MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU
Aydınlık gazetesinin 14 Eylül 2026 tarihli haberinde Doğu Perinçek’in bazı açıklamalarına yer verilmiştir. Perinçek, son dönemde bazı cemaatlere yönelik gerçekleştirilen operasyonları kendince yorumlayarak; Türkiye’de bazı cemaatlerle birlikte Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının da güya “toprağın altına gömüldüğünü” ve bu şekilde Türkiye’nin “Ortaçağ’dan kurtulduğunu” iddia etmiştir.
Doğu Perinçek’in Adnan Oktar’a yönelik açıklamalarının yalnızca bugünkü gelişmelerle sınırlı olmadığı, uzun yıllara yayılan ideolojik bir husumetin sonucu olduğu bilinmektedir. Perinçek’in Marksist-leninist-komünist ideolojiyi benimsediği kendi ifadeleriyle de açıktır. Dolayısıyla Perinçek’in Müvekkil Adnan Oktar’a yönelik ideolojik karşıtlığının ana sebebi, müvekkilin yaklaşık 40 yıldır Darwinizm, materyalizm ve komünizme karşı yoğun bir fikri mücadele yürütmesidir .
PERİNÇEK’İN FİKİRLE KARŞILIK VERMEK YERİNE KENDİNCE İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABASI
Perinçek bu sebeple Adnan Oktar’ı yıllardır ilgili ilgisiz her konuda gündeminde tutmaktadır. Geçmişte Adnan Oktar ve arkadaşlarının tüm Türkiye’yi dolaşarak Darwinizm ve materyalizme karşı yürüttükleri faaliyetlerin Türkiye’deki siyasi ve fikri ortam üzerindeki etkisini dile getirmiştir. Buna karşılık Perinçek son günlerde tekrar yoğun bir şekilde müvekkili hedef alan konuşmalar yapmaya başlamıştır. 21 Mart 2022 tarihli konuşmasında “Adnan Oktar’larmış, bunlar Türkiye’nin yarınlarında olmayacak” gibi bir ifade kullanmış; 1 Eylül 2026 tarihli basın toplantısında ise FETÖ ve bazı dini cemaatler hakkındaki değerlendirmelerinin arasına yine Adnan Oktar’ı dahil etmiştir. Son açıklamasında da bazı cemaatlere yönelik operasyonlardan söz ederken konuyu yeniden ilgisiz bir şekilde Adnan Oktar’a getirmiştir.
Bu nedenle Perinçek’in Adnan Oktar’a yönelik bu ısrarlı tutumunun yalnızca güncel olaylarla açıklanamayacağı, köklü ideolojik husumetinin de dikkate alınması gerektiği açıktır. Özetle Perinçek’in bu tutumu açıkça “ideolojik yenilgi”sinin bir sonucudur.
Perinçek’in yıllardır yaptığı Müvekkile fikri zeminde karşılık vermek yerine kendince güya değersiz gösterme ve küçümseme çabası aslında güçlü olduğunun bir göstergesi değil aksine kendi fikrini güçlü şekilde ortaya koyamamasının bir sonucudur
Kendisinin bu tarz sert ifadeler kullanması, sürekli saldırgan bir dilde olması aslında fikri ve ideolojik yenilgisinin üstünü örtme çabasından ibarettir. Kendinden ve fikirlerinden emin bir insanın küçümseyici benzetmelere ihtiyacı yoktur; düşüncesini delilleriyle ortaya koyar. Bu nedenle böylesine sert bir dil, üstünlükten çok, kişinin yaşadığı yenilmişlik duygusunun ve karşı tarafın fikri altında ezilmiş bakış açısının dışa vurumudur.
“TOPRAĞIN ALTINA GÖMÜLMEK”: PERİNÇEK’İN İDEOLOJİK GEÇMİŞİNE DÖNÜNCE
Doğu Perinçek’in Müvekkil Adnan Oktar hakkında “toprağın altına gömülmek” ve “Ortaçağ’dan kurtulmak” gibi ifadeler kullanması, kendi siyasi ve fikri geçmişi dikkate alındığında dikkat çekici bir çelişki ortaya koymaktadır. Çünkü Perinçek’in savunduğu Marx, Lenin ve Mao tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve Perinçek’in ifadesiyle “Toprağın altına gömülmüş” kişilerdir. Onların ortaya koyduğu Marksist, Leninist ve Maoist ideolojiler de 20. yüzyılın şartlarında doğmuş ve zaman içerisinde etkisini tamamen kaybetmiş, bilimsel olarak tamamen çökmüş fikirlerdir. Bu nedenle Perinçek’in Adnan Oktar için kullandığı “toprağın altına gömülmek” ve “Ortaçağ’dan kurtulmak” benzetmeleri, kendi ideolojik geçmişiyle birlikte düşünüldüğünde ayrıca manidardır. Zira başkalarını “geçmişte kalmakla” eleştiren Perinçek’in, kendi siyasi hayatının önemli bir bölümünü bugün hayatta olmayan, toprağın altında olan, çağın tamamen gerisinde kalmış, tarihe gömülmüş Marx, Lenin ve Mao’nun fikirlerini savunarak geçirmiş olması, kullandığı bu sert ifadelerle açık bir tezat oluşturmaktadır.
1970’LERDEN GÜNÜMÜZE PERİNÇEK’İN DEĞİŞEN İDEOLOJİK VE SİYASİ SÖYLEMİ
Nitekim Perinçek’in kendisi de savunduğu bu ideolojilerin çağın gerisinde kalmış, toprağın altına gömülmüş ve çürümüş fikirler olduğunun farkındandır.
1970’lerde ideolojisini açıkça “Marksizm-Leninizm, Mao düşüncesi ve komünizm” olarak ifade eden Perinçek, bugün kendisini “Maocu” olarak tanımlamaktan özenle kaçınmakta, ve milli bir siyasi dil kullanmaktadır. Dolayısıyla başkalarının düşüncelerini “ortaçağ zihniyeti” olarak nitelendirirken, kendi siyasi hayatının temelini oluşturan Marx, Lenin ve Mao çizgisinin bugün Türkiye’de ne ölçüde toplumsal karşılık bulduğu da kendi ifadeleriyle net olarak görülmektedir.
Kendisinin 1970’li yıllardan 2026’ya kadar uzanan siyasi sürecine bakıldığında, savunduğu fikirleri ifade etme biçiminde ve kullandığı siyasi üslupta ciddi bir değişim yaşandığı görülmektedir.
Doğu Perinçek’in siyasi söylemine yıllar içinde bakıldığında, Marksizm-Leninizm, Mao ve komünizmi açıkça savunan bir dilden, “Maocu” tanımını açıkça reddeden ve daha milli kavramları öne çıkaran bir dile geçtiği görülmektedir. Bu değişimin, eski Marksist-Maocu söyleminin Türkiye ‘de bir karşılık bulamamasıyla bağlantılı olduğu açıktır.
–17 Haziran 1972’te Perinçek, ideolojisini “Marksizm-Leninizm ve Mao düşüncesi” olarak tanımlamakta; hedeflerinin “sınıfsız toplumu, yani komünizmi gerçekleştirmek” olduğunu söylemektedir. (17 Haziran 1972 tarihli ifade tutanağı / Gaste24) 17 Haziran 1972 tarihli ifade tutanağı – Gaste24 Gaste24
–7 Eylül 2006’de Perinçek partisinin programından MAO’yu çıkartmıştır. (Ensonhaber, 7 Eylül 2006) https://www.milliyet.com.tr/siyaset/perincek-programdan-maoyu-cikariyor-168697
–2020’de kendisine “Maocu” kimliği sorulduğunda bu kez açıkça “Biz kendimize Maocu demiyoruz” demektedir. Söyleminde milliyetçilik, İstiklal Savaşı gibi kavramları öne çıkarmaktadır. (Ta Nea söyleşisi / Vatan Partisi, 2020) Perinçek’in Ta Nea gazetesine verdiği cevaplar Vatan Partisi
Perinçek’in “toprağın altına gömülmek” benzetmesi bu açıdan ayrıca manidardır. Marx, Lenin ve Mao bugün yalnızca tarihsel kişilerdir. Onların adına kurulan sistemlerin önemli bir bölümü de ortadan kalkmıştır. Türkiye’de de 1968 kuşağının Marksist-Leninist ve Maocu siyasi dili, günümüz toplumunda hiçbir etkiye sahip değildir. Perinçek’in kendisinin dahi geçmişte açıkça kullandığı “Marksizm-Leninizm-Mao ideolojisi” tanımının yerine bugün “milli devlet” ve “İstiklal Savaşı” gibi kavramları daha fazla öne çıkarması bu değişimi göstermektedir. Bu nedenle “toprağın altına gömülme” ve “Ortaçağ” benzetmelerinin, gerçekte hangi fikirlerin geçmişte kaldığını gösterdiği söylenebilir.
Müvekkil Adnan Oktar ise yaklaşık kırk yıldır materyalizm, Darwinizm ve komünizme karşı fikri mücadele yürütmektedir. Bu nedenle Perinçek’in aradan geçen onca yıla rağmen ilgisiz konularda dahi Adnan Oktar’ın ismini yeniden gündeme getirmesi, ideolojik husumetinin hala sürdüğü izlenimini vermektedir. Perinçek 68 kuşağının fikirlerinin Türkiye’de eski gücünü kaybettiğinin farkındadır. Zira kendi geçmişindeki açık Marksist-Leninist-Maocu söylem ile bugün kullandığı milli söylem arasındaki belirgin değişim ortadadır. Bu nedenle başkalarını “Ortaçağ” ve “toprağın altına gömülmek” gibi ifadelerle küçümsemek yerine, Perinçek’in öncelikle kendi ideolojik geçmişinin Türk toplumunda bugün ne ölçüde karşılık bulduğunu değerlendirmesi daha tutarlı olacaktır.
ADNAN OKTAR’IN ÇALIŞMALARIYLA TÜRKİYE’DE DİNE YÖNELİŞ VE PERİNÇEK’İN “ATEİST DEĞİLİM” AÇIKLAMASI
Müvekkil Adnan Oktar, eserlerinde Allah’ın varlığına gösteren delilleri, Darwinizm ve materyalizmin bilimsel geçersizliğini ve Kur’an mucizelerini sade ve anlaşılır bir dille ortaya koymuştur. Bu eserlerin en belirgin özelliklerinden biri, anlatılan konuların yalnızca belirli bir eğitim veya bilgi düzeyine sahip kişilere değil, toplumun çok farklı kesimlerine hitap edecek şekilde anlatılmasıdır. Karmaşık görülebilecek konular, herkesin kolaylıkla takip edebileceği açık ve güçlü bir anlatımla ele alınmıştır.
Bu çalışmalar, özellikle ateizm ve materyalizmden etkilenen gençlerin yanı sıra kendisini modern ve aydın olarak tanımlayan geniş bir kesimin dine yakınlaşmasına vesile olmuş; toplumun çoğunluğunun Kur’an’a, Allah inancına yönelmesine vesile olmuştur.
Doğu Perinçek’in yıllar içerisinde din ve kendi inancı konusunda yaptığı açıklamalar da bu açıdan dikkat çekicidir. 2018 yılında kendisi hakkında çıkan “Müslümanım” haberinin ardından kaleme aldığı yazıda, “Hayatımın hiçbir döneminde Ateist olmadım” diyerek kendisini ateist olarak tanımlamadığını açıkça belirtmiştir. Aynı şekilde bayram namazlarına gittiğini, Cuma namazlarına katıldığını anlatmıştır.

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mehmet-kocak/dogu-perincek-ateist-degil-muslumanim-26187.html


Perinçek’in sonraki açıklamaları daha da açıktır.2 Nisan 2023 yılında katıldığı bir televizyon programında kendisini “Türk ve Müslümanım” sözleriyle tanımlamış, kelime-i tevhidi getirmiş, geçmişte çok kez oruç tuttuğunu, bayram namazlarına gittiğini ve cenaze namazlarına katıldığını söylemiştir:
“Talat Atilla “isterseniz bu soruya cevap vermeyebilirsiniz” derken “Sayın Perinçek hayatında hiç oruç tuttu mu, namaz kıldı mı?” diye sordu
Perinçek bu soruya Kelime-i Tevhid getirerek başlarken “Türk ve Müslümanım. Allah’tan başka bir ilah yoktur, Hz. Muhammed onun kuludur ve resulüdür. Bu inançta hepimiz birleşiyoruz. Oruç çok tuttum. Bayram namazlarına gençliğimde gittim.”

Türkiye’de din ve inanç konusunda yaşanan bu değişimin Perinçek’in kullandığı dile de yansıdığı açıktır.


Sn. Perinçek bir açılışta dua ederken
ADALET KİŞİLERE VE GÖRÜŞLERE GÖRE DEĞİŞMEZ
Doğu Perinçek’in Türkiye’de düşünce ve inanç özgürlüğünü yalnızca kendisiyle aynı görüşte olanlar için değil, farklı düşünen insanlar için de savunması gerekir. Dindarlara, cemaatlere veya siyasi ve fikri olarak karşısında gördüğü kesimlere yönelik dışlayıcı ve sert bir dil kullanmak yerine, iddiaların ancak somut delillerle ve adil bir yargılama sonucunda değerlendirilebileceğini savunmalıdır.
Çünkü hukuk ve adalet kişilere göre değişmeye başladığında, bugün başkası için kabul edilen yöntemler yarın çok farklı bir siyasi çevrenin karşısına çıkabilir. Bunun güncel ve dikkat çekici bir örneği Kaşif Kozinoğlu dosyasıdır. Kozinoğlu’nun 2011 yılında cezaevinde ölümüne ilişkin soruşturma yeniden açılmıştır. Basında Doğu Perinçek’in partisi, Parti mensupları ve kendisiyle ilgili de bir takım iddialar gündeme gelmiş, Partisinin genel başkan yardımcısı gözaltına alınmış ve sonrasında 23 Eylül 2026’da Perinçek de savcılığa giderek ifade vermiştir.

https://www.odatv.com/guncel/vatan-partisinden-perincek-iddiasina-sert-yanit-185166

https://www.ahaber.com.tr/gundem/2026/09/23/kozinoglu-sorusturmasinda-dogu-perincek-ifade-verdi
Tam da bu nedenle adalet herkes için aynı kararlılıkla savunulmalıdır. Bir insan hakkında soruşturma açılması, adının bir dosyada geçmesi veya kamuoyunda birtakım iddiaların ortaya atılması tek başına onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Bugün Perinçek açısından gözetilmesi gereken bu temel hukuk ilkesi, dün Adnan Oktar, dindar gruplar, cemaatler veya Perinçek’in siyasi olarak karşı olduğu başka kişiler açısından da aynı şekilde gözetilmeliydi. Hukuksuz uygulamalar normalleştirildiğinde bunların sınırının nerede duracağı önceden bilinemez. Bu nedenle inanç özgürlüğünü, masumiyet karinesini ve adil yargılanma hakkını kişilere göre değil, herkes için savunmak en doğru olandır
SONUÇ
Sayın Doğu Perinçek’in, siyasi ve ideolojik ayrılıkları bir kenara bırakarak herkes için aynı hukuk ve adalet anlayışını savunması gerektiğine inanıyoruz. Geçmişten gelen ideolojik karşıtlıkların, insanların özgürlüklerini kaybetmesini destekleyen bir tutuma dönüşmemesi gerekir. Bir siyasi parti lideri olarak Perinçek’ten beklenen; farklı görüşte olduğu kişilere karşı da hakkaniyetli davranması, demokrasiyi ve hukuk devletini her koşulda savunmasıdır. 27/09/2026