ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR
Barış Terkoğlu,
Dini Cemaatlere Yönelik Operasyonlarla
İslam’ın Yükselişinin Durduğunu Zannederek Yanılıyor
13 Ağustos 2026 tarihinde Barış Terkoğlu, Sözcü TV’de yayınlanmakta olan Aklın Yolu isimli bir programa katılmış ve bu programda şu sözleri sarf etmiştir:
“Ben bu arada görüşünü açıkça söyleyen biriyim; cemaat ve tarikatların tamamına karşıyım. Dinin özgürce yaşanmasına engel olduğunu düşünüyorum. Hani vicdan hürriyeti deniyor ya; cemaat ve tarikatların vicdan hürriyetine aykırı olduğunu düşünüyorum.”1

Barış Terkoğlu, din, cemaat ve tarikat karşıtlığını, doğrudan söz konusu cemaatlere karşı karalama kampanyaları yürüterek gerçekleştirmekte olan, karşıtlığını, fikir ve inanç hürriyetine sekte vurmaya kadar ilerletmiş olan ve bu konuda açıkça bazı odakların fiili çalışmalarına destek olan bir görünümdedir. Uzun zamandır yaptığı karalama faaliyetleri ve özellikle dini gruplara yönelik iftira içerikli suçlamaları yaygınlaştırma konusunda ön planda tutulması, bu konuda özel bir misyona hizmet ettiğini ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla, Barış Terkoğlu’nun buradaki açıklamalarını dinlerken, onu, demokratik ortamda fikrini beyan eden bir vatandaş olarak değil, bu konuda ÖZEL GÖREVLİ BİR ŞAHIS olarak dinlemek daha doğru olacaktır.
Yukarıda bahsi geçen programda Barış Terkoğlu’nun misyonu yine, tarikat ve cemaatlere yönelik oluşturulması beklenen karşıtlık ortamını tetikleyebilmektir. Özellikle belli başlı sol görüşlü ekranlarda sıklıkla tercih edilmesi bu nedenledir. Dikkat edileceği gibi Barış Terkoğlu, bu tip konularda hemen belirli odaklar tarafından göreve çağırılır ve aynı kanalların aynı ekranlarında yine aynı propaganda faaliyetini benzer cümlelerle ifa etmeye başlar. Çünkü görevi, gazetecilikten ziyade güdümlü çalışan olmaktır.
“Sol Gruplar Özgürce Konuşsun
Ama Tarikatlar ve Cemaatler Sussun” Mantığı
Barış Terkoğlu’nun bu doğrultuda, “cemaat ve tarikatların din ve vicdan hürriyetine aykırı” olduğuna dair ifadeleri, dikkate almaya değer olmasa da, kamuoyunu aydınlatmak bakımından bir açıklama gerektirir.
Barış Terkoğlu ve onun zihniyetindekiler için DİN DIŞINDA her konu rahatça konuşulabilmelidir. Komünist, materyalist gruplar istedikleri gibi ideolojilerini yaygınlaştırmalı, kendi fikirlerini yaymak için paneller yapmalı, partiler kurmalı, din dışı faaliyetlerini açıkça gerçekleştirmeli, din dışı söylemlerini her platformda anlatmalıdırlar. Ancak İslam’ı konuşan ve anlatan, Kur’an’ı izah eden yegane topluluk olan tarikat ve cemaatler, Barış Terkoğlu zihniyetindekiler için konuşma ve fikirlerini söyleme hakkına sahip değildirler. Bu zihniyete göre onlar SUSMALI, YASAKLANMALI, DURDURULMALI hatta ESARET ALTINA ALINMALIDIRLAR.
Ancak ne ilginçtir ki, Barış Terkoğlu zihniyetindeki kişilerin dilinde “fikir hürriyeti” kavramı hiç eksik olmaz. Her fırsatta fikir hürriyeti klişesine sığınır, hatta kendi muhaliflerini, fikir hürriyetine tahammülleri olmaması üzerinden eleştirirler. Gerçekte kendi fikirlerini yüceltmek dışında HİÇ DEĞER VERMEDİKLERİ fikir hürriyeti kavramını, başka fikirlere karşı bir KALKAN, kendilerini üstün tutan bir DOKUNULMAZLIK ZIRHI gibi kullanırlar.
Ancak aslında fikir hürriyeti kavramından en uzak kişiler, bu kişilerdir.
Kendi fikirleri dışındaki hiçbir fikre tahammülü olmayan, hatta başka fikirlerin YOK OLMASINI isteyen, bu fikirlerin zikredildiği platformların SUSTURULMASINI arzu eden, bu fikirleri tek bir an bile duymaya dayanamayan ve bu fikir sahiplerine her türlü kötülüğü reva gören zihniyet, ancak ve ancak FİKİR BAĞNAZI olarak tanımlanabilir. Bu insanların dayatmacı, tahakkümcü zihniyeti, fikir özgürlüğü kavramlarının çok uzağındadır.
Dolayısıyla Barış Terkoğlu gibi kişilerin, sanki demokrat birer gazeteciymiş gibi, yine aynı amaca hizmet eden kanallarda, “kendi özgür fikrim” diyerek yaptığı konuşmalar, aslında FİKİRLERİ SUSTURMAK İSTEYENLERİN politikasıdır. Barış Terkoğlu, zaten bu politikaları yürütmek üzere özel görevli bir kişi olduğundan, böyle bir kişinin anlatımlarına temkinli yaklaşmak en doğrusu olacaktır.
Asıl Din ve Vicdan Hürriyetini Kısıtlayan Komünist Görüştür
Barış Terkoğlu, cemaat ve tarikatlara, “din ve vicdan hürriyeti” konusu üzerinden eleştiriler yönelteceğine, önce, kendi sol görüşüne oldukça yakın olan komünist zihniyetin temellerini eleştirmelidir.
Komünist liderler, kendi fikir akımlarını ortaya atarken, dini kavramlara olan TAHAMMÜLSÜZLÜKLERİNİ açıkça ifade etmiş ve tüm ideolojik sistemlerini dinleri yok etme üzerine kurmuşlardır. İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YOK EDİLDİĞİ, insanların VİCDANLARININ SUSTURULDUĞU asıl zihniyet, komünist zihniyettir. Bu konuda kendisini aydınlatmak adına, komünist liderlerin din hakkındaki aşağıdaki sözlerini sunuyoruz:
Lenin:
“Marksizm maddeciliktir… Bu hiç kuşku götürmez… DİNLE SAVAŞMALIYIZ. Bu, her türlü maddeciliğin ve doğal olarak Marksizm’in ABC’sidir. Ancak Marksizm, ABC’de donmuş kalmış maddecilik değildir. Marksizm daha ileri giderek şöyle der: DİNLE NASIL SAVAŞACAĞIMIZI BİLMELİYİZ, bunu yapabilmek için de inancın ve dinin kökenini kitlelere maddeci bir biçimde açıklamalıyız. DİNLE SAVAŞ, SOYUT İDEOLOJİK ÖĞÜTLERE İNDİRGENMEMELİDİR.”
“Dini düşünceler, Tanrı inancı, hatta Tanrıyı soyut olarak düşünmek bile benlikte gizlenmiş bir alçaklıktır.”2
“Tanrıya inanmak, cahil ataların kültüründen kalma bir kalıntıdır.”3
“DİNE KARŞI gerçekçi bir ideolojik MÜCADELE BAŞLATMAK görevimiz olmalıdır.“4
“ATEİST OLMAK HER SOSYALİST İÇİN BİR KURALDIR.”5
“Bir vatandaşın DİNİNİN RESMİ DOKÜMANLARDA BAHSİ BİLE ORTADAN KALDIRILMALIDIR. Kiliseye herhangi bir devlet desteği sağlanmamalıdır ve devlet, dini toplumlara herhangi bir hakediş vermemelidir.”
Stalin:
“Marksizm Darwinizm’e dayanır ve onu hiç eleştirmeden kabul eder.”
“Biz dine karşı propaganda yapıyoruz ve propaganda yapmaya devam edeceğiz. Parti dine karşı tarafsız kalamaz. Bütün dinlere karşı DİN ALEYHTARI PROPAGANDA yapmaktadır.“6
Mao:
“… ELBETTE, DİN ZEHİRDİR. İki büyük zararı vardır: Birincisi ırk anlayışını temelinden çürütür… (ve) ülkenin gelişmesini yavaşlatır. Tibet ve Moğolistan bu şekilde zehirlenmiştir.”7
Öcalan:
“… Bizim din ile ilişkimiz yok. Halkımız Tanrı’dan, ideolojiden kopmalıdır. Ben çok uğraştım sonunda Tanrı’dan koptum. Tanrı’yı aştım. Böylece Abdullah Öcalan olabildim. İslam kadınımıza bir şey vermemiştir. Bunun yerine sosyalist ahlakı koyacağız.”
“… Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum.”
Eğer Barış Terkoğlu, din ve vicdan hürriyetinin abluka altına alındığı bir zihniyeti eleştirmek istiyorsa, önce komünizmin temelini oluşturan ve bugün bazı komünistlerin ve solcuların hali hazırda savunuyor oldukları bu zihniyeti eleştirmelidir. Şayet aradığı şey gerçekten din ve vicdan hürriyeti ise, gerçekten bu anlamda demokratik bir arayış içindeyse, asıl eleştiri odağı bu ideolojiler olmalıdır.
Asıl Din ve Vicdan Hürriyeti Kur’an’dadır
Barış Terkoğlu karşıtlık politikasını oldukça yanlış bir yerden yürütmüştür. Müvekkilin sıklıkla belirttiği gibi, Kur’an’da tarif edilen din ve vicdan hürriyeti, özgürlük ve demokrasi anlayışı, hiçbir akım veya ideolojide görülmeyecek kadar güçlüdür. Din ve vicdan hürriyetini tanıtan, öğreten ve en mükemmel şekilde tarif eden tek kaynak Kur’an’dır.
Kur’an’da din ve inanç özgürlüğünün ve en mükemmel demokrasi şeklinin tarifi yer almaktadır. Konuyla ilgili ayetler şu şekildedir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
DİNDE ZORLAMA (VE BASKI) YOKTUR. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. (Bakara Suresi, 256)
Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; ARTIK DİLEYEN İMAN ETSİN, DİLEYEN İNKAR ETSİN…” (Kehf Suresi, 29)
Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.
ONLARA ‘ZOR VE BASKI’ KULLANACAK DEĞİLSİN. (Ğaşiye Suresi 21-22)
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. SEN ONLARIN ÜZERİNDE BİR ZORBA DEĞİLSİN; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
De ki: “Ey kafirler.”
“Ben sizin taptıklarınıza tapmam.”
“Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.”
“Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim.”
“Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.”
“SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANA.” (Kafirun Suresi, 1-6)
Müvekkilin yıllardır izah ettiği gibi, Kur’an’daki bu üstün adalet, Peygamberimiz tarafından mükemmel şekilde hayata geçirilmiş ve Peygamberimizin, Hıristiyan, Musevi ve müşrik topluluklarla imzaladığı Medine Vesikası bunun en mükemmel örneği olmuştur. Farklı inançlara sahip topluluklar arasında adaletin sağlanması ve her topluluğun çıkarlarının gözetilmesi için hazırlanan bu vesika vesilesiyle, öncesinde yıllarca husumet içinde yaşayan topluluklara BARIŞ gelmiştir. Medine Vesikası’nın esası, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE dayanır. Anlaşmada geçen ilgili madde şöyledir:
“Ben-i Avf Yahudileri, müminlerle beraber aynı ümmettirler, Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir.” (Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.128)
Peygamberimizden sonra da sahabeleri, Peygamberimizin antlaşmaya koydurduğu bu hükme sadık kalmışlar ve aynı hükmü, Berberi, Budist, Brahman ve benzeri inançlara sahip kişiler için de uygulamışlardır.8
Müvekkile göre, dünyada hiçbir akım, ideoloji ve fikir sistemi, Kur’an’ın ortaya koyduğu demokrasi anlayışına yaklaşaMAmıştır. Kur’an Müslümanlığı, ADALETİN TAM OLARAK TECELLİ ETTİĞİ, her fikre ve görüşe SAYGI DUYULDUĞU ve HER GÖRÜŞTEN İNSANIN KORUNDUĞU bir sistemi içinde barındırır. BU, BENZERİ OLMAYAN DİN HÜRRİYETİDİR VE TAM ANLAMIYLA VİCDAN HÜRRİYETİDİR.
Dini Grupları Durdurmaya Çalışarak
İslam’ı Güçsüzleştirme Çabaları Nafiledir;
İslam Güçlenmeye Devam Edecektir
Bugün, Barış Terkoğlu gibi gazetecilerin eliyle cemaat ve tarikatlara karşı aktif mücadele başlatan ve bu şekilde kendilerince İslam dininin gücünü kırmaya, dindarlaşmanın önüne engel çıkarmaya çalışanlara, müvekkilin önemli hatırlatmasını tekrar iletelim:
Dini cemaatlerden bazı isimlerin tutuklanmış olması veya cemaatler hakkında karalama kampanyaları, İSLAM’IN GELİŞMESİNE, YAYILMASINA VE GÜÇLENMESİNE DAİR FAALİYETLERİ DURDURMUŞ DEĞİLDİR.
KUR’AN’DAKİ İSLAM, HER GEÇEN GÜN GÜÇLENEREK İLERLEMEYE VE GÖNÜLLERİ FETHETMEYE DEVAM ETMEKTEDİR.
Müvekkilin son 40 yıldır anlatmakta olduğu, barışa dayalı İSLAM BİRLİĞİ kurulmaktadır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşen Mekke Anlaşması, bunun önemli bir ilk adımı olmuştur. Bu ittifak, Müslüman ülkelerin katılımıyla genişleyecek ve müvekkilin yıllardır anlattığı gibi, dünyada tüm ülkeleri içine alan ve barış odaklı bir ittifak haline gelecektir.
Barış Terkoğlu ve onun gibilerin zannettiği gibi İslam durdurulmuş veya engellenmiş DEĞİLDİR.
İSLAM’IN YÜKSELİŞİ, KADERDE OLAN BİR GERÇEKTİR. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, ALLAH’IN YARATTIĞI KADERİN ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN OLMAYACAKTIR.
İşte bu nedenle, söz konusu kişilerin ve onların bağlı olduğu odakların gösterdiği bu çaba NAFİLEDİR.
Allah, DİNİNİN, KIYAMETE KADAR DİMDİK AYAKTA DURACAĞINI ayetiyle bildirmiştir
Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte DİMDİK AYAKTA DURAN DİN (BUDUR). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)
İşte tam da bu nedenlerle Barış Terkoğlu ve onun gibilerin İslam’a veya dini gruplara yönelik karalama faaliyetleri, bekledikleri sonucu hiçbir zaman getirmeyecektir. Şu an duydukları bu sevinç nafiledir. Müvekkil, bu gerçeğin bilinmesini önemli görmektedir; çünkü Barış Terkoğlu zihniyetindeki kişilerin de bu gerçeği bir an önce fark etmesi ve bakış açılarını buna göre değiştirmeleri her zaman mümkündür.
Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, din ve vicdan hürriyetinin en net ve en kesin şekilde yaşandığı Kur’an Müslümanlığı, çok yakın bir zamanda herkesin kalplerinde yerini alacak ve bu ahlak, tüm dünyaya hakim olacaktır. İslam, Allah tarafından korunmuş bir dindir ve kıyamete kadar ayakta kalacaktır:
Hiç şüphesiz, ZİKRİ (KUR’AN’I) BİZ İNDİRDİK BİZ; ONUN KORUYUCULARI DA GERÇEKTEN BİZİZ. (Hicr Suresi, 9)
Takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 09.09.2026
1 https://www.youtube.com/watch?v=j8gDeNdztU0 – Dak: 27:38-27:47 ↩
2 Yeni Dünya Dergisi, Aralık 1994, s. 19 ↩
3 120 Pravda gazetesi, 1954 ↩
4 Pravda gazetesi 1958 ↩
5 http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm ↩
6 Gaffar Tetik, Bütün Yönleriyle Komünizme Karşı İslam, s. 254 ↩
7 http://www.tibet.com/WhitePaper/white7.html ↩
8 Muhammed Hamidulllah, İslam Müesseselerine Giriş, Düşünce Yayınları, İstanbul, 1981, s.162-163 ↩