ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR
Furkan Sezer, Adnan Oktar Davasında, “Taciz, Tecavüz, Zorla Alıkoyma” Gibi İddiaların Tümünün Yalan Olduğunu
İtiraf Etmiştir
2018 yılında, Adnan Oktar grubuna yönelik operasyon sırasında İstanbul Emniyeti’nde Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevinde bulunan ve söz konusu operasyonu bizzat yöneten Furkan Sezer, hatırlanacağı gibi bu operasyonun ardından, Kilis Polis Evi Müdürlüğü’ne -kendi ifadeleriyle- “sürülmüş” ve istifaya zorlanmıştır.
Müvekkil Adnan Oktar’a yönelik husumeti ile tanınan ve söz konusu operasyon sonrasında da terfi başta olmak üzere çok fazla şeyi hak ettiğini düşünürken, görevinden sürülerek karşılık alan Furkan Sezer, bu sebeple müvekkile yönelik husumetini daha da artırmış ve müvekkil hakkında demeçler vererek, kendince görünürlüğünü artırmaya, hafızalardan silinmemeye çalışmıştır.
Bu yöndeki çabalarını gösterdiği ortamlar, genellikle kendisi gibi husumet besleyen şahısların sunduğu programlar olmuştur. Bunlardan biri, Sözcü TV’de yayın yapmakta olan İpek Özbey‘dir. İpek Özbey de genellikle izleyiciler tarafından çok da teveccüh görMEyen, tercih edilMEyen bir televizyoncu olduğundan, pek de fazla izleyicisi bulunMAdığından, dikkatleri kendi üzerine çekebilmek, izlenilebilir olmak için müvekkilin adını sıklıkla kullanan kişilerden biridir.
Şu hususu önemle belirtelim: Şayet Sayın İpek Özbey, fikir, görüş, inanç fark etmeksizin herkes için adaletin destekçisi olsa, haktan yana davransa ve haklı olanı savunsa, karşısındaki insanlar ile empati kurup onlara anne şefkati ile yaklaşsa, reyting veya izleyici kazanma kaygısına düşmeyip karşısındaki insanları vicdani hassasiyetle değerlendirse, doğruları dile getirmekte kararlı bir profil çizse, objektif olsa, kulaktan dolma izahlara göre değil delillere göre konuşsa, kendisi de sunduğu program da kesinlikle çok daha fazla beğenilecek ve takdir toplayacaktır. Bir kısım husumetlilerin intikam peşinde verdiği izahlara destekçi görünümü vermek, kendisini güvenilmez bir gazeteci görünümüne itmektedir.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=6X_MQb3A1hg
03.10.2023 yılında, Sözcü TV’de söz konusu iki kişi, aynı amaçlarla bir araya gelmiş ve izleyici artırmak, unutulmamak adına, müvekkili konu ettikleri bir program yapmışlardır. Söz konusu program ile ilgili tarafımızca çok kapsamlı yazılar yayınlanmış, tekzipler yapılmış durumdadır.
Söz konusu programda yer alan BAZI İFADELERİ, tekrar tekrar hatırlatmak tarafımızca önem arz etmektedir. Zira bu ifadeler, Furkan Sezer ve onunla birlikte operasyonu yürütenlerin, “zorla alıkonulan“, “taciz ve tecavüze uğrayan”, “eziyet gören”, “sözde örgütten kurtulmaya çalışan“ kızlar şeklindeki iddialarında KÜLLİYEN YALAN SÖYLEDİKLERİNİ ortaya koymaktadır.
Röportaj sırasında Furkan Sezer;
Müvekkil ADNAN OKTAR’IN, CEZAEVİNDEN ÇIKTIĞI ANDA, SÖZ KONUSU CAMİAYI 24 SAAT İÇİNDE YENİDEN TOPLAYACAĞINI VE TOPLULUĞUNU, ESKİSİNDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜ HALE GETİRECEĞİNİ
belirtmektedir.
Bu açıklamanın hemen ardından ise,
BU SÜREÇTE GRUPTAN AYRILANLARIN DA, MÜVEKKİLİN YANINA GERİ DÖNECEKLERİNİ
söylemektedir.
Buradaki açıklama son derece önemlidir. Furkan Sezer, operasyon döneminde gruptan ayrılan genç kızların, sözde taciz/tecavüz mağduru olduklarını iddia etmektedir. Bu kızların, grubun içinde zorla tutulduklarını ve yıllar boyunca bu esaretten kurtulamadıklarını iddia etmekte; bütün operasyonu bunun üzerine kurgulamaktadır. Sözüm ona yıllarca eziyet çektiklerini ama bir türlü bu ortamdan ayrılamadıklarını iddia etmektedir. Yine Furkan Sezer, operasyonun yapılması ile bu kızların söz konusu esaretten “kurtarıldıklarını” iddia etmektedir.
Bu şartlar altında şu soruyu sormak gerekir:
İddiaya göre taciz ve tecavüzlere uğramış, yıllarca esaret altında kalmış ve kaçamamış, zorla tutulmuş ve nihayet 11 Temmuz 2018 yılındaki operasyon sonrasında kurtarılabilmiş olan bu kişiler, ACABA NEDEN MÜVEKKİLİN CEZAEVİNDEN ÇIKIŞINDAN SONRAKİ 24 SAAT İÇİNDE, YANİ ALELACELE, TEKRAR MÜVEKKİLİN YANINA DÖNMEKTEDİRLER?
Furkan Sezer bu dönüşün, GÖNÜLDEN, SEVEREK, İSTEYEREK olduğunu belirtmekte, hatta bu şekilde müvekkil ve arkadaşlarının ESKİSİNDEN DE GÜÇLÜ olacağını söylemektedir. Yani bu kişiler, HASRETLE BEKLEDİKLERİ BİR KAVUŞMA YAŞAYACAKLAR VE YOLLARINA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE DEVAM EDECEKLERDİR.
Şu durumda, o sözde alıkonulmuş ve kendilerini sözde örgütten zor kurtarmış olarak lanse edilen kızlar; NEDEN ADNAN OKTAR’IN YANINA SEVEREK, İSTEYEREK, ÖZLEM DUYARAK DÖNMEKTEDİRLER?
Furkan Sezer, bu soruların cevabını çok iyi bilmektedir:
Çünkü bu kızların hiçbiri;
Zorla alıkonulMAmış,
HapsedilMEmiş,
Taciz veya tecavüze uğraMAmış,
Eziyet görMEmiştir.
Bu genç kızların tümü, bu camiada bulunan kişilerin dostu, arkadaşıdırlar. Operasyon sırasında ve sonrasında;
Korkutulmuş,
Hapse girmekle tehdit edilmiş,
Müvekkile iftira atmazlarsa kilitli kapılar ardında Güneş yüzü göremeyecekleri tehdidiyle karşılaşmış,
Bel altı tehditlerle yüz yüze kalmışlardır.
İşte bu tehditler ve şantajlar sonrasında, kendilerine söylenen “ya şüpheli olur hapse girersin ya da şikayetçi olur özgürlüğüne kavuşursun” şeklindeki onursuz teklif üzerine, bu kişiler, cezaevine girmemek için şikayetçi olmak zorunda kalmışlardır. Şikayetçi olabilmek için de, iftira beyanların altına imza atmak zorunda kalmışlardır.
Türkiye’de herkes artık çok iyi bilmektedir ki, Adnan Oktar davasında, şikayetçi ve etkin pişman oluşturma sistemi bu stratejiye dayandırılmıştır. Şu anda, mevcut kumpas davalarında, Ekrem İmamoğlu davasında da aynı yöntemlerin uygulanıyor olması, bunun sahte örgüt suçlamalarında kullanılan planlı bir strateji olduğunu ortaya koymaktadır. Örgüt kisvesiyle suçlanması istenen gruplara, şikayetçi ve etkin pişman kimliği ile iftirada bulunanlar üzerinden yürütülen bu stratejinin EN KAPSAMLI VE İLK UYGULAMA ALANI ADNAN OKTAR DAVASI OLMUŞTUR.
İşte bu nedenledir ki, müvekkil cezaevinden çıksa, operasyon döneminde şikayetçi ve etkin pişman olmak zorunda kalıp hapisten kurtulmuş olan kişiler, ELBETTE MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YANINA GERİ DÖNECEKLERDİR. Çünkü hayatlarının hiçbir döneminde onlardan zarar görMEmiş, SADECE SEVGİ, SAYGI VE HÜRMET GÖRMÜŞLERDİR. Bu camia, onların arkadaşlarının, dostlarının oluşturduğu camiadır.
Furkan Sezer, bunu en iyi bilenlerin başında geldiğinden, söz konusu şikayetçi oluşturma sistemini o dönemde BİZZAT KENDİSİ inşa ettiğinden, etkin pişman ve şikayetçileri oluşturma sürecini doğrudan kendisi yönettiğinden, müvekkilin cezaevinden çıktığında, ayrılmış kişilerin tekrar geri döneceklerini çok iyi bilmektedir.
Yine Furkan Sezer, söz konusu grubun “suç örgütü” ile alakasının OLMADIĞINI, birbirine GÖNÜL BAĞI ile bağlanmış insanların oluşturduğu bir grup olduğunu, bu gönül bağını da OPERASYONLARIN, CEZAEVİ SÜREÇLERİNİN YA DA İMKANLARINI DURDURMANIN ORTADAN KALDIRAMAYACAĞINI da en iyi bilenlerden biridir. İşte bu nedenledir ki, müvekkilin cezaevinden çıkmasıyla birlikte, sadece 24 saat içinde bütün dostların tekrar bir araya geleceğinden ve eskisinden de güçlü bir bağ oluşacağından emin olarak konuşmaktadır.
Bu arada hatırlatalım; Furkan Sezer, muhtemelen farkında dahi olmadan, Hz. Mehdi ile ilgili bir hadise de atıfta bulunmuştur. Söz konusu hadis şu şekildedir:
İmam Bâkır’a nispet edilen bir rivayette şöyle bildirilir: “Allah’a yemin olsun ki, BİR TEK SAATTE TOPLANIRLAR; sonbahar bulut parçalarının toplanması gibi.“ (https://books.rafed.net/view/1474/page/701)
Müvekkil, kendisini Mehdi talebesi olarak gördüğü için, Furkan Sezer’in dikkat çektiği bu benzerlik de mutluluk vericidir.
Furkan Sezer’in bu itiraflarının bu bakımdan iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yönelik uygulanan kumpasın doğrudan içinde olan bir isim olarak Furkan Sezer, GÖNÜL BAĞIYLA BİR ARAYA GELMİŞ BU GRUBUN, HİÇBİR ZORLAYICI ETKENLE SARSILMAYACAĞINI çok iyi anlamıştır.
Yukarıdaki açıklamaları takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 24.09.2026