Bilimin Kanıtladığı Kesin Gerçek: Madde Yoktur, Gören Göz Değil Ruhtur – 🎙️

By gundem
23 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU

OKUYACAĞINIZ BU YAZI, HAYATIN ÇOK ÖNEMLİ BİR SIRRINI İÇERMEKTEDİR. MADDESEL DÜNYAYA BAKIŞ AÇINIZI KÖKTEN DEĞİŞTİRECEK OLAN BU KONUYU ÇOK DİKKATLİ BİR BİÇİMDE VE SİNDİREREK OKUMALISINIZ.

BURADA ANLATILACAK OLANLAR YALNIZCA BİR BAKIŞ AÇISI, FARKLI BİR YAKLAŞIM VEYA HERHANGİ BİR FELSEFİ DÜŞÜNCE DEĞİLDİR;

DİNE İNANAN YA DA İNANMAYAN HERKESİN KABUL EDECEĞİ,

BİLİMİN DE KANITLADIĞI KESİN BİR GERÇEKTİR.

“MADDE HAYALETİMSİ BİR BOŞLUKTUR.”

Profesör Sir Arthur Eddington

(Albert Einstein’ın genel görelilik teorilerini savunması ve 1919 güneş tutulması keşif gezisiyle ilk deneysel kanıtı sunmasıyla ünlü, ayrıca yıldız yapısı çalışmalarına öncülük etmiş ve yıldızların nükleer füzyonla çalıştığını öngörmüş, Cambridge Üniversitesi’nde prestijli Plumian Astronomi ve Deneysel Felsefe Profesörü unvanı almış İngiliz astrofizikçi ve matematikçidir.)

 

“MADDE DİYE BİR ŞEY YOKTUR!”

“MADDE HER NE İSE, MADDEDEN MEYDANA GELMEMİŞTİR.”

Profesör Hans-Peter Dürr

(Münih’teki Max Planck Fizik Enstitüsü’nün direktörlüğünü yapmış önde gelen Alman fizikçi, filozof ve yazar. Werner Heisenberg’in yakın bir çalışma arkadaşı olan Dürr, kuantum ve temel parçacık fiziği alanlarında uzmanlaşmış ve yüksek teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılmasını savunması nedeniyle 1987’de Right Livelihood Ödülü‘ne layık görülmüştür.) (“Es gibt keine Materie!” Hans-Peter Dürr)

 

GÖRDÜĞÜMÜZ DÜNYAYI GERÇEKTE NASIL GÖRÜYORUZ?

Hayatımız boyunca etrafımızda son derece net, renkli ve canlı bir dünya görürüz. Bunu o kadar doğal karşılarız ki, bu görüntünün nasıl oluştuğunu neredeyse hiç düşünmeyiz. Sabah uyandığımızda odamızı görür, saatimize bakar, mutfağa gidip bir bardak su içeriz. İnsanlarla konuşur, eşyaları kullanır, gökyüzüne bakarak havanın durumunu anlarız. Günlük hayatımızın her anı, gördüğümüz ve gerçek kabul ettiğimiz bu dünyanın içinde geçer. Şu temel soruyu sormak ise hemen hiç aklımıza gelmez: Bütün bunları gerçekte nerede ve nasıl görüyoruz?

Çoğu insan dış dünyayı doğrudan gözleriyle gördüğünü düşünür. Oysa bilim, görme olayının sandığımızdan çok daha farklı gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Dış dünyadan gelen ışık, gözlerimizde birtakım işlemlerden geçerek elektrik sinyallerine dönüşür ve beynimize ulaşır. Böylece biz, dışarıdaki maddelerin kendisini değil, beynimizde oluşan görüntüyü görürüz. Aynı durum işittiğimiz sesler, aldığımız kokular, hissettiğimiz dokunma duyuları ve diğer bütün algılarımız için de geçerlidir.

Bu gerçek ilk bakışta şaşırtıcı, hatta sarsıcı gelebilir. Ancak, bu konuda ortaya konan bilimsel gerçekler, bilim dünyasında uzun yıllardır bilinmekte ve kabul edilmektedir. Fizik, nörobilim ve biyoloji alanlarında dünyanın saygın bilim insanları, insanın dış dünyayı doğrudan algılamadığını ve bütün algıların beyinde oluştuğunu açıkça ifade etmektedir.

HİÇBİR İNSAN MADDENİN ASLINI GÖRMEMİŞTİR. SONSUZA KADAR DA GÖREMEYECEKTİR.

Birçok bilim insanı, algıladığımız maddeler bütününün aslında boşluktan oluştuğunu, bununla birlikte algıladığımız tüm bu maddesel dünyanın aslında beynimizde oluşan algılar bütünü olduğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır:

“ATOMU KIRDIM VE MADDENİN HAYALETİNE DOKUNDUM!”

Nükleer Fiziğin babası kabul edilen, atom çekirdeğinin kaşifi Nobel kimya ödüllü, Yeni Zelandalı fizikçi Ernest Rutherford, Altın Levha Deneyi sonucunda atomun devasa bir boşluktan ibaret olduğunu keşfetmiştir. Rutherford, atomun kütlesinin merkezde çok küçük, yoğun ve pozitif yüklü bir çekirdekte toplandığını, atomun geri kalan hacminin ise neredeyse tamamen boşluktan ibaret olduğunu kanıtlamıştır. “Maddenin hayaletine dokundum.” metaforu ile katı maddeden oluştuğunu zannettiğimiz dünyamızın aslında boşluktan oluştuğunu çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir.

 

Bilişsel Bilimler Profesörü Peter Gärdenfors, Ph.D.:

“Doğa renksiz, sessiz ve kokusuzdur. Duyularımız ona anlam kazandırır.

GÖRDÜĞÜNÜZ, DUYDUĞUNUZ VE HİSSETTİĞİNİZ HER ŞEY BEYNİNİZ TARAFINDAN OLUŞTURULAN BÜYÜLÜ BİR GÖSTERİDİR. Bu ifade şaşırtıcı ve korkutucu görünebilir, ancak bilinçli deneyimlerin nasıl üretildiğini açıklamanın en iyi yoludur.”

“Eğer dünya hakkındaki algım bir yanılsamadan ibaretse, dünya gerçekte nasıl görünüyor? Tam olarak hiçbir şeye benzemiyor. BEYİN, DENEYİMİ OLUŞTURMADIĞI SÜRECE HİÇBİR ŞEY GÖREMEZ, DUYAMAZ, KOKLAYAMAZ VEYA HİSSEDEMEYİZ. “ (Profesör Peter Gärdenfors, İsveç Lund Üniversitesi’nde Kıdemli Profesör olarak görev yapmaktadır.)

(Ödülleri: The Rausing Prize in humanities in 1996. The Prize for interdisciplinary research by Academiæ Regiæ Scientiarum Upsaliensis in 2008. The Hermann Lotze Prize in 2012. Universitatis Lodziensis Amico Medal 2012. Fellow of the Cognitive Science Society since 2016. Awarded the Einar Hansen Honorary Prize in Humanities 2017. Awarded the Swenson Prize in Humanities and Social Sciences 2021. Gave the Jin Yuelin Lectures at Tsinghua University 2023. Fellow of the Asia-Pacific Artificial Intelligence Association since 2024. Awarded the Jean Nicod Prize and Lectures 2025. Awarded the Natur & Kultur prize for the best debate book 2025.)

https://www.psychologytoday.com/us/articles/202403/why-the-world-is-not-what-it-seems

 

MADDENİN %99.9999999’U BOŞLUKTUR

2000 yıldır, atomların katı maddeyi oluşturan küçük toplar olduklarına inanıldı. Daha sonra, fizikçiler atomların daha küçük atomaltı parçacıklardan (elektronlar, protonlar ve nötronlar gibi) oluştuğunu buldular. Model, ortada bir çekirdek ve çevresinde dönen elektronlara dönüştü. Bir atom çok küçüktür. Çapı 25.4 milimetrenin milyarda biri kadardır. Ancak atomaltı parçacıklar, atomdan yüz binlerce kez daha küçüktür. 20. yüzyılın başlarında İngiliz fizikçi Sir Arthur Eddington: “Madde, hayaletimsi bir boşluktur.” diyerek bu durumu açıklamıştır. Biraz daha kesin olmak gerekirse, MADDENİN % 99.9999999’U BOŞ alandır.

Kuantum teorisinin ilerlemesi ile, bu küçük atomaltı parçaçıkların dahi katı maddeler olamayacakları bulundu. Hatta MADDEYE BENZER HİÇBİR YÖNLERİ YOK. Daha çok bulut kümeleri gibiler. Çoğunlukla parçacık şeklinde değil de, dalga şeklinde görünüyorlar. (Peter Russell: “Is Reality All in the Mind?” https://www.peterrussell.com/SCG/ideal.php)

 

HER İNSAN MUTLAK GERÇEK SANDIĞI DÜNYAYA ALLAH’IN YARATTIĞI ALGILAR ARACILIĞIYLA ULAŞIR.

HİÇ KİMSE MADDENİN ASLI İLE MUHATAP OLMAMIŞTIR.

Bilimin de ortaya koyduğu bu gerçek bize, hiçbir insanın beyninin içindeki ekrandan çıkıp dışarıdaki evreni görmediğini göstermektedir. Ancak hayatımız boyunca aldığımız telkinle, tüm dünyayı gözlerimizle gördüğümüzü zannederiz. Hatta, “gözlerimiz dünyaya açılan pencerelerimizdir” diye biliriz. Oysa, görmenin bilimsel açıklamasına göre gerçek böyle değildir; çünkü biz gözlerimizle görmeyiz. Her insan hayatı boyunca mutlak gerçek sandığı dünyaya, Allah’ın yarattığı algılar aracılığıyla ulaşır. Hiç kimse beyninin dışına çıkıp, “Ben maddeyi doğrudan görüyorum.” diyemez. Herkes, Rabbimizin yaratmış olduğu bu muhteşem algı sistemi içinde yaşar.

MADDENİN OLMADIĞI GERÇEĞİNİN ANLAŞILMASI NEDEN ÖNEMLİDİR?

Okul çağında yüzeysel olarak anlatılan, aslında tüm dünya tarafından bilinen ve bilimin ışığında ispatlanmış olan “algılar dünyasında yaşadığımız” hakikatinin hizmet ettiği çok önemli bir gerçek vardır: “ALLAH’IN ZATI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY OLMADIĞI GERÇEĞİ.”

Dolayısıyla, tüm duyularımızın, yani seslerin, dokunuşların ve görüntülerin beynimizde oluştuğunu; beynin dışında mutlak sessizlik ve simsiyah bir karanlık bulunduğunu; ışık ve sesin ruhun bir yorumu olduğunu ve hiçbir insanın beyninden dışarı çıkıp maddenin gerçeğiyle muhatap olamayacağını bilimsel delillerle izah ederek insanların bu hakikati kavramalarını sağlamak, asrımızın en önemli önceliklerinden biri olmalıdır.

Allah’tan başka hiçbir mutlak varlık olmadığını, Allah’ın tek mutlak varlık olduğunu ve Varlığı’nın her yeri sarıp kuşattığını; kaderi, ahireti ve dünyanın yaratılış amacını doğru anlamaları için de insanların öncelikle bakış açılarını bu bilimsel gerçekler ışığında doğru bir zemine oturtmaları gerekmektedir.

Bunun için de çocukluktan itibaren alınan telkinlerle “maddesel olarak var olduğu zannedilen” dış dünyanın, aslında ruhumuza izlettirilen bir görüntüden ibaret olduğunun ve maddenin hakikatine hiçbir zaman doğrudan muhatap olmadığımızın iyice anlaşılması gerekmektedir.

Amerikalı nörobilimci, yazar ve bilim iletişimcisi, Stanford Üniversitesi’nde görev yapmakta olan, özellikle beyin plastisitesi, zaman algısı, sinestezi ve nörobilimin hukuk sistemiyle kesişimi alanlarındaki araştırmalarıyla tanınan Profesör David Eagleman Scientific American Dergisi’ne verdiği bir röportajında dünyanın bir hayal olduğu gerçeğini şöyle ifade etmiştir:

Etrafınızdaki o güzel dünyayı, tüm renkleri, sesleri, kokuları ve dokuları düşünün. Beyniniz bunların hiçbirini doğrudan deneyimlemiyor. Aksine, BEYNİNİZ KAFATASINIZIN İÇİNDEKİ MUTLAK SESSİZLİK VE ZİFİRİ KARANLIKTAN OLUŞAN BİR KASAYA HAPSOLMUŞ DURUMDA. Beynin deneyimlediği tek şey, devasa nöron ormanında dolaşan elektrokimyasal sinyallerdir. Beyninizin çalışabileceği tek şey bu sinyallerdir, başka bir şey değil.” *

* https://www.scientificamerican.com/article/exploring-the-mysteries-of-the-brain/

Profesör David Eagleman’ın ifade ettiği gibi, görüntü, ses, koku, tat, dokunma duyusu beyinde hissedilen duyulardır. Bütün hayatımız, beynimizin içindeki mercimek büyüklüğündeki küçücük bir mekanda geçer. Dışarıyı, beynimizdeki televizyondan seyrederiz. Dışarıdan gelen elektrik sinyallerini beynimizdeki algı merkezinde koklarız. Dışarıdan gelen elektrik sinyallerini yine beynimizde sertlik olarak algılarız. Dışarıdan gelen elektrik sinyalleri beynimizdeki hoparlörde sese dönüşür. Tüm bunları beynimizin içindeki birkaç santimetreküplük odamızda yaşarız ve hayatımız boyunca o odanın dışına asla çıkamayız. Bu muazzam yaratılışı, Allah’ın büyüklüğünü, Allah’ın mutlak varlığını kavrayıp derinlemesine düşünen insan, hayatın tek amacının okul bitirmek, iş sahibi olmak, ev kurmak, terfi etmek, tatile gitmek, alışveriş yapmak veya hayat mücadelesi vermek olmadığını anlar.

Bu sebeple, tüm insanlar tarafından maddenin hakikati konusunun iyi anlaşılması çok önemlidir. Bu konu, insanların Allah ve ahiret inancını kuvvetlendireceği gibi, dünyadaki her görüntüden daha çok zevk almalarına ve güzel bir imani derinlik kazanmalarına da vesile olacaktır.


Maddenin hakikatini kavramak, imanı çok derinleştirir. Tüm evreni, beyninin arka tarafındaki mercimek kadar görme merkezinin içinde gördüğünü
fark eden ruh sahibi bir insanın iman etmemesi mümkün değildir.

 

HAREKETLİ, RENKLİ VE ÜÇ BOYUTLU DÜNYAYI BEYNİMİZDE İZLEYEN, TÜM BUNLARI GÖREN GÖZ, RUHUMUZDUR.

SOMUT DELİL OLAN RUHTUR; MADDE SADECE SOYUT BİR İNANÇTIR.

New York Üniversitesi’nde (NYU) Felsefe ve Sinirbilim Fakültesi Profesörü olarak görev yapmakta ve aynı kurumun Zihin, Beyin ve Bilinç Merkezi’nin eş direktörlüğünü yürütmekte olan Avustralyalı filozof, bilişsel bilimci Profesör David Chalmers Zor Problem… Bilinç gibi soyut bir şey, madde gibi bilinçsiz bir şeyden nasıl ortaya çıkar?” sorusuyla ruhun varlığına dikkat çekmiştir.

Max Planck (Nobel Fizik ödüllü, Kuantum teorisinin kurucusu Alman fizikçi):

Ben bilinci temel kabul ediyorum. Maddeyi bilinçten türemiş olarak görüyorum.”

Görüldüğü gibi materyalist görüşe sahip bilim insanları bile maddenin ruhun bir inancı olduğunu itiraf etmekdedirler.

Madde hissini algıladığımız yer ruhumuzdur. Maddeye ait, elle tutulabilir somut bir delile hiçbir bilim insanı ulaşamamıştır, ulaşamaz. İnsanlar, beyinlerinin içinde bir görüntü oluştuğuna göre, bu maddenin sertliğini beyinlerindeki dokunma merkezinde hissettiklerine göre, maddenin mutlaka dışarıda var olması gerektiğine inanırlar. Dolayısıyla madde sadece inanç olarak vardır.

Bir et parçası olan beynin, konserde dinlediği müzikten, yediği yemeklerden, izlediği muhteşem doğa manzarasından zevk alıp tüm bunları yorumlama yeteneği olmayacağı açıktır. Ay, Güneş, evren, bir insanın sahip olduğu işi, evi, tatil beldesi, arabası; hepsi beynin içinde oluşan görüntülerdir.

Peki kapkaranlık ve bir et ve yağ parçası olan beyinde oluşan bu görüntüleri gören, sesleri duyan, dokunma hissini algılayan kimdir ? Veya nedir ? Kafatasının içindeki karanlıkta oluşan bu ışıklı, renkli dünyayı algılayan kimdir? Bu sorunun cevabı RUH’tur.

Einstein’ın beynini inceleyen bir profesör hayal edin…
Mikroskoplar, MR görüntüleri, laboratuvar, onu dinlemeye gelen öğrenciler, profesörün önünde duran beyin ve hatta “beyin” dediğimiz o organın kendisi…
Bunların hiçbiri profesörün doğrudan temas ettiği gerçeklik değildir.
Profesör, bütün bunları kafatasının içindeki zifiri karanlıkta, yalnızca elektrik sinyallerinden oluşan birkaç santimetreküplük alanda izler.

Beyni inceleyen, beyni gördüğünü zanneden profesör aslında yine sadece kendine izlettirilen görüntü ile muhataptır.

 

BİLİMİN “MADDE YOKTUR” KEŞFİ İLE
MATERYALİST FELSEFE ÇÖKMÜŞTÜR.

Materyalist görüşe sahip tüm bilim insanları, adeta put edindikleri maddeye olan inançlarını kaybetmenin çöküntüsü içerisindedirler. Kuantum Fizikçisi Profesör Neill Graham’ın bu konudaki itirafı çok önemlidir:

Kuantum fiziğinin getirdiği maddesizlik ilkesi materyalistleri zor ve açmaz bir durumda bırakmıştır. Kuantum fizikçisi Neill Graham bu durumu şöyle açıklar:

Modern bilimin hiçbir gelişmesi insan düşüncesi üzerinde kuantum teorisinin ortaya çıkışından daha derin bir etki bırakmamıştır. Yüzyıllar boyunca oluşan düşünce kalıplarından acı çeken bir kuşak öncenin fizikçileri yeni bir metafiziği kucaklamak zorunda kaldılar. Bu yeni yönelmenin yol açtığı sıkıntı günümüze kadar devam etti. TEMEL OLARAK FİZİKÇİLER CİDDİ BİR KAYIPLA KARŞILAŞTILAR: GERÇEĞE OLAN BAĞLILIKLARI.(The Many-Worlds Interpretation of Quantum Mechanics: A Fundamental Exposition by Hugh Everett, III, with Papers by J. A. Wheeler, B. S. DeWitt and Neill Graham (Princeton Series in Physics))

Bilim insanlarının “MADDE YOKTUR” keşfi, dünyanın yaratılış amacını derinlemesine düşünülmesine vesile olan muazzam bir keşiftir. İnsanların büyük bir çoğunluğu, dünya hayatını okul, üniversite, evlilik, çocuk, iş hayatı döngüsünden ibaret zannetmektedir. Ancak dünyaya, ruha ve bilimsel gerçeklere dikkatlice bakan biri, her şeyin beyninin içinde yaratıldığını ve dışarıda maddenin sadece gölge varlık olarak yaratıldığı gerçeğini görür, dünyaya geliş amacının bunlar olamayacağını anlar.

Her şeyden önce, maddenin gerçek yönünün anlaşılması ile, insanlar hem dünyaya olan hırs dolu bağlılıklarından arınır ve yalnızca ahirete yönelir, hem büyük bir yanılgı olan materyalist inanıştan kurtulur; hem de bu yanılgıları nedeniyle bir türlü kavrayamadıkları bazı gerçekleri rahatlıkla kavrayabilirler. Örneğin Allah’ın her yeri sarıp kuşattığı, cennet ve cehennemin varlığı, ruhun mahiyeti, ölümden sonraki yaşam, sonsuzluk gibi konular, materyalist bir dünya görüşüne sahip veya bu görüşün telkini altında yetişmiş insanlar tarafından asla kavranamaz.

ALLAH’IN VARLIĞINI İNKAR EDEN MATERYALİST DÜŞÜNCE TELKİNİNE KARŞI ÖNLEM ALMAK HAYATİDİR.

Dünyayı çepeçevre sarmış, bilinçli olarak topluma empoze edilen ve toplumları suça, savaşlara, çatışmaya, ahlaksızlığa, intiharlara, inançsızlığa sürükleyen Darwinist-materyalist anlayıştan kurtulmanın yolunu Allah, bilim aracılığıyla insanlara kolaylaştırmıştır.

Bilimsel keşifler doğru anlatılırsa, insanların, gözüne yapışmış bir ekranın başında yaşadıkları gerçeğini tam olarak anlamaları sağlanırsa iman etmek dışında bir yolları kalmayacaktır. Bu gerçeğin kavranmasıyla birlikte, kuvvetli bir iman ve Allah inancı oluşacağı için, herkes Allah’ın rızasını ana hedef haline getirecektir. Bencillik, sorumsuzluk bilinci kalkacak, herkes sadece kendi için değil Allah’ın rızasına uygun olan, tüm dünyanın iyiliği için mücadele etmeyi hedefleyecektir. Maddenin hakikatini, yani madde denilen olgunun insan beyninde oluşan elektrik sinyallerinden ibaret olduğunu anlayan bir insanda dünyanın tüm zorlukları karşısına çıksa, tüm imkanları elinden alınsa, hatta tüm dünya ona karşı birleşse bile en ufak bir sarsılma yaşamaz. Kalbi Allah’a bağlı olan insanın iç huzurunu, neşesini, moral ve motivasyonunu kimse elinden alamaz. Çünkü onun dayanağı insanlar değil, alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Maddenin hakikatini bilen insan kaderin akışı içinde Allah’ın kendisine gösterdiği ekranın dışına çıkamayacağını bilir. Kişinin Allah ile tam bir bağ kurmasına, şirkten, her türlü ahlaksızlık ve suçtan korunmasına vesile olur. Bu nedenlerle, maddenin hakikatini tüm insanlara en kolay anlayabilecekleri şekilde anlatmak, kavramalarını sağlamak ve dikkatlerini sürekli bu hakikat üzerinde canlı tutmayı hedeflemek çok hayatidir. Müslümanın yapacağı en güzel hizmetlerden biri budur.

MADDENİN HAYAL OLDUĞU GERÇEĞİ, İLKOKUL ÇAĞINDAN İTİBAREN ÇOCUKLARA ANLATILMALIDIR.

İnsan görme mucizesine dair ilk bilgisini ilkokul çağında alır. Gözün ışığı algılayan bir organ olduğu ve görme deneyiminin beyinde oluştuğu gibi çok basit düzeyde bir anlatım yapılır. Ancak bu bilgi çoğu zaman yalnızca biyolojik bir mekanizma olarak aktarılır; insanı düşünmeye sevk edecek yönü üzerinde hiç durulmaz.

Bu konu, ilkokul çağından başlayarak öğrencilerin yaş seviyelerine uygun örneklerle anlayabilecekleri dilde anlatıldığı takdirde, genç temiz zihinler bu gerçeği çok hızlı kavrayacaklardır. Çocuklar bu konuyu bir kere kavradıktan sonra, tüm hayatları bu gerçeğin üzerine şekilleneceği için, kaderlerini izlerken müthiş sağlıklı bir ruh ve akılla gelişirler. Her şeyi yaratanın Allah olduğunu bilmek, Allah’ın sonsuz gücünü ve dünyanın bir imtihan yeri olduğunu kavramalarını sağlamak onları çok rahatlatacaktır. Yersiz dünyevi hırslara değil sadece ahirete, Allah’ın rızasına göre yaşamaya yönelmeleri sağlanmış olacaktır.

İnsanların bu hakikatten kaçmaya çalışmalarının ve düşünmemelerinin sebebi, bu sırrın açıklığa kavuşmasıyla birlikte mallarıyla, arabalarıyla, dolarlarıyla, yatlarıyla, lüks otomobilleri, marka kıyafetleri, soylu aileleri ve holdingleriyle kibirlenen insanların kibirlerinin boşa gidecek olmasıdır. Örneğin, gururla zırhlı arabasına ve büyük bir arazi üzerine kurulu evine helikopterinden bakan zengin bir işadamı, bu gerçeği kabul ederse bir anda hayalden oluşan ve hayal içinde yaşayan aciz bir varlık olduğunu anlayacaktır. Materyalist zihniyetteki insanların tüm korkularının ve gerçekten kaçmalarının nedeni budur. Bu gerçeği bilmekten dolayı kibir, hırs ve sahiplenme üzerine kurulu hayatlarının kendilerince “tadı kaçacak”tır.İman etsin veya etmesin, Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü ve tek mutlak varlık olduğunu da takdir etmek durumunda kalacaktır. Böylece kendi güçsüzlüğü ve Allah’a ne kadar muhtaç olduğu ortaya çıkacaktır

Elbette insanların bu kaçışları hiçbir şey değiştirmez. Her insan -beyninin zifiri karanlığındaki odasında- gözünü bu muazzam sanatın içine açarak uyanır.

 


Tatile gittiğini zanneden her insan, tatil görüntüsünü, tüm detaylarıyla birlikte beyninin zifiri karanlığındaki odasında yaşar. Deniz, tekneler, kumlara bastığında ayaklarında hissettiği sıcaklık, deniz kokusu, rüzgar, denizin tuzlu tadı, güneşin teninde hissettiği sıcaklığı, etrafındaki tüm o kalabalık; bunların tamamı beynin içinde oluşan algılardır. Karşısında olduğunu zannettiği uçsuz bucaksız deniz manzarası, sahili dolduran yüzlerce insan, hepsi beynindeki mercimek tanesi kadar küçücük, birkaç santimetreküplük alanın içinde gerçekleşmektedir.

 


Kasadaki paraları sayan veya bankaya milyar dolarlarını yatırdığını düşünen kişi aslında sadece ve sadece beyninin zifiri karanlığındaki odasındadır ve sadece kendisine izletilen görüntü ile muhataptır. Gerçekte, çok kıymet verdiği parasına bir kez bile elini değdirememiştir.

 

HAYAL OLAN DÜNYANIN GERÇEK GİBİ HİSSEDİLMESİ, ALLAH’IN MUAZZAM BİR SANATIDIR.

İnsan, madde var telkinine karşı mücadele etmek zorundadır. Bunun için de Allah ile kopmaz bir bağlantı kurması gerekmektedir. Maddenin hayal olduğunu, Allah’ın mutlak varlık olduğunu bir kere tam kavrayan insanın iman dışında başka bir yolu yoktur.

Gören, duyan, işiten ve hisseden beyin değildir. Bizim içinde yaşadığımız evren, dünya, hayatımız boyunca başımızdan geçen olaylar hepsi ruhumuza seyrettirilen bir hayalden ibarettir. Çok açıktır ki, içinde yaşadığımız tüm evreni, yani algılar bütününü yaratan ve sürekli yaratmaya devam eden sonsuz bir güç ve kudret sahibi üstün bir Yaratıcı vardır. Yarattığı bütün algılar, O’nun iradesine bağlıdır ve O bütün yarattıklarına her an hakimdir. O üstün Yaratıcı, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Algılardan oluşan bu evrenin dört bir yanında, gerçek varlık olarak sadece Allah’ın Zatı vardır.

SONUÇ:

“MADDE DİYE BİR ŞEY YOKTUR.”
GÖREN GÖZ DEĞİL, RUHUMUZDUR.
GÖRDÜĞÜMÜZ, DUYDUĞUMUZ VE HİSSETTİĞİMİZ HER ŞEY, ALLAH TARAFINDAN RUHUMUZA İZLETİLEN GÖRÜNTÜLERDİR.

Bu yazıda anlatılanlar bugün bilim tarafından kesin olarak ispatlanmış, APAÇIK gerçeklerdir. 21. yy teknolojisi ile ortaya konan maddenin bir hiçlik olduğu keşfiyle, Materyalizm, tarihin en büyük ve en gürültülü çöküşü ile çökmüştür.

Profesörler, labaratuvarlarda deney yapan bilim insanları, ülkeleri yöneten seçilmiş liderler, mahkeme kararlarını veren hakimler, savcılar, büyük gökdelenler inşa eden inşaat mühendislerinin hiçbiri beyinlerinin dışına çıkamamıştır. Bu insanların tamamı beyinlerinin içindeki mercimek tanesi kadarlık bir bölüm içinde deneyler yapar, savaşları başlatır, mahkeme kararları verir, gökdelenleri inşa ederler. Yaptıklarını zannettikleri işlerin, aldıkları kararların tamamını beyinlerinin içindeki zifiri karanlıkta, birkaç santimetreküplük bölgedeki ekrandan seyrederler. HİÇBİR İNSAN BEYNİNİN İÇİNDEKİ BU EKRANDAN ÇIKIP DIŞARIDAKİ KAİNATI GÖRMEMİŞTİR.

Gerçekte beynimizde, ne renkler ne sesler ne de görüntüler vardır. Beynin bağımsız hiçbir gücü yoktur. Beyin, bir çiçeğin kokusunu, bir manzaranın güzelliğini, lezzetli bir yemeğin tadını yorumlayıp tüm bunlardan zevk alamaz. Beyin bir yağ ve et parçasıdır. Beynin içinde tüm bu hisleri algılayan bir şuur vardır. Bu şuur, Allah’ın yarattığı ruhtur.

İnsanın mutlak gerçek sandığı dünyanın mahiyetini doğru değerlendirmesi; Allah’ın sonsuz kudretini, yaratışındaki kusursuz sanatı ve her an devam eden yaratmasını daha derinden kavramasına vesile olur. Bilimsel delillerin sunumuyla, varlığı yalnızca maddeyle açıklamaya çalışan materyalist anlayışın yetersizliği görüldüğünde, Allah’ın varlığını inkar eden telkinlerin etkisi de yok olur. Böyle bir kavrayış, hem materyalist düşüncenin telkinlerine karşı güçlü bir fikri zemin oluşturur hem de insanın imanını, tefekkürünü ve Allah’a olan teslimiyetini kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın sadece algıyla muhatap olduğu gerçeğinin doğru şekilde öğretilmesi; özellikle çocuklara ve gençlere erken yaşlardan itibaren sade, anlaşılır ve bilimsel verilerle desteklenen bir üslupla anlatılması büyük önem taşımaktadır.

Maddenin gerçeğini kavrayan insan, dünyadan hemen geçer, ruh sahibiyse mükemmel bir Müslüman olur.

İnsanların fikirlerini temelinden değiştiren, insanları Allah’a kesin olarak iman ettiren, Kuran’da bahsedilen bütün güzel ahlak özelliklerinin severek ve isteyerek yaşanmasını sağlayan, insanlardaki hırs, rekabet, kin, düşmanlık, kibir duygularını ortadan kaldırarak, sevgi, merhamet, şefkat ve tevazuyu hakim kılan bu olağanüstü önemli gerçeği, yani maddenin bir algı olduğu gerçeğini insanların anlamasını sağlamak tüm dünyanın huzura ermesi ve güzelleşmesi için yapılabilecek en elzem ve en önemli çalışmadır.

Kamuoyunun bilgisine saygılarımızla sunarız. 07.08.2026

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir