Ekrem Açıkel ve Bülent Şahin Erdeğer’in Adnan Oktar Hakkındaki İddialarına Cevap

By gundem
26 Min Read

EKREM AÇIKEL, PROGRAMINI TEK TARAFLI PROPAGANDAYA ALET ETMEMELİ, BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER A9 TV HAKKINDA YORUM YAPMADAN ÖNCE KENDİ KATILDIĞI TV KANALLARINI DEĞERLENDİRMELİDİR

Bülent Şahin Erdeğer, Ekrem Açıkel’in 17.08.2026 tarihli programında müvekkil Adnan Oktar hakkında hiçbir doğruluğu olmayan, dürüstlükten ve vicdandan son derece uzak birtakım değerlendirmelerde bulunmuştur.

Müvekkil Adnan Oktar Ekrem Açıkel’in candan, demokrat ve gayretli üslubunu beğeniyle izlemektedir. Bir halk insanı olduğu anlaşılan Ekrem Bey’in, diğer konularda olduğu gibi müvekkil Adnan Oktar söz konusu olduğunda da hukuku esas alan, adil ve vicdanlı bir yayın anlayışını benimsemesi kendisine yakışan tavır olacaktır. Kısa süre önce Sayın Özgür Özel’i konuk ettiği programın ardından başta Yeni Akit olmak üzere bazı basın organlarında, müvekkil Adnan Oktar’ın adı geçirilerek kendisi hakkında birtakım yayınlar yapılmıştır. Bu yayınların kendisinde endişe uyandırdığı görülmektedir. Son dönemlerde ülkemizde hemen herkesin en küçük bir linç kampanyasıyla tutuklanabildiği bir ortam olduğundan müvekkil Adnan Oktar Ekrem Bey’in bu endişesini anlayışla karşılamaktadır. Ancak her şeye rağmen, programındaki konuğunun hakkaniyetsiz, hatta son derece çirkin sözlerle değerlendirmede bulunmasını adeta teşvik eder bir üslup kullanması da kendisine yakışmamıştır.

Elbette kötü söz, her zaman sahibine aittir. Müvekkil Adnan Oktar ve hanım arkadaşları başta olmak üzere tüm çevresi, sevgisiz, katı, kaba, görgü ve bilgi noksanlığı olan kişilerin her türlü ithamından müberradır. Müvekkil Adnan Oktar’ın yaklaşık 9 yıldır cezaevinde bulunmasına rağmen her geçen gün daha da dinçleşip gençleşmesi, isminin sürekli gündemde kalması ve fikirlerinin dünya çapındaki etkisinin katlanarak büyümesi, iftiracıların amaçlarına hiçbir zaman ulaşamadıklarının ve ulaşamayacaklarının en açık delilidir.

1. BÜLENT ŞAHİN ERDEĞER DEKOLTE KARŞITIYSA BUNU ÖNCE YAYINLARINA KATILDIĞI HABERTÜRK VE TRT’YE SÖYLEMELİDİR

Bahse konu yayında Ekrem Açıkel’in konuklarından olan Bülent Şahin Erdeğer, A9 TV yayınlarındaki dekolteli hanımlar ve dans görüntüleri hakkında son derece çirkin bir değerlendirmede bulunmuştur. Kendisinin bu değerlendirmelerinden dansa, dekolteye, müziğe, kadınların bakımlı olmasına ve eğlenceye karşı olduğu, içinde yetiştiği gelenekçi İslam anlayışı doğrultusunda bunları haram gördüğü anlaşılmaktadır.

Müvekkil Adnan Oktar Kuran’a göre müzik, dans ve eğlencenin haram olmadığına inanmakta, ülkemizdeki tüm tv kanallarında, eğlence mekanlarında, deniz kenarlarında insanların diledikleri gibi müzik dinlemelerinden, dans etmelerinden, kadınların dekolte giyinmelerinden rahatsızlık duymamaktadır. Eğer Bülent Şahin Erdeğer dans ve dekolte karşıtlığı konusunda samimiyse bu konudaki eleştirilerini ilk önce kendisinin sık sık programlarına katıldığı Habertürk ve TRT’ye yöneltmelidir. TRT’nin tüm kanallarında her türlü müzikli program, dans, kadınlı erkekli eğlence programları ve spor kanallarında son derece dekolte görüntüler yer almaktadır. Bülent Şahin Erdeğer’in A9 TV yayınları için yaptığı nitelemelerin çok daha fazlası; dansın, eğlencenin ve dekoltenin her hali TRT kanallarında hemen her gün, milyonların gözü önünde yayınlanmaktadır:

Müvekkil Adnan Oktar TRT’de yayınlanan dans, eğlence, dekolte içeriklerinin hiçbirine karşı değildir, çünkü bunların haram olmadığına inanmaktadır. Müvekkil Kuran ayetlerine dayanarak inancını açıkça ifade etmekte ve savunmaktadır. Bülent Şahin Erdeğer ise savunduğu gelenekçi İslam anlayışına göre TRT’de şarkı söyleyen kadın sanatçıların, birlikte dans eden kadın ve erkeklerin, mayolu sporcuların konumunun ne olduğunu ve kendi inandığı sisteme göre bu kişilerin böyle yaşama hakkı bulunup bulunmadığını açıkça dile getirmelidir.

Bülent Şahin Erdeğer, Pelin Çift’in programlarına da konuk olmaktadır.

Eğer samimi bir tutum içindeyse Pelin Çift ile katıldığı programlarda Pelin Hanım’a,

Saçının sarıya boyalı olmasının,

Makyaj yapmasının,

Bir erkekle aynı odada bulunmasının,

Pantolon giymesinin,

Başörtüsü takmamasının,

Gömleğinin veya bluzunun yakasının açık olmasının

fıkıh kitaplarına göre hükmünün ne olduğunu açıkça söylemesi gerekir.

Yanlış gelenekçi anlayışa göre kadına bakış açısı, kendilerinin muteber gördüğü kaynaklara göre şöyledir:

İNCE, DAR, SÜSLÜ, RENKLİ ŞEYLERLE ÖRTÜNEREK GEZMELERİ DE HARAMDIR. BÖYLE GEZENLER ALLAHU TEALA’YA ASİ OLDUKLARI, GÜNAHA GİRDİKLERİ GİBİ, bunların başında bulunan, baba, zevc, birader ve amcadan hangisi, böyle gezmeye rıza verir ise, bu da, isyan ve günahda ortak olur.

YEDİ VEYA ON YAŞINDA OLAN KIZLAR VE ONBEŞ YAŞINI DOLDURAN VEYA BALİGA OLAN BÜTÜN KIZLAR, KADIN HÜKMÜNDEDİR. BÖYLE KIZLARIN SAÇLARI, KOLLARI, BACAKLARI AÇIK OLARAK, YABANCI ERKEKLERE GÖRÜNMELERİ VE ERKEKLERE TEGANNİ ETMELERİ (şarkı söylemeleri), onlarla yumuşak, cilveli konuşmaları HARAM OLUR…. KADINLARIN BAŞI, SAÇI, KOLLARI, BACAKLARI AÇIK SOKAĞA ÇIKMALARI VE YABANCI ERKEKLERE, LÜZUMSUZ YERE, SESLERİNİ DUYURMALARI, erkeklere şarkı söylemeleri, plak ile, film ile de duyurmaları, KURAN-I KERİM, MEVLİD, EZAN OKUYARAK DUYURMALARI BÜYÜK GÜNAHTIR. KADINLARIN, KIZLARIN İNCE, DAR VEYA KÜRKLÜ ÖRTÜ İLE, KÜPE, GERDANLIK GİBİ ZİYNET EŞYASI AÇIK OLARAK, VE ERKEKLER GİBİ GİYİNEREK VE ERKEKLER GİBİ SAÇLARINI TRAŞ EDEREK SOKAĞA ÇIKMALARI HARAMDIR. BUNUN İÇİN, GENİŞ BİLE OLSA, PANTOLON İLE ÖRTÜNMELERİ DE CAİZ DEĞİLDİR…

… ÇÜNKİ, KADINLAR İĞRİ KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMIŞDIR. AKILLARI VE DİNLERİ ERKEKLERDEN AZDIR…

…HANGİ HALDE VE ŞARTTA OLURSA OLSUN KADININ KAŞLARINI ALMASI VE ALDIRMASI HARAMDIR! ÇÜNKÜ ALLAH VE RESULÜ MUHAMMED (SAV) BUNU YASAKLAMIŞTIR! KAŞINI ALAN VEYA ALDIRAN ERKEK OLSUN KADIN OLSUN LANETLENMİŞTİR!…

… PERUK TAKANA VE TAKTIRAN KADINA, KAŞLARINI İNCELTEN KADINA VE BAŞKASININ KAŞINI İNCELTEN KADINA, HASTALIK OLMAKSIZIN DÖVME YAPAN VE DÖVME YAPTIRMAK İSTEYEN KADINA LANET EDİLDİ! (EBU DAVUD, 4170)…

Pelin Çift Hanım bu inanç sisteminin kadına bakış açısını öğrenmiş olsa kuşkusuz Bülent Şahin Erdeğer ile aynı masada oturmakta pek istekli olmayacaktır.

Yeniden hatırlatmak gerekir ki müvekkil Adnan Oktar, Kuran’ın yeterli olduğuna inanmaktadır. Kuran’a göre Pelin Çift Hanım’ın söz konusu tercihlerinin tümü helaldir. Burada bahsi geçen kadın karşıtı hadislerin hep uydurma hadislerdir. Bülent Şahin Erdeğer’in inancına göre ise Pelin Çift Hanım’ın saçını boyaması, pantolon giymesi, eşinden başka erkeklerle konuşması, çalışması, yakasının dekolte olması ve hayatının doğal parçası olan daha birçok şeyin hepsi haramdır; dahası, bunları yapan kadınlara kendi inanç sistemlerinde verilecek cezalar da oldukça ağırdır.

Bülent Şahin Erdeğer savunduğu inancın kitaplarına göre yaşıyor olsa ne Habertürk ne TRT yayınlarına katılabilecek ne de sosyal medyadaki platformlarda yer alabilecektir. Ancak konu “mesleği” ve “mesleğinden elde ettiği kazanç” olduğunda, bu geliri kaybetme endişesiyle, inançlarına göre haram olan unsurların bulunduğu ortamlarda yer almayı göz ardı edebilmektedir. Çevresindeki insanlara “Benim inancıma göre sakalınızı kesemezsiniz, kravat takamazsınız, saçınızı sarıya boyayamazsınız, dekolte giyemezsiniz, kadın ve erkek aynı ortamda bulunamazsınız” dese iş bulamayacağını bildiğinden gerçek düşünce ve inançlarını ifade etmemektedir. Buna karşın müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları söz konusu olduğunda, bazı çevrelerin “olurunu alacağını” ve belki de kendisine yeni fırsat kapılarının açılacağını umarak hemen yorumda bulunmaktadır. Elbette bu, samimiyetten son derece uzak bir tutumdur.

Bülent Şahin Erdeğer’in sık sık katıldığı kanallardan biri Habertürk’tür:

Bilindiği üzere Habertürk’ün eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy ve bazı Habertürk çalışanları bir süre önce uyuşturucu ticareti ve fuhşa aracılık etme gibi isnatlarla tutuklanmışlardır. Yaşanan bu gelişmelerin ardından, Habertürk kanalı bünyesinde birtakım gayriahlaki olayların meydana geldiği iddiaları da kamuoyunun gündemine gelmiştir.

https://www.sabah.com.tr/yasam/son-dakika-haberturk-eski-muhabiri-nur-kosker-mehmet-akif-ersoyun-tacizini-anlatti-ledin-onune-gec-7481774

Elbette Habertürk’ün bazı çalışanları hakkındaki yargılama neticelenmeden basında yer alan konuların hepsi henüz bir iddia niteliğindedir. Müvekkil Adnan Oktar adil bir yargılama sonucunda Türk mahkemelerinin vereceği karara güvenmektedir ve karar kesinleşinceye kadar sanıkların masumiyet karinesinin korunması gerektiğine inanmaktadır.

Söz konusu soruşturmada gözaltına alınıp tutuklananların birçoğunun Adli Tıp Kurumunda yapılan uyuşturucu testleri pozitif çıkmış, fuhuş isnadına dair birtakım görüntüler ve beyanlar basına yansımıştır.

Buna karşın, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkındaki iddiaların tümünün geçersiz olduğu somut olarak ispatlanmıştır. 2018 yılında, sabah saat 05.30’da, eş zamanlı olarak 2000 polisin katılımıyla 200’e yakın ev ve iş yerine yapılan polis baskınlarında hiçbir gayri ahlaki manzara ile karşılaşılmamıştır. Ayrıca alınan örnekler üzerinde yapılan laboratuvar testlerinde de tek bir kişide dahi herhangi bir uyuşturucu, yasaklı madde ya da alkol izine dahi rastlanmadığı bilimsel raporlarla belgelenmiştir.

Yapılan testler sonucunda ADLİ TIP KURUMU BAŞKANLIĞININ 18/07/2018 tarihli raporunda İSTİSNASIZ HERKES İÇİN;

“ALKOL (ETANOL, METANOL), UYUSTURUCU VEYA UYARICI MADDELER BULUNMADIĞI”

belirtilmiştir.

Aşağıda Adli Tıp Kurumu raporunun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan bu liste, test uygulanan 170 kişinin tamamı için aynı temiz sonuçla devam etmektedir:

Bülent Şahin Erdeğer’in programlarına katıldığı Habertürk stüdyolarından görsellerin birkaç örneği aşağıda yer almaktadır. Kendisinin A9 TV yayınları hakkında yorumda bulunmadan önce kendisinin çıktığı kanallardaki mevcut durum hakkında bir değerlendirme yapması çok daha yerinde bir yaklaşım olacaktır.

Bu ve yukarıdaki sayfalarda örneklerini verdiğimiz giyim tarzları, eğlence ve müzik Kuran’a göre haram değildir. Kuran’da haram olmadığı halde, bazı uydurma hadisler öne sürülerek haram gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Allah’ın helal kıldığını kendilerince haram kılarak insanların mutluluğunu ve özgürlüklerini ellerinden almak isteyenlerin anlattığı İslam, gerçek İslam değildir.

2. MEHDİYET İNANCI İSLAM DİNİNİN TEMEL ESASLARINDAN BİRİDİR VE ANLATILMASI HAKTIR

Bülent Şahin Erdeğer’in yanılgılarından biri de müvekkil Adnan Oktar’ın mehdilik iddia ettiğini sanmasıdır. Bülent Bey, yakın arkadaşı Nevzat Çiçek gibi Mehdiyet konusunun anlatılmasını güya sapkınlıkmış gibi nitelendirmekte ve Mehdiyet inancına sahip olanları sözde dinden sapmış gibi göstermeye çalışmaktadır. Kuşkusuz bu yaklaşım, Mehdiyetin konuşulmasını, anlatılmasını ve bilinmesini engellemek amacıyla bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir.

Mehdiyet konusu, bazılarının iddia ettiği sapkın bir din anlayışı değildir. Tam aksine Ehl-i Sünnet itikadına göre Mehdiyetin inkarı sapkınlık olarak kabul edilmektedir. Üstelik Mehdiyet hadislerinin sahih olduğu, hadislerde haber verilen her olayın aynen gerçekleşmesiyle somut olarak ispatlanmıştır.

Ehl-i sünnet inancına mensup dört hak mezhepte de (Hanefi, Hanbeli, Şafi ve Maliki) Mehdi’nin ahir zamanda geleceği, Hz. İsa (as)’ın gökten inerek namazda Mehdi’yi imamlığa geçireceği konusu tartışmasız bir hakikat olarak kabul edilir. En muteber hadis kaynakları olan Kütübi Sitte’de Mehdiyet konusu kapsamlı bir şekilde anlatılmaktadır. Nitekim bu eserler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmakta ve satılmaktadır.

Bilindiği üzere Türk halkının büyük çoğunluğu Hanefi mezhebine mensuptur. Bu mezhebin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hz. İsa’nın ve Mehdi’nin gelişine dair konuların “inkarı mümkün olmayan esaslar” olduğunu şöyle bildirmektedir:

Deccal’in ve Yecüc’ün çıkması, Güneş’in batıdan doğması, İsa (as)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer KIYAMET ALAMETLERİ HAKTIR VE OLACAKLARDIR. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. ÖRNEĞİN MEHDİ’NİN GELMESİ GİBİ. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar ve gerçekleşeceklerdir. (Fıkhı Ekber Tercümesi, İmamı Azam Ebu Hanife, Hazırlayan Ali Rıza Kaşeli, s. 99)

Dolayısıyla Mehdiyet konusu, müvekkilin şahsi olarak yorumlayıp ortaya koyduğu, İslam’a sonradan dahil etmeye çalıştığı ya da ilk kez kendisi tarafından gündeme getirilen yeni bir konu değildir. Aksine Mehdiyet, başta Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, tarih boyunca pek çok peygamberin ve İslam aliminin müjdelediği, alametlerini ve önemini detaylıca anlattığı köklü bir husustur. Müvekkil de Hz. Peygamber (sav)’in sünnetine uygun olarak Mehdiyet ile ilgili çalışmalar gerçekleştirmiş, yeis ve ümitsizlik içindeki İslam dünyasını Peygamberimiz’in (sav) “MEHDİ İLE MÜJDELENİN” (Kitab- ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) tavsiyesine riayet ederek müjdelemeyi amaçlamıştır.

1.1. Mehdiyet Hadisleri Sahihtir

Söz konusu çevrelerin iddiası, Mehdiyet ile ilgili hadislerin güya sahih olmadığı ve Kuran’da Mehdiyetin yer almadığı yanılgısına dayanmaktadır. Oysa Mehdiyet ve ahir zamana dair hadisler, sahih olduğu en net ve kolay şekilde tespit edilebilen hadislerdir. Bir ahir zaman hadisinin doğruluğu, hadiste haber verilen olayların gerçekleşip gerçekleşmediği ile kesin olarak anlaşılır. Nitekim bu hadislerde zikredilen alametlerin her biri tek tek tahakkuk edip gerçekleştiği için ahir zaman hadislerinin tamamının sahih ve güvenilir olduğu kesin ve net olarak olarak ispatlanmıştır.

Hicri 1400’ün (Miladi 1979) başından itibaren son 40-50 yıldır hadislerde ihbar edilen olayların tamamı ardı ardına yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)’in “olacak” dediği bu hadiselerin her biri, tam olarak müjdelediği şekil ve vakitte gerçekleşmiştir:

1. Fırat’ın suyunun kesileceği,

2. Afganistan’ın işgal edileceği,

3. Irak’ın üçe bölüneceği,

4. Suriye’de savaş ve çatışmalar olacağı,

5. Suriye’ye onlarca farklı ülkenin askerinin geleceği,

6. İran-Irak savaşının yaşanacağı,

7. Kabe’de kan akıtılacağı,

8. İstanbul’da büyük bir patlama meydana geleceği ve insanların yataklarından fırlayacağı (1979 yılındaki Independenta tanker patlaması),

9. Ramazan ayında iki defa Ay ve Güneş tutulması yaşanacağı,

10. Kuyruklu yıldız çıkacağı (Halley kuyruklu yıldızı),

11. Boynuzu andıran iki uçlu kuyruklu yıldızın çıkacağı (Lulin kuyruklu yıldızı),

12. Güneş’te sıra dışı alametler belireceği,

13. Azerbaycan’da bir savaş yaşanacağı,

14. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın çıkacağı,

15. Filistin’de büyük çatışmalar yaşanacağı,

16. Depremlerin artacağı,

17. Tüm dünyayı etkileyen büyük bir salgının yaşanacağı (COVID-19 pandemisi),

18. Gökyüzünde alışılmışın dışında bir kızıllık belireceği,

19. Sel felaketlerinin artacağı,

20. Görülmemiş şiddette sıcakların yaşanacağı,

21. Büyük bir ekonomik krizin baş göstereceği,


22. Fakirlik ve açlığın artacağı,


23. Doğal afetler sebebiyle büyük şehirlerin yok olacağı,

24. Yer çökmelerinin olacağı,

25. Adaletsizliğin yayılacağı,

26. Toplumlarda ahlaki çöküş ve bozulmaların baş göstereceği…

gibi yüzlerce alamet Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde detaylı bir şekilde haber verilmiş ve tam da işaret edilen dönemde, anlatılan şekliyle gerçekleşmiştir. BÖYLECE AHİR ZAMAN HADİSLERİNİN DOĞRULUĞU VE GÜVENİLİRLİĞİ YANİ SAHİH OLDUĞU KESİN OLARAK ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

Kuran’da Mehdiyetin anlatılmadığı iddiası da tamamen bilgisizlikten kaynaklanan büyük bir yanılgıdır. Allah Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam ahlakının mutlaka yeryüzüne hakim olacağını vaat etmiştir.

Allah, sizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaad etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa (halef kıldıysa), onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)

İslam ahlakının yeryüzüne hakim olması demek, Mehdiyet demektir. İslam ahlakı yeryüzüne hakim olduğunda Müslümanların manevi önderi Hz. Mehdi olacaktır. Bu nedenle İslam’ın hakimiyetini müjdeleyen her ayet aynı zamanda Hz. Mehdi’nin geleceğinin de kesin bir kanıtıdır.

Müvekkil Adnan Oktar Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl öncesinden bugünü görmüş gibi tüm detaylarıyla bildirdiği olayların ardı ardına gerçekleşmesi karşısında büyük bir hayret ve hayranlık duymakta, Peygamberimiz (sav)’in bu mucizesini insanlara duyurmakta ve tebliğ etmektedir.

1.2. Mehdi’nin Fiziksel Özelliklerini Anlatmak Mehdilik İddia Etmek Değildir

Müvekkilin Mehdiyet konusunu anlatmasını, şahsen Mehdilik iddiasında bulunduğu şeklinde yorumlamak samimiyetten uzak bir yaklaşımdır. Bu hususta en sık gündeme getirilen iddia, hadislerde bildirilen Mehdi’nin fiziksel özelliklerinin müvekkil Adnan Oktar ile birebir uyuştuğu yönündeki söylemlerdir. Bu tabii benzerliği bir Mehdilik iddiası olarak çarpıtan kişilerin temel yanılgısı, konu hakkında bilgisizlik ve önyargıdan kaynaklanmaktadır.

Bilindiği üzere Mehdi, seyyid yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelecektir. Müvekkil Adnan Oktar da bir seyyiddir. Dolayısıyla aynı genetik soydan gelen kişilerin fiziksel açıdan birbirlerine benzemeleri son derece doğaldır. Nitekim günümüzde de milyonlarca seyyid, Peygamberimiz (sav)’e ve Mehdi’ye benzemektedir. Ancak fiziki benzerlik asla bir Mehdilik iddiası anlamına gelmeyeceği gibi tek başına bir ispat niteliği de taşımaz. Esasen Mehdilik bir iddia ve ispat makamı da değildir; kaderde Allah kimi takdir etmişse Mehdi odur.

Müvekkil dürüst bir yaklaşımla hadisleri gizlemeden, içeriğinde ne varsa birebir olduğu gibi aktarmaktadır.

Hadislere göre Mehdi;

  • Güzel simalı,
  • Peygamberler gibi azametli ve heybetli,
  • İlerleyen yaşlarına rağmen genç görünümlü,
  • Orta boylu,
  • Geniş omuzlu,
  • Geniş karınlı,
  • Tüm vücudu geniş, genel cüssesi itibariyle kalıplı,
  • Uyluklarının arasında kasık bölgesinde bir genişlik ve büyüklük olan,
  • Alnı geniş ve açık,
  • Alnında hafif bir iç bükeylik ve bir yara izi bulunan,
  • Burnu küçük ve ince,
  • Burnunun orta bölümünde belli belirsiz bir çıkıntı olan,
  • Yanağında inciyi andıran (açık renkli) bir ben bulunan,
  • Gözleri çekik,
  • Yeşil gözlü,
  • Kaşları kavisli,
  • İki kaşı arasında tek bir kaş çatma çizgisi bulunan,
  • Saçları gür ve siyah,
  • Sakalı siyah ve cezm edilmiş (düzeltilmiş),
  • Sakalı hafif olup yan kısımları az, alt tarafı ise uzun olan,
  • Dişleri beyaz ve düzgün,
  • Vücudunda, Peygamberimiz (sav)’in tenindekilerle aynı renkte iki ben bulunan,
  • Sağ bacağında ten renginden farklı bir iz taşıyan,
  • Sağ uyluğunda bir ben bulunan,
  • Sol kürek kemiğinin alt tarafında yaprak şeklinde bir ben olan,
  • Omuzunda nübüvvet mührü bulunan bir zattır.

Müvekkil Adnan Oktar, fiziksel olarak bu özelliklere sahip olduğu gerekçesiyle ilgili hadisleri anlatmaktan imtina etseydi asıl bu durum samimi bir tutum olmayacaktı. Zira Mehdi’yi müjdelemek Peygamberimiz (sav)’in açık bir emridir ve müvekkil de titizlikle bu emre riayet etmektedir. Müvekkilden, örneğin “Mehdi yeşil gözlüdür” hadisini aktarırken her defasında “Mehdi yeşil gözlüdür, benim de gözüm yeşil ancak ben mehdi değilim” şeklinde bir açıklama yapmasını veya bu yönlü bir vurgu yapmasını beklemek makul bir yaklaşım değildir.

Kaldı ki müvekkil Mehdilik iddiasında bulunmadığını ve ömrünün sonuna kadar da böyle bir iddiada bulunmayacağını defalarca beyan etmiştir. Gerek televizyon programlarında gerekse mahkeme beyanlarında asla Mehdilik iddiasında bulunmayacağına dair birçok kez yemin etmiştir.

Yüzlerce defa söyledim, MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNURSAM ALLAH’IN, MELEKLERİN, İNSANLARIN LANETİ ÜZERİME OLSUN DEDİM. BEN HOCA DA DEĞİLİM. BU PROGRAM DA DİN PROGRAMI DEĞİL. Ben Allah’ı çok seviyorum, her yerde, her ortamda Allah’ı anarım. (A9 TV; 9 Mart 2017)

Kendisini Mehdi olarak görmediğini hem kendisinin hem de arkadaşlarının açıkça ifade etmesine rağmen, müvekkil Adnan Oktar’a ısrarla “Sen Mehdisin” denilmesi şaşırtıcı bir tutumdur.

1.3. 2018 Yılında Düzenlenen Operasyon Mehdiyetin Birçok Sırrının Ortaya Çıkmasına Vesile Olmuştur

Kuran’da anlatılan kıssalardan ve tarihi kaynaklardan görüldüğü üzere, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Yahya, Hz. Yunus gibi neredeyse tüm peygamberler haksız yere tutuklanmış ve cezaevi sürecinden geçmişlerdir. Ömrünü Allah’a adamış bir mümin olarak benzer bir durumla karşılaşmak müvekkilin onur ve sevinç duyduğu bir güzelliktir. Verilen haksız ve hukuksuz binlerce yıllık mahkumiyet kararlarıyla zahiren müvekkil ve arkadaşlarının cezalandırıldığı düşünülse de, aslında bu kararlar müvekkil ve arkadaşlarının hayrına vesile olacak şekilde Allah tarafından takdir edilmiş bir kaderin sonucudur.

Müvekkil, 2018 Temmuz ayında tutuklandıktan sonra önce Türkiye’nin en batı ucu olan Edirne’ye, oradan Doğu’ya; şehir merkezi rakımı en yüksek, Güneş’in doğrudan sipersiz ulaştığı il olan Erzurum’a ve iki seddin arasında bulunan Van’a sevk edilmiştir. Müvekkil bu illere kendi isteği dışında zorunlu sevkle götürülmüştür. Gönderildiği her yer müvekkil için iyilik ve güzellik olmuştur. Kuran’da ahir zamanı anlatan bazı kıssaların nasıl tahakkuk ettiğini ve bu ayetlerdeki önemli bilgileri bizzat görmesi de bu sevklerin getirdiği hayırlardan biri olmuştur.

HZ. ZÜLKARNEYN’İN YOLCULUKLARINDAKİ MEHDİYET SIRLARI TEK TEK AYDINLANMIŞTIR

Kuran’da yer alan Zülkarneyn kıssasına göre, Hz. Zülkarneyn’in 3 AYRI YOLCULUK yaptığı bildirilmektedir. Bu yolculukların güzergahları şunlardır:

  • Birincisi EN BATIYA, BATAKLIKLAR OLAN BİR YERE,
  • İkincisi DOĞU’YA, GÜNEŞ’İN İNSANLARA SİPER OLMADAN ULAŞTIĞI YERE,
  • Üçüncüsü İKİ SEDDİN ARASINDA OLAN YEREdir.

1. YOLCULUK:

O da, BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN BATTIĞI YERE KADAR ULAŞTI ve onu KARA ÇAMURLU BİR GÖZEDE batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” (Kehf Suresi, 85-86)

Türkiye’nin en batısındaki şehir EDİRNE’dir. Ayette geçen “kara çamurlu bir göze” ifadesiyle (göze=su kaynağı), bataklık olan bir alan tarif edilmektedir. Edirne’nin en büyük nehri olan Meriç’in deltası da tam olarak BATAKLIKLAR BARINDIRAN bir coğrafyadır.

Dedeağaç sancağı: Kuzeyden EDİRNE, doğudan Gelibolu, batıdan Gümülcine sancakları ve güneyden Adalar denizi ile çevrilidir. Arazisi bazan dağlık ise de Meriç nehrinin geçtiği yerler ile nehrin mansabı civarı DÜZ VE BATAKLIKTIR. Bununla beraber havası mutedil olup, İnöz (Enez) civarı bazı hastalıklara maruzdur. (19. Asırda Edirne Vilayeti Coğrafyası, Prof. Dr. Ramazan Özey)

2. YOLCULUK

Hz. Zülkarneyn ikinci yolculuğunu, bulunduğu ülkenin EN BATISINDAN EN DOĞUSUNA yapmıştır:

Sonra (yine) BİR YOL TUTTU. Sonunda GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE KADAR ULAŞTI ve onu (GÜNEŞİ), KENDİLERİ İÇİN BİR SİPER KILMADIĞIMIZ bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (Kehf Suresi, 89-90)

ERZURUM Doğu’nun rakımı en yüksek olan şehridir. 1890 METRE YÜKSEKLİK İLE TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI ŞEHİR MERKEZİNE sahiptir.

ERZURUM şehri de, hem en DOĞUDAKİ illerimizden olması hem de 1890 METRE RAKIMI ile TÜRKİYE’NİN EN YÜKSEK RAKIMLI İL MERKEZİ olması bakımından ayetteki bu tarife tam uymaktadır. Erzurum’un bu coğrafi özelliği bir başka bilim insanımız tarafından da şöyle açıklanır:

“Atatürk Üniversitesi (A.Ü) Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuhi Demircioğlu, YÜKSEK RAKIMLI YERLERDE GÜNEŞ IŞINLARININ DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ söyledi… ERZURUM’DA GÜNEŞ IŞINLARININ, RAKIMIN ETKİSİYLE DOĞAL RADYASYON İÇERDİĞİNİ BELİRTEREK ‘Özellikle Güneş’in etkili olduğu öğle saatlerinde fazla dışarıda kalınmamalı’ dedi. Erzurum’da solunabilir hava kalitesinin kışın daha düştüğünü kaydeden Demircioğlu, şunları söyledi: ‘… YÜKSEK RAKIMDA GÜNEŞ IŞINLARININ DA DOĞAL RADYASYON ETKİSİ GÖSTERMESİ, cilt rahatsızlıklarına neden olabiliyor.’
Yrd. Doç. Dr. Demircioğlu, bu durumun çocuklar, hasta ve yaşlılar üzerinde direkt etki sağlayacağını ifade ederek, MECBUR OLMADIKÇA GÜNEŞ IŞIĞINDA FAZLA KALINMAMASI GEREKTİĞİNİ bildirdi.”

(https://www.milliyet.com.tr/gundem/yuksek-rakim-dogal-radyasyon-iceriyor-5122222)

3. YOLCULUK

Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde HEMEN HEMEN HİÇBİR SÖZÜ KAVRAMAYAN BİR KAVİM buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Zülkarneyn’in üçüncü ve son yolculuğunda gittiği yer İKİ SEDDİN arasındaki bir yerdir. Kuran’da anlatılan bu tarif, ülkemizin EN DOĞU SINIRINDA OLAN VE İKİ BÜYÜK SEDDİN ARASINDA KALAN VAN ŞEHRİYLE TAM UYUŞMAKTADIR. VAN’DA İKİ SET VARDIR.

BU SETLERDEN BİRİNCİSİ, GÖKYÜZÜNDEN GÖRÜNÜŞÜYLE ÇİN SEDDİ’NE BENZETİLEN TARİHİ VAN KALESİ’DİR.

VAN’DAKİ İKİNCİ SET İSE YAKIN ZAMANDA İRAN SINIRINA İNŞA EDİLEN VAN SEDDİ’DİR

Van-İran sınırında 2021 yılında, yani içinde bulunduğumuz ahir zamanda, Mehdiyet alametlerinin birbiri ardına gerçekleştiği dönemde bu seddin inşa edilmesi, adeta Mehdi’nin zuhurunun bir müjdesidir. Bu durum Allah’ın kaderde belirlemiş olduğu takdirinin bir sonucudur.

Özetle, ayette haber verildiği üzere Zülkarneyn’in üçüncü yolculuğu İKİ SEDDİN ARASINDAKİ ŞEHRE YANİ VAN’A gerçekleşmiştir. Zülkarneyn İKİ SEDDİN ARASINA ULAŞMIŞTIR.

Sonra BİR YOL (DAHA) TUTTU. İKİ SEDDİN ARASINA kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 92-93)

Müvekkil Adnan Oktar’ın kendi iradesi dışında ve bir kısım insanların vesile kılınmasıyla, aynı Zülkarneyn’in yolculuklarında olduğu gibi sırasıyla ülkenin en batısından en doğusuna doğru Edirne, Erzurum ve Van’a sevk edilerek buralarda tutulması İlahi bir takdirin sonucudur. Müvekkilin, Zülkarneyn’in üç ayrı yolculuğunu yaptığı yerlere sevk edilmiş olması, Mehdi talebesi olarak sevinç duyduğu ve nimet olarak gördüğü bir tevafuktur.

Sonuç olarak;

Allah’ın vaadinin hak, Peygamberinin sözünün doğru olduğunu bilen müvekkil Adnan Oktar Hz. Mehdi’nin zuhurunu şevkle ve heyecanla beklemektedir. Nesillerdir beklenen, her peygamberin ümmetine müjdelediği, sahabenin bile kendi dönemlerinde sevgiyle ve özlemle görmek istedikleri Mehdi’ye zemin hazırlamak için gayret etmektedir. Mehdi’nin bir öncüsü ve talebesi olarak Mehdi’nin yaşayacağı olayların bir benzerini yaşamaktan onur duymakta, karşılaştığı süreçlerde Mehdiyetin izlerini gördükçe şükretmektedir. Türkiye’nin ve İslam aleminin içinden geçtiği bu zorlu dönemlerin hayır, bereket ve güzelliklerle neticeleneceğine gönülden inanmaktadır.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 29.08.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir