINDAN SEVİLİP GÜVENİLMEKTEDİR.

4.1 MAVİ MARMARA KRİZİNDE İSRAİL DEVLETİNİ ŞEHİTLERİMİZ İÇİN TAZMİNAT ÖDEMEYE İKNA EDEN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DIR

Hatırlanacağı üzere 2010 senesinde, İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi’nin organize ettiği ve Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemi İsrail’e doğru yola çıkmış, ancak İsrail Savunma Kuvvetleri’nin 31 Mayıs 2010 tarihinde gemilere yaptığı acımasız ve vicdansızca müdahale sonucunda 10 vatandaşımız şehit olmuş, çok sayıda vatandaşımız ise yaralanmıştı.

Kamuoyunda Mavi Marmara Saldırısı olarak bilinen bu olay üzerine İsrail ile Türkiye arasında son derece ciddi bir gerginlik baş göstermiş ve Türkiye tarafından, “İsrail’in Türkiye’den Özür Dilemesi” ile müdahale esnasında hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine “Tazminat Ödenmesi” talep edilmişti. Ancak, Türkiye’nin bu talebine İsrail’in bir cevap vermemesi üzerine başta resmi, siyasi, ticari ve kültürel ilişkiler olmak üzere iki ülke arasındaki hemen hemen her ilişki sona erdirilmiş bulunmaktaydı.

Bu ortamda müvekkil Adnan Oktar, iki ülke ve millet arasındaki bu gerginliği sona erdirmek, İsrail’in Türkiye’den özür dilemesini ve saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerine tazminat ödemesini sağlamak amacıyla, tarafları uzlaştırıcı ve ortamı yatıştırıcı TV programları yapmaya başlamış, aynı zamanda da aralarında milletvekilleri ve bakanların da olduğu İsrailli üst düzey yetkililer, gazeteciler ve hahamlar gibi etkili olabilecek kişilerle görüşmeler yapmıştır. Müvekkil Adnan Oktar’ın öncülüğünde İsrail’den gelen heyet, Ankara’da siyasilerle ve üst düzey bürokratlarla görüşmüştür.

Müvekkilin başlattığı bu çalışmalar sonucunda İSRAİL 2013 YILINDA (MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN İSRAİLLİ HEYETLERLE YAPTIĞI GÖRÜŞMELERİN HEMEN ARDINDAN) ÖNCE ÖZÜR DİLEMİŞ, SONRA TAZMİNAT ÖDEMEYİ KABUL ETMİŞ VE DAHA SONRA 2016’DA DA BELİRLENMİŞ TAZMİNATI ÖDEMİŞTİR.

Müvekkil Adnan Oktar’ın İsrail’den gelen bakanlar, milletvekilleri, Sanhedrin Hahamları gibi üst düzey kişilerle yaptığı görüşmeler ve bu görüşmelerin olumlu etkisi tüm Türkiye tarafından bilinmektedir. Bu gerçek zaman zaman Türk basınında da manşetlere taşınmıştır. Örneğin, Oda TV internet sitesi haberi 20 Ağustos 2012 tarihinde okuyucularına “TÜRKİYE’YE GELEN İSRAİL HEYETİ KİMLERLE GÖRÜŞTÜ” başlığıyla yapılan görüşmeleri haber verirken, İhlas Haber Ajansı ise 23 Mart 2013 tarihli aynı haberi “İSRAİL, ADNAN OKTAR’IN DEDİĞİNİ YAPTI” başlığıyla yayınlamıştır.

“İSRAİL ADNAN OKTAR’IN DEDİĞİNİ YAPTI” başlıklı, 23.03.2013 tarihli haberin metni:

Başbakanlık kaynakları, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Mavi Marmara baskını sebebiyle Türkiye’den özür dilediğini doğruladı. Amerikalı yetkililer de Air Force One uçağında yaptıkları açıklamada, Netanyahu’nun Mavi Marmara saldırısındaki hatalarından ötürü Türkiye’den özür dilediğini söyledi. Jerusalem Post’ta çıkan haberde de İsrailli yetkililerin bu önemli gelişmeyi teyit ettiği bilgisi, “Netanyahu Gazze müdahalesi üzerine Türkiye’den özür diledi” şeklinde yer aldı. Adnan Oktar İsrail Devletinden gelen temsilcilerle yaptığı görüşmeler sonucunda İsrail’in çok yakın bir zamanda Türkiye’den özür dileyeceğinin haberini aldığını açıklamıştı. İşte Adnan Oktar’ın o konuşmaları.

Adnan Oktar: Daha dün döndü misafirlerimiz. Açıklamayı hemen yaptılar, bak ne diyorlar. Tel Aviv’in Türkiye ile ilişkilerine önem verdiğini söyleyen Oron, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, “Türkiye ile ikili ilişkilerin yarın yapılacak seçimlerin sonrasında eski haline dönemsini istiyoruz. Türkiye bölge istikrarı için önemli bir ülke” dedi. “Biz Türkiye’ye olumlu mesajlar göndermeye devam ediyoruz. Ancak Türkiye’nin istediği özrün ayrıntılarını tam olarak bilmiyoruz” diye cevap verdi. ASLINDA ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ÖZÜR DİLEYECEKLER ONUN HABERİ GELDİ. (20 Ocak 2013)

Adnan Oktar: Şimdi orada bizim Müslüman kardeşlerimiz şehit edildiler. Peki ne diyelim, bu çirkin bir hareket, telin ediyoruz ve ÖZÜR DİLESİNLER diyoruz. Gidip biz İsrail’in tepesine binelim demeyiz. Makulüz biz, makul düşünüyoruz, ama bu çok anormal bir hareket oldu. Rencide oldu bütün Müslümanlar, rahatsız olduk. Herkesi ciddi şekilde rahatsız etti. BAKIN ÖZÜR DİLEMEK NE DEMEKTİR? ÖZÜR DİLE, ARKADAŞLIĞIMIZ, KARDEŞLİĞİMİZ DEVAM ETSİN ANLAMINA GELİR…. BİR ÖZÜR VE BİR DAHA BUNUN TEKERRÜR ETMEYECEĞİNE DAİR GARANTİ ÇOK ÖNEMLİDİR VE BUNU TELAFİ EDECEK BİRÇOK KONUŞMA YAPILABİLİR. (3 Haziran 2010)

4.2 İSRAİL DEVLET ADAMLARINDAN MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A GELEN TEŞEKKÜR MEKTUPLARI

İsrail ve Türkiye arasındaki gerilimi ortadan kaldırarak İsrail’in özür dilemesine ve tazminat ödemesine vesile olan müvekkil Adnan Oktar’ın bu samimi çabalarına karşılık İsrailli siyasetçilerden gelen teşekkür mektupları da müvekkilin bu çalışmalarının etkisini gözler önüne sermektedir. Bu mektuplardan bazıları şöyledir:

Şas partisinin kurucularından Milletvekili Haham Nissim Zeev’in İsrailli heyet adına gönderdiği mektup, 21 Ocak 2013

ÜSTÜN GAYRETLERİNİZDEN DOLAYI TEŞEKKÜRLER

Sayın Oktar,

Hem iki ülke arasında hem de tüm dünyada birliği ve barışı sağlama çabalarınızdan dolayı size ikinci kez derin saygılarımı sunma şerefine sahip oldum. Davetiniz için, sizin ve fedakar grubunuzun, bizim heyetimiz ile Türk heyetine göstermiş olduğunuz candan dostluk için çok müteşekkiriz.

İki heyet arasındaki toplantı ve stüdyoda yaptığımız program özellikle bu tehlikeli zorlukların olduğu dönemde çok önemli. Ve bunun amacımızda bizi başarıya ulaştırması için dua ediyoruz.

Konuştuğumuz gibi bunu sizin aracılığınızla takip etmek istiyoruz. Halklarımız arasında geleneksel ittifakı ve gerçek kardeşliği tekrar sağlayabileceğimiz günü iple çekiyoruz. Bu büyük ölçüde sizin cesaretiniz ve kararlı çabalarınız vesilesiyle olacak.

En derin hürmetlerimi sunuyorum.

Saygılarımla,

Knesset Üyesi Haham Nissim Zeev

İsrail ve Global Etik için Knesset Kurultay ve Global Etik için Parlamentolar Koalisyonu Başkanı

Şas partisinin kurucularından Milletvekili Haham Nissim Zeev’in İsrailli heyet adına gönderdiği mektup, 20 Ağustos 2012

SAYIN ADNAN OKTAR’A TEŞEKKÜR VE TAKDİR

Saygıdeğer Oktar Bey,

Sizinle İstanbul’da bir araya gelmek, Ortadoğu ve dünya barışı hakkındaki derin ve hikmetli düşüncelerinizi dinlemekten hem onur hem mutluluk duyduk. Yüce Yaratıcımızın yardımıyla gerçekleşecek olan, ortak değer ve hedeflerimize varmak için yaptığınız dualara biz de katılıyoruz.

İsrail heyeti ve uluslararası temsilciler adına, Ankara ve İstanbul’daki görüşmelere ev sahipliği yaptığınız için, size en derin takdirlerimizi ve minnettarlığımızı sunmak istiyorum. Konukseverliğiniz, fedakar çabalarınız ve muhteşem ekibinizin candan tutumu sayesinde ziyaretimiz başarılı geçti. İki ulus arasındaki diyalogu arttırma yönünde kesintisiz çabalarınız hayranlık uyandırıcı, her türlü desteğe ve takdire şayan.

Daha kuşatıcı ve kucaklayıcı bir dünya görüşünü benimsemek suretiyle, uluslarımız arasındaki birliği ve kardeşliği arttırmak ve Ortadoğu ve dünyada barışı sağlamak için sizinle çalışmaya devam etmeyi istiyoruz.

Lütfen en derin hürmetlerimizi kabul edin.

Saygılarımla

Knesset Üyesi Haham Nissim Zeev

Maliye eski Bakan Yardımcısı ve Din İşleri eski Bakanı Yitzhak Cohen’in Türkiye Ziyaretinden Sonra Gönderdiği Mektup, 30 Ağustos 2012

ÇABALARINIZ KARŞILIĞINI BULACAK

Saygıdeğer Oktar Bey,

Türkiye’de AKP ve CHP temsilcileriyle İsrailli ve uluslararası heyetin toplantısını organize ettiğiniz ve heyeti son derece misafirperver bir şekilde ağırladığınız için size teşekkür etmek istiyorum.

Eminim ki çabalarınız karşılığını bulacak ve Ortadoğu ile dünyanın barışı için, iki ülke arasındaki tarihi arkadaşlığı tekrar tesis etmek üzere birlikte çalışacağımıza kesin olarak inanıyorum.

Saygılarımla

Bakan Yardımcısı Yitzhak Kohen

4.3 MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN İSRAİL’DEN GELEN HEYETLERLE YAPTIĞI GÖRÜŞMELERDEN BAZI ÖRNEKLER:

18 Ekim 2011 tarihinde İsrail Başhahamı Yisrael Meir Lau ve Mispacha dergisinin temsilcisi Aaron Granot Granevitsh ile A9 TV’de canlı yayın

10 Ekim 2011 tarihinde, Haham David Stav, Haham Haim Drukman, Haham Rafael Feurstein ile A9 TV’de canlı yayın

Sanhedrin Hahamlarından Haham Yeşahayu Hollander, Haham Ben Abrahamson ve Haham Avihai Rahimi ile A9 TV’de canlı yayın

1 Temmuz 2009 tarihinde müvekkil Adnan Oktar’ı ziyarete gelen Sanhedrin Hahamlarından (Soldan sağa) Haham Yeşahayu Hollander, Haham Ben Abrahamson ve Haham Avihai Rahimi ile canlı yayın öncesi görüşme

Bu toplantı ve A9 TV’de yayınlanan canlı sohbet programı Sanhedrin resmi sitesinde de “Sanhedrin Hahamları Adnan Oktar’la görüştü” başlığıyla yer almaktadır. (Link aşağıda)

http://www.thesanhedrin.org/en/index.php?title=Hachrazah_5769_Tamuz_9

Müvekkil Adnan Oktar’ın, 10 Kasım 2009 tarihinde tanınmış Haham Menachem Froman ile A9 TV’de gerçekleştirdiği canlı yayın

Müvekkil Adnan Oktar’ın daveti üzerine 19 Ocak 2010 Tarihinde İstanbul’a gelerek kendisini ziyarete gelen üst düzey İsrail Haham Heyeti müvekkille birlikte – (Soldan sağa)

• Haham Yeshayahu Hollander (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin, Beni Nuh Mahkemesi Başkanı)

• Ortodoks Hıristiyan lider Rahip Hurrian Dimitri

• Samaritlerin lideri Sn. Japhet Tsedaka (Yefet Zadka)

• İsrail İmar Bakanı yardımcısı Eyüp Kara

• Dürzi topluluğu lideri Şeyh Ameen Kablan

• Efraim Lahav (Başbakanlık ofisinden kıdemli strateji danışmanı; Kudüs Akademik Biriliği yönetim kurulu başkanı)

• Haham Ben Abrahamson (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin’in İslam konusunda danışmanı)

Müvekkil Adnan Oktar ile kendisini ziyarete gelen İsrail Heyetinin 20 Ocak 2010 tarihinde gerçekleştirdikleri ortak Basın Toplantısından basına yansıyan kareler

Yukarıdaki toplantıda yer alan Heyetteki tüm İsrailliler:

• İsrail İmar Bakanı yardımcısı Eyüp Kara

• Efraim Lahav (Başbakanlık ofisinden kıdemli strateji danışmanı; Kudüs Akademik Birliği yönetim kurulu başkanı)

• Dürzi topluluğu lideri Şeyh Ameen Kablan

• Ortodoks Hıristiyan lider Rahip Hurrian Dimitri

• Bedevi lider Sn. Ataf Krinawi

• Samaritlerin lideri Sn. Japhet Tsedaka (Yefet Zadka)

• Haham Yeshayahu Hollander (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin, Beni Nuh Mahkemesi Başkanı)

• Haham Ben Abrahamson (Kudüs Musevi Hahamlar Meclisi Sanhedrin’in İslam konusunda danışmanı)

Müvekkil Adnan Oktar, Eski İsrailli Bakan Prof. Dr. Shimon Shetreet ve Şas Partisinin kurucularından Knesset Üyesi Haham Nissim Zeev ile A9 TV’de gerçekleşen canlı sohbet programı öncesinde

Tüm bu görüşmeler neticesinde sadece Mavi Marmara krizinde değil birçok önemli olayda güzel neticeler alınmıştır. Örneğin;

  • İsrail’deki bir caminin avlusunda içki festivali yapılması planı üzerine müvekkil İsrailli yetkililer ve kanaat önderleriyle görüşerek, bunun yapılmasının da önüne geçmiştir:

İsrail Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla müzeye dönüştürülen İsrail’in Beersheva kentindeki eski Osmanlı eseri Beersheva Camisi’nin belediyenin ev sahipliğinde düzenlenecek festival yapılacağı ve festivalde İsrail’de üretilen şarapların yarışacağı duyurulduğunda, müvekkil yine İsrailli yetkililer ve kanaat önderleriyle görüşerek, bölgedeki Müslümanların büyük tepkisini çekecek bu organizasyondan vazgeçilmesine vesile olmuştur.

Müvekkilin İsrailli yetkililerle görüşmelerinin diğer bazı olumlu etkileri de şöyledir:

• İsrail hapishanelerinde tutulan yüzlerce Filistinli’nin serbest bırakılmasına vesile olunması.

Gazze’ye uygulanan ambargo, müvekkilin telkinleri sonucunda temel ihtiyaçlar için kaldırılmıştır. Gazze’ye Türkiye’nin inşaat malzemesi, ilaç, vb. malzeme sokmasına izin verilmiyordu. Müvekkilin, Türkiye’ye güvenebileceklerini anlatması neticesinde, bu yasak kalktı ve orada yıkılan birçok yeri Türkiye inşa etti.

• Türkiye’nin Suriye’deki harekatlarına karşıydılar. Müvekkilin neden gerekli olduğunu orada dinsiz komünist PKK olduğunu, PKK’ya karşı dindarların ittifak etmesi gerektiğini anlatmasından sonra tutumları değişmiştir.

Türkiye’yi Kıbrıs işgalcisi gibi gösterme çabaları vardı. Müvekkilin Türkiye ile müttefik olun, Rumlarla değil diye anlatıp, bu konuda İsrail basınında yazıları yayınlandıktan sonra tutumları değişmiştir.

Filistinlilere yönelik ırkçı söylemlerde bulunan İsrailli siyasetçilere, bu üsluplarınızı değiştirin, Tevrat’a da uygun değil. Tevrat’ta komşuna iyi davranacaksın uyarısını yaptığında, o dönemde üsluplarını düzeltmişlerdir.

• Amerikan Senatosu’nda sözde Ermeni Yasa Tasarısının reddedilmesi, Müvekkil ve arkadaşlarının Musevi lobisinden kişilerle yaptıkları görüşmelerin etkisiyle mümkün olmuştur.

5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN EVANJELİKLERİN ÖNDE GELENLERİYLE YAPTIĞI GÖRÜŞMELER

Müvekkil sadece İsrail heyetleriyle görüşüp barış için önemli gelişmelere vesile olmakla yetinmemiş aynı zamanda dünya çapında bir savaş beklentisi içinde olan Amerikan Evanjeliklerinin zihniyetlerinin yanlışlığını tarif etmek için de ABD’nin en kıdemli Evanjelikleriyle çeşitli toplantı ve canlı yayında görüşmeleri de yapmıştır.

Nitekim müvekkilin Evanjelik Hristiyanlarla gerçekleştirdiği görüşmeler neticesinde, dünyaca ünlü Evanjeliklerin geniş bir kısmının, dünya savaşını hedefleyen bakış açıları o dönemde büyük ölçüde değişmiştir. Müvekkilin gerçekleştirdiği bu görüşmelerden bazıları şöyledir:

Müvekkil Adnan Oktar’ın Amerikalı Evanjelik teolog Ken Keathley ile görüşmesi (06.08.2017)

– Müvekkil Adnan Oktar’ın Dünya Evanjelik Birliği, Barış ve Uzlaşma Girişiminin Eş Başkanı Prof. Dr. Rick Love ile görüşmesi (17 Haziran 2016)

– Müvekkil Adnan Oktar’ın Evanjelik Hristiyan Araştırmacı Yazar Joel Richardson ile görüşmesi (14 Haziran 2013):

6. İRAN – İSRAİL ÇATIŞMASINI MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN SAMİMİ, AKILCI VE SEVGİ DOLU DİNDARLIK ANLAYIŞI TAMAMEN DURDURABİLİR

Bilindiği üzere 2004 yılında başlayıp 2008 yılında ve sonrasında hızla tırmanan İran-İsrail geriliminde, her iki ülkenin liderleri ve ileri gelenleri tarafından medya önünde dile getirilen “İRAN’A ATOM BOMBASI ATARIZ”, “İSRAİL’İ YERYÜZÜNDEN SİLERİZ” şeklindeki karşılıklı tehdit ve restleşmeler sebebiyle son derece tehlikeli bir hal almışken MÜVEKKİL ADNAN OKTAR DEVREYE GİRMİŞ ve HER İKİ ÜLKENİN DE GERİ ADIM ATMALARINA VESİLE OLARAK DÜNYAYI SARACAK BÜYÜK BİR FİTNEYE ENGEL OLUP YATIŞMASINI SAĞLAMIŞTIR.

Müvekkil, kendisine büyük saygı besleyen her iki ülkenin üst düzey yetkililerini, dini liderlerini, kanaat önderlerini ve gazetecilerini Türkiye’ye davet etmiş; gelen misafirlerle A9 Televizyonunda canlı yayınlara katılmış ve her iki ülkede de tertemiz, masum ve dindar insanlar olduğunu, SUÇSUZ İNSANLARIN DA ZARAR GÖRECEĞİ BİR ÇATIŞMANIN KURAN’A ve TEVRAT’A UYGUN OLMAYACAĞINI, dolayısıyla bunun MÜSLÜMANLAR AÇISINDAN DA, MUSEVİLER AÇISINDAN DA HARAM OLACAĞINI her iki tarafa da detaylarıyla açıklamıştır.

Müvekkil ve arkadaşları, o dönemde İran ile İsrail arasında çıkabilecek, ancak sadece iki ülke arasında kalmayıp bir anda tüm Ortadoğu’ya hatta belki de tüm dünyaya yayılıp pek çok masum insanın canına mal olabilecek bu savaşa engel olabilmek amacıyla sivil bir inisiyatif yüklenmiş, büyük fedakarlık ve emekle gayret etmişlerdir.

Müvekkil o dönemde tarafların birbirine atom bombası atacakları yönündeki açıklamalarının üzerine 3 Ekim 2008 tarihinde İran Seher TV’de, 13 Mart 2009 tarihinde ise Ankara Başkent TV’de yayınlanan iki ayrı röportajında “ATOM BOMBASI KULLANMANIN HARAM OLACAĞINA İLİŞKİN” şu açıklamalarda bulunmuştur.

Müvekkilin 3 Ekim 2008 Tarihli İran Seher TV Röportajındaki Açıklamaları:

Atom bombası kullandın mı sen, bir daha orayı kullanamazsın ki zaten. BİR KERE HARAMA GİRERSİN, orada Müslümanlar var, Allah’a inananlar var, Ehl-i Kitap var. HİÇBİR YERE ATOM BOMBASI ATILAMAZ, YANİ HARAMDIR, böyle birşey yapılamaz. Dolayısıyla pratikte zaten olmayacak bir şey. Ama İran da zaten açık açık söylüyor, biz zaten atom bombası yapmaya niyetimiz yok diyor. Ama bir kere Amerika huylanmış benim gördüğüm, yani tedirgin oldular. FAKAT İNANÇ OLARAK BUNUN MÜMKÜN OLMADIĞININ ANLATILMASI GEREKİYOR. Çünkü Pakistan’ın var mesela bombası, atom bombası. Pakistan şimdi alıp milletin tepesine atom bombası atmaz. Ne yaparsan yap atmaz. Hindistan’da var, İsrail’in de var atom bombası, İsrail de hiçbir yere atmaz. Yani bu gereksiz bir tedirginlik.

Müvekkilin 13 Mart 2009 Tarihli Ankara Başkent TV Röportajındaki Açıklamaları:

… Ben İran’ın iyi niyetli olduğuna inanıyorum, yani kötü bir niyeti yok. Bir kere Müslüman bir ülke, DİNEN HARAMDIR. ATOM BOMBASI KULLANAMAZ. Çünkü atom bombasında haklıyı haksızı ayırt etmek mümkün değildir. Mesela bir şehre bomba attım mı sen orada Müslümanı da öldürürsün, muttakiyi de öldürürsün, İslam’da böyle bir şey yoktur. … Dolayısıyla atom bombasının kullanılması Müslüman için zaten haramdır. İran inancında da, yani Caferi inançta da haramdır

Ardından müvekkil ve arkadaşları hem İran hem de İsrail tarafından devlet yönetiminde söz sahibi olan din adamları, millet vekilleri, medya ve basın temsilcileri ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının önde gelen yöneticileriyle çok sayıda görüşmeler, toplantılar, canlı televizyon yayınları ve konferanslar gerçekleştirmişlerdir.

Müvekkil ve arkadaşlarının çabaları kısa sürede etkisini göstermiş;

  • İlk önce dönemin İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Dr. Ali Ekber Salihi 23 Ekim 2009 Tarihli Hürriyet Gazetesine verdiği demeçte müvekkilin cümlelerini kullanarak “NÜKLEER BOMBA HARAMDIR açıklamasında bulunmuş,
  • Ardından dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad Danimarka Televizyonuna verdiği 16 Aralık 2009 tarihli röportajında müvekkilin kullandığı cümleleri tekrar ederek “ATOM BOMBASININ HARAM OLDUĞUnu veKULLANMAYACAKLARINIifade etmiş;
  • Daha sonrasında da dönemin İran Dini Lideri Hamaney, 22 Şubat 2012 tarihinli basın açıklamasında yine müvekkilin cümlelerini tekrar ederek “İRAN’IN DİNİ AÇIDAN NÜKLEER SİLAHA SAHİP OLMAYI BÜYÜK GÜNAH OLARAK SAYDIĞI açıklamasında bulunmuştur.

Müvekkil ve arkadaşlarının gösterdikleri olağanüstü çabanın ardından gelen bu açıklamalarla iki ülke arasındaki tansiyon ve gerilim de düşmüş, her iki tarafın birbirine yönelik saldırgan girişim ve açıklamaları son bulmuş ve dünya bu sayede rahat bir nefes alabilmiştir.

Müvekkil ve arkadaşlarının o dönemde İranlı ve İsrailli din adamları ve çeşitli yetkililerle gerçekleştirdikleri çok sayıdaki görüşme arasından öne çıkan bazılarını şöyle sıralayabiliriz;

1. Müvekkil Adnan Oktar’ın İran Mehdi Enstitüsü temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantı (12 Aralık 2009)

Bright Future Enstitüsü Uluslararası Başkan Yardımcısı Sayad Asadollah Avaie, Mehdi Konferansı Bilimsel Komitesinden Dr. Mohammad Saber Jafari, 5. Mehdi Konferansı Uluslararası İlişkiler Direktörü Ali Ashgar Haddad ile birlikte

2. Müvekkil Adnan Oktar’ın Eylül 2008’de İRİB (İran Devlet Televizyonu) ile yaptığı röportajdan bir kare

3. Müvekkil Adnan Oktar’ın 11 Ocak 2011 tarihinde A9 TV’de ağırladığı İranlı Konukları Mr. Asef, Mr. Ayati ve Pour Sayed Aghaei

4. İran Devlet Televizyonu’ndan (IRIB TV) Esmail Haj Heydari’nin, 15 Mart 2012’de A9 TV stüdyosunda Müvekkil Adnan Oktar ile yaptığı röportaj

5. Müvekkil Adnan Oktar’ın, İran-Amerikan Konseyi Başkanı Prof. Hooshang Amirahmadi ile A9 TV’deki 27 Mayıs 2012 tarihli canlı sohbet

6. İran “Tehran Times” yazarı Kourosh Ziabari’nin 15 Nisan 2015 tarihinde A9 TV’de müvekkil Adnan Oktar ile gerçekleştirdiği röportaj

Müvekkil Adnan Oktar’ın İranlılar, İsrailliler ve bazı Evanjelik liderlerle görüşmeler yapması ve sevecen, anlayışlı, sabırlı bir üslupla, ısrarla Allah’ın emrettiği güzel ahlakı anlatması, onlara kendi dini kaynaklarından deliller göstererek barışı teşvik etmesi geçmişte çok güzel neticelere vesile olmuştur. Bugün de çatışmaların ve savaşın durması için izlenmesi gereken yol budur.

Sefa Saygılı’nın köşe yazısında olduğu gibi Müslümanları ümitsizlik ve yılgınlığa sürükleyecek, çözüm içermeyen acziyet dolu yorumlar, mantık örgüleri ve düşünceler yerine, müvekkil Adnan Oktar’ın Kuran’a uygun olarak önerdiği şekilde “dini inanışlar öne sürülerek başlatılan savaş ve çatışmaların, dinin gerçek hükümleri ve ahlakı anlatılarak durdurulması için çaba gösterilmesi” gereklidir. Müvekkil Adnan Oktar geçmişte bunu defalarca başardığı gibi bugün de imkan tanınması durumunda çok kısa süre içinde başaracaktır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 01.05.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir