Televizyonlardaki Dini Programlar, Dini Konuları Ciddiyetsizleştirme Alanı Olmamalıdır

By gundem
13 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR

Müvekkil Adnan Oktar’ın, televizyonda yayınlanan ve çeşitli hocaların katıldığı dini programlarla ilgili analizlerini takdirinize sunuyoruz:

Bazı Kesimlerin Hak Dinlere Yönelik Mücadelesi,
Her Dönem Farklı Yöntemlerle Olmuştur

İnsan hayatı, ancak Allah’a iman ve din ile yaşanabilir bir süreçtir. Çünkü insan, bu dünyada imtihan olmaktadır ve dünya, iyiliklerle ve kötülüklerle birlikte yaratılmış olan, insanın işlediği eylemlerle sınandığı, zorluklara göğüs germek zorunda kaldığı ama aynı zamanda da güzel ahlakla yaşaması gereken bir deneme alanıdı r. Bütün bunları bilerek yaşamak, varlık amacını bilmek ve bu amaca göre davranmak için insanın, kendi Yaratıcısını tanıması gerekmektedir.

İşte bu nedenle Allah, yol gösterici hak kitaplar , Peygamberler ve elçiler göndermiştir. Peygamberler ve elçiler yoluyla hak dinler tebliğ edilmiş ve insanlara Allah ve hak dinler tanıtılmış, güzel ahlakın tarifi yapılmıştır.

Ancak dünya, iyilerle kötülerin çatışma alanı olduğundan, hak dinlere ve yapılan tebliğlere karşı sürekli bir mücadele olmuş ve insanlar, iman delillerinden uzaklaştırılmaya çalışılmışlardır.

Bu, her dönemde farklı yöntemlerle olmuştur. Şeytanın amacı doğru yoldan daima alıkoymak olduğundan, şeytan sürekli olarak iş başındadır.

Ahir Zamanda Deccaliyet Tarafından
Bir Kısım Müslümanların Samimiyetsizliğe Sürüklenmesi

İçinde bulunduğumuz ahir zaman ise, tüm dönemlerin en zorlusudur. Bu dönem, ahir zaman şahıslarından deccalin aktif olarak görevde olduğu, dünyanın tüm gelişmiş imkanlarını kullanarak insanları doğru yoldan alıkoyduğu ve tüm dünyayı saptırmaya çalıştığı bir dönemdir. İşte bu nedenle de deccalin yöntemleri her zamankinden daha ürkütücü, daha sinsi ve daha yıkıcıdır.

Günümüzde Allah’a karşı mücadele, çok çeşitli yöntemlerle gerçekleşmekle beraber, asıl olarak ALLAH’IN İSMİ KULLANILARAK yapılmaktadır. Deccaliyet, öyle sinsi bir sistem oluşturmuştur ki, insanlar kimi zaman doğrudan ALLAH İLE ALDATILMAKTA ve din adına dinsizlik cereyanına kapılmaktadırlar. Allah, bu sinsi yöntemi 1400 yıl önce Kur’an’da haber vermiştir:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve ALDATICI( LAR ) DA SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN. (Lokman Suresi, 33)

Yüce Rabbimizin haber vermiş olduğu bu tehlike, şu anda, ahir zamanda yoğun şekilde yaşanmaktadır. Müslümanlar, Kur’an’dan uzaklaştırılmakta, Allah adına hurafelere bağımlı kılınmakta, bir kısım kaynaklardan veya hocalardan aldıkları bilgilerle Kur’an’da olmayan bir dine uymakta ve bunu Müslümanlık sanmaktadırlar. Buna karşı Kur’an’dan getirilen delillere karşı gelmekte, kendi dinlerinin Kur’an’da anlatılan değil de, kendi atalarından gelen gelenekler olduğuna inandırılmaktadırlar. Oysa a taların dinine uymak, Yüce Rabbimizin, yine Kur’an’da haber verdiği bir tehlikedir:

Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler. ( PEKİ) YA ATALARININ AKLI BİR ŞEYE ERMEZ VE DOĞRU YOLU DA BULAMAMIŞ İDİYSELER? (Bakara Suresi, 170 )

Kur’an’da Peygamberimiz (SAV), Allah’a yakarmakta ve kendi kavminin KUR’AN’I TERK ETTİKLERİNİ ifade etmektedir :

Ve elçi dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim, BU KUR’AN’I TERK EDİLMİŞ (BİR KİTAP) OLARAK BIRAKTILAR.” (Furkan Suresi, 30)

Kur’an’ı terk edenler nedeniyle din , kendi özünden uzaklaştırılmış ve gelenekler, din yerine uygulanır olmuştur. İşte ahir zamanda, insanların dinlerinden uzaklaştırılması asıl olarak bu yöntemle gerçekleştirilmiştir.

Birtakım gelenekler ve sahih olmayan (gerçek olmayan) hadislerde yer alan bazı izahlar nedeniyle insanların bir kısmı, radikal gruplar yoluyla katılaşmış, kimisi bunu yapamadığı için samimiyetsiz bir sistem içinde “ne onlardan ne bunlardan” olmuş, kimisi ise kadınların hiçbir söz hakkının olmadığı, insanların dinsiz olarak yaftalanıp katledildiği, bilimin, sanatın, estetiğin terk edildiği, yasak, öfke ve nefretin hakim olduğu ürkütücü bağnaz dünyayı görerek dine cephe almış ve dinsizliğe sürüklenmiştir.

Burada üzerinde durmak istediğimiz kitle, kendisini dindar olarak nitelendiren kesimin içinde yer alan, din adına büyük ölçüde gelenekleri benimsemiş olan ve dini ciddiyetsiz bir üslupla ele alan halk kitlesidir.

Dini Konuların Ciddiyetsizleştirilmesine
Asla İzin Verilmemelidir

Dini konuları ciddiyetsizleştirme çabası, İslam alemine en çok zarar veren konulardan biridir. Acı bir şekilde bu durum, ülkemizde Müslüman camia içinde oldukça yaygındır. Müslümanların bir kısmı, inandırıldıkları hurafeci anlayış nedeniyle bazı dini konuları ve ibadetleri ciddiye almayarak garip bir samimiyetsizlik boyutuna ulaşmış ve özellikle dini konuları -HAŞA- mizah kaynağı haline getirmiştir.

Bugün toplum içinde, dini konuların bazı çevrelerce espri konusu yapılabilmesi, bir kısım hocaların yaptıkları yayınların bazı kesimler tarafından ciddiye alınmaması oluşan tahribatın sonuçlarıdır.

Dini konuları kendilerince basitleştirmeye çalışan, hatta espri konusu yapan kesim de genellikle hep kendisini dindar olarak nitelendiren kişilerden çıkmaktadır. Bazı özel zamanlarda ve Ramazan ayında televizyona çıkarak yayınlar yapan hocalara, kendilerini saf gibi göstererek ANLAMSIZ, MANTIKSIZ, ABSÜRT SORULAR soran bir kısım kişiler de yine aynı kitleyi temsil etmektedir. Bu kişiler, Allah’ı tanımak, Allah’ı hakkıyla sevmek, Allah’ın yarattığı harikaları görmeye çalışmak yerine, gerçekte belki hiçbir zaman ilgilenmeyecekleri konuları , sırf ilgi çekmek adına söz konusu hocalara sorabilmektedirler . Amaçları dini meseleleri öğrenmek DEĞİL, sadece ortamı MİZAH KONUSU haline getirebilmektir.

Hatta bazen bazıları, karşılarında vaaz veren söz konusu hocalarla kendilerince alay etme peşinde olmakta, sorularını bu amaca uygun seçmektedirler.

Ancak asıl sorun, kendilerine söz konusu absürt soruların yöneltildiği hocaların, bu durumu kimi zaman FARK EDEMEMELERİDİR. Bir kısım hocalar, soruların mantıksızlığına bakarak ve karşılarındakinin akılsızlığını görerek, kendilerini üst akıl gibi kabul etmekte ve bu mantıksız ve anlamsız sorulara uzun uzun cevap vermektedirler. Kimi zaman çok faydalı olabilecek uzun bir program, bu mantıksız sorulara verilen uzun cevaplarla geçmektedir. Kimi zaman söz konusu hocalar, soruyu soran kişiler tarafından alay konusu yapıldıklarını dahi fark edemeMEkte ve bunun bir tebliğ yöntemi olMAdığını kavrayamaMAktadırlar .

Örneğin, Ramazan aylarında hocalara en fazla sorulan sorulardan bir tanesi, oruç tutarken şekerli sakız çiğnenip çiğnenmeyeceğidir. Oysa bunu soran herkes, oruçluyken şekerli sakız çiğnenmeyeceğini gayet iyi bilir. Ancak bu soru her Ramazan ayında, mutlaka hocalara sorulmakta ve şaşırtıcı bir şekilde hocalar tarafından saatler boyunca cevaplanmaktadır.

Dahası;

İnternetten Kabe’nin tavaf edilip edilmeyeceği,

Mars’taki suyla alınan abdestin geçerli olup olmayacağı,

Yıldızlarda canlıların yaşayıp yaşamadığı,

Erkeklerin kadınlar gibi babet çorap giymesinin caiz olup olmadığı,

Çarşamba günü çocuk yıkamanın günah olup olmadığı,

Banyoda çıplak olarak yıkanmanın caiz olup olmadığı,

Saç tıraşı yaparken saça çizik attırmanın caiz olup olmadığı,

Ve bunlar gibi DİNLE, İMANLA, AKIL VE İZANLA BAĞLANTISI OLMAYAN pek çok soru, söz konusu hocalara sıklıkla yöneltilmekte, soruların saçmalığı soruyu soranlar tarafından da gayet iyi bilinmekte, hatta bu kişiler tarafından GÜLEREK sorulmaktadır. Soru, İZLEYİCİLERİN DE KOMİĞİNE GİTMEKTEDİR. Belli ki oradaki amaç, imani bir meseleyi merak etmek değil, işi eğlenceye çevirebilmektir.

OYSA DİN, EĞLENCE KONUSU EDİLMEK İÇİN YARATILMAMIŞTIR. Dini konuları, böylesine CİDDİYETTEN UZAK bir üslup ve tarz içinde sunmak, bunu bir eğlence meselesi yapmak, dini anlatan insanlarla adeta alay edercesine bir ortam oluşturmak İslam’a verilebilecek en büyük zarardır. Ayrıca bu tutum ve üslup, insanların Allah’a ve dine yakınlaşmalarının önündeki EN BÜYÜK ENGELLERDEN biridir. Bu üslup içindeki insanların bizzat kendileri, dini konulara olan saygılarını büyük ölçüde kaybettiklerinden , Allah’tan ve dinden de uzaklaşır hale gelmektedirler. Müslüman toplumlarını bu şekilde gören dışarıdan kişiler de, Allah’a ve dine yönelik saygı ve sevgiyi göreMEdiklerinden, olumsuz etkilenmekte ve dine yanaşmaktan imtina etmektedirler.

Dahası ALLAH, BU ÜSLUBU BÜYÜK GÖRMEKTE, BEREKETİNİ ENGELLEMEKTE, İSLAM’I TÜM DÜNYADA VE TÜM KALPLERDE HAKİM EDEBİLECEKKEN, BUNU YAPMAMAKTADIR. İslam alemi, sırf bu tavır nedeniyle, İLERLEYEMEMEKTE, GELİŞEMEMEKTE, TEBLİĞ YAPAMAMAKTA, ADETA YERİNDE SAYMAKTADIR.

Çünkü, KENDİSİNİ SEVEN MÜSLÜMANLARDAN ALLAH’IN İSTEDİĞİ ŞEY BU DEĞİLDİR. ALLAH, BÜYÜK BİR CİDDİYETLE, DERİN DÜŞÜNEREK, İMAN HAKİKATLERİNDEKİ DELİLLERİ GÖREREK, AKIL YÜRÜTEREK VE İÇTEN BİR SAYGIYLA İMAN İSTEMEKTEDİR.

Allah, bu dünyanın oyun ve eğlence için yaratılmadığını ayetinde bildirmiştir:

BİZ, GÖKLERİ, YERİ VE İKİSİ ARASINDA BULUNANLARI BİR ‘OYUN VE OYALANMA KONUSU’ OLSUN DİYE YARATMADIK.

Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler. ( Duhan Suresi, 38- 39)

İşte bu nedenle dini konular söz konusu olduğunda DERİN BİR SAYGIYLA, DERİN BİR AKILLA, DERİN BİR KAVRAYIŞLA hareket etmek şarttır. BU, ALLAH’A OLAN SEVGİNİN, SAYGININ, TESLİMİYETİN BİR GEREĞİDİR. BU, ALLAH’I ANLAMANIN BİR GEREĞİDİR. Allah’ı gereği gibi anlamış, O’nun büyüklüğünü, yüceliğini, gücünü ve kudretini takdir etmiş bir insanın, HERHANGİ BİR CİDDİYETSİZLİĞE GİREBİLMESİNİN İMKANI YOKTUR. Allah korkusu, Allah’ın sevgisini kaybetmenin korkusudur. Gerçekten iman etmiş, Allah’ı gerçekten kavramış bir insan, BU SEVGİYİ YİTİRECEĞİNDEN ŞİDDETLE KORKAN KİŞİDİR.

Dini Programlar,
Çok Daha Faydalı Yayınlar Haline Gelebilir

Ekranlarımızda dini içerikli programların yer alması, çeşitli hocaların dini bilgiler aktarıyor olmaları elbette son derece güzel ve gereklidir. Ancak, yukarıda tarif ettiğimiz hususa dikkat edilmesi ve söz konusu programların çok daha eğitici ve imana vesile olacak hale getirilmesi büyük bir gerekliliktir. Bugün insanlarımıza, neredeyse hiçbir platformda;

Allah, gereği gibi tanıtılmamakta,

Allah sevgisi öğretilmemekte,

Allah’ın her yere ve her şeye hakim olduğu anlatılmamakta,

Her an yalnızca O’nunla baş başa olduğumuz gerçeği izah edilmemekte,

O’nun, kainattaki muhteşem eserlerin kudretli Yaratıcısı olduğu tarif edilmemekte,

İman hakikatleri yoluyla Allah’ın yüce sanatı anlatılmamakta,

İnsanlara Allah’ın varlığına dair deliller yeterince gösterilmemektedir.

Oysa, Allah’ın kudretini, rahmetini, eserlerini gören bir insan, Allah’a büyük bir saygıyla teslim olacak, O’nu kalpten sevmenin güzelliğini tadacak ve O’nun yarattıklarını da O’na olan sevgisi nedeniyle çok sevecektir. Bu, kişiye, hayranlık dolu bir saygı kazandıracak ve Allah’a olan hürmetinin artmasına vesile olacaktır.

Allah, saygı ile yüceltilmeyi Kendi kullarından beklemektedir:

Gerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı SAYGIYLA KORKANLAR … İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler. ( Müminun Suresi, 57, 61)

Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, gönülden (Allah’a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah’a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, SAYGIYLA (ALLAH’TAN) KORKAN ERKEKLER VE SAYGIYLA (ALLAH’TAN) KORKAN KADINLAR … (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. ( Ahzab Suresi, 35)

Ki Allah’a ve Resûlü’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’NU EN İÇTEN BİR SAYGIYLA-YÜCELTMENİZ ve sabah akşam O’nu (Allah’ı) tesbih etmeniz için. (Fetih Suresi, 9 )

İşte tüm bu sebeplerle, söz konusu yayınlarda ALLAH’IN YÜCE KUDRETİNİN TANITILMASI , İMAN HAKİKATLERİNİN ANLATILMASI , İNSANLARI İMANA YÖNELTECEK VE ALLAH SEVGİSİNİ ARTIRACAK DELİLLERE YER VERİLMESİ kanaatimizce en elzem konudur. Söz konusu yayınlarda sorulması adeta bir gelenek hale getirilen yukarıda izah ettiğimiz minvaldeki SORULARA İZİN VERİLMEMESİ, söz konusu programlarda geçen dini izahların mizah konusu yapılmasının ENGELLENMESİ şarttır.

Söz konusu programlar, böyle bir çizgide gerçekleştiği sürece, dindar olmayan insanların dahi ilgisini çekecek bir şekle dönüştürülebilir. Programa ayrılan bu önemli vakit, samimiyetle yapılacak güzel bir tebliğ için harcanmalıdır.

Sonuç

Müvekkilin yukarıda izah etmiş olduğu bu önemli hususları takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 18.10.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir