Adnan Oktar’ın, Hz. Salih Peygamber Kıssasıyla İlgili Önemli Açıklamaları

By gundem
18 Min Read

KONU  : Müvekkil Adnan Oktar’ın; Kuran’daki Salih Peygamber kıssası doğrultusunda, “Allah’ın sevdiklerine ve sevdiklerinin değer verip sevdiği hususlara bilinçli olarak zarar vermenin; ve Allah’ın sınırlarına uymayıp, yasakladığı bir fiili gerçekleştirmenin; Allah’ın gazabına sebep olduğu” yönündeki değerlendirmelerinin; Kuran ayetleri, Peygamberimiz (sav)’in hadisleri ve tefsir açıklamaları çerçevesinde Sayın Mahkemenize sunulmasıdır.

AÇIKLAMALAR :

Müvekkil, Hz. Salih peygamber kıssasıyla ilgili olarak şu hususlara dikkat çekmektedir:

Kuran’da yer alan Salih Peygamber kıssasında geçen “Allah’ın devesi” hadisesinde; bu devenin sıradan bir varlık olmadığı, Allah’ın açık bir ayeti ve kulları için bir imtihan vesilesi olduğu anlatılmaktadır.

Bu sebeple Semud Kavmi, bu deveye yaptıklarıyla yalnızca bir canlıya zarar vermemiş; Allah’ın kendileri için koyduğu bir sınırı bilerek çiğnemiştir.

Üstelik BU DEVE, peygamberin kendilerine Allah’tan bir delil olarak bildirdiği, korunmasını özellikle istediği, çok sevdiği ve kıymet verdiği bir nimettir.

Buna rağmen ona yönelmeleri, SIRADAN BİR HATA DEĞİL; açık bir uyarıya rağmen BİLİNÇLİ BİR KARŞI GELME olmuştur.

Kuran’da bu kavmin, öncesinde uyarılmasına rağmen, Allah’ın yasakladığı bir fiili yaptığı ve ardından Allah’ın azabıyla karşılaştığı bildirilmektedir. Bu durum, yapılan eylemin ne kadar ağır bir anlam taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü burada söz konusu olan; bilinçli olarak yapılan ve Allah’ın ayetine karşı sergilenen tavırdır.

BU KISSA, İNSANLARA ÖNEMLİ BİR HAKİKATİ HATIRLATMAKTADIR:

Allah’ın ayeti olarak ortaya koyduğu, korunmasını emrettiği veya peygamberleri aracılığıyla değer verdiğini bildirdiği hususlara karşı yapılan bir kötülük ve zarar vermeye yönelik davranışlar, asla önemsiz görülmemelidir.

Bu tavırlar, hem dünyada hem de ahirette ağır sonuçlar doğurabilecek bir mahiyettedir. Nitekim ALLAH’IN SEVDİĞİ KULLARINA ve ONLARIN KIYMET VERDİĞİ DEĞERLERE yönelik bilinçli olarak zarar vermeye kalkışmak, insanın Allah Katındaki durumunu doğrudan ilgilendiren son derece hayati bir konudur.

Müvekkil, söz konusu kıssaya ilişkin olarak aşağıdaki hususları Kuran ayetleri doğrultusunda detaylı şekilde açıklamaktadır:

I. Hz. Salih ve Tebliğ Görevi

Kuran’da bildirildiği üzere Hz. Salih, Semud Kavmi’ne gönderilmiş bir peygamberdir. Kavmi başlangıçta tevhid inancına sahip olmakla birlikte zamanla şirke düşmüş, putperestliğe yönelmiş ve Allah’ın sınırlarını ihlal eder hale gelmiştir.

Hz. Salih’in, kendi kavmi içerisinde güvenilir, dürüst ve saygın bir kimse olarak tanındığı; “geleceğe dair kendisinden ümit beklenen bir kişi” olduğu Kuran’da şöyle ifade edilmektedir:

—Kovulmuş Şeytandan Rahman ve Rahim Olan Allah’a Sığınırız—

“…Ey Salih! Sen bundan önce İÇİMİZDE UMUT BESLENEN BİRİYDİN…” (Hud Suresi, 62)

Rivayetlerde ve tefsir kaynaklarında ise; Hz. Salih’in dürüstlüğü ile tanındığı, hayır işleriyle uğraşan, hastaları ziyaret eden, zayıf, muhtaç ve yoksulları gözeten, ticaretle uğraşıp el emeği ile geçinen, bu yönlerinden dolayı da kavmi tarafından sevilen ve hatta liderlik için uygun görülen bir insan olduğu aktarılmaktadır. Buna rağmen kendisine peygamberlik verilmesiyle birlikte, kavminin önemli bir kısmı ona karşı çıkmış, tebliğini reddetmiş ve inkarda ısrar etmiştir.

Hz. Salih uzun süre kavmini tevhide davet etmiş; Kuran’da bu davetin içeriği şu şekilde bildirilmiştir:

“Semud (halkına da) kardeşleri Salih’i (elçi olarak gönderdik. Salih:) ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka İlahınız yoktur’…” (A’raf Suresi, 73)

II. Semud Kavmi

Semud kavmi, Kuran’da bildirildiği üzere, kendilerinden önce yaşamış olan Âd kavminden sonra gelen ve benzer şekilde güç, medeniyet ve refah sahibi bir topluluktur. Kuran’da, dağları ve yüksek kayaları oyarak inşa ettikleri görkemli evlerle ünlü Semud kavmine, kendilerinden önce helak edilen Âd kavminin akıbetinin hatırlatıldığı görülmektedir:

Allah’ın Ad kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (A’raf Suresi, 74)

Ayette verilen bilgiler, Semud kavminin, kendilerinden önce helak edilen bir kavmin yerine geçtiğini ve aynı coğrafyada güç ve servet kazandığını ortaya koymaktadır.

Ad kavmi ise, kendilerine gönderilen Hud Peygamber’in tebliğine rağmen inkarda ısrar etmeleri, kibirlenmeleri ve yeryüzünde azgınlık etmeleri sebebiyle helak edilmiştir. Kuran’da bu durum şu şekilde bildirilmektedir:

Ad kavmi ise yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladı…” (Fussilet Suresi, 15)

Bu kavim, kendilerini güç bakımından üstün görmüş ve Allah’ın İlahi uyarılarını dikkate almamıştır. Bunun sonucunda şiddetli bir rüzgar ile helak edilmişlerdir.

Semud kavmi de benzer şekilde; sahip oldukları güç ve medeniyet sebebiyle böbürlenmiş, Allah’ın sınırlarını tanımaz hale gelmiş, kendilerine gönderilen peygamberi yalanlamış ve sonuç olarak aynı akıbete uğramıştır.

Bu ayetler göstermektedir ki, Semud kavminin durumu yalnızca tek başına bir olay değil; inkarda direten benzer kavimlerin tavırlarının tarih boyunca tekrarlandığını gösteren bir örnek niteliğindedir.

III. Allah’ın Mucize Olarak Gönderdiği Devesi

Kuran’da bildirildiği üzere, Hz. Salih’in tebliğine karşılık Semud Kavmi ondan bir mucize istemiş; bunun üzerine Allah, onlar için açık bir ayet olarak “Allah’ın devesi”ni göndermiştir. Bu deve, sıradan bir varlık olmayıp, Allah tarafından değerli kılınan bir mucizedir.

Kuran’da bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

“… Allah’ın bu dişi devesi size bir mucizedir…” (A’raf Suresi, 73)

Hz. Salih’in Devesi, Ansızın Bir Mucize Olarak Bir Kayanın İçinden Ortaya Çıkmamıştır

Kıssa ile ilgili bazı rivayetlerde, Allah’ın devesinin mağaradaki bir kayanın içinden ansızın, alışılmışın dışında ve olağanüstü bir şekilde çıktığı yönünde anlatımlar yer almaktadır. Ancak Kuran ayetlerinde böyle bir bilgi YOKTUR.

Zaten böyle bir olayın gerçekleşmesi MÜMKÜN DE DEĞİLDİR. Çünkü Allah, dünya hayatını bir imtihan olarak yaratmıştır. Bu imtihanın gereği olarak da insanın aklını ortadan kaldıracak, onu zorunlu olarak inanmaya mecbur bırakacak olaylar yaratmaz. Çünkü insan, doğruyu ve yanlışı kendi iradesiyle seçmekle sorumludur. Eğer herkesin gözünün önünde, hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde böyle bir olay gerçekleşseydi, imtihan ortamı ortadan kalkardı. (Burada şu hususun da anlaşılması gerekir: İnsan seçim yapar; ancak yaptığı tüm seçimler, Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderde sonsuz önceden bellidir; yani bu seçimler de Allah’ın takdiriyle gerçekleşir. Hiçbiri Allah’ın bilgisi ve takdiri dışında değildir.)

Dolayısıyla KURAN’DA MUCİZE OLARAK ASIL VURGULANAN ve DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ASIL KONU; DEVENİN ORTAYA ÇIKIŞ ŞEKLİ DEĞİL, onun “ALLAH TARAFINDAN ÖZEL BİR AYET OLARAK GÖNDERİLMİŞ OLMASI, KORUNMASININ EMREDİLMESİ, SU ÜZERİNDE HAK SAHİBİ KILINMASI, KAVMİN bu konuya dair AÇIKÇA UYARILMASI ve bu durum karşısındaki tavrının İMTİHAN EDİLMESİDİR.

Bu konuda Semud kavmine şöyle açık bir uyarı yapılmıştır:

“… Onu salıverin de Allah’ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar’ dedi. (A’raf Suresi, 73)

“Ey kavmim, size işte bir ayet olarak Allah’ın devesi; onu serbest bırakın, Allah’ın arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azab sarıverir.” (Hud Suresi, 64)

Bu ayette dikkat çekici olan husus şudur: Deve yalnızca bir mucize olarak gönderilmemiş, aynı zamanda serbest bırakılması, zarar verilmemesi ve dokunulmaması özellikle emredilmiştir. Bu devenin korunması gerektiği özellikle vurgulanmış ve bunun Allah’ın emri olduğu konusunda kavim açık bir şekilde UYARILMIŞTIR.

Bununla birlikte, devenin su içme hakkı da Allah tarafından belirlenmiş ve bu durum da Kuran’da açıkça ifade edilmiştir:

“’Sen yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer doğru söylüyorsan, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim.’ Dedi ki: ‘İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.’” (Şuara Suresi, 154-156)

“Allah’ın elçisi onlara dedi ki: ‘Allah’ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin.‘” (Şems Suresi, 13)

Tefsir kaynaklarında da belirtildiği üzere, Semud Kavmi’nin bu duruma razı olmaması, yani kendilerince bir hayvanın kendileriyle eşit şekilde su hakkına sahip olmasını kabullenememeleri, onların kibirlerini ve Allah’ın hükmüne karşı içlerindeki inkara dayalı direnci ortaya çıkarmıştır.

Dolayısıyla deve, sadece bir mucize olarak değil; Semud kavmine bir imtihan vesilesi olarak gönderilmiş, onların nefsindeki kötülükleri ortaya çıkaran bir sınav haline gelmiştir.

Bununla birlikte Hz. Salih’in de, DEVESİNE ÖZEL BİR SEVGİ BESLEDİĞİ, büyük bir titizlik gösterdiği ve korunmasını özellikle istediği de yine ayetlerden anlaşılmaktadır.

Bu durum, Salih peygamberin bu nimeti yalnızca bir MUCİZE olarak değil, Allah’ın güzel bir NİMETİ ve aynı zamanda korunması gereken bir EMANETİ olarak gördüğünü göstermektedir.

Ancak Semud Kavmi, bu açık uyarılara aldırış etmemiş, Salih peygamberin devesine karşı DÜŞMANCA BIR TAVIR sergilemiş ve Allah’ın kendilerine çizdiği bu sınırı BİLEREK ve İSTEYEREK ihlal etmiştir. Kuran’da bu durum şu şekilde bildirilmektedir:

“Fakat, onu yalanladılar, DEVEYİ YERE YIKIP ÖLDÜRDÜLER…” (Şems Suresi, 14)

Tefsir kaynaklarında (İbn Kesir, Taberî) bu olayın yalnızca bir kesme fiili olmadığı; devenin önce takip edildiği, engellendiği ve sonunda topluca saldırılarak öldürüldüğü aktarılmaktadır. Rivayetlere göre kavmin azgınları bir araya gelmiş, deveyi yakalayarak ayaklarını kesmiş ve ardından tamamen öldürmüşlerdir. Bu durum, bu eylemin ani bir davranış değil, PLANLI VE BİLİNÇLİ BİR SALDIRI OLDUĞUNU göstermektedir.

Yine bazı rivayetlerde, bu olayın ardından kavminin Hz. Salih’e kendilerince meydan okuduğu, onu çağırarak yapılanı adeta gösterdikleri ve “Hani bize vaat ettiğin azap?” diyerek alay etmeye yeltendikleri aktarılmaktadır (İbn Kesir Tefsiri). Bu durum, yapılanların sadece bir zarar verme eylemi değil;

aynı zamanda DEVEYİ ÇOK SEVDİĞİNİ BİLDİKLERİ PEYGAMBERİ İNCİTMEYE VE KÜÇÜMSEMEYE YÖNELİK BİLİNÇLİ BİR TAVIR OLDUĞUNU ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla bu eylem; yalnızca canlı bir varlığa zarar vermek veya basit bir hata, bir anlık gaflet ya da sıradan bir ihlal DEĞİLDİR.

Aksine;

  • açık bir uyarıya rağmen,
  • Allah’ın ayeti olduğu bildirilen bir varlığa,
  • Allah’ın peygamberinin çok sevdiği ve hassasiyet gösterdiği bir değere karşı,
  • bilinçli ve kasıtlı şekilde;
  • düşmanlıkla gerçekleştirilen
  • bir zarar verme;
  • Allah’ın ayetine karşı gelme ve
  • Allah’ın koyduğu sınırı çiğnemektir.

Üstelik bu deve, Hz. Salih’in kendilerine Allah’tan bir delil olduğunu bildirdiği, korunmasını özellikle istediği, çok sevdiği ve kıymet verdiği bir varlıktır. İşte bu nedenledir ki bu kasıtlı, saldırgan, azgın ve düşmanca tavrın ardından, Semud Kavmi Allah’ın gazabıyla karşılık görmüş ve ağır bir azaba uğrayarak helak edilmiştir:

“Onları BİR SARSINTI YAKALADI…” (A’raf Suresi, 78)

Rableri de günahları dolayısıyla ‘ONLARI YERLE BİR ETTİ, KIRIP GEÇİRDİ’; ORASINI DA DÜMDÜZ ETTİ.” (Şems Suresi, 14)

BU DURUM, ALLAH’IN SEVDİKLERİNE VE ALLAH’IN SEVDİKLERİNİN SEVDİKLERİNE YAPILAN BİR KÖTÜLÜĞÜN ALLAH KATINDAKİ KARŞILIĞININ NE KADAR AĞIR OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR.

BU KISSANIN ORTAYA KOYDUĞU AÇIK HAKİKAT

Allah Sevdiğine Yapılan Bir Tavra Karşı Gazaplanır.

Ancak Sevdiğinin Sevdiğine Yapılan Bir Tavra Karşı da Gazaplanır.

Nitekim Semud Kavmi, Yalnızca Bir Deveye Zarar Verdikleri İçin Değil; Allah’ın Ayetlerinden Birine ve Peygamberinin 

Çok Sevip Değer Verdiği Bir Nimete Bilinçli Olarak Düşmanlık Gösterdikleri ve Zarar Verdikleri İçin Helak Edilmiştir.

Kuran’da, peygamberlere eziyet edenler hakkında şu şekilde uyarı yapılmaktadır:

“Allah’a ve Resûlü’ne eziyet edenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiştir…” (Ahzab Suresi, 57)

Bununla birlikte Kuran’da, müminlere eziyet edenler hakkında da benzer şekilde uyarıda bulunulmaktadır:

“İnanan erkeklere ve inanan kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab Suresi, 58)

Bu ayetler birlikte değerlendirildiğinde; yalnızca peygamberlere değil, Allah’a iman eden kullarına yönelik doğrudan veya dolaylı, eziyet ve zarar verici davranışların da Allah Katında ne kadar ağır bir karşılığı olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde de bu gerçek açıkça ifade edilmiş; Allah’ın sevdiği kullarına yönelik tavrın ne kadar önemli olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

Ebû Hüreyre”den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah şöyle buyurdu: “KİM BENİM BİR VELÎ KULUMA (DOSTUMA) DÜŞMANLIK EDERSE, BEN DE ONA HARP İLÂN EDERİM (SAVAŞ AÇARIM). …” (Buhârî, Rikâk, 38)

Bu hadis, Allah’ın sevdiği kullarına yönelik düşmanlığın DOĞRUDAN ALLAH’A KARŞI BİR TAVIR OLDUĞUNU açıkça göstermektedir.

Dolayısıyla Allah’ın sevdiği kullara yönelik düşmanlık, sıradan bir davranış değildir; aksine doğrudan Allah’ın gazabını celbeden son derece önemli bir tavırdır.

Ayrıca Burada Dikkat Edilmesi Gereken Bir Diğer Husus da Şudur:

Allah’ın sevdiği kullar yalnızca PEYGAMBERLER değildir. ALLAH’A YAKIN OLAN, O’NU ÇOK SEVEN, O’NA SAMİMIYETLE KULLUK EDEN, O’NUN RIZASINI GÖZETEN SALİH KULLAR da bu kapsamdadır.

Bu yönüyle; peygamberlere yönelik doğrudan veya dolaylı zarar vermeyi amaçlayan tavırlar ile Allah dostlarına karşı beslenen düşmanlık, Allah’ın gazabıyla karşılık görecek AYNI MAHİYETTEKİ DAVRANIŞLARDIR.

IV. DEVENİN KESİLMESİNDEN SONRAKİ AZGINLIK: SEMUD’UN 9’LU BOZGUNCU ÇETESİ

Kuran’da bildirildiği üzere, Semud Kavmi’nin azgınlığı yalnızca Hz. Salih’in devesini öldürmekle sınırlı kalmamış; bu olayın ardından daha da ileri giderek peygamberlerine karşı açık bir düşmanlık içerisine girmişlerdir. Bu durum Kuran’da şu şekilde bildirilmektedir:

“Şehirde dokuz kişi vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, ıslah etmiyorlardı.” (Neml Suresi, 48)

Bu ayette bildirilen DOKUZ KİŞİLİK TOPLULUK, tefsirlerde kavmin en azgın, en önde gelen bozguncuları olarak açıklanmaktadır. Rivayetlere göre, deveyi öldüren saldırının arkasında da bu azgın grup bulunmaktadır.

Ancak onların azgınlığı bununla da sınırlı kalmamıştır. Kuran’da bu grubun, Hz. Salih’i de öldürmek üzere plan yaptıkları açıkça bildirilmektedir:

“Dediler ki: ‘Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine ‘Biz onun ailesinin yok edilmesine şahit olmadık’ diyelim…” (Neml Suresi, 49)

Bu ayet, Semud Kavmi’nin yalnızca Allah’ın ayetlerinden biri olan Salih Peygamberin çok sevdiği devesine zarar vermekle kalmayıp; aynı zamanda PEYGAMBERİ DE ÖLDÜRMEYİ PLANLAYACAK KADAR İLERİ GİTTİKLERİNİ göstermektedir.

Tefsirlerde (İbn Kesir) bu olay şu şekilde açıklanmaktadır:

Deveyi öldüren bu azgın grup, ardından Hz. Salih’i de ortadan kaldırarak konuyu tamamen kapatmak istemiş, ancak ALLAH ONLARIN TUZAKLARINI BOZMUŞ ve KENDİLERİNİ HELAK ETMİŞTİR.

Bu gerçek Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

“Onlar bir tuzak kurdular, BİZ DE ONLARIN FARKINDA OLMADIKLARI BİR TUZAK KURDUK.” (Neml Suresi, 50)

Kuran’da bildirilen tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde; Semud Kavmi’nin yaptığı eylemin yalnızca yasak kılınan bir konuda bir sınırı ihlal etmekten ibaret olmadığı; aksine giderek artan bir azgınlık, isyan ve düşmanlık içerisinde oldukları açıkça görülmektedir.

Önce Allah’ın kendilerine Katından bir delil ve mucize olarak gönderdiği Hz. Salih’in devesine saldırılmış, ardından da doğrudan peygamberin hayatına kastetmeye yönelik bir plan yapılmıştır.

Bu azgınlıklarının ardından ise Semud Kavmi, Allah’ın çok büyük bir gazabıyla karşılaşmış ve tamamen helak edilmiştir.

SONUÇ VE TALEP :

Salih Peygamber kıssasında anlatılan hadise, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil; tüm insanlara doğrudan hitap eden açık bir uyarı olarak Kuran’da yer almaktadır.

Bu kıssa ile Allah; sevdiği, korunmasını emrettiği ve değer verdiğini bildirdiği hususlara; veya Allah’ın sevdiği kullarının sevdiği, değer verdiği kimse ve konulara karşı; kasti olarak yapılan, düşmanca tavırların, sıradan ve önemsiz davranışlar olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça bildirmektedir. Çünkü bu tür davranışlar; yalnızca bir yasağın ihlali değil, aynı zamanda Allah’ın ayetine ve O’nun sevdiği kulların değerlerine karşı sergilenen tavırlardır.

İnsan, yalnızca açık yasakları çiğnediğinde değil; Allah’ın sevdiği kullarının değer verdiği, hassasiyet gösterdiği ve korunmasını istediği şeylere karşı bilinçli bir şekilde zarar verdiğinde de, ağır bir sorumluluk altına girmektedir.

Bu tür davranışlar, dışarıdan bakıldığında basit, sıradan ve önemsiz gibi görülebilir. Ancak Allah Katında bu davranışlar Allah’ın gazabıyla karşılık bulmakta; bu kıssada da bu hayati konu hatırlatılmaktadır.

Bu yönüyle değerlendirildiğinde; Allah’ın sevdiği kullara ve onların önem verdiği değerlere değer vermek, iman ahlakının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Aksi yönde sergilenen bilinçli tutumlar ise, insanı farkında olmadan Allah’ın gazabına yaklaştırabilecek ciddi bir tehlike taşımaktadır.

Salih Peygamber kıssası da, bu hakikati en açık ve çarpıcı şekilde ortaya koyan ibret alınması gereken bir örnek olarak Kuran’da yer almaktadır.

Müvekkilin bu konudaki değerlendirmelerini saygılarımızla Sayın Mahkemenizin takdirine sunarız.

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir