MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN MİLAT GAZETESİ SAHİBİ ALİ ADAKOĞLU ve GAZETECİ ERDAL ŞİMŞEK’E TEKZİPTİR
Geçtiğimiz günlerde Erdal Şimşek imzasıyla Milat Gazetesinde yayınlanan bir yazıda müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında gerçek dışı itham ve iftiralarda bulunulmuş; olmadık zorlama izahlarla yersiz ve yakışıksız benzetmeler kullanılmıştır.
Milat Gazetesi her şeyden önce, haset ve kıskançlık hisleriyle hareket ederek Müslümanlara iftira atılan bir mecra olmaktan sakınmalı; KURAN’A AYKIRI, MÜSLÜMANA YAKIŞMAYAN, VİCDAN ve HAKKANİYETTEN UZAK, doğrulara yer vermeyen bir tutum ve üslup sergilemekten kaçınmalıdır.
Müvekkil hakkındaki suçlamaların tamamının iftira olduğunu, adil bir yargılama yapılmadığını, baştan sona bir kumpasın söz konusu olduğunu Milat Gazetesi Sahibi Sn. Ali Adaklıoğlu da, haberi hazırlayan gazeteci Sn. Erdal Şimşek de çok iyi bilmektedirler.
Ancak buna rağmen ısrarla yayınlarında, müvekkil ve arkadaşlarından suç örgütü olarak bahsedip gerçekdışı itham ve iftiraların sözcülüğünü yapmaları, ALENEN KURAN’A AYKIRI BİR TUTUMDUR. Allah Kuran’da ADİL OLMANIN FARZ OLDUĞUNU BİLDİRMİŞ ve kendi aleyhlerine olsa bile Müslümanların adil olması gerektiğini emretmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 135)
Bir diğer Kuran ayetinde ise, Müslümanlara fasıktan gelen habere güvenmemeleri gerektiği söylenmiştir:
“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 6)
Bu ayetlerin açık emrine rağmen müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını, aleyhlerinde hiçbir somut delil olmadığı halde suç örgütü olarak nitelemek inandıklarını beyan ettikleri Kuran’ın hükmüne uymamak anlamına gelmektedir.
Kaldı ki kanaatimizce İFTİRA KONUSUNDA EN DİKKATLİ ve EN HASSAS OLMASI GEREKEN KİŞİLER ARASINDA BAŞTA, haberi kaleme alan gazeteci Erdal Şimşek ile Milat Gazetesi Sahibi Ali Adaklıoğlu gelmelidir.
Zira müvekkil ve arkadaşları hakkında baştan sona iftira dolu bu haberi kaleme alan gazeteci Erdal Şimşek 2018 senesinde, “kendisini MİT mensubu gibi tanıtıp iş insanlarına yönelik dolandırıcılık yaptığı” iddiasıyla önce gözaltına alınmış ardından da tutuklanmıştır. Tutuklanma haberi ise “Yandaş Yazar Erdal Şimşek Dolandırıcılıktan tutuklandı” başlığıyla medya ve haber kanallarına yansımıştır.
Habere ilişkin ekran görüntüsü ve haber linki (Aşağıdadır)
Haberin medya ve basına yansımasının ardından Milat Gazetesi’nin birinci sayfasından basın açıklaması yapılmış ve “Yargıya intikal etmiş bir olayla ilgili gazetemize bile bilgilendirme yapılmamışken, gayri milli bir odağın köpürttüğü iddialara, kendi mahallemizden de birilerinin fitne ateşi taşıması bizleri üzmüştür” ifadeleri kullanılmıştır. O gün kendisine yönelik ithamlara ilişkin böyle bir açıklama yapan Milat Gazetesi’nin, bugün müvekkile yönelik iftiralara dayalı bir yayın benimsiyor olması oldukça manidardır.
Milat Gazetesi’nin basın açıklaması “Yazarı, dolandırıcılıktan tutuklanan Milat Gazetesi: Tek kelimeyle şerefsizlik” başlıklı haberlerle basında yer almıştır. Kendileri karalamaya maruz kaldıklarında bunu “şerefsizlik” olarak değerlendirenlerin başka insanlar söz konusu olduğunda karalamanın öncüsü olması dikkat çekicidir.
Habere ilişkin ekran görüntüsü ve haber linki (Aşağıdadır)
BİRİNCİSİ:
Müvekkil Adnan Oktar’a Yönelik Aleyhte Propaganda Birbirinden Farklı Kesimlerden Gelse de Ortak Bir Paydaya Dayanmaktadır
Adnan Oktar kumpas davasının başlangıcından beri en dikkat çeken noktalardan biri, aleyhe propaganda konusunda komünist kesimin bir kısmı ile muhafazakar kesimden bazılarının sürekli bir ittifak içinde olmalarıdır.
Normal şartlarda ne fikren ne de ideolojik olarak asla ortak paydada buluşamayan, karşılıklı birbirlerini daima “kabul edilemez” olarak kabul eden bu iki sistemin temsilcileri, şaşılacak biçimde müvekkil ve arkadaşlarına husumet konusunda adeta el ele tutuşmuş gibilerdir. Bunun temelinde ise, müvekkil Adnan Oktar’ın ilmi çalışmalarının her iki kesimin de inanç sistemini çökertmiş olması, ellerinden dayanak noktalarını almış olmasıdır. Müvekkil Adnan Oktar Darwinizm’in geçersizliğini somut bilimsel delillerle ispatlayarak 200 yıllık Darwinist dayatmayı bitirmiştir. Kuran’ın berrak, temiz, özgür, akılcı ve sevgi dolu ruhunu anlatarak ve Peygamberimiz (sav) adına uydurulan hadislerin geçersizliğini ortaya koyarak da bağnaz düşünce yapısını çökertmiştir. Böylece dinsizliğin iki temel dayanak noktası fikren ortadan kalkmış, Darwinist materyalist sol ile içten içe komünizm hayranı olan yeşil sol ve hurafelere dayalı bağnazlık büyük yenilgi almıştır. Kuran ahlakının, Peygamberimiz (sav) dönemindeki aydınlık İslam inancının dünyaya hakimiyetinin kapısı sonuna kadar açılmıştır. İşte müvekkil Adnan Oktar’a karşı sağ ve sol basından bazı kesimleri ittifak ettiren de bu yenilginin acısıdır.
Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, bu ülkede ne komünizmin ne de bağnaz muhafazakar din anlayışının hakim olması mümkün değildir. İyi niyetle, adalet, dindarlık, takva, eşitlik gibi arayışlarla bu ideolojilerin etkisi altında kalmış olanlar da müvekkilin delillerle doğruyu ortaya koyması üzerine her iki tarafın da yanlışlarını görmektedir.
Neticede müvekkil kendisine karşıt olan, en radikal tutum sergileyenler de dahil kimsenin yok olması, yaşam sahası bulamaması gibi bir düşünce içinde değildir. Onların da doğruyu görmesi, kendilerini yersiz ve gereksiz taassuplarla, katı kurallarla mutsuz etmemesi için çaba göstermektedir. Her düşünceden her insanın kendi fikrini özgürce anlatabildiği, inancını dilediği gibi yaşadığı, kimsenin bir diğerini dışlamadığı, birbirine saygı, sevgi ve merhamet duyduğu bir toplu düzeni istemektedir.
İKİNCİSİ:
Kıskançlık, Haset veya Öfkeyle Çıkılan Yol Kimseye Başarıya Ulaştırmaz
Müvekkil Adnan Oktar’ın en önemli özelliklerinden birisi de, dünya çapında elde ettiği başarılardır.
Müvekkil Adnan Oktar’ın, dünya çapında şimdiye kadar başarılamayanı başarmış olması ve Darwinizm’i çökertmesi, sözde bilimsel dayanağını Darwinizm’den alan Materyalist Felsefe ve Komünist ideolojinin de çökmesine vesile olmuştur.
Ayrıca müvekkilin, hurafelere dayalı bağnaz sistemi ortadan kaldırıp insanların dindarlaşmasına vesile olan Kuran İslam’ını tanıtması, bu konuda dünya çapında bir etki yaratmış ve sonuç almış olması da, hurafe savunucularına ve İslam ülkelerini bağnazlık yoluyla yıpratıp yıkıma götürmeyi planlayan yapılanmalara yönelik müthiş bir darbe olmuştur.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN BAŞARILARINA KARŞI KISKANÇLIKTAN KAYNAKLANAN BİR HIRÇINLIK DUYANLARIN KENDİ HAYATLARINA BAKIP KAÇ KİŞİNİN HİDAYETİNE, DOĞRUYU BULMASINA, GÜZEL AHLAK KAZANMASINA, KENDİNİ DEĞİŞTİRMESİNE VESİLE OLDUKLARINA BAKMALI VE ORTAYA ÇIKAN SONUCU SAMİMİ OLARAK DEĞERLENDİRMELERİ GEREKİR. MÜVEKKİL ON BİNLERCE İNSANIN HİDAYETİNE VESİLE OLUP HAYATLARINA SAYISIZ GÜZELLİK KATMIŞKEN, BU İNSANLAR KENDİ MUTSUZLUKLARINI, KARAMSARLIKLARINI, SEVGİSİZLERİNİ YANSITIP İNSANLARI KENDİLERİNDEN UZAKLAŞTIRMAK DIŞINDA PEK BİR NETİCE ELDE EDEMEMEKTEDİRLER. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN BİNLERCE SEVENİ VARKEN VE BU AMANSIZ KARALAMALARI RAĞMEN SEVENLERİ HER GEÇEN GÜN ARTARKEN BU KİŞİLERİN ÇEVRELERİNDE BİR TANE BİLE GERÇEKTEN KENDİNİ SEVEN KİMSE OLMAMASI KENDİLERİNİN KİMSEYİ SEVECE GÜCÜ BULAMAMALARI İBRETLİK BİR DURUMDUR.
Müvekkil, insanların inandıkları din veya ideolojilere, fikir ve inançlara her zaman saygılıdır. Ancak bu ideolojilere sahip bir kısım gazetecilerin yaklaşımı bu şekilde değildir. Kendi ideolojilerinin ve inançlarının, müvekkil tarafından yenilgiye uğratılmış olması ve müvekkilin bu konuda, tartışılmaz bir başarı elde etmiş olması, bu kişiler bakımından ciddi bir kıskançlık sebebidir.
Bu kişiler, bilimsel olarak yenemedikleri müvekkili, çeşitli iftiralar yoluyla yenebileceklerini düşünürler. Müvekkile karşı yenilgilerini, kendilerince karalama eylemleri yaparak bertaraf edebileceklerine inanırlar. Ama durum hiç de bekledikleri gibi olmamaktadır. MÜVEKKİL, İFTİRA VEYA KARALAMALARDAN ASLA ETKİLENMEDİĞİ GİBİ, DÜNYA ÇAPINDAKİ BAŞARISI DA TÜM HIZIYLA DEVAM ETMEKTEDİR. Dolayısıyla, haset ve kin ile çıkılan yol, kimseye yaramadığı gibi, bu hırslarla hareket eden gazetecilere de yaramamaktadır.
ÜÇÜNCÜSÜ:
Epstein Davasını Adnan Oktar’la Özdeşleştirmek İsteyenler Kendi Karanlık Hayatlarını Örtbas Etmeye Çalışıyorlar
Bir kısım medya tarafından müvekkil Adnan Oktar ile Epstein davasını özdeşleştirmeye çalışan çok sayıda haber ve yorum yayınlandığı kamuoyunun malumudur. Ancak tek bir elden servis edildiği anlaşılan bu haber ve yorumların asıl amacı İngiliz Derin Devleti’nin açığa çıkan ahlak dışı ve çirkin dünyasından dikkati dağıtmaktır.
Epstein dosyası kullanılarak YAPILAN BENZETMELERİN ve İSNAT EDİLEN SUÇLAMALARININ HİÇBİRİSİ ADNAN OKTAR’IN ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA YOKTUR.
2018’deki operasyondan bu yana 8 yıldır dört bir koldan devam eden karalamaların ortaya çıkardığı kesin gerçek şudur ki: bu süreç müvekkil ve arkadaşlarının tertemiz, masum insanlar olduğunun ispatı olmuştur.
Devlet eliyle Adnan Oktar ve arkadaşlarının 200’e yakın evi ve işyeri aranmış, bilgisayarları telefonları ve tüm dijitalleri incelenmiş, ticari faaliyetleri ve gelirleri araştırılmış, özel hayatları didik didik edilmiş ve neticesinde müvekkil ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇ VE SUÇ EMARESİ OLMADIĞI, AHLAKLI, İFFETLİ, DÜRÜST VE ONURLU OLDUKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR. Devletimiz yüksek bir akıl ve hikmetle müvekkil ve arkadaşları hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. İmanlı, sabırlı, dirayetli, tevekküllü, cesur, sadık, vefalı ve çok yüksek ahlaklı olduklarını tüm Türkiye’ye göstermiştir.
1. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA GEÇEN “YAŞI KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI” DEV BİR YALANDIR
Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur. Her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz kalmadığı yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 1 Ceza Dairesi’nin bozma kararıyla da bu gerçek hukuken tescillenmiştir. Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Kumpası organize edenler büyük bir panikle BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olmuşlardır. Sırf bu hakimlerin başına gelenler dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS OLDUĞUNUN İSPATIDIR.
2. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA TEK BİR DOĞAL MÜŞTEKİ, GERÇEK MAĞDUR YOKTUR. İSTİSMAR VE TACİZ HİKAYELERİ BAŞTAN SONA YALANDIR
Adnan Oktar davası dosyasında genç kadınların hepsi hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır. Genç kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. İfadeleri verirken kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur. Örneğin S.M.C. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar, kandırılmış kadınlar” KURGUSUNU TAMAMEN YIKMIŞTIR.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALAR DA, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI ORTAYA KOYMAKTA ve İSPATLAMAKTADIR.
3. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATINDA UYUŞTURUCU, ALKOL VS OLMADIĞI DA İSPATLANMIŞTIR
11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EVE EŞ ZAMANLI ŞEKİLDE BİR ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.
Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Alınan laboratuvar örneklerinde;
- 168 KİŞİ İÇERİNDE TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,
- 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,
- 168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporuyla KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL VE HATTA HERHANGİ BİR PSİKOLOJİK İLAÇ İZİ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Aşağıda Adli Tıp Raporunun bir bölümüne yer verilmiştir. İlgili raporun Müvekkilin kan testine ait olan bölümü aşağıdadır. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste, test yapılan 168 kişide de aynı şekildedir.
BENZER ŞEKİLDE 1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA herhangi bir uyuşturucu izine RASTLANMADIĞI BELİRTİLMİŞTİR. İlgili raporun ekran görüntüsü aşağıdadır.
4. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA BİR TANE BİLE ZORLA ALIKONULAN KİŞİ YOKTUR
Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda eş zamanlı olarak yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskın düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, iradesi elinden alınmış bir kadına rastlanmamıştır. Güya zorla alıkonulan kişiler olduğu şeklindeki kurgu defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmış ve her defasında da çürütülmüştür. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.
Öyle ki bu kumpası kurgulayabilmek için geçmiş yıllarda da “esir tutulduğunu” anlatan el yazılı isimsiz bir kadının ihbar mektubuyla müvekkile kumpas kurulmaya çalışılmış, ancak mektup üzerinde yapılan teknik incelemede SAHTE İHBAR MAKTUBUNU YAZANIN BİE ERKEK OLDUĞU açığa çıkmıştır.
dosyada zorla müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde;
- Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
- Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
- Avukat, öğretmen, sosyal medya fenomeni, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
- Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, dışa dönük ve sosyal bireyler oldukları
- Kendilerini nasıl koruyacaklarını ve kanuni haklarını nasıl koruyacaklarını bildikleri
- Aileleriyle ya da okul veya arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, her gün kendi istekleriyle görüşmeye geldikleri
- Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla yaşadıkları dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.
Tüm bunlar ve dahası GÜYA “zorla alıkonulmuş, iradesini yitirmiş, mağdur” KADINLAR OLDUĞU İDDİASINI YERLE BİR ETMİŞTİR.
Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla birlikte oldukları dönemde hayatlarının en güzel, en ferah, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı ünlü olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak güdüsüyle müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve yıldırma ortamında canlarını kurtarabilmek adına “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.
5. ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA ŞİDDET, BASKI veya TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN BİLE YOKTUR
Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayene götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Tek bir tane dahi darp raporu yoktur.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da paylaşımla ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.
800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Aksine dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.
6. ŞANTAJ KASETLERİ DE YOKTUR, KENDİSİNE ŞANTAJ YAPILDIĞI İDDİASIYLA ŞİKAYETÇİ OLAN KİMSE DE YOKTUR
Medyada şehir efsanesi gibi dolaşan şantaj videoları olduğu iddiası çok çirkin bir iftiradır. Genç kızların güya yaşadıkları olayları kimselere anlatmamalarının ana sebeplerinden biri olarak gösterilen ve ŞANTAJ MALZEMESİ OLARAK KULLANILDIĞI İLERİ SÜRÜLEN CİNSEL İLİŞKİ GÖRÜNTÜLERİNİN HAYALİ OLDUKLARI DEFALARCA ORTAYA ÇIKMIŞTIR. 1999 ve 2018 operasyonlarında tek bir uygunsuz video bulunmamıştır. Video ile kendisine şantaj yapıldığını iddia eden bir kişi dahi bulunmamaktadır. Hatta her türlü iftiranın bulunduğu iddianamede dahi böyle bir iddia yoktur.
Basında ve sosyal medyada sık sık gündeme getirilen şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir kare görüntü bile ortaya konulmamıştır; ÇÜNKÜ YOKTUR.
Bazı provokatörler tarafından zaman zaman “NEDEN BU KASETLER YAYINLANMIYOR” şeklindeki soruların ise tek cevabı vardır: BU TÜR KASETLER HAYALİ OLDUKLARI İÇİN HİÇBİR DÖNEMDE ELE GEÇİRİLMEMİŞTİR.
EĞER İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ HERHANGİ BİR ŞANTAJ KASETİ OLSA, 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA BUNLARIN ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. EN AZINDAN TEK BİR KARE BİLE OLSA GÖRÜNTÜ YA DA İZİ ORTAYA ÇIKAR, BU DA HİÇ ŞÜPHE YOK TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE DURMAKSIZIN SAYFA SAYFA, SAATLERCE, GÜNLERCE YAYINLANIRDI.
7. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA GAYRİ AHLAKİ HİÇBİR ŞEY YOKTUR
Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın eve operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılacağı, hatta gayri ahlaki birçok duruma rastlanabileceği herkes tarafından bilinmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftiralar ve karalamalar göz önünde bulundurulduğunda ise, operasyon sabahı çok farklı manzaralarla karşılaması beklenirdi.
Ancak polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamıştır. Dolayısıyla bu durum müvekkil ve arkadaşlarının İFFETİNİN, NAMUSUNUN, DÜRÜSTLÜĞÜNÜN, MASUMLUĞUNUN, TEMİZLİĞİNİN İSPATI ve DEVLET ELİYLE TESCİLLENMESİ OLMUŞTUR.
Bir kısım medyada yayınlanabilen tek görüntü ise, masum, tertemiz kadınların yüzüstü elleri sırtlarından kelepçeli halde yere yatırılmış; alınlarına uzun namlulu silahlar dayanmış görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır şekilde ihlal eden bir uygulama dahi, konu müvekkil ve arkadaşları olduğunda basının bir kısmı tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.
8. CASUSLUK İDDİASININ YALAN VE BOŞ OLDUĞU İSPATLANMIŞTIR
“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN RESMİ CEVAP YAZILARINDA ORTADA “HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİNİN OLMADIĞI” AÇIK ŞEKİLDE ORTAYA KOYMUŞTUR.
MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISINDA: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.” DENİLEREK, CASUSULUK İDDİASINDA BULUNULABİLECEK HERHANGİ BİR DURUMUN OLMADIĞI AÇIK ŞEKİLDE BELİRTİLMİŞTİR (Aşağıda) :
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISINDA İSE : “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.” denilmektedir.
Dışişleri bakanlığı tarafından gönderilen yazıda ayrıca: “Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, ‘DEVLET SIRRINI İFŞA’ MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.” da denilmektedir.
ANCAK MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN TÜM BU RESMİ YAZILARA RAĞMEN YİNE DE, İDDİA MAKAMI KÖTÜ NİYETLİ BİR TAVIR SERGİLEYEREK DAVA DOSYASINA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASINI DA EKLEMİŞTİR.
Ancak yürütülen YARGILAMA NETİCESİNDE, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARINA YÖNELTİLEN SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR.
Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:
AYRICA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;
- FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)
- SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)
- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)
- RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)
- EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)
- NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)
- SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)
İDDİALARININ TAMAMI BERAAT KARARI İLE SONUÇLANMIŞTIR. TÜM BU BERAAT KARARLARININ ORTAK GEREKÇESİ İSE “HERHANGİ BİR SOMUT DELİLİN BULUNMAMASIDIR.”
9. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN HANIM ARKADAŞLARI İFFETLERİYLE TANINAN TERTEMİZ DİNDAR HANIMLARDIR
Müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik birtakım gazeteciler ve sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen iftiralar ise çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Devletimizin en üst düzeyinden mahalledeki markete kadar müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, naiflikleri ile dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan tahribatıdır.
Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla tertemiz bu hanımlar hakkında yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
10. Müslüman Kadınlara Zina Suçlamasında Bulunabilmek için Dinimize Göre 4 Şahit Getirilmesi Gerekir
Allah Kur’an’da, bir kimseye karşı zina isnadında bulunanların ancak “DÖRT ŞAHİTLE GELMELERİ” gerektiğini şöyle bildirmiştir:
“Onu işittiğiniz zaman, erkek mü’minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: “BU, AÇIKÇA UYDURULMUŞ İFTİRA BİR SÖZDÜR” demeleri gerekmez miydi? ”
“Ona karşı DÖRT ŞAHİTLE GELMELERİ gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir .”
“Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu.”
“O durumda SİZ ONU (İFTİRAYI) DİLLERİNİZLE AKTARDINIZ VE HAKKINDA BİLGİNİZ OLMAYAN ŞEYİ AĞIZLARINIZLA SÖYLEDİNİZ VE BUNU KOLAY SANDINIZ ; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür.”
“Onu işittiğiniz zaman: “Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah’ım) Sen Yücesin; bu BÜYÜK BİR İFTİRADIR ” demeniz gerekmez miydi? ”(Nur Suresi, 12-16)
Görüldüğü gibi, zina ithamına ilişkin Kur’an ayetleri son derece açıktır.
Bir Müslümana, DELİLSİZ YANİ DÖRT ŞAHİT GÖSTERMEDEN zina isnadında bulunmak BÜYÜK BİR HARAMDIR . Ayetin bildirdiği üzere, Müslümanlara zina iftirası atıp da dört şahit getirmeyenler “Allah Katında yalancıların ta kendileri” olarak tanımlanmaktadır.
Yani, bunların artık “KENDİLERİNE GÜVEN OLMAYACAK” insan oldukları, dolayısıyla herhangi bir konudaki şahitliklerinin de ömür boyu geçersiz olduğu bildirilmektedir. Çünkü, kin ve öfkelerine, kötü zanlarına uyarak iftiraya ortak olmaları bu insanların nefislerine Allah’ın emirlerine itaat etmekten daha sevimli görünmüş ve bunun sonucunda harama girerek “Allah Katında çok büyük (bir suç)” işlemişlerdir.
Yüce Allah Kuran’da, hiçbir delili olmadan mü’min kadınlara fuhuş iftirasında bulunanların durumunu,
“Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette LANETLENMİŞLERDİR. Ve onlar için büyük bir azab vardır. ” (Nur Suresi, 23)
şeklinde açıklamaktadır.
Ayrıca, Allah Kuran’da bir konu hakkında herhangi bir bilgisi veya delili olmamasına rağmen bunun peşinden giderek iftirada bulunanların , bu yaptıklarından dolayı mutlaka Allah Katı’nda sorumlu tutulacaklarını, İsra Suresi’nin 36. ayetinde şöyle bildirmektedir:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.”(İsra Suresi, 36)
Kaldı ki husumetli bazı çevrelerin camiamıza saldırı ve karalama amacıyla ürettikleri iftiralara, safsatalara, gerçek dışı iddialara itibar ederek bunları tekrar etmesinin ve desteklemesinin, Millet Gazetesinin sahibi, yöneticileri ve yazarlarına hiçbir şey kazandırmayacağı gibi samimiyetlerine, dürüstlüklerine ve saygınlıklarına gölge düşüreceği de açıktır.
DÖRDÜNCÜSÜ:
MÜVEKKİL ve ARKADAŞLARI HAKLARINDAKİ FETÖ SUÇLAMALARINDAN DA YARGILANMIŞ ve BERAAT ETMİŞLERDİR
Adnan Oktar Davası dosyasına yer alan FETÖ’ye yardım ve ilişki iddiaları, tıpkı “Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiasında olduğu gibi sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir.
Gerçekte ise müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları tıpkı haklarındaki “Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası gibi “FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütüne Yardım” iddialarından da BERAAT ETMİŞLERDİR. Buna göre:
İstanbul 30 ACM de 2019/313 E sayılı dosyanın soruşturma safhasında;
Müvekkil ve arkadaşları hakkındaki “FETÖ Silahlı terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım etme” iddiasına yönelik olarak, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiştir.
GELEN RAPORDA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE 235 KİŞİNİN BİRDEN FETÖ İLE HİÇBİR BAĞININ TESPİT EDİLMEDİĞİ BELİRTİLMİŞTİR.
Kanaatimizce Türkiye’de çok az camiada içinde tek bir kişinin dahi “Fetömetre” tabir edilen kriterlerin bir tanesinde bile hakkında bir şey çıkmaması görülmüş bir şey değildir. Ancak müvekkil ve arkadaşları, hayatlarının hiçbir döneminde fetö ile ilişki içerisinde olmamışlardır.
Bu rapora göre müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında;
1. BYLOCK başlığında kayda rastlanmamıştır.
2. BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
3. KRİZ MERKEZİ VERİSİ başlığında kayda rastlanmamıştır.
4. SORUŞTURMALAR başlığında kayda rastlanmamıştır.
5. BELGE EVRAK/DERNEK başlığında kayda rastlanmamıştır.
6. ŞİRKETLERİ SORUŞTURMA başlığında kayda rastlanmamıştır.
7. ŞİRKETLERİ BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
8. ŞİRKETLERİ BELGE EVRAK başlığında kayda rastlanmamıştır.
9. ŞÜPHELİ ŞİRKETTE SGK KAYDI başlığında kayda rastlanmamıştır.
10. KHK İLE İHRAÇ EDİLENLER başlığında kayda rastlanmamıştır.
11. TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığında ayrıca tutanak tanzim edilmiş olup, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait olduğu bildirilen 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA DA HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞTIR.
Buna rağmen İddianame Savcısı iddianamesine sevk maddeleri arasında bu suçlamayı dahil etmiştir. Ancak İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen yargılama neticesinde: 150’den fazla müşteki beyanı, HTS Kayıtları, tanık beyanları, telefon tapeleri vb tüm belgeler değerlendirmiş, müvekkil ve diğer sanıklar hakkında atılı isnattan BERAAT KARARI verilmiştir.
FETÖ/PYD’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN İSTANBUL 30 ACM BERAAT KARARI (Aşağıda)
FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN BERAAT KARARININ KESİNLEŞME ŞERHİ (Aşağıda)
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 09.03.2026